Din, Yüce Allah'ın kullarını terbiyesinden
ibarettir. Bu terbiye üç temel alanda gerçekleşmektedir. Birincisi inanç,
ikincisi ibadet, üçüncüsü de ahlaktır. Din inanmakla başlar; ibadet ve
taatle yaşanır. Edeb, güzel ahlak, ilahi sevgi, kalp temizliği, nefis
terbiyesi ile Allah'a dostluğun tadına varılır. Şu halde kâmil bir mümin
olmak, dini kâmil olarak yaşamaya bağlıdır.
Dinimizin bu üç temel esasa dayandığını şu meşhur hadis-i şerif ortaya
koymaktadır.
"Bir gün Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, mescitte Sahabe-i Kiram ile
oturuyordu. O esnada cemaatin içinden birisi çıkageldi. Gelen kimse, beyaz
elbiseli, siyah saçlı, güzel kokulu, üzerinde yol izi bulunmayan, kimsenin
de tanımadığı birisi idi. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin huzuruna kadar
geldi, selam verdi, edeple önüne oturdu, ellerini dizlerinin üzerine koydu
ve kendisine sorular sormaya başladı. Önce:
"Ya Muhammed! Bana İslam'ın ne olduğunu haber verir
misiniz? Diye sordu. Resûlullah (s.a.v)
Efendimiz:
"İslam, Allah'tan başka ilah olmadığına,
Muhammed'in O'nun peygamberi olduğuna şehadet etmendir. Ayrıca namaz
kılmandır, zekat vermendir, oruç tutmandır ve gücün yetiyorsa Allah'ın evini
ziyaret edip hac yapmandır," diye cevap verdi.
Bu zat tekrar:
"Bana imanın ne olduğunu haber verir misiniz?"
diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:
"İman, Allah'a, O'nun meleklerine, kitaplarına,
peygamberlerine, ahiret gününe, bütün iyilik ve kötülüğün bir kaderle
meydana geldiğine inanmandır," diye cevap verdi.
Gelen zat, tekrar:
"İhsan nedir, bana ihsanı haber verir misin?"
diye sordu; Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:
"İhsan, Yüce Allah'ı görüyor gibi O'na ibadet
etmendir. Her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni görmektedir, bunu
kesin olarak bilmendir," buyurdular.
Gelen zat:
"Bana kıyametin ne zaman kopacağını haber verir
misiniz?" diye sordu; Resûlullah (s.a.v)
Efendimiz:
"Bu konuda soru sorulan kimse, sorandan daha
bilgili değildir, ben bu konuda kesin bir saat söyleyemem,"
buyurdular. Fakat bu zatın sorusu üzerine kıyametin bazı alametlerinden
haber verdiler. Bu soruları soran zat izin isteyip kalktı, cemaatin içine
daldı, bir anda gözden kayboldu. Sahabe-i kiram dikkatini Resûlullah (s.a.v)
Efendimiz'e çevirmişlerdi. Bir ara Efendimiz (s.a.v):
"Şu soru soranı bulup bana getirin!"
buyurdular; Sahabe geleni aradı, fakat bulamadı. Resûlullah (s.a.v)
Efendimiz:
"O Cibril'di; size dininizi öğretmeye geldi,"
buyurdular.5
Demek ki Cebrail (a.s), kendisi bir şey öğrenmeye değil, bu yolla insanlara
dini öğretmeye gelmişti. Onu, Peygamber (s.a.v) Efendimiz'e Yüce Allah
göndermiş, onunla dinin aslını bizlere öğretmiş ayrıca Sahabe-i Kiram'a onu
bu şeklide görme şerefini bahşetmiştir.
Bu hadiste belirtildiği gibi, din üç temel üzerine bina edilmektedir. Bunlar:
İman, ibadet, ahlak.
İman, inanç esaslarıdır. Bunu akide ve kelam alimleri inceler. İbadetleri
fıkıh alimleri işler. Ahlak ise, insanın iç terbiyesidir. Ahlak terbiyesi,
ilim ve ahlak konusunda kâmil insanların rehberliğinde olur. Bu kâmil
insanlar daha çok bir mürşid nezaretinde tasavvuf mekteplerinde yetişir.
Bu hadis-i şerifte belirtilen ihsan, asıl hedefi iç temizliği olan tasavvuf
terbiyesinin temelini oluşturmakta ve bu terbiyenin önemini ortaya
koymaktadır.
Her mümine, sahih iman ve düzgün ibadet farz olduğu gibi; kalp temizliği,
nefis terbiyesi ve güzel ahlak da farzdır. Bu farzları yapmaya vesile olan
şeyler de onlar kadar önemlidir.
Hiçbir mümin, ben imanı ve ibadeti öğrenirim, yaparım fakat bana ihlas lazım
değildir; ilahi sevgi gerekmez, benim marifetullaha ihtiyacım yok, ben kalp
temizliği istemem, nefis terbiyesi ile uğraşamam diyemez. Derse hak yolda
gidemez, dinini hakkıyla yaşayamaz, Yüce Allah'ın rızasını kazanamaz, hakiki
huzuru bulamaz.
Bitmeyen huzur ilahi sevgiye ve zikrullaha bağlanmıştır. Hiçbir zaman
değişmeyecek bu kesin hüküm Kur'an-ı Hakim'de şöyle ferman buyrulmuştur:
"Allah kendisine yönelen kulunu hidayete, rızasına
giden yola erdirir. Onlar iman edenler ve kalplerini Allah'ın zikriyle
huzura erdirenlerdir. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur
bulur."6
İşte tasavvuf, kalbi Allah ile tanıştırıp huzura kavuşturma yollarını
öğreten ve bunu bizzat gerçekleştiren bir terbiye sistemidir. Tasavvuf,
güzel ahlak okuludur. Kalp temizliği ve güzel ahlak, dinin bâtınî fıkhıdır.
Buna Kur'an'da takva denir. Takvaya ulaşmak için yapılan mücahedeye tezkiye
denir. Tezkiye, kalbi inkar, şirk, isyan ve gaflet kirlerinden temizlemek,
ruhu arındırmak, nefsi çirkin huylarından kurtarıp güzel sıfatlarla
bezemektir. Bütün bunlarla hedef, Yüce Allah'ın rızasına ve dostluğuna
ulaşmaktır. Hedefi Allah rızası olan bir terbiyenin elbette bütün usul ve
adabı da Allah rızasına uymalıdır.
Allahu Teala, ilahi terbiyenin ve dostluğun merkezine Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v)
Efendimizi koymuştur. Ona uymadan kimse Yüce Allah'a gidemez, O'na dostluk
yapamaz.
Allahu Teala bu konuda bütün insanlığın önüne şu ilâhî ölçüyü koymuştur:
"Rasûlüm! De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana
tâbi olunuz/ uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.
Allah çok affedici ve esirgeyicidir."7
Alimlerin belirttiği gibi, bu ayette geçen 'tabi olmak', sıradan bir tabi
olmak değildir. Buradaki ittiba, Hz. Peygamber'e (s.a.v) gerçek manada
duyulan bir sevgiyi içine almaktadır. Bu sevgi, Fahr-i Kainat Efendimize (s.a.v)
kalple, dille, özle, sözle, hâl ve ahlak ile tam bir teslimiyetle uymayı
gerektirir. Mümin, içi ve dışıyla, inanış ve yaşantısı ile sünnet uyduğu ve
buna ölene kadar sımsıkı sarıldığı zaman, Yüce Allah'a itaatini
gerçekleştirmiş ve O'nun sevgisini kazanmış olur.
Efendimiz (s.a.v), Ashab-ı Kiram'a (r.anhüm) dini, iman, ibadet ve ihsan
boyutuyla öğretmiş, göstermiş, yaşatmış ve öylece ahireti şereflendirmiştir.
Sahabe-i Kiram da (r.anhüm) kendilerinden sonra gelenlere dini, iman, ibadet
ve ihsan boyutu ile bir bütün olarak aktarmıştır. Din, ilk iki nesilde bir
bütün olarak ele alınıyor, zâhirî ve bâtınî yönü aynı hassasiyetle korunuyor
ve yaşanmaya çalışılıyordu.
|