NİKAHA AÎT ISTILAHLARA VE NİKAHIN MUKADDİMATINA
VESAİK BÎR KISIM AHKAMINA MÜTEALLİKTİR.
Nikâhın Mukaddimatı = Nişanlanma Vesaire:
Nikahın Sıhhat Ve Nef Azının Şartları :
Şarkta Veya İzafete Mukarin Nikahlar :
Nikâhta Velayet Ve Bu Velayetin Mertebeleri :
Kasırların Nikahları Ve Müstahik Oldukları Hiyarî Bulûğ:
Hurrei Mükellefenîn Nefsini Tezvicî :
Kölelerin Ve Cariyelerin Nikahları Ve Hîyari Itk:
Kefaetin Şart Olup Olmaması Hakkındaki Mütalaalar :
Muharremat = Nikahları Haram Olan Kadınlar
Karabeti Nesebiyye Sebebile Hürmet :
Karabeti Nesebiyye İtibarile Olan Hürmetin
Rezaın Mahîyyeti Ve Hürmeti Müstelzim Mikdarı :
Reza Sebebile Nikahları Haram Olan Kadınlar :
Hürmeti Rezâın Hikmeti Teşriîyyesi :
Zina İle Hürmeti Müsaherentn Sübutu Ve Ademî Sübutu Hakkındaki Mütalâalar :
Hürmeti Müsaherenîn Htkmeti Teşbftyyesi :
Meharîmin Aralarını Ademi Ceotin Hikmeti Teşrhyyes :
Şirk Sebebîle Olan Hürmeti Muvakkate :
Müşrikeler İle Kit'abiyyelerin Nikahları Hakkındaki Hükmün Hikmeti Teşrüyyesi:
Lian Sebebile Husule Gelen Hürmet :
Mülk Sebebile Husule Gelen Hürmet:
Üç Veya İkî Talakın Vukuundan Mütehassîl Hürmet :
Tahlil Usulünün Hikmeti Teşrîîyyesi :
Adedî Meşrul Tecavüzden Münbaîs Hürmet Ve Teaddüdi Zevcat :
Teaddüdi Zevcatın Hikmetiteşrüyyesi:
MEHRR KASME VE HUKTIKİ ZEVCtYETE MÜTEALLİKTİR
İslâm Hukukunda Mehrin Lüzumu Ve Mikdarı :
Mehbin Lüzumundaki Hîkmeti Teşkîtyye :
Mehki Müsemmanın Serait Ve Evsafı :
Mehrîm Teekküdü, Kat'îmyet Kesbetmesi :
Mehre Dair Kefalet Ve Terhin :
Mehri Misli Îcab Eden Haller :
Mehre Müteallik İhtilaflar, Davaları :
Cihaza Müteallik Meseleler Ve Dâvaları:
Zevç İle Zevce Arasında Hane Eşyasına Müteallik Davalar :
Zevceynin Mütekabil Hakları Ve Vazifeleri :
MÜFAREKATA AİD ISTILAHLARI VE NİKAHIN FESHİNE,
TALÂKA DAİR BİR KISIM HÜKÜMLERİ MUHTEVİDİR.
Talâk Île Feshin Mahiyetleri Ve Aralarındaki Farklar :
Talâkdan Madud Olmayan Fesîhler :
Talakın Rüknü, Nevileri Ve Talâkda Müstamel Tabirler :
(Hukuki islâmiyye ve ıstılahatı fıkhiyye kamusu) adı ile yazılmış olan eserin
bu ikinci cildi, dört kitaptan müteşekkil olup kamusun üçüncü, dördüncü,
beşinci ve altıncı kitaplarını teşkil etmektedir.
Şöyle ki: üçüncü kitap, Münakehat»a müteallik meseleleri ihtiva edip üç bölüme ayrılmıştır.
Dördüncü kitap, Müfarekata nikâh rabıtasına bir vech ile nihayet verilmesine» dair meseleleri muhtevi olup üç bölüme münkasimdir.
Beşinci kitap, «neseb ile hızane» meselelerine mütedair olup iki bölümü muhtevidir.
Altıncı kitab, «nafaka» meselelerine ait olup iki bölümden ibaret bulunmaktadır.
Bu dört kitabın ihtiva ettiği meseleler, bir kısım şahsî, ailevî hükümleri mutazammm olup hukuk sahasında kendilerine en ziyade müracaat edilen hususlardan bulunmuştur.
Bu kitaplardaki meselelerin esas kısmı; izafî delillere, yani: kitabul-lahdaki, süneni nebeviyyedeki sarih naslara ve icma: ümmete müstenit bulunduğundan onlarda bütün islâm mûctehitleri müttefik bulunmuşlardır. Talî derecede bulunan kısmı ise içtihada müsait mesailden ibaret bulunduğundan bunların hakkında müetehidini izamın cemiyet hayatı için vüs'at ve rahmete vesile olacak surette müteaddit akvali mevcuttur.
îslâm hukukunda aile ahkâmına müteallik meselelerin büyük bir kıymeti vardır. Bunlar bir bakımdan ibadet ve taate müteallik meselete) kabilindendir.
îslâm hukukunda gerek şahısların ve gerek şahıslardan teşekkül eden ailelerin birer refahiyet ve mesudiyet içinde, bir intizam ve itilâ dairesinde yaşamaları mühim bir gayedir. Binaenaleyh islâm hukuku, bu gayeyi temin edecek pek faideli, yüksek hükümleri muhtevi bulunmaktadır. Bütün müslümanlar tarafından kabul ve tebcil edilen fıkhî mo.z-heblere ait, aile ahkâmına dair meseleler güzelce gözonüne alınırsa bu hakikat tecelli eder.
Aile ahkâmına ait meselelerin oldukça büyük bir kısmını bu ikinci cilt, ihtiva etmektedir. Biz bunları yazmakla islâm hukukunun vüsatine işaret etmiş, islâm hukukundaki aile ahkâmına dair tetebbüatta buluna. cak genç hukukçularımız için oldukça mufassal bir eser vücude getirmiş bulunuyoruz. Nâçiz mesaîmizin nezdi ilâhîde kabule karin olmasını Hak Tealâ Hazretlerinden niyaz ederiz.
Ve minalahittevfik.[1]
Münakehata müteallik hükümlere dair olup üç bölüme ayrılmıştır: [2]
İÇİNDEKİLER : Münakehata ait bazı ıstılahlar. Nikâhın mukaddimatı = Nişanlanma vesaire. Nikâhın mahiyyetini izah. Nikâhın rüknü. Bir lahika. Nikâhın nevileri. Nikâhın sıhhat ve ne fazının şartlan. Sahih nikâhların hükümleri. Fasid ve bâtıl nikâhların hükümleri. Şarta veya izafete mükarin nikâhlar. Nikâhın sıfatı şer'iyyesi. Nikâhın hikmeti tesriiyyesi. Nikâhta velayet ve bu velayetin mertebeleri- Kas irinin nikâhları ve müstehik oldukları hıyarı bulûğ. Mükellef hurrenin nefsini tezviri. Nikâhta vekâlet, risalet ve akdi fuzulî. Köleler ile cariyelerin nikâhları ve hıyarı ıtk. Nikâhta kefâet. Kefaetin şart olup olmaması hakkındaki mütalealar. [3]
1 - (Nikâh) : Evlenmeden, akdi tezvicden ibarettir. Yani: bir akiddir ki, kasden mülki müt'ayi müfid olur. Bu akd ile bir aile teşekkül eder, bir erkek ile bir kadın arasında bir takım haklar teessüs ederek bunların biribirinden meşru surette istifadeleri caiz olur.
2 - (Münakehe) : iki kimsenin akdi nikâhta bulunması manasınadır. Cem'i: «münakehat»dır.
3 - (Istinkâh) Nikahlanmak, nikâh talebinde bulunmak mânâ sınadır.
4 - (Zevç) : Koca, bir kadının nikâhına sahip olan erkek demektir. Cem'i (ezvac»dır.
5 - (Zevce) : Karı, bir erkeğin nikâhı altında bulunan kadın demektir. Cem'i «zevcat» dır. Maahaza Arab lisanında zevç lâfzı, eş mânâsına olarak hem erkeğe, hem de kadına ıtlak olunur. Evlenmeğe, karı koca olmaya da «tezevvüc», «tenekküh», «izdivaç» denilir.
6 - (Halîle) : Bir erkeğe zevciyyet veya teserrî suretile halâl olan kadın demektir.. Cem'i «halâil» dir. Böyle bir erkeğe de «halîl» denir.
7 - (irs) : Zevce demektir. Cemi «urus» dur.
8 - (Ba'l ) : Zevç demektir. Cem'i «buule» dir.
9 - (Nikahı sahih) : Sıhhat şartlarını tamamen cami olan nikâhtır ki, nafiz ve gayri nafiz kısımlarına ayrılır.
10 - (Nikâhı nafiz) : Sıhhat şartlarını tamamen cami olup hiçbir kimsenin icazetine mevkuf bulunmayan nikâhtır. Lâzım ve gayrı lâzım kısımlarına ayrılır.
11 - (Nikâhı gayri nafiz) : Sıhhat şartlarım cami olmakla beraber nikâh sahibinin veya velisinin icazetine mevkuf bulunan nikâhtır. Buna «nikâhı mevkuf» da denir.
12 - (Nikâhı lâzım) : Nafiz, hıyarı fesihden ârî olup fesih tehlikesine maruz bulunmayan nikâhtır.
13 - (Nikâhı gayri lâzım) : Nafiz olmakla beraber fesih edilmesi kabil olan, yani: Öyle bir tehlikeye maruz bulunan nikâhtır ki, muhayyer olan bunu fesh edebilir.
14 - (Nikâhı fasid) : Sıhhat şartlarını cami olmayan nikâhtır. Şahidsiz akd edilen nikâh gibi.
15 - (Nikâhı bâtıl) : Üzerine asla nikâh hükümleri terettüp etmeyen nikâhtır. Başkasının zevcesile bilerek evlenme gibi.
16 - (Nikâhı muvakkat) : Muayyen bir zaman için veya meçhul bir müddet ile mukayyed olarak yapılan nikâhtır.
17 - (Nikâhı m üt'a) : Mut'a, temettü veya istimta gibi bir tâbir ile bir müddet için yapılan nikâhtır.
18 - (Nikâhı şıgar) : îki kadının mehr tesmiye edilmeksizin biri birine mukabil olmak üzere iki erkeğe tezvic edilmesi demektir.
Meselâ: îki erkek, birbirine kız kardeşlerini bu suretle tezvic edecek olsa bir nikâhı sigar vücude gelmiş olur.
Esasen sigar, sügur lâfızları, lügatte hulüv manasınadır. Hükümdardan hâli olan bir beldeye «beldei şâgıre» denilir. Böyle bir nikâh da mehrden hâli olduğundan bu namı almıştır.
19 - (Nikâhı fuzulî) : Asil, velî, vekil veya resul olmayan bir şahsın başkası namına yapmış olduğu nikâhtır.
20 - (Meclisi nikâh) : Nikâh akdi için toplanılan mahaldir.
21- (Ahkâmı nikâh) : Nikâhın akdedilmesi üzerine terettüp eden mehr ve nafaka gibi eserler, semereler demektir.
22 - (Akdi nikâh) : îki tarafın nikâhı iltizam ve taahhüd etmeleridir ki, bu hususdaki icab ve kabulün birbirine rabt edilmesinden ibarettir. Buna «nikâh kıymak» denir.
Akd, esasen lügatte düğmelemek, düğme bağlamak manasınadır, hissî ve manevî kısımlarına ayrılır.
28 - (tcabı nikâh) : Nikâhı vücude getirmek için ilk evvel söylenilen sözdür ki, nikâh onunla ispata başlanılmış olur.
24 - (Kabuli nikâh) : Nikâhı inşa için saniyen söylenilen sözdür ki-, akdi nikâh onunla tamam olur.
Meselâ: Nikâhda erkeğin «seni tezevvüc ettim» sözü icab, sonra kadının «ben de nefsimi sana tezvic ettim» sözü kabuldür.
Bilâkis evvelâ kadının «Ben nefsimi sana tezvic ettim» sözü icab, badehu erkeğin «Ben de seni tezevvüc ettim» sözü kabuldür.
25 - (Hıtbe) : Bir kadının nikâhına talib olmaktır. Evlenmeği talep eden erkeğe «hâtıb», evlenmesi istenilen kadına da «mahtûbe» denir.
26 - (Nişanlanma) : Evlenmek talebi üzerine verilen söz ile yapılan bazı merasimden ibarettir.
27 - (Velime) : Evlenmek dolayısiyle yapılan ziyafet manasınadır.
28 - (Bulûğ) : Lügatte vüsûl, kavuşma demektir. Istılahta: çocukluk çağının nihayet bulmasıdır. Bulûğ çağına eren erkeğe «baliğ», kadına da «baliğe» denir.
Bulûğun mebdei, kızlarda dokuz, erkek çocuklarda on iki yaşın hitamıdır. Sinni bulûğun müntehası, imamı âzamin son ve en meşhur kavline nazaran ihtilâm, ihbal, inzal gibi bir sebeble baliğ olmıyan erkekler için on sekiz ve hayiz, ihtilam, habil gibi bir sebeble bulûğu zahir olmı yan kızlar için de on yedidir. Çünkü bu yağdaki bir insan, reşid olacağından artık onun baliğ sayılmaması muvafık değildir.
Kadınların neşv ve idraki erkeklerden daha seri olduğundan erkeklerin sinni bulûğu bir sene fazla bulunmuştur.
îmameyne göre gerek erkek ye gerek kızlar için bulûğ yaşının müntehası on beş senedir. Bu yaşa vâsıl olan bir şahıs, kendinde bulûğ âsân zahir olmasa bile hükmen baliğ sayılarak hakkında o yolda ahkâm car! olur. Çünkü bu yaşda olanların bulûğları galib ve şayidir. Bununla beraber insanların Ömürleri kısa olduğundan kendilerinin bu müddetten ziyade ehliyeti kâmileden mahrum tutulmaları muvafık görülemez. Bu kavi, müftabihdir, Mecellede de bu kabul edilmiştir.
(Emmei selâseye göre de sinni bulûğun müntehası on beşdir.) Hacr ve ikrah mebhasine de müracaat!..
29 - (Müraheka) : Bulûğ yaşına yaklaşmak manasınadır. Fukaha, bulûğ yaşının mebdeine vâsıl olduğu halde henüz baliğ olmıyan şahsa hakikaten veya hükmen baliğ oluncıya kadar erkek ise «mürahik», kız ise «mürahika» derler.
30 - (Bikr) : Kocaya varmamış olan kızdır. Cem'i «ebkâr» dır. Bikr, hakikî ve hükmî kısımlarına ayrılır.
31- (Bikri hakikî) : Erkek ile asla mücamaatta bulunmamış olan kızdır. Kocaya varmamış olmakla beraber hiçbir sebeple bekâreti zail olmamış olan bir kız, bikri hakikî olduğu gibi kocaya vardığı halde zevcinin mecbub veya ınnîn olmasından dolayı kendisine tekarrüb vuku bulmaksızın zevcinden talâk veya v(-fal sobabilo ayrılan bir kız da bikri hakikî sayılır. Yüksek bir yerden atlamak veya çok hayiz kara görmek veya uzun bir müddet evlenme izin yaşamak veya cerahat gibi bir sebeple bekâreti- zarı zail olan bir kız da yine bikri hakikî bulunmuş olur.
32 - (Bikri hükmî) : Tekerrür etmemek ve hakkında haddi zina icra edilmiş olmamak şartile zina fiilinde bulunduğu malûm olan kızdır.
33 - (Seyyib) : Kadın görmüş, yani: evlenmiş bulunan erkektir Erkek görmüş kadına da «seyyibe» denir.
34 - (Eyyim) : Kocasız kadındır. Gerek bikr ve gerek seyyibe olsun ve gerek büyük ve gerek küçük bulunsun. Cem'i «eyâmâ» dır.
35 - (Velayeti nikâh) : Bir gahsın evlenmesi hususunda diğer biı şahsın haiz olduğu velayet ve salâhiyet demektir ki, velayeti icbar ile velayeti nedb kısımlarına ayrılır.
36 - (Nikâhta velayeti icbar) : Velayet altında bulunan bir şahsın evlenmesi hususunda razı olsa da olmasa da velayeti haiz olan diğer bu şahsın sözünü tenfiz edebilmek salâhiyetidir. Çocuklar, mecnunlar, matuhlar bu velayet altında bulunurlar.
37 - (Velayeti nedb) : Müeerred kendisini hicabdan vikaye ve sui-ahlâka nisbet olunmaktan muhafaza için emri nikâhını velîsine tefviz eden baligei âkile, meselâ böyle bir mutallaka hakkındaki velayettir. Buna «velayeti istihbab» da denir.
38 - (Hryar-i bulûğ) : Baliğ olmakla velayet altından kurtulan bir şahsın, hakkındaki nikâhı kabul veya fesh ettirebilmek salâhiyeti demektir. Buna «hıyarı idrâk» de denilir.
39 - (Hıyarı ıtk) : Mevlâsı tarafından yapılmış olan nikâhım, azad edilmesi sebebile cariyenin ibka veya fesh edebilmeye salâhiyettar olmasıdır. Buna «hıyarı ataka» de denir,
40 - (Adi- jÂa) : Lügatte men manasınadır. Istılahta: bir kadını kocaya varmaktan zulmen men eylemektir. Şöyle ki: bir kadının küfüv ve münasibi zuhur etti ve iki taraf nikâha ragıb bulunduğu halde o kadım mehri mislile tezvicden velisinin imtina eylemesi bir adidir.
41- (Kefaet) : Lügatte müsavat ve münasebet demektir. Nazîr ve kefaetl haiz olan kimseye «küfüv» denilir. Cem'i «ekfa» dır. Fıkıh lisanında kefaet, zevç ile zevcenin birbirine bazı hususlarda müsavi ve mümasil olmaları veya zevcenin şerefçe zevcinden dûn bulunmasıdır.
42 - (Mahrem) : Karabetten dolayı nikâhı haram olan kimsedir. Bir kıza nazaran kardeşi gibi. Mukabili «gayri mahrem = nâmahrem-» dir. Mahrem, hürmet, ihtiram mânâsına da gelir.
43 - (Muharremat) : Nikâhları muvakkaten veya müebbeden haram olan kadınlardır.
(Hürmeti müebbede) : Hükmü devam edip duran hürmettir. Nikâhları hiçbir zaman caiz olmıyan kadınlar hakkındaki hürmet gibi ki, sebebi asla zail olmadığından İlelebed devam eder. Bir şahsa nazara.:: ^omşiresile evlenmesi gibi
45 - (Hürmeti muvakkate) : Bir zaman için carî olup badehu zail olan hürmettir. Nikâhları bazı sebeplere mebni bir müddet için memnu olan kadınlar hakkındaki hürmet gibi ki, o sebeplerin zevalile mürten olur. Bir şahsa nazaran başkasının mu'teddesile evlenme gibi ki, iddeuiı nihayet bulmasile hürmet zail olur.
46 - (Hürmeti musahere) : Sıhriyyet sebebile husule gelen hürmettir ki, nikâhın sıhhatine mani olur.
47 - (Hürmeti raza = £ij) : Bir çocuğa süt vermekten mütehas-sil hürmettir ki, nikâhın sıhhatine mani olur.
48- (Musahere) : Bir aileden kız almak suretile husule gelen da matlık, kainvaldelik, kainpederlik gibi hısımlıktır ki, buna «sihriyyeU de denir.
49 - (Sıhr) : Zevcenin anası, babası gibi bilûmum zî rahimi mahremdir. Cem'i «ashar» dır.
50 - (Karabeti nesebiyye) : İki veya daha ziyade kimseler arasında neseb itibarile olan yakınlık, hısımlık demektir.
51 - (Usul) : Babalar ile analar ve Üânihaye cedler ile ceddeler-dir. Usulün müfredi «asi» dır. Bu kelime, lügatte temel ve esas manasınadır. Necabeti olan zata «asîl», «zî asalet», «sahibi asalet» denilir.
52 - (Füru) : Erkek ve kız evlâdile bunların ilânihayet evlâd v? ahfadıdır. Müfredi «feri» dir.
53 - (Havaşi) : Usul ve fünıdan maada akrabadır. Kardeşler, amcalar, dayılar gibi.
54 - (Raza) : Lügatte meme emmek demektir. «Raz'», rezaa», «ir-tiza'» da bu mânâyadır. «îrza» da emzirmektir. «Mürazaa», «rıza1» da iki çocuğun bir memeden süt emmesidir. Bu halde bu çocuklardan her biri diğerinin «razii» olmuş olur. Istılahta raza', lâakal dokuz yaşında veya daha yağlı bir kadının südü vakti mahsusunda bir çocuğun midesine dahil olmak demektir.
55 - Müra mürzia) : Bir çocuğu emziren veya emzirmiş bulunan kadın demektir. Cem'i «merazi'» dir.
56 - (Kazi): Süt emen çocuk ve bir memeden süt emt:ı çocuklardan her biri demektir. Buna «râzi1», «mürtezi» de denir.
57 - (Zıir): Süt ana demektir.
58 - (Zatı leben): Süt sahibesi olan, memesinde süt bulunan kadındır.
59 - {Sahibi leben) Bir kadının sütü kendisinin mukarenrtinden münbais ola kocası demektir.
60 - (Lebeni fahl): Bir erkeğin mü kare neti neticesi olarak bir kanda husule gelen süttür ki, her ikisinin maddei mahsusamndan münbais lüunur.
61 - (Fatm = fi tam) : Çocuğu sütten kesmektir. Sütten kesilecek
iğa giren çocuğa da «muftım» denir.
62 - (Fasl = fisal) : Fitam gibi sütten kesmek manasınadır.
63 - (Garre) : Aybını veya başkasının mu'teddesi olduğunu sakh-arak hatibini aldatan kadın demektir.
64 - (Teaddüdü zevcat) : Bir kimsenin nikâhı altında müteaddit adınlann bulunması demektir ki, bunun müslümanlarca azamî haddi .Örttür.
65 - (Kasm) : Zevcin yedi iktidarında olan şeylerde ve sohbet ve
lüvaneset için beytutet hususunda zevceleri arasında adalet ve müsa atı temine riayet etmesidir.
66 - (Mehr) : Zevcenin akdi nikâh ile müstahak olduğu maldır ki, »unu zevcinden alır. Cem'i «mühür ve emhar» dır. Mehre sadak, nihle, lâik, farize, sadaka atıyye namı da verilir.
67 - (Mehri müsemma) : İki tarafın az vevt» çok olarak tesmiye e tayin ettikleri mal veya kabili mübadele olan menfaattir.
68 - (Mehrl misi) : Zevcenin babası cihetinden ye olmadığı takdirde beldesi ahalisinden akid tarihinde, yag, cemal, bekaret gibi vasıflarda akran ve emsali kadınların metilidir. Nefsi akd ile vacib olduğundan asi olan da bu mehri. misildir.
69 - (Mehrl muaccel) : Peşin verilmesi meşrut olan mehrdir.
70 - (Mehri müeccel) : Bilâhare verilmesi meşrut olan mehrdir ki, muayyen bir müddet zikredilmemiş ise vefat veya talâk halinde teaccül eder. Bir mehrin tamamı müeccel olabileceği gibi bir kısmın da müeccel
olabilir.
71 - (Ukr) : Mutlaka mehr mânâsına gelirse de mehri misilde istimali daha ziyadedir. Şöyle ki: hür bir kadının mehri misline ukr denildiği gibi bir cariyenin cemali ve mevlâaı itibarile mümasilleri olan cariyelere nazaran müstahik olacağı mehre de ukr denilir, yani: bu cariyelerin nikâhlarına ne mikdar mal ile rağbet edilmekte ise o mikdar, bu cariyenin ukru olmua. olur.
Bazı zevata göre cariyelerin ukrları; bikr iseler kıymetlerinin onda
biri, seyyib iseler yirmide biri nisbetindedir.
Maahaza ukr tabiri, alelekser kendisine şüphe ile tekarrüb edilen kadına mehri ne muadil olarak verilen tazminat mânâsında kullanılır. Gasb tarikile vukubulan bir mukarenetten dolayı diyet makamında verilen bedele de ukr denilir. Gebe kalmayan kadına «âkir» denildiği gibi çocuk yapamıyan erkeğe de câkir» denir.
72 - (Mut'a) : Lügatte mutlaka istifade olunacak şey, kifayet mik-
darı azık, faidelendirmek mânâlarını ifade eder. Istılahta: zevç tarafından bogadığı zevcesine verilecek üç veya beş parça kisveden ibarettir k;, üç parça olduğuna göre bir baş örtüsü, bir gömlek, bir de çarşaftır. Befi olduğuna göre de bir entari ile diğer bir libas daha ilâve olunur. Maama-fih zevç bunların aynlarile kıymetlerini vermekte muhayyerdir.
Zevç, zevcesinin mili nazar, hılli mukarenet gibi menafiinden istifa^ deye müstahak olduğundan bu istihkaka «mülki müt'a» denilmiştir ki, mukabili «mülki rakabe» dir. Bu iki mülk arasında umum ve husus min veehin vardır. Şöyle ki: mülki rakabe, alelekser mülki müt'ayı istilzam eder. Fakat mülki müt'a, mülki rakabeyi istilzam etmez. Meselâ: bir kimse, bir cariye satın alsa onun rakabesine - zatına mâlik olacağı gibi menfaatlerine de mâlik olur. Amma bir kadınla teehhül etse onun yalnız bazı menafüne malik olur, rakabesine malik olamaz.
73 - (Mufavvize) : Emri nikâhını velisine tefviz ve havale edip mehrden bahsetmeyen kadındır. Tefviz, lûgaten ihmal manasınadır. Men rin tayin ve tesmiye edilmemesi bir ihmal demek olduğundan mehr tesmiye edilmeksizin veya nefy edilerek yapılan bir nikâh emrine «tefviz > denilmiştir ki, iki kısma ayrılır.
Biri (tefvizülbüzu'): dur ki bu, bir kimsenin velayeti icbar altında bulunan bir kızı bir şahsa mehr olmaksızın tezvic etmesi veya bir kadının bilâ. mehr tezvic edilmesi için velisine izin vermesi demektir.
Diğeri (tefvizürmehr) dir ki bu da: bir kimsenin bir kadını kendisinin veya o kadının veya onun velisinin yahut bir ecnebinin dileyeceği bir mehr üzerine tezevvüc etmesidir.
74 - (Büzü) : Nikâh manasınadır. Kadının tenasül uzvuna da ıtlak olunur. «Mübazaa» da tmücameat demektir.
75 - (Duhul) : Zevcin zevcesine mukarenet ve mücameatidir. Zifaf olmak haleti. Kendisine kocası tarafından tekarrüb olunan zevceyi «medhulün bina» denildiği gibi tekarrüb olunmayan zevceye de «gayri medhulün bina» denilir.
76 - (Halvet): Zevç ile zevcinin - izinleri olmadıkça üçüncü bir şahsın muttali olamıyacağından emin bulundukları - bir yerde yalnızca bulunmalarıdır ki, iki kısma ayrılır.
Biri "halveti sahiha" dır ki: zevç ile zevcenin hiçbirinde tekarrübe mani bir sebep bulunmadığı halde birbirile içtima etmeleridir.
Diğer "halveti faside" dir ki; zevç ile zevcenin birinde tekarrübe mâni bir sebep olduğu halde yekdiğerile içtima etmelerinden ibarettir.
Tekarrübe mani olan şeyler, mevanii hissiyye, başka bir tabir ile me-vanii hakikiyye ile mevanii tabiiyye ve şer'iyye kısımlarına ayrılır.
Meselâ: zevcin halvet esnasında hasta bulunması, bir maniî hissidir
Halvet esnasında üçüncü âkil bir şahsın bulunması da bir manii tabiîdir. Zevç ile zevceden birinin ramazanı şerifde oruçlu bulunması veya zevcenin hayz veya nifas halinde olması da şer'î manialardan maduttur.
77 - (Cihaz) : Kocaya varan kadın için ihzarı mutad olan eşyadır. Elbise, sergi, yatak takımı, huliyyat gibi.
Yolcunun erzakına, eşya ve mühimmatına, Ölünün kefenine de cihaz denir. Cem'i «echize» dir. Cehaz lâfzı da hem mezkûr eşyaya, hem de kadınların tenasül uzvuna 'ıtlak olunur.Kadınların, yolcuların, ölülerin muhtaç oldukları eşyayı hazırlamaya, tertib ve tanzim etmeye de «teçhiz» denilir. [4]
78 - : Nişanlanma merasimi, nikâhın bir mukaddimesidîr, nikâhtan mâdut değildir. Binaenaleyh mücerred nişanlanmakla veya izdivaç vâdile nikâh, münakid, üzerine nikâh hükümleri müterettib olmaz ve iKi taraftan hiçbiri akdi icraya ve mücerred izdivaç vadinde bulunduğundan dolayı vadini infaza icbar olunamaz. Çünkü nikâh, usulen icab ve kabıd ile münakid olur. Bir erkek ile bir kadının birbirine yüzük, çarşaf, elbise gibi huliyyata, belbusata ait bazı eşya vererek namzedlik merasimim icra etmeleri ise böyle bir icab ve kabul mahiyetinde değildir.
Kezalik: nikâhta talik carî olmadığından, mücerred vaid ile nikâh sabit olamıyacağı gibi talik suretini iktisab eden bir vaid ile de nikâh husule gelmez.
Artık böyle namzedler arasında tevarüs, ve hürmeti musahere tahakkuk etmiş olmaz ve bir erkek ile evlenme vaidinde bulunan bir kadın, başkasile evlenebilir.
79 - : Söz kesildikten, yani : istikbalde evlenmelerini kararlastir diktan sonra iki taraftan biri nikâhdan imtina veya akdi nikâhtan evvel vefat etse hatibin mehre mahsuben mahtubesine vermiş olduğu şeyler, velev ki istimal ile tegayyür etmiş olsun mevcut ise aynen ve telef olmuş ise bedelden istirdat olunabilir.
Hatibin vefatı halinde istirdat hakkı varislerine intikal eder. Mah-tubenin vefatı takdirinde de makbuzı olan mehr, terikesinden alınır. îîünkü bu mehri vermekteki'maksat, hâsıl olmadığından bunun istirda-lı, tazmin ettirilmesi, bir hak teşkil eder. Fakat bu halde iki tarafın biri-birine vermiş oldukları hediyyeler, hibe ahkâmına tâbidir.
Binaenaleyh kabzdan sonra vefat vukuunda rücu hakkı münkati olursa da evlenmeye muvafakatten imtina takdirinde - sair rücu manialarından bir şey bulnmadıkça - rücu hakkı münkati olmaz. Haniye, Feyâye.
80 - : Bir kimse, namzedi olan kadına nişan namına bir miktar eşya ihda edip de badehu nikâhtan feragat olunsa bu eşyayı mevcut ise istirdat edebilir.
Kezalik : o kadın da bunlara mukabil olarak göndermiş olduğu şeyleri - mevcut ise - geri alabilir. Reddül'muhtar. Behce.
81 - : Namzedlerden birinin diğerine hediye olarak verdiği şey, h«-lâk veya müstehlek olsa veye kendisinde ziyadei muttasile vücude gelse yahut hediye alunan tarafın mülkünden bir veçhile çıksa artık hediye» eden tarafın rücua hakkı kalmaz.
82 - Bir kızı tezvic veya nikâhtan sonra teslim için ebeveyninden veya akrabasından birinin ağırlık, kaftanhk vesaire namlarile alacakları şey, rüşvet mahiyetindedir. Binaenaleyh zevç, vermiş olduğu şeyi mevcut ise aynen, değilse bedelen istirdat edebilir. Nitekim bir kadın da kendisini veya kızını tezevvüc etmesi için bir erkeğe vereceği şeyi tezevvüc-den sonra geri alabilir.
Fakat nikâh işini temin, nıusaheret maslahatlarını ıslah maksadi t e hâtib tarafından bir şahsa ücret olduğu tasrih edilerek verilen şey, bilâhare istirdat olunamaz. Çünkü bu, bir hizmet bedelidir.
83 - Hatibin mahtubesini nikâhtan evvel görmesi caizdir.
« (Mâlikî fukahasi diyorlar ki: hâtib, mahtubenin^ mahtube de hatibin yüzüne, ellerine bakabilir. Bu mendubdur. Çünkü iki* tarafın cemali, sıhhati bu veçhile anlaşılır.) Fakat bu mendubiyet, telezzüz kas-dinden berî, fitne ihtimalinden ârî olmakla meşruttur.
84 - : Nikâh akdi esnasında bir hutbe iradı mendubdur.
« (Yine Maliki fukahası diyorlar ki: nikâh akdi sırasında iki tarafın birer hutbe irad etmesi, yani: hamd ve senayı, salât ve selâmı havi. nikâhın fezailine dair bazı âyatı celîle ile ahadisi şerifeyi muhtevi birer hitabede bulunması, badehu nikâhın akdedilmesi mendubdur. Nikâh akdini müteakip iki tarafın tebrik ve tehniye edilmesi, haklarında müna-sib dualarda bulunulması da mendubdur. Mezahibi erbaa.)
85 - : Nikâhın ilân edilmesi müstahsendir. Nikâhdan dolayı velîme de mendubdur.
(Malifcîlere göre nikâhın alenî bir surette akdi mendub ve zifaf-dari evveî ilân ve izharı meşruttur. Hıtbei nikâhın ise ihfası, ilân edilmemesi mendubdur. Çünkü bu ilân yüzünden bazımahuzların -zuhuru melhuzdur. Ezcümle bazı şahıslar tarafından bir adavet ve hased saikasile vukubulacak sui ilkaat, musammem olan nikâhın akîm kalmasına sebebiyet verebilir. Bir de iki taraftan biri ilândan sonra nikâh akdinden feragate lüzum görebilir,. Halbuki keyfiyet bir kere ilân edilmiş, birçok kimseler akdin icra-edilepeğine muttali bulunmuş olacağından bu cihet, iki tarafın nicaba duçar-veya ittihama giriflar olmasına bais olabilir.)
(Zahiriyyeden tbni Hazmin beyanına göre her evlenen, kimse için az olsun çok olsun bir velîme âyafeti bir vecîbedir. Velîmeye davetli bulunan kimsenin icabeti de - bir Özrü bulunmadıkça - yine bir vecibedir.)
86 - Nikâh bir vesikaya rabt edilmelidir. Çünkü islâm hukukuna nazaran bazı şer'î muamelâtın inkâr vukuundan sıyaneti için birer vesikaya rabt edilmesi müstajısendir. İşte nikâh da bu cümledendir. Çünkü bunun ferdî ve içtimaî ehemmiyeti pek büyüktür. [5]
87 - : Hanefî fukahası nikahı : «Bîr akiddir ki, kasden mülki müt'ayı ifade eder» tarzında tarif etmişlerdir. Kasden kaydile teserrî-den = cariye edinmekten ihtiraz olunuyor. Çünkü teserrî suretinde asıl maksut mülki rakabedir, mülki müt'a ise bunun zımnında husule gelir. Nikâh suretinde ise mülki rakabe carî değildir, bir kimse nikâh ile zevcesinin nefsine malik olamaz. Nikâhtan asıl maksat, mülki müt'anın husulidir. Istılah kısmına da müracaat!.
88 - : Nikâh lâfzının lügat itibarile müteaddit mânâları vardır. Ezcümle: zam, cem, tedahül, evlenme - akdi mahsus, vetıy = cinsî mukarenet mânâlarına gelir. Nikâhın bu mânâlarda İstimali hakkındaki rivayetler, şu veçhile hülâsa edilebilir:
(1) : Nikâh, vetıy ve akdi izdivaç mânâlarında iştiraki lâfzî ile müşterektir. Bu rivayet, muteber değildir. Çünkü iştirak, mecaza nazaran mercuh ve hilafı asıldır.
(2) : Nikâh, vetıy mânâsında hakikat, akidde mecazdır. Hanefî-
lerin ekserisi buna kaildirler.
(3) : Nikâh, zam ve cem mânâsında hakikattir. Hanefî fukahası bunu tasrih etmişlerdir. Nikâhın bu mânâda hakikat olması, vetıy mânâsında hakikat olmasına münafi görülmemektedir. Çünkü vetıyde dahi zam ve cem mânâsı vardır. Şu kadar ki zam ve cem, vetı'den eam-dır. Mânâyı eamme mevzu olan bir lâfz ise efradının her birinde hakikat olarak kullanılır. Nitekim insan lâfzının zeyde, amre, bekre ıtlakı birer hakikattir.
(4) : Nikâh, lügat itibarile vetıy mânâsında hakikat, akid mânâsında mecazdır. Lisanı şeriatte ise emr ber aksdir. Yahut her iki mânâda müşterek olmakla beraber akid mânâsında istimali daha ziyadedir. Bu rivayet de mâliki fukahası tarafından dermeyan edilmektedir.
(5) : Nikâh, akid mânâsında hakikat, vetıy mânâsında mecazdır. Bu rivayet, İmam Şefiîye nisbe edilmektedir. Maahaza Şafiî fukahasının beyanına göre nikâh, lügatte zam ve vetıy manasınadır. Şer an akid mânâsında hakikat, vetıy mânâsında mecazdır. Hanbelî fukahasının beya-*hatı da bu veçhiledir.
Nikâhın şer'an hem akid, hem de vetıy mânâsında hakikat olduğuna kail olanlar da vardır. Mebsuti Serahsî. Fethül'kadîr.
Nikâhın böyle mânâlarındaki ihtilâf'üzerine bazı hukuki meseleler teferrü etmektedir. Bir kısmı ileride görülecektir. [6]
89 - : Nikâhın rüknü, icap ve kabulden ibarettir. Nikâhta icap ve kabul, beldelerin Örf ve âdetine göre inşayı nikâhta kullanılan sözlerdir ki, nikâh akdi bunlar ile husule gelir.
90 - : Nikâh, meclisi nikâhta iki tarafın, yani: hâtib ile mahtu-benin veya velîlerinin veya vekillerinin veya resullerinin icab ve kabu-lile akdolunur. Bu akid, şeraitini cami olunca artık bundan rücu sahih olmaz.
91 - Nikâhın inikadında, yani: bu husustaki icab ve kabulün bi-ribirine irtibatında meclisi nikâhın ittihadı şarttır. Binaenaleyh ittihadı meclis bulunmayınca nikâh münakid olmaz.
Meselâ: iki taraf, yürürken veya at üzerinde giderken icab ve kabulde bulunsalar* nikâh husule gelmez. Fakat harekette bulunan bir gemi üzerinde vukubulacak bir icab ve kabul ile nikâh münakid olur. Çünkü geminin hareketi rakiblerine nisbet edilemez, gemi onlara göre bir mekân sayılır.
93 - : Meclisi nikâh, ya hakikaten müttehit olur. Şöyle ki> bir mecliste şahitler hazır oldukları halde tarafeynden icab ve kabul bulunsa meclis hakikaten müttehit bulunmuş olur. Maamafih kabul, fev-rî değildir. Nikâh meclisinde ieabdan sonra kabul bulunmadıkça meclisin nihayetine kadar iki taraf da muhayyerdir. Mucib, dilerse icabında sebat eder, dilerse icabında rücu eder. Diğer taraf da dilerse icabı kabul eder, bu surette nikâh münakid olur, dilerse icabı red eder, bu halde icab bâtıl olur. Bu muhayyerliğe «hıyarı meclis», «hıyarı kabul» denilir.
Velhâsıl: ieabdan sonra henüz nikâh meclisi bozulmadan kabul bulunursa nikâh akdi tamam olur. Fakat ieabdan sonra iki tarafın birinden i'raza delâlet eder bir kavi veya fiil zuhur ederse icab hükümsüz kalıp artık kabule mahal kalmaz.
Kezalik: ikinci bir icab, birinci icabı iptal eder.
Meselâ: kadın «Nefsimi yüz lira mehr ile tezvic ettim» dedikten sonra daha kabul bulunmadan «iki yüz lira mehr ile tezvic ettim» dese birinci icabı bâtıl, ikinci icabı muteber olur.
Meclisi nikâh veya hükmen müttehit olur. Şöyle ki, gaib hakkın-
ua mükâtebe ve risalet ile nikâh akdi caiz olduğundan şahitlerin huzurunda mektubun okunması veya mazmununun bildirilmesi, kezalik: resulün risaletini beyanda bulunması suretinde meclis hükmen müttehit bulunmuş olur.
93 - : Akdi nikâhda müstamel icab ve kabul lâfızları, ya sarih veya kinaye olur.
«Lâfzı sarih» : çok istimalinden dolayı lûgavî veya şer'î, hukukî mânâları karineye muhtaç olmaksızın derhal anlaşılan lâfızdır.
«Lâfzı kinaye»: Lâgavî veya şer'î, hukukî mânâlarının anlaşılması niyyete veya karineye muhtaç olan lâfızdır.
Nikâhda sarih lâfızlar; tenekküh, tezevvüc, tenkih, tezvic lâfız-larile bunların müştekkatıdır.
Türkçede «tezeyvüc ettim», «nikahladım», «nikâh ettim», «nikâhla aldım», «tezvic ettim», «nikâhla verdim» tâbirleri sarih demektir.
Nikâhta kinaye lâfızları da filhâl temliki ayne mevzu olan beyi, şira, hibe, sadaka, atiyye, temlik gibi sözlerdir ki, bunlar ile de karine bulunursa nikâh münakid olur.
Mehcur olan hakikatler iJe mütearef olmıyan mecazlar da kinayelerden sayılır.
94 - : Filhal temliki ayne mevzu olmıyan lâfızlar ile nikâh akd edilemez. Vasiyyet lâfzı gibi. Çünkü bu lâfz mâbâdelmevte izafetle temlik ifade eder. Filhâl temlik ifade etmez. Meğer ki buna «filhâl» kaydi ilâve olunsun. O takdirde kinevî lâfızlardan olarak nikâhı müfîd olur. «Şu kızımı sana filhâl vasiyet ettim» demek gibi.
Kezalik: temlik ifade .etmeyen rehn, ibra, ihlâl, i'da, lâfızlarile de nikâh akdedilemez.
«Aldım», «verdim» sözleri de sarih olmadığından bunlar ile nikâhın inikadı, hutbe ve mehr tesmiyesi gibi bir karineye mütevakkıftır.
95 - : Kabul ve rıza lâfızlarile nikâh âkdedilebilir. Şöyle ki: Bir kimse, meselâ hatibe hitaben: «Kızım fülâneyi sana tezvic ettim» deyip hâtıb de «Ben de o tezvici kabul ettim» veya «Ona razı oldum» dese nikâh münakid olacağı gibi yalnız «Kabul ettim» veya «Razı oldum» dediği surette de münakid olur. Çünkü bu lâfız, icaba masruf olacağından âdeta icab lâfzı ifade edilmiş bulunur.
96 - : Nikâh ve tezevvüc lâfızlarının müştekkatile vaki olacak icab ve kabul hakkında şu beş şart caridir:
(1) : îcab ve kabulün her ikisi de mazı sigası olur. Bu suretin istimali çoktur. Çünkü busîga her ne kadar ihbara mevzu ise de şer'an inşai tasar-rufda istimal olunmuş, zamana ve ihbara delâletten tecerrüd etmiştir. Binaenaleyh bir erkek, bir kadına hitaben şahidlerin huzurunda "Ben seni nefsime nikâh ettim" veya "Tezevvüc ettim" deyip kadın da "Ben de
nefsimi sana tenki» veya, «Tezvic eyledim» dese aralarında nikâh münakid olur.
(2) : icab tarafı hal, kabul tarafı mazi olur.
Meselâ: Hâtib «Seni tezevvüc ediyorum» deyip mahtube de «Ben de nefsimi sana tezvic ettim» dese nikâh akdedilmiş olur.
(3) : îcab tarafı muzari, kabul tarafı mazi olur.
Meselâ: Hâtib, mahtubenin velisine «Tahtı velayetinde bulunan fü-tube de «Ben de nefsimi sana tezvic ettim» dese veya hâtib «Nefsini bana şu kadar mehr ile tezvic edersin» deyip mahtube de «Ben de nefsimi sana tezvic ettim» dese nikâh münakid olur. Fakat «tezvic edersin» sigâsile talebi vâ'd, kasd olunursa nikâh münakid olmaz.
(4) : icab tarafı ismi fail, kabul tarafı mazi olur.
Meselâ: Hâtib, mahtubenin velisine «Tahtı velayetinde bulunan fülâneyi mütezevvicim» deyip veli de «Onu sana tezvic ettim» dese nikâh münakid olur.
(5) : icab tarafı emri hâzır, kabul tarafı mazi olur.
Meselâ: Hâtib, mahtubenin vekiline «Müvekkilen fülâneyi bana tezvic et» deyip vekil dahi «Müvekkilem mezbureyi bilvekâle sana tezvic ettim» dese nikâh akdedilmiş olur.
97 - : Nikâh akdi hususunda kullanılan emir sigası hakkında fuka-hanm reyleri muhteliftir. Ezcümle Hidaye ve Mecma' sahiplerine göre emr lâfzı tevkildir, diğer tarafın, yani: mucibin sözü ise icab ve kabul makamına kaimdir. Çünkü nikâhta bir. şahıs, akdin iki tarafına tevellî edebilir. Aşağıdaki lahikaya müracaat!..
Binaenaleyh «Nefsini bana tezvic et» sözü, «Seni vekil ettim, nefsini bana bilvekâle tezvic et» demek olur. Maamafih bu, bir vekâleti zımniyye olduğundan meclise iktisar eder.
Haniyye sahibile diğer bazı zevata göre de emir lâfzî icabdır, diğer tarafın sözü de kabuldür, akid bu ikisile tamam olur. îbni Nüceym bu reyi tercih etmiştir.
Bu husustaki ihtilâf üzerine bazı meseleler terettüp eder. Ezcümle emir sığası tevkil olduğuma göre şahitlerin bunu işitmeleri şart değildir. Çünkü tevkilde işhad gayri lâzımdır. îcab olduğuna göre ise şahitlerin bunu işitmeleri marttır.
98 - : Dilsizlerin mahut işaretlerile de nikâh münakid olur. Çünkü bu işaretler dil ile beyan gibidir.
99 - : icab ve kabul şifahet olduğu gibi meclisten gaib bulunan kimse hakkında mükâtebe ile dö olabilir.
Meselâ :.Bir erkek bir kadına hitaben «Seni tezevvüc ettim» diye
bir mektup gönderip kadın da mektubu şahitlere aynen okuduktan sonra «Nefsimi ona tezvic ettim» dese. yahut mektubun mazmununu hikâye ederek «Fülân kimse mektup yazıp beni hıtbe ediyor, şahid olunuz, ben de nefsimi ona tezvic ettim» dese nikâh münakid olmuş olur. Çünkü bu halde mektubu göndermiş olan kimse, bizzat mecliste hazır olarak icabda bulunmuş, şahitler de bunu işitmiş sayılır. Amma mektubun münderecatm-dan bahsetmiyerek yalnız «Nefsimi fülâna tezvic ettim» dese nikâh münakid olmaz. Çünkü bu surette şahitler icabı işitmiş sayılamazlar. Şu kadar var ki emir lâfzının tevkil olduğuna kail olan zatlara göre hâtıb gaibin «Nefsini bana tezvic et» diye mahtubeye gönderdiği mektubun şahitler huzurunda okunması veya mazmununun anlatılması lâzım gelmez. Mü-cerred mahtubenin «Nefsimi fülâna tezvic ettim» demesini şahitlerin işitmeleri kifayet eder.
100 - : Mektup ile yapılan icab, red ile merdud olmaz. Binaenaleyh kendisine nikâh için mektup gönderilen taraf, bu mektubun havi olduğu icabı bidayeten kabul etmediği halde bilâhare bervechi sabık şahidler mahzarında kabul etse nikâh tahakkuk eder. Zira mektup binefsihî.kaim olup tekrar okunmak imkânını haizdir.
101 - : Hâzır hakkında mükâtebe ile nikâh münakid olmaz. Binaenaleyh meclise hazır bulunan âkidlerden biri «Seni tezevvüc ettim» diye yazı ile icabda, diğeri de şifahen kabulde bulunsa, yahut ikisi de tahriren î.cab ve kabulde bulunsalar bununla nikâh husule gelmez. Nitekim iki gaib tarafından teatî edilen iki mektub ile de nikâh tahakkuk etmez,
102 - : Teatî ile de nikâh münakid olmaz. Binaenaleyh bir kadın nefsini bir erkeğe şahitler huzurunda şu kadar mehr ile tezvic edip de erkek lisanile kabul etmeksizin mehri eda eylese nikâh vücude gelmiş olmaz. Çünkü nikâh, hususî bir ehemmiyeti haiz ve sânına riayet lâzım ol duğundan akdi bey'a kıyas olunamaz.
103 - Bir erkek ile bir kadın, aralarında akd sebk etmediği halde şühud mahzarında nikâhı ikrar etselerbakılır: Eğer bu ikrarı maziye izafe eder, meselâ: «Biz filân gün biribirimizle tezevvüc etmiştik» derlerse bu bir kizbi mahz olacağından nikâh sabit olmaz. Fakat maziye izafe etmeksizin kadın: «Ben bunun zevcesiyim» deyip erkek de: «Ben bunun zevciyim» der ise- şer'î manialardan bir şey bulunmadığı takdirde - nikâh münakid olur. Çünkü bu surette ikrarları, inşai nikâhı tazammun eder.
104 - : Hata veya bilâ kasdin sudur eden muharref lâfızlar üe nikâh münakid olmaz. «Tezevvüc ettim» yerine «Tecevvüz ettim» denilmesi gibi. Fakat bir belde ahalisi böyle bir galat üzerine ittifak edip de onunla nikâh akdini kasd ederlerse böyle kasden söylenilecek bir lâfz ile de nikâh, münakid olur. Bu, yeni bir ıstılah demektir.
Kezalik: Bir kimse, nikâha mevzu bir lâfzı doğru söyliyemiyorsa veya kendisinin yanlış telâffuzunu doğru itikat ediyor -ise onunla da nikâh tahakkuk eder. Bahri râik, Dürri muhtar. Hindiye.
(Mâlikîlere göre hali hayatta alette'bid temliki iktiza eden her lâfz ile nikâh akdedilebilir. Şafiî ve Hanbelî fukahasına göre nikâh, yalnız tezvic ve tenkih gibi sarih lâfızlar ile münakid olur, Kinevî lâfızları ile münakid olmnz. Hanbelî mezhebine göre nikâhta kabul, icabdan evvel vuku-tmıunca da nikâh münakid olmaz. Meselâ: bir kimse, bir şahsa hitaben! «Kızını tezevvüc ettim» veya «Kızını bana tezvic et* deyip de o şahıs da «Onu sana tezvic ettim» dese bununla nikâh vücude gelmiş olmaz.
Fakat gerek Hanefîlerce ve gerek İmamı Mâlik ile İmam Şafiîye göre her iki surette de nikâh münakid olur. Çünkü her iki surette de icab ve kabul bulunmuştur.
Şafiîlerden bazı zevata göre nikâh, kabul ve rıza tâbirlerile akdedilemez.
Şafiî ve Hanbelî fukahası diyorlar ki: «Nikâhın meşruiyeti zevç ile zevcenin arasında karşılıklı cereyan edecek bir kısım dinî ve dünyevî maslahatlardan nâşidir. Hususile neseb, neslin bakası, iffetin muhafazası, mehr ve nafakanın vücubu, verasetin sübutu, mütekabil istimdat ve is-timtâ bu cümledendir. Bu gibi maksut maslahatlara delâlet edecek lâfz ise zam ve cem mânâsım müfid olan nikâh, tezvic ve tezevvüc lâfızlarıdır. Sair lâfızlar ise bu mesaliha delâlette kasırdır. Binaenaleyh bu maslahatlara kemalile delâlet etmeyen lâfızlar ile nikâh münakid olmaz. Kifaye-tüttalib. Tuhfetül'muhtac.)
(Buna cevaben deniliyor ki: Bir ayni temlike mevzu olan bir lâfız, mülki rakabeye delâlet eder, nikâh ise mülki müt'aya mevzudur. Bu halde mülki rakabeye delâlet eden birlâfzın mülki müt'ada mecazen istimali caiz ve bu istimal, sebebin ismini müsebbeb makamına ikame etmek kabilinden maduttur.
Binaenaleyh bir kadın, şahitlerin huzurunda bir erkeğe hitaben meselâ: «Ben nefsimi sana şu kadar mehr ile hibe ettim» veya «temlik ettim» deyip o erkek de kabul etse aralarında nikâh ne için mün'akid olmasın?. Çünkü mehrin zikr edilmesi, şahidlerin huzuru, meclisin bir meclisi nikâh olması, bununla nikâh kastedildiğine pek mükemmel delâlet eder. Akid-lerde itibar ise mânâlara, maksatlaradır, lâfızlara, mebaniye değildir. Artık bu gibi lâfızların bu misillû karinelere iktiranı halinde nikâhtan mak-Ntıd olan maslahatlara delâlette kasır olmıyaeağı aşikârdır.)
105 - : Nikâh, bey' gibi bir hukukî muamelenin bir icab ile akdi mümkün müdür?. Başka bir tâbir ile bir şahıs, bir akdin iki tarafına Lcvellî edebilir mi?. Yani: bir şahıs, bir akdin iki tarafını deruhte ederek onu:i sözü hem icab, hem de kabu] makamına kaim olabilir mi?.
Bu, mühim bir mevzu teşkil ettiğinden bunu hususî bir makale halinde buraya ilâve ediyoruz. Şöyle ki: bu babda kıyasa nazaran asıl olan bir şahsın icabile nikâhın ve emsalinin mün'akid olmamasıdır. Fakat aşağıdaki meseleler bundan istihsanen müstesnadır:
(1) : iki tarafın maliki veya veliyyi mücbiri olan bir şalısın icabile nikâh mün'akid olur.
Meselâ: bir kimse, şahitler huzurunda cariyesini kölesine veya sa-gîre kızını velayeti altındaki bir oğlana tezvic etse nikâh, sahih ve nafiz olur.
Kezalik: Bir kadın, azad etmiş olduğu gayri baliğ veya başka bir sebeple kasır bir kölesine daha~yakm velîsi bulunmadığı takdirde nefsini bir icab ile tezvicde bulunabilir.
(2) : îki tarafın vekili olan bir şahsın icabile de nikâh, mün'akid olur.
Meselâ: iki tarafın vekili şahitlerin huzurunda «Müvekkilem fü-lâneyi bilvekâle fülâne tezvic ettim» dese nikâh tahakkuk eder.
(3) : Bir taraftan asil, diğer taraftan velî olan bir şahsın icabile de nikâh, mün'akid olur.
Meselâ: bir kimse, velayeti altındaki amcası kızını kendisine tezvic edebilir.
Kezalik: bir kimse, azad ettiği gayri baliğ bir cariyeyi kendisinden daha yakın velîsi bulunmadığı takdirde kendisine bir icab ile tezvic edebilir.
(4) : Bir taraftan asil, diğer taraftan vekil olan bir şahsın icabile de nikâh akdedilebilir.
Meselâ: bir kadını nefsine tezvice vekil olan kimse «Müvekkilem fülâneyi kendime tezvic ettim» dese nikâh, mün'akid olmuş olur.
(5) : Bir taraftan velî, diğer taraftan vekil olan bir şahsın icabile de nikâh mün'akid olur.
Meselâ: bir kimse, kendi mevliyyesini kendisini tevkil eden bir şahsa tezvic etse, yani: «Vekâletim altında bulunan fülâneyi müvekkilim fülâne tezvic ettim» dese nikâh tahakkuk etmiş olur.
Bu suretlerin hiçbirinde ayrıca kabule lüzum yoktur.
Nikâh hakkındaki bu hükümler, îmamı Âzam ile Imameyne göredir, imam Züfere göre bir âkidin akdile nikâh asla münakit olmaz.
« fîmam Şafiîye göre nikâh yalnız iki tarafın velîsi bulunan bir şahsın .icabile iizarurelin mün'akid olur, başkalarının icabile mün"akid olmaz. Müşarünileyhe nazaran nikâhta velîye lüzum vardır. Eğer velinin icabile nikâh münakid olmazsa kasırların nikâhları mümteni olmak İâzım gelir, bu bir zarurettir. Bu zaruret ise vekilde ve emsalinde mevcut değildir.)
(6} : Bir kasinn babası, akdi bey'in iki tarafına, kendi namına asaleten, kasır namına da velâyeten tevdii edebilir.
Meselâ: böyle bir şahıs, kendi malını sagîr oğluna ve saglr oğlunun malını kendisine bir icab ile satıp alabilir.
(7) : iki kasırm babası, bunların namına akdi bey'in ik'i tarafına tevellî edebilir.
Meselâ: iki çocuğun babası, bunlardan birinin malını diğerine «Şu oğlumun şu malım bu oğluma şu kadar kuruşa sattım» demek gibi bir icab ile satabilir.
(8) : Bir yetimin vasiyyi muhtarı mevcut olmadığı takdirde babasının babası da akdi bey'in iki tarafına tevellî edebilir.
Meselâ: bu kimse kendi malını o yetime, o yetimin malını da kendisine bir icab ile satabilir. Bu alım satım muamelesinde bir gabni ye-sîr bulunması, bu muamelenin sıhhatini ihlâl etmez. Çünkü baba ile dedenin şefkatleri ziyadedir, çocukların menfaatini gözeterek maslahata göre hareket edecekleri zahirdir.
(9) Vasiyyi muhtar da akdi bey'in iki tarafım deruhte edebilir. Şöyle ki: Yetim bir çocuğun babası tarafından tayin edilmiş olan
vasisi, o çocuğun akar kabilinden olmayan bir malım o yetim için menfaati zahireyi müfid olmak gartile, yani: kıymetinin bir buçuk mislile kendisi için satın alabileceği gibi kendi malını da kıymetinin sülüsanı mukabilinde yetim için satabilir.
Amma yetimin akarım kıymetinin iki mislinden düne. alamayacağı gibi kendi akarını da yetim için kıymetinin yarısından ziyadesine satamaz.
Vasiyyi mansuba gelince bu, akdin iki tarafına tevellî edemez. Binaenaleyh vasisi bulunduğu yetimin malını kendisi için veya tahtı velayetinde bulunan bir kimse için satın alamayacağı gibi kendi malını da yetim için satamaz. Çünkü vasiyyi mansub, hâkimin vekili hükmündedir. Hâkimin fi'li ise kaza olduğundan vekilinin fi'li de kaza demektir. Bir kimsenin kendi hakkında kazası ise caiz değildir.
(10) : Kadı, velayeti altındaki kasırların mallarını' kendisi için satın alamaz, ve kendi malını onlara, satamaz. Fakat tahtı veiâyetinde-ki kasırların mallarını biribirine satmak hususunda aitdi bey'in iki tarafına tevellî edebilir.
Şöyle ki: bir hâk'im, velayeti altındaki bir yetimin malını yine kendi velayeti altındaki diğer bir yetime satabilir. Çünkü hâkim, emindir ve baba, dede makamına kaimdir. Şu kadar var ki ekseri fukahanın beyanına nazaran hâkim, böyle bir alım satım muamelesini töhmet ga-ibesinden ihtiraz için vashün kabulile yapabilir.
(11) : Vekâleti mutlaka veya gayri mutlaka ile bey'e vekü olan kimse de bazan akdin iki tarafına tevellî edebilir. Şöyle ki: «Şu malı dilediğine sat» diye kendisine vekâlet verilen bir kimse, o malı lehine şahadeti muteber olmayıp velayeti tahtında bulunan bir kasır namına batın alsa bîr icab ile beyi, münakid olmuş olur.
Kezalik: «Şu malı sat» diye tevkil edilen kimse, o malı lehine şahadeti muteber olmayıp velayeti altında bulunan bir kasır namına kıymetinden ziyade bir fiyatla satın alsa yine kendisinin bir icabile beyi, tamam olmuş bulunur.
(12) : tcare hususunda da bazan bir şahıs, akdin iki taraflına tevellî edebilir. Şöyle ki: bir baba veya dede velîsi bulunduğu çocuğun bir akarını kendi nefsi için veya velayeti altında bulunan diğer bir kasır için bir icab ile icar edebilir.
Kezalik: vasiyyi muhtar da vesayeti altında bulunan bir kasınn akarını kasıra nafi olmak şartile kendisine veya velayeti tahtında bulunan diğer bir kasıra bir icab ile icareye verebilir.
Kezalik: hâkim de velîsi bulunduğu bir kasınn akarını yine velayeti tahtında bulunan diğer bir kasır namına bir icab ile icarda bulunabilir.
(13) : Hibe hususunda da bit şahıs, bazan hibe muamelesinin iki tarafına tevellî edebilir.
Meselâ: bir kimse, kendi elinde hakikaten veya hükmen mevcut olan bir malını kendisinin küçük oğluna veya tahtı velâyetindeki herhangi bir kasıra -«şu malımı oğlum fülâne hibe ettim» gibi bir tâbir ile- bağışlarsa hibe tamam olur, ayrıca teslim ve kabza hacet kalmaz. Şu kadar var ki,* bu gibi hibelerde -âtiyen inkâr vukuu mülâhazasına mebnî- işhad ve ilâm müstahsendir.
(14) : Mütevelliler de bazı hususlarda akdin iki tarafına tevellî edebilirler.
Meselâ;, bir müteveHÎ vakfın bir akarını vakfa nâfi olmak şartile kendi nefsi için bir icab ile isticar edebilir. Mebsut. Dürri Muhtar. Hidaye. Fethül1 kadîr. [7]
106 - : Nikâhlar, vasıflarının ve şartlarının mevcut olup olmaması itibarile sahih, fâsid, bâtıl nevilerine ayrılır.
Malum olduğu üzere ibadetlerde fesad ile butlan arasında fark yoktur. Bir ibadet fâsid olunca bâtıl olmuş olur. Çünkü bu babda fesad ve butlandan maksad, bazı şeraitin fevt olmasından dolayı bir ibadetin ibadet olmaktan çıkmasıdır, muamelatta ise böyle değildir. Nikâha gelince bu, müstesna bir mahiyeti haizdir. Nikâh, bir cihetten ibadetlere müşabihtir.' Meselâ: nikâh; nafile ibadetlerden efdaldir, beşeriyetin devamına, neza-hetine, tehzibi ahlâkına hadimdir. İşte bu bakımdan nikâh, ibadetlerden sayılır.
Nikâh, diğer bir cihetten de muamelâta müşabihdir. Meselâ: nikâh icab ve kabul ile yapılır, kendisinde şahadet cereyan eder, hüküm altına alınır, kadına bir mehr vermek lâzım gelir. Bu hususlar ise ibadetlerde carî değildir. Binaenaleyh bu bakımdan da nikâh, muamelât kabilindendir.
İşte fukahayı kiram, bu cihetleri nazara alarak bazıları nikâhda fesad ile butlanın müttehid olduğuna kail olmuş, diğer bazıları da bunların başka başka olduğuna zahib bulunmuştur.
Bu ihtilâfın seme.resi, aşağıda yazılan bazı meseleler ile tebarüz etmek. tedir.
107 - : Şeraitini cami olan nikâhlar, sahih ve nafiz olarak mün'a-kid olınuş olur. Baliğ ve âkil olan bir erkeğin kendisi gibi baliğ, âkil bir kadınla nikâh manialarından beri oldukları halde yaptıkları akdi nikâh gibi.
Mümeyyiz olan çocukların kendi mübaşeretlerile şühud muvacehesinde yapacakları nikâhlar ise velîlerinin icazetlerine mevkufen, mün'akid olur.
108 - : Mükrehen vaki olan nikâhlar da sahih ve nafiz olarak mün'akid olur.
Binaenaleyh böyle bir nikâh, ademi kefaet gibi bir sebeb bulunmadıkça fesh edilemez. Çünkü nikâh, talâk gibi tasarruf atta hezl, yani: muvazaa, lâtife ile cid müsavidir. Hâzil yaptığı akdin hükmünü asla kas-detmediği ve bu hususta ihtiyarı bulunmadığı halde nikâh, sahih olur. Halbuki ikrah, asıl ihtiyarı izale etmez, mükreh yaptığı şeyi yine bir kasd . ve irade ile yapar, mükrehün bini yapmakla ehveni şerreyni ihtiyar etmiş olur. Şu kadar var ki bu ihtiyar ve irade zayıftır, fâsiddir.
Maahaza ikrah vukuu, zevç ile zevceden her biri tarafından tasavvur olunabileceği gibi şahsi sâlis tarafından da tasavvur olunabilir. Bu suretlerin hepsinde de Hanefiyyeye göre nikâh, şahindir. Ancak Hanefî kitapla rmın bazısında zevce tarafından vaki olan ikrah ile akdi nikâhın fâsid olacağı beyan olunmaktadır.
« (İmam Şafiîye göre nikâh ve talâk gibi tasarrufatıri muteber olması, ihtiyara mübtenîdir. ihtiyar ise ikrah ile içtima edemez. İkrah, nazarı şeriatte, bir özür teşkil ettiği cihetle mükrehden sâdır olan sözün hükmünü iptal eder. Bir sözün sıhhati ise kasd ve ihtiyara menuttur. İkrah, mük-
enin mâfizzamirini, maksudı kalbisini beyan ettiğine delâlet etmez, belki defi şor kasdile mütekellim olduğuna delâlet eder. Halbuki sözün sıhhati, mâfizzamîre terceman olmak itibariledir.
Binaenaleyh mükrehin nikâh gibi, talâk gibi tasarrufatı fâsiddir. Hi-daye, Tuhtetel'muhtac.)
109 - : Şahidsiz olarak akdedilen nikâhlar, fâsiddir. Şahadete dair ileride tafsilât verilecektir.
110 - : Nikâhda cemleri caiz olmıyan iki kadından birile müteeh-hil olan bir şahsın diğerile yapacağı nikâh, fâsiddir.
Meselâ: bir kimse, menkuhesinin veya henüz ıddet içinde bulunan mutallâkasının neseben veya rızaan kızkardeşile veya halası, ammesi gibi sair mahremlerinden birisile evlense bu kadının nikâhı fâsid olmuş olur.
111 - : Başkasının zevcesile bilmeksizin yapılan nikâh fâsiddir. Meselâ: bir kadın, gaib bulunan zevcinin vefatını veya kendisini boşadığını haber almakla ıddeti hitamında - bu gaib zevcin berhayat olduğuna veya boşamadığına muttali olmıyan -bir şahıs ile evlense de bilâhare o gaibin berhayat olduğu ve boşamadığı tahakkuk etse bu ikinci nikâh, fâsid bulunmuş olur.
112 - : Bir şahsın üç talâk ile boşadığı kadınla kablet'tahlîl yapacağı nikâh, fâsiddir. Gerek bu hususda hürmete vâkıf olsunlar ye gerek olmasınlar.
Bu, îmamı azama göredir. îmameyne göre "bu hürmeti bildikleri takdirde nikâh, bâtıl olmuş olur:
113 - : Bir kimsenin kendi mahremlerinden birile bilerek veya bü-miyerek yapacağı nikâh, fâsiddir.
Bu, İmamı azama göredir. îmameyne göre bu nikâh her halde bâtıldır. Şü kadar var ki, bilmiyerek bir yanlışhk neticesinde yapılmış ise işti-bah şüphesine binaen mücaseri hakkında haddi şer'î lâzım gelmez.
« (Fıkh-i Malikîde deniliyor ki: bir kimse mahreminden birile meselâ kendi kızile bilmiyerek.evlenmiş olsa bu hususdaki cehaleti, bir şüphe iras etmiş olur. Binaenaleyh bununla had cezası sakıt, neseb sabit olur. Çocuğa da malı yok ise nafaka vermesi lâzım gelir, aralarında übüvvet ve bünüvvet cihetile veraset de cereyan eder.)
114 - Nikâhı muvakkat, fâsiddir.
Benaenaleyh bir kimse, bir kadına şahitler huzurunda meselâ: "Seni şu kadar meblâğ mukabilinde bir ay müddetle tezevvüc ettim" veya "Seni şu kadar mehr ile bir müddet için nikâh eyledim" deyip kadın da kabul etse nikâh, sahih olmaz.
Tevkitinlâfzan olması lâzımdır, yoksa zevcin tevkile Kalben niyet etmiş olması, nikâhın sıhhatine zarar vermez. Şöyle ki: bir kimse, bir müddet beraber yaşayacağına veya bir müddet sonra boşayacağına kai-ben niyet ettiği halde müddet zıkretmeksizin meşru şartian dairesinde bir kadınla evlense nikâh, sahih olur. Niyete itibar olunmaz. Çünkü tevkit, lâfzen carî şeylerdendir.
Kezalik: bir kimse, yalni2 gündüzleri beraber bulunmak üzere bir kadın ile evlense nikâhları caiz olur. Zira bu surette nikâh, bir müddetle mukayyet bulunmuş olmaz. Bu veçhile nikâh olunan kadınlara «nehariy-yat» denilir.
Nikâhı muvakkatin fâsid olması, îmamı âzam ile Îmameyne göredir. imam Züfere göre nikâhı muvakkat, sahih olup tevkit bâtıldır. Çünkü bu zata göre tevkit, bir şartı fâsid demektir. Fâsid bir şart ise nikâhı iptal etmez, belki nikâh, sahih olur da şart, bâtıl bulunmuş olur.
(Sair1 eimmei kirama göre de muvakkat nikâhlar sahih değildir. Ancak bu nikâhın cevazı îbni Abbas hazretlerinden mervîdir. Onun ashabından Ata ile Tavus da buna kail bulunmuşlardır. Böyle bir cevaz, îbni Cüreycden, Ebu Saîdi Huzrî ve Cabir Hazretlerinden de rivayet olunuyor. Maamafih îbni Abbas Hazretlerinin bu kanaatinden rücu etmiş olduğu da rivayet olunmaktadır.
115 - ; Nikâhı müt'a, bâtıldır.
Şöyle ki: bir kimse, şer'î manialardan hali olan bir kadına «Şu kadar meblâğ mukabilinde şu kadar müddet seninle temettü edeyim» veya «Senden şu kadar gün mutemetti olmak üzere sana şu kadar meblâğ vereyim» veya «Şu kadar kuruş mukabilinde bir müddetfoeni müt'alandır» yahut müddet zikretmeksizin «Şu kadar akçe mukabilinde seninle istimta1 edeyim» deyip kadın da kabul etse aralarında nikâh, mün'akid olmuş olmaz.
Hanefî fıkıh kitaplarının bazısında nikâh müt'aya, nikâhı fâsid denildiği de vardır.
Bazi fıkıh kitaplarında nikâhı muvakkat, nikâhı müt'anın efradından sayılmıştır. Maamafih aralarında bazi farklar vardır. Ezcümle: nikâhı muvakkat, şahitlerin huzurunda muayyen bir müddet için tezvic ve tezevvüc ve emsali tâbirler ile yapılır. Nikâhı müt'ada ise müt'a maddesinden me'huz bir tabir kullanılır ve bu nikâhta müddetin zikri, şahitlerin huzuru her halde bahis mevzuu değildir.
Nikâhı müt'a âmmei ulemaca bâtıl sayılmıştır. Bunun hürmetinde icmaı ümmet vardır. Hattâ «Behce» fetvasında deniliyor ki: «Zina etmemeğe şart eden bir kimsenin zevcesi, nikâhı müt'a ile alacağı kadına te-karrüb etmesile boş olur.» demek ki, nikâhı müt'a ile mukarenet, tam gayri meşru bir mukarenetten ibaret bulunuyor.
« (Maliki, Şafiî, Hanbelî kitaplarında da deniliyor ki: Nikâhı müt'a, ıcmaen caiz değildir, haramdır. Bu, müddet ile muvakkat olan bir "ikâh-tır. Bu müddet, gerek malûm olsun ve gerek olmasın.
Maliki fukahasmdan İbni Rüşd'e göre müt'a, şühud mahzarında mehr tesmiyesi ve velî marifeti ile muvakkat bir müddet için akdedilir. Muvakkat olduğu için fâsiddir. Bilâ talâk fesh olunur. Buna mücaseret eden zevç ile zevce hakkında ta'zîr cezası iktiza eder. Bununla çocuğun nesebi sabit, iddet vacib olur. Feshedilmesi, tekarrübden evvel vukubulursa mehr lâzım gelmez. Tekarrübden sonra vaki olursa, mehr tesmiye edilmiş olsun olmasın, racih kavle nazaran mehr lâzım gelir.
İbni Rüsd merhum «BidayetüTmüctehid» de diyor ki: Nikâhı müt'a-îiiıi lar^-T; Nebeviden tahrim buyuruhnuş olduğuna dair ©lan haberler, mü tevaürdir. Ashabı kıranım ekserisî7 fukahayı ensann kâffesi bu tahrime kaildir. Ancak hu tahrimin zamanı vukuunda ihtilâf olunmuştur. Bu tahrim, ya Havbsr jrününde veya Mekkei Mükerremenin fethi gününde veya Tebüi: ^;;^ves;nde voya. Haccetül'vedâda veya ömre tül'k azada veya Evtas vak'asında vaki olmuştur.)
Velhâsıl; Nikâhın büyük bir kıymeti ictimaiyesi vardır. Nikâh, mü-cerred şehvet muktezası olarak meşru kılınmış bir muamelei âdiye değildir. Belki nikâh, kendisile tevessül olunacak bir takım mühim maksatların, gayelerin husulü için meşru kılınmıştır. Binaenaleyh gerek nikâhı muvakkat ve gerek nikâhı müt'a "bu gibi maksatların, gayelerin husulünü temin edemez.
Filhakika bu nikâhlar, mücerred sehevatı teskin için muayyen veya gayri muayyen, fakat herhalde mahdut bir zaman için akdedilmiş olacaktır. Bunlar ile zevciyetin bekası, tenasülün devamı gibi mesalih, temin edilemez. Bunlar ile asıl nikâhtan matlûp olan -aile teşkili mümkün, bir takım dinî ve dünyevî menafiin husulü kabil olamaz.
Binaenaleyh mücerred nefsanî duygulan tesbin ve tatmin için yapılacak bu gibi devamsız nikâhlar, bir nice mahzurları müstelzim olabileceğinden bunların tahrim Duyurulmuş olması, muktezayı hikmet bulunmuştur.
116 - : Bir müslimenin bir gayri müslim ile izdivacı bâtıldır.
Binaenaleyh bir müslimenin herhangi bir gayri müslim ile nikâhı mün'akid ve üzerine nikâh hükümleri müterettib olmaz. Aralarını derhal ayırmak lâzım gelir. Hattâ bu gayri müslim, nikâhtan sonra islâmiyeti kabul etse de yine aralarını tefrik iktiza eder. Çünkü bu akid esasen bâtıl olduğundan kendisine icazet lâhik ve sıhhate münkalib olmaz.
Bu nikâhın dînen memnuiyeti, Kur'anı hakimin sarahatile, ahadisi şerife ve icmaı ümmet ile sabittir. Ezcümle bir hadisi şerifde: «Biz ehli kitabın kadınlarile evlenebiliriz, fakat onlar bizim kadınlar ile evlenemez-ler» buyurulmuştur. Mebsut. Bedayî. Bu husustaki meşruiyet ve memnuiyet, dini bir siyaset, içtimaî bir hikmet muktezasıdır. Malûm olduğu üzere erkekler, aile hayatında hâkim, kadınlar ise birçok hususlarda kocalarına tâbi bulunurlar. Bu cihetle bir müslimin bir kitabiyye ile evlenmesinde o kadar büyük bir mahzur görülemez. Fakat bir müslimenin bir gayri müslim ile evlenmesi, birçok mahzurlara sebebiyet verebilir.
Müslümanların daima hâkim ve kendi maddî, manevî varlıklarım muhafız bir durumda bulunmaları, islâm siyasetinde bir umdedir. Bir müslimenin bir gayri müslim ile izdivacı ise o müslimenin akidesindeki saffeti, dinindeki metaneti, kendi milliyetine olan merbutiyetini ihlâl eder. İslâm efradının tekessürüne hizmet etmesi matlûp olan böyle bir kadının doğuracağı çocuklar, babalarına tâbi olup islâm âlemine yabancı bir vaziyet alarak gayri müslim bir muhitin kuvvetini, kesreti nüfusunu temine hizmet .edebilirler.
Bir de düşünmeli ki; müslümanlar, bütün edyanı ilâhiyyeye, bütün peygamberlerin nübüvvetine mu'tekittirler, ezcümle Hazreti Musanın da, Hazreti Isânın da birer nebiyyi zîşan olduğuna kanidirler. Sair milletler ise yeryüzünde en son ilâhî, semavî bir .din olan islâmiyete mu'tekid değildirler. Bu ebedî, ulvî dinin mübelk'ği olan hatemül'enbiya hazretlerini "musaddik değildirler. İşte bu bakımdan da müslümanlar ile onların arasında büyük bir fark vardır. Artık bir müslimenin bir gayri müslim ile izdivacı asla hikmete, maslahata muvafık görülemez.
Şunu da ilâve edelim ki: bir takım ferdî, içtimaî, dinî düşünceler do-İayısıyledir ki birçok gayri müslim milletlerce de kendi Günlerindeki kadınların sair edyan erbabile izdivaç etmeleri caiz görülmemektedir. Ezcümle katoliklerce ihtilâfı din, nikâhı mubtil olan sebeplerden biridir. Bu sebep, kilisenin emrile bertaraf edilemez, ihtilâfı mezheb de nikâhın esbabı maniasından sayılmıştır. [8]
117 - : Bir nikâhın sahih ve nafiz olarak mün'akid olması için akd ânında aşağıdaki meselelerde beyan olunan şartların mevcut olması icab eder.
118 - : Evlenecek kimselerin «mevanii nikâh» denilen şeylerden hâli olmaları şarttır. Aksi takdirde nikâh, sahih olmaz.
Meaelâ: aralarında neseb, süt veya musaheret itibariyle hürmet bulunan bir erkek ile bir kadının birbirile evlenmeleri caiz değildir. Muhar-remat bahsine müracaat!
119 - : Nikâhı bizzat akdeden iki tarafın ehbyetİ haiz olmaları, yani: âkil* baliğ veya mümeyyiz bulunmaları şarttır.
Binaenaleyh gayri mümeyyiz bir çocuğun veya bir mecnunun mübaşeretiii: akdedilen nikâh, sahih olmaz. Fakat zevç ile zevcenin herhalde ikil. baliğ veya mümeyyiz olmaları şart değildir. Bunların nikâhları velîler, taranndı yapılabilir. Velayet bahsine müracaat!
120 - : Kendi nefisleri için akde mübaşeret eden şahısların nikâhları nafii- olmak için hür, âkil, baliğ olmaları şarttır.
Binaenaleyh rakîklerin, mümeyyiz çocukların yapacakları akdi nikâh-velîierin icazetlerine mevkuf bulunur,
Veliıer: buiunmıyan çocukların hâkim bulunmıyan bir yerde akdedecekleri nikâhları da bulûğlarından sonra kendi icazetlerine mevkuf bulunmuş olur.
Bunların-başkalarını tevkil ile akdettirecekleri nikahlan hakkında da hüküm böyledir.
121 -: Nikâh, kinaî lâfızlardan birile, meselâ: beyi1 veya hibe lâf-zile akdedildiği takdirde mânâsını âkidlerin bilmeleri, yani: bununla nikâh akdedildiğine muttali olmaları şarttır. Fakat sarih lâfızlar ile akdedildiği takdirde mânâsım âkidierin bilmeleri şart değildir. Yalnız bu lâfızları ile nikâh akdedilegeldiğini bilmeleri kâfidir. «Tezevyüc ettim, nikâhı kabul ettim» denilmesi gibi.
122 - Nikâhı akdedenlerden her birinin sözünü diğerinin işitmesi şarttır. Çünkü onların ihtiyarları, nikâha muvafakatleri bu suretle tahakkuk eder.
Binaenaleyh âkidlerden birinin icab veya kabulünü diğeri işitmese nikâh, mün'akid olmaz.
123 - : Nikâhta kabulün icaba velev zımnen muvafakati şarttır. Binâenaleyh kabul, icaba muvafık olmazsa nikâh, mün'akid olmaz. Meselâ: Kadın erkeğe «Nefsimi şu kadar mehr ile sana tezvic ettim»
diyip erkek de «Nikâhı kabul ettim, fakat mehri kabul etmem» dese nikâh vücude gelmez. Lâkin mehr'den sükût ederek nikâhı kabul ederse nikâh, mün'akid olur. ' ı
Kezalik: Erkek «Seni on bin kuruş mehr ile tezevvüc ettim» deyip kadın da «Beş bin kuruş mehr ile kabul ettim» dese yine zımnen muvafakat bulunacağından nikâh beş bin kuruş üzerine mün'akid ve mütebaki beş bin kuruş zevcin kabulüne mütevakkıf olmaksızın sakıt olur.
Şayet kadın «Nefsimi sana beş bin kuruş mehr ile tezvic ettim» deyip erkek de «Ben seni on bin kuruş mehr ile tezevvüc eyledim» dese nikâh beş bin kuruş üzerine mün'akid olur. Onda ittifakları vardır. Şu kadar var ki kadın bu ziyadeyi o mecliste kabul ederse nikâh on bin kuruş üzerine mün'akid bulunur.
124 - : Akd ânında mükellef, yani: hür, âkil, baliğ vesair şer'î vasıflan haiz lâakal iki şahidin hazır bulunması şarttır.
Binaenaleyh rekiklerin, mecnunların, matuhların, çocukların şahadetleri^ nikâh mün'akid olmaz. Çünkü bunların kendi haklarında velayetleri olmadığından şahadete de salâhiyetleri olamaz. Şu kadar var ki mümeyyiz çocuklar, huzurlarında akdedilmiş olan bir nikâha baliğ olduktan sonra edai şahadette bulunabilirler. Zira edai şahadetin şartları, . tahammüli şahadet zamanında değil, edai şahadet zamanında aranır.
125 - : Nikâh hususunda hâtib ile mahtubenin usul ve füruu da . şâhid olabilirler. Şu kadar var ki bunların bilâhare bu nikâha müteallik bir dâvada şahadetleri muteber olmaz. Şöyle ki: şahid, zevcin veva zevcenin-usul veya füruundan ise onun aleyhine şahadet edebilirse de'lehine şahadet edemez. Şayet şahitler, her ikisinin de usul ve füruundan bulunurlarsa hiçbirinin hakkında şahadetleri muteber olmaz.
Velhâsıl: bunların hini akiddc şahid olarak bulunmaları, bir tahammüli şahadettir. Tahammülî şahadet ise edai şahadetten başkadır.
Akid zamanında şahitlerin bulunması, nikâhın ehemmiyetine ve teessüs edecek aile hayatının meşru bir halde vücude geldiğini göstermek maslahatına mebnîdir. Yoksa ledel'hâce nikâhı veya tesmiye edilen mehri isbat'veya mehrin mütalebesini teshü için değildir.
«Bedayî» de denildiği veçhile nikâhta şahitlerin bulunması, - sifah töhmetim def içindir, yoksa akdi inkârdan siyanet için değildir. Töhmet ise usul veya füruun şahit sıfatiie haz.-r bulunmalarile de mündefi olur. Maamafih bunların huzurlarile akdi nikâh da siyanet edilmiş olabilir. Çünkü bunların edai şahadetleri caiz değilse de huzurlarına binaen nikâh iştihar eder ve bu iştihar üzerine tesanıü ile başkalarının şahadetleri kabul olunur, bu suretle de akd, inkârdan siyanet edilmiş olur.
126 - : Nikâhta nisabi şehadet, lâakal iki erkek veya bir erkek ile iki kadındır.
Binaenaleyh yalnız bir erkeğin veya yalnız iki veya daha ziyade kadının şahadetile nikâh mün'akid olmaz.
« (imam Nahaı'ye, Evzaî'ye, îmam Şafiî ile İmam Ahmedden bir kavle göre nikâhta kadınların şahadetleri asla muteber değildir. Çünkü bu .zevata göre kadınlar, bizzat nikâh akdine muktedir olmadıklarından nikâha şahit olmaya da salâhiyettar değildirler.)
127 - : Şahidlerin icab ve kabul ânında huzurları şarttır. Binaenaleyh şahitsiz akid yapıldıktan sonra keyfiyet şahitlere haber verilse bunların huzurlarında akid, tecdit edilmedikçe nikâh caiz olmaz. Çünkü bu surette akdi faside şahadet edilmiş olacağından bununla bu akid sıhhate münkalib olmaz.
Yalnız bir şahidin huzurunda akdedilen nikâh hakkında da hüküm böyledir.
128 - : Şahitlerin akdi nikâhı anlamaları şarttır.
Binaenaleyh iki tarafın lisanına vâkım olmıyan kimselerin huzurlarında nikâh akdolunup bunlar akid yapıldığını anlamasalar nikâh mün'a-kid olmuş olmaz.
129 - : Akid ânında iki tarafın icab ve kabuHînü şahidlerin birlikte işitmiş olmaları şarttır.
Binaenaleyh tarafeynin sözlerini işitmemiş olan iki nâim veya iki sağır kimsenin şahadetile nikâh mün'akid olmaz. Hattâ şahitlerden biri âkitlerden birinin, diğeri de ahar âkidin sözünü işitse veya her ikisi iki âkitten yalnız birinin sözünü işitse yine nikâh caiz olmaz. Çünkü şahadet, rükni akdin, yani: icab ile kabulün şartı olduğundan şahitler, her iki âkidin kelâmını işitmedikçe rüknün şartı tahakkuk etmiş olmaz.
Fakat akitlerin sözlerini işitir olan ahresin veya dili tutulmuş kimsenin şahadetile nikâh mün'akid olur.
Kezalik iki taraf ahres=dilsiz olursa mahut işaretlerile nikâh mün'a-kit olacağı cihetle bu halde şahitlerin sağır bulunmaları, şahadetlerine mâni olmaz. Elverir ki bu işaretleri görüp anlamış olsunlar.
130 - : Gaib hakkında mektup ile nikâh akdedildiği takdirde mün-dericatını şahitlerin işitmeleri veya mazmununa muttali olmaları şarttır.
Şu kadar var ki, mektubun mündericatı emir sigasile olursa bunu şahitlerin işitmeleri herhalde şart değildir. Çünkü emir, tevkili icap ettiğinden kendisine mektup yazılanın sözü, hem icab hem de kabul makamında bulunur. Binaenaleyh yalnız bu sözü şahitlerin işitmeleri kifayet eder. Nitekim yukarıda da bu meseleye işaret olunmuştur.
131 - : Zevç ile zevcenin malûm olmaları şarttır. Bu malûmiyet, y-a işaret veya tesmiye ile hâsıl olur. Meselâ: nikâh olunacak kadın mecliste hazır ise kendfsine işaret kâfidir. Şu kadar var ki bunun yüzünü şahitlerin görmeleri veya adile baba ve dedesinin adının zikredilmesi İhtiyaten lâzımdır.
Amma meclis nikâhta hazır olmayıp da velîsi veya vekili marifetile tezvic edilmekte ise bakılır.-Eğer karabet veya sıhriyet gibi bir suretle şahitlerce maruf ve onun hakkında akid İcra edildiği malum ise yalnız adını zikretmek kâfidir. Fakat böyle olmazsa kadının ismile beraber babasının, dedesinin isimlerini de zikretmek icap eder.
132 - : Nikâh edilecek kadın bir odada bulunsa kendisine has mekânın malumiyeti kâfi olup tesmiye lâzım gelmez.
Meselâ: bir kimse, şahitler hazır ve iki tarafın sözlerini işitir oidıık-lan halde "Şu odadaki kadını tezevvüc ettim" deyip o kadın da kabul etse bakılır: Eğer kadın o mahalde yalnız bulunuyorsa nikâh, caiz olur. Amma kendisile beraber başkası da var ise nikâh, caiz olmaz. Çünkü bu babda matlûp olan teayyün. hâsıl olmuş oimaz.
Kezalik: vekil "Şu od,ada bulunan müvekkilemi tezvic ettim" deyip de ismini tasrih etmediği surette de hükürn böyledir.
133 - : Bir kimse, mecliste hazır olmıyan iki kızından meselâ: büyüğünü tezvic edecek yerde indei'icab küçük kızının ismini zikretse nikâh bu küçük kız hakkında mün'akit olur. Zira gaib hakkındaki vasıf, muteberdir. Amma galat olarak büyük kızım dediği halde küçük kızmın adını zikreylese nikâh hiçbiri hakkında mün'akid oimaz. Zira bu isimde büyük kızı yoktur.
Bu hususta o kimsenin niyetine ve şahitlerin m uk ad d im atı nikâh hakkındaki malûmatına itibar olunmaz.
134 - : îki kızı bulunan kimse, bunlardan birinin ismini tasrih etmeksizin «kızımı tezvic ettim» dese nikâh mün'akit olmaz. Velev ki mu-kaddimatı nikâh, bunlardan biri hakkında cereyan etmiş olsun. Fakat bu iki kızdan biri zatüzzevc olmak gibi şer'î manialardan hâli bulunmazsa icab diğer kıza masruf olacağından nikâh, sahih olur.
135 - : Velî veya vekil, menkûhenin veya babasile dedesinin adım yanlış olarak beyan etse nazar olunur. Eğer menkûhe mecliste hazır olup kendisine işaret edilmiş ise nikâh, sahih olur. Fakat mecliste hazır değilse sahih olmaz. Çünkü tesmiye, vasıf kabilinden olmakla hazır hakkında lâğv, gaib hakkında ise muteberdir.
136 - : Bir kimse, âkil, baliğ ve mecliste hazır bulunan kızım birine tezvic etse kendisi şahit sırasında bulunmuş olup akde bizzat o kız mübaşeret etmiş sayılır. Binaenaleyh bu mecliste diğer bir erkek veya iki kadın daha bulunsa nisabı şahadet, hâsıl olmuş olur. Amma kız mecliste bulunmaz veya bulunur da âkil ve baliğ bulunmuş olmazsa o kimse şahit sırasında bulunmuş olmaz.
Kezalik: bir vekil, mecliste hazır bulunan müvekkil veya müvekki-lesi hakkında diğer bir erkek veya iki kadın daha hazır bulunduğu halde. akdi icrada bulunsa kendisi şahit sırasına geçip nikâhı, raün'akit olur. Fakat müvekkil veya müvekkile mecliste hazır olmayınca vekil, şahit sırasına geçemez.
137 - : Nikâhı mevkufta' indel'akd şahadet şart olup hini icazette şart değildir.
Binaenaleyh nikâh iki taraftan birinin icazetine mevkuf olarak bilâ şuhut akdedilse caiz olmaz. Velev ki muahharan bu akde şahitler huzurunda icazet verilsin.
138 - : Nefsi için akdi nikâha ehliyeti olan her şahsın nikâhda şahadete de salâhiyeti vardır.
Binaenaleyh şahitlerin fâsik veya â'mâ olmaları, şahadetlerine mâni olmaz.Şu kadar var ki, şahitlerin âdil kimselerden olmaları mendubdur.
139 - : Müslİmenin nikâhında şahitlerin de müslüman bulunmaları şarttır. Kezalik: gayri müsiime, zimmiye olunca gayri müslim olan şahitlerin de zimmî olmaları lâzımdır. Bunun hakkında harbî veya müste'min olan kimselerin şahadetleri kifayet etmez. Fakat bir müslimin bir zimmiyye ile izdivacında zimmîlerin şahadeti de kifayet eder.
"(İmam Şafii ile îmam Ahmede göre zevç müslim olunca şahitlerin de herhalde müsİİm olmaları lâzımdır.)
140 - : Nikâhların sırren - gizlice akdi bir hadisi şerif ile men edilmiştir. Nikâhı sır ise lâakal iki şahit bulunmaksızın yapılan nikâhtır. Bilâhare yapılacak ilân kifayet etmez. İki şahit bulunduğu haldeki akid ise aleni bir surette yapılmış olur. Çünkü iki kişiyi tecavüz eden sır, sn olmaktan çıkar. Şu kadar var ki nikâhın daha ziyade alenî olması, rrfen dubdur.
Filhakika nikâh, bir hususî ehemmiyeti haizdir. Bunun alelade muameleler; akidler gibi hemen iki .kimsenin icab ve kabulile olup bitmesi hikmete muvafık, değildir. îki tarafın sifah töhmetinden vikayesi, aralarındaki münasebetin gayri meşru münasebetlerden tefrik edilmesi elzemdir. Binaenaleyh Hanefiyyeye göre nikâh akdedilirken şahitlerin hazır bulunmaları herhaLde şarttır. Şahit bulunmadıkça nikâh, caiz ve bilâhare vuku-bulacak işhat, muteber olmaz. Bedayî, Hidaye. Dürer. Hindiye.
« (îmam Şafiî ile imam Ahmede göre de şahadet, akdi nikâhın şartıdır. Hîni akidde şahit bulunmazsa nikâh, sahih olmaz.)
(îbni Hazme göre de nikâh, en az iki âdil kimse işhat edilmedikçe tamam olmaz. Meğer ki umumî ilâm bulunsun.)
(Ebû Sevre, Zührîye ve îmam Ahmedden bir rivayete göre şühût, nikâhın ne sıhhatinin, ne de tamam olmasının şartı değildir. Mücerret ilân kâfidir.)
(Mâliki mezhebine Öre de şahadet, nikâhın şartı değildir. Belki nikâhın devamile meşruiyeti mukarenetin şartıdır. Binaenaleyh ilân şar-tile akdedilen bir nikâh, caizâir. Velev ki şühûd bulunmasın. Çünkü nikâhın^ sifahtan imtiyazı ancak ilân ile olabilir. Sifah gizlice yapıldığından nikâhın aleni surette yapılması* icab eder. Maamafih,nikâhın alenî yapılmış olmasını temin için çocukların bile huzurları kâfi görülebilir. Şu "kadar var ki, hîni akidde iki âdil kimsenin bulunmadığı takdirde yalan söylemekle maruf olmıyan bir şahsın veya müteaddit şahısların bulunup işhad edilmesi mendubdur.
Fakat zifaftan evvel işhat edilmesi, devamı nikâhın şartı olduğundan herhalde vâcibdir. Bu hususta bilâ işhat vaki olacak şahadet kâfi olduğu gibi zevç ile zevcenin hîni akidde bir kimseyi işhat etmemiş oldukları takdirde kablez'zifaf birlikte mülâki olacakları iki kimseyi aralarındaki akdi nikâha işhat eylemeleri de kâfidir. Şu kadar var ki, bu halde mendub terk edilmiş olur.
Şayet akid ânında şahit bulunmadığı gibi tekarrübden evvel de ig-hat vuku bulmazsa nikâh, feshedilerek bununla bir talâkı bâin husule gelir. Sonra iki taraf isterse nikâhı usulen tecdit\ edebilirler. Mebsut. MSnehül'celîl. Kifayetüt'tâlib.) [9]
141 - : Bir nikâh, sahih ve nafiz bir surette mün'akit olunca üzerine bir kısım aslî ve fer'î hükümler terettüp eder. Baslıcalan şunlardır:
(1) : Nikâh akdedildiği andan itibaren zevciyet sabit, zevç ile zevceden her birinin diğerile intifa ve istimtaî halâî olur. Zevce, mehri muaccelim almış olunca zevcini bu istimtâdân - bir özri şer'Iye müstenit olmaksızın - menedemez.'
(2) : Zevcenin zatına ait menfaatleri, zevcine inhisar eder. Yani: bu babda intifa ve istimtâ hakkı yalnız zevce muhtes bulunur. Çünkü makamdı nikâh bu suretle husule gelir. Mehr ve nafaka itası da bu hakka tekabül eder. Bu inhisar sebebiiedir ki, bir kadın aynı zamanda diğer bir erkeğin de nikâhı altında bulunamaz. Böyle bir hâlin vukuu, firasın fesadım, nesebin iştibah ve ziyaım mucib, muaşeret ve mukarenetin zevalini müstelzim olacağı cihetle asla caiz görülemez.
(3) : Zevce kendisine mehr tesmiye edilmiş ise mehri müsemma-ya, tesmiye edilmemiş ise mehri misle müstahik olur.
(4) : Zevcenin nafakası zevç üzerine lâzım gelir. Sair hukuKuna riayet edilmesi de icap eder.
(5) : Mehri muaccelini almış, olan bir zevce zevcinin hanesinde ikamete mecbur ohır. Zevcinin izni olmaksızın başka yere çıkıp gidemez. Meğer ki gitmesi bir hakkı şer'îye müstenit olsun.
(6) : Zevç ile zevce için hürmeti müsahere sabit, bu hürmet muayyen karibleri arasında da carî olur.
(7) : Akdî nikâh ile neseb sabit olur. Velev ki tekarrüb bulunma-sm. Vâkıâ nefsül'emr itibarile neseb, tekarrübün hükmüdür. Fakat sÜ-buti nesebin sebebi zahirîsi akdi nikâhtır. Çünkü tekarrüp, hafî bir emir olduğundan akdi nikâh, onun makamına kaim olur.
(8) : Nikâh akdedilmesmi müteakip zevç ile zevce arasında tevarüs hakkı sabit olur. Velev ki aralarında henüz duhul ve halvet vuku-bulmuş olmasın.
142 - : Gayri nafiz, başka bir tabir ile mevkuf olan bir nikâhı sahih, - aşağıda beyan olunacağı üzere - icazetten evvel nikâhı fâ-sid hükmündedir.
Binaenaleyh icazetten evvel tekarrüb vukubulsa bununla mehri misi ve iddeti talâk lâzım; neseb, hürmeti müsahere sabit olur. Fakat nafaka, talâk, muhalea, tevarüs gibi nikâh hükümleri sabit olmaz. Be-daî, Bahri Râik, Hindiye.
Zevcenin mütekabil haklan ve vazifeleri - bahsine de müracaat!. [10]
143 - : Fâsid nikâhlar, haddi zatında nikâh değildir. Binaenaleyh bir fâsid nikâh üzerine tekarrüb vukubulmadıkça nikâh ahkâmı teret-tüb etmez. Böyle bir nikâhın asıl hükmü mütarekedir. Şöyle ki:
(1) : îki tarafın - aralarında tekarrüb vukubulmuş olsun olmasın - biribirinden mütareke suretile ayrılmaları icap eder. Her biri diğerinin huzurunda da, gıyabında da kavlen mütareke ve mufarekatta bulunabilir. Bir tarafın gıyaben mütarekesine diğer tarafın muttali olması şart değildir. Binaenaleyh zevç, zevcenin gıyabında mütarekede bulunsa - tekarrüb vukubulmuş ise - muayyen müddetin geçmesile iddet nihayet bulur. Bunlar kendiliklerinden mütareke etmedikleri takdirde hâkim tarafından bilmühakeme muvacehelerinde tefriklerine hükmolunur. Çünkü gayri meşru bir mukarenete müsaade olunamaz.
(2) : îki tarafın mütarekesi, biribirini terk ettiklerine dair bir 3Öz söylemelerile husule gelir. Zevcin zevceye «Seni terk ettim, senin sebilini tahliye ettim, seni boşadım» demesi gibi.
(3) : Mücerred fiil ile veya nikâhı inkâr ile mütareke vücude gelmiş olmaz. Gerek tekarrüb bulunsun ve gerek bulunmasın. Binaenaleyh iki tarafın bir yere gelip içtima etmemesi ile mütareke hâsıl olamayacağı gibi böyle bir nikâhın vukuunu inkâr etnıelerile de hâsıl olamaz. Artık kadın böyle bir gaybubet esnasında baskasile evlenemez. Fakat erkek nikâhı inkâr ile beraber kadına «Git evlen» derse bununla mütareke tahakkuk eder.
(4) : Mütareke, gerek iki tarafın nzasile ve gerek hâkimin kaza-sile olsun talâk sayılmaz, bununla talâkın adetleri azalmaz, duhul bulunmayınca iddet de lâzım gelmez.
144 - : Nikâh fâsid üzerine tekarrüb vukubulmuş olursa yalnız mehri müsemma ile" mehri misiiden akalli ve talâk iddeti lâzım gelir. Vo ileride boyan olunacağı veçhile noseb ve hürmeti müsahere sabit olur. Fakat nâkih ile menkuhe arasında, talâk, muhalea, zihar, iylâ gibi sair nikâh hükümleri sabit olmaz.
145 - : Nikâhı fâsidde ne halveti sahiha, ne de şehvetle mes ve takbîl, tekarrüb hükmünde değildir. Nikâhı sahihte ise halveti sahiha, tekarrüb makamına kaimdir. Çünkü nikâh, sahih olunca içtima halinde temkini nefs halâl olacağından bu halvet, ihtiyaten tekarrüb hükmünde bulunur. Nikâhı fâsidde ise temkini nefs, halâl olmadığından vâki olacak içtima ve halvet, tekarrüb hükmünde olamaz.
146 - Nikâhı fâsidden dolayı nafaka da lâsam gelmez. Hattâ kazaen takdir ve istifa olunan nafaka, fesadı nikâhın zuhuru üzerine istirdat olunabilir.
Meselâ: nikâhın zahiren sıhhatine mebnî bilhüküm takdir olunan nafakayı istifa eden zevce ile zevci arasında razaen hürmet bulunduğu bilâhare beyyine ile sabit olmakla araları tefrik olunsa zevç o nafaka ile rücua müstahik olur. Fakat bilâ hükm infak etmiş olduğu takdirde bir gey ile rücu edemez. Şayet nikâhın fesadı zevcenin inkârına müka-
rin zevcin ikrarile sabit olup beyinleri tefrik edilecek olursa zevce, iddet nafakasına, süknasma müstahik olur. Zevcin bunları vermekten kaçınmaya hakkı olamaz. Bedayî, Hindiye. Dtirri Muhtar,
* (Mâliki mezhebine nazaran bir nikâh, fesadından dolayı fesh edilince bakılır : eğer tekarrüb vukubulmamış ise mehr namına bir şey lâzım gelmez, ve eğer vukubuhnuş ise mehri müsemma tamamen lâzım gelir. Mehr tesmiye edilmemiş ve tesmiye edilen mehr, hamr kabilinden olmakla caiz bulunmamış ise tam inehri nüsü ipap eder. Şu kadar ki, nok-sani mehrden dolayı vukubulacak feshi nikâh -hâdisesi bundan müstesnadır. Şöyle ki: mehr, nisabı şer'îsinden noksan olarak tayin edilmiş, zevç de bu mehri nisabına iblâğdan imtina eder bulunmuş olmakla nikâh feah edilse kadın, tekarrüb vukubulmuş ise bu noksan mehre, tekarrüb jraku-bulmamış ise bunun yarısına müstahik olur.)
(İmamı Şafiîye göre fâsid nikâhtan dolayı talâka, feshe hacet yoktur. Çünkü bu nikâh esasen mün'akid değildir* tfddet içinde akdedilen ni-kâha, yani : nikâhı bâtıla müşabihtir,)
(Hanbelî fukahasmca fâsid bir nikâh ile evli bulunan bir kadın, bo-şanmadıkça veya nikâhı fesh edilmedikçe baskasile evlenemez. Kocası boşamadan kaçınsa nikahı hâkim fesheder. Çünkü fâsid nikâhta içtihada mesağ bulunacağından firkat ikama ihtiyaç vardır. Maahaza firkat bulunmadan kadının baskasile izdivcı kabul edilse iki kocanın bir kadına musalat olmasına sebebiyet verilmiş olur, bunlardan her biri kendi nikâhının sıhhatini iddia edebilir. Bu tefrik, duhulden evvel vaki olunca kadına mehr lâzım gelmez. Duhulden sonra olunca mehr lâzım gelir. Bidayetül'müctehid. Elmuğnî. Mezahibi Erbaa.) [11]
147 - : Bâtıl olan nikâhlar, hiçbir veçhile nikâh mahiyetinde değildir. Bunların vücutlerile ademleri nikâh bakımından müsavidir. Bunların haklarında da tamamen fasit nikâhlar ahkâmı cereyan eder. Yalnız bir iki hükümde fasit nikâhlardan ayrılırlar. Şöyle ki :
(1) : Bâtıl bir nikâh ile vukubulan tekarrübden dolayı kadına «ukr» namile bâligan mâ beleğ mehri misil lâzım gelir. Mehri müsemma bulunsa da ona itibar olunmaz.
(2) : Bâtıl bir nikâh ile neseb sabit, iddet vâcib olmaz. Çünkü nesebin sübutü sıhhati akde veya şübhei akde mübtenidir. Nikâhı bâtıHse-sıhhat ve şüphei akidden hâli, zinadan madut olduğundan bununla neseb sabit olamaz. Binaenaleyh iddete de lüzum görülmez.
Meselâ : bir kimse, zatüzzevç - kocalı bir kadını bile bile nikâh edip kendisine tekarrübde bulunsa bununla neseb sabit, iddet vacib olmaz. Bu kadına zevci evveli, idete muhtaç olmaksızın tekarrüb edebilir. Şu kadar var ki istibrada bulunması evlâdır.
« (Mâîikî mezhebine nazaran bu hususta istibra lâzımdır. Bu istib-ra müddeti, iddet müddetine müsavidir. Bundan evvel tekarrüb caiz olmaz.)
(Hanbelîlere göre de bâtıl nikâhlar, asla nikâh sayılmaz, bunlar ile neseb sabit olmaz. îki tarafın böyle bir hareketi zina sayılıp haklarında haddi müstelzim bulunur. Bir erkek ile evli veyaT mü'tedde bir, kadının ha-lâl ve harabı bildikleri halde birbiriîe izdivaç etmeleri gibi. ETmıığnl) [12]
148 -: Vücudu meşkûk bir şarta talik olunan bir nikâh, sahih olmaz, ister hem icap hem de kabul, ister yalnız icap veya yalnız kabul muallâk olsun. Meğer ki muallâkun aleyh olan şart hemen meclisi nikâhta tahakuk etsin.
Meselâ : erkek kadına hitaben : «Baban razı olursa seni şu kadar mehr ile tezevvüc ettim» deyip kadın da kabul etse nikâh mun'akid olmaz. Fakat o kadının babası bu akid meclisinde hazır bulunup da rızasını bildirecek olsa nikâh mun'akid olur.
149 - : Geçmiş veya vücudu muhakka bir şarta talik edilen nikâh, sahihtir. O şart ister vücudî, ister ademî olsun.
Meselâ : bir kızın babası hatibine hitaben «Kızım fülân şahsa tezvic etmiş bulunmaktayım» deyip hatibin tekzibi üzerine «Eğer tezvic etmemiş isem sana tezvic ettim» demekle hâtib de kabul etse, bu kızm o şah-
sa tezvic edilmemiş olduğu tahakKuk edince bu nikâh mun'akid olmuş olur.
Kezalik : bir erkek bir kadına «hayatta isen seni tezevvüc ettim» diye mektup gönderir, o da hayatta olup şahitler huzurunda kabul ederse nikâh akdedilmiş olur.
150 - : Şartı takyidi ile olan nikâhlar sahihtir. Şarta gelince bu, iki kısma ayrılır : Biri, muteber olan şartı takyididir ki bu, akdin tnukteza-si bulunur. Diğeri, fâsid olan şartı takyididir ki bu, akdin muktezasma münafi veya bir mücerret vaitten ibaret bulunur. Bu şartın fâsid olması, nikâhın sıhhatine halel vermez. Şartı fâsid, riba mânâsım nnitazammın olduğundan bey'i iptal eder. Fakat nikâhta riba tahakkuk edemeyeceğinden bunu iptal edemez
Meselâ : Bir kimse, bir kadını kendisine şu kadar meblâğ mehr vermek üzere tezevvüc etse nikâh, sahih ve şart muteber olur. Çünkü mehr,' zaten akdi nikâhın muktezasıdır.
Fakat bir kimse, bir kadım mehr vermemek üzere kabulile tezevvüc etse nikâh, sahih olup şart, lâğv olmuş bulunur, mehri misil lâzım gelir. Zira akdi nikâhın muktezası olan bir şeyi iki tarafın İskata salâhiyeti yoktur.
151 - : Zevcenin zatına veya mahremlerinden birine nâfi olacak surette dermeyan edilen bir şart, fâsid olunca mehri misil lâzım gelir.
Meselâ: bir kimse, bir kadım üzerine evlenmemek üzere şu kadar mehr ile tezevvüc etse nikâh; sahüı ve şart, - meşru bir emirden men'i mutazammm olduğundan- fâsid olur. Bu halde bu şarta riayet olunursa mehri müsemma taayyün eder, olunmazsa mehri müsemmadan nok-soii olmamak üzere mehri misil lâzım gelir. Çünkü bu şart, kadının menfaatine ait olduğundan bunun tahakkuk etmemesi tasdikinde mehri mü-semmaya rızası mün'adim bulunur. Şu kadar ki, bu şart tahakkuk etmemekle beraber bu kadın tekarrübden evvel tatlik olunursa yalnız mehri müsemmanın yarısına müstahik olur. Zira kable t 'tekarrüb talâk vukuunda mehri misil lâzım gelmez.
Kezalik : Bir kadın, meselâ: kardeşine kızını almak şartîle nefsini bir erkeğe tezvic etse nikâh, sahih olup, şart, fâsid bulunur. Yukarıdaki nıesele veçhile ya mehri müsemma veya mehri misil lâzım gelir.
152 - : Âkitlerden hiçbirine menfaati olmıyan veya zevceye muzir bulunan bir şartı takyidi ile nikâh; sahih, şart, fâsid ve bu şarta riayet olunmasa da mehri müsemma lâzım olur.
Meselâ : bir kadın, bir yabancı şahsa şu kadar kuruş vermek şartile voya üzerine evlenme şartile bir erkoğe nefsini muayyen bir mehr ile tezvic etse nikâh, sahih olup şart, gayri mutebere bulunur. Binaenaleyh bu şarta riayet edilsin edilmesin yalnız o tayin ettikleri mehr lâzım gelir.
153 - : Bir kimse, bir kadını Deldesınaen çıkarmamak şarlile tezev-vüc etse nikâh, salıilı olur, şart ise fâsid olup bu şarta ademi riayet takdirinde mehri misil lâzım gelir.
154 - : Bir kimse, bir kadım mezbureye her ay şu kadar para infak etmek üzere tezevvüc etse nikâh, sahih olup şart, fâsid bulunur. Binaenaleyh bu kadın yalnız maruf olan nafakai mislini ahz edebilir.
155 - : Bir kimse, bir kadını aralarında tevarüs cari olmamak üzere şu kadar mehr ile nikâh etse şart, fâsid olur. Binaenaleyh aralarında veraset carî ve bu. kadın için mehri mislinden az olsun olmasın yalnız mehri müsemma lâzım olur.
156 - : Bir kimse, bir kadını bir müddet sonra, meselâ : bir ay hitamında boşamak üzere tezevvüc etse nikâh, sahih ve şart, fâsid olur. Binaenaleyh onu boşaması lâzım gelmez. Fakat ileride boşamak şartile nikâh, akdedip de tevkit bulunmasa şart, lâğv olup nikâhı, müebbed ola. rak sahihan mün'akid olur.
157 - : Bir kimse, menkuhesini boşamak şartile ve şu kadar mehr tesmiyesile diğer bir kadınla evlense nikâh, şahin ye şart, fâsid olur. Zira imi yoldaki bir şart, bir va'di mücerredden ibaret olduğundan riayeti lâzım gelmez. Şu kadar var ki bu şart tahakkuk etmediği takdirde o kadın için mehri müsemmadan az olmamak üzere mehri misil lâzım gelir.
158 - : Bir kimse, menkuhesinin talâkı üzerine bir kadını tezevvüc etse, meselâ: kadına hitaben «Seni şu kadar mehr ile beraber zevcem fü-lânenin talâkı üzerine tezevvüc ettim» deyip kadın da kabul etse nikâh, sahih, mehri müsemma lâzım ve o menkuhe hakkında - îkaa muhtaç olmaksızın - derhal bir talâkı ric'î vaki olur.
159 - : Emri talâk zevcenin elinde olmak üzere nikâh akdedildikte bakılır: eğer icab, zevç tarafından yapılmış ise nikâh, sahih olup şart, lâğv bulunur. Fakat zevce tarafından yapılmış ise hem nikâh ;caiz, hem de şart, muteber olur.
Meselâ : erkek kadına «Emrin elinde olmak üzere seni tezevvüc ettim» diye icab, kadın da kabul etse nikâh, sahih olur. Fakat emri talâk kadının elinde olmaz.
Bilâkis evvelâ kadın «Emri elinde olup her ne zaman dilerse nefsini tatlik edebilmesi şartile nefsini tezvic» erkek de kabul etse nikâh, sahih ve emri talâk bu kadına müfevvez olmuş olur. Binaenaleyh istediği zaman nefsini tatlik edebilir.
Kezaiik : erkek «Şu kadar müddet sonra boş olmak üzere tezevvüc» kadın da kabul etse nikâh, sahih olup şart, lâğv bulunur. Fakat evvelâ kadın «Şu kadar müddet sonra boş olmak üzere nefsini tezvic» badehu erkek de kabul etse nikâh, sahih ve şart, muteber olur. Çünkü bu iki meselede İcab, zevç tarafınflan yapılınca talâk ve tefvivi talâk, nikâhtan evvel vukubulmuş olur ki bu, caiz değildir. Amme zevce tarafından yapılınca talak ve tefvizi talâk, nikâhtan sonra vukubulmuş olur. Zira zevcin kabulü, icab tarafındaki şartın iadesini mutazammındır. Haniye, Hindiye.
160 - : Nikâhta şartı hiyar, hiyarı ayb ve hiyarı rüyet carî değildir.
Binaenaleyh iki taraftan birinin veya her ikisinin şu kadar gün muhayyer olması şartile yapılan nikâh, sahih olup muhayerlik sabit olmaz. Çünkü şartı hiyar, akdi nikâhın muktezası olmıyan tasid şartlar * kabi-lindendir.
Kezaiik : tarafeynden biri, diğerinin uyubdan selâmetini, hüsni cemal ile veya bekâret ile itsafını şart eylese. akdi, sahih olup şart, lâğv bulunur. Hilafı zuhur edince muhayyerlik sabit, nikâhı feshe salâhiyet hâsıl olamaz. Müfarekat bahsine de müracaat!.
161 - : Nikâhın müstakbel bir zamana izafesi sahih değildir. O zaman gerek yakın ve gerek uzak olsun.
Meselâ : erkek kadına hitaben «Se niyarın tezevvüc ettim» deyip kadın da kabul etse nikâh mün'akid olmaz.
« Seni gelecek filân ayın iptidasından itibaren tezevvüc ettim» denilmesi de böyledir.
« (Mâlikî fukahasma göre nikâh hususunda takyidi şartlar üç kısma ayrılır :
(1) : Şart,.akdin muktezasma münafi olmayıp bilâkis muvafık bulunur. Böyle bir şartın vücudile ademi müsavidir. Nafaka vermek, kasme .riayet etmek şartlan gibi.
(2) : Şart, akdin muktezasına münafi olur. Böyle bir şart ile yapılan nikâh, tekarrübden evvel feshedilir, tekarrübden sonra feshedüme-yip şart lâğv, mehri misil lâzım olur. Zevç ile zevcenin yalnız geceleri veya yalnız gündüzleri bir araya gelmeleri şartı gibi.
Kasme riayet edilmemek, meselâ : iki zevceden birinin yanında bir gün, diğerinin yanında iki gün beytutet etmek şartı da bu kabildendir.
(3) : Şart, akdin muktezasına ne muhalif, ne de muvafık olur,. Böyle bir şart, mekruhtur. Çünkü bu, bir tahcir demektir. Maahaza böyle bir şarta riayet edilmesi müstahsendir. Bir kadını üzerine evlenmemek veya teserride bulunmamak şartile nikâh etmek gibi. Minehul'celîl.
Bir kimse, bir kadını beldesinden çıkarmamak veya üzerine evlenmemek, çıkardığı veya evlendiği takdirde emri talâk bu kadının elinde bulunmak yahut alacağı bu kadın boş olmak şartile tezevvüc etse bu şart, muteber-olur. Akid esnasında vukuuile akidden sonra vukuu arasında fark yoktur. Hattâ o kadım bir iki talâk ile boşayıp da sonra yine ala^ cak olsa iltizam etmiş olduğu bu şart, rücu eder. Bu rücu, gerek meşrut
olsun ve gerek olmasın. Fakat uç talâk ile boşarsa rücu, meşrut olmadıkça mezkûr gart, avdet etmez. (Kitabüi'behce fî gerhit'tuhfe.)
(Safî! fuk ah asınca da nikâha müteallik şartlar, muhtelif kısımlara aynhr. Bunlar, şu veçhile hülâsa edilebilir :
(1) : Nikâhın muktezasına muvafık olan veya kendisine garaz te-allûk etmeyen şartlar. Bunlar, lâğv olup nikâh ile mehrin sıhhatine tesir edemez. Nafaka vermek, kasrne riayet etmek veya şu taamdan başkası-m yemek gibi.
(2) ; Nikâh ile maksud olan şeyleri ihlâl eden şartlar. Bunlar ile nikâh, bâtıl olur. Bir müddet sonra boşamak veya tekarrüb. ve iatimtâ etmemek şartları gibi. Şu kadar var ki ikinci şart, zevç tarafından derme-yan edilirse nikâhın butlanını icab etmez. Çünkü bu takdirde zevç, kendi hakkını terk etmiş olur.
(3) : Nikâhm-muktezasına muhalif olmakla beraber maksudu aslîyi muhil bulunmıyan şartlar. Bunlar ile nikâh, sahih olur. Şu kadar var ki bu şartlar ile mehri müsemma fâsid olup mehri misil lâzım gelir. Nafaka vermemek, üzerine evlenmemek şartlan gibi.
(4) : Sulbi akidde dermeyan edilen muhayyerlik şartlan. Böyle bir şart ile nikâh, bâtıl olur. Çünkü hiyaratın vukuu, devam ve lüzumdan ibaret olan vaz'ı nikâha, muktezayi akde münafidir.
(5) : Mehrde meşrut olan muhayyerlik şartlan. Böyle bit hiyar, nikâhın sıhhatine mani olmaz. Fakat mehrin sıhhatine mani ve mehri misli müstelzim olur. Çünkü nikâhın istiklâli olduğundan mehrdeki fesad, nikâha tesir etmez. (NihayetüTnmhtac.)
(Hanbelî fukahasına gelince bunlara göre nikâh hususundaki şartlar, şöylece üç kısma ayrılır :
(1) : Vefa edilmesi lâzım olan şartlardır. Bunlar, zevceye faidesi ait bulunan şeylerdir. Zevceyi hanesinden veya beldesinden çıkarmamak, üzerine evlenmek veya cariye edinmemek gibi. Zevç, bu şartlara riayet etmezse zevce nikâhı feshettirebilir.
(2) : Kendileri bâtıl olup nikâhın sıhhatine mani olmayan şartlardır. Mehr ve nafaka vermemek, kadın kocasını infak etmek veya kendisine bir mal vermek, kasm hususnda müsavata riayet etmemek, zevceye mukarrenette bulunmamak veya ortağım boşamak gibi. Bu misillû şartlar, muktezayi akde münafi olduğundan asla sahih ve muteber değildirler.
(3) : Nikâhı aslından iptal eden bâtıl şartlardır. Nikâhı bir vakit ile takyit etmek, nikâhı bir şarta, meselâ mahtubenin babasının rızasına talik etmek, nikâhta zevç ile zevceden birinin veya her ikisinin muhayyerliğini şart koşmak gibi.
Hanbelîlere göre nikâhta hıyarı meclis bulunmadığs gibi hıyarı şart da muteber değildir.-Çünk'ü buna esasen hacet yoktur. Nikâhlar, aieiek-ser bir düşünceden, bir incelemekten sonra akdedilir. Artık muhayyerlik bir lüzum tahtında bulunmuş olamaz. Mahaza hıyarın sübutu, feshi nikâha, bu da kadının ibtizaline müeddî olabilir. Akdedilen bir nikâhı feshetmek, kadının 2ararma bir harekettir. Şu kadar var ki, bikr olması meşrut olan bir kadın, seyyib zuhur etse veya neseb sahibesi olduğu şart kılınan bir kadın, aşağı tabakadan çıksa veya güze!, beyaz çehreli veya zengin olması şart kılınan bir kadın, bilâkis çirkin, siyah çehreli veya fakir bulunsa-bu hususta iki vecih vardır. Bir yeche göre: zevç için muhayyerlik hakkı sabit olmaz. Bunlar - müfarekat bahsinde beyan olunacak - sekiz nevi uyubdan madut değildirler.
İkinci bir veçhe göre : zevç için muhayyerlik sabit olur. Çünkü bunlar, maksut olan birer haslettir. Bu gibi hasletlerin madumiyetinden dolayı muhayyer olan zevç, nikâhı daha duhul vuku bulmadan feshederse üzerine mehr lâzım gelmez. Duhulden sonra feshedecek olursa bakılır: eğer tağrîr, mehre müstahik olan kadın tarafından vukubulmuş ise kendisine mehr verilmez. Fakat başkası tarafından vukubulmuş ise zevç, kadına mehrini verir, sonra bununla kendisini tağrîr etmiş olan şahsa, meselâ : kadının velîsine rücu eder.
Kezalik: Müslime veya hurre olduğu şart edilen bir kadın, gayri müslime veya cariye zuhur etse zevç muhayyer olur.
Çünkü bu hal bir nâkisedir, doğacak çocuğa da tesir edecek bir zarardır. (Elmugni.)
(Zahiriyye mezhebine göre şartı faside mukarin olan herhangi bir nikâh, ebediyen fâsiddir. Velev ki zevç ile zevcenin bu nikâhtan bir çocukları doğsun. Bu zevceyn arasında tevarüs de carî olamaz : Bir kadın üzerine cariye edinmemek veya onu hanesinden veya beldesinden çıkarmamak veya kendisinden şu kadar müddet tegayyüb etmemek veya başkasından olan çocuğuna infakda bulunmak şartile nikâh etmek, bu kabildendir, El'muhallâ.) [13]
162 -: Nikâhın şer'î sıfatı, yani : şer'an -vücub, nedb, kerahet gibi bir vasıf ile ittisafı, eşhasa göre tebeddül eder. Şöyle ki :
(1) : Nikâh, tevekan halinde - şiddetli arzu takdirinde farzdır. Yani : alacağı kadının mehr ve nafakasını temine kadir, evlenme-
dikçe nefsini gayri meşru mukarenetlerden menedemiyecek derecede nisaya mail'olan bir erkek için nikâh, bir farizedir. Böyle bir müslim nikâhı terk ederse günahkâr olur.
(2) : Nikâh, itidal halinde sünneti müekkededir. Yani : zavciyet hukukunu ifaya kadir olduğu halde nisaya karşı nefsinde o derece bir iştiyak hisetmeyen bir erkek için nikâh, bir müekket sünnettir. Diğer bir kavle nazaran bu halde nikâh, adeta cihat ve cenaze namazı gibi bir farzı kı'fayedir.
Bu babdaki şer'î emirler, alâ tarikü'kifaye farziyete hamlolunur.
Baza zatlara göre de bu halde nikâh, her muslini için itikaden farz değilse de amelen farzdır ki, buna «vacib» -de denir. Çünkü bu husustaki nasların muhtevi olduğu emir sigaları karineden nalı olduğundan hem farziyete, hem de nedbe muhtemeldir. Binaenaleyh bu nasların hakikatine alel'ibham - yani : şarii hakim, bu naslar ile kat'iyyen vücud mu, yoksa- nedib mi, her neyi ki murad etmiş ise haktır diye lâaiettayin - itikat edilir. Bu halde eğer şarii mübînin muradı farziyet ise akdi nikâh ile bu faraziye ifa edilmiş olur. Ve eğer nedb ise nikâh icrasile sevap kazanılmış olur.
Ekâbiri ulemadan birçokları ihtiyaten bu kavli ahzetmişlerdir.
(3) : Nikâh, - bazı ulemanın beyanına göre - nisaya karşı me-yili ve rağbeti şiddetli olmamakla beraber mehr ve nafakayı verebilmesi ve zevciyet hukukuna riayet etmesi müteyakken olan bir erkek için, mahza sünneti nebeviyyeye imtisal niyetine mukarin olunca bir süneti müekkekedir, mücerred kazayı şehvet emelile olunca da mubahtır.
(4) : Nikâh,' zevciyet hukukunu ihlâl, meselâ: alacağı kadına zulüm edeceğinden korkulan bir erkek İçin kerahati tahrimiyye ile mekruhtur. Bu hukuku ihlâl edeceği müteyakken olan bir erkek için de haramdır. İşte fukahayı Hanefiyyenin akvali bu veçhiledir. Bedayî, Bahri Raik, Dürri Muhtar.)
"(Maliki fukahasına göre de nikâhlar, şer'î vasıflan itibarile şu kısımlara ayrılır:
(1) : Nikâh, teehhüle iştihası galib, mehr ve nafakaya kadir olan kimse
İçin mendubdur.
(2) : Nikâh, teehüle ihtiyaç gören, teehhül etmediği takdirde innete duçar olmasından korkan kimse için vacibdir.
(3) : Nikâh, tehhüle muhtaç olmıyan ve mehr ve nafaka gibi verilmesi vacic hakları ifa edemeyeceğinden korkan bir kimse içirt mekruhtur.
(4) : Nikâh, alacağı kadına tekarrüb veya nafaka ita edememek gibi bir sebeple zarar vereceği yakinen bilinen bir kimse için haramdır. Misehül'celîl.)
(Şafiî fukahasının bu husustaki akvali de şöyledir:
(1) : Nikâh, teehhüle fıtraten mail, mehr ve nafakayı vermeğe kadir kimseler için müstahabdır. Mehr ve nafakayı itaya kadir olmıyan kimseler içinse nikâhı terk, müstahabdır. Bunlar, temayüllerini kesr için oruca müvazib olmalıdırlar.
(2) : Nikâh, kadınlara karşı iştiyaktan berî, mehr ve nafaka itasına gayri kadir kimseler için mekruhtur. Mehr ve nafakayı itaya kadir, fakat teehhüle gayri muhtaç kimseler için nikâh, mekruh değildir. Şu kadar var ki, bunların nafile ibadetlerle iştigalleri efdaldir.
(3) : Nikâh, mehr ve nafakayı itaaya kadir, fakat kendisinde innet veya daimî bir hastalık bulunan kimse için de mekruhtur.
(4) : Nikâh, nafakaya muhtaç, bir takım tacirlerin iktihamından hâif olan kadınlar için mendubdur.
(5) : Nikâh, bir takım fâcir eşhasın iktihamından, tesallutundan kurtulmaları evlenmelerine vabeste olan kadınlar için vacibdir.
(6) : Nikâh, teehhüle teb'an muhtaç ve zevciyet haklarını ifaya kadir bulunmıyan kadınlar için haramdır. Tuhfetül*muhtac.)
(Hanbelî fukahasının akvali de şu veçhiledir:
(1) : Nikâh, nisaya karşı iştihası olmakla -beraber kendisini gayri meşru mukarenetlerden muhafaza edebilen, böyle bir mukareneten korkusu bulunmayan kimseler için mesnudur. Velev ki nafaka veremiyecek kadar fakir olsunlar. Bunların nikâh ile iştigalleri, vakitlerini nafile ibadetlere hasretmeden efdaldir.
(2) : (Nikâh, şehvetten mahrum, meselâ innîn veya marîz veya ihtiyar olan kimseler için mubahtır. Fakat böyle kimselerin nafile ibadetlerle iştigalleri efdaldir.
(3) : Nikâh, teehhül etmedikleri takdirde zinaya maruz kalmalarından korkan erkekler ile kadınlar için vacibdir. Bu halde nikâh, vacib olan vazifei hacden mukaddemdir.
Kendisile evlenilecek kadının diyanetli, velüd, bikr olması, müstahabdır. Meğer ki seyyip almakta bir maslahat bulunsun.
Kezalik : alınacak kadının diyanetle, kanaatle maruf bir aileye mensub olması, müstahsendir.
Alınacak kadının zinadan mütevellit olması veya lâkît olması veya babasının gayri maruf lâyık değildir.
Alınacak kadının güzel olması, akrabadan bulunmaması ve bir kadın ile ıfaf temin edildiği takdirde birden ziyade kadının tahtı nikâhta bulundurulmaması müstahabdır. Çünkü zevcenin güzel olması, zevcin sükûni nefsine ve muhabbetinin, müveddetinin tezyidine hizmet eder. Bunun içindir ki, nikâhtan evvel mahtubeye bakılması caiz bulunmuştur. Haneden alınan bir kadının çocukları da daha nedb, daha kaviy-yüTbünye olur. Maamafih zevç ile zevce arasında münazaa, talâk gibi hâdiseler zuhur edebilir. Akraba arasında böyle hâdiselerin zuhuru ise kat'ı rahime müeddi olur. Halbuki kat'ı rahim, caiz değildir. Zevcelerin teaddüdü halinde ise adalete riayet edilememesi melhuzdur. Adalete ade-lete ademi riayet ise haramdır. KeşşafüTkına'.)
(Zâhiriyye mezhebine göre de nikâh, ömürde bir defa olsun farzdır. Adetâ namaz, oruç gibi bir farzı ayındır. Çünkü bu babdaki emirler, mutlak surette varid olduğundan farziyeti müfittirler. Maahaza fuhuştan kaçınmak farzdır. Bu kaçınmak ise nikâh ile temin edileceğinden bizza-rure nikâh da farzdır.
Zahiriyeden Ibni Hazm diyor ki : mukarenete muktedir olan her kimse için eylenmek veya cariye edinmek farzdır. Bundan. âciz olanlar, çok oruç tutmalıdırlar. Elmuhallâ.) [14]
163 - : Nikâhın meşrutiyetindeki hikmet, fevaid ve muhassenat pek mühimdir. Ezcümle beşeriyet âleminin bir ahenk ve intizam dairesinde devamı nikâha bağlıdır.
FethüTkadirde denildiği üzere : bu âlemin ilmi ezeliyyi ilâhîde mu-kader olan zamana kadar vechi ekmel üzere bekası, nikâhın vücudüne muallâtır. Bu teailûk ise nikâhın meşruiyyetine sebeptir. Çünkü begeri-yetin mukadder vaktekadar bekası, insaniyet silsilesinin devamına vabestedir. Bu silsilenin bir intizam ve nezahet dairesinde devamı ise ancak nikâh ile temin edilebilir. Vâkıâ gayri meşru mukarenetler ile beşeriyetin devamı mümkün görülebilir. Fakat bu mukarenetler, insanların aralarında mezalimi, kanların dökülmesini, neseblerin siyamı jnüstelzim olur, beşeriyetin manevî helakim intaç eder.
Tefsiri kebîrde veaairede mufâssalan beyan olunduğu üzere gayri meşru mukarenetler, birçok şahsî, içtimaî mefasidi calibdir. Bunlar kısmeti şu veçhile hülâsa edilebilir:
(1) : Gayri meşru mukarenetler, neseblerin ihtilât ve İştİbabına se-beb olur. Gayri meşru bir çocuk, şefkatkâr bir babanın himayesinden, terbiyesinden mahrum bulunur. Bunun neticesinde çocuklar zayi. nesiller munkati ve nihayet insaniyet âlemi harap olur gider.
(2) : Gayrî meşru mukarenetler halinde kadınlar birer erkeğe ihtisas ödemez. Bu ihtisasın husulü için mukateleler, müvasebeler yüz gösterir, en ziyade kuvvet ve cür'ete malik oianlar, istedikleri kadınları kendi dairei ihtisaslarına celbe çalışırlar. Bunun neticesinde beşeriyet muhiti kanlı boğuşmalar yüzünden umumî bir here ve merc içinde kalır.
(3) : Gayri meşru mu kare netlere nefislerini temkin eden kadınlardan her tab'j selim, istikrah eder. Artık böyle kadınlar ile birer mes'ut aile teşkil edilemez. Binnetice, kadınlar hayatı mahvolur biter.
(4) : Gayri meşru mukarenetler tecviz edilecek olsaydı hiçbir kadının bir erkeğe ihtisası kalmazdı. Bu halde insanlar, behaim derekesine düşerlerdi. Halbuki insanlar, haiz oldukları akıl ve iz'an sayesinde, iffet ve nezahet sayesinde beynel'mahlûkat yüksek bir mertebeyi haizdirler.
(5) : Gayri meşru mukarenetler, kadınlar için bir felâkettir. Kadın. iar erkeklerin mücerret'temayulâtını tatmine vesile değildirler. Bu lâtif *insin kendisine hâs bir takım vazifeleri, hakları vardır. Bu vazifeler, hak-iar ise ancak meşru surette birer aile teşkil etmelerile vücude gelir.
(6) : Hür kadınlar ile erkekler arasında nikâhtan başka bir tarik ile mukarenet vukuu, kadınları tezlîl eder, bir takım illetlerin zuhuruna, te-vessüuna meydan verir ye binnetice içtimaî izmihlali ihzar eder. Halbuki serayü ilâhiyyenin tecviz buyurmuş olduğu tarikler, bu gibi içtimaî âfet-ierin" zuhuruna mani, insaniyetin kadrini i'lâya baistir.
Velhasıl : nikâh; sünneti nebevi yy ediV, bazı ahvalde nafile ibadet-^re devamdan efdaldir, nevafilden efdal olan maksatlara insanları ka-Tuşturabilir. Efradı ümmetin artmasını temine sebeb olur, hilkaten zayıf Man nisa taifesinden nafaka ve süknasını temin, nefislerini helake dû-'•ar olmaktan vikaye eder. Aileler arasında karabet husule getirerek tea--*ün ve tesanüdü arttırır, binnetice ahlâkı umumiyyei tehzibe, evlâdı terbiyeye, insanların masalihini ifaya, ebnayı cins ile güzel ülfet ve muaşerete, vatana daha ziyade merbutiyyete vesile olur. Bu hadisi şerifteniniz, çoğalfnız, çünkü ben kıyamet günü sizinle ümmetlere karşı iftiharda bulunurum) buyurulmuştur.
Binaenaleyh müesseesi nikâh, her ve nafi, müstahsen, elzem bir içtimaî,müessesedir, bunda şüpheye asla mana, -oktur. Elverir ki şeraitine riayet edilsin. [15]
164 - : Nikâhta velayet carîdir. Bazı kimseler, velayet altında bulunurlar. Bu velayet, ya karabete, ya mülk ile velâye veya hâkimiyete istinat eder. Velayeti haiz olan, yani: başkasının hakkında sözünü tenfize salahiyetli bulunan şahsa «velî» denir. CenıV. evliyadır. Müennesi «ve-îiyye», «veliyyat» dır. Velayet altında bulunan erkeğe «mevlî» kadına da «mevUyye» denilir. Kaza mebhasine de müracaat!
165 - : Nikâhta velayeti haiz olanlar sırasile şunlardır :
(1) : Binefsihî asabattan planlardır. Bunlar, irs ve hacb tertibi üzere şu dört mertebeye ayrılır :
Birinci mertebe : fürû, yani : oğullar ve ilânihaye oğulların oğulları ve bunların erkek torunları.
İkinci mertebe : usul, yani : babalar, babaların ilânihaye babalan, dedeleri.
üçüncü mertebe : Cüz'i eb, yani : ana baba bir erkek kardeşler, baba bir erkek kardeşler ve bunların bu tertip üzere ilânihaye oğullan:
Dördüncü mertebe : Cüz'i ced, yani : ana baba bir amcalar, baba bir amcalar ve bunların bu tertip üzere ilânihaye oğulan.
(2) : Rakabeye mâlik olanlardır. Bunlar, kölelerin ve cariyelerin mâlikleridir. Bunlara dair aşağıda tafsilât verilecektir.
(3) : Velâi ıtaka sahipleridir. Bunlar, azat edilmiş olan kölelerin ve cariyelerin mevlâlarıdır. Veya bu mevlâların asabei nesebiyyeleridir.
(4) : Binefsihî asabattan olmıyan bir kısım kariblerdir. Bunlar; şu tertip üzere bulunurlar : valdeler, kızlar, oğulun kızları, kızın kızları, r.ğulun oğulunun kızları, kızın kızının kızları, ananın anası, öz kız kardeşler, baba bir kız kardeşler, ana bir erkek ve kız kardeşler, sonra bunların evlâdı, daha sonra ammeler, dayılar, teyzeler, daha sonra amca kızları, amme ~ hala kızları.
Bazı zevata göre babanın anası, anadan mukaddemdir, bazı zevata göre de ondan muahhardır.
(5) : Velâi müvalât sahipleridir. Bunlar için velâ mebhasine müracaat!.
(6) :VeliyyüTemir ile onun naipleri bulunan hâkimlerdir. Bunların velayetleri, birer velayeti âmmedir, diğerlerinin velâye.tleri ise birer velayeti hassadır. Velayeti âmme < sahipleri, veliyyi hâssi bulunmıyan herhangi kasırm niftâhına tevelîî edebilir.
166 - : Velayeti âmmeyi haiz olan zatın âkil, baliğ, hür olması lâzımdır. Nitekim mebhasi mahsusunda izah edilecektir. Nikâh hususunda velayeti hâssayı haiz olan zatın ise mirasa da ehil olması iktiza eder. Çünkü aralarında tevarüs carî olamıyacak kimseler arasında karabet iti-birile velayet mevcut olamaz.
Binaenaleyh bir müslim, bir gayri müslimeyi veya bir gayri müslim, bir müslimeyi aralarındaki karabete binaen velayeti hassa ile bir kimseye tezvic edemez.
Fakat bir müslim, hâiz olduğu velayet-i ammeye mebni bir gayri müslimeyi bir kimseye tezvic edebilir.
167 - : Nikâhta velayetlerin sırasile dereceleri nazara alınır, mukaddem derecede bulunan bir velî var iken muahhar derecedeki velî, nikâha mübaşeret edemez.
Meselâ : bir kasıranm oğlu ile babası veya babasile dedesi içtima etse velayeti nikâhı birinci takdirde oğluna, ikinci takdirde babasına ait olur. Çünkü bunlar, diğerlerini hacb, yani: mirastan kısmen veya tamamen mahrum ederler.
Şöyle ki : baba, terikeden südüs hissesile bakiyj aldığı halde oğul ile beraber bulunduğunda yalnız bir südüs hisse alır. Bu halde oğul, babayı kısmen hacb etmiş olur.
Kezalik : dede, baba gibi hissei irsiye aldığı halde baba ile içtima edince aalâ varis olmaz. Bu surette baba, dedeyi tamamen hacb etmiş olur.
Maamafih birinci takdirde oğulun mukaddem olması, îmamı âzam ile İmam Ebu Yusüfe göredir, tmam Muhammede göre baba, oğuldan mukaddenidir. Bu ihtilâftan kurtulmak için baba, nikâh akdini - bu husustaki salâhiyetini - oğluna havale etmelidir. Bedaî, Hindiye Dürri Muhtar.
« (İmam Mâlike göre velayeti nikâh hususnda oğul, babadan mukaddemdir, imam Şafiîye ve İmam Ahmedden bir kavle göre baba ve babanın ilânihaye babaları, oğuldan mukaddemdirler, imam Ahmedden diğer bir kavle göre oğul, babanın babasından mukaddemdir. İmam Ah-meden diğer bir rivayete göre kardeş dahi babanın babasından mukaddemdir. Müşarünileyhten dördüncü bir rivayete nazaran da kardeş ile babanın babası müsavidirler. Çünkü bunların karabet ve tâsîp itibarile mirasta müsavi olmaları, velayette de müsavi olmalarım mucib bulunmuştur. ETmuknî.)
(Zâhiriyyeye göre- bir kadının nikâh hususndaM velîsi, babası, kardeşleri, veya dedesile amcaları ve amcası oğullarıdır. Bunlar derecelerine göre velayeti haiz olurlar. Fakat bir kadının oğlu, kendisinin velîsi olamaz. Meğer ki ayni zamanda amcasının torunu olsun ve akriba arasında bu bakımdan yakini bulunmasın. ETmuhallâ.) [16]
168 - : Nikâhta velayet, velayeti icbar ve velayeti nedb namile iki nev'e ayrılır. Şöyle ki : kasırlar, yani : çocuklar, matuhlar, mecnunlar velayeti icbar altında bulunurlar, Binaenaleyh bunları velîleri cebren, yani : rızalarını istihsale muhtaç olmaksızın tezvic edebilirler. Herhangi bir mükellefe ise velayeti nedb altında bulunur. Bu mükellefeyi velîsi, dilediğinde cebren tezvic edemez. Şu kadar var ki, bir mükellef enin kendisini hicabdan vikaye için emri nikâhını velîsine tefviz etmesi mendubdur, müstahsendir.
Bu taksim, tmamı âzam ile tmam Ebu Yusüfe göredir. îmam'Muhammede göre ise velayeti nikâh, «velayeti istibdad ile «velayeti şirket» nevilerine ayrılır.
Velayeti istibdad = istiklâl, velayeti icbardan başka değildir. Velayeti şirket ise mükellefe hakkındaki müşterek bir velayettir. Şöyle ki : bir mükellefenin emri nikâhı, kendisile velîsi arasında müşterektir. Binaenaleyh velîsinin izni munzam olmaksızın evlenen bir baligai âkilenin nikâhı, velîsinin icazetine mevkuf olacağı gibi böyle bir balıgenin rızası istihsal edilmeksizin velîsi tarafından vukubuîacak nikâhı da bu baligenin rızasına mevkuf bulunmuş olur. Bu cihetle velayeti şirket, velayeti istih-babdan ayrılır.
Aşağıdaki meseleler, velayeti icbara mütealliktir :
169 - Velayeti icbar altında bulunan bir kadını dereceleri müsavi velîlerinden yalnız birisi, tezvic etse nikâh, caiz olur. Diğerleri ister icazet versinler ister vermesinler. Fakat bunlardan her biri ayrı ayrı tezviç etmiş bulunursa sabık olan akid, muteber olup lâhik olan bâtıl olur. Şayet hangi akdin sabık olduğu bilinmezse veya her iki akid bir anda vuku bulmuş olursa ikisi de bâtıl olur.
170 - : Veliyyi âkreb, hâzır iken veliyyi eb'ad tezvic etse nikâh, ve-liyyi akrebin icazetine mevkuf olur. Binaenaleyh icazet verirse np^iz ve red ederse bâtıl olur. Zira derecesi yakın veli hazır olunca derecesi uzak olan veli, ecnebi hükmünde kalır.,
171 - : Veliyyi hâs, kendi mevliyyesini kendine veya oğluna veya sair bir karibine tezvic edebilir. Meselâ : bir kimse, tahtı velâyetindeki amcası kızını kendine nikâh edebilir.
Fakat velayet, hâkime uit olunca hâkim, kendi nefsine veya usul ve fürurundan birine tezvic edemez. Çünkü bu hususta hâkim, velayeti âmmeyi haiz olmayıp efradı ahaliden sayılır.
172 - : Veliyyi akreb, müddeti sefer uzak olan bir yerde gaybubet ettikte veliyyi eb'ad, sagîreyi mehri mislile küfvüne tezvic edebilir. Şöyle ki : tâlib olan kimse, küfüv olup veliyyi akrebin gelmesine veya kendisinden istizan ile haberin gelmesine intizar etmediği takdirde veliyyi ab'ad, bu tezvici icra edebilir. Sonra veliyyi akreb gelse de bu akid, bâtıl olmaz.
173 - ; Veliyyi akreb, mevliyyesini mehri mislile küfvüne tezvicden imtina etse azil olur. Binaenaleyh hâkim, tezvic etmesini kendisine emreder. Yine imtina- ederse hâkim, tezvic eder. Velev ki kasırları tezvice mezun olmasın. Çünkü zulmü def maksadile velîye niyabeten. tezvic etmiş olur. Yoksa veliyyi akrebin -imtinaı üzerine tezvic velayeti uzak velîye intikal etmez.
« (îmam Şafiîye ve imam Ahmedden bir rivayete göre de böyledir. Tmam Ahmedden mansus olan bir kavle göre ise bu halde velayet hakkı, uzak velîye intikal eder.
Aşağıdaki meselelerde velayeti istihbabe müteferridir.
174 - : Bir harrei mükellefeyi velîsi, nzasile tezvic etse nikâh, sahih olacağı gibi kendisinden istizan etmeksizin tezvic edip de akidden sonra keyfiyeti kendisine haber vererek icazetini istihsal eylediği takdirde de sahih olur. Çünkü bu mükellefenin akidden evvel vaki olan rızası, tevkildir, akidden sonraki rızası da akdi fuzulîye icazet demektir. Lâhik bir icazet ise sabık bir vekâlet hükmündedir.
175 - : Bikri bâîiğenin veliyyi akrebine karşı sükûtu rızadır.
Binaenaleyh bir bikri baliğe, en yakın velisinin akidden evvel istizanına veya akidden sonra keyfiyeti ihbar etmesine karşı, zevbin kim ol-duğnu bildiği halde bil'ihtiyar sükût l-Ihc nikâha muvafakat etmiş olur.
Veüyyi akrebin resulünün veya vekilinin istizan ve ihbarına karı nükût etmesi de bu hükümdedir. Çünkü bu mikûtlar, nikâha razı ve ragıp olduğuna delildir.
Kezalik: bikri bâîiğenin müstehziyane olmıyarak gülmesi, tebessüm etmesi, yahut ses çıkarmaksızın ağlaması da icazet sayılır.
176 - : Bir bikri baÜğe, kendisi hazır olduğu halde velisi tarafından tezvic olunup da zevcin kim olduğunu bildiği halde sükût etse nikâha razı olmuş olur.
177 - Bir bikri baliğeyi dereceleri müsavi iki velîsinden her biri başka başka tezviç edip de badehu mezbure her ikisine birden icazet verse her ikisi de bâtıl olur. Çünkü evleviyyet yoktur. Şayet her iki velî, başka başka tezvic edip de her ikisi nikâhı birden ihbar ettikte mezbure sükût eylese bu sükûtu rıza sayılmayıp her iki velîsinin yaptığı nikâh, mevkuf olur. Binaenaleyh bu kadın, bu iki nikâhtan her hangisine kavlen veya filen icazet verirse o, nafiz, diğeri bâtıl olur.
178 - : Bir bikri bâîiğenin veliyyi akrebi mevcut iken veliyyi ebadi veya bir yabancı tarafından vaki olan istizana karşı sükût etmesi, rıza sayılmaz, belki bunların sözlerine az iltifatından dolayı sükût etmig sa-yıur.
Binaenaleyh bu halde bu kadının kavlen veya - mehr ve nafakasını talep veya sevincinden gülme veya vaki olan tebrikleri kabul etmek gibi - delâletin rızası lâzım gelir.
Zevcin hediyesini kabul veya kendisine kemafissâbık hizmet etmek, deiâleten rıza sayılmaz,
179 - : Seyyibi bâîiğenin sükûtu, rıza değildir. x Binaenaleyh bir seyyibi mutallâka, velîsi tarafından izni istihsal
edilmeksizin tezvie olunup da keyfiyet kendisine ihbar olundukta sükût etse vaki olan akde icazat vermiş olmaz. Belki sarahaten veya mehr ve nafaka istemek gibi deiâleten icareti lâzımdır.
Seyyib ile müşavere icab eder. Seyyibin istihyası binnisbe az olacağından muvafakatini sarahaten beyana mani yoktur.
Velîsi tarafından nikâhı yapılan hum mükellef hakkında hüküm böyledir.
180 - : Bir mükellef baliğe, velisinin istizanı ânında nikâha razı olup da sonra velîsinin haberi ©İmaksmn gıyabında razı olmadığını beyan etse muteber olmaz. Binaenaleyh velîsi, rüeuuna muttali olmadan kendisini tezvic etse nikâh, sahih oıur. Çüukü velî, bu hususta vekiî oldugundan haberi azl yani: mezburenin nikâha muvafakatinden rücu etmesi, kendisine vasıl olmadıkça vekâletten mün'azil olmaz Bedayi. Hindiye. [17]
181 - : Sağır ve sağîre, mecnun ve mecnune gibi kasırlar, hıyarı bulûğa, başka tâbir ile "hiyari idrâk" e müstahikdirler. Nitekim aşağıdaki meseleler, bu muhayyerlik esasına müstenittir.
182 - : Sağır ve sağîreyi, mecnun ve mecnuneyi veya matuh ve matuheyi babaları veya babalarının babaları bir şahsa tezvic edince bakılır: Eğer bunlar, suiihtiyar. ile şöhret bulmuş kimseler değilseler vaki olan nikâhlar, sahih ve lâzım olmuş olur. Binaenaleyh bilâhare bu kasırlar baliğ veya ifakate nail olduklarında muhayyerlik hakkına mâlik olamazlar! Velev ki, mehrlerinde gabni fahiş bulunsun, yahut küfürlerinin gayrine tezvic edilmiş olsunlar. Çünkü baba İle dedenin reyleri kâmil şefkatleri vâfir olduğundan icra ettikleri akdin daha mühim bir menfaat ve maslahata' müstenit olacağı zahirdir.
Fakat bu velîler, akiddcn evvel nıübalâtsızhkla, tama' ve sefahet-ten nâşi sui ihtiyar ile müştehir yahut akid ânında sarhoş olup mev-Jiyyelerini mehrlerinde gabni fahiş ile veya küfüvlerinin gayrine tezvic etmiş bulunurlarsa nikâh, sahih olmayıp bâtıl olur.
Siğâr hakkında kefaet, erkek tarafında arandığı gibi kadın tarafında da aranır.
Mecnun ile mecnunenin, matuh ile matuhenin oğullan tarafından tezviclennde de bu hüküm, carîdir.
183 - : Sağır ve sağîre gibi kasırları sair velileri, meselâ : Valideleri veya hâkim yahut babalarının vekili tezvic etse bakılır: Eğer kÜ-füvlerinin gayriye veya mehrde gabni fahiş ikaile tezvic etmişlerse nikahlan asla sahih olmaz. Fakat küfüvlerine ve mehri misiile tezvic etmişlerse nikâh, gayri lâzım olarak sahih olur. Binaenaleyh bu kasırlar nikâha muttali iseler bulûğ ve ifakat zamanında, mutali değilseler bü-lûğ ve ifakatten sonra nikâha vâkıf oldukları zaman, muhayyer olurlar Bu halde isterlerse nikâha razı olurlar ve isterle^ nikâhı feshettire-bilırler.
Kasırların bilâhare muhayyerlik haklarım uauid dairesinde istimal edip edemeyecekleri tetkik ve muhakemeye muhtaç olduğundan fesih hadisesi, herhalde hükme mütevakkıftır.
184 - : Bulûğ çağına eren bir erkek çocuğun hıyarı bulûğu, ömrîdir.
Binaenaleyh baliğ veya nikâha muttali olduğu mecliste sükût edi-vermesile veya kalkıp gitmesile bu hıyarı hakkı sakit olmaz. Sarahaten veya delâleten rızası bulunmadıkça ömrünün sonuna kadar devam eder.
Sarahaten nza «Akdi nikâha razıyım» gibi bir söz ile olur. Delâleten ma da «zevcesine duhûl etmek, zevcesini takbil etmek, zevcesinin mehr ve nafakasını vermek» gibi rızaya delâlet eden bir fiîl ile tahakkuk eder.
Seyyib iken baliğe olan sağîre de bu hükümdedir, ister o zevcinden ve ister sabık bir zevcinden seyyib bulunsun»
Seyyibin delâleten rızası nefsini zevcine temkin etmek veya zevcinden nafakasını istemek gibi şeylerdir.
185 - : Bikr olarak baliğ olan sağîrenin hiyari bulûğu fevridir.
Binaenaleyh kocasından ayrılmak isterse bulûğa erdiği veya bulûğdan sonra nikâha vâkıf olduğu mecliste hemen nefsim ihtiyar edip nikâhı feshe tâlib bulunduğunu beyan ve işdah etmesi lâzım gelir. Yoksa muhayyerliği meclisin nihayetine kadar devam etmez ve hıyarı bulûğu olup olmadığını bilmemesi, bir özür sayılmaz, kendi ihtiyarile sükût etti mi, hiyari bulûğu bâtıl olur.
Şu kadar var ki, halvetten evvel mehrin miktarını veya zevcin kim olduğunu sorması veya şahitlere selâm vermesi veya öksürük ve aksırık gibi bir tabiî manianın haylûlet etmesi, bu hiyari iptal etmez. ,
Muhayyerlik hakkını istimal ile isnatta bulunduktan sonra rızasına delâlet edecek bir şey bulunmadıkça nikâhı fesh kararı almak için hâkime müracaatı te'hir edebilir. Çünkü derhal müracaat etmesine bazı hallerin manî olması melhuzdur.
186 - : Sağîr ve sağîre baliğ olunca hiyari bulûğlarını «nikâhı feshettim» veya «nikâhı reddettim» veya «vaki olan nikâha razı değilim» gibi ademi rızaya delâlet eden bir söz ile istimal ederler. Bunlara «§imdi baliğ oldum», «şimdi âdet görmeğe başladım» sözleri de ilâve edilebilir.
187 - : Hiyari bulûğunu istimal eden tarafın taıgbi üzerine hâkim, iki taraf muvacehesinde nikâhı fesheder. Şayet? birbirine tezvic edilmiş olan iki çocuktan biri daha evvel baliğ olup, hiyari bulûğunu istimal edecek olsa hâkim, diğerinin velîsi huzurunda ve mansup vasisi muvacehesinde aralarını tefrik eder.
Hükme muhtaç olan firkatlerde iki tarafın bu veçhile huzurları lâzımdır.
188 - : Hiyari bulûğdan dolayı hâkim tarafından tefrika hükme-dilmedikçe zeveiyet devam eder. Binaenaleyh zevç ile zevceden biri hiyari bulûğunu istimal ve firkati ihtiyar ettiği halde hâkim tarafından
henüz tefrika hükmedilmemiş olunca aralarında mukarenet halâl olur, biri vefat etse diğeri varis olur, vefat duhûlden evvel vukubulsa meh-rin te'kidini, yani: Tamamının lüzumunu istilzam eder.
189 - : Nikâh, velînin ikrarile sabit olmaz. Bilbeyyine ispata muhtaç bulunur. Çünkü ikrar, hücceti kasiradır, velayet altındaki şahsa sirayet etmez. Bu halde hâkim, hasmı cahid bulunmak için kasır namına bir vasi tayin eder ve onun muvacehesinde şahitleri dinJer. Amma özrün zevalinden sonra velayet altındaki şaiiıs, mukir olan velîsini tasdik ederse ikrarı muteber olur.
Bir kadının veya- erkeğin vekili tarafından vukubulan ikrar hakkında ,da bu hüküm, caridir.
Binaenaleyh bir müvekkil, kendi aleyhine olarak vekili tarafından vukubulan bir ikrarı tasdik ederse bu ikrar, muteber olur. Mebsut. Be-. dayî. Hindiye. Fethül'kadir. Dürri Muhtar.
« (Yukarıdaki meseleler,, Hanefiyyeye göredir. Eimmei selâseye gelince bunlara göre de sağîr ile sağîre velîleri tarafından velayeti icbar tarikile tezvic olunabilirler. Fakat bu velayetin dairesi mahduttur. Şöyle ki :
(îmam Mâlike göre sagir ile sağîreyi babalarından başka velîleri tezvic edemezler. Bir bikri sağîreyi babası, dilediği şahsa noksan bir mehr ile de olsa tezvic edebilir. Fakat bunu mutazarrır olacağı bir kimseye, meselâ: Bir macbube veya hasiyye tezvic edemez.
Seyyibi sagîre ile bikri baliğe de bikri sagîre hükmündedir. Şu kadar var ki, bikri baliğeden istizan etmek mendubdur. Sair velîler ise bikri sagîre ile seyyibi sağireyi baliğ olup da kendilerinden istizanda bulunmadıkça tezvic edemezler. Meğer, ki sagîrenin tezvic edilmesi, babası tarafından vasiyyi muhtarına emir ve vasiyet edilmiş olsun. O halde vasiy ile vasiyyülvasî de sağîreyi tezvice kadir olurlar.
Seyyib baliğeye gelince bunu kendisinden istizan ve rızasını istihsal etmedikçe ne babası, ne de sair velîleri tezvic edemezler.
imam Mâlike göre nikâha ihtiyaçları olmıyacağı cihetle sigarı babalarının da tezvic edememesi kıyas muktezasidır. Fakat siğarî babalarının kocaya verebilmesi ala hılâfilkiyas nas ile sabit olduğundan bu babda kıyas terk edilmiştir. Ced hakkında ise nas, gayri mevcut ve cüz* iyet ve şefkat itibarile ced babadan dûn bulunduğundan bu hususta ced, baba hükmünde değildir. Kifayetiit'talib. Feıhül'kadir. înaye.) .
('imam Şafiîye göre de, sağır ile safire yi babalarından ve babalarının ademi veya fıkdanı ehliyeti takdirinde babalarının babalarından başka velîleri tezvic edemezler. Çünkü sair velîlerin şefkatleri binnisbe noksan olup çocukların mallarında tasarrufa velayetleri Olmadığından nefisleri hakkında da evlâ bittarik tasarrufa salâhiyetleri olamaz.
Baba ile lieb cedde gelince buniar bikri sağîreyi küfvüne mehri mis-lile tezvic edebilirler. Nitekim bikri baliğeyi de velayeti icbar tarikile tezvice kadirdirler. Şu kadar var ki kalbini tatyib için bikri baliğeden istizanda bulunmaları müstah abdır.
Seyyibi bâüğenin ise her halde iznini istihsal ve kendisile müşavere lâzımdır, bunun cebren tezvic edilmesi caiz değildir.
Seyyibi sağîreye gelince bunun bu çocukluk halinde iznini istihsal ve kendisile müşavere kabii olamayacağından hali bulûğuna kadar ne babasile dedesi, ne de sair velîleri tarafından tezvici caiz olmaz. Ni-hayetüTmuhtaç. Mebsutı Serahsî.
Şâfiîlere göre mecnunı şağîrin de ihtiyacı olmadığına mebnî velîleri tarafından nikâhı caiz değildir. Mecnunı baliğin nikâhı da bir hacete müstenit olmadıkça tecviz edilemez. Çünkü mehr ve nafakayı zamin olacağı cihetle nikâh, kendisinin zararını müstelzim olur. Meğer ki, nisya-na karşı şiddetli iştiyakı meşhut olsun veya âdil, hâzik bir tabibin ifadesine göre evlenmesi halinde şifa bulacağı melhuz bulunsun. Yahut mahremlerinden kimsesi bulunmayıp kendisine hizmet edecek bir kadına ihtiyaç görülsün. O halde Öyle bir mecnunu evlendirmek velîsi üzerine bir vecibe olur. Şu kadar ki, bu şiddet ve hacet bir kadınla bertaraf olacağından birden ziyade kadınla nikâhı cihetine gidilemez.
Mecnuneye gelince sagîr olsun olmasın ziyadei mehr gibi bir zahir maslahata mebni babası ve babası bulunmadığı takdirde lieb dedesi tarafından tezvici caizdir. Bunun hakkında hacetin tahakkuku şart değildir. Hattâ zevciyet muamelesine muhtaç veya mehre, nafakaya müfta-kir olan bir baliğ mecnuneyi, seyyib de olsa hacetin tahakkukuna mebni evlendirmek, veiiyyi mücbiri üzerine vacib olur. Nihayetül'mühtac İle haşiyesi.)
(İmam Ahmed îbni Hanbele göre de bir gayri mükellefi yalnız babası, babası yok ise vasiyyi muhtarı, o da yok ise hâkim, bir hacete binft..' evlendirebilir. Başkaları evlendiremez. Dokuz yaşını ikmâl etmiş olan bir seyyib hürrei âkileyi ise rızası olmadıkça hiçbir kimse tezvic edemez. *akat bir kimse, dokuz yaşını doldurmamış olan seyyib kızını ve baliğe °'sa da bakire olan kızını cebren kocaya verebilir. Ve her velî, dokuz yaşını ikmâi etmiş olan yetimeyi rızasile tezvic edebilir, NeylüTmearib.)
(Zahiriyye fukahasmdan tbni Hazme göre de bir baba, sağîre ve oıkr bulunan kızını evlendirebüir. Bu kız baliğ olunca muhayyer olmaz. *"akat, küçük bîr kız kocasının vefatı veya tatliki ile dul kalsa bunu boluncaya kadar ne babası, ne de sair akrabası kocaya veremezler, bunun nikâhına baliğ olmadıkça izin de verilemez. Bir kız, bikr olsun eyyıb olsun baliğ olunca da onu izni olmaksızın velîleri evlendiremez-
Ier. Şayet evlendirirlerse nikâhı ebediyyen mensuh, yani: münfesih olur.
Kezaiik: Baliğ olmiyan bir erkek gocuğunu da ne babası, ne de sair velîleri evlendiremezler. Yapacakları nikâh, ebediyen mensuhtur. El'. muhallâ.)
(Kadîm müctehitlerden Ibni Şübrüme ile Ebubekiriresamme göre sağır ile sağ'reyi baliğ olmadıkça hiçbir velî evlendiremez. Bu iki zata nazaran velayetin sübutü, velayet altında . bulunanların ihtiyaçlarına mübtenîdir. Teberrüat gibi hacet tahakkuk etmeyen yerlerde velayet de saftit olmaz. Çocukların ise nikâha ne tab'an ve ne de şer'an ihtiyaçları yoktur. Çünkü nikâhtan maksad, nefsanî ihtiyaçları tatmin, beşerî ne* sillerin vechi ekmel üzere devamını teminden ibarettir; Çocukluk hâli ise buna münafidir.
Maamafih nikâh, madamei'hayat devam etmek üzere akdedildiğin-den bulûğdan sonra da ahkâmı haklarında lâzım gelecektir. Halbuki hiç bir kimsenin çocuklar üzerinde bulûğdan sonra hakkı velayeti olmadı-ğından böyle bir şeyi çocuklara ilzam etmesi de caiz olamaz. Kifaye Alel'hidaye. Bedayî.)
Çocukların velîleri tarafından tezvic edilebileceğine kail olan zevat ise diyorlar ki: «Resuli Ekrem, sallâllahü aleyhi veseliem efendimiz hazretleri de henüz sagîre bulunan kerimesi Ümmü Gülsûmu Ömer îbnil'. buyurmuştu. Maahaza bu, hasaisi nebeviyyeden değildir, imam Ali hazretleri de henüz sağîre bulu nan kerimesi Ummü Külsûmu Ömer îbnil'-hattab hazretlerine tezvic etmişti. Abdullah İbnü Ömer de kendi kızını henüz sağîre iken Urvetübriüz'zübeyre tezvic etmişti.
Maafaaza âyeti celîlesinde sağîrlerin iddetleri beyan buyurulmustur. Iddetin şer'an sebebi ise nikâhtır. Binaenaleyh bu cihet, sağîrelerin nikâhlarım tasavvura delildir. Mebsut. Bedayî.i
Malûmdur ki: vazifeşinas bir velînin ilk yapacağı şey, velayeti altında bulunan bir masumun sıhhatine, terbiyesine itina etmekten, ruhî ihtiyaçlarını tatmine, dimağını marifet nurlarile tenvire çalışmaktan ve İleride hayat mübarezesine atılacak olan o çocuğun muvaffakiyeti es-babını biran evvel temine gayret eylemekten ibarettir. Yoksa bu gibi mühim vazifeleri ihmâl edip de hakikî bir sebebe müstenit olmaksızın mücer. ret mirasa nail olmak veya mürüvvetlerini görmek gibi akîf bir muhakemeden mütevellit olmiyan bülhevesâne bir emele tebaiyetle çocuklarını evlendirmeğe kalkışan velîler, vazifelerini güzelce ifa etmiş olmazlar, Çünkü bu gibi nâbemevsim izdivaçlar, sıhhî, ahlâkî ve içtimaî birçok mazurlara sebebiyet verebilir.
Mâahaza çocukların evlendirilmeleri, bazan birer mühim maslahat iktizası olabilir. Meselâ: Nikâh, birçok içtimaî maslahatları mutazatn-mmdır ki bunların lâyıkile husulü kefaetin vücudile kabil olabilir. Haibuki kefaet her vakit temin edilemez. Binaenaleyh zuhur eden tam kü-füv, münasip bir talibi kaçırmamak, velayeti altındaki çocuğun, seme-rei hayatının mesudiyetini, müstakbel hayatını düşünmek mecburiyetinde bulunan bir velînin, bir babanın mühim vazifelerinden sayılır.
Kezaiik : Bir çocuk öksüz, yetim, bîkes bir halde kalabileceğinden bunu bir izdivaç rabıtasile bir ailenin efradı araşma katmak için de ha? yatî bir ihtiyaç görülebilir.
Bir çocuğun nikâhı akdedilmekle hemen zifaf icrası lâzım gelmiye-ceği de malûmdur. Binaenaleyh bu bab'da vücudu mülâhaza olunan mahzurların da behemehal vücude gelmesi icap etmez.
Velhâsıl : çocukların velîleri tarafından tezvic edilmelerinin cevazı hakkında en büyük müctehitler, müttefiktirler. Buna muhaÜf olan ak-val, sahabei kiramın icmaına muhalif görülmektedir. [18]
190 - : Hür ve âkil olan bir baliğe, ehliyeti kâmileyi haiz ve kendi malında dilediği gibi tasarrufa malik olduğundan velîsinin izin ve icazeti munzam olmasa da kendi kendine yaptığı nikâhı sahih olur.
Şöyle ki: Eğer asaba binefsihi takımından velîsi yok ise bu nikâh, hem sahih ve hem nafiz olmuş olur. Gerek küfvüne mehrî mislile olsun ve gerek küfvünün gayrine mehri mislinden noksan ile Qİsun.
Ve eğer asaba binefsihi takımından velîsi var ise nefsini küfvüne mehri mislile nikâh etmiş olduğu takdirde akdi nikâh yine sahih ve nafiz bulunmuş olur. Fakat küfvi olmiyan bir kimseye veya mehri mislinden noksan ile nefsini tezvic etmiş ise vaki olan akid yine sahih ise de lâzım değildir. Velîsinin itiraza hakkı olur.
Nikâhın ademi lüzumu, mehri mislin noksanından münbais ise, îmamı Azama göre mehri misle iblâğı zevce teklif olunur, kabul ederse nikâh, lâzım olur. Kabul etmezse velî, hâkime müracaatla nikâhı fesh ettirebilir. Çünkü velî, mehrin ziyadeliğiie iftihar edeceği gibi noksan ol-masiyle de arlanabilir. Bu cihetle mehrin noksan oimasi, kefaetin ademi mesabesinde olur.
İmameyne göre ise noksanı mehrden dolayı velîlerin itiraza, nikâhı feshe hakları yoktur.,Zira mehrin on dirhemden fazla miktarı, kadının hakkı olduğundan bunu akidden sonra iskat edebileceği gibi akid ânında da ıskat edebilir. Kendi hakkını iskat eden bir şahsa ise itiraz olunamaz.
Nikâhın ademi lüzumu, kefaetin bulunmamasından ileri geliyorsa velî, hami zahir oluncıya veya velayet vukuuna kadar sükût etmemiş olunca yine hâkime müracaatla nikâhı feshettirebilir. Amma o vakte kadar sükût ederse- itiraz hakkı sakit olur. Tefrik sebebile çocuğun ter biyesine halel geleceğinden buna meydan verilmez.
Bu hususta valide, zevirerham, hâkim gibi asabadan olmıyan ve-lüerin ise esasen itiraza haklan yoktur.
191 - : Velînin itiraz hakkı, nikâhın tecdit edilmesile teceddüt eder.
Şöyle ki: Hürre-i mükellefe, evvelce velîsinin iznile küfvî olmayan bir şahıs ile izdivaç edip de sonra tatlik edilse de bilâhare velîsinin rızası olmaksızın o şahıs ile tecdidi nikâhta bulunsa velîsi, bu nikâhı feshettirmek hakkına mâlik olur. Evvelki iznin bu ikinci nikâha şümulü olmaz. Ricat ise tecdidi nikâh, kabilinden değildir.
192 - : İtiraza hakkı olan velî, mevliyyesinin mehrini kabz veya cihazını tedarik etse veya zevcinden gelen nafakayı veya hediyeyi kabul eylese, velîme, zifaf tertibinde bulunsa, mehr veya nafaka hususunda zevç ile muhasamaye duruşsa veya kendisinden rızaya delâlet eder bu gibi başka bir fîl sudur eylese bakılır: eğer zevcin küfüv olmadığı bu fillerden evvel hâkim huzurunda sabit bulunmuş ise bunlardan her biri dalâleten rıza sayılır, sabit bulunmamış ise rıza sayılmaz.
193 - : Ademi kefaetin rızadan evvel hâkim huzurunda sübutü iki suretle olabilir: Birincisi, kadın nefsini küfüvünün gayrine tezvic ettiğinden dolayı velîsi tarafından dâva ikame ve isbatv edilmiş olup da henüz hâkim tarafından tefriklerine hükmedilmemiş olmasıdır. Diğeri de ademi kefaete mebnı hâkim tarafından beyinleri tefrik edildikten sonra yine bu kadının nefsini kendi kendine o kocasına tezvic etmesidir.
194 - : Hürrei mükelîefenin velîlerinden bazısı nikâhına akidden evvel veya sonra razı olduğu halde diğerleri razı olmasalar bakılır: Eğer dereceleri müsavi ise birinin rızası, diğerlerinin rızaları gibi sayılır. Çünkü bu velîlerden her birine velayet hakkı kamilen, müstakillen sabit olur. Böyle bir hak ise tecezzi edemez. Binaenaleyh birinin rızasından sonra diğerlerinin itirazına mahal kalmaz. Lâkin dereceleri müsavi olmadığı takdirde derecesi uzak olanın rızası, derecesi yakın olan velînin fesih hakkım iskat edemez.
195 - ; Velîlerden biri, zevcin kefaetini tasdik, diğeri ise inkâr eylese bu tasdik ile diğerlerinin İtiraz hakları sakıt olmaz. Çünkü feshin sebebini inkâr, feshin sükutunu icab etmez,
196 - : Hür olan bir bâliğei âkilenin böyle nefsini bizzat tezvic edebilmesi, îmamı Âzam ile İmam Ebu Yusüfe göredir. îmanı Muham-mede göre asabadan olan velîsinin izni munzam olmaksızın akdi iadivac-da bulunan bir hürrei mükelîefenin nikâhı, küfvüne mehri mialile olsa da yine rctevkuf olup velîsinin icazetine muhtaç bulunur. Şu kadar var ki, velî icazetden imtina ederse azil olacağından hakkı velayetini hâkim iskat ederek mezbureyi yeniden tezvic, yani: Nikâhını tecdit eder. Bu surette evvelki nikâh, bâtıl olmuş olur.
Maamafih îmam Muhammedin «velayeti şirkete müstenit olan bu kavlinden rücu etmiş olduğu, kütübü Hanefiyyede tasrih edilmektedir. Mebsut. Hidaye, Bedayı, Hindiye, Bahri Râik, Reddi Muhtar.
Velhâsıl: Hanefî fukahasına göre bir hürrei mükellefe, ehliyeti kâ-mileyi haiz, hayır ve şerrini tefrika kadir olacağından hakkında kimsenin velayeti carî değildir. Şu kadar var ki- kadınlar için emri nikâhlarını velîlerine tefviz etmeleri mendubdur. Kadınlar çok kere sinni kemale erseler de fıtrî kabiliyetleri, hayattaki tecrübeleri muktezasmca erkekler kadar mütefekkir, âkibet biyn, işlerin neticelerini muhakemeye muktedir olamazlar. Velîlerinin reylerini, izinlerini istihsal etmeksizin izdivaç gibi itina ve ihtimama şayan bir işe İctisar etmeleri, hem büyüklerine karşı hürmetsizüği mucib, ahlâk bakımından tayibe lâyık olur, hem de kendi menfaatlerine, içtimaî mevkilerine mugayir bıüunur..
Yukarıdaki mes'eleler, Hanefiyyeye göredir.
« (Mezahibi saireye gelince bunlardan Mâliki mezhebine göre velî, nikâhın rüknüdür. Kadınların velîsiz nikâhları sahih olmaz. Bir baba, kendi bikri baüğesini istediği kimseye tezvice icbar edebilir. Meğer ki, tezvic edeceği şahıs, erkeklikten mahrum olsun veya o bikri baliğeyi terşîd etmiş, yani : onun reşide olduğuna bittecrübe kanaat ederek kendisinden hacri kaldırmış, onu tasarrufatmda serbest bırakmış bulunsun. O halde bunun rızası munzam olmadıkça babası tarafından cebren tez-vici caiz olmaz.
Nitekim seyyib olan bir kadın da babası tarafından tezviee icbar edilemez.
Kocaya varıp da bir sene kadar birlikte ikamet ettikten sonra henüz tekarrüb vukubulmadan vefat veya talâk sebebiyle dul kalmış oîan bir bikri baliğe hakkında da hüküm böyledir.
Maahaza hiçbir kadın, velîsinin izin ve mübaşereti olmadıkça hodbehot izdivaç edemez, ederse nikâhı bâtıl olur. Şu kadar var ki, velisinin tezvicden imtinaa takdirinde hâkime müracaatla tezvicini talep edebilir. Bu halde hâkim, keyfiyeti velîsine tebliğ eder. Velî, meşru bir sebep dermeyan ederse kendisine cebir olunamaz. Fakat meşru bir sebep dermeyan etmeksizin imtina ederse kadının zararını müstelzim olacağından hakkı velayeti hâkime intikâl eder. Bu takdirde kadın, ya hâkim tarafından bizzat veya naibi canibinden bilvekâle tezvic olunur. Yoksa hâkimin müsaadesi üzerine kadın nefsini kendi kendine tezvic edemez. Başka velîleri olmıyan kadınların ise, evlenebilmeleri için hâkime müracaatları herhalde lâzımdır. Minen. Ameliyyatı âmme.)
(Şafiîlere göre de velî, nikâhın rüknüdür. Kadınların ibareierile, yani : onların bizzat akde tevellî ederek icab.ve kabulde buiunmalarile veya başkalarım tevkil etmelerile nikâhları mün'akit olmaz, belki bâtıl olur.)
(Hanbelı mezhebine nazaran da velî, nikâhın şartıdır.)
(Zahiriyye fukahasma göre de bir kadın, bikr olsun, seyyib olsun velîsinin izri olmaksızın evlenemez. Evlenecek bir- kadına velîleri izin vern-ei-r.sr. imtina ederse onu veliyyül'emr kocaya verir.)
Hanefî fukahası, bu hususta sair mezahib eimmesinin istinat ettikleri bazı ahadisi şerifeyi kasırlara tahsis ederek, bunların kendi de-li Herin -i muarız olmadığını beyan ve bu hususta sıhhati, müttefakün al:v.! o-aa bir hadisi şerife istinat ettiklerini dermeyan etmektedirler.
Maahaza Fetâvâyi Hâniyye» de mufassalan beyan olunduğu üzere Hanelilere göre de velîsi, buiunmıyan bir kadının, evlenmek istediği takrirde hâkime müracaat ederek me'zuniyet istihsal etmesi, muvafikı iîiliyat olacağından müstahsen bulunmuştur. Hâkim, bu müracaat üzerine keyfiyeti tetkik eder, nikâha mani bir hâl bulunmadığı takdirde onu ya bizzat tezvic eder, veya evlenmesine izin verir. [19]
197 - : Nikâhlarda vekâlet caizdir.
Binaenaleyh vekilin icab veya kabulile nikâh münakit olur.
Meselâ : bir mahtubenin vekili, şahitler huzurunda hatibe «Müvek-kilem fülâneyi sana bilvekâle tezvic ettim» deyip hâtib de kabul etse veya hatibin vekiline «Müvekkilem fülâneyi müvekkilin fülâne bilvekâle tezvic ettim» deyip vekil de bilvekâle müvekkili için kabul etse nikâh tamam olur.
198 - : Nikâhta müvekkilin akdi nikâha bizzat muktedir olması şarttır.
Binaenaleyh gayri mümeyyiz çocukların, mecnunların, matuhların tevkili bâtıldır. Amma bunların velîleri tarafından bilvelâye başkalarını tevkii caizdir.
199 - : Nikâhta vekilin âkil ve mümeyyiz olması şarttır. Baliğ veya erkek olması şart değildir.
Binaenaleyh mümeyyiz olan bir çocuk nikâha vekil olabilir. Çünkü nikâhta hukuki akd, müvekkile ait olduğu cihetle bundan vekile bir zarar lâhik olmaz.
200 - : Tevkilde işhat, şart değildir. Çünkü nikâha tevkil, nikâh değildir. Şahitler ısc nikâhın hasaisindendir. Şu kadar var ki, bu husus ta işhat olunması, ilende inkâr vukuunda beyyine ikâme edebilmek mü' iâhazasma mebnidir. Bu kibar ile işhat, müstahsendir.
201 - : Vekâlette tevkif carîdir. -
Binaenaleyh muayyen bir vakitte, meselâ : fülân cuma gününde nikâhı akde vekil olan kimse, o vaktin haricinde, meselâ : cumartesi gününde akdi icra edecek olsa nikâh, caiz olmaz.
202 - : Vekil, müvekkilinin emrine muhalefet edemez, ederse nikâh, nafiz olmaz.
Meselâ : Vekil, müvekkilinin tayin ettiği mehr miktarını arttırsa nikâh, mevkuf olur. Binaenaleyh müvekkil», icazet verirse lâzım, reddederse bâtıl olur. Hattâ müvekkil, mehrin tezyit edildiğine muttali olmaksızın zifafta bulunsa bile muhayyerliğe zail olmaz. Çünkü bir şey hakkında kablel'ittilâ rıza tahakkuk etmez. Bu halde razı olursa mefri mü-semma lâzım gelir, razı olmazsa mehri misil ile müsemmadan ekalii icap eder. Vekîl, ziyade mehri deruhte etse de bu nikâh, lâzım olmaz.
Kezalik : Vekil, müvekkilesini tayin ettiği mehrden noksana tezvic etse mezbure muhayyer olur. Hattâ mehrin noksan tesmiye edildiğine vâkıf olmadan zifaf vukubulsa da nikâhı red veya bâligen mâ beleğ mehri mislini ahzedebilir.
203 - : Vekil, mütevekkilesini tâyin ettiği şahıstan başkasına tezvic etse veya üzerine cariye edinilmemesini şart koştuğu halde vekil bunu akid esnasında zikretmese nikâh, mevkuf olur,
204 - : Muayyen bir kadım tezvice vekil olan kimse, mehrin mik-darını evvelce tayin edilmediği takdirde o kadını mehri mislinden ziyade ile müvekkiline tezvic etse nikâh, sahih ve lâzım olur. Bu ziyade, gerek fahiş olsun ve gerek olmasın.
205 - : Bir kadını tezvice vekil olan kimse, müvekkiline iki kadın tezvic etse akdi sabık olan kadının nikâhı lâzım, diğerinin nikâhı mevkuf olur.
206 - : Vekil, mezun olmadıkça müvekkilesinin kendine veya usul ve füruundan birine tezvic edemiyeceği gibi kendi mevliyyesini de müvekkiline tezvic edemez. Çünkü bu yoldaki- icrai vekâlet, töhmet şaibesinden hâli değildir.
Binaenaleyh bir kadın, «Beni birine veya dilediğine tezvic et» diye birini tevkil etse bu vekil, o kadını ne kendi nefsine, ne de babasına veya oğluna tezvic edemez, ederse caiz olmaz. Hindiyye vesaire.
ibni Âbidin merhum, «Bu nikâh, nafiz olmaz, belki kadının icazetine mevkuf bulunur. Çünkü vekil, bu surette kadın canibinden fuzulî olmuş olur» diyor.
Halbuki, bir kimse, bir taraftan asil, diğer taraftan fuzuli olunca, imameyne göre nikâh, bâtıl olur. Nitekim merhum dahi Bir kimse, amcasının kebire kızını bilâ izin kendisine- tezvic etse akid, bâtıl olun Zira bu kimse, nefsinden asil, ve o kız tarafından fuzuli olmuş olur.» demektedir. Reddi Muhtar.
Kezalik : Vekil olan bir kadın, kendi nefsini veya kızını müvekkiline tezviç edemez. Lâkin vekil, kebire olan hemşiresini rızasiyte müvekkiline tezviç edebilir.
207 - : Müvekkilin lehine olan muhalefet, akdi nikâha zarar vermez.
Meselâ : Lâalettayin âma bir kadını tezvice vekil olan kimse, müvekkiline âma olmıyan bir kadını tezvic etse nikâh, sahih olur.
208 - : Vekil, müvekkilesini kufvî olmıyan bir erkeğe tezvic etse nikâh, sahih olmaz. Lâkin küfüv olmakla beraber, âma, matuh veya innîn olan bir şahsa tezvic etse nikâh, sahih olur.
Nitekim sureti mutlakada vekil olan kimse, müvekkiline küfvinin gayrini veya bir gayri müslimeyi veya kor, çolak veya mecnun bir kadını tezvic edince de nikâh, caiz olur.
Bu mesele, îmamı Azama göredir. îmameyne göre böyle bir nikâh, mevkuf bulunur. Çünkü emir ve tevkil, mutlak surette olsa da bu, -mü-tearef ile mukayyed olur. Amel de istihsanen bu veçhiledir.
209 - : Bir kimse tarafından bir kadını şu kadar mehr ile tezvice vekil oian şahıs, o kadını o kadar mehr ile kendi nefsine tezvic etse nikâh, o şahıs namına sahih olmuş olur.
210 - : Vekil, müvekkilinin izni munzam olmadıkça başkasını tevkil edemez. Şu kadar var ki, mezun olmadığı halde tevkil ettiği şahıs, kendi huzurunda akdi icra ederse, nikâh, caiz olur. Çünkü bu surette asıl vekil, akdi bizzat icra etmiş 3ayılır.
211 - ; Müvekkil, vekilini azl edebilir. Fakat vekil, azlinden haberdar olmadıkça mâzul olmaz. Binaenaleyh azline muttali oluncaya kadar akdedeceği nikâh, sahih olur.
212 - : Bir kadın, nefsim"* tezvice birini tevkil ettikten sonra bizzat akdi izdivaçta bulunsa vekili, muttali olsun olmasın vekâletten mün'azil olur. Bu, bir azli hükmîdir. Azli hükmîde ise vekilin ıttılaı, şart değildir.
213 - : Bir kadın veya bir erkek, iki kişiyi birden nikâha tevkil etse bunlardan yalnız biri nikâhı akde mübaşeret edemez.
214 - : Nikâhta risalet haber gönderme, dahi carîdir. Şöyle ki : Bir kimse, bir şahsa «git haber ver, fülân kadını tezevettim» demekle o şahis gidip şahitlerin huzurunda o kimsenin bu sözünü hikâye, kadın da kabul etse nikâh, münakid olur.
Fakat resulün - bu haberi tebliğe memur olar, î-ûmsenir, bir ifadesini şahitlerin işitmeleri lâzımdır.
215 - : Nikâh hususunda resulün büyük, küçük âdil veya fâsik olması müsavidir. Çünkü risalet, mürsilin ifadesini tebliğden ibaret olduğu cihetle bunlardan her birinin bu tebliğe kuareî. ve salyeti vardır.
216 - : Risalet yoiüe oian icab, red ile meröut olur. Binaenaleyh resulün tebliğ ettiği icab, evvelâ reddedilip de muahharan diğer bir mecliste vaki olan icabı kabul edilse nikâh, mün'akid olmaz. Çünkü resulün ifadesi, kararsız bir arez olduğundan telâffuz et-mesile mahv olur gider ve bu suretle tebliğ vazifesi nihayet bulur.
217 - : Mürsil, risaleti ikrar eder veya risalet, beyyine ile sabit olursa nikâh, nafiz olur. Çünkü bu takdirde mürsil, bizzat hazır olarak akde mübaşeret etmiş sayılır.
Bilâkis risalet, mürsil tarafından inkâr edilip beyyine ile de ispat edilemezse nikâh, keen lem yekûn olur. Zira risalet sabit olmayınca nikâh, fuzuli tarafından akdedilmiş olur.
218 - : Bir kimse, bir kadım kendisi için hıtbede bulunmak üzere bir şahsı irsal etmekle o şahıs, gidip o kadını o kimseye tezvic ey-lese nikâh, caiz olur. Bu • tezvic, gerek mehri misi ve gerek gabni fahiş ile yapılsın müsavidir. Mebsut. Bedayî, Hindiye, Dürri Muhtar, Anka-ravî. [20]
219 - : îki tarafdan fuzuli oian bir şahsın yapacağı akdi nikâh, mün'akid olmıyacağı gibi bir taraftan asil veya vekil veya veliyyi mücbir olup diğer taraftan fuzuli bulunan bir şahsın akdedeceği nikâh da mün'akid olmaz.
Meselâ : Bir kimse, bir kadım izni olmaksızın şahitler huzurunda kendi nefsine veya müvekkiline nikâh etse bu bâtıl, yani: Keem iem yekun olmuş olur.
220 - : Bir fuzuîiden sâdır olan icab, mecliste diğer bir kimsenin kabulüne iktiran etse nikâh, mevkufen mün'akid olur. O kimse, asil, velî, vekil olabileceği gibi diğer bir fuzuli de olabilir. Şu kadar var ki. her ikisi de fuzuli olunca nikâh, her iki tarafın icazetine mevkuf olur. Çünkü tasarrufun rüknü, ehlinden sâdır ve mahalline muzaf olduğundan mevkufen inikadında bir zarar yoktur. Men lehül'icaze,. maslahata muvafık görürse tenfiz ve illâ red eder.
221 - : Fuzulinin yaptığı nikâh, men lehün'nikâhın icazetine mevkuf olduğu gibi velisinin icazetine de mevkuf olabilir.
Şöyle ki : Bir kimse, bir kadım rızası munzam olmaksızın şahitler huzurunda birine tezvic etse bu nikâh, o kadının icazetine mevkuf olur. Kezalik Velayet altında bulunan bir kadım velîsinin izni olmaksızın birine tezvic eylese nikâh, o velînin icazetine mevkuf bulunur. Binaenaleyh icazet verirse vekâleti sabıka hükmünde olacağından nikâh, i îfiz ve red ederse bâtıl olur.
Akdi fuzulîye icazet lâhik olmadıkça nikâh ahkâmı carî olamaz, icazet lâhik olunca da akd vaktinden itibaren nikâh hükümleri sabit olur.
222 - : Füzulînin yaptığı akde vefatından sonra da icazet lâhik olabilir ye bu icazet, kavlen olabileceği gibi fi'len de olabilir. Şu kadar var. ki, bu fi'lin nikâha muhtes fillerden olması lâzımdır.
Meselâ : Bir şey söylemek sizin mehri îta veya kabul, fi'len icazettir, Fakat hediye veya nafaka gönderilmesi, icazet değildir.
Kezalik : icazeti şarta talik etmek, meselâ : «Babam razı olursa ben de razı oldum» demek icazet değildir. Binaenaleyh bu talikten sonra da akdi fuzulî red ile merdut olur.
223 - : Başkası namına velayeti, vekâleti olmaksızın tasarrufta bulunan kimse, fuzulî olduğu gibi kendi hakkında ehliyeti olmadan tasarrufta bulunan, meselâ : herhangi bir akde mübaşeret eden kimse de fuzulî demektir. Mezun olmıyan rakikın ve sabinin tasarrufları gibi.
224 - : Mükellef ve mükellefelerin izinleri munzam olmaksızın velîleri tarafından vukubulacak nikâhları da umumen nikâhı fuzulî hükmündedir. Binaenaleyh bunlar, nikâha vâkıf olunca dilerlerse kabul eder ve dilerlerse red ederler.
225 - : Bir fuzulî, yaptığı nikâhı icazetten,-evvel fesh edemez. Lâkin asü, vekil, veiiyyi mücbir fesh edebilirler. Çünkü nikâhta hukukî akd, men lehün'nikâhe raci olduğundan akdin bekasından füzulînin uhdesine bir zarar lâhik olmaz. Binaenaleyh fesh salâhiyetini haiz olmasına hacet yoktur. Beyi fuzulî ise böyle değildir.
226 - : îcab, gaibin kabulüne tevakkuf etmeyip bâtıl olur. Meğer ki bir fuzulî tarafından kabul vuku bulsun. O halde akd, mevkuf olarak tahakkuk eder.
Meselâ : Bir kadın, şahitler huzurunda «Ben nefsimi fülân gaite-tezvic ettim» deyip o gaip de muttali olduğu mecliste kabul etse nikâh, 'mün'akid olmuş olmaz. Velevki, kabul de ayni şahitler huzurunda vaki olaun. Fakat bu icap, mecliste gaip namına bir fuzulî tarafından kabul edilse nikâh, mevkufen mün'akid olmuş olur.
Erkek tarafından bu veçhile vaki olacak icap hakkında da hüküm böyledir.
227 - : Bir füzulînin (219) uncu mesele, veçhile tevellî edeceği icab ve kabul ile nikâhın mün'akid olmayıp bâtıl olacağı, imamı Âzam ile îmanıi Muhanımede göredir, imamı Ebu Yusüfe göre ise füzulînin alel'itlâk akdi nikâhı mevkufen mün'akid olur. Bedayi, Fethül'kadir, Feyziyyc, Felâvayi Afi Efendi.
« (lmnm Şafiîye göre, füzulînin alel'itlâk nikâhı, mün'akid olmaz: Fuzulinin bilcümle tasarrufati bâtıldır. Fuzulî, bir hükmü ispata kadir olamaz. Eğer kadir olsa halk, birbirinin mallarını ahara temlik eder ve bu suretle umumî bir karışıklık yüz gösterir.) [21]
228 - : Rakikların, yani : köleler ile cariyelerin nikahlan, efendilerinin izinlerine mevkufen mün'akid olur.
Binaenaleyh bir köle veya bir cariye mevlâsımn iznini istihsal etmeden evlense nikâhı mevkuf olup, mevlâsı icazet verirse nafiz, vermezse bâtıl olur.
229 - : Bir kölenin aldığı kadın, hürre ise mehri bu kadına, cariye ise mevlâsına ait olur.
230 - : Bir efendi kendi cariyesini kendi kölesine tezric stse mehr itasına ^lüzum kalmaz. Meğer ki cariye ticarete mezun, medyun bulunsun. O halde köleye teveccüh eden mehr, rekabesinder. alınarak alacaklılara verilir.
231 - : Bir köle, mevlâsımn iznile hariçten bir kadınla teehhül etmiş olunca bakılır : Eğer duhul vaki olmuş ise mehr ve nafaka raka-besine teallûk eder. O halde bunları mevlâsı vermezse kendisi satılır. Satılacak takımdan değilse, çalıştırılarak istifa olunur. Nafaka teceddüt ettikçe kölenin satılması veya çalıştırılması da teceddüt eder.
Köleler, mehr için yalmz bir defa satılabilirler. Semenleri kifayet etmediği takdirde mütebakisi azad olduktan sonra kendilerinden istenilir.
Fakat duhul vukubulmuş olsun olmasın köle, vefat ederse zevcesine nafaka lâzım gelmiyeceği gibi mehr itası da lâzım gelmez. Meğer ki. hayatında kazanmış olduğu bir mal bulunsun, bundan yalnız mehr istifa olunur.
232 - : Bir köle, mevlâsımn iznini istihsal etmeden evlenmiş olunca bakılır : Eğer mevlâsı icazet vermezse akd, bâtıl olur. Bu halde dü-«ul de vaki olmamış ise ımjfarakat indinde mehr itası lâzım gelmez. Fakat duhul vukubulmuş ise köle, mehri misi veya mehri müsemma ita-. azad olduktan sonra mütaleb olur. Mevlâsı icazet, verdiği takdirde (231) inci mesele hükmü carî olur.
« (imam Ahmed İbni Hanbelden bir rivayete göre mevlâsımn izni-
ni istihsal etmeden teehhül eden bir kölenin nikâhı bâtıldır, diğer bir rivayete göre de mevlâsmın icazetine mevkufdur.)
233 - : Bir cariye, mevtasının iznini istihsal etmeden birisile ev-lense bakılır. Eğer medhulün biha olduğu halde mevlâsı akdi vâkiâ icazet vermezse nikâh, fâsü olup ke'ndisine indeî'müfareka mehri misli veya mehri mislile mehri müsemmasmdan ekalli verilir. Çünkü nikâhı mevkuf da mehr hususunda nikâhı fâsid hükmündedir.
Fakat mevlâsı icazet verirse hakkında sahih ve nafiz nikâh hükümleri cereyan eder.
234 - : Mevlâsmın iznini istihsal etmeksizin evlenen bir köle. veya cariye azad edilse akdi nikâhı nafiz olur. Çünkü nikâhın riefazlna mevlâsınm maîikiyet hakkı bir mani teşkil ediyordu. Bu mani zail olunca memnu avdet eder.
Azadın vukuu, mevlâmn i'tak etmesıle olabileceği gibi müdebber köle veya cariye hakkında mevlânın vefatile de olabilir.
235 - : Bir efendi, kendi kölesini veya cariyesini rızası olsun olmasın evlendi rebiiir. Şu kadar var ki, cebren nikâh vukuunda cariye, hi-yari itka müstahik olur. Köle ise talâk hakkına mâlik olacağından hiya-n itka müstahik olmaz.
Maamafih bu cebirden mükâtebler müstesnadırlar. Onlar, minvec-hin hür olduklarından onları çocuk da olsalar mevlâları cebren evlen-diremez. Onların nikâhları kendi rızalarına mevkuf bulunur.
« (Malikî mezhebine göre de bir kimse, kendi köle veya cariyesini cebren evlendirebilir. Şu kadar var ki, bunları mutazarrır etmemesi lâzımdır. Meselâ : Bir efendi, yüksek bir vasıf ta buiunan cariyesini siyah, gayri salih bir köleye nikâh edemiyeceği gibi mecnun veya hastalıklı bir kadım da kölesine nikâh edemez.
Bir efendi, kölesini tezvice mecbur değildir. Meğer ki, bunun gayri meşru mukarenetlerde bulunacağından korkuîsun. O halde bu köleyi evermeye veya satmaya mecbur olur. Çünkü zarar ve ızrar caiz değildir.
Bir efendi, mükâtebini. nikâha cebr edemez. Zira mükâtep, nefsini ihraz etmiş bir haldedir.)
236 - : Hiyarı ıtk hakkına mâlik olan bir cariye, azat olunca hâkimin hükmüne muhtaç olmaksızın nikâhı fesh edebilir. Bu fe3h. talâk sayılmaz.
« (îmam Şafiî ile îmam Ahmedin kavilleri de böyledir, imam Mâlik ile Svzaîye göre ise bu fesh, bir talâkı bâindir.)
237 - : Hiyarı itk, meclisin âhırına kadar devam eder. Şöyle ki: Azad edilen bir cariyenin hiyarı itki, sükût etmesile bâtıl olmaz. Belki nikâhı ihtiyar ettiğine dair olan bir söz veya fü ile veya azad edildiği meclisten nikâha ve hakkıhıyara vâkıf olduğu halde kıyam etmesile bâtıl olur. Fakat meseleye cehli, yani: nikâhın vukuna veya kendisinin azad edildiğine veya muhayyer olduğuna vâkıf bulunmaması, hakkında bir özür teşkil eder.
Meselâ : kendisinin azad edildiğini bildiği halde hakkı hiyara mâlik olduğunu bilmese azad edildiğine muttali olduğu meclisten kalkıp git-mesile muhayyerliği zail olmaz.
238 - : Evlenen bir köle veya cariyenin rakabesi, yine mevlâsma aittir.
Binaenaleyh mevlâsı onu kemafissabık istihdam edebilir. Ve isterse mülkünden de çıkarabilir. Cariyesini tamamen zevcine teslim edip kendisine istihdam ettirmemesi lâzım gelmez. Fakat cariyesini artık istifras edemez. Cariyeyi istifras hakkı, münhasıran zevcine ait bulunur.
239 - : Başkasının cariyesile evlenen bir kimse, akdi nikah ânında sulbünden gelecek çocuğun hür olmasını şart kılmış olmayınca bu cariyeden doğacak çocukları, bu cariyenin mevlâsma ait, yani: onun tahtı mülküne dahil olur. Mebsut. Bedayi. Hindiye, Haniye.
İslâm hukukunda kölelere ve cariyelere müteallik hükümler meb-h asi ne de müracaat!... [22]
240 - : Nikâhta erkek tarafında kefaet aranır. Yani : erkeğin - aşağıda yazılan hasletlerde- alacağı kadına mümasil olması veya ondan daha şerefli bulunması, nikâhın lüzumu bakımından iktiza eder. Fakat - zevç, sagîr olmadıkça - kefaet, kadın tarafında aranılmaz.
241 - : Kefaet, esasen altı yerde aranır:
(1) : Nesebde aranır. Şöyle ki : nesebce aşağı bir mertebede bulunan bir erkek, şerif ve asîl olan bir kadına küfüv olamaz. Çünkü biha-sebü'âde neseb ile fahr olunur. Fakat böyle neseb cihetîle kefaet aranması, yalnız Arap ırkına mahsusdur. Çünkü Araplar, ensabin muhafazasına son cferece itina ederler, neseb ile fahr ve mübahâtta bulunurlar.
Binaenaleyh Kureyş kabileleri, birbirini n^küfvi sayılır. Diğer Arap kabileleri de yekdiğerinin küfvidir. Lâkin bunlar, Kureyiş kabilelerinin küvfi değildirler.
Arap kavminden maksat ise fü'asl Arap ırkına mensup olanlar ve Hulefai râşirlîn ile Ensar ve Muhacirine kesbi intisap edenlerdir. Yoksa tearrüb edenler, mücerred arapca konuşanlar değildir.
(2) : Islâmiyette aranır. Şöyle ki : yalnız kendisi müslim olan bir erkek, hem kendisi, hem de babası müsîim olan bir kadına küfüv değildir.
Kezalik kendisile yalnız babası müslim bulunan bir erkek, hem babası, hem de dedesi müslim olan bir müslimeye küfüv olamaz. Fakat kendisile beraber babası ve dedesi de müslim olan bdr erkek, bilcümle ecdadı müslimbulunan bir müslimeye küfuv olur.
Böyle islâmiyet itibarile kefaet taharrisi, Arap olmayan sair islâm zümrelerine aittir. Araplarca baba ile dedenin müslim bulunması, o kadar medarı iftihar olmadığından onlarca yalnız kendisi müslim olan bir erkek, âbâ ve ecdadı müslim olan bir kadına küfüv olabilir. Fakat sair akvamı islâmiyye arasında abâ ve ecdadın islâmiyetile tefahür olunduğu cihetle onlarca küfüv olamaz.
(3) : Diyanette - Mebsutun tâbirince haseb de-- aranır. Diyanet ve hasebden maksad, zühd ve tekva, salâhı hal ile fazaili ilmiyye ve mekârimi ahlâkiyyedir. Bunlar, en yüksek mefahirdendir. Bir kadın, zevcinin deniyyürasl olmasından ziyade fâsik ve fâcir olmasından arlanır. Binaenaleyh fâsik olan bir gahıs, bir sahneye veya salih bir kimsenin kızına küfüv olamaz. Velev ki fâsiki mücahir olmasın.
Bu cihetle kefaet, hem Araplarda, hem de sair akvamı îslâmiyyede muteberdir.
Hasîb olan, yani : ilmî kemalât ile muttasıf, mekârimi ahlâkı haiz olan erkekler, nasîb olan kadınlara küfüvdürler. Binaenaleyh Arap kavmine mensup olmıyan faziletkâr bir âlîm, Arap hanedanından bulunan bir kadına küfüv bulunur.
(4) : Hürriyette aranır. Şöyle ki : memlûk olanlar, hür olan kadınlara küfüv olamıyacakları gibi azat edilmiş bir şahıs da hürretül'asl olan bir kadına küfüv olamaz. Çünkü nk, mânâyı zilleti mutazammmdır.
Hürriyet cihetile kefaet de bütün islâm unsurları arasında muteberdir.
(5) : Malda aranır. Bundan maksat, mehri edaya ve nafakayı te-dariike muktedir olmaktır. Binaenaleyh bunlardan birine muktedir olmıyan bir erkek, hiçbir kadına küfüv olamaz. Çünkü mehr, kadının hakkı olduğundan bunu itaya kudret, lâzımdır. Zevciyyetin kıvam ve devamı nafakaya muhtaç olduğundan bunu tedarüke de kudret iktiza eder. Bunları temine kadir olan bir erkek ise büyük bir servete mâlik bulunan bir kadına küfüv olabilir.
Maamafih mehri itaya iktidardan maksat, tacili mütearef olan mîk-darı mehri edaya muktedir olmaktır. Yoksa mehrin tamamını edaya iktidar lâzım değildir. Velev ki, cümlesi muaccel olsun.
Nafakaya gelince, bu hususta fukahayi kiramın reyleri muhteliftir. Bazılarına göre ehli hirfet hakında bitarikilkesb tedarüke kudret kâfidir. Bunların mâadası hakkında ise lâakal bir aylık nafakaya malikiyet lâzımdır. Diğer bazı zatlara göre mutlaka kesb yolilt, tedarüke kudret, ke-faetin husulü, için kifayet eder. Bu kavi, İmam Ebu Yusuf ten mervîdir.
(6) : Hirfette aranır. Hirfet : sanat, ticaret veya ziraat gibi bîr vasıta ile maişeti kazanıp tedarük etmek mânâsına gelir. «Yezaif» denilen bir kısım hizmetler de hirfet sayılır.
Hirfet cihetile kefaet, zevcin sülük ettiği ticaret ve hizmetin şeref ve itibarca zevcenin velîlerinin ticaret veya hizmetlerine yakın bulunmasıdır. Adi, hasis sanayi sâliklerdnden-bir erkek, makbul sanatlar ashabından birinin kızına küfüv olamaz. Çünkü nâs, hiref ve sanayiin şeref ve itibarile tefahürde bulunur, denaet ve hasasetile arlanır, bunlar her ne kadar terk edilse de ân baki kalır.
Fakat kadın dahi sahibei hirfet ise onun hirfetine bakılmaz.
Maamafih bu babda nıüstakir bir kaide tayini kabil değildir. Çünki hirfetler, sanatler, zaman ve mekana göre değişir, bir memlekette veya bir asırda hasis sanatlerden sayılan bir şey, diğer bir memlekette veya asırda makbul sanatlerden sayılabilir. Binaenaleyh bu hususta örf ve temanıülü, zamanın telâkkilerim nazarı itibara almak iktiza eder.
Fukahanın beyanına göre dokumacı haccame, debbağ süpürücüye, bakırcı demirciye, attar bezzaza küfüvdür.
İmamı Âzamc^an bir rivayete göre de hirfetlerde, sanatlere esasen kefaet aranılmaz. Çünkü hirfet ve sanat, müstakir umurdan değildir. Hasis bir sanatten nefis bir sanata tahavvül mümkündür.
Deniliyor ki, bu rivayet, asrın ihtilâfından münbaisdir. Çünkü ima-meyn zamanında denaeti hirfet, nekayisden madut olduğu halde İmamı &zam zamanında madut değildi.
242 - : Şehirli olmak, veya genç, hüsün ve cemale mâlik bulunmak gibi hususlarda kefaet aranılmaz. Binaenaleyh köylü veya ihtiyar bir erkek, şehirli veya genç, güzel bir kadına küfüv olabilir. Şu kadar var ki zevç ile zevce arasında hüsün ve cemal itibarile bir mümaselet bulunmasına müraat etmek, muvafıktır. Haniye. Hindiye. Fethül'kadîr.
« (Mâlikilerce kefaet, bir mümaselettir ki, yalnız diyanetle uyııb-dan selâmet hususunda aranır. Şöyle ki: diyaneti fazla olan bir kadına diyaneti binnisbe noksan olan bir orkck küfüv olamaz. Ve cüzam, maraz, ciinûn gibi zevce için muhayyerliği müstcîzim olan ayıplardan salim olan bir kadına kendisinde bu ayıplardan biri bulunan bir erkek küfüv değildir. Bunlardan başka hususlarda, meselâ : neseb ve haseb hüsün ve cemal, servet ve saman hususunda kefaet aranmaz.
Kefaetin bulunmamasından dolayı hem zevce, hem de velîsi için muhayyerlik sabit olur. Bunlardan biri muhayyerlik hakkım iskat etse diğerinin muhayyerlik hakkı sakıt olmaz. Şerhi Muhammedü'hirşî.)
(Hanbeîüere göre de kefaet, zevce ile zevci arasında mümaselet ve müsavat, şu beş hususta muteberdir: Diyanet, sanat, yesâr, hürriyet, neseb. Bir velî için.mevliyyesini rızası olmaksızın küfvü olmıyan bir şah sa tezvic etmek haramdır. Böyle bir harekette bulunan velî, fâsik sayılır. Neylülmârib.)
(Şâfiîlerce de kefaet, akdin bidayetinde olmak üzere şu beş haslette aranır
(1) : Selâmet. Bundan maksat, hiyari tefriki müsbit olan cünûn,
cüzam gibi ayıplardan zevcin berî olmasıdır.
(2) : Hürriyet. Rakik veya azad edilmiş bir şahıs, hür bir kadına küfüv olamaz.
(3) : Neseb: Bu cihetle kefaet, Araplara muhtes değildir. Esah olan kavle nazaran sair ırklar arasında da muteberdir.
(4) : îffet. Bundan maksat, fısk ve fücurdan nezahettir.
(5) : Hirfet. Bundan-murat, maişeti temin için meslek ittihaz edilen herhangi bir sanat ve sairedir.
Bir meslek edinmek suretile olmayıp mücerret îslâm milletinin menfaati için bir aşağı hirfete bir kimsenin mübaşeret etmesi, kefaete tesir etmez.
Kefaet hususunda esah olan, yesâr'e itibar olunmamaktır. Çünkü mal, zilli zaildir. Bununla mürüvvet ve basiret ehli iftihar etmez. muteber olan hasletler, esah olan kavle nazaran birbirine teka edemez. zftvrede bulunan bovle bîr haslete mukabil zevrflfi de di^fr hır haslet bulunsa bununla cebri mâfat edilmiş olamaz. Tuhfetül'-muhtac.)
243 - : Kefaet, iptidai akidde aranır, akidden sonra zail olması nikâha zarar vermez.
Binaenaleyh zevç, akd zamanında zevcesine küfüv olduğu halde bilâhara kefaeti zail olsa, meselâ : akd ânında mehr ve nafakayı teda-rüke muktedir iken muahharan bunları tedariikten âciz kalsa veya makbul sanatlerdon birine sâlik iken bilâhara hasis bir sanat ile iştigale baş-İftsa, yahut salâhı hal ile muttnsıf iken sonradan fisk ve fücura müptelâ olaa kofaeti zail oldu diye nikâhı feshettirmepe kimsenin salâhiyeti olamaz.
244 - : Ademi kefaetten dolayı nikâha itiraz etmek salâhiyeti, binefsihî asabat takımından olup mertebeleri (165) inci meselede beyan
olunan velîlere aittir. Bu velîler, gerek mahremlerden olsunlar ve gerek olmasınlar.
Meselâ : nefsini küfvinin gayrine tezvic etmiş olan bir kadının nikâhına amca zadesi dahi itiraz edebilir. Fakat sair asabat ile zevil'er-hamdan olan karibler, itiraz edemezler.
245 - : Velînin itiraz hakkı, nikâhın tecdit edilmesile teceddüt eder.
Kezalik : bir velî, mükellefe bulunan mevliyyesinin kiifvi olnuyan muayyen bir gahıs ile izdivacına müsaade etse de mezbu renin kiifvi olmıyan diğer bir şahıs ile izdivacına itiraz edebilir.
246 - : Bir mükellefe, velisinin rızasını istihsal etmeksizin nefsini kefaet ve ademi kefaetini bilmediği bir erkeğe tezvic ettikten sonra küfvi olmadığı tebeyyün etse, kefaet hususunu tahkik etmiyerek vazifesinde kusur etmiş olacağı cihetle kendisinin itiraza salâhiyeti olmaz. Fakat velîsinin itiraza salâhiyeti olur.
247 - : Bir velî, mükellefe olan mevliyyesini rızasile ademi kefaetini ikisinin de bilmedikleri bir şahsa tezvic etse, bilâhara ikisinin de kefaet bulunmadığından dolayı itiraza hakları olamaz. Amma hini akid-de kefaet şart kılınmış veya zevç küfüv. olduğunu nikâhtan evvel haber vermiş olur da muahharan ademi kefaet sabit olursa hem velînin hem de mevliyyenin itiraza hakkı bulunur. Çünkü kefaette velilerin hakları olduğu gibi kadınların da haklan vardır.
Kezalik : Bir kimse, kendisinin fülân şahıs olduğunu bilbeyan bir kadınla evlendikten sonra o şahsın lieb kardeşi veya üeb amcası oldu-g\ı tebeyyün etse bu kadın iğin fesih hakkı sabit olur, velev ki aralarında kefaet bulunsun.
248 - : Bir kimse kendisini nikâhtan evvel bir nesle nisbet edip de nikâhtan sonra hilafı zahir olsa nazar olunur.: Eğer nesebi kendisini nisbet ettiği neslin fevkinde ise ne aldığı kadının, ne de velîsinin itiraza hakkı olmaz. Ve eğer kendisini nisbet ettiği neslin dününde olmakla beraber ademi kefaeti de tahakkuk ederse hem kadının, hem de velîsinin itiraza salâhiyeti olur.
Lâkin kadın, zevcim tağrir ederek mensup olmadığı bir nesle intisabını akidden evvel beyan etmiş olsa kocası için muhayyerlik sabit olmaz,
249 - : Dereceleri müsavi velîlerden birinin akitten evvel veya sonra rızası, diğerlerinin itiraz haklarını iskat eder.
Binaenaleyh bir kadın, dereceleri müsavi iki velîsinden yalnız birinin rızasile küfvi oînuyan bir şahıs ile evlense artık diğer velîsinin itiraza hakkı kalmaz. Nitekim dereceleri aşağı olan velîlerin de itirazları dinlenmez.
Bu mesele, tmamı Azama göredir, tmam Ebu Yusuf ile İmam Zü-fere göre velîlerden birinin rızası, kendisine müsavi olan diğer velîlerin itiraz haklarını iskat etmez. Çünkü kefaet cihetini aramak, velilerden her birinin hakkıdır. Bunlardan birinin rızası, yalnız kendi hakkını iskat eder, diğerlerinin haklarına tesir etmez. Müşterek borç gibi ki, alacaklılardan birinin borçluyu ibra etmesi, diğerlerinin de ibrasını iktiza etmez. Hattâ kadının ademi kefaetine rızası, velîlerinin itiraz haklarını mutil olmadığı da buna delildir.
İmamı Azama göre ise, kefaetini araştırmak hakkı vâhiddir. Bunun tecezziye ihtimali yoktur. Velîlerden her birine, kendisinden başkası yok imiş gibi alâ vechil'kemâl sabit olur. Binaenaleyh bunlardan biri bu hakkı iskat edince diğerleri hakkında da sakit olur. Nitekim kısasda da böyledir. Ceza mebhasine müracaat!.
Maamafih re'yi kâmil olan bir velînin ademi kefaetten ibaret bir zaran zâhiriyyi iltizam ederek nikâha ikdam veya icazet ita etmesi, bir hafî maslahata mübteni ve ademi kefaetten daha büyük bir zararı defa müstenit olduğuna delîl olacağından bu maslahat ve hikmete muttali olmadığı melhuz olan sair velîlerin itiraz haklarının sukutunu iktiza eder. Kadına gelince bunun için sabit olan hak, velîleri için sabit olan hakkın gayridir. Kadın için sabit olan hak, nefsini zilli istifraştan korumaktır. Velîleri için sabit olan hak ise nesebİerini, mümasilleri bulunmıyan eş-hasın sıhriyet tarihile mensubiyetinden vikaye etmektir. Bu haklar böyle başka başka olunca birinin sukutu, diğerlerinin de sukutunu iktiza etmez.
« (Şafiîlere göre bir velî, mevliyyesini rızasile küfvî olmıyan bir şahsa tezvic etse nikâh, sahih ve nafiz olur. Dereceleri aşağı olan velîlerin itiraza hakları olamaz. Çünkü karabet, dağılır, yani : dairesi genişler, bütün akrabanın rızalarına itibar edilmesi, meşakkate sebebiyet verir. Bu hususta akrabiyyete riayetten başka zabıta bulunamaz. Şu kadar var ki, böyle bir nikâh, kerihdir.
Fakat velîlerin dereceleri müsavi olursa hepsinin rızası lâzımdır.. Bunlardan biri razı olmazsa nikâh, sahih olmaz. Diğer bir kavle göre sahih olursa da bu razı olmıyan velî, o nikâhı feshettirebilir. TuhfetüT-mühtaç.)
250 - : Velîlerden biri, zevcin küfuv olduğunu tasdik ve itiraf, diğerleri inkâr etse bu tasdik ile diğerlerinin itiraz hakları sakit olmaz. Çünkü kefaeti itiraf eden velî, feshin vücubüne sebep olan ademi ke-faeti inkâr ediyor. Bir şeyin sebebi vücubünü inkâr ise o şeyin sukutunu iktiza etmez. Bahri Râik.
251 - : Ademi kefaetten dolayı zevç ile zevcenin aralarını tefrik etmek, hâkimin hükmüne muhtaçtır. Nik&h, feshedilmedikçe zevciyyet ahkâmı devam eder. Çünkü ademi kefaetten dolayı nikâhın feshedilip edilememesi, müctehedün fihtir. Müctehidlerden bir kısmı bu feshe kail olduğu halde diğer bir kısmı kail değildir. Binaenaleyh taraflardan her biri bir müctehidin kavline tutunabilir. Bu halde velayeti âmmesi olan bir zat canibinden beyinleri fasl olunmadıkça aralarında husumet münkati olmaz. Haniyye.
252 - : Kefaet veya adami kefaet üzerine ikame edilecek şahitlerin şahadet lâfzını zikr etmeleri şart değildir. Çünkü bu yoldaki şahadet, ihbar kabiündendir.
263 - : Ademi kefaet sebebile vukubulan fesih, talâktan madut
değildir. Binaenaleyh bununla talâkın adedi azalmış olmaz.
254 - : Yakın velî, gaib iken uzak velî, ademi kefaetten dolayı
muhasamada bulunmakla zevç, yakın velînin mübaşeretile nikâhın akdedilmiş olduğunu iddia etse bunu beyyine ile ispat etmesi lâzımgelir. Binaenaleyh ispat ederse itiraz hakkı sakit olur. Amma ispat edemezse nikâh, fesh olunur.
255 - Fesih hakkı, çocuk doğuncaya ka4ar devam edip badehu
sakıt olur. Şöyle ki : velî, uzun müddet sükût etse de çocuk dünyaya gelmedikçe ademi kefaet sebebile nikâhı hâkime müracaatla feshettirebilir. Velînin bu sükûtu, itiraz hakkım iskat etmez. Çünkü bu sükût, murafaa için münasip bir vaktin hululüne intizar maksadına müstenit olabilir. Maahaza kat'î surette sabit olan bir. hak, mücerret sükût ile sakit olmaz. Fakat çocuk doğunca itiraz hakkı sakit olur. Zira zevç ile zevcenin aralarını tefrik sebebile çocuğun terbiye ve muhafazasına halel geleceğinden bu yüzden hâsıl olacak zarar, ademi kefaetten neşet edecek zararın fevkindedir.
îbni Nüceyme göre hamlin zuhuru da velâdet hükmündedir.
256 - : Velînin akdi vakıa sarahaten veya delâleten rızası, fesh hakkını iskat eder.
Rızaya delâlet eden her fiil, deiâleten rızadır.
Meselâ: velî, mevliyyesinin mehrini cihazına sarf ve mehrini zevcinden kabz etse veya mevliyyesinin mehr ve nafakasını büvekâle talep ve dâvada bulunsa akdi nikâha delâleten razı olmuş olur. Çünkü bu yoldaki muamelât, hükmi akdi takrir ve tesbit demektir. Şu kadar var ki, zevcin ademi kefaeti, işbu muameleden .mukaddem hâkim huzurunda sabit olmuş bulunmalıdır. Sabit bulunmadığı takdirde bu gibi muameleler, ademi kefaete rıza sayılamaz.
257 - : Kefaet, nikâhın lüzumunun şartıdır. Ademi kefaet, nikâim sıhhatine mani olmaz. Bu âmmei Hanefiyyeye göredir, imamı Âzam-jan diğer bir rivayete göre kefaet, nikâhın inikadının şartıdır. Kefaet iulunmayınca nikâh esasen mün'akit olmaz. Meğer ki bu ademi kefaete elce ıttıla hâsıl olup rıza verilmiş olsun. Her velî,.şer'î usul dairesin-[e feah hakkını istimal edemiyeeeği ve bir şeyin defi refinden âsân bu-bnduğu cihetle bu rivayetin müftabih olması, bazı fukahaca mültezem lulunmuştur.
(Şafiîlerce de kefaet, nikâhın sıhhatinin değil, lüzumunun şartıdır. iefaete itibar olunması, arı def içindir. Ademi kefaet, zevce ile velîleri akkmda bir nakisedir. Bunlar bu nakiseye razı olunca başkalarının bir iveceği kalmaz.
Hâsılı : kefaet bulunmaksızın akdedilen bir nikâh, esasen haram .eğildir ki, ademi kefaetten dolayı zevali lâzım gelsin.
Maahaza Şafiiyyeden bazı zatlara göre kefaet, nikâhın sıhhatine 3sir eder. Şöyle ki : bir kadım rızası olmaksızın babası veya babasının ıabası küfvi olmıyan bir şahsa tezvic etse, ezher olan rivayete göre ni-;âh, bâtıl olur. Diğer bir rivayete" göre nikâh, sahih olursa da lâzım Imaz. Binaenaleyh bu kadın, büyük ise filhâl, küçük ise baliğ olunca luhayyer olur.
Kezalik : başka velîsi bulunmıyan bir kebîreyi, kenedi talebi üzeri-hâkim, küfvi olmıyan bir şahsa tezvic etse, esah rivayete nazaran ni-âh, sahih olmaz. Çünkü veliyyi hasın da, sair velîlerin de naibi makamda bulunan bir zat, yani : hâkim tarafından ihtiyat terk edilmiş olur. [ihaye tül'müh tac.) [23]
258 - : Yukarıda da beyan olunduğu üzere kefaet, gerek Hane-?îlerce ve gerek Şafiîler ile Hanbelî fukahasınca nikâhın lüzumunun ve-ra sıhhatinin bir şartıdır. Hanefiyyeden yalnız îmam Kerhîye göre ni-âhta kefaet asla şart değildir, nikâhta kefaetin vücudu ve ademi mute->er değildir.
îmam Mâlik ile Haseni Basrî de kefaetin şartiyetine kail bulunmamışlardır. Süfyanı Sevrî de neseb cihetile kefaetin muteber olmadığına :âhibdir.
Zahiriyye mezhebinde de böyledir. İbni Hazm diyor ki: Ehli Islâ-mın hepsi de kardeşlerdir. En adî bir zenciyenin oğluna Hâşimî halifenin kızı bile haram olmaz. Kezalik: zânî olmayan herhangi bir fâsik müslüman, bir müslimei fâzılaya küfüvdür. Bir fâzıl müslim de bir müs-limei fâsikaya.zaniye olmadıkça küfüvdür, şu kadar var ki, bizce muhtar olan, akaribin, yani : yekdiğerine mütekarib ve mümasil olanların, bir-birile izdivaç etmesidir. El'muhallâ.
259 - : Kefaetin şartiyetine kail olan müetehitlerin delilleri şu veçhiledir:
(1) : Bazı ahadisi şerife, kefaetin şartiyyetine delildir. «Kadınlan ancak velileri tezvic edebilirler, onlar da küfüvlerinden başkasına tezvic edemezler» mealindeki :
hadisi şerifi ile, «Kureyş, batın batın birbirinin küfvidir, sair Arablar da kabile kabile birbirlerinin küfüvleridir, mevalî de yekdiğerinin küfüv-leridir» mealindeki : hadisi şerifi de bu cümledendir. Mebsut.
(2) : Nikâhtan beklenilen maslahatlar, bihasebil'âde birbirinin na-zir ve mümasili olan kimseler arasında güzelce intizam bulur. Kefaet bulunmadığı takdirde ise bu maslahatlar muhtel olur. Çünkü bu maslahatlar, istifrag ile tahakkuk eder, kadınlar ise küfüvleri olmıyan erkeklerin istifraşmdan istinkâf ederler, arlanırlar. Bu sebeple de mezkûr maslahatlar haleldar olmuş olur. Bedayî.
(3) : Zevç ile zevce arasında mübasetalar carîdir ki, adeten bunlara tahammül edilmedikçe nikâh devam etmez. Halbuki küfüv olmıyan bir kocanın mübasetatına tahammül edilmesi çetin bir iştir. Bu, selîm tabiatlere ağır gelir. Binaenaleyh bulıal ile nikâh devam edemez. Mebsut.
(4) : Nikâh, madamePhayat devam etmek üzere akdedilir; sohbet, üîfet, muaşeret, tesisi karabet gibi maksatları tazammun eder. Bu haller ise birbirinin küfvi olan kimseler arasında vücut bulur.
(5) : Nikâhın meşruiyetindeki hikmet, zevciyete ait maslahatların hayat devam ettikçe bir intizam dairesinde cereyan etmesidir. Çünkü nikâh ile sıhriyyet teessüs eder, bu sayede ecanibden olanlar arasında bir karabet ve müzaheret husule gelir, birbirinin sürünle mesrur, kede-rile mükedder olur. Bu gibi haller ise beyinlerinde müsaheret vücude gelen şahısların birbirine mümasil ve mütekarib olmasile tahakkuk eder, aralarında ensab ve evsafça mübaadet olan nüfusi beşeriyye beyninde ise mukarenet ve müveneset vücude gelemez. FethüTkadir.
260 - : Kefaetin şartiyyetine kail olmıyan zatlar da şu gibi delillere istinat etmektedirler :
(1) : Bir hadisi şerifteinsanlar tarak dişleri gibi müsavidirler) buyurulmuştur. Diğer bir hadisi şerifte de:müslümanlar kardeşdirler. Bir kimsenin diğer bir kimse üzerine tekvadan başka bir veçhile rüchaniyeti yoktur) buyurulmugtur. «Sizin nez-di ilâhide en kerîminiz, şüphe yok ki en ziyade mütteki olanınızdır* mea-Ündeki bir âyeti celîle de bunu müeyyiddir.
Binaenaleyh hilkatçe birbirine müsavi olan insanların yekdiğeri üzerine tefevvuku, ancak diyanet, zühdü tekva cihetiledir, başka bir cihetle değildir. Mebsut. Bedayî. Camiüs'sağir.
(2) : Bilâli Habeşî, - radıyallâhü tealâ anh - ensarı kiramdan bir hânadena damat olmak üzere hıtbede bulunmuş, fakat muvafakat cevabı alamamıştı. Keyfiyeti Resuli Ekrem - salîâlahü tealâ aleyhi ve-selîem - Efendimize arz edince Nebiyyi Zîşan Hazretleri : «Git onlara söyle ki, Resulûllah emrediyor, kızlarım sana tezvic etsinler» diye ferman buyurmuşlardı. Halbuki Hazreti Bilâl, utekadan idi. Eğer kefaet muteber olsa idi Resuli Ekrem Efendimiz bu veçhile ferman buyurmazlardı. Bedayi.
(3) : Eğer şer'i şerifte kefaet muteber olsaydı, kısasda da evvelâ bittarik mutebei olurdu. Çünkü sair hususlardan ziyade kısasda ihtiyata riayet olunur. Halbuki kısasda kefaet muteber değildir. Şerîf bir kim-vazî bir şahıs mukabilinde katlolunur. Bedayi.
(4) : Efer nikâhta kefaet muteber olsaydı, erkek tarafında aranıl-dığı gibi kadın canibinde de aranırdı. Halbuki kadın canibinde kefaetin taharri olunmadığı müsellemdir. Bedayi.
261 - : Yukarıda delillere -ve mütalealara şu yolda cevap verilmektedir :
(1) : hadisi şerifinden mak-sat, ahıret ahkâmıdır, dünya ahkâmı değildik insanların ahıret umurun-ca biribiri üzerine tefevvükleri ancak amel ve takva itibâriledir, başka bir cihetle değildir. Dünyevî umur ise başkadır. Binaenaleyh bu hadisi şerif, dünyevî umurdan olan nikâhta kefaetin muteber olmadığını iktiza etmez.
(2) : Hazreti Bilâl hakkındaki hadisi şerif ile de kefaetin muteber olmadığına istidlal olunamaz. Bu hadisi nebevî, tevazuun ve kefaet talebini terkin mendub olduğuna ve kefaeti, diyanet* hususunda araştırmanın efdaüyyetine delâlet eder. Yoksa kefaeti talebin caiz olmadığına delâlet etmez. Mamafih bu babdaki emri Nebevînin Hazreti Bilâle has olması da melhuzdur.
(3) : Nikâh hususundaki kefaeti, kısasa kısas etmek de muvafık değildir. Çünkü kısas, âmmenin hayatını temin etmek maslahatına meb-nî meşru bulunmuştur ki, bu babda kefaete itibar olunması, o azîm mas-'ahatı müfevvit olur. Zira kısasda kefaete itibar olunsa herkes, kendi küfvi olmıyan düşmanını öldüı mek ister, bu sebeple kısasdan matlûp olan içtimaî menfaat ve maslahat fevt olur. Halbuki nikâhta kefaete itibar olunması, nikâhtan matlûp olan hüsni muaşeret ve bekayi meveddet ve zevciyyet gibi mühim maslahatları tesbit eder.
(4) : Kefaetin kadınlar canibinde aranılmaması da kefaetin gayri muteber olmasını iktiza etmez. Çünkü erkek müstet'rig olmakla kendisinden aşağı bir kadım istifraştan istinkâf etmez ve bu istifraş ile şerefine halel gelmez. Fakat, kadın, istifraş olunacağı cihetle kendisinden aşağı bir erkeğin firaşinden imtina eder, arlanır, hizmetinde bulunmaktan istinkâfta bulunur. Mebsut. Bedayî vesaire.
262 - : Yukarıdaki tafsilâttan anlaşılıyor ki, kefaete itibar etmeyen zatlar, insanların fıtraten birbirine müsavi olduğunu ve dini islâ-mın muhtelif, içtimaî sınıflar arasında tam bir müsavat tesis ettiğini nazara alıyorlar.
Filhakika islâm dininde bütün insanlar, hilkaten müsavi görülerek ayni hukuka nail bulunmaktadırlar. Müslümanlıkta mütemayiz içtimaî sınıflar mevcut değildir, servet ve saman, seriüzzeval olup mübahata medar olacak hakikî bir meziyet sayılamaz. Hirfetler, sanatler ise beşerî hayatın devam ve intizamım temin için ittihaz edilmiş birer maişet yolundan ibarettir. Abâ ve ecdadın zühd ve tekva ile, ilm ve fazilet ile itti-safı ise bu gibi âlî meziyetlerden mahrum olan evlât ve ahfad için iftihara medar, feyz ve necata vesile olamaz.
Binaenaleyh nikâhta bu gibi hususatı araştırmaya lüzum yoktur. Elverir ki, bir insan, kendi zatında fahr ve mübahata medar olacak güzide evsaf ile, diyanet ile temayüz etmiş bulunsun.
Fakat kefaetin muteber olduğuna kail bulunan zevat da beşerin ahvali ruhiyyesine infazı nazar ediyor. Halk arasında haseb ve nesebin, servet ve samanın, âbâ ve ecdada tecelli etmiş olan mehasin ve mekâri-min vesairenin âlî mefahirden sayıldığını pîşi mütaleaya alıyor, nikâh gibi mühim bir emri içtimaînin güzelce devam ve bekasını ve nikâhtan matlûp olan mütenevvi hayatî menfaatlerin husulünü temin içinbiribiri-le münasebet ve müsaheret tesis edecek kimselerin aralarında bir mü-caneset ve mümaseletin mevcudiyetine lüzum görüyorlar.
Filvaki insanların ruhî hallerini tetkik edenlerce malûmdur ki, hiç bir fert kendi akran ve emsali olmıyan kimseler ile güzelce imtizaç ve istinasta bulunamaz. (jjaiVli^LO^^Jlj^l) kavli hakîmanesi meşhurdur.
Binaenaleyh beşeriyeti fıtraten muttasıf bulunduğu bu gibi ruhî duygulardan, ihtiyaçlardan büsbütün tecrit etmek kabil olmadığından buna mümkün mertebe riayet etmek lâzım gelir. Kâinata hikmet amuz olan Resuli Ekrem Hazretlerinin kefaet hakkındaki ahadisi şerifesi de işte bu gibi maslahatlara, ruhî ilcaata nazaran varid olmuştur. [24]
İçindekiler : Muharremat = nikâhları haram olan kadınlar. Karabeti nesebiyye. Karabeti nesebiyye iübarile olan hürmet riiyyesL Rezaın mahiyeti ve hürmeti müstelzim mikdamü. Keza sebebüe nikâhları haram olan kadınlar. Rezam meti rezam hikmeti teşriiyyesi, sıhriyyet. Zina ile müsaheret ve ademi sübutü hakkındaki mütalâalar. Hürmeti müsahe
teşruyesi. HakJkuTgayr, meharımın aralarını cem, ademi cem'in hikmeti teşriiyyesi. Şirk sebebile olan Müşrikeler ile kitabiyelerin nikâhları hakkındaki hikmeti teşriiyesi, Iian sebebile husule gelen hüınıet. Mülk sebeblen hürmet. Hürre üzerine cariyeyi nikah Uç veya ikidan mütehassil hürmet. Tahlil usulünün hikmeti Adedi meşruu tecavüzden münbais hürmet ve teaddüdi zevcat çatın hikmeti teşruyesi. [25]
263 - : Bazı erkekler ile kadınlar arasında nikâh, veya muvakkaten haram bulunur.
Nikâhın müebbeden hürmetini icab eden sebepler üçtür, karabeti nesebiyye, reza = sut, sıhriyyet.
Nikâhın muvakkaten hürmetini mucib olan sebepler Hakkul'gayr, meharimin aralarını cem, şirk, Uan, mülk, cariyeyi tezevvüc, üç talâkın vukuu, adedi megruu tecavüz.
Bu halde esbabı hürmet, on bir bulunmuş, olur.
(Zahiriyyeye göre hürmeti muvakkateyi icab eden bir sebeb A h vardır ki, o da zinanın vukuudur. Şöyle ki müslim olan bir zanî idt " be etmedikçe ne mezniyyesile, ne de sair bir afife ile evle olmaz,
Kezalik : bir zaniye için de tövbekar olmadıkça ne zanijie n a afif bir kimse ile evlenmek halâl değildir. Fakat tövbe erkekler evlenebilir. Elmuhâllâ.) [26]
264 - : Neseb cihetile karabet, nikâha manidir. Şöyle erkek ile aralannda karabeti nesebiyye bulunan rahim sahibesi mahrem kadınların nikâhları müebbeden haramdır. Bu kadınlar, dört sınıfa ayrılmıştır:
(1) : Usuldır, bunlar, erkeğin validesile babası ve anası cihetinden ilânihaye ceddeleridir.
(2) : Fürudur. Bunlar, erkeğin kızlarile kızlarının ve oğullarının ilânihaye kızları ve hafideleridir.
(3) : Ana ve babanın cüzüleridir. Bunlar da bir erkeğin hemşirele-rile ana baba bir veya baba bir veya ana bir hemşirelerinin ve biraderlerinin kızları ve hafideleridir.
(4) : Ana ve baba cihetinden cedlerin cüzüleridir. Bunlar da erkeğin gerek ana baba bir ve gerek baba bir ve gerek ana bir ammelerile halalarıdır.
İşte bir erkeğe nazaran bu dört sınıfa mensup kadınlardan hiçbirile evlenmek caiz değildir.
265 - : Dördüncü sınıfın kız evlât ve ahfadı müstesnadır. Bunlar ile izdivaç, caizdir. Çünkü bunlarda her ne kadar karabeti nesebiyye itibarile zatürrahim iseler de şer'an mahrem değildirler.
Aba ve ecdat ile ümmehat ve ceddatm ammelerile haları da dördüncü sınıf hükmündedirler. Fakat bunların da kız ve evlât ve ahfatlarının nikâhları memnu değildir.
267 - : Ana baba bir veya baba bir ammenin ammesiîe veya ana baba bir veya ana bir halanın halasile nikâh memnudur. Fakat ana bir ammenin ammesiîe ve baba bir halanın halasile nikâh memnu değildir.
Binaenaleyh bir kimse, babasının ana bir kız kardeşinin ammesiîe veya anasının baba bir kız kardeşinin halasile evlenebilir. Çünkü bı; amme ile hala, o kimsenin babasına, anasına nazaran yabancı bulunur. Bedayi. Hindiyye. Dürri Muhtar. [27]
268 - : Yukarıda yazılan dört sınıf karabeti nesebiyye ashabının hürmeti, şeriati islâmiyyede kat'iyyen sabit olduğu gibi bu hürmet, ak-len de müberhendir.
Dini islâm, bilûmum akraba arasında daima bir muhabbet ve me-veddetin güzelce beka ve cereyanını âmirdir. Zatı rahim, mahrem olan karabeti nesebiyye ashabı arasında ise daha büyük bir ihtiram ve muhabbetin, daha nezih, samimî bir duygunun icrayı hükm etmesini tavsiye buyurur. Halbuki zevç ile zevce arasında ne kadar muhabbet ve samimiyet hüküm sürse de bu hal, çok kere bir arızaya uğrayabilir, sektedar olabilir, çok kere bir huşunet ve münaferet yüz göstererek bir if-tirak müncer olabilir.
Husulile validelere kargı fevkalâde ihtiramlarda, tazimlerde bulunmak bir vecîbedir. Eğer validelerin nikâhı tecviz edilmiş olsaydı bu ihti-ramat ve tekrîmat, haleldar olacak, validelik şerefi muhafaza olunamayacak idi.
Şüphe yok ki, bir kadın, kocasının emri altında bulunur, onun cis-manî huzuzatım tatmine çalışır, onun hizmet ve taatini bir vazife bilir. Bu gibi haller ise validelere karşı ifası vacib olan ihtiramatı izale, vali-delik kadrini tenkis eder, valideliğin zillet ve ihanetine duçar olmasını mtistelzim olur.
Fahreddini Razî der ki : validelerin nikâhları Hazreti Âdem zamanından şimdiye kadar haram olup ilâhî dinlerin hiçbirinde bunların nikâhlarının halâl olduğu sabit olmamıştır. Ancak mecûs taifesinin peygamber tanıdıkları Zerdegt, böyle bir nikâhın hilüne kail olmuştur ki, onun bir kezzab olduğunda müslümanların ekserisi müttefiktirler.
Velhâsıl: gerek validelerin, ve gerek dereceleri gösterilen sair karabet erbabının nikâhları; hikmete mugayir, neslin zaif düğmesini müs-telzim, içtimaî hayatın metanet ve nezahetine münafi, teavün ve tesa-nüde vesile olan karabet dairesinin tevessüüne mani olacağı cihetle asla caiz görülemez. [28]
269 - : Lûgatta süt emmek, meme emmek mânâsına olan reza, şer'an : «Bir kadının sütünün vakti mahsûsunda bir çocuğun midesine gitmesinden ibarettir. Bu reza, nikâha manidir. Şöyle ki:
Süt ana sayılacak bir kadın, dokuz yaşından daha küçük olamaz. Fakat bu kadının bikr veya sinni iyase vâsıl olup olmaması ve berhayE.t bulunup bulunmaması müsavidir.
Süt de çocuğun midesine gerek ağzından ve gerek burnundan vâsıl olsun ve kendisine gerek meme ile ve gerek emzik ile verilsin müsavidir. Bu sütün az bir miktarda olmasile çok miktarda bulunması arasında da fark yoktur. Herhalde hürmet sabit olur.
270 - : Suya, ilâca veya hayvan sütüne katılmış olan kadın sütü haltında galibiyete itibar olunur.
Binaenaleyh bir kadının sütü, karıştırdığı suya vesaireye galip veya müsavi olursa onunla reza sabit olur. Fakat taam ile karıştırılmış olan kadın sütü, galip ve gayri matbuh bulunsa da bununla reza tahakkuk etmez.
Kezalik : bir kadının sütü peynir, yoğurt veya ayran yapılıp çocuğa verilse bununla reza hükmü sabit olmaz.
Kezaîik : aşağıdan hukne suretile verilen veya kulağa, ihlile, baş yarığına akıtılan sü*e de itibar olunmaz. Bu meseleler, Hanefiyyeye göredir.
« (Mâliktlere göre henüz bikr veya doğuramıyacak bir yaşta ihtiyar veya henüz mükarenete mütehammil olmıyacak derecede küçük bulunan kızların ve kadınların ve memesinde süt bulunduğu malûm olan ölmüş bir kadının sütlerile hürmet sabit olur.
Kezalik : bir kere emzirilen veya bir kab ile kendisine süt içirilen çocuğun cevfüne giden veya boğazına gidip de geri gelmiyen en az bir miktar süt ile de hürmet tahakkuk eder.
Hukne suretile verilen süt, çocuğu bir defa doyuracak miktarda bir gıda teşkil ederse bununla da hürmet sabit olur ve illâ olmaz. Bidayetül'-müctehid. Şerhi Ebil'berekât.)
(Şafiîlere gelince bunlara göre reza'ile nikâhın memnuiyeti sabit olmak için bir takım şartlar vardır. Ezcümle :
(1) : Rezî, kendisine süt verildiği zaman tam diri olmalıdır. Ölü veya bir cerh sebebile mezbûhane harekette bulunur bir halde olursa reza', muteber olmaz.
(2) : Süt veya onunla yapılan ekmek vesaire çocuğa en az beş defa müteferrik surette verilmelidir. Her def asındaki miktar gerek az ve gerek çok olsun müsavidir. Bu hususta şer'an ve lûgaten bir had, bir muayyen zabıta yoktur, elverir ki bunlar Örfen başka başka süt veya gıda vermek sayılsın.
Meselâ : çocuk, memeyi emerken bıraksa veya mür'ziası tarafından bıraktırılsa da tekrar ağzına alarak emse bunlar iki defa süt emmek sayılır. Velev ki her defasında ağzına birer katre gitmiş olsun.
Fakat çocuk, oynamak veya nefes almak veya tıkanmak gibi bir sebeple memeyi ağzından çıkarıp derhal yine ağzına alsa veya bir memeyi bırakıp ayni şahsın diğer memesine geçse veya hafifçe uyuşa rez'-alar = süt vermeler, örfen teaddüt etmiş sayılmaz.
(3) . Süt veren kadın, bu esnada tamamen berhayat bulunmalıdır. Binaenaleyh ölü olan veya bir cerh neticesinde ölmek üzere olup mezbûhane hareketlerde bulunan bir kadının sütü ile hürmeti reza' sabit olmaz. Çünkü o süt, hıl ve hürmetten münfek, hitab salâhiyetinden mahrum bir cüsseden ayrılmış olmakla behîme sütüne benzer bulunmuş olur. Nitekim* böyle bir kadına tekarrüb ile hürmeti müsahere de sabit olmaz. Şu kadar ki, eimmenin ekserisi, bu süt ile hürmetin sübutüne kail olduklarından bu babda ihtiyata riayet evlâdır. Aksi surette hareket, şiddetli bir kerahetle mekruhtur.
Fakat böyle bir kadının sütü, bu halinden evvel bir kab içine alınmış olur da bundan bilâhare çocuğa beş defa veya beşinci defa olarak verilirse bununla -esah olan kavle göre- hürmet sabit olur.
Kezalik: Bikrin, kendisine mukarenet vukubulmaksızın sütü nebe-an eden bir kadımn aüdile de reza1 hükmü tahakkuk eder.
Kadının sütü, su ile mahlut olunca bakılır: Eğer süt galib ise veya mağlûp olduğu halde hepsi birden beş defada veya beşinci defada olarak içirilmiş ise -ezher olan rivayete göre- hürmet sabit olur.
Kezalik: kadının stitile peynir olarak veya bu sütün kaymağı veya yağı alınarak çocuğa yedirilse bununla da tegaddî hâsıl olacağından hürmet tahakkuk eder. Elverir ki, mahlut olan süt, çocuğa velev ki pek az az olarak beş defada verilebilecek bir miktarda bulunsun. Tuhfetül'muhtac.)
(Hanbelî fukahasma gelince bunlara göre bikrin ve gebe olmamış bulunan kadımn sütile rezâ' hükmü sabit olmaz. Çünkü bunlar nadirdir, bunlar iîe çocukların tegaddîsi hususunda bir âdet carî değildir. Belki bunlar hakikaten süt olmayıp seyelân eden birer rutubetten ibarettir. Bunlar erkeğin ye behîmenin sütlerine^ müşabihtir.
Bir de rezâ' ile hürmeti nikâhın sübutü için kadının sütü, çocuğun boğazından cevfine vâsıl olmalıdır. Çocuk, sütü ağzına alır da sonra dışarıya atarsa veya süt, çocuğa antikan yapılırsa bununla hürmet sabit olmaz.
Kezalik: çocuk, rezâ' müddetinde en az beş defa süt emmiş bulunmalıdır. Çocuk, süt verenin memesini bir kere emip de herhangi bir sebeple ağzından çıkardıktan sonra tekrar emmeye başlasa ikinci bir emme vticude gelmiş olur. Bir memeden diğer memeye intikal de böyledir. Maahâza İmam Ahmedden diğer rivayetlere nazaran bir defa veya üç defa emmek de razâm hürmeti için kâfidir.
Peynir haline getirilmiş olan kadın südile de rezâ1 hükmü tahakkuk eder. Çünkü bu, çocuğun midesine gidince semizlenmesine, kemiklerinin nemasına yardım eder.
Kezalik: taam ile, su ile veya saire ile karışıp üç vasfı, yani: rengi, tadı, kokusu baki bulunan bir kadın südile de hürmeti rezâ', vücude gelir. KeşşafuTkınâ'. NeylüTmeareb.)
(Zâhiriyye mezhebine gelince: tbni Hazm diyor ki: Hürmeti mu-cib olan rezâ', her biri diğerinden ayrı olmak üzere en az beş defa süt emmektir. Her biri, çocuğun açlığını gidermeye medar olabilecek surette be§ defa memeyi mas ederek süt emmek ile de bu hürmet, vücude gelir.
Hürmeti rizâ1, ölmüş, bir kadının sütünü emmekle de tahakkuk eder.
Bununla beraber süt emen çocuk, sütü bizzat süt veren kadının memesinden emmelidir. Şayet bir kadının sütü, bir kab içine sağılarak içirilse veya memesi çocuğun ağzına sağılsa veya sütü bir taama ka-
rıştmlarak yedirilse bunlar ile hürmeti rizâ1 sabit olmaz. Velev-ki bu, o çocuğun uzun bir müddet gıdası olsun. Elmuhallâ.) [29]
271 - : Rezâ' = süt müddeti, îmamı Azama göre velâdet vaktinden itibaren otuz ay, îmameyne ve îmam Züfere göre de iki kamerî senedir. Bu müddet içinde içilecek süt ile hürmeti rezâ'. sabit olur.
Vilâdet, ay başına tesadüf ederse ehilleye, gurrolere itibar olunur. tesadüf etmezse her ay otuz gün itibar edilir.
272 - : Rezâ1 müddetinden sonra mideye giden bir süt ile rezâ' hükmü sabit olmaz.
Binaenaleyh üç, beş yaşında bir çocuk, herhangi bir kadından süt emse veya bir erkek kendi zevcesinin sütünü içse bununla aralarında hürmeti rezâ' tahakkuk etmez. Hanivye. Hindiyye.-
« (Malikî mezhebine göre rezâ' müddeti, iki seneden ve nihayet iki sene ile iki aydan ibarettir. Bu müddetten sonra verilecek süt ile hürmet sabit olmaz, Meğer ki çocuk daha evvel sütten müstağni olmuş olsun. Şöyle ki : çocuk yemek yemeğe başlayıp emmiş olduğu süt kendisine kâfi gelmiş bulunsa, bu halden sonra verilecek süt ile rezâ1 hükmü sabit olmaz. Velev ki henüz iki yaşını doldurmuş bulunmasın.)
(Şafîiyyeye göre rezâ' müddeti, iki senei kameriyyenin hitamına doğru nihayet bulur. Binaenaleyh süt, iki kamerî sene henüz bitmeden verilmiş olmalıdır. Sütün ilk verilmesi, ayın evveline müsadif olmazsa bu ay, otuz gün olmak üzere yirmi beşinci aydan ikmal edilir.)
(Hanbelî fukahası da diyorlar ki : rezâ' müddeti, tam iki senedir. Bundan bir lâhza sonra içilecek süt ile rezâ' hükmü sabit olşıaz. îki seneden mukadem fıtam = sütten ke_sme vaki olsa da yine bu müddet nihayet bulmadıkça içilecek süt ile hürmeti, rezâ', tahakkuk eder.)
(Zahiriyyeye gelince bunlara göre rezâ' için muayyen bir müddet yoktur. Bu hususta küçük ile büyük müsavidir. Binaenaleyh süt emen. pek yaşlı bir şahıs olsa da yine hürmeti rezâ' vücude gelir. Hazreti Aişe iîe îbni Mesud, îbni Abbas gibi sahabei kiram da bu kanaatte bulunmuşlardır. Bidayetül'müctehid. El'muhallâ.) [30]
273 - : Rezâ'm şer'an hükmü, hıllî nazar ile nikâhın haram olmasıdır.
Binaenaleyh aralarında süt bulunan kimseler, biribirine nâmehrem olmazlar. Bir fitne havli melhuz olmayınca biribirine bakabilirler. Aralarında nik&h carî olamaz.
274 - : Rezâ' İle bir karabeti şer'iyye sabit olursa da bununla nafaka, irs, ıtk, reddi şahadet, velayeti nikâh, velayeti mal gibi sair ahkâmı neseb, sabit olmaz. Çünkü neseb, irzâ'dan-süt vermekten kavidir. Rezâ', nas ile sabit olan hususlara münhasır olur, her veçhile nesebe müsavi olamaz.
Meselâ: bir süt ana, süt vermiş olduğu kimseden nafaka almaya mütahik olmaz. Ve bunlardan biri vefat edince kendisine diğeri varis olamaz. Meğer ki başka bir cihetten nafakaya veya irse müstahik bulunsun. Hindiyye. Dürri Muhtar. [31]
275 - : Rezâ' sebebile nikâhları haram olan kadınlar, karabeti ne-sebbiye cihetile nikâhları haram olan kadınlar gibi şu dört sınıfa ayrılırlar :
(1) : Usûldür. Bunlar, bir kimsenin süt anası ve süt ana ve babasının neseben veya rezâan validelerile üânihaye caddeleridir.
(2) : Fürûdûur. Bunlar, bir kimsenin süt kızları ve süt evlâdının neseben veya rezâan kızlarile ilânihaye hafideleridir.
(3) Süt, baba ve ananın neseben veya rezâan cüzüleridir. Bunlar, bir kimsenin rezâan ana baba bir veya baba bir veyahut ana bir kız kardeşleri ile rezâan erkek veya kız kardeşlerinin neseben ve rezâan kızları ve ilânihayet hafideleridir.
(4) : Süt baba ve ana tarafından cedlerin neseben veya rezâan cü-zÜleridir. Bunlar da bir kimsenin rezâan ana, baba bir veya baba bir veyahut ana bir ammelerile halalarıdır.
Neseben baba ve ananın rezâan valideleri, caddeleri, ve kızkardeş-îeri ile amme ve halaları da bu dördüncü sınıfa dahildirler.
Binaenaleyh bir kimse, meselâ : neseben babasının süt kardeşini veya teyzesini nikâh edemez.
276 - : Yukarıdaki meseleden de anlaşıldığı üzere mür'zia = süt veren kadın, rezîin = süt emen gocuğun süt annesidir, kendisinden rezîi için süt hâsıl ettiği zevci de rezîin süt babasıdır.
iradi süt veren kadınla bu kocasının gerek neseben ve gerek rezâan evlâdı, süt emenin ana baba bir süt kardeşleridir. Ve bu süt verenin başka kocasından olan neseben veya rezâan evlâdı da- bu süt emenin ana bir
kardeşleridir.
Mezkûr kocanın süt veren zevcesinden başka zevcesinden olan ne-aeben veya rezâan evlâdı da bu süt emenin baba bir süt kardeşleridir. Bu kardeşlik, -rlebeni fahl» den neşet etmektedir. Faniden murat, kendisinin tekarrübünden dolayı süt husule gelmiş olan erkektir. 3u meseleye nikaha siebezü fahl meselesi» tesmiye etmişlerdir. Velhâsıl : bir çocuk, aütünü emdiği, içtiği kadının bu sütü, hangi erkeğin mukarenetinden rnün-bais ise o erkeğin de rezâan evlâdı bulunur. Haniyye. Hindiyye,
277 - : Bir kimBenin süt babasının neseben ve rezâan erkek ve kız kardeşleri o kimsenin süt amcalarile ammeleridir.
Kezalik mürzianın neaeben ve rezâan erkek ve kız kardeşleri Je rezün süt hal ve halalarıdır. Diğer karibeierini buna kıyas etmeli I.
278 - : Sütlü bir kadın, kocasından boşanıp da iddetini müteakip başka bir erkekle evlenerek ondan çocuk getirse, sütü bu ikinci kocasından olmuş olur. Fakat bu ikinci kocasından çocuk getirmemiş olunca sütü evvelki kocasınmdır. Binaenaleyh bu sütü emen bir çocuk, evvelki kocasının süt çocuğu sayılır.
« (Eimmei selâse ile Zahiriyyeye göre de «lebeni fahl» ile hürmeti nikâh sabit olur. Saîd îbni Müseyyebe, Ebu Seleme tbni Abdir'rahmane, Süleyman îbni Yesare, Nahaî ile Ebu Kiİâbe'ye, ve îmam Şafiîden bir kavle göre ise lebeni fahle itibar olunmaz. Bu, muharrim değildir. Çünkü rezâ, kadın tarafından olur, erkek tarafından olmaz. El'ımıgnî. Mec-maülenhür. Haniyye.)
(Hanbelî kitaplarından «El'znugnS» de deniliyor ki : bir boşanmış kadın, kendisini boşamış olan kocasından sütü mevcut olduğu halde baş-kasile evlense şu beş halden halî olamaz :
(1) : Birinci kocadan münbais sütih artıp eksilmeyip alâ hâlihî kalmış, ikinci kocadan da çocuk dünyaya getirmemiş bulunur. Bu halde süt, birinci kocaya aittir. Gerek ikinci kocadan hami mevcut olsun ve gerek olmasın. Bunda hilaf, malûm değildir.
(2) : Birinci kocadan nes'et eden şut, gerek artmış olsun ve gerek olmasın, ve gerek bir aralık kesilip sonra avdet etmiş bulunsun ve gerek asla kesilmiş bulunmasın. İkinci kocadan hami bulunmayınca süt, yine birinci zevce aittir.
(3) : Süt, gerek artsın ve gerek artmasın ye gerek kesilmiş olsun ve gerek olmasın ikinci zevçten çocuk dünyaya gelince süt, yalnız bu ikinci zevce ait bulunur. Çünkü ikinci kocadan vilâdet vukuuile birinci kocadan nıütehassil süt, kesilmiş olur. Çocuğun süte ihtiyacı, bu sütün birinci
rovcten olmasına manidir. İmamı âzam ile îmam Safînin kavileri böyledir.
(4) : Birinci zevçten hâsıl olan süt, bakî olmakla beraber ikinci zevc- olan hami sebebile artmış bulunur. Bu halde süt, her iki zevöden ol- olur. İmamı azama göre ikinci zevcden vilâdet vaki olmadıkça bu, yine birinci zevce aittir. İmam Şâfiîye göre ise eğer hami, sütün incesine sebep olacak bir hale daha gelmemiş ise bu süt, birinci zevce aittir. Fakat sütün inmesine sebep olacak bir hale gelip de bu sebeple miktarı artmış ise bu halde iki kavi vardır. Bir kavle göre bu süt, yine birinci zevcindir. İkinci kavle göre do bu süt, her iki zevce aittir.
(5) : Birinci kocadan mütehasâil «üt, kesilip »onra ikinci kocadan olan hami ile toplanmıya başlanmış bulunur. Eu halde süt, Ebubekre göre yine iki kocaya aittir. Çünkü süt, esasen birinci kocaya ait idi, hamlin zuhurile avdet etmiş, tekrar nebeana başlamış olacağından bu süt, her iki kocaya izaf edilir. İmam Şafiînin kavilerinden biri de böyledir. Ebüi'-hatabm ihtiyarına göre ise bu süt, ikinci kocaya aittir. İmam Şafiînin bir kavli de böyledir. îmamı azama göre ise bu süt, ikinci zeveden vilâdet vukua gelinceye kadar birinci zevce aittir. Çünkü hami, flütü iktiza etmez, belki süt, velâdet zamanında çocuğun ihtiyacına mebni yaratılır.)
279 - : Yukarıdaki meselelerden de münfehim olduğu üzere karabeti nesebiyyeden dolayı nikahlan memnu olan kadınların rezâ'dan dolayı da nikahlan memnudur. Her ne kadar fıkıh kitaplarında bazı müstesnalar mezkûr ise de bunlar, haddi zatında birer istisnai münkaü teşkil ediyorlar, rezâ' hususundaki hürmetin umumiyetine münafi değildirler.
Bu müstesnalar, şu aşağıdaki dokuz sınıftan ibarettir :
(1) : Kız ve oğlan kardeşlerin analarıdır ki bunlar, neseben er ve kız kardeşlerin süt analan ve süt kardeşlerin neseb veya rezâ' cihetile valdeleridir.
Meselâ: Zeyd, neseben er kardeşi Amr'in rezâ'an anası Hindden süt emmiş olmayınca Hindi .tezevvüc edebilir. Halbuki bir erkeğin neseben kardeşinin neseben validesi, kendisinin öz veya üvey validesi olacağından nikâhı caiz değildir.
(2) : Evlâdın kız kardeşleridir ki bunlar, neseben evlâdın rezâ'an kız kardeşlerile bunların kızlarıdır. Halbuki bir kimsenin neseben evlâdının neseben kız kardeşi, kendisinin ya kızı veya rebîbesi = üvey kızı olacağından nikâhı caiz değildir.
(3) : Evlâdın ceddeleridir ki bunlar, neseben evlâdın rezâ'an cedde-leri ve rezâ'an evlâdın neseben veya diğer mürziadan rezâ'an ceddeleridir. Halbuki bir kimsenin neseben evlâdının neseben ceddeleri, kendisinin ya anası, veya kain validesi olacağından aralarında nikâh caiz değildir.
(4) : Amcaların ve ammelerin valideleridir ki bunlar, neseben amca veya ammenin rezâ'an valideleri ve rezâ'an amca veya ammelerinin rezâ'an valideleridir. Halbuki bir kimsenin neseben amca veya ammesinin neseben validesi, kendisinin öz veya üvey caddesi olacağından nikâhı caiz değildir.
(5) ; Dayıların ve teyzelerin valideleridir ki bunlar, neseben veya rezâ'an dayı ve teyzen'n süt valideleridir. Halbuki bir kunüonjn nebuuun dayı veya teyzesinin neseben validesi, kendisinin ana bir ceddeai olacağından nikâhı caiz değildir. Nitekim bir kimseye süt ameasiie ammesinin ve süt dayısiie teyzesinin neseben validelerini nikâh da haikl değildir. Çünkü bunlar, o kimsenin ya rezâ'an ceddesi veya rezâ'an ceddinin ülger zevcesidir.
(6) : Evlâdın ammeleridir ki bunlar, neseben evlâdın rezâ'an ammeleri ve rez'an evlâdın neseben veya diğer mürziadan rezâ'an ammeleridir. Halbuki bir kimsenin neseben evlâdının neseben evlâdının neseben ammesi, kendisinin kız kardeşi olacağından nikâhı müebbeden haramdır.
(7) : Evlâdın ammelerinin kızlarıdır ki bunlar, neseben evlâdın süt ammelerinin kızlan ve süt evlâdın neseben veya rezâ'an ammelerinin kızlarıdır. Halbuki bir kimsenin neseben evlâdının neseben ammesi kızı, ken dişinin kız kardeşinin kızı olacağından nikâhı ebediyen memnudur.
(8) : Evlâdın kız kardeşlerinin kızlarıdır ki bunlar, neseben evlâdın rezâ'an kardeşlerinin kışları ve rezâ'an evlâdın neseben veya rezâ'an kardeşlerinin kızlardır. Halbuki bir kimsenin neseben ey&dmm neseben kız kardeşleri kızı, kendisinin veya menkûhesinin hafidesi olacağı cihetle nikâhı müebbeden haramdır.
(9) : Evlâdın evlâdının valideleridir ki, bunlar, neseben evlâdın rezâan evlâdının neseben veya diğer mürziadan rezâ'an valideleridir. Bunların nikâhları caizdir. Halbuki bir kimsenin neseben evlâdının neseben evlâdının validesi, oğlunun .menkuhesi olacağından kendisine nikâhı müebbeden haramdır. FtJml'kadir. Bahri Râik. Reddi Muhtar. Dürri Münteka.
Bu esaslar üzerine aşağıdaki meseleler, tefemi eder :
280 - : Süt ana ile süt babanın akribası, süt evlâdın da akribasıdır. Fakat süt evlâdın menkuhesile evlât ve ahfadından bagka akribası, süt ana ile süt babanın akribası değildir.
Binaenaleyh bir kadın, süt oğlunun neseben babasile, dedesile veya kardeşüe evlenebilir.
Kezalik bir kimse, neseben baba bir kardeşinin ana bir kız kardeşini tezevvüc edebileceği gibi neseben kardeşinin süt kız kardeşini de te-zevvüc edebilir.
281 - : Bir kadının emzirdiği bir çocuk, o kadının hiçbir oğlu ile veya kızı ile evlenemez. Bunların, arasında süt kardeşliği vücude gelmiş olur. Fakat bu çocuğun emzirilmeyen diğer kardeşleri, o kadın ile ve onun evlâdile evlenebilirler.
282 - : îki kadından her biri, diğerinin bir çocuğunu emzirdiği takdirde yalnız bu çocuklar arasında hürmet sabit olur. Şöyle ki :
Meselâ.: Hindin iki kızından yalnız biri Zeynebden aut emsc, Zeync-bin de yalnız bir oğlu Hindden aüt emse Hind ile Zeynebin diyor kızları, oğulan arasında - başka bir mâni yok ise - nikâh caiz olur. Kak'at bu süt emenler arasında caiz olmaz.
283 - : Rezâ1, zamanın ve mekânın ihtilâfile muhtelif olmaz.
Binaenaleyh bir kadının meselâ: yirmi otuz sene mukaddem doğurmuş olduğu çocuklarile yirmi otuz sene sonra süt vermiş olduğu çocuklar arasında süt kardeşliği tahakkuk eder.
Kezalik : dari islâmda vukubulan bir rezâ' ile dari harbde vuku bulmuş olan bir rezâ1 arasında da fark yoktur,
284 -:Bir çocuğun müteaddit süt anaları olabilir. Hattâ bir çocuğa iki kadının biribirine karıştırılmış olan sütleri içirilmiş olsa yine aralarında rezâ' hükmü sabit olur. Gerek sütlerin miktarları müsavi olsun ve gerek olmasın. Çünkü cins, cinse galip olmayacağı cihetle bunlarda galibiyete, müsavata bakılmaz.
« (Fıkhı Mâlikîde deniliyor ki : iki kadının mahlut sütile hürmet sabit olur.'Miktarları müsavi olsun olmasın. Fakat kadının.sütü su ile, bal, yağ, veya taam ile veya hayvan südile mahlut olunca bakılır : Eğer kadının sütü galip ise hürmet sabit olur ve illâ olmaz.)
286 - Rezâ' ile hürmeti müsahere de sabit olur.
Binaenaleyh bir kimse, sütoğlunun boşadığı zevcesini, metrûkesini nikâh edemez. Bir kadın da süt lnnmn kocasile evlenemez. Çünkü bunlar, süt kain peder, süt kain valide bulunmuş olurlar.
286 - : Bir kadın, kendisinin henüz çocuk bulunan ortağım emzirse ikisi de zevce haram olur. Bu takdirde o kadın baklandaki hürmet, mu-ebbeddir. Artık o zevcile bir daha evlenemez. Çünkü onun kain validesi olmuş olur. Çocuğa gelince eğer mür'ziası olan o kadın, zevcinin medhu-
lün bihası ise kendisi de o zevce müebbeden haram olur. Fakat medhu-lün bihası değilse müebbeden haram olmaz, o zevç ile nikâhlarını tecdit caiz bulunur.
287 - : Bir kimse, kendi kızının veya herhangi bir kız- kardeşinin süt verdiği bir çocuk ile evlenemez. Böyle bir çocuk nikâhı akında bulunsa hemen müebbeden hürmet vaki olur. Çünkü nikâha arız olan rezâ' dahi sabıkan mevcut imiş gibi zevciyetin devamına mani olur.
288 - : Bir kimse, zevcesinin süt kızını veya süt anasını şeh«tle messetse zevcesi kendisine haram otur. Çünkü şehvetle mes ve t&khil, hürmeti musahereyi mucib sebeblerdendir.
289 - : Zinadan hâsıl olan süt ile de hürmeti müsahere sabit, rezâ hükmü carî olur. Binaenaleyh bir kimse, kendi mezniyesinin süt kızını nikâh edemez. Bu kız, o.kimsenin usul ve füruuna da haram olmuş olur.
290 - : Rezâ' iie hürmetin sübutü için süt ananın rnalûmiyetİ lâzımdır. Binaenaleyh bir kızı veya bir oğlan çocuğunu bir karyenin birçok kadınları emzirmiş oldukları halde bunlar alettaym bilinmeyip bu hususta bir emare de mevcut olmasa bu kız veya oğlan, başka bir mani bulunmadığı takdirde o karye ahalisinden harhalde birisile evlenebilir.
291 - : Şek ile hürmeti rezâ', tahakkuk etmez. Binaenaleyh sütü bulunmayan bir kadının memesini ağzına almış olan bir çocuk hakkında rezâ' hükmü sabit olmıyacağı gibi sütü mevcut olduğu halde çocuğun ağzına süt gidip gitmediğini malûm bulunmadığı takdirde de rezâ', hükmü sabit olmaz. Bedayi. Hindiyye, Dürri Muhtar.
« (Malikîlere göre de haram bir mukarenetle vücude gelen bir süt İle hürmeti rezâ, sabit olur. Velev ki bu mukarenetle neseb sabit olmasın.
Meselâ : zina ile, gasb veya dördüncü zevce üzerine alınan beşinci bir kadıa ile veya başkasının nıu'teddesiie veya nikâhları haram olan kadınlardan herhangi birile bile bile vukubulan bir mukarenet üzerine neseb sabit olmaz. Fakat bu mukarenetten husule gelen süt ile hürmet sabit olur. imam Mâlikin son içtihadı bu veçhiledir. İlk içtihadına nazaran neseb sabit olmayınca rezâan hürmet de sabit olmaz.)
(Şafiîlere göre de nikâhı fâsidden, şüphe ile vukubulan mukarenetten mütevellit süt ile hürmeti rezâ sabit olur. Fakat zinadan müte-hassil süt ile zanî hakkında hürmeti rezâ sabit olmaz. Binaenaleyh bu halde süt emen, mür'zianın süt çocuğu olursa da zaninin olmaz. Şu kadar var ki bir kimse için mezniyesinin kendi mukarenetinden hâsıl olan sütiie emzirilmig olan bir kızı nikâh etmek mekruhtur.
Şafiî mezhebine göre de şek ile hürmeti rezâ', sabit olmaz. Meselâ: çocuğun beş defa süt aldığında veya bu beş defanın iki sene hitamından evvel yukubulduğunda şek edilse hürmeti rezâ', tahakkuk etmez. Şu kadar var ki bu halde ihtiyata riayet evladır. Tuhfetül'muhtaç.)
(Hanbelî fukahası da diyorlar ki : rezâ'ın vukunda veya adedinde şek edilse bununla rezâ' hükmü sabit olmaz. Belki yakine itibar olunur. Çünkü asi olan, rezâ'ııi ademidir. Şu kadar var ki, gübühatın terki evlâ olduğundan "bu halde diyaneten tevakki icab eder?
Kezalik : erkeklerin ve koyun, ke£i gibi sair zî hayatın sütlerile rezâ' hükmü sabit olmıyacağı gibi hünsayı müşkilin Büdile de bu hüküm sabit olmaz. Çünkü bunun kadın olup olmadığı meşkûktür. KegşafuTkı-nâ\)[32]
292 - : Rezâ'ın sübutü beyine ile olacağı gibi ikrar ile de olabilir. Şöyle ki: rezâ' hakında zevcin ikrarı muteberdir. Maamafih Bilâ
İsrar vaki olan ikrarından riicuu da muteberdir. Çünkü rezâ' mahalli hatadır, bunda tenakuz carî olmaz.
Binaenaleyh bir kimse, zevcesile aralarında süt bulunduğunu mu-sirren ikrar etse araları tefrik olunur, artık bundan sonra vukubulacak inkâr ve rücuu faide vermez. Fakat ısrar etmeksizin ikrar edip bilâhare hata veya vehm ettiğini iddia etse beyinleri tefrik olunmaz.
293 - : Rezâ'a dair ikrarda sebat ve İsrar etmek: "Dediğim doğrudur, sahihtir, sabittir, bu hususta bence şek yoktur" demek gibi bir suretle olur. Yoksa ikrarı vâkıı mücerred tekrar etmek,, bilâhare rücua mani olmaz.
294 - : Bir kimse, bir kadınla aralarında süt bulunduğunu ikrar edip de muahharan tevehhüm etmiş olduğunu bü'ifade nefsini tekzip ey-lese o kadın ile evlenebilir. Fakat bu ikrarında evvelce ısrar etmiş ise evlenmesi caiz olmaz. Şayet evlenecek olursa araları tefrik olunur.
Bir erkek île bir kadın, böyle bir ikrarda bulunup da bilâhare kendilerini tekzip ettikleri takdirde de hüküm böyledir.
295 - : Keza' hususunda zevcenin ikrar ve İsrarına itibar olunmaz.-
Binaenaleyh bir kadın, kocasile . aralarında süt bulunduğunu ikrar etse veya süt bulunduğunu nikâhtan evvel ikrar etmiş olduğunu iddia eylese bu süzü kabul olunarak aralarını tefrik olunmaz. Şu kadar var ki, bu kadın bu ikrar ve iddiasında sadık ise zevcine nefsini temkin etmesi caiz olmayacağından tefrika çare araması diyaneten lâzım gelir.
296 - : Beyyineye = şahadete gelince rezâ'da nisabı şahadet, âdil olmak şartile iki erkek veya bir erkekle iki kadındır. Bunların şaahdet-Ierile rezâ sabit olur. Fakat bu hususta bir âdil erkeğin veya yalnız iki veya daha ziyade kadının şahadetleri kabul olunmaz.
297 - : Bir kadın, zevç ile zevceden her birine süt vermiş olduğuna şahadet etse bununla rezâ sabit olmaz. Velev ki haizi adalet olsun. Lâkin bu şahadet üzerine zevceynin tenezzühen müfarakati evlâdıdır.
Anıma zevç ile zevce, bu şahadeti tasdik ederlerse aralarındaki nikâh, fâsid olur. Bu halde tekarüb vuku bulmamış ise mehr, lâzım gelmez. Şayet zevce tekzib ettiği -halde zevç tasdik etse nikâh yine fâsid o-lur. Fakat bu surette mehr, sakıt olmaz. Bilâkis zevç, tekzib ettiği halde zevce tasdik^ eylese nikâhları bali üzere kalır. Şu kadar var ki zevcini tahlife hakkı olduğundan ledel'istihlâf zevç, yeminden nükûl ederse aralarına tefrik lâzım gelir.
298 - : Rezâ' hakkında şahadeti hisbe de carîdir. Binaenaleyh şahitler, zevç ile zevce arasında rezâ'ın vukuna dair dâva sebk etmeksizin gahadette bulunabilirler. Hâkim, bu şahadet üzerine tefrika hükmeder.
299 - : Rezâ'a şahadetle zevceyn arasında hemen firkat vaki olmaz- Belki hâkimin tefrikine lüzum vardu. Çünkü bu şahadet, bir hakkın iptalini mutazamnıın olduğundan hükme muhtaçtır. Meğer ki, zevceyn, mütareke etsinler.
300 - : Zevç ile cevcenin rezâ1 hakkındaki ikrarları beyyine ile ispat edilebilir. Bu ispat üzerine beyinleri tefrik edür.
301 - : Vaki olacak bir şahadet üzerine zevç ile zevcenin araları tefrik edilince tahkik edilir : Eğer aralarında tekarrüb vukubulmuş ise zevce, tesmiye edilmiş olan mehrile mehri mislinden hangisi az ise ona müstahik olur. Tekarrüb vuku bulmamış, ise mehr namına bir şeye müs-tahik olmaz. Kaniyye. Hindiyye. Reddi Muhtar.
« - (Malikîlere göre rezâ'ın vukuunda mükellef olan zeve ile zevce ittifak edince nikâhları f-eshsdilir. Bu halde zevce, medhulün biha ise mehri müsemmasına, mehri müsemması yok ise mehri misline müstahik olur.
Kezalik: Ve ceynden herhangi birinin rezâ'i kablel'akt ikrar etmiş olduğuna dair ikame edilecek beyyine île nikâhları fesh olunur. Bu takdirde rezaı yalnız zevce ikrar etmiş ise bakılır: gayrı methulun biha ise mehre ve saireye müstahik olmaz, methulun biha ise garre sayılarak yalnız nt'ı dinara müstahik olur.
«Gârre» : aybım veya başkasının mu'teddesi olduğunu sakhyarak hatibini aldatan, nikâhına mani olan halini saklıyan kadın demektir ki, nikâhı duhulden sonra fesh edilince yalnız bir dinarın dörtta birine müstahik olur.
Kezalik: zevç, nikâhtan sonra zevcenin inkârına mukarin bilâ beyyine rezâi iddia ederse nikâh, fesh edilir. Bu halde kadın, medhulün biha değilse mehri müsemmasımn yarısına müstahik olur. Çünkü zevç, bu id-diasile müttehem olduğundan kendisini mükezzib bulunan zevcesinin bu hakkını iskat edemez:
Fakat zevce, zevcinin inkârına mukarin akdi nikâhtan sonra duhulden evvel veya sonra, rezâ' iddiasında bulunursa bununla nikahlan reahedilemez. Zira kadın, bu suretle nefsini zevcinden ayırmak için bir biyleye tevessül etmiş olmakla müttehem bulunur.
Şayed zevç, bu iddiaya mebni iftiraka muvafakat ederse kadın, duhul vukubutm&mıs ise mehr namına bir geye müstahik olmaz.
Nikâhları velîlerinin iznine mütevakkıf bulunan çocukların veya bakir kadınların ebeveyni veya ebeveyninden biri, bunların hakkında süt bulunduğuna dair ikrarda bulunmuş olsa bakılır: Eğer bu ikrar, kab-lel'akd vuku bulmuş ise akdi nikâha müsaade edilmez, buna rağmen nikâh akdedilecek olsa fesh edilir. Fakat bu ikrar, akdden sonra vuku bulmuş ise makbul olmaz.
Büyük olan erkekler Üe dul bulunan büyük kadınlar hakkında ba-balarüe analarının ikrarları ise iki ecnebinin ikrarı mesabesindedir. Binaenaleyh bu ikrarlar ile nikâhları fesh edilemez. Gerek akidden evvel •V ve gerek sonra vukubulmuş. olsun müsavidir. Şu kadar var ki, bu halde nikâhtan ictinab edilmesi tenzahen müstahabdır.
Keza' hususunda nisabı şahadete gelince rezâ, iki âdil erkeğin şa-hadetlerile sabit olur. Fakat bir erkek ile bir kadının veya iki kadının rezâ1 hakkındaki iddiaları kablel'akd. nâs arasında şayi ise bunların bu veçhile şahadetlerile de rezâ' sabit olur. Velev ki bunlar, nikâhları velîlerinin iznine mütevakkıf bulunmayan zevç üe zevcenin ebeveyni bulunsun. Ve bu şüyu takdirinde bu şahitlerde adalet de bazı fukaheya göre şart değildir.
Amma yalnız bir kadının iddiası, evvelce şayi de bulunsa bunun şa-hadetile rezâ' sabit olamaz. Velev ki haizi adalet bulunsun. Şu kadar var ki, bu gibi ikrarlara, şahadetlere b,inaen akdi nikâhı terk etmek te-nezzühen mendubdur. Minehütcelîl. Fethül'alâ.)
(Şafiüere göre de zevç, rezâ'ı ikrar ederse zevcesile aralan tefrik olunur. Zevce ikrar ederse bakılır: Eğer zevci inkâr ediyorsa bu kadını kendi rızasüe aldığına yemin ettiği takdirde tasdik olunur. Yemin etmediği takdirde ise -esah olan kavle nazaran- zevce, kendi ihtiyarile bile bile nefsini temkin etmemiş ise tasdik edilir. Çünkü iddiası, ihtimal dahilindedir.
Rezâı inkâr eden taraf, nefyi ilme yemin eder. Zira bu, başkasının fi'Iine ait bir yemindir. Rezâı iddia eden kimse işe betate yemin eder. Çünkü bununla başkasının hakkını ispat etmiş olacaktır.
Şahadete gelince rezâ, iki erkeğin, bir erkek ile iki kadının ve yalnız dört' kadının şahadetlerile sabit olur. Bu sabitler, rezâın vaktini, adedini, ve her defasında çocuğun cevfüne sütün gitmiş olduğunu zdkr etmelidirler.
Sütün cevfe gitmiş olması, zannı kavî ile veya süt verilmesini müşahede ile anlaşılır.
Mürzianın şahadeti, başkalarile beraber olunca muteberdir. Meğer ki rezâ mukabilinde ücret talep etsin. O halde müttehem olacağından şahadeti makbul olmaz. Tuhfetül'muhtac.)
(Hanbelîlere göre zevcin rezâa dair ikrarından sonra hata iddiası herhalde kabul edilemez. Fakat zahiri halin tekzip ettiği bir ikrara da iî ibar olunamaz. Binaenaleyh bir kimse, kendisinin validesi * veya kızı olamayacak bir yaşta bulunan bir kadın hakkında «Bu benim süt ananıdır veya süt kızımdır» dese bununla hürmeti rezâ 3abit olmaz. Çünkü bu halde kizbi müteyekkandır.
Kezalik: reza hususunda zevcenin kavli mücerredi makbul değildir. Binaenaleyh bir kadın, * kocası hakkında «Bu benim süt kardeşimdir» dese beyyinesi bulunmadıkça nikâhları hükmen devam eder.
Hanbelî mezhebinde rezâın şahadetle sübutu hakkında muhtelif kaviler vardır. Şöyle ki: bir kavle göre yalnız mürzianın veya âdil bir şahsın şahadetile rezâ sabit olur. Bu hususta ne şahide, ne de meşhudun lehe yemin tevcih edilmez. Tavusa,Zührîye göre yalnız mürzianın şahadeti makbuldür. İmam Ahmedden diğer bir rivayete göre iki kadından noksanın şahadeti makbul değildir. Hakem de buna kaildir. İmam Ahmedden üçüncü bir rivayete göre rezâ hususunda bir kadının şahadeti yeminile beraber makbuldür. îshak da buna kail olmuştur. Ata'ya, Katade'ye göre ise bu hususta dört kadından noksanın şahadetleri kabul olunmaz. Elmugnî, Neylül'meârib.) [33]
302 - : Malûm olduğu üzere insanlar, sair mahlûkat arasında büyük bir imtiyaza mâliktirler. Hüsni takvime mazhar olan beşeriyet, maddî ve manevî bir takım kuvvetler ile mücehhezdir. Bu cihetle insanların şahsiyetleri de, maddî ve manevî varlıklarından cüz' olan her şey de büyük bir kıymeti haizdir. İşte insan sütü de bu cümledendir.
Binaenaleyh şeriati islâmiyyede rezâ meselesine büyük bir ehemmiyet verilmiş, rezâ ile insanlar arasında bir nevi karabet ve merbuti-yet tesis edilmiş, bu vesile ile de insanlar arasında cereyanı pek matlûp olan teavün ve tesanüt umdesi, bir yeni inkişafa nail olmuştur.
Maahaza bir çocuğun neseben validesi giİtf süt annesi de neşvü nemasına hadimdir. Bu süt vasıtasile aralarında bir cüz'iyet vücude gelir, bir cismanî münasebet teessüs eder, zevali kabil olmayan ruhî, manevî bir alâka tahakkuk etmiş olur. Artık mürzia, çocuğun hayatına, kuva-sının tenmiyesine hizmet etmiş- olacağından her veçhile hürmete lâyıktır, çocuğun ihtirama şayan validesidir. Bu halde mür'ziamn akribası da çocuğun akrabasıdır.
İşte bu gibi esbab ve mesaîihten dolayıdır ki, şeriati islâmiyyede rezâ' ile hürmeti müebbede vücude gelmiş, aralarında süt bulunan muayyen kimseler arasında hilli nazar, hürmeti nikâh gibi bazı karabet hükümleri teessüs etmiştir.
303 - : Rezâın esbabı tahrimden olduğu, nassı kur'an ile, ve nazmı kur'anın delâletile sabit olduğu gibi bu husustaki tahrim, ahadisi şerife ile de musarrah, müekked bulunmuştur. Bundan nâşidir ki, rezâ ile hürmetin sübutu meselesinde beyne!'müctehidîn bir ittifak mevcuttur.
Maahaza şunu da ilâve edeüm ki, bir zaruret olmadıkça öyle onun ounun çocuğuna süt vermemeli, verince de unutulmaması için bir yere kayd edivermelidir.
Hele rezâ müddetinden sonra herhangi bir çocuğu emzirmek, mubah değildir. Çünkü süt, insanın bir cüz'i mesabesindedir. Onunla bilâ zaruretin intifa caiz görülemez.
Süt annenin intihabı hususunda da basiret üzere hareket, lâzımdır.
Fıkıh kitaplarında ve bilhassa «NeylüTmeârib» ile «KeşşafüTkma» da deniliyor ki: Bir çocuğun müşrikeden, zimmiyyeden, fâcireden. ham-kadan, sui ahlâk sahibesinden, zenciyyeden, cüzamh, beresli kadınlardan, behimeden süt emmesi, bunların sütlerile beslenmesi mekruhtur.. Çünkü rezâ, tabiatleri tegyir eder, mürziadaki â'razin çocuğa tesirinden korkulur.
Velhâsıl: süt hususunda uyanıkça hareket etmeli, bunu suiistimale uğramaktan korumaya çalışmalıdır. [34]
304 - : Sıhriyyet de nikâha manidir. Şöyle ki: müsaheret sebebile nikahlan müebbeden haram olan kadınlar, şu dört sınıfa ayrılır:
(1) : Abâ ve ecdadnı zevceleridir. Bunlar, üvey analar ve üvey ced-deleridir.
Binaenaleyh bir kimseye kendi babasının ve baba, ana tarafından dedelerinin zevceleri müebbeden haramdır. Gerek tekarrüb vuku bulmuş, olsun ve gerek olmasın.
(2) : Gelinlerdir. Bunlar, evlât ve ahfadın alePitlâk zevceleridir. Binaenaleyh bir kimse, kendi oğlunun veya hafidinin boşanmış veya dul kalmış plan zevcesile müebbeden evlenemez. Gerek mukarenet bulunmuş olsun ve gerek olmasın.
(3) : Kain validelerdir. Bunlar, zevcenin validesile baba ve anası cihetinden ilânihayet ceddeleridir.
Binaenaleyh bir kimseye kendi kain validesi veya kain validesinin veya kain pederinin valideleri müebbeden haramdır. Zevce, medhulün-biha olsun olmasın.
(4) : Üvey kızlardır. Bunlar, zevcenin kızlarile evlât ve ahfadının kızlarıdır. Şu kadar var ki, bu sınıfta tekarrüb veya şehvetle mes lâzımdır.
Binaenaleyh bir kimse, kendisine tekarrüb etmiş veya kendisini şehvetle mes eylemiş olduğu zevcesinin kızlarile veya hafidelerile müebbeden evlenemez. Bu kızlar, kendisinin gerek hicr ve terbiyesinde bulunmuş olsunlar ve gerek olmasınlar.
Fakat bir kimse, henüz tekarrüb veya mes bulunmadan boşanan veya vefat eden zevcesinin kızile veya hafidesile evlenebilir.
Aşağıdaki meseleler, bu müsaheret esasına'müstenittir:
305 - : Sıhriyyet sebebile haram olan kadınlar, neseb cihetüe haram oldukları gibi rezâ cihetile de haram bulunurlar.
Binaenaleyh bir erkek için zevcesinin neseben validesile, ceddesile; kızile, hafidesile evlenmek caiz olmadığı gibi zevcesinin süt validesile, ceddesile, kızile ve hafidesile de evlenmek caiz değildir. Şu kadar var ki, zevcin süt kızile, hafidesile nikâhın caiz olmaması, zevcenin medhu-lün biha olması halindedir.
306 - : Alel'itlâk, yani: sahih veya fâsid nikâh ile veya zina tari-kile vukubulan mücameat ile hürmeti müsahere sabit olacağı gibi şehvetle yapılan mes, takbil veya muanaka ile veya eehazı tenasülün da-lıiline nazar üe de sabit olur. Bunların meşru bir surette vukuile gayri meşru bir surette vuku arasında hürmeti müsahere itibarile fark yoktur.
Meselâ: bir kimse, mücerret şehvetle takbil etmiş olduğu zevcesinin vefatından sonra diğer zevcinden olan kızile evlenemiyeceği gibi şehvetle takbil ettiği bir ecnebiyenin kızile de izdivaç edemez.
307 - : Şehvetle vaki olan mes ve takbil veya nazarın hürmeti mü-sahereyi husule getirmesi hususunda âmiden vukuile nasiyen vukuu ve mükrehen veya naimen vukuu arasında fark yoktur. Bu babda sâhî ile sekran, baliğ ile mürahik, âkil ile mecnun da müsavidir. Bu gibi sebeplerden birinin vukuu ânında şehvetin iki taraftan birinde bulunması kâfidir. Şu kadar var ki, şehvetle mes halinde hürmeti müsaherenin husulü için harareti hisse mani olacak bir hâilin bulunmaması lâzımdır.
Binaenaleyh mes edilen uzuv, harareti hissedilmeyecek derecede kalın bir sevb ile kapalı bulunsa bu mes ile hürmeti müsahere sabit olmaz.
308 - : Hürmeti müsaherenin tahakkuku için kadının berhayat ve müştehat olması da lâzımdır. Dokuz yaşındaki kızlar, müştehat iseler-de madunî müştehat değildirler. Son derece ihtiyar kadınlar, hükmen rnüştehattırlar.
Kezalik: bu hususta erkeğin de emsali mücamaata muktedir olabilecek bir yaşta bulunması lâzım gelir.
309 - Mes veya takbilin şehvetle vukuunu kadm iddia ettiği halde zevç inkâr eylese zevç, zahiri hal kendisini tekzib etmedikçe tasdik olunur. Çünkü hürmetin sübutunu münkirdir. Mes ve takbil, gerek zevç ve gerek zevce tarafından vuku bulmuş olsun.
310 - ;. Hürmeti müsaherenin sebepleri hakkındaki ikrara dair şahadet, makbul olduğu gibi mezkûr sebeplerin vukuuna bizzat şahadet de makbuldür. Çünkü bu esbabın vukuuna ıttıla, mümkündür.
311 - : Hürmeti müsahere sabit olunca zevcin zevcesini kavlen terk etmesi lâzım gelir. Şayet terk etmezse hâkim, beyinlerini tefrik eder. Zira hürmeti müsahere ile nikâh, mürtefi olmayıp fâsid olacağından mütarekeye ve ademi takdirinde hâkimin tefrikine lüzum görülür. Mütareke veya tefrik bulunmadıkça kadının başkasile izdivacı caiz olmaz. Be-dayî, Hindiyye, Dürer, Reddi Muhtar.
Bu meseleler, Hanefiyyeye göredir.
« (Mâlikîîere göre de nikâh ile hürmeti müsahere sabit olacağı gibi akidden ve aüphei akidden mücerred olan gayri meşru mukarenetler ile de hürmeti müsahere kısmen sabit olur. Binaenaleyh bir kadının zinadan mütevellit kızı zaniye ve zaninin usul ve füruuna haram olur.
Kezalik: Zâninin neseben kızı, zinasından mütevellit oğluna haram bulunur. Fakat zaniyenin zaniden olmayan neseben kızı ve başkasının tekarrübünden mütehassil süt ile emzirdiği rezâan kızı, zahi'ye haram olur mu?. Keza zaniyenin validesi, ceddesi, zâniye ve zâninin evlât ve ahfadına haram olur mu?. Keza zaniyenin bizzat kendisi, zâninin usul ve füruuna haram olmuş olur mu?. Bunlar da hılâf vardır. Bir kavle göre haram olur. Diğer bir kavle göre bunda kerahet vardır. Bir kavle göre de haram olmaz, esah olan da budur.
Yine Mâlikîîere göre bir kimse, zevcesi zannile, meselâ: karanlık bir gecede yanlışlıkla zevcesinin kızile mücameatte bulunsa zevcesi kendisine -kavli meşhure nazaran- haram olur. Bu iştibah, bir mâadret teşkil etmez. Şayet mukarenette bulunmayıp da istilzazda bulunsa, meselâ: ellerini şehvetle tutup sıksa yine -meşhur kavle nazaran- hürmet sabit olur. Fakat Mazerîye ve Fâkihaniye göre hürmet sabit olmaz. Bu hususta daha bir çok akval vardır.
Kezalik: bir kimse, zevcesinin oğlu ile fi'Ü senide bulunsa, eimmei selâseye göre zevcesi kendisine haram olmaz. Fakat tmam Ahmede göre bu faziha, zevce hakkında hürmeti müstelzim olur. Minehül'celîl.)
(Şafiîlere göre hakikî zina ile müsaheret sabit olmaz. Çünkü zani ite mezniyye arasında ecnebilik vardır. Bu mukarenetle neseb ahkâmından ne tevarüs, ne de saire sabit olamaz. Mai sifaha itibar yoktur.
Binaenaleyh zanî, mezniyyesine mukarenetinden mütevellit kızı alabilir. Mezniyyesinin usulü de, fusuH de, yani: füruu da kendisine halâl olur. Şu kadar var ki, bu husustaki hilafı fukahadan kurtulmak için bunlardan birile evlenmekten kaçınmalıdır. Böyle bir nikâh, mekruhtur.
Fakat mezniyye ile zinadan mütevellit çocuğu arasında neseb, irs, hürmeti nikâh sabit olur. Bu hususta bütün müctehitler, müttefiktirler. Çünkü bu çocuk, mezmyyeden bir insan olarak infiaal etmiş, onun bir cüz'ü bulunmuştur. Zaninin nutfesi ise böyle değildir.
Kezalik: mubah surette vukubulan devaii mukarenet ile de -ezher olan kavle nazaran- hürmeti müsahere sabit olmaz.
Binaenaleyh bir kimse, zevcesini şehvetle lems veya takbil etse yalnız bununla hürmeti müsahere tahakkuk etmez. Çünkü bunlar, id-deti icab etmediğinden hürmeti müsahereyi de mucib olmaz. Diğer bir kavle göre ise bunlar da telezzüz itibarile mukarenet hükmündedirler.
Amma mecnunun zinasile hürmeti müsahere sabit olur. Çünkü onun gayreti meşru mukareneti, yalnız sureten zinadır, hakikaten zina değildir.
Kezalik : şüphe ile vukubulan bir mukarenet ile de hürmeti müsahere tahakkuk eder. Bu şüphe gerek erkek ve gerek kadın tarafında bulunsun.
Meselâ : bir erkek, bir kadına zevcesi zannederek veya nikâhı fâsid ile tekarrub etse aralarında hürmeti müsahere sabit oiur, fakat mah-remiyyet hâsıl olmaz.
Ekseri fukahaya göre bu hususta erkeğin şüphesi muteberdir. Kadınm şüphesi muteber değildir. NihayetüTmuhtaç, Haşiye: Reşidî, Ki-faye Alel?hidaye. Mebsutı Serahî.)
(Hanbelî fukahasına gelince onlara göre mukarenetler, şu üç kısma ayrılır :
(1) : Mubah olan mukareneüer. Bunlar, sahih nikâh ile veya mülki yemin ile olan mücameatlerdir. Bunlar ile bil'icma hürmeti mü-sahere sabit olur.
(2) : Şüphe ile vuku bulan mukarenetler. Bunlar, nikâhı fâsid ile, şirai fâsid ile, veya zevcesi, cariyesi olmak zannile vuku bulan müca-meatlardır. Bunlar ile de bil'icma müsaheret sabit olur. Eimmei erbaa ile Evzaînin, Sevrînin mezhepleri böyledir. Şu kadar var ki, bu kısımda mahremiyyet vücude gelmez, yani : erkek, kendisine nikâhı haram olan kadına mahrem olmaz, o kadına mahremi imiş gibi bakamaz.
(3) : Mahza haram olan mukarenetler. Bunlar da zinadan ibarettir. Bunlar ile de Hanefiyyeye, İmam Ahmede, Ataya, Nehai ile Sevrîye göre hürmeti müsahere sabit olur. Fakat mahremiyyet sabit olmaz. İmam Şafiîye, Said îbni Müseyyebe, Yahya îbni Ya'müre, "Urve'ye, Ebu Sevr ile Zührîye göre ise bununla hürmeti müsahere de sabit olmaz.
Hanbelîlere göre zina ile mevtue, ölü veya emsali vetıy edilemiye-cek derecede küçük bulunursa hürmeti müsaher vücud gelmez.
Devaii mücameate gelince eğer şehvete mukarin değilse bunlar ile de müsaheret sabit olmaz. Şehvete, mukarin olduğu takdirde ise müsaheret sabit olur. Bu devaîye mübaşeret, gerek erkek ve gerek kadın tarafından vaki olsun müsavidir.
Fakat İmam Ahmedden diğer bir rivayete nazaran bu mübaşeretle, meselâ : tenasül uzvuna bakmakla, veya şehvetle halvette bulunmakla, veya yalnız kadının gayri meşru mukarenetine mübaşeret et-mesile hürmeti müsahere sabit olmaz. Elmugnî, Keşşafül'kına.')
(Zahiriyye mezhebi imamlarından İbni Hazme göre ise, haram bir mukarenet, halâl olan bir nikâhı haram kılmaz. Bundan bir mevzi müstesnadır. Şöyle ki : Bir kimse, bir kadınla zinada bulunsa bu kadın, o kimsenin evlât ve ahfadından hiçbiriile asla evlenemez. Fakat bir kimsenin mezniyyesi, tövbe edince o kimsenin babasile veya ceddile evlenebilir.
Kezalik : bir kimse, bir kadınla zinada bulunsa da badehu tövbe eylese o kadının kızı ile veya validesile evlenebilir. Bu hususlarda nikâhı fâsid ile zina hükmen müsavidir. Elmuhallâ.) [35]
312 - : Zina fazihasile hürmeti müsaherenin sabit olup olmıya-cağı hususunda Hanefî imamlarile Şafiî fujtahası tarafından bir kısım şer'î, aklî deliller, mütalealar irat edilmiştir. Ezcümle Şafiîler diyorlar ki :
Nikâh, akd mânasında hakikattir. Binaenaleyh, bu husustaki nas-lann akdden hâlî olan gayri meşru mukarenetlere şümulü yoktur. Haramın halâlı tahrim etmiyeceği ise bir hadisi şerif ile beyan buyurul-muştur.
Maahaza nikâh, memduh .bir emirdir. Hürmeti müsaherenin sübutü ise bir nimet ve keramettir. Nesebin ve sıhriyyetin sübutleri imtinan makamında beyan olunmuştur. Bu sıhriyyet sebebiîe bir mahremiyet vücude gelerek zevcenin valideleri, kızları zevcin valideleri, kızları hükmünü alıyor, bunların bir arada ikametleri, birbirile müsaferetleri caiz oluyor. Binaenaleyh "bu, bir içtimaî nimettir. Bu sayede zevcenin hukukuna riayet edilerek onun muayyen akribasüe zevcin teehhülü memnu bulunuyor. Bu yüzden bir nıünaferetin zuhuruna- imkân bırakılmamış oluyor.
Halbuki zina, mezmum olup bununla neseb ve iddet sabit olmaz. Ve ukubete sebep olduğundan nimet ve keramete vesile olamaz.
Demek ki, müsaheretle şer'an bir mahremiyetin, bir hürmeti nikâhın vücude gelmesi, zevç ile zevce arasındaki ittisal ve merbutiyeti takrir ve idame hikmetini mutazammındır. Çünkü nikâh ile husule gelen ittisal ve münasebetin bekaı matlûptur. Artık bu mahremiyeti ispat ile hükmi şer'î arasında pek güzel bir münasebet bulunmuş olur.
Zina ile hâsıl olan itsalin bekası ise matlûp değildir.
Binaenaleyh zina ile hürmeti müsahere sabit olamaz. Olacak olsa bu hürmeti ispat ile ş.er'î şerifin hükmü, mütenasib bulunmamış olur.
Buna cevaben Hanefî fukahası da diyorlar ki :
Nikâh, lügatte mutlaka vatıy = mücameat manasınadır. Yani : halâl-tarikile olan mukarenete nikâh denildiği gibi haramen vukubula-cak bir mukarenete de nikâh denilir.
Binaenaleyh nikâh ile hürmeti müsaherenin sabit olacağını gösteren naslar, hem meşru, hem de gayri meşru mukarenetlere şâmildir.
Bir hadisi şerifde herhangi bir kadının tenasül cihazına şehvetle vuku bulacak bir nazarın hürmeti müstelzem olacağını nâtıktır. Bu nazar, menkulle hakkında olmakla mukayyet -değildir.
Maahaza validelerin, kızların müsahereten haram olmaları manevî bir haletten, ruhî bir hâdiseden de münbaisdir. Şöyle ki : bir kimse, evvelce validesi veya kizile mukarenette bulunmuş olduğu bir kadın ile muaharan evlenirse bununla olan cinsî mukarenet esnasında evvelce yapmış olduğu mukarenetleri. tezekkür eder, bu -suretle şehevatı nefsa-niyyesini her birinden istifa ediyormuş gibi ruhî bir hâlete tutulabilir. Bu halet ise gayri meşru bir veçhile vukubulmuş olan mukarenetlerde de mevcuttur. Artık böyle müstekreh ruhî bir haletin inbiasma sebebiyet verecek bir nikâhın memnuiyeti, nezaheti şer'iyye icaplarındandır.
Bir de alelitlâk tekarrüp ile hürmeti müsaherenin sübutü, cüz'iyyet mânâsından dolayıdır. Çünkü cüz'iyyet, hürmeti mucip olmaya salih bir illettir. Bir insan, kendi nefsile istim'ta edemiyeceği gibi kendi cüz' ile de istimta edemez. Çocuk, vatî ile mevtuenin nutfelerinden hâsıl olduğu cihetle bunlardan birer cüzü sayılır ve cüziyyet şüphesi; validelere, kızlara, babalara, oğullara kadar sirayet eder. Ve cüz'iyyetin sebebi, hissî bir emir olduğundan btı cüz'iyyet, akdi nikâhın vücudu ve ademi vücudile ihtilaf etmez. Maamafİh bu, bir cüz'iyyeti hükmiyyeden ibaret olsa da hürmeti icab hususunda cüz'iyyeti hakikiyye gibi müessir olur. Hürmeti mucip olmak babında şüphe derecesinde bulunan bir şey, hakikaten mevcut imiş gibi tesir eder ki, ihtiyata muvafık olan da budur.
Sonra zina ile hürmeti müsaherenin sübutu, bir nimet olmak için değildir. Bununla bir mahremiyyet vücude gelmiyor. Belki bu hürmetin sübutu, bir ukubeti şer'iyye esasma müstenittir, Zânî bu yüzden bir mahrumiyete uğruyor, mezniyyesinin usul ve fünfundan hiçbirile izdivaç akdine salâhiyeti kalmıyor. Nitekim katilin mirastan mahrumiyeti de böyle bir ukubete müstenittir.
Mahremiyet sabit olmadığı halde yalnız hürmeti müsaherenin bazı hususlarda sübutuna ise Şafiîler de kaildirler. Nitekim şüphe ile ojan mukarenetler ile bu hürmetin sabit olacağına kail bulunmuşlardır.
Zina İle nesebin, iddetin ademi sübutü ise hürmeti müsaherenin ademi husulünü etmez. Çünkü nesebin sabit olmaması, cüz'iyyetin ademine müstenit değildir. Belti iştibahın vücudüne müsnettir. Zira mezniyyetin daha başkalarile de mukarenette bulunmuş olabileceği melhuz olmakla kendisinden doğacak çocuğun o zâniye aidiyeti tahakkuk etmez.
Bir de nesebi ispattan maksat, çocuğa' bir şeref ve haysiyet temüı etmektir. Halbuki zâniye intisap ile şeref ve haysiyet hâsıl olmaz.
Maamafih zina ile nesebin ademi sübutü, insanları bu gibi gayri meşru münasebetlerden men etmek hikmetine de müsenit bulunmuştur, îddete gelince, bunun vücubü, meşru bir nikâh veya şüphei nikâh hakkı olmak itibariledir. Sifah ise böyle bir nikâh değildir.
Binaenaleyh böyle bir nikâh, mevcut olmayınca iddeti mucib olan sebebe mün'adim bulunur. Artık iddetin ademi sübutü de hürmeti mü-saherenin sübutüne münafi olamaz. İhtiyata elyak olan da budur. Tefsiri kebîr, Mebsut, Bedayî. [36]
313 - : Aralarında sıhriyyet bulunan muayyen kimseler arasında mahremiyetin ve hürmeti nikâhın sübutüT nassı kur'an ile, hadisi şerif ile, icmaı ümmetle sabittir. Bundaki hikmet ise şu veçhile hülâsa edilebilir ;
(1) : Evlâdın ebeveynine karşı son derece ihtiramkâr olması icab eder. Bunların zevç ve zevcelerile evlenmek ise bu ihtirama münafidir, bunların aralarında adavet ve nefret husulüne, kat'ı rahime müeddî olur. Böyle bir hal ise asla tecviz edilemez.
(2) : Ebeveynin de çocukları hakkında pek şefik, nevazişkâr bulunması lâzımdır. Kızının vefatına veya boşanmasına mebnîkocasile evlenen bir valide, oğlunun vefatına veya boşanmasına binaen zevcesile evlenmek isteyen bir peder, bu şefkate, bu nevazişe münafi harekette buunmuş, rikkati insaniyeye muhalif hareket etmiş olur. Binaenaleyh böyle bir evlenme de şer'an tecviz edilemez.
Bedayı'de beyan olduğu üzere bir erkek bazan bir infiale tebaiyyet îe zevcesini boşar, sonra peşiman olarak tecdidi nikâh etmek ister, halbuki kendi babasile rnutallâkasmın evlenmiş olduklarını görecek olursa bittabi pek muğber olur, babası hakkındaki muhabbet ve ihtiram duygulan bir adavet ve hakarete tebeddül eder. Ve bu suretle kat'ı rahime sebebiyet verilmiş olur.
Binaenaleyh evlât ve ahfadın zevcelerile izdivaç, hikmeti içtimai yeye muhalif olduğundan şer'an haram bulunmuştur. Lâkin üvey oğul-, ların ve mütebennaların refikalariîe İzdivaç, haram değildir. Çünkü bunlar, ne neseben ne de rezâan oğul bulunmamaktadırlar.
(3) : Kadınlar, tabiatleri muktezasınca pek hassastırlar, pek çabuk infial ve ıztıraba kapılırlar. Bir kadın, kendi vâlidesile veya eedde-süe kendisini boşarhış olan zevci arasında bir izdivaç âşiyanesinin kurulduğuna muttali olacak olursa pek ziyade müteessir olur, pek derin adavet ve 'münaferet duygularile heyecana başlar, ve bu suretle aralarında kat'ı rahim husule gelir. Binaenaleyh böyle kat'ı rahime müeddî olacak bir. izdivacın memnuiyeti, şer'i şerifin hikmeti âliyesi icablarındandır.
(4) : Bedayîde denildiği veçhile kızların nikâhı, herhalde validelerinin hürmetini mucib olduğu halde validelerin nikahlan, tekarrüb veya devaîi tekarrüb bulunmadıkça kızların hürmetini müstelzim olmaz. Çünkü tekarrüb ve şehvetle lems gibi bir dafi tekarrüb bulunmadıkça kızların nikâhlanndaki ibahe, kat'ı rahime sebebiyet vermez.
Âdeten malûmdur ki, valideler birçok hukuk ve huzuzat hususunda kızlarını kendi nefislerine takdim ve tercih ederler. Halbuki kızlar böyle değildirler.
Binaenaleyh bir kadın, mukarenetten mukaddem müfarekat ettiği zevcile kendi kızının izdivacına vâkıf olunca o kadar müteessir olmaz. Fakat mukarenet vukubulmuş olunca zevcinden hazzını istifa etmiş ve bu suretle zevci hakkında meveddet ve merbutiyeti teekküd eylemiş olacağından badehu zevcile kendi kızının izdivaç akdetmelerini çekemez, bu hal gayz ve münafereti mucib olarak kat'ı rahime müeddî olur. Kat'ı rahim ise haram olduğundan ona müfzî olan bir nikâh da haram bulunmuş olur.
(5) : Müsaheretle vücude gelen mahremiyete gelince Bu da bu husustaki hikmeti içtimaiye icabatmdandir. Şöyle ki : izdivacdan sonra zevcenin yanına kocasının babasile oğulları, zevcin yanına da zevcenin vâlidesile kızları giremiyecek olsalar kadıncağız hanesinde mahbus Kalır, hu suretle zevç ile zevcenin birçok maslahatları muattal olur. Ve eğer bunların duhullerine müsaade olunup da mahremiyetlerinin sü-butuna hükmedilmiyecek olsa bu da mahzurdan salim olamaz. ,Çünkü bazan olabilir ki, bunların nazarları birbirine teallûk ederek aralarında zuhura gelecek bir rağbet ve meyelân, izdivaçlarına saik olur. Halbuki köyle bir izdivaç, aile arasında pek şiddetli bir münaferet doğurur, zira karib olanlardan sudur edecek eza ve cefa pek şedit, pek müessirdir.
Binaenaleyh bu münaferet, bir talâk ve firaka müncer olur. Amma b«nların aralarında bir mahremiyet husule gelince tama'ları kesilir, şehvet duyguları kırılır, bu suretle de melhuz olan zarar, mündefi olup zevç ile zevcenin nikâhları, mezkûr mefsedetten »alîm olarak kalır.
Velhâsıl: meşru nikâhlardan husule gelen miisaheret, zevceyn hakkında bir nimettir. Bu sayede karabet ve mahremiyet dairesi tevesati. eder, birçok kimseler arasında kuvvetli bir merbutiyet ve tesanüd vücude gelir. İçtimaî varlığın inkişafına hizmet edilmiş olur. [37]
314 - : Hakkul'gayr da nikâha manidir. Şöyle ki başkasının menkuhesile .izdivaç etmek, şeran memnu olduğu gibi başkasının henüz iddeti vefat veya iddeti talâk ile mu'teddesi olan bir kadınla izdivaç da memnudur.
Bu memnuiyet, bir muvakkat hürmetten ibarettir. Zevciyet ve id-det zail olunca bu hürmet de zail olur.
Nikâhı fâsidden veya şüphei nikâhtan nâşi iddet bekleyen kadınlar ile izdivaç da bu hükümdedir.
315 - : Nesebi sabit hamli olan bir kadın ile vaz'ı haml_ etmedikçe tezevvüc caiz değildir. Çünkü vaz'ı hami etmedikçe başkasının mu'teddesi olmaktan çıkamaz. Fakat zinadan yüklü olan bir kadın ile nikâh akdedilebilir. Zira bu akid ile başkasının hukuku ihlâl edilmiş olmaz. Şu kadar var ki, hamlini vaz edinceye kadar kendisine tekarrüb etmek veya kendisile devaîi mücameatte bulunmak halâl olmaz. Ve hamlini vaz etmedikçe de nafakaya müstahik olamaz. Fakat zanî, mez-niyyesini nikâh ederse kendisine derhal tekarrüb etmesi mubahtır. Bu surette nafakaya da müstahik olur.
316 - : Gebe olmıyan bir mezniyye, zanîden başkasile izdivaç edince kendisine hayz görerek temizlenmedikçe ve gebe olmadığı anlaşılmadıkça - tekarrüb edilmesi ve devan tekarrbübde bulunulması ha olmaz.
317 - : Bir kadın, bir kimse ile evlendikten sonra hilkati müste-bin bir cenin ıskat etse bakılır: eğer bu iskat, akdi nikâhtan dört ay sonra vaki olmuş ise nikâh, caiz olur. Amma bu müddetten evvel vuku bulmuş ise caiz olmaz. Zira bu takdirde kadının mu'teddül'gayr olduğu tebarüz eder. Bedayi, Hindiyye, Dür.
Velhâsıl: iki erkeğin nikâhı altında bir kadının bulunması, neseb-ce iştihabı mucib, doğacak çocuğun ziyamı müstelzim, aile teşkiline mani, ülfet ve muaşerete münafi, nikâhtan matlup olan bilcümle mesa-lih ve Eevaidi müfevvit olacağından hiçbir veçhile cevaza karfn olamaz.
KezaUk: İddet nihayet bulmadıkça ilk zevcin nikâhı min vechin kaim, neseblerin karışması İhtimali zahir, içtimaî terbtyye münafi olacağından iddet bekliyen bir kadınla izdivaç da halat olamaz. Bu hususlardaki hürmet, hikeini şer'iyye icabatındandır. [38]
318 - : Mahremlerin aralarını cem etmek de nikâha manidir. Şöyle ki: biri birinin mahremlerinden olan kadınları nikâhta cem etinek, haramdır. Bu husustaki hürmet, bu cem'in vücudüe mukayyet olduğundan bir «hürmeti muvakkate» dir.
Binaenaleyh bir erkek, biri birinin neseben veya rezâen mahremi olan iki kadını hakikaten veya hükmen nikâhında cem edemez.
İki kadının biri birine mahrem olması, bunlardan herhangisi erkek farz edilse diğerine nikâhı müebbeden memnu olmakla malûm olur. Neseben veya rezaen iki kız kardeş gibi ki, bunlardan hangisi erkek farz edilse diğerinin neseben veya rezaen kardeşi bulunmuş olur.
Fakat yalnız biri erkek farz edildiği Ijalde biri birile nikâhları memnu olup da aksi takdirde memnu olmazsa ikisi nikâhta cem edilebilir. Neseben veya »*ezâen kızlar ile üvey vaiideier gibi ki, bunlardan kızlar, erkek farzediîse üvey .validelerini almaları memnu bulunur. Amma üvey valideler erkek farz edilse kızlara yabancı olacaklarından onlar ile izdivaçları memnu bulunmaz.
Gelinler ile kain valideler de bu hükümdedir.
319 - : Bir kimse, vefat eden menkuhesinin hemşiresini ve halası gibi cem'i cai,z olmiyan mehariminden birile derhal evlenebilir. Fakat ric'iyyen veya bainen boşadığı menkuhesinin iddeti nihayet bulmadıkça böyle mehariminden birile evlenemez. Zira iddet içinde "nikâh min vechin kaimdir.
320 - : Bir kimse, kendisile mücerred halveti sahihada bulunmuş olduğu zevcesini boşasa iddeti bitmedikçe mehariminden birile evlenemez. Çünkü tekarrüble iddet vacib olduğu gibi bu halvet ile de vacib olur. iddet bulundukça da bu nikâh, caiz olamaz.
321 - : Biri birinin ammesi veya halası olan iki kadın nikâhta cem edilemez. Şöyle ki : iki kimseden her biri diğerinin validesini veya kızını tezevvüc edip de her birinden bir kız tevellüd etse bu kızlar, birinci takdirde biri birinin ammesi, ikinci takdirde de halası olmuş olur. Binaenaleyh bunların aralarını nikâhta cem etmek caiz olamaz. Hindiyye
322 - : Bir kimse, cem'i caiz oimiyan iki kadın ile izdivaç etmiş olsa bakılır : Eğer bunların nikâh tarihleri muhtelif ise sabık olan nikâh, caiz olup diğeri fâsid bulunur. Bu halde nikâhı fâsid olan kadından müfarekat icab eder. Ve kendisine mukarenet vuku bulmuş ise iddet lâzım, nesebi sabit ve mehri müsemma ile mehri mislin ekalli vacib olur. Ve bu İddet nihayet bulmadıkça nikâhı sabık olan kadına, tekarrüb caiz olmaz.
Fakat bu iki kadının nikâhları bir anda akdedilmiş veya hangisinin nikâhı mukaddem olduğu unutulmuş bulunursa her ikisinin de nikâhı fâsid ve beyinlerini tefrik lâzım olur.
323 - : Bir kimsenin bir akd ile tezevvüc ettiği iki kadından biri zatüzzevc veya o kimsenin mehariminden bulunsa yalnız bunun nikâhı -bâtıl, diğerinin nikâhı sahih olur. Bu takdirde mehri müsemmanm tamamını nikâhı sahih olan kadın alır. Şu kadar var ki, nikâhı bâtıl olan kadına tekarrüb olunmuş ise, o da baliğen mâ beleğ mehri mislini alır.
324 - : Nikâhta cem'i caiz olmıyan kadınları teserrî yolile istif -raşta cem dahi caiz değildir. -
Binaenaleyh bir kimse, meselâ : biri birinin kız karındaşı olan iki cariyeyi satın alarak istifraş hususunda cem edemez. Bunlardan biri mülkünden veya nikâhından çıkarsa o zaman diğerini istifraş edebilir.
325 - : Bir kimsenin cariyesile evlenen bir şahıs, bilâhare o cariyenin mehariminden birine, meselâ : teyzesine mâlik olsa bunu istifraş edemez. Çünkü menkuhesinin firaşi nikâhı ile sabittir. Bu kadını-d* teserrî tarikile istifraş edecek olsa bunların aralarım firaşda cem etmiş olur ki bu, asla caiz değildir.
326 - : Bir kimse, istifraş ettiği cariyesinin mehariminden binle evlenecek olsa artık o cariyeyi istifraş edemez. Ve bu cariyyeyi beyi veya hibe gibi bir suretle mülkünden çıkarmadıkça o evlendiği kadına da tekarrüb edemez.
Fakat bir kimse, biribirinin mehariminden olan iki cariyeyi mülkünde bilâ iatifraş cem edebileceği gibi bunlardan birini nikâh* ederek diğerini de istifraş etmeksizin cariye olarak istihdam edeblir. '
327 - : îrtidat eden bir kadın? darı harbe iltihak edince iddeti sa-kit olur. Binaenaleyh zevci onun mehariminden binle, meselâ : hemşi-resile derhal evlenebilir. Bilâhare müslüman olarak avdet etmesile hemşiresinin nikâhı bâtıl olmaz. Hattâ kablettezevvüc avdet etmesile de hemşiresinin sıhhati nikâhına mani olamaz. Bedayi, Hindiyye, Dürri Muhtar. [39]
328 - : Biri birinin mahremlerinden olan iki kadının nikâhta cem edilemiyeceği, Kur'anı mübînin nassile, delâletile ve ahadisi şerife-nin sarahatile sabit ve bunun hikmeti aklen müberhendir. Ezcümle şeriatı' islâmiyye, karibler ve mahremler arasında bir muhabbet ve me-veddetin güzelce devamım âmirdir. Halbuki zerair = ortaklar arasında ekseri adavet ve münaferet carî olur. Güzelce ülfet vemuaşeretten eser görülmez.
Binaenaleyh mahremlerin aralarını nikâhta cem etmek, kat'ı ra-hime sebebiyet verir. Kat'ı rahim ise haramdır. O halde harama sebep olan bir şeyin de haram obuası lâzım gelir.
Bedayîde de beyan olunduğu üzere şüphe yok ki, boşanıp da zevcinin himayesinden, sahabetinden mahrum ve henüz iddet içinde bulunduğu cihetle başkasile izdivacdan memnu bulunan bir kadın, hemgire-gi veya halası gibi mehariminden binle sabık zevcinin bir izdivaç âşiya-jıesi kurduklarım görünce pek ziyade kalbi kırılır, bu yüzden aralarında bir adavet ve münaferet zuhura gelir. Halbuki böyle kat'ı rahime mü-eddî olacak hallere meydan verilmesi, hikmeti ictimaiyyeye uygun olamaz. Lâkin iddet hitam "bulduktan sonra bu izdivaç, caiz olur. Çünkü bu halde mutallakanm kocasından alâkası büsbütün kesilmiş, kendisi hareketinde serbestiye nail olmuş, başkasile evlenmeğe salâhiyet kazanmış, bunun neticesinde de adavet ve münaferet. duyguları zail olmuş veya hafiflemiş bulunur.
Şunu da ilâve edelim ki, mensus olan şer'î hükümlerde bu gibi noksan tâliller, muteber değildir. Nassen sabit olan bir hüküm, birçok hafî hikemi şer'iyyeye müstenit bulunur ki, bizim için bunlara tamamen in-fas nazar mümkün olamaz. Bu gibi tâliller, ancak felsefei hukuk bakımından nafi, teşriî hikmetleri bir dereceye kadar idrake hadim bulunur, işte bu cihetledir ki, bunlar, kütübi fıkhiyyemizde ityan edilegelmiştir. [40]
329 - : Şirk de nikâha manidir. Şöyle ki : müsiümanlarm şüri-keler ile, yani : ehli kitabdan sayilmıyan sair gayri müslimeler ile nikahlan caiz değildir. Bu husustaki hürmet, şirkin devamı müddetince devam eder, şirkin zevalile zail olur. Binaenaleyh bir müslim, mecusiy-ye ile, veseniyye ile akdi izdivacda bulunamaz.
Güneşe, yıldızlara ve istihsan ettikleri suretlere tapanlar, ve muat-tile, aenadika, batıniyye, ibahiyye, nusayriyye, teyameniyye denilen taifeler ve mutekitleri ikfar olunan bir kısım mezahibe sâlik olanlar, umu-men abedei evsan hükmündedirler.
330 - : Bir müslim, bir sabiyyeyi nikâh ettikte nazar olunur : Eğer bu kadın, bazı semavî ecrama tazimatta bulunmakla beraber bir peygamberi musaddik ve bir semavî kitaba mu'tekid ise nikâhı caiz olur. Fakat ecramı semaviyyeye veya saireye hakikaten ibadet maksa-dile tazimatta bulunmakta ihc müdrike olacağından nikâhı caiz olmaz.
331 - : Mürteddc olan kadınların nikâhları da hiçbir kimse için caiz değildir. îrtidat mebhasine müracaat!...
332 - : Müslüman erkekierin aleî'itlâk kitabiyyeler ile nikâhları caizdir.
Bir semavî dine, yani : semavî kitaplardan me'huz bir dine itikat eden gayri müslimler, umumen ehli kitab sayılırlar.
Binaenaleyh bir müslim, zimmî olan bir kitabiyyeyi tezevvüc ede-
bileceği gibi harbî olan kitabiyyeyi de tezevvüc edebilir. Şu kadar var ki, bir zaruret bulunmadıkça bir müslimin kitabiyyeler ile evlenmemesi, evlâdır. Hattâ bir müslimin, kitabiyyei Harbiyye ile evlenmesi, mekruh bile bulunmaktadır.
333 - : Bir müâlim, kitabiyye bulunan zevcesi üzerine müslimeyi ve müslüman, bulunan zevcesi ürerine de kitabiyyeyi nikâh edebilir..
334 - : Bir müslimin nikâhindaki kitabiyye, Nasranî iken Yahudi olsa ve bilâkis Yahudi iken tenassur eylese aralarındaki nikâha tesir etmez. Fakat temeccüs etse beyinlerinde hürmet sabit, nikâh münfesih olur. Bu takdirde tekarrüb vükubulmamış ise mefar ve müt'a namına bir şey istiyemez.
Ebeveyninden biri kitabî, diğeri mecusî olan çocuk, kitabî hükmündedir, Hindiyye, Fethül'kadir, Dürri Muhtar.
« (Yukarıdaki meseleler, Hanefiyyeye göredir. Müslimler ile müş-rikeler arasında nikâhın ademi cevazı, sair mezahibi islâmiyyece de sabittir. Müslimler ile kitabiyyat arasındaki nikâha gelince : bu nikâh, îmam Mâlike göre mekruhtur, Mâlikilerden îbni Kasıma göre mekruh değildir.
Fakat Eimmei Selâseye göre bir müslim, cariye olan bir kitabiyye ile evlenmez, velev ki, o müslim, köle olsun.
Hanbelî kitablarından «Elmug'nî» de deniliyor ki : bir müslimin bir kitabiyye ile izdivacı, imamiyyeye göre haramdır, sair eimmeye göre haram değilse de evlâ olan^ kitabiyyeler ile evlenmemektir. Sabiîler hakkında ise ihtilâf vardır, t mam Şafiîye ve îmam Ahmedden bir rivayete göre bunlar, nesaradan bir taifedir.
Tevrat ile İncil ehli olan iki taifeden başka Hazreti İbrahim ile Şîtin sahiflerine, Zebura mütemessik olduklarını iddia eden gayri mlislimler, ehli kitabdan sayılmazlar. Binaenaleyh bunların münakeheleri, zebiha-ları halâl değildir. îmam Şafiînin kavli de böyledir. Çünkü"bu kitablar, mevaiz ve emsalden müteşekkil olup ahkâmı muhtevi bulunmamıştır. Bunlar için ahkâmı müştemil olan kitapların hükmü sabit olamaz. Fakat Hanbelî fukahasından Kadının dermeyen ettiği bir veçhe göre bunlar da ehli kitab sayılırlar, bunların da cizyeleri alınabilir. Bu halde bunların da kadınların nikâh, zebihalarını ekii, halâldır.) [41]
335 - : Malûm olduğu üzere müşrikler, hakikî bir dine intisab-dan mahrumdurlar. Hakikî bir dinin bazı ahkâmını ihtiva eden muhar-ref bir dine mensub da değildirler. Bunlar, tamamen bâtıl bir dine sâ-lîk bulunurlar. Bu cihetle bunlar, hakikî bir dine karşı tam husumetkârâne bir cephe almış demektirler. Artık bunların hakikî bir dine te-mayülâtını veya hürmetini temin etmek pek müşküdir. Bunlar ile hakikî bir dine sâlik olan bir erkek arasında istinas, ruhî imtizaç öyle kolay kolay vücude gelemez. Bunlardan tevellüt edecek çocukların terbiyelerini ve ne gibi tesirler altında kalacaklarını düşünmek de ayrıca lâzımdır.
İşte bu gibi sebeplerden dolayı bir müslim ile bir müşnkenin izdivaç akdi cevaza karın olamaz.
Kitabiyyelere gelince vakıa bunlar da hakikî bit dine sâlik değildirler. Fakat bunlar, muharref dinlere mensup kadınlardır. Bu cihetle bunlar, müşriklere nisbetle hakikî bir dini kabule ve ona hürmet göstermeğe daha müstait bulunurlar. Bunlar ile izdivaçtaki mahzur binnisbe azdır.
Binaenaleyh müslim erkeklerin, kitabiyyeler ile evlenmeleri caiz bulunmuştur. Şu kadar var ki bu evlenmeler, mahzurdan halî olmadığı için mekruh görülmektedir.
«Elbahrür'râik» de vesairede denildiği veçhile : kitabiyyeler ile evlenmek, mekruhtur. Çünkü bunda bir takım mahzurlar vardır. Ezcümle : bu kitabiyyelerden doğacak çocukların dinî, ahlâkî terbiyeleri düşünülmek icab eder. Bu çocuklar, ehli harbin tabiatı üzerine neş'et eder, bulundukları muhitin terbiyesini alır, ecnebilerin- ahlâkile* mütehaÜik olarak babalarının milletine karşı bigâne bir vaziyette bulunur, miliî âdabdan islâm! ahlâktan bî nasib kalabilir. Bilâhara bunları gayri islâ-mî âdât ve âdâbdan tecrit etmek, müşkilât kesbeder.
Mâliki- kitaplarından «Minehül'celü» ile sairede deniliyor ki : bir müslimin kitabiyye ile izdivacı, mekruhtur. Çünkü kitabiyye, şarab içer, hinzir eti yer, onu bundan men'e zevcinin hakkı yoktur. Artık bunlardan çocuklarına da yedirip içirmesi melhuzdur.
Sonra kitabiyye, gebe olduğu halde ölürse babasına teîîean müslüman sayılan hamlile beraber küffar makberesine defnedilmiş olur. Ve böyle bir nikâh, gayri müslimlere temayül etmek, rheveddet göstermek demektir. Bu, zevciyyet muktezasıdir. Halbuki bir müslimin müslimele-ri bırakib da gayri müslimelere temayül ve teveccühte bulunması muvafık olamaz.
Maahaza bir müslim, kitabiyye olan zevcesini kiliseye gitmekter. ve kendi dinine göre oruç tutup ibadette bulunmaktan men edemez v« bu halde bu kadına tekarrüb, kendi dinince memnu olunca tekarrüb d* edemez. Böyle bir kadının çocuklarına kendi dinine göre terbiye verme ğe çalışacağı da pek muhtemeldir. Bütün bvtnlnr ise müslümanların. hesabına birer, zarardır.
Hele kitabiyyei harbiyye ile izdivaç takdirindeki mahzurlar daha ziyade olacağından bu izdivacdaki kerahet, daha müekkeddir.
Velhâsıl- : rnüslim erkekler ile müdrikelerin izdivaç edememesi ve kitabiyyeler ile teehhülün mekruhiyeti hikmeti şer'iyye icabadındandır. [42]
336 - : Lian da- nikâha manidir. Müfarekat kısmında mufassalan beyan olunacağı üzere lian mülâane, afife olan zevcesine zina isnat eden veya onun çocuğunu inkâr ederek kazifde bulunan kimse ile bu zevcesinin huzuri hâkimde usulüne tevfikan yapacakları dörder şahadet ile birer nefrinden ibarettir.
İste bu Hane mebni kocasından tefrikine hükmedilen kadını artık kocası tekrar tezevvüc edemez. Meğer ki, bu koca, nefsini teiczib etsin veya başka bir kadına kazf edip de hakkında haddi kazf icra edilsin veya o zevcenin iffeti zail olsun. Bu halde hanın hükmü sakıt olacağından hürmet nihayet bulur, zevciyyeti iadeye mesağ bulunur.
Bu, İmamı Azama göredir. İmam Ebu Yusuf ile İmam Züfere göre ise lian ile hürmeti müebbede sabit olur. Dürer. Hindiyye.
(Eimnıei selâseye göre de lian ile hürmeti müebbede tahakkuk eder. Zahiriyyeye göre de böyledir, «Elmühallâ» da deniliyor ki : Handan sonra zevç ile zevce arasında zevciyyeti iade ebediyen halâl olmaz. Zevç, nefsini tekzib etsin, etmesin ve arada başka bir şalîis.üe ikinci bir nikâh bulunsun bulunmasın. Şu kadar var ki, zevç nefsini tekzib edince hadde müstahak olur.)
Lian mebhasine de müracaat! [43]
336 - : Mülkün vücudu de nikâh akdine muvakkaten manidir Ş'öyle ki: bir kimse, kendi cariyesile akdi izdivacda bulunsa bu akid, muteber olmaz. Çünkü mülk, nikâha mâni ve ondan mincihetin daha kuvvetlidir.
Binaenaleyh bu akd üzerine mehrin vücubü, talâk vukuu, verasetin sübutü gibi nikâh hükümleri terettüb etmez.
Maahaza cariyenin hürretül'asl veya başkasının mu'tekası olması İhtimaline mebnî efendisi tarafından istifraş olunacak ise kendisile ihtiyaten bir nikâh akd edilmesi rnüstahsendir. Buna "nikâhı tenezzühî" denir.
Bir kadın dahi azad etmedikçe kölesine kendi nefsini tezvic edemez. Velev ki, o kölenin yalnız bir sehmine mâlik olsun. Çünkü malikiyet, tamamen veya min vechin memlûkiyete münafidir. Dürer. Şürünbüâlî. [44]
337 - : Hürre üzerine cariyeyi nikâh, sahih değildir.
Binaenaleyh bir kimse, nikâhı altında bir hürre mevcut iken veya boşanmış olduğu hür zevcesi henüz mu'tedde iken üzerine başkasının cariyesini nikâh edemgz. Bu nikâh, batıldır. Nikâhtan sonra hür zevcenin tatlik edümesile veya iddetinin nihayet bulmasile sıhhate münkalib
olmaz.
338 - : Cariye üzerine hürreyi nikâh, sahihtir. Hattâ bîr kimse, cariye olan zevcesini ric'iyyen tatlik edip de henüz iddeti bitmeden bir hürreyi tezevvüc, badehu o cariyeye ric'at eylese bu ric'at, bir yeni akid olmadığından sahih olur.
Hürriyet, sahibine fazla bir şeref temin edeceği cihetle hürre üzerine cariyenin nikâh edilmesi, hürrenin- şerefine dokunur, izzeti nefsini rencide eder, böyle bir halin tahaddüsü ise zevceyn arasında vücudu matlûp olan hüsni muaşereti ihlâle sebep olur. Hürrenin cariye üzerine nikâhında ise bu derece bir mahzur mevcut değildir. Bedayi. Hindiyye.
(Eimmei selâseye göre hür bir müslim, bir cariyei müslime ile izdivacda bulunamaz. Meğer ki bir hürrei müslime ile izdivaç için serveti kâfi olmasın ve gayri meşru temayülâttan havf etsin. Bu, Atadan mervîdir. Mücahide göre bir müslim, servet sahibi de olsa yine cariye ile evlenebilir. Elmugnî.) [45]
339 - : Nikâhın akdine muvakkaten mani olan sebeplerden biri de - aşağıdaki meselelerde görüleceği veçhile - üç veya iki talakın vukuudur.
340 - : Bir kimse, bir veya iki talâk ile boşadığı hür zevcesini ve bir talâk ile boşadığa cariye olan zevcesini gerek iddeti içinde ve *çerek iddeti nihayet bulduktan sonra tekrar rizasile tezevvüc edebilir.
Fakat bir kimse, üç talâk ile boşadığı hür zevcesini ve iki talâk ile boşadığı cariye bulunan zevcesini, rizası bulunsun bulunmasın bir daha tezevvüc edemez. Bu talâklar, gerek bain ve gerek ric'î suretinde olsun müsavidir. Bu suretle aralarında bir hürmeti galize, başka bir tabir ile bir beynuneti kübra vücude gelmiş olur. Ve bu hürmet, şer'î usulüne tevfikan izale edilmedikçe devam eder.
341 - Uç yüz kırkıncı mesele veçhile hurre hakkında üç, cariye
hakkındaki iki talâk ile husule gelen hürmet, yalnız «tahlili şer'î» ile izale edilebilir. Şöyle ki : üç talâk ile boşanmış, olan bir hür kadın veya iki 'talâk ile boşanan bir cariye, iddeti hitam bulduktan sonra nefsini başka bir erkeğe meşru bir surette tezvic edip badettakarrüb zevci sa-ni olan bu erkek, vefat etse veya kendisini tatlik eylese iddetinin inkı-zasını müteakip evvelki zevcile dilerse tekrar izdivaç rabıtasını tecdit edebilir.
342 - : Tahlilin, yani evvelki zevç ile tecdidi nikâhın halâl ol masının husulü için ikinci nikâhın sahih ve nafiz olması şarttır.
Binaenaleyh şüphei nikâhı veya fâsid veya mevkuf ile vuku bulacak bir tekarrüb ile evvelki zcvc için hilli nikâh, vücude gelme2. Hattâ bir kimse, fâsiden nikâh ettiği bir kadını üç talâk üe boşayacak olsa kendiaiîe kablettahlil nikâhı sahih ile evlenebilir, ünkü nikâhı fâsid, hakikaten nikâh değildir ki, talâka mahal olsun veya kendisile hîl husule gelsin;
343 - : Tahlilde hakikaten veya hükmen duhul şarttır. Binaenaleyh bir muttallâkai selâse, bir mecbub ile izdivaç edip de
badehu tatlik edilse evvelki zevcine halâl olmaz. Meğer ki mecbubdan hablî zahir olup da çocuk doğursun. Bu takdirde hükmen tekarrüb bulunmuş olacağından evvelki zevç ile akdi nikâhı için hil vücude gelmiş olur.
344 - : Tahlil hususunda - gusli icab edecek derecede - tekarrüb şart ise de ikinci zevcin herhalde baliğ olması, şart değildir, müra-hik olması da kâfidir.
Tahlil için ikinci kocanın âkil olması ve tekarrüb halinde inzal bulunması da şart değildir.
345 - : Tahlil husulü için kefaet de şart değildir.
Binaenaleyh üç talâk ile boşanmış bir kadın, velîsinin izni olsun olmasın, küfvi olmıyan bir kimse ile evlenip de tekarrübden sonra o kimse vefat veya kendisini boşasa badel'idde evvelki .zevcine nikâhı halâl olur.
Bu mesele, ademi kefaet ile nikâhın bâtıl olmiyacağına göredir.
346 - : Kitabiyye hakkında kitabînin .tahlili caizdir. Binaenaleyh bir müslim, nikâhı altındaki bir kitabiyyeyi üç talâk
ile boşanmakla bu kitabiyye, iddetini müteakip bir kitabî ile izdivaç ve mücameat edip de badehu o kitabî, vefat veya kendisini tatlik etse iddetini birikmal tekrar o müslim ile evlenebilir.
347 - : Bir tahlil ile müteaddit beynuneti kübra, nihayet bulur. Meselâ : bir mutallâkai selâse, iddetinden sonra nefsini başka birine tezvic edip de duhulden evvel tekrar üç talâk ile boşanarak üçüncü bir şahıs ile izdivaç ve mücameatte bulunsa da badehu ondan_ da boşan-sa iddetini müteakip birinci veya ikinci zevci mutallâkından herhangi-sile dilerse nikâh akdedebilir.
348 - : İkinci zevç, üç talâkı h'edm ettiği gibi madununu da hedm ve izale eder. Binaenaleyh bir kimse, bir veya iki talâk üe boşa-dığı hür zevcesini ikinci zevcin nikâh ve tekarrübünden sonra iftirak ve iddeti müteakip tekrar tezevvüc etse bu kadım üç talâk ile boşaya-bilmek hakkına mâlik olur, yoksa evvelki talâklar, nisaba dahil olmaz.
349 - : İkinci zevc,tekarrübü inkâr ettiği halde, mutallâkai se-
lâse, İddia eylese birinci zevç için nikâhın halâliyeti sabit olur. Bilâkis bu mutallâka, tekarrübü inkâr edip de ikinci zevç, İddia eylese hilli nikâh sabit olmaz.
350 - : Mutallâkai selâse, ikinci zevcin tekarrübünü bil'iddia birinci zevcüe nikâhı tecdit ettikten sonra birinci zevç, mezkûr tekarrübü inkâr eylese araları tefrik olunur. Bu takdirde mezbureye tekarrüb etmiş ise tam mehr, etmemiş ise nısıf nehr vermesi lâzım gelir.
351 - : Mutallâkai selâse, ikinci bir -zevç ile izdivaç etmiş olduğunu bilbeyan evvelki zevcîle nikâhı tecdit ettikten sonra nefsini tekzib ederek ikinci bir zevç iie izdivaç etmemiş olduğunu iddia eylese bakılır: eğer zevc-i saninin kendisine tekarrübünü evvelce ikrar etmiş ise bu iddiası dinlenilmez. Amma böyle bir ikrarda bulunmamış ise nikâh, fâsid olur.
352 - : Zevci sani, yaptıkları nikâhın fesadını İddia, mutallâkai selâse dahi tasdik etse tahlil,tahakkuk etmez. Fakat mutallâka, bu ikinci zevci tekzib ederse tahlil.sabit olur.
353 - : Tahlil şartile, meselâ: "seni evvelki koçana halâl kılmak üzere tezevvüc ettim", demek suretile nikâh akdi caiz ve bununla tahlili şer'î hâsıl olup olmıyacağı hususunda hıüctehidini kiramın ihtilafları vardır. İmamı Azama göre bu şart ile yapılan bir nikâh, sahih olup şart bâtıldır. Çünkü bu gibi fâsid şartlara mukarin olan nikâhlar, sahih olup şartlar lâgv bulunur.
Binaenaleyh zevci sani, bilâhare dilerse tatlik eder, dilerse etmez. Meğer ki hini akidde emri talâk, zevceye veya başka birine usulü dairesinde tefviz edilmiş olsun.
Maahaza mezkûr şart, lâğv olmakla beraber bu veçhile vukubulan bir nikâh, kerahetten halî değildir. Çünkü tahlil İçin ikinci zevcin izdivaç akdine muvafaKatini iltimas, ve bu hususi akidde şart koşmak, mürüvvetin hetkini mucib olacağı gibi kaşkasınm garazını temin için âdeta nefsini iare kabilinden bir muameleye muvafakat de hamiyetin azlığından münbais bulunur.
îmam Ebu Yusüfe göre tahlil şartile yapılan bu nikâh, fâsiddir. Bu -nikâh İle birinci zevç için hilli izdivaç, husule gelmez. Çünkü bu şart, tavkit hükmündedir. Nikâhı muvakkat ise asla sahih olamaz.
îmam Muhammede göre de böyle bir şart İle nikâh, sahih olursa da tuınunla evvelki zevç için hilli nikâh, sabit olmaz. Çünkü tahlil şartile nikâh akdinde bulunanlar, şer'i şerifin tehir ettiği bir meseleyi İstical etmiş oluyorlar.
Binaenaleyh bunun hirmanile mücazat olunurlar. "Kim ki bir şeyi vaktinden evvel istical eyler ise mahrumiyetîle muateb olur" kaidesi malûmdur. Bedayi, Fethürkadîr Dürri Muhtar, Hindiyye, Şerhi Man-zumei Makdisî.
« (Malikîlere göre tahlil şartına veya ikinci zevcin tahlili niyetine mukarin olan bir nikâh, fâsiddir. Velev ki ikinci zevç, bu şart ile veya bu niyetle beraber kadını beğenip nikâhında tutmak niyetinde de kalben bulunsun. Binaenaleyh bu şartın zuhuruna veya niyyetin ikrar edilmesine mebnî araları tekarrüb vukubulmus. olsun olmasın tefrik edilir, Ve bununla "bir bain talâk tahakkuk eder. Bu tekarrüb ile tahlil husule gelmiş olmaz. Hattâ böyle bir şart veya niyyete mutali olan zevci sanî de, zevce de, şahitler de, velî de müateb olurlar.
Şu kadar var ki, zevci sani, dermeyan edilen tahlil şartını zahiren kabul etmekle beraber kalben imsake kat'î surette niyyet ettiği takdirde nikâh, diyaneten sahih olur. Binaenaleyh bilâhare vefat veya kadını tatlik etse evvelki zevç için hilli nikâh vücude gelmiş olur.
Zevcenin veya evvelki zevcin tahlil niyetinde bulunması, lâğvdır, nikâhın sıhhatine, tahlilin husulüne zarar vermez. Elverir ki, ikinci zevç böyle bir niyyette bulunmasın. Çünkü emri talâk, onun elindedir, onun böyle bir niyyetle yapmış olduğu bir nikâh, müt'a kabilinden bulunmuş olur. Minehül'celÜ.)
(Elmugnî'de deniliyor ki : tahlil şartile olan nikâh, eimmei selâ-şeye, Leyse, Sevrîye ve tbnüi'mübareke göre bâtıldır, münakid olmaz. Hattâ Hanbelî fukahasma göre tahlil, akidden evvel şart küınsa da akd esnasında soylenmeyip niyet edilse veya zevci sani, şart edilmeksizin tahlil niyetinde bulunsa nikâh, yine bâtıl olmuş olur. Bununla ne ihsan, ne de birinci zevç için ibahei nikâh, sabit olmaz.
Fakat yalnız zevce veya velisi tahlil maksadile nikâhta bulunsa bu niyet, akdin sıhhatine, tesir, etmez. Çünkü bunlar, akdi ref a malik değildirler, bunların niyetlerinin vücudile ademi müsavidir.)
(Hanbeîî mezhebine göre tahlilin husulü, şu şartların vücudüne mütevakkıftır:
(1) : Kadın, iddetini müteakib başka birine bir nikâhı sahih ile nikâh edilmelidir.
(2) : Mukarenet, cihaza tenasülden vuku bulmalı ve en az haşefe mikdan intişare mukarin bir halde tegayyüb etmelidir. İntişar buluc-madıkça mücerred tegayyüb kifayet etmez.
(3) : Mukarenet, halâî bir hale müsadif olmalıdır. Kadının hayz veya nifasına veya zevceynden birinin veya her ikisinin ihramı veya farz olan bir orucda bulunması haline müsadif olan bir mukarenetle tahlil hâsıl olmaz. îmam Mâlikin kavli de böyledir. Çünkü böyle bir mu-karenet, hakkullahtan dolayı haramdır. Bu üçüncü şart, Hanefiyye ile Şafiiyyece muteber değildir.
(Zahiriyye mezhebine göre de ikinci nikâhın tahlil şartına mukarin olması caiz değildir: ikinci zevç, muhayyerdir. Dilerse boşar ve dilerse imsak eder. Şayet nikâh akd edilirken kadını badettekarrüb tatlik edeceği şart kıhnır ise akdi nikâh, fâsid olub ebediyen feshe mahkûm olur, bununla tahlil hâsıl olmaz. Şu kadar var ki, zevci mutalükin tahlil için bir şahsı tergîbde bulunması caizdir. Maahaza tahlilin tahakkuk edebilmesi için ikinci zevç ile zevcenin mücameatleri, ikisinin de âkil oldukları bir hale müsadif olmalıdır. Elmugnî, EVmuhallâ.) [46]
354 - : Müfarekat kısmında da beyan olunacağı üzere nikâh, şer'an ve aklen caiz, nafi olduğu gibi talâk da öylece caiz ve bazan na-fidir. Nikâh gibi talâk da içtimaî münasebetlerin, beşerî ihtiyaçların zarurî bir neticesidir. Fakat bir zaruret tahakkuk etmedikçe talâk tarikine gidilmemesi lâzımdır. Tahakkuk edecek bir zaruret ise alelkser bir veya iki talâk ile zail olur. Artık üç talâka ikdam edilmesi zaiddir, ihtiyata münafidir, nikâh nimetine karşı bir küfrandır.
Binaenaleyh malik" olduğu talâk salâhiyetini büsbütün elinden çıkaran bir şahıs hakkında bir küfran cezası olmak üzere tecdidi nikâhın müşkil bir hale getirilmesi hikmet muktezasıdır. Tâ ki başkaları da bundan mütenebbih olsunlar, beyhude yere küfranı nimette bulunarak zevciyyet rabıtasını böyle bir veçhile izaleye ikdam etmesinler.
Şu kadar var ki, bu rabıtayı tecdit imkânını büsbütün selb etmek de içtimaî hayatın ihtiyaçlarına, temayüllerine tamamen tevafuk ede-miyeceği cihetle bu tecdit meselesi, zevç için ruhanî bir ceza, vicdanî bir azab tevlid, manevî bir ukubet teşkil edecek olan bir tahlil usulüne rap edilmiştir.
Filvaki bu tahlil usulü, manevî bir cezadır ve küfranı nimette bulunarak nikâh nimetini takdir edemiyenler için tecdidi nikâhı men ve tahdit-edecek ruhanî bir maniadır. Çünkü tahlil husulü için bir kere başkasile bir nikâh akdedilecektir. Bununla beraber tekarrüb de bulunmuş olacaktır. Böyle bir halden ise her selîm tabiat, teneffür eder.
İkinci zevç ile mücerred bir nikâh akd edilmesi, selîm tabiatlerin, Uezih ahlâk sahiplerinin nefret ve istikrahını mucib oİanuyacağından tahlil hususunda mücerred nikâh, kâfi bulunmamaktadır. Zira mücerred bununla zecr ve men maslahatı temin, zevci muttalik hakkında bir ceza tertip edilmiş olamaz.
Şunu da ilâve edelim ki, bir "kadının yabancı bir erkek ile meşru bir münasebet temin «tmesi, nasıl £i bir akdi meşru sayesinde vücude geliyorsa ikinci bir erkek ile böyle bir münâsebet tesis etmesi de yine böyle meşru bir akd ile vücuâe gelmiş bulunacaktır.
Maahaza kadın, ikinci bir nikâha mecbur- değildir, isterse başka bir kocaya varır, onunla beraber yaşar, sonra o koca vefat eder veya kendisinin arzusile boşarsa bu kadın iddetini bitirdikten sonra yine hürdür, kalbinde eski kocasına kargı bir muhabbet ve temayül eseri görüyorsa onunla tekrar aile hayatı tesis, edebilir ve illâ etmez.
Demek ki kadının ikinci bir şahıs ile evlenmesi de tabiî surette meşruan husule gelmiş ve nihayet bulmuş bir nikâhtan ibarettir. Yoksa sun'î, muvazaalı, şarta mukarin bir nikâh, asla bahis mevzuu değildir. Böyle matlûp olmıyan bir nikâhın mahiyetini hükmünü yukarıda ber tafsil göstermiş bulunuyoruz.
Allah Tealâ, muhalile de muhallelün lehe de îânet etsin» mealindeki bir hadisi şerif, bu gibi muzavaah nikâhlara cüret edenler hakkında en büyük bir tehdidi, haiz bulunmaktadır. [47]
355 - : Meşru adedi tecavüz de nikâha manidir. Şöyle ki: müs-lümanhkta vahdeti zevce âsidir. Bir müslim; bir, iki ve nihayet üç, dört kadım nikâhında cem edebilir. Bundan fazlasını cem edemez.
Maahaza bunların arasında adalet ve müsavatı temine riayet etmesi, şarttır. Buna muktedir olmıyan bir müslim, yalnız bir. kadınla iktifa etmekle memurdur.
356 - : Menkuhe veya Çalâkı ric'î veya bain ile mu'tedde olarak dört zevcesi bulunan bir erkek, artık diğer bir kadın ile evlenemez. Velev ki iddet, mücerred halveti sahihadan münbais olsun. Çünkü i addet baki oldukça nikâh, min vechin kaim sayılır.
Fakat dört .kadından biri ölür veya boşanır da iddeti nihayet bulursa diğer bir kadın ile evlenebilir.
357 - Bir kimse, bilfarz alet'teaküb beş kadın ile evlenecek olsa bunlardan evvelki dört kadının nikâhı sahih, beşinci kadının nikâhı bâtıl, îmamı Azam'a göre fâsid olur.
358 - : Rakik. olanlar, nikâhlarında iki zevceden ziyadesini cem edemezler. Bunlardan biri ölür veya boşanarak iddeti biterse diğer bir kadınla da evlenebilir. Fethlü'kadır, Ûürriil'münteka" Hindiyye. [48]
359 - : Teaddüdi zevcat müessesei, kadîm asırlardan beri bütün milletler arasında devam edegelmiş, bilâhare Romalılar gibi bazı kavimlerin medenî kanunlarile men olunmuş, islâmiyet ise hu müesseseyi islâh ve tahdîd etmiştir.
Cahiliyyet devirlerinde bir erkek, istediği kadar kadınlar İle evlenebüirdi, bunların üzerinde her türlü tahhakküm hakkına mâlik bulunurdu. Fakat dini islâm, zuhur edince insanların ahlâkına, ictimaiyya-tma başka bir feyiz verdi, İnsanların bütün münasebat ve muamelâtında ulvî bir ahenk, mükemmel bir intizam vücude getirdi, bir aile teşkili için kadın ile kocasının haiz olmaları iktiza eden hakları, vazifeleri tayin ve tesbît etti, erkeklerin hususî.hallerini, fıtrî, kabiliyetlerim nazara alarak efradı ümmetten bir erkeğin nihayet dört kadını nikâhında cem edebilmesine müsaade verdi. Hattâ ashabı kiramdan «Gaylân îbni Seleme» nikâhı altında on zevcesile beraber islâmiyeti kabul ettiğinde tarafı nebeviden : «Ya Gaylân! Zevcelerinden dördünü ihtiyar edip diğerlerinden ayrıl» diye emr olunmuştu.
Dörde kadar olan müsaade ise, bir takım şartlarla mukayyed olup bir nice hikmetlere, maslahatlara müstenit bulunmuştur.
Ezcümle kadınların şahsî halleri, bedenî teşekkülleri, erkeklerin hallerine, teşekküllerine makîs değildir. Kadınlar, hilkaten zaifdirler, gebelik, hayz ve nifas halleri gibi bir takım arızalara maruzdurlar, pek çabuk iyas çağma varıp neslden kesilirler, çok kere bir kadın, kocasının tabiî ihtiyaçlarını, teaffüf ve tenasüle müteallik meşru emellerini temine muktedir olamaz.
Bir de erkekler; muharebelerde, pek meşakkatli işlerde bulunarak bu yüzden vakit vakit binlerce, milyonlarca erkek, hayat sahasından çekilip gitmektedir. Bunların bu halde ailelerini "düşünmek gerektir. Bu ailelerin vaziyetleri ne olacak? Bunların maddî ve manevî ihtiyaçları meşru surette nasıl temin edilecektir?..
Demek ki, teaddüdü zevcat usulüne riayet edilmediği takdirde ba-zan erkekler de, kadmlar da pek müşkii ve pek muztar bir vaziyette kalırlar.
Halbuki, «memnu olan şeyler bile zaruret sebebile mubah olur->, «zîk olan umurda vüsat gösterilir», «meşakkatler teysiri celb eder.» Bütün bunlar, islâm hukukunun küllî kaidelerindendir.
Binaenaleyh hayatî bir zaruret ve ihtiyaç sebebile teaddüdi zevcat usuli mahdut bir dairede tecviz edilmiştir. Bunun hilafını iltizam edenler, çok kere bir zevce ile iktifa edememektedirler. Bu yüzden gayri meşru hareketlere cüret olunuyor, servetler, nezahetler haleldar oluyor, vücude gelen gayri meşru çocuklar da cemiyetin meşinde açılan birer ceriha gibi enzarı telehhüfe çarpıp duruyor.
Filvaki asırlardanberi tevali eden tecrübeler, müşahedeler neticesinde tahakkuk etmiş bulunuyor ki, herhangi bir muhitte olursa olsun erkeklerin bir takınıl birer zevce ile iktifa edebilecek bir fıtratta bulunmuyorlar. Artık bu gibi erkekler, kendileri için iki yoldan birini takibe mecburiyet görüyorlar: Ya ikinci bir kadınla zevciyet rabıtası tesis ederek afifâne bir halde yaşamak, yahut cevheri ismeti parçalanmış kadınlardan birile gayri meşru bir münasebet vücude getirerek sefihâne, mus-rifâne bir halde vakit geçirmek. Artık bu iki yoldan hangisinin daha se-lâmetli, daha nezih olduğunu efkârı selime, pek güzel tayin edebilir.
Velhâsıl : zevcelerin teaddüdü usulü, bazı mahzurları ihtiva etse de temin edeceği faideler, maslahatlar binnisbe ziyadedir. Bu sayede birçok içtimaî fenalıkların önü alınmış olur. Ve şu gibi faideler, maslahatlar vücude gelir :
(1) : Fuhşiyatın tevessüünü men.
(2) : Nüfusun meşru surette artmasını temin.
(3) : Bir kısım kadınları mahrumiyetten vikaye.
(4) : Kadınların sıhhatlerine, istirahatlerine hizmet.
Filhakika mütemadiyen zevcinin hizmetinde bulunan çocuklarının terbiyesile uğraşan, hanesinin işlerini rüyete çalışan bir kadının elbette' nefaeti bedeniyesi, bu kadar işlere mütehammil değildir.