Mürşidin terbiyesine girmek tövbe ile başlar.
Tövbe mürşide değil, Yüce Allah'a yapılmaktadır. Ancak, mürşid bu tövbede,
mümine şahit ve yardımcı olmaktadır. Mürşid günahları affetmez, ona böyle
bir yetki verilmemiştir. Günahları affedecek olan sadece Yüce Allah'tır.
Mürşid, Yüce Peygamberimize (s.a.v) uyarak, bir müminin affedilmesi için
alemlerin Rabbine yönelmekte ve yalvarmaktadır. Yüce Rabbinin huzurunda
nasıl davranacağını bilmeyen ve buna kendini ehil görmeyen kimseye mürşit,
yol göstermekte, usul öğretmektedir. Ayrıca ona tövbesinde yardımcı olmakta,
tövbe eden kimsenin kalbine ilahi izin ve destekle feyiz, sevgi ve nur
akıtmaktadır. Daha da önemlisi, mürşid, tövbe ile Allah'a dönen kimseyi,
özel terbiye dairesine almaktadır. Böylece nefsine ve şeytana karşı zayıf
düşen mümin, artık kendisine hayır ve takva yolunda yardım edecek gerçek bir
dost ve yardımcı bulmuş olmaktadır.
Mürşidle birlikte yapılan tövbede iki önemli iş olmaktadır: Birisi,
günahlardan tövbe, diğeri de tövbeyi korumak için mürşide intisap,
Bir mümin, tek başına da tövbe yapabilir; fakat tek başına tövbesini korumak
ve manevi terbiyesini gerçekleştirmek oldukça zordur. Hatta bugünün insanı
için imkansızdır.
İşte Allah'ın dostu ile Allah yolunda yürümek için yapılan bu manevi
sözleşmeye intisap, inabe, el alma, manevi terbiyeye girme denir. İntisap,
irade işidir. Bu bağlanmada müridin irade, niyet ve kararı lazımdır.
İradesiz intisap olmaz. İntisap için mürşidin istemesi yetmez, bu iş tek
taraflı olmaz. Kulun kendisi istemelidir ki iş başlasın. Bu bir manevi
anlaşmadır. Bu anlaşma Allah'a güzel kulluk etmek için yapılır. Gayesi Allah
rızasını elde etmektir. Mürşid bu güzel yolda vasıtadır, rehberdir, örnektir,
yardımcıdır, duacıdır, şahittir.
Tövbe ile intisap ettikten sonra yapılması gereken bazı şartlar vardır.
Bunlar, manevi terbiyeye girmenin ilk adımlarıdır. Mürşidin manevi terbiyesi
ve tasarrufu altına girmek için bu şartlar noksansız yapılmalıdır. Şekiz
şart ve âdab diye isimlendirilen bu vazifeler gece yapılacaktır. Bazı özel
durumlarda gündüz de yapılabilir. Bunun şekli daha sonra anlatılacaktır.
Gece yapılacağı zaman yatsı namazından sonra, yatmaya yakın bir zamanda
yapılır. Bu vazifeler şunlardır:
1-Tövbe Niyetiyle Abdest Almak
Bu ve bundan sonraki vazife banyoda yapılacaktır. Banyoya girilince önce,
günahlardan temizlenme ve tövbe niyetiyle bir abdest alınır. Abdestten gaye
vücudun kirlerini yıkamak değildir. Asıl maksat kalbin manevi kirlerini
temizlemek ve gafletini gidermektir. Bu niyetle abdest alırken her azanın
yaptığı günaha tövbe etmeli ve onlarla bir daha günah işlememeye samimi
olarak niyet etmelidir. Hz. Rasulullah (a.s) Efendimizin müjde ettiği gibi,
abdest suyunun son damlasıyla o aza ile işlenen günah kirlerinin de
döküldüğünü bilmelidir.
2- Tövbe Niyetiyle Boy Abdesti Almak
Abdestin hemen peşinden yine tövbe niyetiyle bir gusül abdesti alınır.
Abdest alırken yaptığımız gibi aynı niyet ve edeple bütün vücut yıkanır,
peşinden: "Allahım! ben vücudumun ancak dışını yıkayabildim. Sen de nurun
ile içimi yıka, kalbimi temizle !" diye dua edilir. Yıkanırken, mümkün
olduğu kadar edebe ve avret yerini örtmeye dikkat edilir. Sonra elbiseler
giyilip banyodan çıkılır.
3- iki Rekat Tövbe Namazı Kılmak
Bu namaz, iki rekatlik sünnet bir namazdır. Hadis-i şerifte övülmüş ve
tavsiye edilmiştir. Buna tövbe ya da istihare namazı denir. "Niyet ettim
Allah rızası için tövbe niyetiyle istihare namazı kılmaya" denir. Bilenler,
birinci rekatinde Fatiha'dan sonra Kâfirûn sûresini, ikinci rekatta ise
ihlas sûresini okurlar. Bilmeyenler, bildikleri sûreleri okuyarak kılarlar.
4- Tövbe Etmek
Mürşidle birlikte yapılan tövbe, ilahi huzurda olduğunu düşünerek, kendi
duyacağı bir sesle üç kere tekrar edilir. bu tövbe şekli şudur: "Ya Rabbi!
bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah
bir daha ben yapmayacağım". Bu tövbe esnasında kişi, büluğ çağından beri
yaptığı bütün günahlarına, niyet ederek, kalbinden pişmanlık duyarak tövbe
eder.
Samimiyetle yapılan tövbelerin Cenab-ı Hakk katında kabul edildiğine
inanmalıdır. Hatta tövbe edilen günahların önce silindiğini, sonra bir
iyilik olarak hasenat defterine yazıldığını Allahu Teala şöyle müjdeliyor:
"Ancak tövbe ve iman edip güzel amel yapanların
Allah kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcıdır ve çok
merhamet sahibidir." 19
Bu müjde Allahu Teala'nın Resûlullah (s.a.v) Efendimizin ümmetine bir
hediyesidir. "Allah tövbe edenleri ve (maddi-manevi
kirlerinden) güzelce temizlenenleri sever."
Ayeti, ümitleri bitmiş bir kul için en güzel destek ve kuvvettir.
Bundan sonra gözler kapatılır ve diğer bütün vazifeler gözler kapalı yapılır.
5- Yirmi Beş Defa Estağfirullah Demek
Yukarıdaki tövbenin peşinden, gözler kapanır, dil ile kendi duyacağı bir
sesle en az 25 defa "estağfirullah" denir. Manası: Allahım! beni affetmeni
istirham ediyorum, demektir. Tövbeden sonraki bu istiğfar, tövbe ettiği
günahlardan kalpte kalan artıkların temizlenmesi ve kalbin ilahi nur ile
cilalanması içindir. Bu şekilde samimiyetle yapılan tövbe ve istiğfardan
sonra kalp günah kirlerinden tertemiz olur. Bunları yaparken mürid
mürşidinin himmet ve duasının kendine destek olduğunu ve üzerine ilahi
rahmetin indiğini düşünmelidir.
6- Sekiz Adet Fatiha Okuyup Bağışlamak
Daha sonra, 8 adet Fatiha sûresini okuyup sevabını Allah rızası için Hz.
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz başta olmak üzere, Sahabe-i Kiram ve Sadat-ı
Kirama hediye eder. Fatihaları hediye usulü şöyledir:
Okunan her bir Fatiha önce Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun Ehl-i
Beytinin ve ashabının ruhlarına hediye edilir. Peşinden de aşağıdaki sıra
ile isimleri zikredilen Sadat-ı Kiramın ruhlarına hediye edilir. Şöyle:
Birinci Fatiha'yı okuduktan sonra: 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı
Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına,
ayrıca Hz. Şahı Nakşibend ve Seyyid Abdulkadir Geylani Hz.lerinin ruhlarına
hediye ettim kabul ve vasıl eyle' der. Sonra Fatiha hediye ettiği sadatları
ruhaniyetleriyle nurânî bir şekil almış olarak karşısında düşünerek, onlara
hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin" der. Sonra:
İkinci Fatiha'yı okur. 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz. Resûlullah
(s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına, ayrıca Şeyh
Abdulhâlik Gücdevani ve imam Rabbani Hz.lerinin ruhlarına hediye ettim kabul
eyle' der. Sonra Fatiha hediye ettiği sadatları karşısında düşünerek onlara
hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin" der. Sonra:
Üçüncü Fatiha'yı okur: 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz. Resûlullah
(s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına, ayrıca Şeyh
Mevlana Hâlid Zülcenahayn ve Seyyid Abdullah Hz.lerinin ruhlarına hediye
ettim kabul eyle' der. Sonra Fatiha, hediye ettiği sadatları karşısında
düşünerek onlara hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin" der. Sonra:
Dördüncü Fatiha'yı okur. 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına
ayrıca, Seyyid Taha ve Seyyid Sıbğatullah Hz.lerinin ruhlarına hediye ettim
kabul eyle' der. Sonra Fatiha hediye ettiği sadatları karşısında düşünerek
onlara hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin" der. Sonra:
Beşinci Fatiha'yı okur. 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının, ayrıca
Abdurrahman-i Tahi ve Şeyh Fethullah Hz.lerinin ruhlarına hediye ettim kabul
eyle' der. Sonra Fatiha, hediye ettiği sadatları karşısında düşünerek,
onlara hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin" der. Sonra:
Altıncı Fatiha'yı okur. 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına,
ayrıca Şeyh Muhammed Diyaüddin ve Ahmedü'l-Hıznevi Hz.lerinin ruhlarına
hediye ettim kabul eyle' der. Sonra Fatiha hediye ettiği sadatları
karşısında düşünerek onlara hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin" der. Sonra:
Yedinci Fatiha'yı okur. 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına,
ayrıca Seyyid Abdulhakim Hüseyni ve Seyyid Muhammed Raşid Hz.lerinin
ruhlarına hediye ettim kabul eyle' der. Sonra Fatiha hediye ettiği sadatları
karşısında düşünerek onlara hitaben:
"Ey Allah dostlarının ervahı, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için
istirhamda bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c)
benim tövbemi ve ibadetlerimi kabul etsin." der. Sonra:
Sekizinci Fatiha'yı okur. 'Ya Rabbi! Okumuş olduğum bu Fatiha'yı Hz.
Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun ehl-i beytinin, ashabının ruhlarına,
ayrıca mürşidim Gavs-ı Sânî Hz.lerinin ruhaniyetine hediye ettim kabul eyle'
der. Sonra, mürşidinin ruhaniyetini karşısında düşünerek, ona hitaben:
"Ey Allah'ın dostu, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için istirhamda
bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah benim (c.c) tövbemi
ve ibadetlerimi kabul etsin" Beni terbiyenize kabul edin, himmet buyurun,
dua edin, yardımcı olun diye ricalarda bulunur. Mürşidinin gönlünü kendi
tarafına çekmek için boyun büker, yalvarır, yakarır, tevazu gösterir.
Mürid gönderdiği bu manevi hediye ile kendisini Resûlullah (s.a.v)
Efendimize ve diğer büyüklere tanıtmış, ayrıca onların sevgi ve himmetlerini
üzerine çekmiş olur. Onlar da hediye sahibine verilmek üzere bir karşılık
olarak bulundukları makamda onun için dua, istiğfar ve himmet ederler. Mürid
kendisine gelen bütün bu manevi nimetlerin mürşidinin bereketi ile geldiğini
ve onun sebep olduğunu düşünmelidir.
Silsiledeki büyüklerin isimlerini ezber bilmeyenler, Fatihaları şöyle hediye
ederler.
Önce besmele ile sekiz adet Fatiha sûresini peş peşe okur. Sonra: "Ya Rabbi!
Okumuş olduğum bu Fatiha'ları Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin, onun Ehl-i
Beytinin, ashabının ruhlarına, ayrıca bana şekiz şart talimatında isimleri
söylenen evliyaların ve mürşidim Gavs-ı Sâni Hz.lerinin ruhaniyetine hediye
ettim kabul eyle' der. Sonra, bütün evliyaların ve mürşidinin ruhaniyetini
karşısında düşünerek, onlara hitaben:
"Ey Allah'ın dostları, Resûlullah (s.a.v) Efendimize benim için istirhamda
bulunun Allah (c.c) katında şefaatte bulunsun da, Allah (c.c) benim tövbemi
ve ibadetlerimi kabul etsin" der.
7- Ölüm Rabıtası/Ölümü Düşünmek
Bundan sonra nefse ölüm ve ölüm hâlleri düşündürülür. Ölümü düşünmekten gaye
kalbi yumuşatmak, kalpten dünya sevgisini çıkararak nefsin ibret almasını
temin etmek, ayrıca yaptığı ibadetlerde ihlas kazanmak ve tövbenin sabit
kalmasını sağlamaktır.
Kalbe ilahi muhabbetin ve mürşid sevgisinin gelmesi için, kalbin katılığının
giderilmesi ve haram sevgilerden boşaltılması lazımdır. Bunu temin edecek en
güzel sebeplerden birisi de, ölümü düşünerek kalbi uyandırmaktır. Herkes
nefsini ölümle yüz yüze getirir ve şöyle düşünür:
Sekerat hâli başladı. Ölümün kokusu geldi, dünyadan ayrılık alametleri
gözüktü. Son nefesler veriliyor ve son anlar yaşanıyor. Azrail Aleyhisselam
geldi ruhu almak için bekliyor. Şeytan son oyununu oynamak istiyor, imanı
çalmak ve mümini meşgul etmek için çırpınıyor. Evlatlar, hanım ve akrabalar
baş ucunda çaresizlik içinde ağlaşıyor, hiçbirisinden yardım gelmiyor. O
anda mal-mülk fayda yerine sıkıntı veriyor. Bu en zor ve en mühim anda
ölümün sahibi Yüce Allah'tan başka yönelecek kimse yoktur. Onun geniş
rahmetinden başka da sığınılacak bir yer mevcut değildir. İşte o anda ilahi
rahmetin tecellisiyle müjdeci melekler ve mürşid-i kâmilin ruhu Allahu
Teala'nın izniyle yanına teşrif ederler. Sana iman üzere ölmen için yardım
ederler, fayda verirler; o andaki yalnızlığını giderir, ızdırabını
dindirirler.
Bu zor anda mürşidinin Allah'ın lütuf ve izniyle ölüm anından haberdar
olduğunu, kendisi için Allah'a yöneldiğini, ruhaniyetiyle o meclise teşrif
ettiğini ve nurânî himmetleriyle Allah'ın rahmetini çekip şeytanı o
meclisten defettiğini ve bu ilahi rahmetin desteği ile iman üzere öldüğünü
düşünür.
Teneşirde yıkanırken, kefene sarılırken, namazı kılınırken ve tek başına
kabre konurken, kabirde sual meleklerine cevap verirken insana fayda verecek
tek sermayenin Allah'ın bu rahmeti olduğunu, bu yolda en güzel arkadaşın
salih ameller olduğunu düşünür. Hayattaki mümin kardeşlerinin ve özellikle
ölene kadar hak yolda peşinden gittiği mürşidinin bu zor anlarda kendisine
dua ve istiğfar ile destek verdiklerini düşünür. Zaten onlar, dünyada
kendisi ile meşgul olmakta ve ona bir fayda vermeye çalışmaktadırlar.
Mümine kabri dışında yapılan bütün dua, istiğfar ve hayırların faydası
vardır. Onun için cenaze namazı kılınır, kabir başında dua ve istiğfar
edilir, Kur'an okunur, göz yaşı dökülür. Bir müminin, samimi olarak Allah'a
yönelip: "Ey Allah'ım şu kulunu bağışla" diye inlemesi ne büyük bir rahmet
sebebidir. İşte mürid, böyle kardeşlerinin ve yardımcılarının olduğunu
düşünüp sevinir.
Asıl sevindiren ve bu sevincin sebeplerini halkeden Yüce Allah'tır. Bu iş,
ilahi rahmetin bir tecelli şeklidir.
Kul, ölüm rabıtası içinde ahiretin her anında ve durağında Allah için
sevdikleri ve yaptıkları hariç, hiçbir şeyin kendisine fayda vermediğini
düşünür, bütün bunları gönül gözüyle seyreder, sanki görmüş ve içine girmiş
gibi korkup ibret almaya çalışır. Bu yolculukta tek sermayenin ve fayda
verecek şeyin Allah'a iman, salih amel, O'nun için sevgi ve güzel ahlak
olduğunu görür, nefsini onlara yöneltmeye, salihleri ve iyilikleri
sevdirmeye çalışır .
Kalp, kötü düşünce, sevgi ve dertlerden kurtulmadan içine ilahi feyiz ve
muhabbet girmez. Bunun için Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:
"Ölümü çokça hatırlayın. Hiç şüphesiz ölümü hatırlamak, günahları temizler
ve kalpten dünya sevgisini giderir."20 Buyurmuştur.
İşte bu ölüm rabıtası ile kalp dünya muhabbetinden arındırılır, içindeki boş
düşünceler, kötü duygular dışarı atılır; kalp rahatlar. Sıra, bu boş kalbi
Allah muhabbeti ile doldurmaya ve tatlandırmaya gelir. Bu da, yeryüzünde
ilâhî muhabbetin ve feyzin taşıyıcısı olan Allah'ın dostu kâmil mürşidin
kalbine kalbi bağlayıp oradaki nuru, muhabbeti ve feyzi çekmekle mümkün olur.
Buna rabıta denir. Son vazife budur.
8- Mürşid Rabıtası/Mürşidi Düşünmek
Rabıta, gönül yoluyla kalbe nur ve feyiz çekmektir. Kâmil mürşidin kalbi,
yeryüzünde ilahi feyiz ve nur kabıdır. Gökten inen ilahi nur, onlar
vasıtasıyla yer yüzünde nasibi olanlara yayılır. Bu kalbi Hz. Resûlullah (s.a.v)
Efendimiz şöyle tanıtır:
"Allahu Teala'nın yeryüzünde yaşayanlar içinde (feyiz ve nur) kapları vardır.
Rabbinizin kapları salih kullarının kalpleridir. Bu kalplerin O'na en
sevgili olanları, en yumuşak ve en ince olanlarıdır."21
Mürşid-i kâmil, Allahu Teala'nın yeryüzünde dostu ve halifesi olarak bu
ilahi nuru ve feyzi taşıyan bir kalp sahibidir. Bu kalbe bağlanan kimseye,
muhabbeti nisbetinde ilahi feyiz gelir. Mürşid, bu işte, güneşin aydınlığını
yansıtan bir ayna görevi yapar. Kalbine inen ilahi nuru, feyzi ve sevgiyi,
kendisine bağlanan kalbe yansıtır. Mürşid rabıtası şöyle yapılır:
Mürid gözünü kapayıp âdap üzere/sağ kalçası üzere oturur. Mürşidini de
karşısında heybetle oturuyor olarak hayal eder. Mürşidinin ilahi nurlarla
parlayan cemalini hayalinde canlandırır. Onu gözünün önüne getirmeye ve
ondaki nurdan nasiplenmeye çalışır. Bütün gönlü ve hayal gücü ile ona
yönelir. Allahu Teala'nın nuru, yücelik makamını temsil eden gökten mürşidin
üzerine inmekte ve ondan nasibi olanlara ulaşmaktadır. İşte yer yüzünde
ilahi nurun dağıtım merkezi yapılan bu kalbe yönelmek ve ondan nasiplenmek
rabıtadır.
Mürid, mürşidin iki kaşı arasından çıkan bu ilahi nurun bembeyaz süt
şeklinde ağız yoluyla vücuduna girip kalbine geldiğini, kalbindeki günah
yaralarının onunla tedavi olduğunu ve kalbinden yayılarak bütün vücudunu
sardığını düşünür. Bu nurun, onun kalbine nur banyosu yaptırdığını, içindeki
manevi kirlerin temizlenerek başının üzerinden bir duman şeklinde çıktığını
hayal eder. Bu şekilde 10-15 dakika devam eder. Sonra 25 defa estağfirullah
diyerek gözünü açar, kalkar. Yatağına gider, yüzü kıbleye gelecek şekilde
sağ tarafına yatar.
Bu vazifeler sadece bir gece yapılır. Yapıldıktan sonra sabah güneş
doğuncaya kadar bir şey yemez ve içmez, cima yapılmaz. Dünya kelamı konuşmaz.
Evli olanlar, hanımlarından ayrı yatarlar. Ayrı yer ve yatak bulamayanlar,
yorganlarını ayrı yapıp tek yatmış gibi olurlar. Adap yapıldığı gece, biraz
uyuduktan sonra kalkıp namaz, zikir, dua gibi vazifeler yapılabilir. Mürşidi
ile dilediği kadar konuşabilir.
Eğer sabaha çıkılan gün teveccüh varsa, yeme-içme ve konuşma yasağı
teveccühün bitimine kadar devam eder.
Adab gecesi, ameliyat gecesidir. Ciddi bir ameliyattan çıkan kimse nasıl
doktorun tavsiye ettiği şekilde kendi derdi ile meşgul olup, bütün varlığı
ile acısına yöneliyorsa, mürid de hasta kalbine yönelip, oraya sıkıntı
verecek her türlü, söz, hâl ve hareketten uzak durmalıdır. Aklı, fikri, hep
kalbinde ve tövbesinde olmalıdır.
Adab yapıldığı gece konuşulması yasaklanan dünya kelamı, bir ibadet, zikir,
dua ve hayır sınıfına girmeyen sözlerdir.
Bu vazifeler Ramazan ayında yapıldığında, o gece sahur yemeği yenebilir. Bu
adabı bozmaz. Çünkü, sahur yemeği ibadet içindir, ibadet niyetiyle yenilip
içilmiş olur. Kaza ve nafile oruç tutulduğu zaman gece vazife yapıldığında
da sahur yemeği yenebilir.
Hasta olup gece ilaç almak zorunda kalanlar ilaçlarını içebilirler. Bununla
adap bozulmuş olmaz. Hastalık ve zaruret durumları gibi nedenlerle konuşmak
zorunda olanlar, lazım olduğu kadar konuşurlar.
Açlığa dayanamayıp ciddi rahatsız olanlar ve bu sebeple gaflete düşünler de
yeme içme yapabilirler.
Gece çalışmak zorunda olup adap yapmaya imkan bulamayanlar, adabı gündüz
yaparlar. Ancak adabı yaptıktan sonra bir müddet (en az yarım saat) uyumak
için uzanmak gerekir. Hiç uyku gelmese bile bu kadar uzanmak yeterlidir.
Adap yapılan gece görülen güzel ve tabir gerektiren rüyalar mürşide
anlatılır. Mürşide anlatmaya imkan bulamaz ise, mürşidin vekiline
anlatabilir. Bu vazifelerin yapıldığı gece bir rüya görmek şart değildir.
Sonra görülen her rüya tabir istemez. Herkes tabir bilmez. Vekilin bu konuda
bir izni ve tecrübesi yoksa anlatılan rüyayı yorumlamak zorunda değildir.
Gerekirse rüyayı mürşide ulaştırır, değilse "hayırlı olsun" diye dua ederek
yoruma girmez. Rüya ile hemen amel edilmez. Mürşidi rüyayı yorumlayıp ona
yeni bir vazife verirse, bu durumda da rüya ile değil, mürşidin emri ile
amel edilmiş olur.
Mürşidini inkar eden, onun hakkında şüpheye düşerek veya işlediği büyük
günahlar yüzünden tarikattan düştüğünü zannederek vazifelerini terk eden,
bir mazeret sebebiyle bir sene veya daha uzun süre mürşid ziyaretine
gidemeyen veya büyük günah işleyen kimselerin intisaplarını yenilemeleri,
mürşidden veya vekilinden tövbe alıp yeniden adap yapmaları gerekir.
Yeni intisap ederek sekiz şartı yerine getirenlere hatme ve rabıta talimatı
verilir, bunların yapılış şekli anlatılır.
|