| KUR'AN VE SÜNNETİN ÖĞRETTİĞİ KADER |
|
Kur'an- ı Hakim ayetleri kader ve kaza konusunda bizlere şu gerçekleri öğretir:Allahu Teala, bütün alemlerin Rabbidir. Yaratmak, ya şatmak, öldürmek, diriltmek; sevmek, sevdirmek, istediğine hidayet vermek, dilediğini sapıklık içinde terketmek sadece O'na aittir. O mutlak hüküm ve idare sahibidir. Mutlak idare, mutlak ilim ve irade ister. Allahu Teala dilediğini yapma gücüne sahiptir. O'nun gücü de muklaktır; sınırsız ve sonsuzdur. Hidayet O'nun elindedir. Kalpler O'nun tasarruf undadır. Hüküm vermede tekdir. Yarattığı her şeyi önceden bilir; varlıklara ezeldeki ilim ve takdirine göre şekil verir; rızık belirler; vazife yükler, ecel tayin eder. Canlı cansız her şeyin bir kaderi, ölçüsü, vazifesi ve eceli vardır. Hepsinin sonu ilahi ilimde bellidir. Allah'ın dilediği olur, istemediği olmaz. Mükellef insanlar her yaptıklarından sorumlu olup hesaba çekilirler; fakat hiç kimse alemlerin Rabbini yaptıklarından dolayı hesaba çekemez. Kainatta yaş kuru, büyük küçük, hareket-sükun, taat-isyan hepsi ilahi kitapta Levh-i Mahfuz'da yazılıdır.Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:"Biz her şeyi bir ölçü ve kaderle yarattık."( Kamer, 49.)"Allah kimi hidayetine ula ştırırsa o hidayeti bulmuş olur. Kimi de sapıtırsa artık onun için doğruyu gösterecek kimse bulamazsın."( Kehf, 13-14.)"Biz dileseydik her nefse hidayetini verirdik, fakat taraf ımızdan şu söz kesinleşti: "Muhakkak Cehennem'i bir grup cin ve insanla tamamen dolduracağım."( Secde, 13.)Rasulullah Efendimiz (s.a.v), kader s ırrını bir nebze açarak buyurmuştur ki:"Allahu Teala, gökleri ve yeri yaratmadan ellibin sene önce Levh-i Mahfuz'a mahlukat ın kaderlerini yazdı. O zaman Arş'ı su üzerinde idi."( Müslim, Kader, No? 2653; Tirmizi, Kader, 18)Ashaptan Ubade b. Samit (r.a) o ğluna demiştir ki:"Yavrum! Sana takdir edilen şeylerin muhakkak başına geleceğini; takdir edilmeyen şeylerin de asla başına gelmeyeceğini bilmedikçe gerçek imanın tadını tadamazsm. Ben Allah'ın Rasülünü (s.a.v) şöyle derken işittim:"Allahu Teala'n ın ilk yarattığı şey Kalem'dir. Allah ona: "Yaz!" emrini verdi. Kalem: "Ey Rabbim, neyi yazayım?" diye sordu. Allahu Teala:"K ıyamete kadar olacak ve gelecek her şeyin kaderlerini yaz." buyurdu. Sonra Efendimiz (s.a.v) şöyle devam ettiler:"Kim bunun d ışındaki bir anlayış ve iman üzerinde ölürse, o benden değildir."( Ebu Davud, Sünnet, 17; Tirmizi, Kader, 17; Ahmed, Müsned, V, 317; ibnu Asım, Sünnet, l, 51-52.)"Hayr ı ve şerri ile kadere iman etmeyen kimseyi Allah ateşte yakar."( Ahmed, Müsned, V, 317; ibnu Asım, Sünnet, l, 48-50. Elbani ibnu Asım'ın "es-Sünnet" isimli kitabına yaptığı tahriç çalışmasında hadis için "hasen" değerlendirmesini yapmıştır.)Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bir defas ında: "Muhakkak Allahu Teala herkesin Cennet'teki ve Cehennem'deki yerini, said mi şaki mi ne olacaksa hâlini yazıp tespit etmiştir." buyurunca, mecliste bulunan bir Sahabî:"Ey Allah' ın Rasulü! Sonumuz belli ise, biz hakkımızda yazılan hükme dayanıp ameli terk etmez miyiz? Bu durumda niçin amel ediyoruz" diye sordu. Efendimiz (s.a.v): "Siz gücünüzün yettiği kadar amel edin; gevşemeyin. Bir kimse saadet ehlindense, ona saadet ehlinin (Cennetliklerin) ameli kolaylaştırılır. Eğer şekavet ehlindense ona da Cehennemliklerin ameli kolaylaştırılır."( Buhari, Tefsir, No; 4946; Müslim, Kader, 1.) buyurdu ve sonra şu ayetleri okudu:"Kim Allah için verir, günahtan sak ınır ve en güzel sözü (kelime-i şehadeti) tasdik ederse; biz onun için kolayı (Cennet'i) hazırlarız."Kim de cimrilik eder, kendini zengin görür, en güzel sözü (kelime-i şehadeti) yalanlarsa, biz de onun zora (Cehennem'e) giden yolunu kolaylaştırırız."( Leyl, 5-10.)Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, kader konusunda ümmetinden iki şey istemiştir:Birincisi, Allahu- Teala'n ın ilmi ve hükmü olan kadere iman etmek.ikincisi de Allah r ızasına götüren sebeplere yapışmak, insanı helake itecek şeylerden sakınmak ve gücünce hayırlı amellere devam etmek. İşte din budur ve Müslümanlık bu temel anlayış üzerine kuruludur.Hz. Ömer (r.a), Rasulullah (s.a.v) Efendimiz'e: "Ya Rasulallah! Amellerimiz hakk ında ne buyurursunuz? Onlar, önceden belirlenen bir hüküm üzere mi meydana geliyor; yoksa sonradan bizim başlayıp bitirmemizle mi ortaya konuyor?" diye sorunca, Efendimiz (s.a.v):"Önceden belirlenen bir hüküm ve takdire göre yap ıyorsunuz." cevabını verdi. Hz. Ömer:"Her şey önceden belirlendi ise o zaman biz niçin amel ediyoruz." diye sordu; Efendimiz (s.a.v):"Ey Ömer! Allah' ın takdir ettiği her şeye amelle ulaşılır." buyurdu. O zaman Hz. Ömer (r.a):"Biz de o zaman çok amel ederiz." dedi. ( Firyabî, el-Kader, No: 29-33. ibnu Hacer, Fethu'l-Bârî, XIII, 336; Konu ile ilgili hadisler için bkz: Müslim, Kader, 8, 10.) Şu halde ulaşmak istediğimiz her şey için önümüze konan zahiri sebeplere ve vesile yapılan amellere sımsıkı sarılmamız gerekmektedir."Herkes ne için yarat ıldı ise onun amelini işlemeye muvaffak kılınır."( Buhari, Kader, 2; Müslim, Kader, 9; Ebu Davud, Sünnet, 17.) Hadisini işiten bir sahabi şöyle demiştir:"Bu hadisi duyana kadar amel konusunda fazla bir şevkim yoktu; ama şimdi var gücümle hayırlı amele yöneldim."( Ibnu Kayyım, Şifâu'l-Alîl fi Mesâili'l-Kadâ ve'l-Kader, 63.)Rasulullah (s.a.v) Efendimizin pak zevcelerinden Ümmü Habibe (r.anha), bir defas ında Efendimizin saadetli huzurunda bulunuyorken:"Allah ım! Beni zevcim Rasulullah (s.a.v), babam Ebu Süfyan ve kardeşim Muâviye ile birlikte güzel günlere ve hoş nimetlere kavuştur." diye dua etti. Bunları duyan Rasulullah (s.a.v):"Sen Allah'a kesinle şmiş eceller, belirlenmiş günler ve taksim edilmiş rızıklar için dua ediyorsun. Allah vakti gelmeyince hiçbir şeyi öne almaz, vakti gelen şeyi de geri bırakmaz. Sen bu tür şeyler yerine Allah'tan, seni kabirdeki azaptan ve Cehennemin ateşinden kurtarmasını isteseydin, bu senin için daha hayırlı ve daha faziletli olurdu."( Müslim, Kader, 33; Nevevi, Şerhu Müslim, XVI, 429. ) buyurdu.Hadisin bize ö ğrettiği önemli bir edeb şudur: Herkes kendisini ilgilendiren şeyin derdine düşmeli ve Allah'tan ebedi saadeti için lazım olanı istemelidir.Kader ve kaza, ak ılla çözülecek bir sır değildir. Bu konuda kendine göre yorum yapan şaşırır; Allah'a itiraz eden imansız kalır; niçin, nasıl, neden? sorularıyla çok uğraşanların kalbi kararır. Kader öyle bir ilimdir ki, onda "bilmiyorum" demek, emniyet ve fazilettir. Ona dalmak gaflet ve cehalettir.Mü'min kula dü şen, önceden kaderi bilmek, kazayı kestirmek değil; olan herşeyin ilahi ilim ve irade çerçevesinde olduğunu bilmek ve böylece iman etmektir. |