Mürşide gitmekten maksat, Allah rızasına ulaşmak,
kötülükten kaçmak, hasta kalbe ilaç, garip gönle gerçek bir dost aramak,
kısaca manevi bir hicret yapmaktır.
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:
"Fitneler etrafı sardığı bir zamanda ibadete
yönelen kimse, sanki bana hicret etmiş gibidir."12
buyuruyor.
Bir mürşide giden kimse, fitneden kaçıp hak yolundaki cemaate koşmakta,
isyandan kaçıp takvaya sarılmaktadır. Bu, Allah ve Resûlü için yapılmış bir
hicret çeşididir. Bu hicretin sonu Allah rızasıdır.
Kâmil mürşid yeryüzünde en şerefli, en kıymetli, en gerekli ve en zor işi
üstlenmiştir. O aynı zamanda en büyük bir emaneti taşımaktadır. Çünkü kâmil
mürşid Hz Peygamber'in (s.a.v) varisi olarak takva imamlığını ve insanları
terbiye işini yürütmektedir.
Mürşide gitmenin en önemli hedefi, bu iman ve irfan kervanına katılıp
imanımızı muhafaza etmektir.
Büyük veli İmam Kuşeyri (k.s), mürşidin gerekliliği hakkında şöyle diyor:
"Hakkı arayan kimse, bulunduğu yerde kendisini
irşat edecek bir kimse bulamadığı zaman, irşatla görevli zamanının mürşidine
gitmeli, onun bulunduğu yere hicret etmeli; yanında kalmalı, terbiye olup
kendisine izin verilene kadar kapsından ayrılmamalıdır."13
Takva yolunda imam olan bir arifi sevmek ve desteklemek imanın bir
parçasıdır. Şu hadis-i şerifteki müjdeye bakınız:
"Kim Allah yolundaki bir imamı desteklemek ve
yüceltmek için yanına giderse, o kimse Allah'ın himayesinde olur; bu uğurda
göreceği her sıkıntının sevabını Allah verir."
14
Allah için Çıkılan Yolun Sonu Cennettir
Bir Allah dostunu ziyaret etmenin ilk faydası, Allah için sevginin ve
ziyaretin sevabına ulaşmaktır. Allah için sevilen bir Müslüman kardeşi
ziyaret etmenin hediyesi ilahi muhabbet ve Cennettir. Resûlullah (s.a.v)
Efendimiz bu konuda şu müjdeleri vermiştir
"Size Cennet ehli olanlarınızı haber vereyim mi?
Bir şehrin (memleketin) öbür ucunda bulunan din kardeşini Allah rızası için
ziyaret eden kimse Cennetliktir." 15
"Allahu Teala buyurur ki: Benim için birbirini
sevenleri, birbirini arayıp soranları birbirini ziyaret edenleri, birbirine
ikramda bulunanları, bir araya gelip meclis kuranları muhakkak ben de
severim." 16
"Kim bir hastayı ziyaret ederse veya Allah için
sevdiği bir kardeşini ziyarete giderse, görevli bir melek yoluna çıkıp:
Güzel bir iş ettin, bu yürüyüşün hoş oldu, Cennette kendine bir ev
hazırladın, sana müjde olsun! diye seslenir."17
Allah için sevginin ve ziyaretin bundan başka bir hediyesi olmasa bile, bu
kadarı insana yetmez mi? Allah'ın bir kulunu sevmesinden, ondan razı olup
cennet ve cemalini seyretme nimetini vermesinden daha güzel ne vardır?
Hele bu ziyaret edilen kimse, hâlkın irşadı ile görevli bir Allah dostu
olursa, ziyaretin fazilet ve bereketi daha fazla olur.
Allah dostu deyince, hemen keşif ve keramet aranmamalıdır. Kâmil mürşidin en
büyüt alameti Kur'an ve sünnet ahlakı üzere yaşamasıdır. Havada uçmak, suda
yürümek, ateşi yutmak, bir anda dünyanın öbür ucuna gidip gelmek gibi şeyler,
veli olmak için şart ve lazım değildir. Allah'ın izniyle bunlar mümkün
şeylerdir, fakat bu tür şeyler velide bulunmadığı zaman, o bir noksanlık
değildir. Velide ilahi aşk ve edep lazımdır. Buna kısaca istikamet denir.
Bir kimse bu yolun büyüklerinin elinden tutup irşat halkalarına girince,
Sadat-ı Kiram'ın himmet ve tasarrufları altına girmiş olur. Bu himmet ve
bereket onun kalbinde ilahi muhabbet meydana getirir.
Bunun bir sonucu olarak o kimsede günahlardan şiddetle kaçınma duygusu ve
ibadetleri tatlılıkla yapma arzusu oluşur. Bu büyüklerin meclisine katılan
insanın ruhu sevinir, kalbi rahatlar, gönlü huzurla dolar. İnsan Rabbül
alemine kulluk yapmanın sevincini yaşar. İşte bu, Yüce Sadatların elinden
tutmanın bereketiyle Allahu Teala'nın kuluna ikram ettiği bir hâldir. Hz.
Peygamber (s.a.v) Efendimize varis olan bu Allah dostlarının eli, Resûlullah
(s.a.v) Efendimizin elini temsil etmektedir. Onlara tutunan kimse hiç
kopmayan nurlu bir halkaya tutunmuş olmaktadır.
Nakşibendi büyükleri, insanın terbiyesi için üç şeyin elde edilmesini
gerekli görmüşlerdir. Bu üç temel esas muhabbet, ihlas ve teslimiyettir.
|