Sahabenin ve salihlerin kabirlerini ziyaret
ederken, onları rahatsız edecek hâllerden sakınmalıdır. Erkek kadın
birbirine karışmış ve sıkışmış olarak ziyaret edilmez. Böyle durumlarda
türbenin içine girmeye veya kabre yakın olmaya kendini zorlamamalıdır. Huzur
ve edep içinde biraz uzaktan, hatta türbenin dışından bile selam verilip,
ziyaret ve dua yapılabilir.
Edep çiğnenerek ibret ve sevap alınamaz. Bu sükunet ve edeplere özellikle
Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, Sahabe-i Kiram'ın ve büyük zatların
türbe ve kabirlerini ziyaret ederken dikkat etmelidir. O huzurda kargaşadan
çekinmeli, itip kakarak kimseyi rahatsız etmemelidir.
Büyük arif Hace Alaüddin Attar (k.s) kabir ziyaretinin hedefini şöyle
belirtmiştir:
"Mürid, büyüklerin mezarların ziyaret ettiğinde, orada yatan büyüğün sıfat
ve hâllerinden ne anlamış ve ne sebeple kendisine yönelmiş ise o derecede
feyiz alır. Mukaddes ruhlara yönelmek için zahiren uzak olmanın bir zararı
yoktur. Ancak asıl iş, kabirde yatan zatın sıfatlarını anlamaktır. Hz. Şah-ı
Nakşibend (k.s) şu beyitleri çok söylerdi:
Büyüklerin kabrine bağlanmaktan ne çıkar Onların yaptığını yap, sen de
hedefine var.
Allah dostlarının kabirlerini ziyaretten gaye, mezara değil, Cenab-ı Hakka
yönelmektir. Oradaki velinin ruhaniyeti Allahu Teala'ya yönelmek için ancak
bir vesiledir.113
Kabir ziyareti konusunda, müridin dikkat edeceği başka bir husus da, bir
Peygamber (a.s) veya büyük zatın kabrini ziyaret ederken, kalbi toplamak ve
istifadeyi çoğaltmak için rabıtaya sarılmaktır. Bu konuya büyükler çok önem
veriyorlardı .
Seyyid Sultan Muhammed Raşid Hz.leri (k.s), bir sohbetinde buyurdu ki:
"Mürid, sofi, mürşidinden izinsiz türbe ve merkadlere gidemez, gitmemesi
lazımdır." Sonra bir müddet sustu, biraz sonra: "Rabıtasız gidemez!" buyurdu.
İzinsiz gidemez hükmünü, rabıtasız gidemez şeklinde ifade etti. Bunun manası
şudur:
Mürid mürşidini rabıta ederek türbe ve merkadleri ziyaret ederse, onun
vesile ve bereketiyle büyük menfaat elde eder. Yoksa, kendi nefsi ile
yapacağı ziyaretlerden gerçek menfaat göremez. Dikkat edilirse Seyyid
Muhammed Raşid Hz.leri, sohbetinde önce "izinsiz gidemez" buyurdu, sonra
bunu değiştirerek "rabıtasız gidemez" buyurdu. Yani bu konuda içtihat yaptı
ve hükmü kolaylaştırdı ki ümmet-i Muhammede, sofilere zorluk olmasın. Çünkü,
Seyda Hz.leri tasavvufta müçtehid idi. Bu sohbet benim aklımda kalmıştı.
Bir gün bu konuyu Gavsımız Seyyid Abdulbaki (k.s)
Hz.lerine sordum:
"Kurban, adaba göre sofinin önce mürşidini, sonra büyüklerin türbelerinin
bulunduğu merkadi ziyaret etmesi gerekiyor. Oysa, bu gün bazı sofiler, önce
merkade gidip ziyaret ediyorlar; buna Gavsımız ne buyururlar." O zaman
Gavsımız:
"Önce merkade gitmelerinde bir sakınca yoktur, gidebilirler." buyurdu ve
peşinden şu sohbeti yaptı:
"Şeyh Abdurrahman Tahi Hz.leri, hâlifesi Şeyh Fethullah Verkanisi ile hacca
gitmişlerdi. Hac vazifesini yaptıktan sonra Medine-i Münevvere'ye geldiler.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin Ravzasına yaklaştıklarında, Şeyh Fethullah
şeyhinin rabıtasını yapmaya başladı. Şeyh Abdurrahman Tahi Hz.leri ona dönüp:
"Molla Fethullah! Burada da mı Sadatın rabıtasın yapıyorsun?" diye sordu.
Şeyh Fethullah:
"Evet Kurban, asıl burada Sadatın rabıtasını yapmam lazımdır. Sadatın
rabıtası olmazsa, ben bu perişan hâlimle, hangi yüzle iki Cihanın
Efendisinin huzuruna çıkarım. Ben rabıtaya en çok burada muhtacım. dedi."
Buradan anlaşılıyor ki yüksek makam sahibi büyükleri ziyaret eden bir mürid
o makamların edebini, o makamdaki zatların kıymetini ve onlara karşı
yapılacak hürmet şeklini çok iyi bilen mürşidini gönlüne ve önüne alırsa,
nefsi ile baş başa kalmaz, eli boş dönmez.
Müridin her zaman her yerde ve her işte en önemli sermayesi edeb ve
tevazudur. Kendini hiç bilerek mürşidini önüne aldığında, o vesile ile
gelecek bereket müridin manevi hâline göre değil, mürşidin manevi derecesine
göre olur ve asıl menfaat müride kalır. Bundan, ziyaret edilen zatın noksan
olduğu anlaşılmasın. Kusur ve noksanlık ziyaretçi müridin nefsindedir.
Mürşid, büyüklerin derece ve kıymetini çok iyi bildiğinden mürid onu bir
aracı yapmış, bu vesile ile kalbini toplamış ve kazancını artırmış olur.
Kâmil bir mürşidin sevgisi ve edebi ile kalbi dolu bir mürid, büyük
zatlardan birinin kabrine yöneldiğinde, kabirdeki zat onun gönül tahtında
oturan büyüğün hatırına müride manen iltifatta bulunur ve onun için Allah'a
istiğfar eder. Bu da müride yeter.
|