V- AHİRET GÜNÜNE İMAN

Ahiret, ölümle başlayan ve sonu olmayan bir hayatın adıdır. Ahirete iman farz-ı ayındır. Ahirete iman, diğer iman esaslarının gereği, sonucu ve tamamlayıcısıdır. Ahiret iman olmadan Allahu Teala'ya iman gerçekleşmez. Yüce Yaratıcının yoktan var ettiği bu alemi bozup yeni bir alem kuracağını, orada iyileri kötülerden ayıracağını, kullar arasında adaletle hükmedeceğini; herkesin hesabının göreceğini; sonuçta bir kısmını Cennet'e bir kısmını Cehennem'e koyacağını ve bunu kesin yapacağını kabul etmeyen bir kimse, mü'min olmaz, müslüman sayılmaz.

Ahiret hayatı, bütün hak kitabların bahsettiği bir gerçektir. Bütün peygamberler o hayatı ümmetlerine anlatmışlar ve dehşetinden sakındırmışlardır. Yüce Rabbimiz bütün kullarını şöyle uyarmıştır:

"Kim Allah'ı, meleklerini, kitablarnı, peygamber-lerini ve ahiret gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmış olur."( Nisa, 136.)

"Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve sizin bize döndü-rülmeyeceğinizi mi zannettiniz. Mutlak hakim ve hak olan Allah çok yücedir. (O asla boş iş yapmaz). O'ndan başka ilah yoktur. O yüce Arş'ın sahibidir."( Mü'minun, 115-116.)

Esasen ölmek ve ahiret hallerini görmek için iman etmek lazım ve şart değildir. Çünkü iman etmeyenler de ölecek ve ahireti görecektir. Ahirete iman, dünyada şerefle ve edeble yaşamak, Allah'ın dostu olarak ölmek, kabirde rahat etmek, ebedi saadete ermek, Allah'ın rıza yurdu Cennetine girmek ve cemalini görmek için lazım ve şarttır. Ben Allah'a kavuşmak istiyorum diyen kimsenin, bu arzusuna ulaşması için imanla ölmesi gerekir.

Ahiret akıl ötesi bir hayattır. Ölümden sonra dirilmeyi aklım almıyor demek, bu iş olmayacak, aklı almayanlar di-rilmeyecek, ahirete inanmayanlar mahşer yerine gelmeyecek, cehennemi inkar edenler onu hiç görmeyecek demek değildir. Mü'min de kafir de ölecek, hepsi tekrar dirilecek, ilahi huzurda hesap verecek ve herkes layık olduğu yere yerleşecektir.

Tekrar dirilmek kelimesine dikkat edelim. Bizler yok iken var edildik; önceden olmayan bir vücuda sahip olduk, yeni bir hayata getirildik. Bunda bizim bir katkımız, yetkimiz ve irademiz yoktur. İşte bize birinci defa hayat veren Yüce Rabbimiz (c.c), bizi ikinci kez dirilteceğini haber veriyor. Şu gökleri düzenleyip yerleri döşeyen, bütün alemleri sevk ve idare eden Kerim Rabimiz (c.c) bu düzeni bozup bir başka türlüsünü kuracağını bildiriyor. Bizler buna ne diyebiliriz ki! Mülk O'nun, saltanat O'nun. Güç O'nun, hüküm O'nun. Ölüm O'nun, hayat O'nun. Allah aşkına birisi söylesin, nesi var şu aciz kulun?

İnsana "bu alemi değiştir" denmiyor ki, benim gücüm yetmez desin. Ona "ölüleri dirilt, mahşere şevket, hesaplarını gör" denmiyor ki, bunu nasıl yapayım diye feryat etsin. Bütün bu işleri aciz kul değil, Yüce Rabb yapacaktır. Evet ilk defa hayat veren, ikinci kez diriltecektir. Ahiret hayatı ve halleri ölümle başlıyor. O hayatı ve halleri görmek istemeyen kimseler ölmesinler. Yüce Allah bu dünyayı değiştireceğini, gökleri yıkacağını bildiriyor. Bu yıkımı görmek istemeyen varsa, hiç yıkılmayacak bir dünyaya gitsin. Buna imkan var mı?

İnsanı rahatlatacak olan inkar değildir, inkar ve isyan kalbi korkulardan kurtarmaz. Ölüm ve ahireti kabul edip hazırlanmaktan başka çare yoktur. Alemlerin Rabbine kavuşmak, O'nun cemalini görmek, habibi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz ve diğer dostları ile buluşmak için ölümden başka bir yol yoktur.