Mürşidi sırf Allah rızası için sevmek ve ona
karşı samimi olmaktır. Bunun gereği, irşad ve terbiye için tabi olduğu
mürşidine bütün varlığı ile bağlanmaktır. Şöyle ki, bütün alem gavs, kutub,
mürşid ve büyük velilerle dolu olsa, mürid, hidayet ve manevi nasibinin
sadece kendi mürşidinin yanında olduğunu bilmeli, kendisine sevgiyle tabi
olmalıdır. Mürid, ulaştığı bütün ilahi ilim, feyiz ve nurun kendisine
mürşidinin üzerinden geldiğini, Cenab-ı Hakk'ın onu vesile ettiğini bilmeli
ve kalbini tamamen ona çevirmelidir. Kısaca gönlünü ve gözünü mürşidinde
toplamalıdır. Şüphe müride zarar verir. Bu yolun piri Hace Nakşibend
Hz.lerinin şu hâli, anlattığımız konuda güzel bir örnektir:
Hace Nakşibend Hz.leri mürşidi Seyyid Emir Külal Hz.lerinin ziyaretine
gidiyordu. Yolda önüne Hz. Hızır Aleyhisselam çıktı ve Nakşibend Hz.lerini
kendisiyle meşgul etmek istedi. Nakşibend Hz.leri ona hiç iltifat etmedi.
Hz. Hızır (a.s) ısrar etti fakat fayda vermedi. Sonunda Hz. Hızır (a.s)
kendisini tanıttı. O zaman Nakşibend Hz.leri:
"Ben sizin Hızır olduğunuzu biliyorum. Fakat size ayıracak ne vaktim ne de
sevgim var. Benim bir kalbim var onu da mürşidime verdim. Başkasına verecek
ikinci bir kalbim yok!" dedi ve yoluna devam etti. Mürşidinin huzuruna
çıkınca Seyyid Emir Külal Hz.leri yoldaki olayı kendisi hatırlattı ve Hz.
Hızır'a verdiği cevaptan memnuniyetini belirtti.
Bütün Allah dostları, hiç ayırım yapmadan Allah rızası için sevilir, bu
imanın gereğidir. Ancak kalp terbiye için sadece bir mürşide bağlanır. Bu da
terbiyenin gereğidir.
|