ALLAHU TEALA'NIN SIFATLARI

 Hayat: Cenab-ı Hakk, hayydır, ezeli ve ebedi bir hayatla diridir. Onun hayatı yaratılmışların hayatı gibi zamana, mekana, sebebe bağlı değildir. Hayatta olan her şey O'nunla hayat bulmuştur. Hayat sahibi olduğu için hayat vermektedir. Ölümü O yaratmıştır. Ölüm O'nun emrindedir. O'nun zatı zeval bulmaz. O kendisini şöyle tanıtmıştır:

"O Allah ki, kendisinden başka tapılacak gerçek ilah yoktur. O diridir, kainatı idare eden odur."(Bakara, 255.)

ilim: Allahu Teala, ezeli, ebedi, daimi, sınırsız ve sonsuz bir ilimle her şeyi bilir. Gizli-açık, yakın-uzak, küçük-büyük hiçbir şey O'nun bilmesinden gizli kalmaz. Kalblerden geçeni ve geçecek olanı bilir. Gözlerin hain bakışını bilir. Hadiseleri bilmesi zamana bağlı değildir. Her şeyi olmadan önce bilir; bildiği gibi irade eder, irade ettiği gibi herşey meydana gelir. Ezelde bildikleri değişmez. Sonradan olan şeyler O'nun ilmine yeni bir şey katmaz.

Allahu Teala ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Bütün yarattıklarını en ince detayına kadar bilir. Yerlerde göklerde, Arş'ta, ferşte, Cennet ve Cehennem'de olanları ve olacakları bilir. Kainattaki bütün zerreleri ve kürreleri tek tek bilen ve bir ölçüyle yaratan Odur. Atomun içini dizen, genleri şifreleyen, atmosferi düzenleyen, yıldızları şekillendiren, göğü yıldızlarla süsleyen, herbir canlının rızkını belirleyen, onların yerlerini bilen ve kendilerine lazım olanı gönderen O'dur. Yüce Rabbimiz soruyor: "Yaratan bilmez mi?" (Mülk, 14.)

Allahu Teala kullarına az bir ilim vermiştir. İnsana bilmediklerini O öğretmiştir. Öğrenme sebeplerini yaratan, insanı akıl, fikir, düşünce, hafıza: idrak ve ifade etme gibi öğrenme özellikeriyle donatan O'dur (c.c). Meleklerin bildikleri sadece O'nun öğrettikleridir. Peygamberler ve veliler O'nun öğrettiği ilimden başkasını bilemezler. O'nun ilmi yanında, bütün mahlukatın ilmi, bir denize batırılan iğneye bulaşan su kadar değildir. Allahu Teala'nın ilminin ve tecellilerinin bir sonu olmadığı için, O'nu tanımanın da bir sonu yoktur. İnsanın ilmi arttıkça, ne kadar cahil olduğunu anlayacak ve bu iş hayretle sonuçlanacaktır. Marifetulla-hın sonu hayret makamıdır.

İşitme: (Semi'). Rabbülâlemin işitilecek her şeyi tam manasıyla, eksiksiz olarak işitir. Bu sıfat zatından hiç ayrılmaz, ezeli ve ebedidir, işitmek için bir alete, zamana, hava akımına, kulağa ihtiyacı yoktur. Cenab-ı Hakk, ğayb alemindeki ve müşahede alemindeki bütün sesleri, meleklerin teşbihini, yerde ve gökteki varlıkların çıkarttığı en küçük, en kısık sesleri işitir. Yedi kat yerin altındaki bir canlının, siyah taş üstünde yüreyen ufak bir karıncanın ayak sesini de işitir. Hepsini görür, ihtiyaçlarını bilir, rızıklarını yaratır, sebeplerini halkedip kendilerine gönderir. Bir sesi işitmesi diğer sesleri işitmesine mani değildir; hepsini aynı anda işitir. Allahu Teala zatını bize şöyle tanıtmıştır: "Onun benzeri hiçbir varlık yoktur. O, her şeyi işiten ve görendir."(Şura 11)

Görme: (Basar) Allahu Teala, varlık alemine getirdiği ve vücud verdiği her şeyi eksiksiz görür. Görme sıfatı zatına has bir sıfattır, ezeli ve ebedidir. Görmesi için göze veya başka bir aracıya ihtiyacı yoktur. Görmesini engelleyecek hiçbir perde, mani mevcut değildir. Allahu Teala için gizlilik diye bir şey yoktur. O'nun nazarında her şey apaçıktır. O'ndan gizlenecek hiçbir fikir ve fiil yoktur. O'nun bir şeyi görmesi, diğerini görmesine mani değildir. Görmesi, aralıkla ve sırayla değildir. O varlık aleminde, yerde ve gökte mevcut olan her şeyi aynı anda görür. Bu görme hiç kesilmez.

Kudret: Allahu Teala sonsuz ve sınırsız bir kudrete sahiptir. Kudret sıfatı zatına has bir sıfat olup ezeli ve ebedidir. Kudreti varlığı mümkün olan bütün varlıkları içine alır. Onun her şeye gücü yeter. Ancak bir şeyi yapıp yapmamaya kendisi karar verir. Her şey derken, varlığı mümkün olmayan şeyleri katmayız. Mesela, Allahu Teala'nın bir benzerinin olması mümkün değildir. Birisinin kalkıp da : "Madem Allah'ın her şeye gücü yetiyor, o halde kendisi gibi ikinci bir ilah yaratsın" demesi doğru değildir. Bunu düşünmek bir vesvese, söylemek sadece fitnedir.

Yüce Mevlamız öyle bir kudrete sahiptir ki, yedi kat gök, yedi kat yer ve bütün içindekiler O'nun önünde bir zerre gibidir. Hepsini bir anda var eder, bir anda yok eder. Bir şeyin olmasını istediği zaman ona "ol" diye emreder, o da oluverir. İlahî kudretle çekişecek, yarışacak, ona karşı çıkacak kimse yoktur.

Yerlerin ve göklerin hükümdarı O'dur. Ğaybın hazineleri O'nun elindedir. O, üzerimizde duran göğü, üzerinde yaşadığımız yeri bir anda değiştirmeye, başka bir gök, yeni bir dünya kurmaya, dağları taşları canlandırıp konuşturmaya, bütün ölüleri diriltmeye, hepsini tekrar öldürmeye, sonra bir daha diriltmeye, dilediği her şeyi yapmaya kadirdir. Bunları yaparken kendisine bir yorgunluk gelmez. Bir yardımcıya da ihtiyacı yoktur. Bütün tasarruf kendisine aittir. Üzerimizdeki göğü tutan, onu ve içindekileri koruyan, taşıyan, dünya semasını sayısını bilemediğimiz kadar yıldızlarla süsleyip bir tavan yapan O'dur. Geceyi gündüzü evirip çeviren, uzatıp kısaltan, bütün canlıların rızkını yaratan ve dağıtan O'dur.

Allahu Teala, sonsuz kudreti anlaşılsın ve Zatının büyüklüğü farkedilsin diye bazı varlıklara bir derece kudret bahsetmiştir. Onlara sınırlı bir alanda tasarruf yetkisi, iş ve hareket imkanı vermiştir. Meleklerden bazısına gökleri taşıtmaktadır. Cennet ve Cehennemi taşımakla görevli melekler vardır. Bazı melekler bulutları sevk ve idare ederler. Yüce Yaratıcımız insana da bir çok yetki, iş yapma kabiliyeti ve hareket kuvveti vermiştir. Yerleri ve gökleri onun hizmetine bağlamıştır. Peygamber ve veli kullarına özel yetkiler ve tasarruf imkanları vermiştir. Diğer varlıklarda da değişik şekil ve derecelerde enerji ve kuvvet vardır. Her kimde ne varsa O'nundur. Varlıklardaki her şeyin başı ve sonu bellidir. İmkanlar sonludur; yetkiler sınırlıdır, verilenler emanettir. Hepsi esasen Yüce Yaratıcıya ait olup şükür için ikram edilmiştir. Nimeti ikram edeni unutup gönlünü nimete verenlere; asıl sahibini unutup mülke benim diyenlere Cenab-ı Hakk mahşer yerinde şu soruyu soracaktır:

"Söyleyin bakalım bu gün mülk kimindir, hükümdar kimdir?" Müminlerden ve kafirlerden hiç kimseden bir cevap gelmez. Alemlerin Rabbi kendisi ilan eder: "Mülk (ve hükümranlık) Kahhar ve tek olan Allah'ındır."(Mü�min 16)

İrade etme: Allahu Teala ezeli ve ebedi bir irade sıfatına sahiptir. Kainatta her ne olmuş ve olacaksa O'nun iradesi ile olur. O, dilediğini yapar; kimseye danışmaz. Kimse O'na niçin bunu böyle yaptın da şöyle yapmadın? diyemez. Verdiği hükmü bozacak veya verdiği hükme uymayacak kimse yoktur. Onun dileyip yaptığı her şey bir ilim, bir hikmet ve bir menfeat taşır. Sebepsiz, hikmetsiz, faydasız hiçbir şey yaratmaz. Hayrı ve şerri dileyip yaratan O'dur. Ancak hayırda rızası, serde gazabı vardır. O'nun dileyip yarattığı şeylere kötü veya şerr denmez. Çünkü kötülüklerin ve şerrin yaratılmasında birçok hikmet ve hayır vardır. Şeytanı ve şerri yaratmak kötü değildir. Kötü olan, şeytana uyup şerre bulaşmak ve Yüce Allah'a isyan etmektir.

Kainatta meydana gelen her şey az-çok, küçük-büyük, iyilik- kötülük, taat-isyan, kâr-zarar, doğum-ölüm, sihhat-hastalık, zenginlik-fakirlik O'nun iradesiyle olmaktadır. Gözlerin açılıp kapanması, kalbin atması dahil insanın içindeki ve dışındaki bütün hareketler O'nun iradesiyle meydana gelmektedir. Onun dilediği olur, dilemediği olmaz. Bütün insanlar bir araya gelip bir insana fayda veya zarar vermek isteseler, Allah dilemeyince ona zerre kadar fayda veya zarar veremezler. Allahu Teala dilemeyince hiçbir peygamber veya veli kendi evladını veya en sevdiği bir insanı dahi hak yola getiremez, ilahi izin ve iradenin dışında kimseye şefaat edemez.

Allahu Teala dilediklerini rahmeti ve özel desteği ile hayır işlerinde muvaffak eder, sonuçta cennet ve cemalini bahşeder. Bu O'nun kuluna bir ikramdır. Dilediklerini de özel desteğinden mahrum eder, nefsi ve hissi ile başbaşa bırakır, hak yoldan sapıtır. Buna zulüm denmez, çünkü mülk kendisinindir; dilediği gibi tasarruf eder. Her yaptığında bir ilim, bir hikmet, bir hüküm bulunduğu için, ona adalet denir. Bu durumda kula düşen, iyilikleri kendine maletmemek, kötülüklerin sorumluluğunu da kadere yükle-memektir. iyiliklerin sahibi Yüce Rabbimiz, kötülüklerin sebebi ise düşük nefsimizdir. ilahi uyarı şöyledir: "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir."( Nisa, 79.)

Burada şöyle bir soru yersizdir: "Allahu Teala'nın her şeye gücü yetmektedir. Acaba piçin herkesi hidayet üzere ve hak yolda toplamadı? isteseyedi herkes hayır yapar, iyi insan olur, putlara tapmaz, şeytana uymaz, şirk koşmaz, imanla ölür Cennet'e girerdi."

Evet Allah dileseydi böyle olurdu, fakat O, herkesin Cennet'e girmesini dilemedi. O istemeyince kimin isteği ile bu iş olabilir ki? O'nun iradesi asıldır. Biz, bize verilen irade ve akılla O'nun emrine teslim, davetine tabi olalım. Yüce Rabbimizden bizi hak yolda sabit tutmasını ve mü'min sıfatımızla huzuruna almasını isteyelim. Mülk O'nun, hüküm O'nun. Alemlerin Rabbi dilediği gibi hükmeder. O'na yaptığından sual edilmez. Rabbimiz bizi şöyle uyarıyor: "Allah'a yaptıklarından sorulmaz, insanlara ise sorulur."( Enbiya, 23.) Öyleyse, kula kulluk gerekir, isyanla saadet ele geçmez. Hem bizim aklımız her şeyi anlamaya yetmez.

Kelam: Allahu Teala kelam etme, konuşma sıfatına sahiptir. Bu sıfatı da zatına mahsustur, ezelidir. Konuşması için bizim gibi bir ağıza, dile, sese, harfe, düşünmeye ihtiyacı yoktuT. Allahu Teala'nın konuşması bizim gibi değildir. İnsan sukut ediyorken söze başlar ve o anda yaratılan bir konuşma yapar. Biz, Allahu Teala'nm konuşması ezelîdir derken bizim konuşmamızdan farklı bir konuşma şeklini kasdediyoruz.

Konuşma iki türlüdür. Birisi kelam-ı nefsî, diğeri kelam-ı lafzîdir. Kelam-ı nefsî, bir mananın içeride tasarlanıp hazırlanmasıdır. İşte kelamın aslı budur; dil onun tercümanlığını yapmaktadır. Dilimizde: "İçimden geçirdim, kendi kendime dedim ki" şeklinde ifade ettiğimiz şeyler kelam-ı nefsî kısmına girer. Allahu Teala'nm ezeli konuşması bu türdendir. Bu konuşma, Yüce Allah'ın herşeyden münezzeh olan nefsinde bir manayı, sözü, hükmü murad etmesidir. İşte ezeli olan kelam budur. Allahu Teala bu ezeli ve nefsî kelamını zaman içinde kullarına vasıtasız veya bir vasıtayla ayrıca duyurmuştur. Peygamberlere yapılan vahiyler, meleklere duyurulan ilahi hitablar, salih kullara yapılan Rabbani ilhamlar, ahirette diğer kullar ile yapılacak konuşmalar, Allahu Teala'nm nefsinde yaptığı ezelî kelamın bir şekilde duyurulması, bir nevi tercümesi ve açıklamasıdır. Allahu Teala Hz. Musa'ya: "Ey Musa! Ayağından nalinlerini çıkar, sen şu anda mukaddes vadi Tuva'dasın"( Tâ Ha, 12.) diye hitabedince, ilk defa o anda meydana gelen bir konuşma yapmış değildir. Belki, ezeldeki ilmiyle bildiği, iradesiyle istediği ve hükmettiği bu manayı Hz. Musa'ya açıklamış ve duyurmuştur. Diğer bütün hitabları ve konuşmaları da bu manadadır.

Bütün kutsal kitablar ilahi kelamın örnekleridir. Özellikle Hz. Kur'an bunun en canlı şahididir. Başından sonuna kadar bütün ayetler Allahu Teala'nm muradını ifade eden şerefli kelamlar ve Rabbani hitablardır.

Allahu Teala ahirette Cennet ehli ile konuşacaktır. Onlara hem özel hem de umumi hitablarda bulunacak ve selam verecektir.( ilgili hadisler için bkz:Buhari, Tevhid, 28; Müslim, Cennet, 2; Tirmizi, Sıfatu'l-Cennet, 18; Ahmed, Müsned, III, 88.)

Yüce Rabbimiz herkese kendi diliyle hitabeder. Yerlere göklere, zerrelere, kürrelere emir verir, hitabını duyurur, muradını öğretir, hükmünü icra ettirir.

Konuşmanın zıddı, bir şeyi ifadeden acizliktir. Yani bir şey söylemeye gücü ve imkanı olmamaktır. Bu hal Allahu Teala için imkansızdır.

Var etme: (Tekvin) Allahu Teala'nm fiilî sıfatıdır. Tekvin, var etmek, yaratmak, ortaya çıkarmak manasında-dır. İmam Maturidî'nin (rah) tesbit ve tercihine göre bu sıfat da subûtî sıfatlardan olup ezelîdir. Allahu Teala ezelde yaratıcılık vasfına sahiptir, ilahi ilminde takdir ettiği şeyleri zamanı gelince var eder, şekij verir, devam ettirir, yok eder.

Allahu Teala yaratma sıfatında da tekdir. O yarattığı şeylerin bir örneği ve aslı yok iken var eder. Yani yok olan bir şeyi yaratır. Kulların ortaya koyduğu teknik ve benzeri şeyler ne kadar harika olursa olsun bir yaratma değil, mevcudu bir araya getirme, hazır enerji ve kabiliyeti ortaya çıkarma, eşyaya yeni bir şekil verme, var olandan istifade etmedir. Bu tür şeylere icad veya keşif denir. İnsanların elinden çıkan şeylere yaratma ifadesini kullanmak hatalıdır. Kullanılırsa bu, yoktan var etti manasında değildir. Belki, yeni bir şey keşif ve tesbit etti, onu farklı bir şekilde ortaya çıkardı manasındadır.