Kalbe Gelen Düşüncelerin Kısımları

Bu konuda İslam alimleri demişlerdir ki:

Kalpte hayırla ilgili oluşan düşüncelere genel olarak "ilham" adı verilir; kötülükle ilgili düşüncelere de "vesvese" denir.

Kalpte korkulan ve çekinilen şeylerle ilgili oluşan düşüncelere "hassas" denir.

Kalpte, hayrın düşünülüp kararlaştırılmasına "niyet" denir.

Kalpte mubah işlerin tasarlanıp tercih edilmesine ve elde etmek için peşine düşülmesine "ümniye" ve "emel" denir.

Ahiret, ilahi vaad ve tehditlerle ilgili hatırlamalara "tezekkür" ve "tefekkür" denir.

Ayne'l yakin, gözle görüyormuş gibi gaybı muayene etme şeklinde kaibde oluşan hale "müşahede" denir.

Geçim ve dünya işleriyle ilgili nefsin düşüncelerine "hemm" denir.

Adet ve şehvetlerle ilgili kalpte oluşan düşüncelere "lemem" denir ve bütün bu saydıklarımıza "havatır" ismi verilir.

Sonra, gayb hazinelerinden kaynaklanıp kalpte etkisini gösteren düşünceler geliş derece ve etkisine göre altı çeşittir. Bunlardan üçü affedilip kul mesul tutulmaz. Diğer üçünden ise mesuldür.

Bunlardan birincisi "hemm"dir. Hemm veya heva kaibde aniden oluşan bir düşüncedir. Nefsin vesvesesinden kaynaklanır. Kul, onun şimşek gibi aniden kalbe geldiğini hisseder. Eğer zikir ile onu defederse, kaybolup gider. Gafletle kaibde bırakırsa, yerleşir "hatır" yani düşünce olur. Bu, şeytandan gelen ve kötülükleri süsleyen bir düşüncedir. Kul, bunu kabul etmezse, çeker gider; ona sahip çıkarsa, kuvvetlenir, "vesvese" olur. Vesvese, nefsin şeytanla fısıldaşması ve ona kulak vermesi sonucu oluşur. Eğer kul, bu vesveseleri zikrullah ile defederse, şeytan siner, nefis de vesveseden vazgeçer. Bu düşüncelerle amel edilmediği sürece onlar, Allah'ın rahmetiyle affedilmiştir; kul onlardan hesaba çekilmeyecektir.

Eğer kul, nefse, şeytanla fısıldaşmasında imkan verir, nefis de şeytana kulak vermeye uzun süre devam ederse, vesvese kuvvetlenir, sonuçta kötü "niyete" dönüşür. Kul, bu niyeti, daha hayırlı bir niyet ile değiştirir, ona istiğfar ve tevbe ederse kurtulmuş olur. Aksi takdirde, o kuvvetlenir ve "akd" olur. Kul bu akdi tevbe ile çözüp kalbinden atarsa kurtulur. Yoksa ısrar halini alır ve kuvvetlenerek "azim" durumuna gelir ki, buna "kasd" denir Bu son üçünden kul hesaba çekilir ve mesul tutulur.

Eğer Allahu Teala, azimden sonra kula yardımda bulunup hayırda desteklerse, kul, kurtulmuş olur. Yoksa, azim, kaibde iyice yerleşir, nihayet taleb ve sa'ye dönüşür, sonunda gayb ve melekût hazinelerinden gelen bu düşünceler, azalarda amel olarak ortaya çıkar; mülk ve şehâdet aleminde cismin amelleri olur. Bu ameller, ya iyiliktir, ya da kötülüktür.

Hemm, niyet ve azm derecesinde olan hayır düşünceler, kul için hayır kabul edilir ve hayır defterine iyilik olarak yazılır.

Şer düşüncelerden ise, niyet, akd ve azim derecesinde olanlardan kul mesul tutulur ve bu derecede olanlar kötü niyyet ve isyanda ısrar olarak kabul edilir.

Şeytana, nefisten başka benzeyen ve onunla işbirliği içinde olan hiçbir varlık yoktur. Allahu Teala, şu ayet-i kerimelerde vesvese vermede şeytanla nefsi ortak zikretmiştir:

"Sinsice vesvese veren şeytanın şerrinden"( Nas, /4)

"And olsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveler verdiğini biliriz."( Kaf, 50/16)

Allahu Teala'nın yarattığı her şeyin bir benzeri, bir de zıddı vardır. Nefsin benzeri şeytandır, ikisinin zıddı da ruhtur.

Sonra şunu da belirtelim ki, dış azalarımızdan birisi ile yapılan bir hayır; onu sadece düşünmekten daha hayırlıdır ve daha fazla sevap getirir. Dış azaların yapmış olduğu günahlar da, sırf onu düşünmekten daha tehlikelidir ve günahı daha fazladır. Ancak, kalp ile işlenen ameller böyle değildir. Kalbin amelleri tevhid, iman, ihlas, tefekkür, tezekkür, Allah için muhabbet gibi hayırlı türden olabileceği gibi; küfür, nifak, şekk, şüphe riya, kibir, hased, aşırı dünya muhabbeti, gaflet ve bid'at gibi kötü cinsten de olabilir. Bunlar sevap veya günah yönünden, cismin amellerinden daha büyüktür.

Mesela bir insan, dış azaları ile devamlı günah işleyemez. Ancak inkar, nifak, kibir, riya ve hased gibi kalble işlenen günahlar, kalbten hiç ayrılmaz. Bunların kendisi büyük bir tehlike olduğu gibi, azalarla yapılan hayırlı amelleri de mahvederler. Bu tür günahlar gizli oldukları ve insanlar görmedikleri için çokları onları farketmez ve bir tedavi yoluna da gitmez.

Mü'minler bildiğimiz inkar ve şirk hastalığından kaçınırlar; fakat nifak, riya, kendini beğenme, insanları hor görme, hased, aşırı dünya muhabbeti, fitne, insanların arasını bozma, şehvet gibi gizli günahlara çoğumuz dikkat etmez ve onları önemsemez. Halbuki bunlar sonuçta imana ve tevhid anlayışına zarar verecek hastalıklardır. Bu tür gizli günahlar -Allah korusun- kalp katılığına, göz yaşının kurumasına ve kötü ölüme sebep olurlar. Böyle hallerden Allah'a sığınırız.

 

c- Kalbe Gelen Düşüncelerin Kaynağı

İnsan kalbi iki yönlüdür; birisi ile Yüce Mevla'ya diğeriyle dünyaya bakar. Hem arşa, hem ferşe (yere) meyli vardır. Kalp, Yüce Rahman'ın tecellilerine ayna ve Onun nazar yeri olabildiği gibi; kapısı nefsin basit duygularına ve şeytanın fısıltılarına da açıktır. Sonuçta oraya ya rahmet, ya da şehvet hakim olur. Arifler, kalbe gelen düşüncelerin kaynağını genel olarak şöyle tesbit,etmişlerdir:

Kalpte herhangi bir günah düşüncesi, önce aniden belirir, sonra değişir ve fazla beklemezse, bu, şeytandan gelen bir vesvesedir.

Kalpte yerleşen duygu, bir heva yahut devamlı kalan rahatsız edici bir hal ise, bu nefsi emmareden kaynaklanan bir düşüncedir. Bu tür düşünceler nefsin tabiatına uygundur ve onun kötü adeti gereği arzuladığı şeylerdir.

Kulun kalbine bir günah düşüncesi gelse ve peşinden onu kötü gören bir duygu belirse, günah şeytandan, onu kötü görmek de imandan kaynaklanmaktadır.

Yine kul, kalbinde bir hevaî arzu yahut günah düşüncesi bulsa, peşinden de bunu men eden bir duygu gelse, günah iştiyakı nefisten, red duygusu da melekten kaynaklanmaktadır.

Kulun kalbinde oluşan düşünce, dünyanın akıbeti ve eşyanın hakikati ile ilgili bir fikir, yahut yaşadığı hali ile ilgili bir düşünce veya geçmişiyle alakalı hatıralar ise onlar akıldan kaynaklanmaktadır.

Kulun kalbindeki Allah korkusu, ahiret kaygısı, haya, vera, takva, zühd, cömertlik, iyilik, tevbe gibi düşünceler imandan kaynaklanmaktadır.

Kalpte oluşan Allah'ı yüceltme, emirlerine hürmet, O'nun Rablığını ta'zim, Allah'ın büyüklüğünü hatırlayıp hayret ve heybete düşme, yahut O'na karşı hissedilen yakınlık, saygı ve sevgi gibi şeyler, yakînden kaynaklanmaktadır. Bu da, imanın artmasından hasıl olmaktadır.

Sonuçta bütün işler Allah'a döner; emir ve hüküm rahmet ve azap, Cennet ve Cehennem O'nun elindedir. Öyleyse insan, O'na kulluk ve tevekkül etmelidir. O'ndan yine O'na kaçmalıdır. Alemlere rahmet kılınan Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz bile: "Ya Rabbi senden yine sana sığınırım."( Müslim, Salat, 222; Ebu Davud, Salat, 148; Tirmizi, Deavat, 112) diye dua ederdi.( Geniş bilgi için bkz: el-Mekki, Kutu'l-Kulub, l, 126 vd; Gazzali, ihya, III, 42 vd; Sühreverdi, (Gerçek Tasavvuf), 57. Bölüm.)