| Fıtratlarımıza Yerleştirilen Din |
|
Yüce Yarat ıcımız, kainatı insana hizmet için, insanı da Yüce Zatına ibadet için yaratmıştır. Hedef bu olunca, insanın vücud ve fıtratını ona göre donatmıştır. Bunu şu ayet-i kerime ifade ediyor:"Rasülüm! Sen, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan dine sarıl; Allah'ın insanları yarattığı fıtrata yönel. Allah'ın yaratmasında bir değişme yoktur, işte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler. Hepiniz Rabbinize yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın, müşriklerden olmayın." (Rum, 30)Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, insan ın fıtratına konan din anlayışını ve Allah sevgisini şöyle belirtmiştir:"Her do ğan çocuk fıtrat üzere (Allah'ın dinini anlayacak ve yaşayacak, ilahi ahlak üzere yaşayacak kabiliyette) doğar. Ne var ki anne babası onu ya Yahudileştirir, ya Hrıstiyan yapar veya Mecusiliği aşılar (böylece insan asıl halinden ve safiyetinden çıkar); aynen hayvanlarda olduğu gibi. Hani bir hayvan bütün azaları derli toplu bir halde doğar; fakat insanlar onun ya burnunu keser, ya kulağını deler ya da kısırlaştırır. Böylece hayvan başka bir şekle girer."( Buhari, Cenaiz, 80; Kader, 3; Müslim, Kader, 22-24)Allahu Teala, bir kudsi hadiste, insan ın fıtratının nasıl bozulduğunu şöyle belirtmiştir:"Ben bütün kullar ımı sadece bana kulluk edecek bir sıfatta yarattım; fakat onlara şeytanlar geldi, kendilerini dinlerinden uzaklaştırdılar; benim kendilerine helal kıldığım şeyleri onlara haram yaptılar; onlara bana şirk koşmalarını ve yarattığım şeyleri değiştirmelerini emrettiler."( Müslim, Cennet, 63; Nesai, Sünen-i Kübra, Fedailü'l-Kur'an, 49)Kainatta aslolan, Yüce Yarat ıcıya iman, itaat ve sevgidir. Bütün kainat bu gerçeği isbat için yaratılmıştır. Alemde Allahu Teala'yı inkara delil olacak tek bir şey yoktur. Allah'ı inkar edenler bile, O'nun varlığını ilan ediyorlar. Çünkü onlar: "biz Allah'ı tanımıyoruz" derken, Allahu Teala'nın yokluğunu değil, kendi gaflet ve cehaletlerini isbat etmiş oluyorlar. Kısaca küfrün kalpte ve kainatta temeli mevcut değildir. Mevcut olan tek şey, şeytanın batıl şeyleri süsleyip hak gibi göstermesi, nefsin boş heveslerine uyması ve insanın gaflet içinde bocalamasıdır. Hakkı görecek kalp gözü, gaflet ve isyanla kapanınca, kalp geçici olarak şaşırmış, inkara sapmış, eğriyi doğru, sakatı sağlam, faniyi baki, kulu sahip sanmıştır. Kalp hidayet nuru ile aydınlanır veya tevbe suyu ile yıkanır veyahut ölüm şokuyla uyanırsa işin doğrusunu anlar ve inkar ortadan kalkar; kalkacak da. Canlı cansız her şey, Yüce Yaratıcının birliğine, azametine, rahmetine, kudretine ve sonsuz ilmine şahit yapılmıştır. Bütün bunları idrak edecek akıl, şuur, his ve sevgi insana verilmiştir. İdrak ettiğini ilan ve ifade edecek dil de insandadır. İnsanı iyi tanımalı ve kalbine girecek bir yol bulmalıdır. Çünkü o kalpte, ruhun elest bezminde Rabbine verdiği söz hâlâ yankılanmakta, ruh o hitabın sahibini aramakta ve gönül Mevlasından ayrı kaldığına yanmaktadır.Yüce Yarat ıcı, Elest Bezminde bütün ruhlara ve fıtratlara: "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" diye sorunca, bütün varlığı ile insanlar: "Evet, sen bizim Rabbimizsin" dediler. Çünkü, henüz gafletle perdelenmemiş ruh ve fıtrat, bu hakikati kabul ve itiraftan başka bir şey yapamazdı. Bu ilahi sevgi, bilgi ve şuur insan vicdanına yerleştirildi. Böylece insanın ruhu, fıtratı, benliği ve vicdanında imanın temelleri atılmış oldu; insan, Yüce Yaratıcısının büyük tecellilerini yansıtacak bir ayna yapıldı. Onun vücudundaki harika intizam ve kainattaki hayret verici nizam, Allahu Teala'nın Rablığına ve birliğine en büyük delil oldu. Bu durumuyla insan ve kainat ilahi tecelli ve hükümlerin uygulandığı bir mahal yapıldı. |