İman Yönünden İnsanların Sınıfları

İman edip etmeme yönünden insanlar üç kısımdır:

1-Mü'minler. Allah'ın varlığına, birliğine ve Ondan gelen ilahi hükümlere samimi olarak inanan kimselerdir.

2-Kafirler: Allahu Teala'ya ve Onun dinine iman etmeyen kimselerdir. Puta tapan, varlıkları ilah gibi tanıtan, Allah hakkında yanlış ve haram itikada sahip olan kimseler de bu gruba girer.

3-Münafıklar: Görünüşte mü'min olduklarını söyleyip kalbleriyle iman etmeyen, bu şekilde dine ve mü'minlere zarar vermeyi düşünen kimselerdir. Bunlar, kafirlerden daha zararlıdır. Bu halde ölürlerse, azapları da daha şiddetlidir.

İman dairesine giren mü'minler de farklı derecelere sahiptirler. Kur'an'da mü'minler, genel olarak iki sınıfta tanıtılmıştır. Birincisi, "Ashab-ı Yemin" dir. Bunlar, ahirette, amel defterlerini sağ tarafından alıp sonuçta Cennete girecek kimselerdir. İkinci sınıf, "Sâbıkun=iman ve amelde önde gidenler" sıfatıyla tanıtılan "Mukarrabun" taifesidir.( ilgili ayetler için bkz:Vakıa, 7-12.) Halk dilinde bu iki sınıf kısaca "avam" ve "havas" diye anılır. (Mücâdele 58/11.)

Allahu Teala, kullarının iman, ilim ve itaatlarına göre farklı derecelere sahip olduklarını beyan buyurmuştur. Konu ile ilgili ayetler şöyledir:

"Allah sizden iman edenleri yükseltir. Kendilerine ilim verilmiş olanları ise, dereceler ile yükseltir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

"Herkes için yapmış olduğu amellerden dolayı farklı dereceler vardır."( Ahkâf 46/ 19.)

"Baksana, biz insanların bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışızdır. Elbette ki âhiret, derece ve üstünlük bakımından daha hayırlıdır."( isrâ 17/20)

Görüldüğü gibi bu derecelendirme ve değerlendirme Allah'ın irâde ve rahmetiyle olmaktadır. Ancak, kulların bu lutfa ulaşması, ulaşanların da onu koruması ve artırması için herkesten gayret istenmektedir. Cenâb-ı Hakk, halkın irşad ve ıslahı için gönderdiği peygamberlerine dahi farklı dereceler nasip etmiştir. Âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:

"Gerçekten biz, peygamberlerden bazısını diğerine üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik."( isrâ17/55.)

Cenâb-ı Hakk, mü'minlerin amel yönüyle üç sınıfta bulunduklarını belirtmiştir; şöyle ki:

"Sonra biz kitabı (Kur'ân'ı) kullarımız arasından seçtiklerimize miras olarak verdik. Onlardan kimi zalimdir; günah işleyerek kendisine zulmeder. Kimi muktesittir; iyiliği ve kötülüğü ile orta haldedir. Kimisi ise; Allah'ın izniyle hayırlarda en önde (sâbikûn) olanlardır. İşte büyük fazîlet budur."348 ayeti bunu ifade ediyor.

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz bu âyeti okuduktan sonra şöyle buyurmuştur :

"Ümmetimden hayırlarda önde (es-sâbık) olan, cennete hesapsız girer. Orta halli olan, kolay bir hesaba çekilir. Nefsine zulmeden ise, huzurda durdurulup günahı kadar sıkıntı çektikten sonra cennete girer."( Ahmed, Müsned, V, 194, VI, 444; Hâkim, Müstedrek, Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, VII, 95.)

İslâm âlimleri, müslümanlar içinde bazı kimselerin özel bir konum, farklı bir derece, husûsi bir yetki ve üstün bir fazilete sahip olması konusunda şu noktalarda ittifak içindedirler.

1- Allah Teâlâ, kulları arasından bazılarını özel olarak seçmiştir. Allah dilediklerini kendisi için seçer ve O'na yönelenleri hidâyete erdirir."( Şûra 42/13.) âyeti, bu konuda esastır. İmam Kurtûbî (rah), Allah Teâlâ'nın, dilediklerini ilim, imamet, hakkı güzel anlama ve mülk için seçtiğini belirtmiştir.( Kurtûbî,el-Cami li Ahkami'l-Kur'an, VII, 30.)

2- Faziletin ölçüsü takvadır. En üstün insan, en muttaki olandır. Üstünlük, nesebe, mala-mülke, vatana, millete, renge, şekle, cinsiyete bağlı değildir. "Allah katında en şerefliniz en muttakî olanmızdır."( Hucurât 49/13.) âyeti, kıyamete kadar değişmeyecek ilahi ölçüyü ortaya koymaktadır.

3- Mü'minler iman, ilim, amel ve edeblerine göre kendi aralarında derece derecedir. En üst derecedekilere Kur'an diliyle "mukarrabûn" denir.( İbnu Cerir, Camiu'l-Beyan, Cüz: XXII, 135, XXVII, 171; Kurtûbî, el-Cami li Ahkami'l-Kur'an, XVII, 199, 232, 233; İbnu Kesîr.Tefsir, VII, 491; Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensur, V, 256-257, VII, 26, 27.) Hepsine genel olarak mü'min ismi verilmekle birlikte, ahlak ve sıfatı güzel olanlara özel isimler verilmiş ve güzel dereceler tahsis edilmiştir. Bu, Allahu Teala'nın bir lütfudur; onu dilediğine ikram eder.

4- Kendilerine ilim verilenler, ilmin hakkını korur, gereğini yaparlarsa diğer mü'minlerin çok üstünde derecelere sahip olurlar. "Allah, kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir "( Mücâdele 58/11.) âyeti, bu hakikati ifade ediyor.

Hadis-i şerifte, ilim ehli olan kamil insanların, sırf ibadetle meşgul olan kimselerden ne kadar üstün oldukları şu şekilde anlatılmıştır:

"Âlimin (sırf ibâdetle meşgul olan) âbide üstünlüğü benim sizden en düşük dereceliye üstünlüğüm gibidir.( Bkz: Tirmizî, ilim, 19.(No: 2685).)

"Alimin, sırf ibadetle meşgul olan abide karşı üstünlüğü, dolunayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir."( Bkz: Tirmizî, ilim, 19 (No: 2682).)

5- Allahu Teâla, sahip oldukları sıfatlara göre, sevdiği mü'minlere Kur'an'da, mukarrabûn,( Şu âyetlerin tefsirlerine bkz: Al-i Imrân 3/45; Vakıa 56/11, 88; Mutaffifîn 83/21, 28.) sıddîk,( Şu âyetlerin tefsirlerine bkz: Nisa/69; Hadîd/19) muhsin,( Şu âyetlerin tefsirlerine bkz: Âl-i imrân / 124; Nahl /128; Ankebût /69; Ahzâb / 29; Sâffât 7113.) ebrâr,( Şu âyetlerin tefsirlerine bkz: Al-i Imrân/ 193, 198; inşân 75; infitâr 713; Mutaffifîn 18, 22. 361) evliya(Şu âyetlerin tefsirlerine bkz: Enfâl 724; Yunus 762

Müslim, Salat, 222; Ebu Davud, Salat, 148; Tirmizi, Deavat, 112) gibi isimler vermiştir. Bütün bunlar, imanı kamil, ameli salih olanların farklı sıfat ve derecelere sahip olduklarını gösteriyor. İman ve amelde aynı noktada kalmak, ileri hiç adım atmamak, gerçeklere gözünü açmamak kuru bir taklittir. Kur'an ve sünnette bu tür taklit kötülenmiş, sahibi kınanmıştır.