Mürşidin gıyabında yapılan rabıta iki kısımdır.
Birisi günlük ders olarak yapılan rabıta, diğeri de devamlı olup bütün
zamanlara yayılan rabıtadır. Her ikisini usulüne uygun yapanlar büyük
menfaat elde ederler. Bu usulleri kısaca tarif edelim.
Günlük Ders Olarak Yapılan Rabıta
Mürid, günlük rabıta dersini yapacağı zaman, akşam namazından sonra,
abdestli bir şekilde kıbleye karşı adap üzere oturur, gözlerini kapatır,
yirmi beş (25) defa estağfirullah der. Mürşidinin dolunay gibi ilahi
nurlarla parlayan cemalini hayalinde canlandırır. Onu gözünün önüne
getirmeye ve ondaki nurlardan nasiplenmeye çalışır. Bunun için mürşidin iki
kaşı arasından çıkan bembeyaz süt şeklindeki ilahi nurun ve feyzin, müridin
ağzından girerek kalbinin üzerine geldiğini, kalbinden yayılarak bütün
vücudunu sardığını düşünür. Buna 10-15 dakika devam eder. Rabıtanın en azı
beş (5) dakikadır. Duruma göre bu süre uzatılabilir. Sonra 25 defa
estağfirullah diyerek gözler açılır.
Kadınlar ders rabıtası yaparken, mürşidi bir nur şeklinde, güneş gibi parlak
vaziyette düşünürler. Mürşidin vücut azaları, başı, yüzü, gözü zahiri olarak
değil, ilahi nur ve feyiz ile dolu gönlü ve o gönüldeki nurun dışa yansımış
hâli düşünülür. Ruh ruha, kalp kalbe, gönül gönüle bağlanır ve ondaki ilahi
nurdan, feyizden, sevgiden, ilimden ve edepten nasiplenmeye çalışır.
Ders olarak yapılan rabıtanın vakti akşam ile yatsı arasıdır. Ramazan- şerif
ayında ise bu ders öğle ile ikindi namazı arasında yapılır. Ramazan ayının
ve orucun bereketinden istifade etmek için Ramazan ayında rabıta, gündüz
yapılır.
Hayatın Her Anına Yayılan Rabıta
Buna manevi ve hayali rabıta da denir. Bu rabıtanın şekli çoktur. O belli
bir vakte bağlı değildir. Her iş ve ibadetten önce yapılacak bir rabıta
şekli vardır. Bu rabıta ile basit işler güzelleşir, görülen şeylerden ibret
alınır, kalp devamlı uyanık olur, insan edeplenir. Rabıta desteği ile
yapılan amellerde insan, varsa riyasını görür, ihlasa sarılır, kusurlarını
fark eder.
Manevi rabıtanın bir şekli mürşide ait şeyleri sevmektir. Mürşid sevgisini
kuvvetlendirmek için onun ehl-i beytini, oturduğu yerleri, kendisiyle ilgili
şeyleri düşünmek, bir yandan muhabbetle ayrılık hasreti çekmek, öbür yandan
buluşma özlemi ile kalbi mürşide bağlamak gerekir.
Mürid, yolda yürürken, yemek yerken ve bir işe giderken mürşidine yönelerek
onun ruhaniyetini kendi tarafına çekebilir. Bu ruhaniyetin nurları ve
tasarrufatı altındaki bir insan Allah'ın rahmetini üzerine çekmiş olur. Bu
rahmet ona çok şey kazandırır.
Mürid, günlük işlerinde de rabıtalı olmalıdır. Mesela uyuyacağı sırada
mürşidini baş ucunda kendisine feyiz akıtır vaziyette düşünmesi, aynı
şekilde uykudan uyanınca, bir ders alma veya verme anında, namazın başında
ve sonunda rabıta yapması önemli kazanç sağlar. Çünkü müridin iki rabıta
arasında işlemiş olduğu her amel, rabıtanın bereketi içinde işlenmiş olur.
Namazın içinde rabıta yapılmaz.
Rabıtanın bereketi, kalbi Yüce Allah'a bağlamak ve onu her an uyanık
tutmaktır.
Müridin, dostlarıyla veya yabancılarla sohbet ederken, evinde ailesi içinde
oturup kalkarken rabıta yapması da önemlidir. Bunun en önemli faydası
gaflete düşmemek, boş konuşmalardan kaçınmak ve karşısındaki kimselere
edepli davranmaktır.
Müridin tatlı akar sular, hoş manzaralar, güzel binalar, çekici elbiseler,
lüks arabalar görünce de rabıta yapması kendisine önemli kazançlar sağlar.
Bu durumda mürid şöyle düşünebilir:
Keşke mürşidim şu akar suyun başında, şu hoş manzaranın içinde veya şu güzel
binada olsa da sohbetini dinleme şerefine ersek. Çünkü böyle yerlerde sohbet
daha tatlı olur. Keşke mürşidim şu elbiseleri giymiş veya şu güzel vasıtaya
binmiş olsa da herkes ondaki cemali ve celali, tevazu ve edebi görse. Bunlar
ona ne güzel yakışır, hem bu nimetlere de en fazla o layıktır. Çünkü onların
şükrünü en güzel o yapar.
Aslında bu düşünceler samimi sevginin gereğidir. Çünkü aşık insan hoşuna
giden her güzel şeyin sevdiği kimsede de bulunmasını ister, hatta önce onu
tercih eder. Aşkta bencillik olmaz, ben diyen aşık olamaz. Mürid de
karşılaştığı güzel nimetler içinde önce kimi hatırladığına bakarak sevgisini
kontrol edebilir.
Güzel nimetler karşısında yapılacak rabıta müridi gaflet, nankörlük, kin,
haset, dünya sevgisi, cimrilik gibi hastalıklardan korur.
Rabıtanın ihmal edilemeyeceği yerlerden birisi de velilerin hâllerini inkar
eden alimlerin meclisleri ve onlarla münakaşa anlarıdır. Bu andaki rabıta
kalbi yıkıcı fikirlerin etkisinden kurtarır, müridi edebe uymayan hissi ve
nefsi davranışlardan uzak tutar.
Bir başka mürşidle karşılaşma veya buluşma anında da rabıtalı olmalıdır. Bu
şekilde mürid, karşılaştığı büyüğe karşı edepli davranır, sevimsiz
düşüncelerden kurtulur, kalp kaymasından korunur.
Kâmil Mürşid Rahmet Vesilesidir
Mürid, bir nimetle karşılaşınca, bunu nefsine veya herhangi bir ameline
maletmek yerine, mürşidinin dua ve bereketine bağlaması güzel olur. Böylece,
kalp nimete değil onu verene bağlanır, Allah'a şükreder. Kendisine bu
nimetin gelmesine vesile edilen, ayrıca nimet karşısında nasıl davranacağını
öğreten mürşidine de teşekkür eder.
Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Gerçekte bütün nimetleri yaratan ve
dilediği kimselere dilediği kadarını ulaştıran Allahu Teala'dır. Böyle bir
anda mürşidi düşünmenin ve onu nimete vesile görmenin ne faydası vardır? Bu
durum sebebe bağlanıp asıl vereni unutma ve ileri safhada şirke düşme
tehlikesi taşımaz mı?
Buna cevap olarak denir ki: Bir nimete ulaşan kimse için asıl tehlike onu
kendi nefsinden bilip, ben yaptım, ben çalıştım, ben kazandım diyerek
gaflete düşmesidir. Elbette bütün mülk, yaratma ve nimetleri taksim Yüce
Allah'a aittir. Ancak Yüce Allah'ın dünya alemindeki adeti, her şeyi bir
sebeple yaratmasıdır. Bu alemin ayakta durması için en büyük sebep, içinde
Allah'a kulluk eden, O'nu zikreden salih müminlerin bulunmasıdır.
Resûlullah (s.a.v) efendimizin belirttiği gibi: "Yeryüzünde Allah, Allah
diye zikredenler bulunduğu sürece kıyamet kopmayacaktır.34
Kıyamet, dünyadaki hayatın sönmesi ve bütün hayat düzeninin bozulmasıdır.
Demek ki şu anda bütün insanlık Yüce Allah'ın zikrini çeken salihlere
teşekkür borçludur. Çünkü bu dünya onların yaşadığı ilahi ahlak ve
çektikleri zikir sebebiyle ayakta durmaktadır.
Şu hadisleri de burada hatırlatmalıyız:
"İnsanlar, Allahu Teala'nın kulları içinden seçtiği salihlerin sebebiyle
yağmura kavuşur, onların bereketiyle müminler ilahi yardıma ulaşır, halktan
umumi azap kaldırılır." 35
"Allah bu ümmete ancak aralarındaki zayıf görünümlü salihlerin duası, namazı,
orucu ve ihlası sayesinde yardım eder." 36
İmam Rabbani (k.s), Hz. Peygamber'e varis olan ve dini hayatı canlandıran
irşat kutbu müceddidi tanıtırken şöyle demiştir:
"Müceddit öyle bir kimsedir ki, ümmete gelen bütün feyiz ve maneviyat ancak
onun sayesinde gelir. Onun aracılığı olmadan hiç kimseye irşat, hidayet, nur
ve feyiz gelmez. Bu Allah'ın takdir ve tercihi ile böyle olmaktadır. Allahu
Teala irşat kutbu yaptığı zatı vesile ederek dilediklerine pek çok faydalar
ulaştırır. Bazen bundan irşat kutbu olan zatın haberi de olmaz."37
İşte rabıta yoluyla kendisine kalbin bağlandığı zat bu irşat kutbudur. Zaten
bu yetki ve derecede olmayan kimseye rabıta yapılması yasaktır. İrşat
kutbunun kim olduğunu o kimsenin irşadı gösterir. Onun veliliği ve peygamber
varisi olduğu her hâlinden bellidir. Takva imamı olduğu güneş gibi ortadadır.
Yeter ki onu gören kimse inkar gözüyle bakmasın.
Mürid elde ettiği her nimetin kendisine gelişi için bir sebep arayacaksa, bu
sebep onun Allah'tan gafil nefsi değildir. Elbette her şey Yüce Allah'ın
sonsuz rahmeti ve iradesiyle olmaktadır. Ancak Allahu Teala kullarına
göndereceği bir nimeti onların içlerinden seçtiği bir kul vasıtasıyla
göndermeyi daha çok sevmektedir.
Maddi ve manevi bir nimete kavuşunca yapılacak rabıta kalbi eşyaya değil,
Yüce Mevla'ya bağlar. Kulu şirke değil, şükre götürür.
Hastalık ve Sıkıntı Anında Rabıta
Mürid bir musibet ile karşılaşınca şöyle düşünmelidir: Mürşidim, bende
Allah'tan başka şeylere karşı ilgi, aldanma ve gaflet görerek kalbimin
onlardan kurtulması ve Allah'a yönelmesi için Yüce Allah'tan bana bu
musibeti vermesini dilemiştir. Böylece mürşidim uyanmamı ve tüm varlığımla
Yüce Allah'a yönelmemi istemiştir. O hâlde bu musibet aslında bir ihsandır.
Çünkü o beni kapıldığım gurur ve gafletten kurtarmıştır. Bu durumda ben
böyle bir musibeti verene şükür, onun verilmesine sebep olana da teşekkür
etmeliyim.
Sadat-ı Kiram'dan Şah-ı Hazne (k.s), müridin günlük işleri ile meşgul
olurken yapacağı hayâli rabıtayı şöyle tarif etmiştir:
"Mürid, sanki üstadı daima kendisiyle berabermiş gibi düşünür. Bir şey
yediği, dostlarıyla konuştuğu, başkalarıyla karşılaştığı zaman onu
hatırından çıkarmaz. Yatacağı ve uykudan kalktığı vakitte onun baş ucunda
bulunduğunu düşünür. Talebeye ders verirken, dersi bitirirken, namaza ilk
kalkarken, namazı bitirirken mürşidini yanında, önünde hayal eder. Mümkün
olduğu kadar bu düşünceye devam edip, nefsin sevdiği şeye iltifat edilmemesi
gerekir.38
Rabıta Farklı Derecelerde Gelişir
Bu yolun büyükleri derler ki: Râbıtanın şekil ve dereceleri farklı farklıdır.
Onun tek bir şekli yoktur. Bu sebeple mürid sabırlı olmalı, hak yolundaki
edeplere dikkat etmelidir. Kalbini öldürecek boş işlere dalmamalıdır. Dinin
emirlerine sıkıca yapışıp nefsi yavaş yavaş rabıtaya alıştırmalı ve bu hâli
ilerleterek rabıtanın farklı derecelerine ulaşmalıdır.
Şu çok önemli: Kâmil mürşidi düşünürken onun kulluk sıfatını unutmamak ve
kendisine ait olmayan sıfatları düşünmemek gerekir. Bir sevgi haddi aşınca
sevgiliye ihanete dönüşür. Müride düşen mürşidini yüceltmek değil, ondaki
yüksek sıfat ve ahlaklardan nasiplenmektir.
İş-güç esnasında kısaca mürşidimin huzûrundayım diye düşünmek kâfidir. Yine
Namaz ve Kur'an okurken namazını ve okuyuşunu karıştıracak şekilde râbıta
yapmaktan sakınarak kısaca: "mürşidimin huzurunda Kur'an okuyorum, yanında
namaz kılıyorum" diye düşünüp okunacak şeylerin güzel yapılmasına,
mânâlarının düşünülmesine dikkat edilmelidir. İşte devamlı râbıta böyledir.
Bu kısmı, kulun gayretine bağlıdır. Gelecek mânevî zûhûrat ve zevkler ise
vehbîdir. Onlar Allah vergisi olup, kulun müdâhâlesi söz konusu değildir.
"39
Namazın içinde rabıta yapılmaz. Namazda kendiliğinden oluşan rabıta hâlinin
bir zararı yoktur; ancak bu hâle iltifat edilmez.
Namazda kalbi dağılan kimse: "Şu anda Kabe'de namaz kılıyorum, mürşidimin
arkasında namazdayım, sağımda cennet, solumda cehennem var, ayaklarımın
altında sırat köprüsü kurulu..." şeklinde bir çeşit zikir sayılacak ve
kalbini toplayacak şeyleri düşünmesinin bir zararı yoktur, aksine faydası
vardır. Böyle bir düşünce şirk değildir. Namazın ve içindeki bütün amellerin
hedefi Yüce Allah'ı zikirdir. Bu zikre vesile olan, kalbi uyandıran, gönlü
toplayan, ibrete yol açan düşünceler, tefekkürler, hayaller, namazın ruhuna
aykırı değildir.
Mürid bu şekilde rabıtayı bütün vakitlerine yaymaya ve her zaman mürşidi ile
kalb bağlantısı kurmaya çalışmalıdır. Çünkü gönlünü ve gündemini mürşidi ile
doldurmayan kimsenin gönlü kendini meşgul edecek bir sevgili bulur. Ancak
her sevgili onu Allah'a bağlamaz, her sevgi saadet sebebi olmaz.
. |