Yakin İlminin Üstünlüğü

Yakin, bir şeyi olduğu gibi tanımaktır ve o şeyin varlığı hakkında şüpheden kurtulmaktır.

Yakin ilmi insanı şek ve şüpheden, kalbi hayal ve vehimden kurtaran bir ilimdir.

Yakin, zahirdeki şeyleri gören kimsenin o şey hakkında kesin bir bilgi elde ettiği gibi, kalbin ğayba ait şeyleri müşahede edip o şeylerin varlığı hakkında kesin kanaata ulaşmasıdır.

Yakin, Allahu Teala'ya yakın olan takva sahibi kullara hediye edilen nûrânî bir ilimdir.

Yakin, ilimlerin en şereflisi ve en kıymetlisidir.

Bu konuda büyük arif Ebu Talib el-Mekki (rah) demiştir ki:

"Önce şunu bil: Pek çok ilim vardır ki, bir münafık veya bid'atçı veyahut müşrik bile ona rağbet edip üzerinde dursa, öğrenmesi, hıfzetmesi ve yayması mümkündür. Çünkü bu tür ilimler zihnin neticesi ve aklın ürünüdür. İman ve yakin ilmine gelince, bunların müşahede hâlinde kalbde meydana gelmesi ve hakikati hakkında konuşmak ancak, başlangıcında yakine ulaşmış bir mü'min için mümkün olur. Çünkü bu haller, son derece kuvvetli bir imanın kalbde yerleşmesine ve kişinin ilmin hakikatine ulaşmasına bağlıdır.

Yakîn hâli; Allahu Teâlâ'nın kudretinin ve azametinin keşfolmasıyla hâsıl olan ilâhî bir âyet ve Allah'ın dostlarına va'didir. Hiç şüphesiz Allah'ın âyetleri, fâsık kimselere keş-folmaz, zâlimler ilahi va'de ulaşamaz. Hak yoldan çıkanlara ilâhî kudretin güzellikleri açılmaz. Bâtıla dalanlarda manevî vecd ve aşk oluşmaz.

Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, iman ve yakini zayıf olan kimselerin büyük bir tehlike ile yüzyüze geldiklerini şu şekilde ifade buyurmuştur:

"Ümmetim hakkında sadece yakinlerinin zayıflığından korkuyorum."( ibnu Mübarek, Kitabu'z-Zühd, No:558; Tabarani, el-Vasit, IX, No: 8864; Heysemi, Mecmau'z-Zevaid, l, 107 (Heysemi, ravilerin sika olduğunu belirtmiştir.))

Bunun için marifet ehlinden bir alim demiştir ki: "Kimin yakin ilminden bir payı yoksa ve bu payla Cenab-ı Hakk'ın tecellilerini müşahede etmemişse o kimse şirk veya nifaktan tam sıyrılamaz. Çünkü o, yakin ilminden habersizdir. Yakinden bir nasibi olmayan kimsede şüphe kırıntıları bulunur."

Ariflerden birisi de demiştir ki: "Kimin yakîn ve marifet ilminden bir nasibi yoksa, onun kötü akibetle ölmesinden korkarım. Yakin ilminden elde edilecek en küçük nasib, bu ilmin varlığını tasdik etmek ve onu ehline teslim etmektir."

Bir başka arif te şöyle demiştir: "Kim de iki haslet varsa, ona marifet ilminden hiçbir şey açılmaz. Bunlar, kibir ve bid'attır."

Bir grup marifet ehli şöyle demiştir: "Kim dünyayı sever ve nevasında ısrar ederse o, marifet ilmini elde edemez."

Ebu Muhammed Sehl et-Tüsteri (rah) demiştir ki: "Marifet ve yakin ilmini inkar edene gelecek en küçük ceza, kendisine ebediyyen ondan hiçbir şey verilmemesidir.

Bil ki, tevhid ilmi ve Allahu Teala'nın sıfatlarını yakinen tanıma ilmi, diğer ilimlerden apayrıdır. İslam'ın diğer ilimlerinde alimlerin ihtilaf etmesi ve farklı görüşlere ulaşması, bu alimler ve ümmet için bir rahmettir; tevhid ilmindeki ihtilaf ise, sapıklık ve bid'attır. Zahirî ilimdeki hatâ affedilmiştir. Hatta âlimler içtihad edip de hatâya düştüklerinde, bu hatâ kendileri için bir sevap olarak yazılmaktadır.( Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Hâkim bir konuda içtihad eder ve doğruyu bulursa, kendisine iki sevap verilir. (Bunların birisi içtihad, diğeri isabet sevabıdır.) Eğer hatâ eder doğruya ulaşamaz ise, (doğruyu bulmak için gayret ettiğinden) kendisine bir sevap verilir." Bkz: Buhârî, i'tisâm, 21; Müslim, Ekdiyye, 15; Ebû Dâvud, Ekdiyye, 2; Tirmizî, Ahkâm, 2; ibnu Mâce, Ahkâm, 3.)

Tevhid ilminde ve imanın temeli olan şehâdette meydana gelecek hatâ ise, baştan küfürdür."( Ebu Talib el-Mekki, Kutu'l-Kulub, l, 173.)