Teveccüh, bir şeye yönelmek ve onunla ciddi
olarak ilgilenmek demektir. Burada anlatılan teveccüh, mürşidin müridin
hasta kalbine yönelmesi, onun tedavisi ile ilgilenmesidir. Bu bir manevi
ameliyattır.
İnsanın kalbi, yaratılışta temiz ve nurani olarak yaratılmıştır. Fakat kalp
zamanla işlenen günah kirleriyle kararır, paslanır üzerini zulmet kaplar,
kalb katılaşır. Nefis ve şeytandan gelen tahribatla kalb yaralanır. Teveccüh,
nurani bir ameliyat olup bu işte ehil ve ehliyetli olan mürşid-i kâmil
tarafından gerçekleştirilir.
Bu ameliyata hazırlanma safhası vardır. Teveccüh yapılacağı gün, sabahından
itibaren yeme içme yapılmaz. Teveccühe abdestli girilir, adap üzere oturulur.
Oturma şekli hatmeden faklıdır. Sıra hâlinde, sırtı sırta vererek oturulur.
Her sıra arasında mürşidin geçebileceği kadar bir boşluk bırakılır. Gözler
kapanır, 25 estağfirullah çekilir ve manevi doktorun, mürşid-i kâmilin içeri
girişi beklenir. Teveccüh bitene kadar gözler açılmaz. Bu hâlde bütün dikkat
manen yaralı olan kalbe ve bu yarasını saracak tabibe, yani mürşidine
çevrilir.
Mürid, mürşidini Allah tarafından görevlendirilmiş ve manevi cihazlarla
donatılmış bir doktor olarak görmelidir. O, Allahu Teala'nın izni ve desteği
ile Hz. İsa Aleyhisselam'ın nefesiyle ölüleri dirilttiği gibi, manen ölmüş
kalbleri ilahi nur ile tedavi eder. Mürşid-i kâmil Hz. Resûlullah (s.a.v)
Efendimizin varisi olduğu için, onun nazarla kalbleri tedavi hâline de varis
olmuştur.
Mürid kalbinin doktoru olan mürşidini aşk ve hasretle bekler. Sesini duyunca
sevinir, içi ferahlar, ondan büyük bir tat alır, gönlü hoş olur.
Mürid, mürşidi, silsile-i şerifi okurken üzerine Allahu Teala'nın nurları ve
ilahi tecellileri indiğini düşünmelidir. Ayrıca Hz. Resûlullah (s.a.v)
Efendimizin rûhaniyetinin o meclise teşrif ettiğine, Sadat-ı Kiramın
himmetlerinin yetiştiğine, hepsinin getirdiği manevi hediye ve ilaçların
mürşidin eline teslim edildiğine itikat etmelidir.
Mürşid bu emanetleri kalbi ve gönlüyle hazır ve ehil olanlara verir. Onlara
layık olmak için zahiren ve batınen edebe sarılıp mürşide yönelmelidir.
Boynunu büküp onlara çok muhtaç bulunduğunu fakat layık da olmadığını,
kendisinden başka herkesin maksadına ulaştığını, kendisinin ise nefsinin
elinde geri kaldığını, çok garip ve çok aciz olduğunu düşünmelidir.
Teveccühte herkes, ümitle korku arasında olmalıdır. Tek ümidi mürşididir,
korkusu ise nefsidir. Mürid, mürşidinin kendisine yönelmesi, hasta nefsiyle
ilgilenmesi, ona bir ilaç vermesi için kalbiyle çok yalvarmalıdır. Sadat-ı
Kiram'ın himmeti, müridin bu himmeti talep edişindeki iştiyak, samimiyet ve
edebine göre gelir.
Mürid, mürşidinin yanına yaklaştığını hissedince büyük bir ikram ve devletle
yüz yüze geldiğini düşünmeli, mürşidine olan muhabbet ve hürmeti artmalı,
bütün varlığı ve duyguları ile ona yönelmelidir.
Mürşid tam yanına gelip hizasına durunca mürid normal bir şekilde ağzını
açmalı ve mürşidin nur ve feyiz yüklü nefeslerini içine üfürmesini
beklemelidir. Kalbinin bütün yaraları için en güzel ilaç olan bu nur ve
feyzi mürşidi ağzına üflediği zaman, nefesiyle içine çekmelidir. Mürşidi kaç
defa nefes verirse, hep aynı niyet ve edeple verilen nefesi içine çekmelidir.
Teveccüh bitimine kadar mürid huzur hâlini ve mürşidinden himmet talebini
devam ettirmelidir.
Teveccühün sonunda okunan bir sûre veya ayet teveccühün bittiğini gösterir.
O zaman 25 defa estağfirullah denir ve gözler açılır.
Teveccühün ne zaman yapılacağını mürşid belirler.
|