Himmet, Yüce Allah'ın sevdiklerine ikram ettiği
özel rahmetidir. Mürşid-i kâmil, Yüce Allah'ın halifesidir; yer yüzünde en
mühim görevi üstlenmiş muttaki dostudur. Yüce Allah bu dostlarına verdiği
görev kadar destek de vermektedir. Allah dostlarına verilen bu yetki ve
müjdeler şu ayet-i kerimede özetle ifade edilmiştir:
"Bilesiniz ki, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur;
onlar üzülmeyecekler de.
Onlar, iman edip takvaya ermiş olanlardır.
Onlar için dünya hayatında ve ahiret hayatında nice müjdeler (keramet ve
güzel haller) vardır. "114
Büyük arif İmam Gazâli (k.s), Yüce Allah'ın gerçek takvaya eren dostlarına
kırk çeşit keramet verdiğini, bunların yirmisini dünyada bahşettiğini,
yirmisini de ahirette vereceğini belirtmiştir. Dünyada verdiği keramet ve
destekler içinde şunları da saymıştır:
Yüce Allah, muttaki dostlarını, sever, onları yüce katında özel olarak
zikreder, meleklerine över. Bu ne büyük bir ikram ve şereftir.
Yüce Allah, dostunu özel himayesine alır; onun bütün işlerine kefil olur.
Onu düşmanlarından korur. Onun gönlünü yüce marifeti ve muhabbetiyle zengin
eder. Onun Allah'tan başka bir derdi olmaz.
Yüce Allah, dostlarına bir heybet verir; onu görenler kendisine boyun büker,
hürmet eder, tevazu gösterir.
Yüce Allah dostlarını gönüllere sevdirir; bütün müminler onu sever,
kendisini hürmetle anar.
Yüce Allah, dostlarını bütün aleme rahmet ve bereket vesile yapar. Onun her
sözü, her işi bereketlidir. Onun bastığı topraklar, gezdiği yerler, gördüğü
insanlar, kendisiyle bereketlenir, feyizlenir.
Yüce Allah, yeri, karayı, havayı, denizi, hayvanları, dostunun emrine verir.
O bunları dilediği zaman istediği gibi kullanır.
Yüce Allah yerin hazinelerini dostunun önüne açar, eline verir. Ancak o,
bütün bunları gizli bir tuzak görür; hepsinden Allah'a sığınır; Allah'tan
sadece O'nun sevgisini ve rızasını ister. Bu tür keramet ve nimetlere
takılıp Yüce Sevgilisinden kopmaz.
Yüce Allah dostlarını ulu kapısına arz edilecek işlerde bir vesile ve reis
yapar. Halk ilahi huzura girmeye onu vesile eder; ona hizmet ettirerek halka
sevdirir ve bu vesile ile insanların hidayetine vesile eder. Onun aracılığı
ile ihtiyaçlar ilahi huzura arz edilir, onun hak katındaki hatırına dertlere
çare aranır, o, sıkıntılardan kurtuluş ister.
Yüce Allah, dostlarının duasını kabul eder. Onlar ne isterse verir. Bir işte
şefaatçi olurlarsa, dileklerini geri çevirmez. Bütün bunlar Yüce Allah'ın
dünyada iken dostlarına verdiği keramet ve yetkilerdir. Bir de ahirette
verecekleri vardır ki, onların birincisi meleklerin teşrifatı ve selamı ile
hoş bir halde ruhlarını teslim etmektir."115
İşte dünyada muttakilere imam yapılan kâmil mürşidler, bu tür yetki ve
tasarrufa sahip yapılmışlardır. Onlara verilen bu yetkileri şu meşhur kudsi
hadis çok güzel özetlemektedir:
"Kim benim velilerimden birisine düşmanlık yaparsa, ben ona karşı harp
açarım/ondan dostumun intikamını alırım.
Bir kulum farz kıldığım amelleri yaparak bana yaklaştığı gibi, hiçbir şeyle
bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri ile de devamlı bana yaklaşır.
Nihayet onu severim.
Ben bir kulumu sevdiğim zaman, (kendisine vereceğim özel nurum ile) onun
işiten kulağı, konuşan dili, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı, anlayan
kalbi olurum. O artık benimle işitir, benimle konuşur, benimle görür,
benimle tutar, benimle yürür, benimle anlar. Benden bir şey isterse,
istediğini veririm; bana sığınırsa kendisini korurum."116
Büyük müfessir İmam Fahruddin Râzî (rah), bu hadis-i kudsiyi velilere
verilen kerametin en güzel bir delili olarak görür ve şu açıklamayı yapar:
"Bir insan samimiyetle Yüce Allah'a kulluğa devem
ederse, Allah'ın: "onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olurum"
buyurduğu bir makama yükselir. Yüce Allah'ın sevdiği kuluna ikram ettiği
celal nuru, onda bir kulak olunca, o, yakını işittiği gibi, uzağı da işitir.
Bu nur, bir kul için göz olunca, o, yakını gördüğü gibi, uzağı da görür.
Yine Allah'ın celal nuru bir kulda el olunca, o kul, zora, kolaya,
yanındakine, uzaktakine, çok şeye gücü yeter."117
|