Talakın Sıfatı Şer'ıyyesî : 2

Talâkın Hlmeti Teşriiyyesi : 4

Talâka Ehliyetin Zevce Aldiyetindekl  Zaruret   : 5

Talakı Ric'înîn Mahiyyeti : 6

Talakı Rîc'înîn Hükmü Ve Ricatın Kavlen Ve Fi'len Vukuu : 7

Rücu Hakkının Munkati Olub Olmaması : 9

Talakı Baînin Mahiyyeti Ve Hükmü : 10

Talâkların Bîribîrine Lahak Olub Olamaması : 11

Talâkların Şarta Ta'liki Ve Bu Talikin Şeraiti : 12

Talâkda Şartların Teaddüd Ve Tekerrürü : 16

Talakda Şartların Tahakkuk Edib Etmemesi Üzerine Terettüb Edecek Neticeler: 17

Talâkda İstisna Suretiyle Olan Şartlar   : 20

Talâkda Şarta Talikin Sübutu : 21

Zamana, Mekâna İzafe Edilen Talâklar : 22

Başkasına Tefviz Edilen Talâklar : 24


Talakın Sıfatı Şer'ıyyesî :

 

120 - : Talâklar, ya mubah olur, ya müstahsen olur veya kerih, mahzurdan gayra salim bulunur.

Talâklar, adedleri ve müsadif oldukları vakitler itibariyle de - mu­kaddimede ıstılah kısmında beyan olunduğu üzere - sünnî ile bid'î kı­sımlarına ayrılır. Sünnî olanlar da hasen ve ahsen nevilerine ayrılmışdır.

Sünnîden maksad, talâkın mubah olub itabı müstevcib olmaması de-mekdir. Yoksa sevabı calib demek değildir. Çünkü eb'gazülmubahat olan talâk, bir ibadet ve tâat değildir ki, bizzat sevabı calib olsun.

Bir talâkın hasen olması da bid'îye ve ahsen olması da hasene naza-randır. Yoksa talâklar, haddi zatında hüsn ile muttasıf değildirler.

Maahaza bir seyyieden, bir fazihadan halâs olmak maksadile meşru Ipir dairede yapılan bir talâk, dinî ve ahlâkî ve ahlâkî bir gayeye mütevec­cih bulunmuş olacağından bunun sevabı calib olmak mânasına mesnun ol­ması ve bu cihetle ligayrihi hüsn ile muttasıf bulunması da mutasavver­dir.

121 - : Bir talâkın sünnî, başka bir tabir ile mesnun olması, - ta­riflerinden de anlaşılacağı üzere - aşağıdaki üç şartın vücudile tahakkuk eder. Bu şartların vücudündeki şer'î hikmetler ise talâkların vukuunu azaltmak, fevt olam telâfi imkânım kolaylaştırmak, mutallâkalarm daha. az zarar görmelerini temin etmek gibi şeylerdir.

(1) : Talâk, tuhr haline, yani : hayz ve nifasdan halî bir zamana mü­sadif . olmalıdır. Çünkü bu halde bir tabiî bir nefret, şer'î bir tevakki mev-cud olduğundan zevcin muhakemesi emin değildir. Olabilir ki, bu nefret ve tevakki, kendisini talâka sevk etmiş olur da bilâhare tuhr zamanında nadim olur. Ve bu talâk, iddetin uzamasını mucib olacağından mutaîlâ-kanın da ziyade mutazarrır olmasını istilzam eder.

Şu kadar var ki, medhulün biha olmayan zevce hakkında talâkın hayz haline müsadif olmasında mahzur yokdur. Zira henüz zifaf vuku bulmadığı cihetle kendisine zevcin rağbeti bittabi ziyadedir. Bu rağbete rağmen talâka tasaddî etmesi, bir hacetin tahakkukuna delâlet etmiş o-lur. Hacet zamanında ise talâk, mübahdır.

Maamafih böyle medhulün biha olmayan zevce hakkındaki talâk ile iddet lâzım gelmeyeceğinden mutallakamn bu yüzden mutazarrır olması da melhuz değildir.

(2) : Talâk, zevç ile zevce arasında, mücameat bulunmamış bir tuhr içinde vaki olmalıdır. Çünkü mücameat bulunduğu takdirde zevcin cisma-nî arzusu azalmış, rağbetine fütur ânz olmuş olacağından zevcesine olan tabiî ihtiyacını tamamen takdir edemez. Artık bu halde yapılan talâk da bir hacetin tahakkukuna delîl olamaz. Maahaza bu mücameatdan dolayı ileride hamil zuhur edebileceği cihetle yapılan talâkdan nedamet husulü de melhuzdur.

Lâkin hamil evvelce zuhur etmiş bulunursa mücameati müteakib ta-lâkda mahzur yokdur. Zira bu takdirde talâk, iddetin uzamasını mucib ye mücameat, rağbetin azalmasmı müstelzim olmaz. Çünkü hamlin zuhuru, zevcin pederâne şefkatini tahrik ve rağbetini tezyid ederek zevci,yyet ra­bıtasının muhafazasına itinasını temin eder. Buna rağmen talâka teves­sül olunması, bir zaruretin tahakkukuna delâlet edeceğinden artık bu ta­lâk sünnete münafi olmaz.

Âdet görmeyen bir kadının mücameatden1 sonra tatîik edilmesinde de mahzur yokdur. Çünkü bu mücameatden dolayı gebelik ihtimali mevcud değildir. Bu .talâk ile iddetin uzaması da melhuz bulunmaz.

(3) : Yalnız bir talâkı ric'î ile iktifa edilmelidir. Çünkü bir talâk ile hacet zail ve nedamet halinde mâfâtı telâfi kolaylıkla kabil, talâkların adedi de ziyadan mahfuz bulunmuş olur. Mutallâka da zevcine karşı nikâ­ha mahal olmak kabiliyetinden mahrum kalmayacağmdan daha az mut-zarır ve mütevahhiş bulunur.

Maamafih böyle bir talâkdan sonra iddetin irikızasina kadar tuhr hal­lerine ve hayz görmeyen veya gebe bulunan zevcelere göre de aylara tevzian müteferik iki talâk daha yapılabilir. Şu kadar var ki, evvelki tak dirde talâk, sünniyyi ahsen, ikinci takdirde ise sünniyyi hasen olmuş olur.

Şöyle ki : Zevç, evvelâ bir iki talâk ile temrin ve nefsini tecrübe eder. Müfarekate sabr edemezse müracaatde bulunur. Amma nikâhın zevali­ne sabr eder, nikâhı tecdit ümidini kesmeğe lüzum görürse bir talâk da­ha vererek - tahlil bulunmadıkça - nikâhı iade imkânım izale etmiş o-lur. Artık bu yoldaki bir talâk, hacetin vücuduna delâlet edeceğinden sün­nete muhalif sayılmaz. Çünkü tabiatlerin tenafürü, huyların tebayünü, hafî olduğundan ibu hususdaki hacetin hakikatine ıttıla müşkildir. Belki böyle üç talâka kıyam edilmesi, hacetin tahakkukuna delâlet etmekle ha­cet makamına ikame edilir. Hacet tahakkuk edince de talâkda mahzur ~ hürmet kalmaz.

Meselâ : olabilir ki, 'j r erkek, zevcesinin kötü terbiyesine ve kendi-sile imtizaç edemiyeceğine kat'iyyen kani olduğu hâlde kalbinin temayül­lerine mağlûp olarak bundan bir türlü vaz geçemez, bir iki talâk ile iktifa etdiği takdirdeise nefsini ric'atden, nikâhı tecdit etmekden men edemez. Artık bu halde nefsini tahlis, zevciyyeti iade ümidini kat' için üç talâka lüzum görür.

122 - : Yukarıda yazılan üç şartı muhtevi talâklar, sünnîdir. 0 şart­ları cami olmayan talâklar ise hikmet ve maslahata münafi, sünnete mu­halif olacağı cihetle bid'îdir, menhiyyün anihdir. Maahaza bu hususdaki neyhin vücudu, talâkın sıhhati vukuuna mani değildir. Çünkü bir fi'lin nehy edilmiş olması, onun her halde butlanını icab etmez.

123 - : Hayz zamanına müsadif olan talâkı fcid'îye «talâkı mahzur talâkı fâsid» de denir. Böyle bir talâkdan sonra ric'at kabil ise bid'ati izale için müracaat vacibdir. Sonra zevç, lüzum görürse sünnet veçhile tekrar tatlikde bulunabilir.

124 - : Gebe veya ayise bulunan bir zevce hakkında müeampatden -hail olmayan, bir tuhr = temizlik içinde ric'iyyen vukubulacak bir talâk, bid'î değildir.

Talâkı bainin sünnî olabilmesi de muhtelefün fihdir. Ancak" muhalea, hayz haline müsadif olsa da sünnî sayılır. Mebsud, Bedayî, Fethülkadîr, Tebyinülhakayık, Reddi Muhtar.

« (Malikîİeregöre talâklar, sünnî ile bid'îye ayrılır. Bid'î olanlar "da mekruh ile haram kısımlarına münkasimdir. Şöyle ki : Talâkı sünnî, ya­pılmasına sünnetin izin verdiği talâkdır ki : zevceyi mücameat vaki ol­mayan bir tuhr halinde yalnız bir talâk ile tatlikden ibaretdir. Mekruh olan talâkı bid'î de : zevcin zevcesini bir anda iki talâk ile boşaması veya zevcesini kendisine mukarenetde bulunmuş olduğu bir tuhr haünde bir ta­lâk ile tatlik etmesidir.

Haranı olan talâkı bid'î de : zevcin zevcesini hayz veya nifas halinde iken boşanması ve zevcesini öir anda üç talâk ile boşaması ve zevcesinin bir cüz'ünü, meselâ elini boşaması veya talâkın bir cüz'ile, meselâ : yarı- sile tatlikde bulunmasıdır.

Talâk, zevcenin hayz ve nifas haline müsadif olursa bu ma'siyyetden kurtulmak için ric'atde bulunmak icab eder, sonra hali tuhrunda tatlik edilebilir. Şayet zevç, ric'atden kaçınırsa hâkim, kendisini tehdid eder, ıs­rar ederse bahs eder, bu da tesir etmezse darb eder, bu da müessir ol­mazsa bizzat hâkim, zevcin namına ric'atde bulunur, yani : ona ric'ati il­zam eder, zevciyyet rabıtasının iadesini hüküm vermiş olur. Velev ki zevç, böyle bir ric'at niyetinde bulunmasın. Hâkimin bu ilzamı üzerine zevç ile zevce arasında teıkrar mukarenet caiz ve tevarüs carî olur. Çünkü bu halde hâkimin niyyeti, zevcin niyyeti makamına kaim olur. Muhtasarı Ebizziya, Şerhi Hırsı.)

(Şafiîlere göre de talâklar, üç kısma ayrılır. Birincisi: talâkı sünnî­dir ki, zevcin medhulün biha olan ve tuhr ile iddet bekleyen takımdan bu­lunan ve zinadan veya şübhe ile mücameatden dolayı gebe bulunmayan zevcesini kendisine tekarrüb etmemiş olduğu bir tuhr halinde ıboşamasıdır.

ikincisi : talâkı bid'îdir ki, zevcin zevcesini hayz veya nifas, halinin evvelinde veya ortasında boşamasıdır, veya kendisine tekarrüb etmiş ol­duğu bir tuhr halinde tatlik etmesidir. Zindan veya şübhe ile mukarenet-den dolayı gebe bulunan bir zevce hakkındaki talâk da bu kabildendir.

Üçüncüsü : Sünnî ve bid'î olmakla mevsuf olmayan talâkdır ki, bu da medhulün biha olmayan veya çocuk veya ayise olub hayz görmeyen veya nikâhı sahihden dolayı gebe bulunan bir zevce hakkındaki talâkdır.

Talâkın iki, üç olması sünniyyete münafi değildir. Binaenaleyh üç ta- lâk ile tatlika her halde bid'î denilemez. Şu kadar var ki bu, kilâfı ev­lâdır.

Bir talâk, bir bakımdan sünnî, diğer bir bakımdan da vacib, haram, mekruh, mendub veya caiz olabilir.

Meselâ : Nafaka vermekden ve mücameatden âciz olan bir zevcin bu haline zevcesi razı olmazsa talâkı, vacib olur.

Bir kimsenin iki zevcesinden birini kerih görüp nöbetinde yanında gecelemeksizin, yani : beytutet hakkını yerine getirmeksizin boşaması ha­ramdır.

Bir kimsenin müstakime olub kendisine rağbet etdiği zevcesi var iken mücerred başka bir kadın nazarı şehvetini celb ederek müzeyyen gö­rülmekle o zevcesini tatlik etmesi mekruhdur.

Afife görülmeyen bir kadım tatlik etmek, mendubdur.

Bir kimsenin müstakibo olduğu halde tab'an kendisini sevmediği, ken-disile istimta'dan hoşlanmadığı, bununla beraber kendisini infakda bu­lunmak semahatini gösteremeyeceği zevcesini tatlik etmesi de caizdir. El-mozahibül'erbea.)

(Hanbelîlere göre de talâklar, sünnî,. bid'î ile sünnî ve bid'î olmamak üzere üç kısma ayrılır.

Şöyle ki : talâkı sünnî, medhulün biha olub gebe bulunmayan ve hayz gören takımdan bulunan zevceyi kendisine mukarenet vuku bulma­mış olan bir tuhr halinde bir talâkı ric'î ile tatlik etmekdir.

Talakı bid'î, talâkı sünnînin hılâfmadır. Binaenaleyh bir kimse, zev­cesini hali hayzmda veya kendisine mukarenet etmiş olduğu bir tuhr ha­linde boşasa veya medhulün biha olan zevcesini birden ziyade tatlik etse bid'î olmuş olur.

Sünnî ve bid'î ile mevsuf olmayan talâk ise. sagîre veya ayise veya hamlî zahir olmuş olan gebe kadın hakkındaki talâdır,

Hanbelî fukahasmca talâklar, diğer bir itibarile de şu beg kısma ay­rılır :

(1) : Vacibdir. Bu, zevcesi hakkında îlâda   bulunduğu halde feyiden = rıicudan imtina eden bir zevcin terebbüsden sonra yaapcağı talâkdır. Bir de zevç ile zevce arasındaki şikakdan dolayı tayin edilecek hakemle­rin münasib görecekleri talâkdır.

(2) : Mübahdır. Bu, zevcenin kötü ahlâkından, faydasız yere kocası-m mutazarrır ediverin esinden dolayı yapılan talâkdır.,

(3) : Mendubdur.    Bu, zevcenin hukuki ilâhiyeyi ifa hususundaki tefritinden veya iffetden mahrumiyetinden dolayı yapılacak talâkdır.

(4) : Mekruhdur. Bu, bir hacet ğörülmeksizin yapılan talâkdır.

(5) : Mahzur = haramdır. Bu, hayz halinde veya tekarrüb vuku bul­muş olan bir tuhr halinde yapılan talâkdır. Buna «Talâkı bid'at» de de­nir. Böyle bid'at veçhile olan talâkdan sonra ric'atde bulunmak, îmam Ahmede göre müstahab, diğer bir kavle göre de vacibdir. îmam Mâlik ile Davudi zahirî de bu vücube kaildirler. Fakat Hanefiyye ile imam Şafiîye göre ric'at, her halde icab etmez. Elmuğnî.)

(Bu hususda zahiriyye mezhebi, îbni Hazmin beyanına nazaran şu veçhiledir :

Hayz ve nifas haline veya mukarenet vukubulmuş olan bîr tuhr ha­line müsadif olan bir veya iki talâk, vaki ve nafiz olmaz. Zevciyyet oldu-. ğu gibi devam eder. Meğer ki bu halde üçüncü bir talâk daha yapılsın veya bu halde üç talâk birden verilsin. O takdirde talâk lâzım gelir.

Fakat bir kimse, zevcesini kendisine tekarrüb   etmemiş olduğu bir tuhr halinde bir, iki veya üç ulak ile boşasa o veçhile talâk vaki olur ve bu talâk «sünnî» sayılır.

Kezalik : bir kimse, zevcesini gerek kendisinden ve gerek başkasın­dan gebe olduğu halde boşasa yine talâk vaki olur. Velev ki kendisine mukarenet etmiş olduğu bir tuhr haline tesadüf etsin.

Kezalik : Bir kimse, kendisine asla mukarenet etmemiş' olduğu zev­cesini hah hayzinde de olsa bir, iki veya üç talâk ile boşayabilir.

Asla hayz görmemiş veya âdetten kesilmiş olan kadın dahi gebe hükmünde olub dilenildiği vakit tatlik edilebilir. Elmuhallâ.) [1]

 basa dön

 

Talâkın Hlmeti Teşriiyyesi :

 

125 - : Malûmdur ki nikâh, cemiyet hayatı için bir nimetdir, bir çok faideleri mutazamir.;:»iır, beşeriyyet silsilesinin güzelce devamına, in­sanlar arasında  ahlâk: faziletlerin inkişafına vesiledir. Binaenaleyh bu nimeti güzelce muhafaza etmek lâzımdır. Bu cihetledir ki, nikâh hakkında bir çok dinî tergîbat mevcud olduğu gibi bunu izale edecek olan talâk hak­kında da bir nice tahzirat mevcud bulunmakdadır.

Ezcümle bir hadisi şerifde : = Allah

Tealâ'ya halâl şeylerin en mebguzu talâkdır.)  buyurulmuştur. Ebu Da-vud vesaire.

Diğer bir hadisi nebevide de : buyurulmuşdur. Yani evleniniz, bir özri şer'î bulun­madıkça boşamayınız. Çünkü Allah Tealâ, zevklerine çok düşkün olan, başkalarile evlenmek için hemen boşayıb boşanan erkekler ile kadınları sevmez. Taberanî, Münavî.

Diğer bir hadisi şerifde de : buyurulmuşdur. Yani bir zarurete

müstenid olmaksızın kocasından boşanmasını isteyen her hangi bir kadı­na cennet raihası haramdır. Ebu Davud,

Başka bir hadisi şerifde de :  buyuruhnuştur. Yani : Bir kadım kocasına karşı ifsad eden, onu isyana sevk eyleyen kimse bizden değildir. Taberanî.

Binaenaleyh erkeklerin lüzumsuz yere talâka tevessül etmeleri mu­vafık olmadığı gibi kadınların da bilâlüzum kocalarından boşanmaya kal­kışmaları asla savab görülemez. Zevç ile zevce arasına nifak ve şikak sokmaya çalışanlar da hiçbir veçhile islâm terbiyemle, ahlâkile muttasıf sayılamazlar.

126 - : Bir içtimaî heyet arasında talâk    hâdiselerinin çoğalması, ailelerin sadetine münafî, cemiyetin menfaatlerine muhalif, ahlâkî ve i* timaî :bir çok mahzurları müstelzimdir. Bu, 'böyle olmakla beraber bazı esbabdan, ileaatdan dolayı talâka lüzum görüleceğinden islâm hukukun­ca bu cihet lâyıkile nazara alınmış, nikâh rabıtasının meşru bir suretde ref ve izalesi caiz bulunmuşdur.

Şöyle ki: nikâh rabıtası, bazı şer'î esbaba binaen alâkadarların mü­racaatları üzerine hâkimin hükmile izale edilebileceği gibi bizzat zevcin ta-lâkile de izale edilebilir. Çünkü bazan zevç ile zevce arasında öyle müessif halet tahadüs eder ki, o halde talâka tevessülden.başka çare kalmaz, ta­lâkın vuku âdeta bir aileyi en büyük felâketlerden kurtarır, her birine ye­ni b,ir hayat verir.

Nitekim Mebsutı Serahsî'de deniliyor ki : «Nikâh, haddi zatında bir nimetdir. Bir zarurete nıüstenid olmayan talâklar ise hamakat ve sefa-hatden münbais, kühram nimetden maduddur. Fakat nikâhın bir nimet olması, zevç ile zevcenin güzel imtizacı, huylarının tevafuku halinde ta­hakkuk eder. Aksi takdirde nikâhın devamı münazaaların temadisine se­bebiyet verir. Binaenaleyh bu gibi hallerde nikâh ukdesinden kurtulmak iğin talâk, mubah olmuş olur.

Filhakika vakit vakit talâka da lüzum görülür. Vaktile talâk aleyhin de bulunan bir çok milletler, bilâhare zaruret Ücasile bu esası ister iste­mez kabul etmiş, bu hususda medenî kanunlarına bir çok maddeler ilâve eylemişlerdir.

Velhâsıl : Nikâh, iki tarafın rızalarile yapılan şer'î medenî bir akid-dir. Bu, tabiî ve içtimaî ihtiyaçlardan madud olduğu gibi bazı sebeblerden dolayı zevç ile zevce arasında iftirak vukuu "da bir hayatî zaruretden iba­re tdir.

Artık böyle içtinabı kabil olmayan bir emri içtimaîyi alelıtlak men etmek, bu hususda büyük müşkilât göstermek, hikmet ve maslahata mu­vafık olamaz. Elverir ki, iftirak hâdiselerine lüzumsuz yere sebebiyet ve­ren içtimaî hallere meydan verilmesin.

127 - : îftirak hâdiselerine en çok sebebiyet veren şeylerin en evvel hatıra gelenleri şunlardır :

(1)  : Nikâh akdinden evvel kefalet cihetinin lâyıkile araştırılması.

(2)  : Zevç ile zevcenin veya ikisinden birinin matlûp derecede bir terbiyeye, tehzibe nail bulunmaması..

(3)  : Zevceynden birinin veya her ikisinin iffetle,    nezahatle te'lifi kabil olmayan hallerden sakınmamaları.

(4)  : Maişet esbabının noksanile beraber aile efradının sabır ve ka­naat gibi meziyetlerden mahrum bulunmaları.

(5) : Lüzumu halinde zevç ile zevcenin aralarım   ıslaha, kendilerini hakimane öğütlerle irşada himmet edilmemesi.

İşte bu gibi haller, izdivaç müessesesinden beklenilen monfatlerin, maslahatların husulüne mani, bir çok kere nikâhların talâk ilo noli elen­melerine badi olduğundan bunları izaleye gayret etmek, ieticaî bir hrjy'ct. için mühim bir vecibedir. [2]

 basa dön

 

Talâka Ehliyetin Zevce Aldiyetindekl  Zaruret   :

 

128 - : Nikâh, bir zarurî hâdisei ictimaiyye olduğu gibi talâk da ba­zan böyle zarurî bir hadisei ictmaiyye mahiyetinde tebarüz eder. Talâka ehliyetin yalnız zevce hasredilmesi de yine bir içtimaî zaruretden mün­bais bulunmuşdur.

Bu hususda hukuk bakımından şöylece beş esas mülâhaza edilebilir:

(1)   : Nikâhdan sonra zevç ile zevcenin iftirakına artık cevaz veril­memesi.

(2)   : Hâkimin hükmüne iktiran etmeyen    müfarek ati erin muteber olmaması.

(3)  : Zevç ile zevcenin rızaları munzam olmadıkça nikâhın izale edi­lememesi.

(4)   : Talâka ehliyeti yalnız zevcenin haiz olub zevcin haiz olmaması.

(5)  : Talâka ehliyeti yalnız zevcin haiz olup zevcenin haiz olmaması. Şimdi bu beş esasî, noktai nazarı sırasile tedkik edelim   :

(1) : Talâkın hikmeti teşrüyyesi sırasında da yazıldığı üzere bazı hal­lerden dolayı zevciyyet rabıtasını çözmeğe kat'î bir mecburiyet yüz gös­terir. Vaktile nikâh rabıtasının izalesini beşeriyetin salâhiyeti haricinde gören bir takım milletler, bilâhare içtimaî ilcatın tesirile bu hususda bir ietihadî inkılâb vücude getirmişler, bu rabıtanın bazı sebeblerden dolayı izale edileceğini kabule znuztar kalmışlardır. Biz bunları vaktile «Huku­ki aile kararnamesi» hakkında yazmış olduğumuz mufassal bir şerhde kaydetmişdik.

Zor zoruna idame edilmek istenilen bir nikâh rabıtası yüzünden ne elim mücadeleler, nükateleler vücude gelebilir. Nitekim birçok ailevî hâ­diseler buna şahiddir.

Binaenaleyh iftirak usulünün büsbütün tecviz edilmemesi »içtimaî ha­yatın zaruretlerile kabili telif olamıyacağmdan hiçbir veçhile savab gö­rülemez.

(2) : Herhangi bir iftirakın muteber olabilmesi için hâkimin hükmü­ne lüzum gösterilmesi de daima muvafık görülemez. İftirakın iltizam edil­mesi, esasen bir hacet ve zarurete müsteniddir. Halbuki iftirak hâdisesi­ni herhalde hâkimlerin takdirlerine havale ve mahdut sebeblere hasret­mek bu babdaki gayeyi temine kifayet edemez.

Farz dilsin ki, bir erkek, refikasının kötü ahlâkından, İffetsizliğin­den bahs ederek aralarmm ayırd edilmesi için bir mahkemeye müracaat diyor, fakat bu hususda lâzım gelen delâili izhar edemiyor. Şimdi bu er­ek, böyle itham etdiği bir kadınla zevciyyeti idameye nasıl mecbur edileeekdir!... Artık bu iki hayat yoldaşının içtimaî heyet arasındaki mevki jeri ne olur?...

Bilâkis bu erkek, ihzar ettiği delÜlere, beyyinelere mebni mahkome-Üen tefrik kararı alacak olsa o takdirde gerek kadının ve gerek çocuk-annm halleri ne olacaktır?..

Her nasılsa bir kere bir ahiâksızhkda bulunmuş veya kendisine ianad ;dilen fazihadan berî olduğu halde mücerred izhar edilen delâil ve kara-:ne binâen bu faziha ile mahkûmiyet bedbahtlığına duçar olmuş olan br [tadın iğin artık cemiyet arasında yaşamak, ne kadar güç gelecektir

Ya bunlardan dünyaay gelmiş olan çocukların âtisini, nasiyei na-nusları üzerinde zevali kabil olmayacak suretde husule gelecek lekeyi de lüşünmek icab etmez mi?.. Hâkimin huzurunda validelerinin sefaheti. :ötü terbiyesi sabit olarak tescil edilen, elîm içtimaî bir hâdise halinde eşhir edilmiş bulunan bu çocuklar ile artık anaları, babalan arasındaki sgi, ne vaziyet alacakdır?.

Binaenaleyh .herhangi bir müfarekat hâdiseini mahkemeye tevdi et-kıek de daima savab görülemez.

Esasen müfarekatlerden sonra iki tarafın bir nedamet sâikasile nikâ-ı tekrar tecdit edegeldikleri pek çok vakidir. Halbuki mahkeme vasıta-lile biri birini teşhir eden iki şahsın tekrar izdivaç rabıtasını tecdid et­meleri de ne kadar müstebaddir. Böyle bir hareket, şübhe yok ki insanî ıtisaslara pek mugayir düşer.

Şu kadar var ki, bazı sebeblerden dolayı nikâhın ref'ine hüküm ve-Imesi, hikmet ve maslahat muktezası olacağından o gibi hususlarda lahkemeye müracaat edilmesi zarurîdir.

Kezalik : iki taraf, kendi aralarındaki zevciyyetin idame veya İzalesi leselesini icabında bir hakem heyetine tevdi edebilirler. Nitekim ileride ' yan olunacaklardır^

(3) : Üçüncü noktai nazar da içtimaî hikmet ve maslahata uygun eğildir. Va^ıâ im tarafın muvafakitile akdedilen bir nikâhın yine iki ta­yfın muvafaKalile izale edilmesi, pek mâkul görülür. Madem ki nikâh, lir akidler gibi bir akdi serîden ibaretdir. O halde buna bizzat muktedir anlar, mufarekate de birrıza muktedir olmalıdırlar. Bu hususda baska-rınm tavassutuna, müdahalesine neden muhtaç olsunlar?..

Şahsî hürriyeti haiz, hukukî ehliyete kamilen mâlik bulunan insanla-n bu gibi tasarruflardan hacr ve men edilmeleri, elbette insanların hu-Uku esasiyyelerine muvafık düşmez. Zevç ile zevcenin muhatea târikiîe ri birinden ayrılabilmesi de bu hakkın bir tecellisi değil midir?.. Evet. Bu, böyle görülmekdedir. Şu kadar var ki, talâka ehliyyeti tef-z bulunmadıkça zevo ile zevcenin müştereken haiz olmaları, çok kere btimaî hikmete tevafuk etmez.

Talâk usulünün kabul edilmesi, esasen bir zarurete, bir içtimaî ihti­yaca dayanmakdadır. Halbuki, bir izdivaç rabıtasının izalesi için herhalde iki tarafın muvafakatine lüzum görülmesi, bu hususdaki zaruret İle, ih­tiyaç ile kabili telif olamaz.

Bir de bazı hususlar vardır ki, tefrika karar vermek, yalnız mahke­menin salâhiyeti dahilinde bulunmak icab eder. O takdirde iki'tarafın rı­zasını istihsal kabil olmazsa meşru bir hak, zayi olmuş, olmaz mı?. îrı-netden,  ademi kefaetden, velîlerin itirazlarından münbais müfarekatler gibi.

Maamafih bu esasın kabul edilmesi, zevcenin salâhiyetini arttıraca­ğı halde zevcin tabiî hakkını azaltmış olur.

Evet., erkek, refikasının mehrini vermeğe, nafakasını tedarüke ve-sair bir takım ihtiyaçlarım temine mecbur tutulmakdadır. Bununla be­raber refikasından ayrılabilmek salâhiyetine müstakillen malik olamazsa elbette hakkı tenkis edilmiş ve kendisi zaruret halinde âciz, mağlûb bir durumda bırakılmış olur.

ttaat ve iffet dairesinden çıkmış olan bir kadının kocası, böyle bir kadından kurtulabilmek için. herhalde onun muvafakatini istihsale mec­bur olursa ne elîm. bir vaziyetde kalmış;olacakdır!..

(4) : Talâka ehliyet salâhiyetinin yalnız kadınlara verilmesi mülâha­zası da şübhe yok ki asla tasvib edilemez.

Malûmdur ki, kadınlar hilkaten zayıfdırlar, bünyelerindeki nehafet, fıtratlerindeki letafet kendilerinin erkekler kadar ruhî tazyikata muka­vemet edebilmelerine müsaid değildir. Bazan en adî bir sebeble derin bir yeis ve teessüre tutulur. Kalblerindeki safvet icablarmdan olarak pek çabuk haricî ilkaata mağlûbiyetle muhakemelerini kaybederler. Artık bu hal ile beraber ehemmiyeti mahsusası inkâr kabul etmez olan talâk hak­kının kadınlara verilmesi, nasıl muvafık olur!.

Bu takdirde ebgazülmübahât olan talâkların daha ziyade vukubulma sına sebebiyet verilmiş olmaz mı?.. Talâkların çökca vukuu ise içtimaî hikmete münafîdir. Ve bu cihet, kadınların da kendi menfaatlerlerile ka­bili te'lif değildir. Bundan dolayıdır ki, kadîm devirlerden beri hiçbir kavmde talâka ehliyetin kadınlara verildiği görülmemişdir.

Filvaki kadınlar arasında birçok erkeklerden daha münevver, daha mütefekkir şahsiyetler bulunabilir. Fakat iki sınıf arasında mukayese ya­pılırken bittabi bunlardan her -birinin umumî heyeti karşılıklı olarak na­zarı itibare alınır, ona göre hüküm verilir. Yoksa sınıfı teşkil eden ferdlerden bazılarının hususî halleri, heyeti umumiyesi hakkında verile­cek hükme tesir icra edemez.

(5) : Yukarıdaki dört esa:jdan her birinin    müstakillen kabulünün mahzurdan halî olmadığı tebarüz ^tmekdedir. O halde beşinci esasın kabulünden başka çare kalmamıştır. Binaenaleyh talâka ehliyetin yalnız ko­calara inhisarı, bu hususu yalnız onların takdirlerine, vicdanlarına, dinî terbiyelerine havale etmek lüzumu taayyün etmiş olur.

Vakıa bu ehliyetin yalnız erkeklere verilmesini, ilk nazarda adalet ve müsavat kaidelerine münafi, erkeklerin tahakküm ve tegallübünden münbais gibi görenler bulunabilir. Fakat biraz derince düşünüldüğü tak­dirde bu cihetin pek büyük bir adalet ve hikmete inüstenid ve kadınların hukukunu daha ziyade siyanete hadim olduğu tezahür eder. Aksi takdir­de mebguz olan talâk hâdiselerinin daha ziyade vukuuna, daha elîm bdr renk almasına meydan verilmiş olur.

Malûmdur ki : erkek, aile hayatının en büyük rüknünü teşkil eder. Ailenin refah ve sadetine çalışır, refikasının mehrini vermek, nafakasını ve meskenini temin etmek ile mükellef bulunur, hayatının bütün ânâtını bu uğurda feda eder durur. Artık bu kadar vazifelere tahammül eden bir şaftsın taiak hakkına bil'istiklâl malik olması çok görülemez.

Şu da malûmdur ki: zevç ile zevce, izdivaç akd etmekle müşterek bir hayata, bir takım mütekabil haklara malik olurlarsa da zevciyyet hayatı nı temin ve tanzim hususunda en büyük âmil olan zevcdir. Bu halde zev-ciyyetten mütevellîd hakların, menfaatlerin en büyük kısmına da zevcin malık olması iktiza eder.

Binaenaleyh kadın, meşru bir mukaveleden ibaret olan akdi nikâh ile talâka ehliyet hakkının zevce aidiyetini rızasile kabul etmiş demekdir.

Maahaza islâm hukuku, bu babda kadınlara bir .ruhsatı mahsusa ver mişdir. göyle ki : Talâk hakkının yalnız zevce aidiyyetihi kendi mülâha­zasına mülayim görmeyen bir kadın, izdivaç ânında bu hakka kendisinin de malikiyyetini bir şart olarak dermeyan edebilir. Talâk emri, meşru usulü dairesinde kendisine tefviz edilmedikçe nikâh akdine muvafakatden müstenkif bulunabilir. Münakehat kısmındaki (149) uncu meseleye mü­racaat!..

Bu tefviz tarikine tevessül etmediği takdirde İse bu hakkın yalnız lerkeğe aidiyyetini kabul etmiş olacağından bilâhare istikaya, kendisini ma'zur görmeye bittabi salâhiyeti kalmaz.

Yalnız gu da bedihîdir ki, kadınların böyle bir ruhsatdan istifadeye kalkışmaları, kendileri için çok kere menfaatden ziyade zarar tevlid ede­ceğinden tasvibe, tavsiyeye şayan görülemez. [3]

 basa dön

 

Talakı Ric'înîn Mahiyyeti :

 

129 - : Talâklar, mutaüâkalann rızalarına mütevakkıf olmaksızın nikahlan iade edilebilib edilememesi bakımından ric'î ile bain nevilerine kynkr.

Şöyle ki: bir talâkın ric'î olabilmesi -ıstılah kısmındaki- tarifin-

den de anlaşılmış olduğu veçhile aşağıdaki altı şartın vücudüne mütevak-kıfdır. Aksi halde ise telâk-ı bain tahakkuk etmiş olur.

(1)  : Talâk, tekariibden sonra vuku bulmuş olmalıdır. Halveti sahî-ha, bu hususda tekarrüb hükmünde değildir.

(2)  : Talâk, sarahaten veya işareten üç adedine gayri mukarin olma­lıdır.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesini üçtalâk ile boşar veya üç parmağı­na işaret edereıı «Seni şöyle boşadım» derse talâkı ric'î vaki olmayıb bey-nunet tahakkuk eder.

(3)  : Talâk, beynuneti müstelzim olmayan bir lâfz ile vâki olmalıdır. Binaenaleyh bir kimse, zevcesini «Seni terk etdim» veya «Seni bai-

nen boşadım» diye tatlik etse beynunet husule gelir.

(4)  : Talâk, beynunete delâlet eder bir sıfatla tavsif edilmemiş ol­malıdır.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Seni şedid» veya «pek fahiş bir talâk ile boşadım» dese bununla talâkı ric'î değil, talâkı bain vaki olur. Çünkü boşadım tabiri zaten talâkı müstelzim olduğundan ziyade kılman vasfın fazla bir mâna ifade etmesi iktiza eder ki, o da beynunetdir.

(5) : Talâk, gerek büyük ve gerek küçük bir şeye teşbih edilmemiş ol­malıdır. Aksi takdirde beynunet lâzım gelir.

Meselâ : Bir erkek, zevcesine hitaben «Seni şu dağ 'gibi bir talâk ile boşadım» dese talâkı bain vaki olur. Zira teşbih, ziyadeyi müş'ir bir vasıf mesabesi ndedi'r.

(6)  : Talâk, bir ıvaze mukarin bulunmamış olmalıdır. Aksi takdirde beynunet tahakkuk eder. Muhalea gibi.

130 - : Bir kimse, zevcesini yukarıdaki şartlar   dairesinde boşasa, yani : nikâhı sahih ile menkuhesini takarriibden sonra bir ıvaze mukarin ve beynunete delâlet eder bir sıfat ile mevsuf veya teşbihi rnutazammm olmayan ve sarahaten veya işareten üç adedine mukterin bulunmayan bir sarih lâfz ile veya sarih hükmündeki kinâi bir tâbir ile veya İki talâk ile tatlik etse talâkı ric'î vaki olmuş olur.

Meselâ : bir erkek, medhulün biha olan zevcesine «Şen benden boş ol» veya talâk niyyetile «Sen itidad et = iddet bekle» dese bununla bir ric'î talâk tahakkuk eder.

Kezalik : «Sen benden boş ol, benden boş ol» veya «Sen itidad et, sen i'tidad et» dese bununla da iki ric'î talâk vücude gelir. Bedayi, Bahri Ra-ik, Hindiyye Ali Efendi fetavâsı. [4]

 basa dön

 

Talakı Rîc'înîn Hükmü Ve Ricatın Kavlen Ve Fi'len Vukuu :

 

131 - Ric'iyyen vuku bulan talâkın hükmü, iddet içinde zevcin zev cesine rücu edebilmesidir, yani : nikâhını devam ettirebilmesidir. Çünkü

talâkı ric'î zevçiyyeti derhal izale etmez, belki zevciyyet, iddet içinde ba ki bulunur.

132 - : Bir kimse, ric'iyyen boşamış olduğu refikasına iddeti içinde elfazı mahsusadan birile kavlen rücu edebileceği gibi tekarrüb veya şeh­vetle mes ve takbil gibi bir suretle fi'len de rücu edebilir.

133 - : Talâkı ric'îdeki müracaat hakkı, bir hükmi şer'îden ibaret olduğu cihetle zevç tarafından iskat ile sakıt olmaz.

Meselâ: Zevç «Ben hakk-ı rücuumu iptal etdim» veya »zevcemin üze rinde hakk-ı rücuum yokdur» dese dahi muahharan iddet içinde rücu ede­bilir. Lâkin iddet hitam bulunca beymmet sabit olub artık rücua imkân kalmaz.

Beşeriyet hasebile vukua gelen bir takım talâklardan sonra ekseri ne­damet husule geleceğinden ric'at yolile mâfâtı telâfiye imkân hâsıl ve bu vesile ile zevciyyet rabıtası inhilâlden masun olmuş olur.

134 - Ric'ati kavliyye, «Sana müracaat etdim», «Sana rücu etdim», «Seni kendime red» veya iade etdim», «Zevcimi nikâhıma red eyledim», «Zevcemi imsak etdim» gibi sarih tabirler ile     yapılabileceği gibi  «Sen zevcenisin», Sen benim yanımda olduğun gibisin» misilli kinaî tâbirler ile de yapılabilir. Talâk, gerek hayz ve gerek tuhr haline müsadif olmuş ol­sun. Şu kadar var ki, sarih tabirler ile yapılan ric'atde niyyet, şart olma­dığı halde kinaî tabirler de şartdır.

135 - : Ric'ati kavliyye; nikâh, tezevvüc, tezvic lâfzlarile de tahak­kuk eder.

Meselâ : Zevç, ric'iyyen boşamış olduğu refikasına iddeti içinde «Seni nikâh etdim» veya «Tezevvüc etdim» dese mezburenin nikâhı henüz baki bulunduğundan bu söz, nikâhı idameye masruf olarak bununla rücu hu­sule gelir.

136 - : Ric'ati fi'liye, hürmeti musahereyi icab eden   herhangi bir fi'l ile tahakkuk eder.

Meselâ : Bir kimse, mu'teddei ric'iyyesine tekarrubde veya şehvet­le takbilde veya müanekada bulunsa rücu husule gelir. Çünkü bu fi'ller, nikâha muhtes ef'aldendir. Bu cihetle nikâhı istibkaya delâlet eder.

Fakat mücerred halveti sahiha ile rücu sabit olmaz. Zira bu hal, ni­kâha muhtes değildir.

Ric'iyyen mu'tedde ile birlikde kocasının müsaferetde bulunması da ric'at sayılmaz. Maamafih bu müsaferet, menhiyyün anhdir.

137 - : Muteddei ric'iyonin kavlile rücu sabit olmazsa da fi'lile sabit olabilir.

Meselâ :  ric'iyyen mu'tedde,  kocasına hitaben  «Sana müracaat etdim» dese bununla rücu husule gelmez. Fakat kocasını şehvetle takbil veya mes ettiği halde kocası bilerek kendisini men etmese ric'at husule gelmiş olur.

138 - : Muteddei ric'iyye, zevcini mükreh veya matuh veya naim ol­duğu halde veya ihtilas suretile takbil veya lems edib de bilâhare zevci ve­ya bade vefatihi varisleri, mezkûr fi'lin şehvetle vukuunu tasdik eylese ric'at tahakkuk etmiş olur. Fakat inkâr takdirinde tahakkuk etmez.

139 - : Rücuun kavlen yapılması, ve işhada, i'lânıa mukarin bulun­ması, mendubdur. Binaenaleyh zevç, muahharan   tecahüdden ihtiraz ve töhmet mevkiinde bulunmakdan ictinab için adi olmak üzere iki erkeği veya bir erkek ile İM kadını rücuuna şahid tutmalı, ve talâka iğtira-ren başkasile izdivace kıyam etmemesi İçin rücu keyfiyetini de vaktile zevcesine İ'lâm eylemelidir.

140 - : Ric'atde işhad ve i'lâm, mendub ise de şart değildir. Binaenaleyh bir kimse, zevcesini gıyabında ric'iyyen boşayıb da ta-.

lâk vukuunu kendisinden sakladığı gibi müteakiben vaki olacak rücuunu da saklayarak işhad ve i'lâmda bulunmasa ric'at, yine sahih olmuş olur. Çünkü zevç, talâkı müstakillen yapmak hakkına mâlik olduğundan rücua da müstakillen müstahikdir. Şu kadar var ki, mendu.be muhalefet etmiş olacağından isaetde bulunmuş olur.

141 - : Ric'ati fi'liyye de sahih olmakla beraber kerahetden hâli değildir.

Binaenaleyh fi'lî ric'atden sonra şahidlerin huzurunda kavlen müra-caatda bulunulması ef'daldir.

142  - : Mükrehin, hâzlin ric'atleri sahih olduğu gibi hata tarikile olan ric'at de sahihdir.

Mecnunun ric'ati de kavlen sahih değilse de fiilen sahihdir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesini ric'iyyen boşadıkdan sonra teeen-nüm edib mezfoureyi iddeti içinde şehvetle mes veya takbil etse rücu hu­sule gelir. Çünkü mecnunlar, &özlerile muahaza olunmadıkları halde fiü-lerile muaheze olunurlar.

143  - : Kavlen rücua tevkil, caiz ve fuzulînin   kavlen müracaatine icazet lâhik olur.

144 - : Birinci talâkı ric'îden sonra iddet içinde rücu, sahih olduğu gibi ikinci taîâk ric'îden sonra da hürreye nazaran rücu, sahihdir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesini tekarübden sonra birden iki talâkı ric'î ile boşasa veya evvelâ bir talâkı ric'î ile boşayıb badehu iddeti içinde veya iddetinden sonra tecdidi nikâhı müteakib diğer bir ric'î talâk ile daha tatlik etse iddeti baki oldukça müracat edebilir.

Fakat birinci veya ikinci talâkı ric'îden sonra müracaatsız iddetin inkızasile beynuneti suğra husule geleceği gibi üçüncü ric'î talâk ile de derhal beynuneti kübra tahakkuk edib rücua imkân kalmaz.

Cariye hakkında ise iki   alâk, üç talâk hükmündedir.

145 - : Talâkı ric'î talâkın adedlerini tenkis eder, bilâhare vuku bu­lacak ric'at ile bu noksan izale edilmiş olmaz.

Binaenaleyh zevcesini üç talâk ile boşamaya salahiyetli bulunan bir kimse, bir ric'î talâkdan sonra iki talâk ile, iki talâkı ric'îden sonra da yalnız bir talâk ile boşamaya salâhiyetdar kalmış olur.

146 - : Talâkı  ric'îden sonra müracaat, nikâhı idameden ibaret olub ye.ıi bir akd mesabesinde bulunmadığından bunun sıhhati, nikâhı tecdide ve zevcenin veya velîlerinin rızalarım istihsale, mehr tesmiyesi­ne, şahidlerin huzuruna mütevakkıf değildir. Şu kadar var ki zevç, müra caat âmnda zevcenin kabulüne mükarin olarak mehrin mikdarmı arttırır da meselâ : «Sana şu kadar mehr ile rüeu etdim» der, zevce de kabul eder­se ric'at, sahih olur, o meblâb da mehri ziyade   kabilinden olarak lâzım gelir.

Fakat zevç «Şu kadar meblâğ üzerine rücu etdim» dese bu meblâğın verilmesi lâzım gelmez. Nitekim müracaat etmekle beraber «Mehrini art-tırdım» dediği takdirde de bu ziyade niechul olduğundan muteber olmaz.

147 - : Talâkı ric'îden sonra iddet içinde muhalea akdi muteber­dir.

Binaenaleyh ric'iyyen boşanmış olan bir kadın, ric'ate mahal kalma­mak için kocasile muhalea yanabilir. Elverir ki iki taraf bu mualielaya razı olsun.

148 - : Mu'teddei ric'iyye, iddetin inkızasına kadar kocasının hane­sinde ikamete mecburdur. Şu kadar var ki zevç, müracaat etmiyeeek ise aralarında bir perde bulundurulur. Ve bu kadının yamna haber verme­dikçe ve kendisinden müsaade almadıkça girmemesi mendud olur. Gerek rücu kasdinde bulunsun ve gerek bulunmasın. Hattâ rücu etmiyeceği tak­dirde bu kadınla kocasının bir hanede yalnızca bulunması tenzihen mek-rutıdur.

149 - : Ric'iyyen mu'tedde hakkında kasme riayet lâzımdır. Şöyle ki: müteadid zevceleri olan bir kimse, bunlardan birini ric'iyyen boşayıb da badehu kendisine rücu etmek isterse hakkında istisnas için kasme ria­yet eder. Fakat müracaat etmeyecek ise kasme riayet etmez.

150 - :Rİc'iyyen mu'teddenin kendisini boşamış olan kocasına karşı tezeyyün etmesi, mendubdur. Şöyle ki : bu mu'tedde, kocasının rücuunu ümid ediyor ise kendisini tezyin eder. Çünkü bu hal, nikâhı idameye hiz-

met edeceğinden müstahsendir. Fakat ümit etmediği- takdirde süslenmesi caiz olmaz. Nitekim bainen mu'teddenin, ve koc;ı.sinm vefatından dolayı iddet bekleyen bir kadının süslenmesi de caiz değildir.

151 - : Talâkı ric'îden sonra henüz iddet devam öderken zevç ile zevceden biri vefat etse kendisine diğeri varis olur. Ve zevcin vefatı halin­de ric'iyyen mu'teddenin iddeti, vefat iddeüne münkalib olur.

152  - : Şarta ta'lik veya müstakbel zamana izafe olunan rücu, sa­hih değildir.

Binaenaleyh bir kimse,, mu'teddei ric'iyyesine «Eğer şöyle yapar isen pana rücu etdim» veya «Sana yarınki günden itibaren müracaat eyledim» dese ric'at. tahakkuk etmez. Çünkü rücu, mülki, nikâhı idameden ibaret olduğundan asıl nikâh gibi talik ve izafeti kabil olamaz.

Maahaza rücu, talâkın infisahını, talik ve izafet ise- talâkın- bir gaye­ye kadar istibkasını mutazammmdır. Talâkın bir gayeye kadar istibkası ise talâkı teyid eder. Çünkü talâkın tevkîte ihtimali yokdur. Bu illete bi­naen rücu da şartı hıyar da carî değildir. Mebsut, Bedayi, Velvaliciyye, Bahri Raik, Hindiyye, Hizanetül'fetavâ.

« (Mâükîlere göre ricat, ya sarih bir söz ile yapılır. Bu halde niy-yete ihtiyaç bulunmaz. «Sana ricat etdim» denilmesi gibi. Veya gayri sa­rih bir sözü ile yapılır. Bu takdirde niyyete ihtiyaç görülür. «Hilhalini ia­de etdim» veya «Tahrimi ref eyledim» denilmesi gibi. Yahut niyyete mu-karin olan bir fi'l ile yapılır. Mücameat ve şehvetle lems gibi. Veyahud - kavli ezhere göre - mücerred niyyet ile = kelâmı nefsi ile yapılır. Bu son kısım, diyaneten muteberdir.

Ricatde işhad, mendubdur. Hattâ kadın kendisine ricat eden zevci­nin işhaddan evvel mukarenetde bulunmasına mani olabilir. Bu kendisi­nin hakkıdır. Böyle bir men, kadının rüşdüne delâlet eder. Bu menden do­layı kocasına âsi olmuş sayılmaz. Belki bundan dolayı me'cur olur. Muh­tasarı Ebizziya ve şarhları.)

(Şafiî mezhebine göre fi'Ien rücu, caiz değildir. Şayed iddet içinde mukarenet vuku bulsa ta'ziri müstelzim olur. Maamafih bu mukarenet, bir şübheye müstenid sayılacağından iddeti, mehri misli ve sübuti nesebi iktiza eder.

Ricat üzerine işhad mendubdur. Kadın, iddeti içinde kocasının vuku bulan müracaatine muttali olmazsa iddeti müteakib vefat vukuunda ara­larında tevarüs carî olmaz. Kitabül'üm.)

(Hanbelî mezhebine göre de ricat hususunda şu gibi hükümler ca­rîdir :

(1) : Medhuiün biha olmayan zevce hakındaki bir talâkdan sonra ricat, caiz değildir. Çünkü ricat, iddet içinde caizdir. Gayri medhuiün biha hakkında ise iddet carî değildir. Binaenaleyh bu bir talâk ile beynunet ta­hakkuk eder. Bunda ehli ilmin icmaı vardır.

(2) : Hür bir zevcin üç talâkile, kölenin de iki talâkile beynuneti kübra, tahrira vücude gelir, ric'ate imkân kalmaz.

(3) : Muttalâkai ric'iyye hakkında henüz iddet baki oldukça bil'ic-raa talâk, zihar, i'lâ, lian carî olur, biri diğerine varis olabilir. Muhaleaları da sahihdir. imam Şafiînin bir kavline nazaran muhaleaları sahih değildir.

(4) : Rit'at hususunda halvet de mukarenet mesabesindedir.

Binaenaleyh bir kimse, mücerred halvetde bulunmuş olduğu zevcesi­ne talâkdan sonra ricatde bulunabilir. İmam Şafiînin kadîm kavli de böy­ledir. Fakat cedid kavline göre mücerred halvet ile rücu hakkı sabit ol­maz.

(5) : Fi'len ricat hususunda iki kavi vardır. Birine nazaran ric'at yalnız kavi ile olur. ikinci kavle nazaran mukarenet ile de olur. Gerek bununla ricate niyyet edilsin ve gerek edilmesin. Fakat şehvetle mes ve tafcbil veya nazarla ric'at tahakkuk etmez. İmam Ahmedden mensus olan, budur.

(6) : Ric'ate dair olan İşhad hususunda da iki kavi vardır. Birine göre işhad vacibdir. imam Şafiînin iki kavlinden biri de böyledir. Diğeri­ne göre vacib değildir, imanı Mâlikin ihtiyarı da budur. Çünkü ricat, ka­bule müftekir değildir. Binaenaleyh zevcin sair haklan gibi rücu hakkı da şahadete muhtaç bulunmaz.

(7)  : Ric'ati şarta talik, sahih değildir.

Binaenaleyh zevç, zevcesine hitaben «Sen diler isen sana müracaat etdim» dese bununla ricat sabit olmaz. Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre de ric'iyyen mutallâka, iddeti baki oldukça ken­disini tatlik eden şahsın zevcesidir. Aralarında talâk, zihar, İ'lâ, lian, irs carî olur.

Ric'at, lâfzen olur, fi'len olamaz. Ric'at, işhade mukarin olacakdır ve zevceye iddeti bitmeden ilâm edilmelidir. Işhadsiz yapılan bir ric'at, muteber olamaz. El'muhallâ.) [5]

 basa dön

 

Rücu Hakkının Munkati Olub Olmaması :

 

153 - : Rücu hakkı, iddetin nihayet bulmasile münkati olur.

Şöyle ki : Bir mu'teddei ric'iyye, üçüncü âdetini tam on gün olarak görünce zevcinin kendisine müracaat hakkı münkati olur. Velev ki dem, henüz kesilmiş olmasın.

Fakat dem, on günden azda kesilirse iğtisal bulunmadıkça veya na­maz vakitlerinden bir kâmil vakit geçmedikçe rücu hakkı münkati ve ittutallâkanın başk asile evlenmesi caiz olmaz.

154  -  : Bir ric'iyyenin tuhru, vaktin aharına müsadif oldukda ba­kılır: Eğer vakit, igtisal ile tahrimiye       namaza başlamaya müsaid ise, müeerred bu vaktin göçmesiIc rücu hakkı münkati olur. Amma vakit bun­lara müsait olmaz, yahut yalnız iğtisalc müsaid olursa iğtisal bulunma­dıkça veya bir namaz vakti geçmedikçe rücu hakkı münkati olmaz.

155 -  : Mu'teddei ric'iyye,   mühmel bir vakitdc,    meselâ   :  şüruk zamanında son âdetinden çıksa asr vakti girmedikçe rücu hakkı münkati olmaz. Hindiyye.

156 - : Bir mu'teddei ric'iyye, âdetine göre    meselâ:   bazan beş,* bazan da altı gün hayz görecek olsa beş gün tamamında iğtisal eder, ya­hut namaz vakitlerinden bir vakti kâmil mürur ederse rücu hakkı münka­ti olur. Fakat altı gün tamam olmadıkça başkasile cvlenemez. Çünkü ric'­at ve nikâh hususlarında ihtiyata riayet lazımdır.

157 - : Bir mu'teddei ric'iyye, meselâ : altı gün içinde hayzintn ke­sildiğini, zannederek iğtisal etdikten sonra zevci müracaat edib de ba­dehu tekrar dem zuhur ederek on günü tecavüz eylese zevcin rücuu sahih olmuş olur. Yoksa mücerred iğtisal İle müracaat hakkı münkati olmuş olmaz.

Kitabiyye olan .bir mu'teddei ric'iyye hakkında mücerred demin kesilmesile rücu hakkı münkati olur. Velev ki bu kesilme, on gün­den mukaddem olsun. Bahri Raik.

159 - ; Zevç, zevcesine müracaat etmiş olduğunu henüz iddet de­vam etmekde iken söylese bu sözü, rücu sayılır. Velev ki zevce kendisini tasdik etmesin. Çünkü zevç, filhal rücuu inşaya kadirdir?  Fakat zevç, idet çıktıkdan sonra iddet müddeti içinde rücu etmiş olduğunu iddia etse bakılır : Eğer kendisini zevcesi tasdik ederse rücu muteber olur. Yahut iddet içinde kavlen veya fi'len rücu etmiş olduğunu beyyine ile isbat eder­se yine rücu muteber olur. Çünkü bilbeyyine sabit olan şey, bil'muayene sabit gibidir. Fakat zevç, bu rücuu isbat edemediği gibi zevce de tasdik etmese rücu iddiası muteber olmaz.

160 - : iddetin inkizasını müsadif olan rücu, sahih değildir. Şöyle ki : Zevç, ric'iyyen mutalîâkasma «Sana rücu etdim» demekle

o da derakab «Iddetim "nihayet buldu» dese bakılır : Eğer geçen müddet, iddetin inkizasına mütehammil ise mutallâka, yeminile tasdik olunarak rücu sabit olmaz. Fakat mutallâka, yeminden nükûl eder veya müddet, mütehammil bulunmazsa rücu sabit olur.

Şayed mutallâka, iddetdmn velâdetle nihayet bulunduğunu iddia eder­se beyyinesiz tasdik olunmaz.

161 - : Mutallâkai ric'iyye, hilkati tamamen veya kısmen müstebîn  belirmiş bir cenîn iskat ettiğini bil'ihbar iddetinin inkızasım iddia eylese yeminle tasdik olunub zevcinin rücu hakkı zail olur. Çünkü kadın­lar, rahmlerindekini ihbar hususunda emmedirler. Fakat hilkati müste-ban olmayan bir ceninin düşemile iddet münkati olmayacağından bununla rücu hakkı zail olmaz. Zira bu sıkt, çocuk hükmünde olmayıb donmuş kan mesabesindedir.

162 - : Bir kimse, menkuhesıni hamli zahir veya çocuk doğurmuş olduğu halde ric'iyyen bogayıp bu kadına tekarrüb etmemiş olduğunu id­dia etse bakılır : Eğer hamlin zuhuru veya çocuğun tevellüdü, kendi fira-şinden olabilecek bir müddet içinde vuku bulmuş, meselâ: tevellüd, nihâk zamanından itibaren en az altı ay sonra vaki olmuş ise o kimse, rücu hak­kına malik olur. Çünkü bu takdirde neseb sabit olacağından ademi tekar-rübe aid iddiası şer'an tekzib edilmiş olur.

163 - : Zevcin halveti sahihadan sonra duhul iddiası muteberdir.. Binaenaleyh bir kimse, halveti sahihadan sonra   boşadığı zevcesine

tekarrüb etmiş olduğunu1 bil'iddia müracaatda bulunsa rücuu sahih olur. Velev ki zevce, tekarübü inkâr etsin.

Fakat zevç, halveti sahihadan sonra tekarrüb vukuunu inkâr eylese rücuu sahih olmaz. Velev ki zevce, tekarrübü iddia etsin.

îîttün, mecbub ve hasiy olan bir zevcin de halvetden sonra tekarrüb iddiası muteberdir.

164 - : Zevç ile zevce, ric'atin gününde ittifak etdikleri halde id­detin inkizası gününde ihtilâf etseler söz, yeminile zevcin olur.

Meselâ : Ric'atin cuma gününde vuku bulduğunda ittifak etdikler halde zevç, iddetin cumartesi gününde bittiğini, zevce de perşembe gü­nünde nihayet bulmuş olduğunu iddia eylese zevç, yeminile tasdik oluna­rak rücu sabit olur.

165 - : Zevç, rücu etdiği anda zevce sükût edib de sonra «tdde-tim nihayet buldu» dese ricat sabit olur. Zevcenin bu sözüne iltifat olun­maz. Fakat ibtida zevce, iddetim nihayet buldu» deyib de sonra zevç «Rü­cu etdim» dese ricat, sahih olmaz. Nitekim zevç ile zevcenin ric'ate ve İd' detin inkızasma aid sözleri, birlikde sâdır olduğu takdirde de ric'at ta­hakkuk etmez.

166 - : Bir mu'teddei ric'iyye, iddetin inkızasım haber verdikden sonra «Henüz iddetim nihayet bulmadı» dese nefsini tekzib etmiş olaca­ğından zevcenin rücuu caiz olur.

167 - : Bir mu'teddei ric'iyye, iddetinin inkızasım müteakib diğer birile izdivaç etdikten sonra zevci mutallâkı, iddet içinde rücu etmiş ol­duğunu beyyine ile isbat etse ikinci zevcinden tefrik, evvelki zevcine teslim olunur. Çünkü bu halde ikinci nikâhın fâsid olmuş olduğu tezahür eder. Hindiyye, Tebyinü'hakayik, Bahri Raik, Reddi Muhtar.

« (Hanbelî fukahasma göre de zevç, zevcesine müracaat etdiğini, zevce de müracaatdan evvel iddetin nihayet bulmuş olduğunu iddia etse iddetin nihayet bulmasına müsaid bir vakit geçmiş ise söz zevcenin olur.

Bir kimse, zevcesini bogayıb da sonra müracaatine dair işhadde bu­lunduğu halde kadın, bunu bilmeksizin iddetini müteakib başkasile evlene­cek olsa bu ikinci nikâh, bir rivayete göre sahih olmayacağından kendisi evvelki kocasına iade edilir. Şu kadar var ki, ikinci zevcin mukarenetin-den dolayı iktiza eden iddet bitmedikçe kendisine evvelki kocası müka-renet edemez.

Ekseri fukahanın ve bilhassa Sevrî ile imam Şafiînin kavli de böy­ledir. Diğer bir rivayete nazaran bu kadın, ikinci zevcine aid olur. Üçün­cü bir rivayete göre de ikinci akdi nikâh üzerine mukarenet vuku bul­muş ise kadın, ikinci zevce aiddir, birinci nikâh, batıl olur. imam Mâlikin kavli de böyledir. Fakat kadın ile ikinci zevç veya bunlardan yalnız birisi, müracaat vukuun? evvelce muttali bulunmuş ise bunların nikâhları bilâ hılâf bâtıldır. Elmuğnî.) [6]

 basa dön

 

Talakı Baînin Mahiyyeti Ve Hükmü :

 

168 - : Tekarrübden evvel sarih veya kinaî tâbirlerden ıbirile ya­pılan talâklar, her halde beynuneti icab eder. Velev ki, halveti sahihadan dolayı iddet lâzım gelsin.

Tekarrübden sonra beynunet ifade eden lâfızlardan birile veya bir iveza mukarin olarak yapılan talâklar ile de beynunet husule gelir.

Kezaük : beynunete delâlet eden bir vasıf ile, mevsuf veya bir teşbi­he mukarin olan talâklar ile de beyhunet tahakkuk eder. Nitekim yuka­rıda da bunlara işaret olunmuştur.

169 - : Bir kimse, refikasını henüz tekarrüb bulunmadan iki veya üç talâk ile birden taitik etse o veçhile iki veya üç talâk tahakkuk eder ve bu talâklar ile beynunet husule gelmiş olur. Fakat müteferrikan tatlik ederse evvelki talâk, vaki, diğerleri lâğv olur.

Meselâ : Bir kimse, medhulün foiha olmayan zevcesine «Seni üç ta­lâk ile boşadım» dese üç talâk husule gelir.1 Amma «Seni boşadım, boşa­dım, boşadım» dese yalnız bir talâk sabit olur. Çünkü birinci talâk ile bey­nunet hâsıl olub ikinci ve üçüncü   talâka mahal kalmaz.

170 - : Talâkı hainin hükmü, hürmetdir. Yani  : bu talâk ile ay­rılık hâsıl, zevciyyet zail olub zevcin nikâhı devam ettirmeğe hakkı kal­maz. Derhal firkat vuku bulur, usulü dairesinde nikâh tecdid edilmedik­çe zevciyyet idame edilmiş olamaz. Zevç ile zevce arasında tevarüs cere­yanı kesilir.

Mutlak talâkdan, yarii, talâkı ric'îden sonra zevcin rücua istihkakı, kıyas hilâfına olarak nas ile sabit olduğundan artık beynunetle mukayyeti talâklardan sonra rücu caiz olamaz. Çünkü esasen talâk, mülki nikâha münafi olduğundan iki mütenafinin içtimai kabil değildir.

171 - ; Evvelce de beyan olunduğu üzere hürre hakkında bir ve iki, cariye hakkında da bir talâkı bain ile hürmeti hafife, başka tabir ile beynuneti suğra vücude gelir. Hürmeti hafife ise nikâhı tecdide mani de­ğildir.

Binaenaleyh bir kimse, hürre olan zevcesini bir veya iki talâkı hain ile, cariye olan zevcesini de bir talâkı banı ile boşamış olsa onunla birnza iddeti içinde veya iddetinden sonra nikâhlarını tecdit edebilir.

Muhalea, mal üzerine taJâk, ihtiyarı nefs, emri bil'yed gibi 3air sebep­lerden ileri gelen beynunetler de umumen bu hükümdedir.

172 - : Hürre hakkında üç, cariye hakkında iki talâkı bain veya ric'î ile hürmeti galize = beynuneti kübra husule geleceğinden artık tahlil bulunmadıkça nikâhı tecdid caiz olmaz.

Meselâ : bir kimse medhulün biha oj.an.hür zevcesine «Seni üç talâk ile boşadım» veya «Seni boşadım, boşadım, boşadım» dese üç talâk vaki olur. ikinci, ve üçüncü boşadım lâfızlarile ifham ve te'kid kasd edildiği iddia olunsa da kazaen tasdik olunmaz. Çünkü her ne zaman talâk lâfzı vav harfile veya bu harfsiz tekerrür ederse talâk da teaddüd eder. Tesis ciheti, tekid ihtimaline tercih olunur.   -

Kezalik : «Seni terk etdim» deyip de bununla üç talâka niyyet etse yahut evvelâ bir talâkı bain ile boşayıb da sonra tecdidi nikâhı müteakib tekrar bir talâkı bain ile daha boşasa da badehu yine tecdidi nikâhı mu-teakib bir bain veya ric'î talâk ile de tatlik etse üç talâk tahakkuk eder. Mebsut, Bahri Raik, Dürri Muhtar, Hindiyye. [7]

 basa dön

 

Talâkların Bîribîrine Lahak Olub Olamaması :

 

173 - : Bir veya iki talâkdan sonra iddet içinde diğer bir veya iki talâkın yapüıb yapılamayacağı mühim bir mevzu teşkil eder. Bu hususda aşağıdaki hükümler carîdir. Şöyle ki :

(1) : Sarih talâk, sarih talâka lâhak olur. Bu sarinden maksad, niy-yete muhtaç olmaksızın vuku bulan talâkdır. Gerek ric'î ve gerek bain olsun.

Meselâ : Bir kimse, menkuhesini «Sen mutaüâkasm» diye ric'îyyen boşadıktan sonra iddeti içinde tekrar «sen mutallâkasm diye veya kabu­lüne mukarin bir mal üzerine tekrar boşarsa ikinci bir talâk daha vâki olur.. Şu kadar var ki, talâk, birinci takdirde ric'î, ikinci takdirde bain ve mal lâzım olur.

(2) : Sarih talâk, talâkı baine lâhik olabilir.

Meselâ : bir kimse, zevcesini bey nüne 11; delâlet eden bir lâfız ile ve­ya muhalea yolile boşadıkdan sonra iddeti içinde «Seni boşadım» diye veya kabulüne mukarin bir mal ü ;erine tekrar boşasa diğer bir talâkı bain daha tahakkuk eder. Çünkü sabık beynunet, ric'ate mani olduğun­dan ikinci talâk da her halde bain olmuş olur. Şu kadar var ki, bu suret-de mal lâzım gelmez. Zira zevcenin mal vermesi, nefsini filhal kurtarabil nıesi içindir. Bu maksad ise zaten evvelki bain talâk ile hâsl olmuşdur.

Talâkı ric'îyi vücude getiren kinayeler de sarih hükmünde oldu­ğundan bunlar da baine lâhik olabilirler.

(3) : Talâkı bain, sarihi ric'îye lâhik olabilir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesini «.Seni tatlik etdim» diye ric'iyyen boşa-dıkdan sonra beynunet ifade eden sarih veya kinaî bir lâfz ile tekrar bo­şasa diğer bir talâk daha vaki ve beynunet hâsıl olur. Çünkü talâkı ric'îden sonra iddet içinde kaydı nikâh baki olduğundan bu kayd, lâhik talâk ile izale edilebilir.

(4) : Üç talâk, manen bain ise de lâfzen sarih olduğundan hem sa­rihe, hem de baine lâhik olur.

Meselâ : Bir kimse, zevcesini bir veya iki talâkı ric'î veya bain ile boşadıkdan sonra tekrar iddeti içinde üç talâk ile boşasa beynuneti küb­ra vücude gelir.

Nitekim talâkı bainden sonra iddet içinde bir talâkı bain daha yapı­lıp da bununla beynuneti kübraya niyyet edildiği takdirde de hüküm böy­ledir.

(5) : Kinâî bir iâfz ile yapılacak' talâkı bain, ihbara hamli mümkün oldukça bayine lâhik olamaz.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen bainsin» dedikden sonra tekrar «Sen bainsin» veya «Ben seni bir talâk ile mübane kıldım» veya «Sen ba­na haramsın» dese bununla başka bir talâk daha vaki olmaz. Fakat, «Seni başka bir talâk ile mübane kıldım» veya «Sen taliki bainsin» derse diğer bir talâk daha tahakkuk eder. Çünkü bu suretlerin ihbara hamli müm­kün değildir. Zira birinci takdirde «Başka» lâfzı, ikinci takdirde de «talik» tâbiri bu ihbara manidir.

Talâkı bainden sonra vuku bulacak talâk, her bain olacağından «Ta­liki bainsin» terkibindeki «bain» lâfzı lâğv olub yalnız «taliksin» lâfzı sarihi kalmış olur. Sarih ise baine lâhik olur.

Kezalik : Evvelce bir talâkı bain, bir şarta talik veya müstakbel za­mane ifaze edilmiş olub da badehu müneccezen bir talâkı bain vuku bul-dukdan sonra şart tahakkuk veya zaman hulul etse tekrar talâkı bain, vaki olur, Çünkü bu suretle de saniyen vaki olan talâkın ihbara hamli kabildir.

Fakat müneccezen vuku bulan bir talâkı bainden sonra saniyen vaki olacak bir talik, sahih   olmaz.    Bahri

« (Zahiriyyeye göre bain olan talâklar, iki kısımdır. Birisi: medhu-lün biha olmayan zevceler hakkındaki talâklardır. Diğeri de biriikde veya müteferrikan yapılan üçer talâkdır. Bunların bir üçüncü kısmı daha yok-dur. Elmuhallâ. Talâklarda müstamel tabirler bahsine de müracaat!.) [8]

 basa dön

 

Talâkların Şarta Ta'liki Ve Bu Talikin Şeraiti :

 

174 - : Talâkı ric'înin veya bainin  teneizi  sahih olduğu gibi  şi­fahen veya tahriren şarta ta'liki de sahihdir.

Binaenaleyh muallâkun aleyh olan şart tahakkuk edince talâk da tahakkuk eder. Amma şart tahakkuk etmedikçe talâk da vücude gel­mez.

Malûmdur ki: tâ'lik, tencizin. mukabilidir. Bir talâk, bir şarta talik veya bir1 zamana izafe edilmeksizin hemen yapılırsa «müneccez» olmuş olur. Bilâkis bir talâk, zevç ile zevceden birinin veya bir başkasının bir fi'line veya bir hâdisenin tahaddüsüne rabt edilince de «muallâk» bulun­muş olur.

Meselâ : Bir kimse «Fülân yere giderse zevcesi boş olsun» dese men-kuhesinin talâkını o yere gitmesine rabt etmiş olur ki, o yere gitmesi şart, zevcenin boş olması da cezadır.

175  - : Talâkı ta'like, şart denildiği gibi «Yemin bittalâk» da de­nir. Şart denilmesi, sarahaten veya delâleten edatı şart istimal edildiğine mebnîdir. Yemin tesmiye edilmesi de kendisinde yemin mânâsı mevcut olub kuvvet ifade etdiğine, yani  : bir fi'lİ yapmaya sevk veya bir fi'li yapmakdan men için insana kuvvet verdiğine mübtenidir.

Binaenaleyh kuvvet ifade edebilmesi için şartın alâ hatarilVücud mâdum olması, yani : henüz mevcud olmadığı halde vukuu mümkün bu­lunmalıdır. Nitekim bu husus, aşağıdaki meselelerden tavazzuh edecek-dir.

176 - :Şartm, yani : muallâkun aleyh olan şeyin mümkinülvuku olmakla beraber ta'lik âmnda madum bulunması lâzımdır. Çünkü muhale, yani : vücudu gayri mümkün olan bir şeye talik, lâğvdır. Vücudu mu­hakkak olan bir şeye talik de tencizdir.

Meselâ : bir kimse, «Deve iğnenin deliğinden geçerse» veya «ken­disi zîhayat ise zevcesi boş olsun» dese birinci suretde talâk vaki olmaz. İkinci suretde ise, derhal vâki olur. Çünkü birinci şart, muhal, ikinci şart fîihal mevcuddur.

177 - : Tâlâkdaki talikin sıhhati için nikâhın hakikaten veya hükmen kıyamı veya ta'likih âtiyen vücud bulacak bir nikâha izafesi şarttır.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesini ta'likan boşayabileceğî gibi hük­men zevcesi olan menkuhei mu'teddesini de ta'lik suretile tekrar bosayabilir.

Kezalik .: Bir kimse, bir ecnebiyye hakkında «Onu tezevvüc eder­sem benden boş olsun» diye ta'likde bulunabilir ki, bununla nikâh akdi ânında talâk tahakkuk eder.

178 - : Menkiihe veya mu'tedde olmayan    kadınlar ile    nikâhları haline izafe olunmayan muayyen veya gayri muayyen ecnebiyyeler hak­kında ta'lik ile talâk vaki olmaz.

Meselâ : Bir kimse, bir yabancı kadın hakkında «Fülâneyi ziyaret edersem benden boş olsun» deyib de sonra onunla evlense şartın vücu-dile talâk vuku bulmaz.

Nitekim «Kendisile hemfirâş olacağım her kadın benden boş olsun» diye yemin etdikten sonra bir kadınla evlenerek hemfirâş olsa talâk ta­hakkuk etmez. Çünkü firaşde içtima, yalnız haline muhtes değildir. Bi­naenaleyh bununla ta'lik, nikâh haline izafe edilmiş olmaz. Reddi Muh­tar.

179 - : Yukarıdaki meselelerden de anlaşıldığı üzere alel'itlâk ta'-likler de mülk veya mülke izafe şartdır. Çünkü cezanın mahif olması lâ­zımdır ki, yemin mânâsı tahakkuku etsin. Eğer filhâl mülk mevcut olmaz veya mülke izafe bulunmazca yeminden matlûb olan faide  husule gel­mez. Zira bu takdirde ceza, halifin - yemin edenin mülkünde filhal hâsıl değildir ki, şartın vukuundan ihtiraz etsin. îzafe de mevcut değildir ki, mülki tahsilden taharrüze lüzum görsün Binaenaleyh yemin, matlûb fai-deyi müfid olamıyacağından asla mün'akid olmaz. Dürer.

180 - : Talâkın ileride hâsıl olan mülki nikâha izafe edilmesine bazan lüzum görülebilir. Meselâ: Bir kimse, bir kadın ile evlenmek te­mayülünde bulunur. Onunla evlenmenin hakkında muzir olacağını, böy­le bir teehhülden matlûb faidelerin temin edilemiyeceğini, hattâ kadının redietül'ahlâk bulunduğunu veya kendisinin zevciyyet hukukuna riayet edemiyeceğini bildiği halde bu temayülünden bir türlü vaz geçemez. Bi­naenaleyh bu hususdaki temayülâtına sed çekmek, nefsini men'e kadir olmak için o veçhile ta'like lüzum görebilir. Bahri Raİk. Maamafih bu gibi ta'liklerden kat'î lüzum görülmedikçe kaçınmalıdır.

181 - : Gayri muayyen hakındaki ta'likde mânâyı şart kâfidir. Muayyen hakkında ise edatı şart lâzımdır.

Binaenaleyh bir kimse "Tezevvüc edeceğim kadm boş olsun" dese izdivaç halinde talâk vaki olur. Fakat "Tezevvüc edeceğim şu ka­dın" yahut "Tezevvüc edeceğim fülânın kızı fülâne boş olsun" dediği takdirde onunla evlenince talâk vaki olmaz. Çünkü muayyen hakkında vasf yani: "Tezevvüc edeceğim" sözü, lâğv olduğundan mücerred "Şu veya fülâne boş olsun" sözü kalmış olur ki, bu halde nikâha izafe îulunmamış ve binaberîn  mânâyı şart tahakkuk etmemiş     olacağından alâk tahakkuk etmez. Dürer.

182 - : Ta'likin rüknü,  cümlei şartiyye ile  cümlei     cezaiyyeden, )ir de edatı şartdan ibaretdir.

Binaenaleyh yalnız cümlei cezaiyye ile edatı şart irad edilib de cüm-;i şartiyye zikr edilmese, meselâ : «Sen mutaüâkasın eğer» denilib de i'li şart ityan olunmasa ta'lik, sahih ve talâk vaki olmaz. «Sen muttal-âkasın meğer ki.» denildiği suretde de hüküm böyledir.

Bu mesele, îmam Ebu Yusüfün kavline göredir. İmam Muhamme-Le göre bununla talâk, müneccez olarak derhal tahakkuk eder. Bahri laik.

183 - : Talik ile talâkın vuku bulması için zevcin talik zamanın a talâka ehliyyeti, zevcenin de şartın vücudu ânında talâka mahalliye-i şartdır.

Binaenaleyh mecnunların, matuhların talikleri muteber değildir. İdde-i nihayet bulmuş olan bir mutallâka hakkında da sabık talike binaen ta-âk vaki olmaz.

Meselâ : Bir kimse, «Şu işi yapar ise zevcesi üç talâk boş olsun» üye yemin etdikten sonra zevcesini bir talâk ile boşayıb da iddeti niha- buldukdan sonra d işi yapsa yemin münhal = çözülmüş olub ırtık talâk vaki olmaz. Velev ki, badehu nikâhı tecdîd edib müteaki->en o işi tekrar yapsın. Reddi Muhtar.

184  - : Tâ'likde şartın talâka ittisali lâzımdır..

Binaenaleyh sükûttan. sonra ilhak edilen şart, sahih olmayacağın-lan derhal talâk vaki olur. Meğer ki, lisandaki bir sikletden dolayı letteaküb közü tamamlamak mümkün olmasın. O halde talâk zikı lunub da tereddüd ve tekellüfden sonra şart irad olunsa ta'lik, sahih ,lur. Şu kadar var ki zevç, bu hâl ile maruf olmalıdır. Cümlef istisna-yye ilâvesi suretinde de hüküm, böyledir. Nitekim âtiyen görülecek-ir. Bahri Raik.

185 - : Tâlik'de şart ile cezanın arası, ecnebi bir lâfz ile fasl edil-nemesi lâzımdır. Şu kadar var ki, muhatabe keyfiyyeti i'lâm gibi bir naksadla idhal edilen mÜlâim bir lâfz, meselâ : bir nida kelimesi zarar

oz. Bahr.

186 - : Ta'lik ile mücazet kasd edilmemesi lâzımdır. Kasd edilir-e lencîz olur. Mesela : Bir kimse, kendisine fena bir şey isnad etmesi zerine zcvce.sine ceza kasdiic, «Eğer ben senin dediğin gibi isem, enden boş ol» de.se derhal talâk vaki olur. Fakat bunu ta'lik kasdiic erse kendisi o şey ile muıLasıf olmadıkça talâk vâki olmaz. Reddi luhtar vesaire.

187 - : Şartın mübhcnı olması, ta'İikin sıhhatine mani    değildir. Meselâ : «Şu veya bu haneye girersem» diye vaki olan yemininde,

bu hanelerden yalnız birine girmekle şart tahakkuk eder. Bedayî.

188 - : Ta'lik zamanında talâka ehliyeti haiz olan zevcin, husuli şart ânında mecnun olması, talâkın vukuuna mani değildir.  Şu kadar var ki talâk, cinnet haline ta'lik edilmemiş olmalıdır.

189 - : Ta'lik, nikâhın zevalîle bâtıl olmazsa da hılli nikâhın ze-valüe bâtıl olur. Şarta muallâk olan talâk, gerek üçden az olsun ve ge­rek olmasın.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesinin talâkını bir şarta ta'lüi etdikden sonra henüz şart tahakkuk etmeden bunu bir veya iki talâk ile boşayıb badehu şartın tahakkukundan evvel tekrar tezevvüc etse ikinci nikâhda şartın vukuile talâk vaki olur. Amma üç talâk ile boşadıktan sonra badet-tahlîl tekrar tezevvüc ederse artık bilâhare şartın meydana gelmesile ta­lâk vaki olmaz. Dürül'muhtar.

« (Malikîlere göre talâkın ta'likİ hakkında şu gibi hükümler ca­rîdir :

(1) : Ta'likin sıhhati için şartın vukuu ânında ismetin, yani   : zev-ciyyetin kıyamı lâzımdır. Bu esas üzerine bir takım meseleler teferru eder. Ezcümle : bir köle, zevcesine hitaben «Şu haneye    gider isen üç talâk boş ol» deyib de badehu azad oldukdan sonra zevcesi o haneye gi­recek olsa hakkında üç talâk vaki olur.

Vakıa ta'lik zamanında kölenin talâka ehliyeti ikiden ziyade de­ğildir. Fakat mahlûfün aleyh - üzerine yemin edilmiş olan duhul zama­nında azadh bulunduğu için üç talâk tahakkuk etmiş olur.

Kezalik : Bir kimse, zevcesine «Eğer şu işi yapar isen üç talâk boş 61» deyip de sonra aralarında muhalea vukua gelse veya ric'iyyen boşa­yıb da iddeti nihayet bulsa artık o işi yapmakla zevcesi tekrar boş olmaz. Çünkü bu kadın bu halde ecnebiyyeden maduddur, talâka mahal değil­dir. Fakat bilâhare aralarında nikâh tecdid edilib de sonra kadın o işi yapsa hakkında üç talâk vaki olur. Aralarında ahar zevcin bulu-nub bulunmaması müsavidir. Zira onun nikâhı, sabık talâkı hedm et­mez.

Şu kadar var ki, bu hâdisede evvelce müneccezen vaki olan talâk veya muhalea ile talâkların adedi nihayet bulmamış olmalıdır. Ve mu-allâkun aleyh olan talâk, münkazi olmuş bir zaman ile gayri mukay-yed bulunmalıdır. Aksi takdirde tecdidi nikâhı müteakib o işin yapüma-sile tekrar talâk vaki olmaz.

(2) : Bir kimse, yemin etdiği fi'li bir defa yapınca ceza vaki olur, o fi'li tekrar yapınca bir daha ceza vaki olmaz.    Meğer ki, yemini edatı tekrara mukarin olsun veya tekrara niyet etmiş bulunsun.

Meselâ : bir kimse, «Fülân yere giderse zevcesi boş olsun» diye ye­min etdikden sonra o yere bir kere gidince talâk vaki olur. Sonra o yere tekrar gidince bir daha talâk vaki olmaz. Meğer ki, «Her ne za­man gidersem» demiş olsun.

(3) : Bir kimse zevcesinin talâkım bir fi'le talik     etdikden sonra zevcesini üç talâk ile miineccezen tatük, badehu tahlilden sonra tezevvüe edib de daha sonra o fi'l vücude gelse artık talâk vaki olmaz. Çünkü muallâkun aleyh olan ismet ve zevciyyet, mezkûr üç talâk ile bii'külliye zail olmuş olur. Velev ki ta'Iik, tekrar edatına mükarin olsun, meselâ : «Her ne zaman şu haneye giderse zevcesi boş olsun» denilmiş bulunsun.

Uç talâk ile boşanan bir kadın hakmda zevciyyet, külliyen zail olmuş, bu itibar ile kendisi sanki vefat etmiş, tahlilden sonra başka bir kadın olarak kendisini boşamış olan erkekle izdivaç akdinde bulun­muş sayılır.

(4) : Talâk, müstakbelde vuku bulacak bir mülki nikâha ta'lik edi­lebilir.

Meselâ : Bir kimse, bir yabancı kadına hitaben «Seni tezevvüc eder­sem benden boş ol» deyip sonra o kadın ile evlense derhal talâk vaki olur.

(5) : Müstakbelde vukuu aklen, âdeten veya şer'an mümteni olan bir şeye ta'lik edilen talâklar, vaki olmaz. Çünkü şartın ademinden meş­rutun ademi lâzım gelir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Eğer ben hayat ile mematı bir arada cem edersem» veya «Eğer ben elimi semaya dğdirirsm» veya «Eğer ben şarap içersem şart olsun» dese bununla talâk tahakkuk etmez. Şu kadar var ki, o kimse, memnuniyeti şer'iyyeye rağmen bilâhare şarab içerse talâk vaki olur.

(6) : Müstakbelde vücude gelmesi muhtemel olub galib bulunma­yan müsbet (bir şeye ta'lik edilen talâklar da o şey vücude gelmedikçe vaki olmaz.

Meselâ u Bir kimse, zevcesine «Fülân şahıs hanemize gelirse sen benden boş ol» dese o şahsın gelmesine bakılır, o gelmedikc talâk tahak­kuk etmez.

(7) : Vukuu galip  ve  kendisinden sabır  ve  tâharrüz gayri kabil olan bir şeye ta'lik edilen talâklar, müneccezen vaki olıır. Çünkü galib olan bir şey, muhakkak menzilesine tenzil olunur.

Meselâ : Bir kimse, âdet gören veya görmesi beklenilen zevcesine hitaben «Eğer sen âdet görürsen benden bos ol» dese derhal talâk -vaki olur.

Kezalik : «Eğer ben oturursam» veya «Kalkarsam» veya «Yer içer­sem şart olsun» denildiği takdirde de hüküm, böyledir.

 (8) :  Vücudu  ihtimal dairesinde olmakla beraber şer'an vacib  - farz bulunan bir şeye yapılan ta'lik, tencizdir.

Meselâ: Bir kimse, zevcesine Eğer namaz kılar isen bos ol" dese derhal talâk tahakkuk eder. Çünkü namazın kılınması muhtemel ise de edası dinen bir vecibedir.

(9) :  Vücudüne  asla  ıttılâımız  olmayan  bir   şeye  ta'lik   de  ten­cizdir.

Meselâ: Bir kimse, zevcesine  "Sen inşaallâh boşsun" dese derhal   ' talâk tahakkuk eder. Meleklerin, cinlerin meşiyyetlerine - dilemelerine ta'lik de bu hükümdedir.

Kezalik: "Yarın" veya "Şu ay başında yağmur yağarsa" denilmesi de bu kabildendir. Çünkü bu müddet içinde yağmur yağması meçhuldür Meğer ki yağmur yağacağına dair âdet veçhile bir alâmet bulunsun. O takdirde talâk derhal vaki olmayıb müddetin nihayet bulmasına intizar olunur.

(10) :  Vüvud ve  ademine hâlen ıttıla' mümkün  olmayan  bir seyp yapılan ta'lik de tencizdir.

Meselâ : Bir kimse", zevcesine «Eğer rahminde çocuk var ise benden boş ol* dese derhal talâk vaki olur. «Eğer rahminde çocuk yok ise denil­mesi de bu hükümdedir.

(11) : Vücudu mazide takdir edilib haddi zatında mümkünül vuku veya mümteniüT*uku bulunan bir şeye ta'lik dahi tencizdir.

Meselâ : Bir kimse, bir şahsa hitaben «Şart olsun ki, eğer dünkü gün gelmiş olsa idin hakkını sana öderdim» dese hemen talâk vaki olur. Çün­kü bu iddia, meşkûkdur.

Kezalik : «Şart olsun ki, sen dünkü gün fülân yere gitse idin senin yarlığınla yokluğunu bir ederdim» denilmesi suretinde de hüküm, böy­ledir. Zira vücud ile ademi cem etmek aklen mümteniclir. Vücudu mazi­de takdir edilib âdeten veya şer'an mümteni olan şeyler hakkında da bu hüküm, caridir.

(12) : Müstakbelde vücudu muhakkak ve idraki kabil olan bir şeye yapılan talik ve izafa da tencizdir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen bir sene sonra benden boş ol» veya «Ben vefat edince vefatımdan bir gün evvel sen boş ol» dese der­hâl talâk vücude gelir.

(13) : İstikbalde ademi vücudu âdeten mütehakkak olan bir- şeye nef yen yapılan ta'lik de tencizdir. «Eğer ben elimi semaya değdiremez-sem» ve «Eğer ben denizin sularım içemezsem», «Eğer ben iğnenin deli­ğinden geçemezsem», «Eğer ben şu dağı yüklenmezsem» diye talâka ye­min edilmesi gibi.

(15) : Vücudu halen mütehakkak olan bir şeyin ademi   vukuuna yapılan bir talik de tencizdir. «Şu insan insan değilse», «Şu para, para değilse* diye yapılan talâklar gibi.

(15) : Gayb kabilden bir emre, veya kailinin sıdk ve kizbi malûm olmayan bir şeye ta'lik edilen talâklardan dolayı nedben veya - cebr edilmeksizin - vücuben zevç ile zevcenin iftirak etmelerine hâkim tara­fından emr olunur.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Eğer sen beni seviyor isen» veya «Benden ayrılmayı seviyor isen» veya «Sen bana buğz ediyor isen» veya «Sen fülân ile konuşdun ise» diye talâka yemin etse derhal bir­birlerinden ayrılmalarına emr olunur. Velev ki, kadın «Hayır ben seni sevmiyorum, ben senden ayrılmayı arzu etmiyorum, ben sana bu'z etmi­yorum, ben fülân ile konuşmadım» desin. Çünkü bütün bu sözlerin doğ­ruya da yalana da ihtimali vardır. Binaenaleyh ihtiyata riayet evlâdır.

(16) : Haram olan bir fi'le talik edilen talâklar, hâkimin tencizile müneccezen vaki olur.

Meselâ : Bir kimse, «Eğer fülân şahsı döğmezsem» veya «öldür-mezsem» veya -«Eğer -şarab içmezsem şart olsun» dese hâkdm tarafın­dan talâkın vukuuna hükm olunur. Şu kadar var ki, daha hükm veril­meden bu memnu fi'ller irtikab edilecek olsa artık talâk vaki olmaz.

 (17) : Şartlar teaddüd edince talâkın vukuu, bunların tamamen vücudüne mütevakkıf bulunur.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Eğer fülân yere gidersen, fülân şa­hıs ile görüşürsen, benden boş ol» dese bu iki şart tahakkuk etmedikçe talâk vaki olmaz. Bu şartlardan herhangisinin mukaddem vuku bulub bulmaması ve aralarında atıf edatı bulunub bulunmaması müsavidir. Bu­na «Ta'likut'ta'lik» adı verilir. Minehül'celîl ve şerhleri.

(Şafiî fukahasının ta'lik hakkındaki beyanatı da şu veçhiledir :

(1) : Bir fi'lin vukuuna ta'lik olunan talâklar,  o fi'l vuku bulma­dıkça vaki olmaz.

Me'selâ : Bir kimse, zevcesine «Eğer şu haneye girer isen benden boş ol» dese zevcesi o haneye girmedikçe boş olmaz. Ve bir defa girince talâk vaki, yemin münhal olur, Tekrar girince başka talâk vücude geî-mez. Meğer ki «küllema = her ne zaman» edatile mukayyed olsun.

(2) : Bir fi'lin nefyine talik olunan talâklar, o fi'lin vukuundan yeis hâsıl olmadıkça vaki olmaz.

Meselâ : bir kimse, zevcesine «Eğer fülân yere gitmezsen boş ol» dese o kimse ile zevcesinden birinin vefatına kadar talâk vaki olmaz. Fakat o yere gidilmeksizin vefat vuku bulursa bu vefatın kubeylinden -az evvelinden itibaren talâk tahakkuk etmiş olur.

(3) : Aklen, âdeten veya şer'an muhal olan müsts^^î bir    şeye muallâk olan talâklar, vaki olmaz.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine  «İki zıddın arasını cem edebilirsen» veya «Şu hayvan seninle konuşursa»  veya  «Ramazanı şerif orucunun farziyyeti nesh edilirse benden boş  ol» dese bununla     talâk meydana gelmez.

(4) : Bir hadisenin vuku veya ademi vukuu hakkındaki zanni ga­liba binaen yapılan yemînğ hilafının zuhuru takdirinde hanisiyyeti icab etmez.

Binaenaleyh bir kimse, bir şahsın meselâ berhayat olduğunu zannı galibile zannettiği cihetle «Eğer fülân şahıs berhayat değilse zevcesi boş olsun» deyip kendi zannmca bunun böyle oiduğunu kasd etmiş bulunsa bilâhare o şahsın vefat etmiş olduğu tahakkuk etse bununla talâk vaki olmaz. Bu esasa mebnîdir ki, meselâ : Bir şafiî kendi mezhebinin esah olduğuna, bir Hanefî de kendi mezhebinin daha sahih olduğuna yemîn edecek olsa bunlardan hiç biri yemininde hanis sayılmaz. Çünkü her bi­rinin zannı galibine nazaran kendi mezhebi, mezheblerin en sahihidir.

(5) : Bir kimse, talâkı kendisinin bir fi'line, meselâ bir haneye du­hul etmesine talik etdiği halde o fi'li unudarak veya mükrehen yapsa ezher olan kavle nazaran talâk vaki olmaz. Çünkü hata, nisyan, ve müs-tekrehen hareket, ma'füvdür.

Bir kimse, talâkı talik ile alâkadar olacak bir şahsın fi'line talik edib de o fi'l, o şahıs tarafından nâsiyen veya mükrehen yapıldığı takdirde de hüküm, böyledir.

(6) : Talâk, bir taamın veya bir meyvenin yiyümesine talik edildiği halde o taam veya meyva yiyilib de bunlardan hissi kabil olacak derecede ufak birer parça kalsa talâk vaki olmaz. Çünkü üzerine yemîn edilen şey, o taamın veya meyvanın kamilen yiyilmesidir. Fakat bunlardan ağız­da hissedilemiyeeek kadar küçük birer parçanın kalması, talâkın vukuu­na mani değildir. Tuhfetürmuhtac.)

(Hanbelî fukahasının ta'likı talâk hakındaki beyanatı da şöyledir:

(1) : Talâk, müteaddit sıfatlara talik edilib de bu sıfatlar bir şey­de toplansa her sıfata muallâk olan talâk, ayrıca tahakkuk eder. Nite­kim bu sıfatlar, müteferrik suretde vücude geldiği takdirde de hüküm, böyledir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Sen bir şahıs ile konuşur isen, boşsun ve sen bir uzun boylu şahıs ile konuşur isen boşsun, sen siyah çehreli bir şahıs ile konuşur isen boşsun» dedikten sonra zevcesi uzun boylu, siyah yüzlü bir şahıs ile konuşsa üç talâk boş olmuş olur.    

(2) : Aklen veya âdeten müstehîl bir şeye ta'lik edilen    talâklar hakkında iki vecih vardır. Bir veçhe göre bu talâklar vaki olur, diğer bir veçhe göre vaki olmaz. «Sen ölmüş bir kimseyi öldürebilir isen», «Sen havaya uçar isen» denilmesi gibi.

Üçüncü bir veçhe göre de aklen müstehîl olan bir şeye ta'Uk edilen talâk, filhal vaki olur. Çünkü böyle bir şey vüeude gelemiyeceğindcn bu­na aid ta'lik, zaid olub, mücerred talâk baki kalmış bulunur.

Fakat âdeten müstehîl bir şeye muallâk olan talâk, vaki olmaz. Zira böyle bir şey, harika suretüe vüeude gelebilir.

(3) : Âdeten müstehîl bir şeyin ademine ta'h'k edilen talâklar derhal - müneccezen vaki olur. «Sen eğer semaya çıkmaz isen» denilmesi gibi «Sen eğer Ölmüş kimseyi öldüremez isen denilmesi de böyledir. Çünkü bu takdirde muallâkün aleyh olan şey, zaten malûm, bir emri gayri mev-cuddan ibaretdir.

(4) : Bir kimse,- zevcesine «Seni her ne zaman boşamaz isem sen boşsun» dese zevcesi medhulün biha ise hakkında derhal üç talâk vaki olur. Çünkü her ne zaman - Küllema tâbiri, tekrarı iktiza eder;

(5) : Bir kimse, zevcesine «Eğer fülân şahıs hanemize gelirse sen boşsun» dediği halde o şahıs ölü veya mükreh olarak yüklenilib o ha­neye getirilecek olsa talâk vaki olmaz. İmam Şafiînin kavli de budur.

Fakat o şahıs, kendi kendine bil'ihtiyar çıkar gelirse talâk vaki olur. Bu ta'likin vücudüne gerek muttali bulunsun ve gerek bulunmasın.

Bu şahıs, bir ikraha mebnî kendi ayağile çıkar gelirse bir kavle göre yine talâk vaki olur. Diğer bir kavle göre ise vaki olmaz, tmam Şafiînin bir kavli de böyledir.

(6) : Bir kimse, zevcesine «Ben seni boşamaz isem sen boş ol» de­yip de bir muayyen vakte niyet etmiş bulunmasa o kimse ile zevcesinden biri vefat edinceye kadar talâk yaki olmaz. Vefat halftıde ise talâk, son boşanmak ânından itibaren vuku bulmuş olur.

Bu halde muallâk olan talâk, bir talâkı,bain ise bakılır : Eğer ve­fat eden zevceise zevci ona varis olamaz. Çünkü bu talâk ile vefatdan biraz evvel zevciyyet zail olmuş olur. Ve eğer zevç ise kendisine zevcesi varis olur. Zira zevceye iddet lâzım geleceğinden bir nevi, zevciyyet ber­devam bulunmuş olur. -

Fakat Şa'bîye ve Said tbni Müseyyebe göre zevce de vâris olamaz. Çünkü tatlik, zevcin sıhhatinde vuku bulmuş, şartın vukuu marazına mü-badif bulunmuşdur. Nitekim zevç, talâkı zevcesinin bir fi'line talik edib de zevce o fi'li zevcin marazı halinde vüeude getirdiği takdirde de hü­küm, böyledir. Elmuğnî.)

(Zahiriyye mezhebine gelince bu talik hususunda îbni Hazmın be-yansftı şöyledir :

(1) : Talâk hakkındaki yemîn, muteber değildir. Şarta ta'lik edi­len bir talâk, o şartın vukuile lâzım gelmez. Bu veçhile yemin eden şa­hıs, yemîninde gerek bar vegerek hanis olsun müsavidir.

Binaenaleyh bir kimse,  «Eğer fülân şahısı döğmezse zevcesi üç talâk boş olsun» diye yemin etdiği halde bu şart daha vücuda gelmeden o kimse veya o şahıs vefat etseaslâ talâk vaki olmaz. Bu halde o kimse ile zevcesi arasında tevarüs carî olur. Çünkü talâk ve yemin, ancak Allah Tealânın beyanı veçhile vaki olur. Bu veçhile talâk ve yeminin vukuu hak­kında ise bir beyanı ilâhî mevcud değildir. Ata'nın, Ebu Sevr'in kavleri de böyledir. Elmuhallâ.

Zahiriyyenin bu kanatî cumhuri müctehİdînin beyanatına muha-lifdir.

(2) : Evlenmek haline talik ve izafe edilen talâklar, muteber değil­dir.

Binaenaleyh bir kimse, «Eğer ben fülâneyi tezevvüc edersem boş-dur» veya «Üç talâk ile boş olsun» dese bu sözü bâtıl olmuş olur. Beride onunla evlenirse talâk vaki olmaz.

«Tezevvüc edeceğim her kadın boşdur» denilmesi de bu hükümde­dir. Gerek bu tezevvüc için uzak yakın bir müddet veya muayyen bir ka­bile, bir belde tayin edilmiş olsun ve gerek olmasın. Elmuhallâ.) [9]

 basa dön

 

Talâkda Şartların Teaddüd Ve Tekerrürü :

 

190 - : Talâk, iki şarta bir atıf edatiîe    talik olundukda bakılır : Eğer ikinci şart,  nikâh halinde  tahakkuk ederse talâk  vaki olur. Ve-levki birinci şart, mülki nikâhda vaki olmasın. Amma ikinci şart, nikâ­hın devamı halinde tahakkuk etmezse talâk vaki olmaz. Velev ki birinci şart, mülki nikâhda, yani   :  nikâhın devamı halinde vaki olsun.  Çünkü yeminde hanis olmak haletinde mülki nikâhın, yani   : zevciyetin kıyamı şart dır.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Kardeşinin hanesine gider­sen ve amcamn hanesine gidersen benden boş ol» diye yemin etdikden sonra zevcesi nikâh veya iddet halinde bu iki haneye gitse talâk vaki ola­cağı gibi derhal tatlik olumıb da iddetden sonra kardeşinin hanesine ve tecdidi nikâhdan sonra da amcasının hanesine gitse yine talâk vaki olur.

Fakat bu hanelerden yalnız birisine gitse, yahut evvelâ kardeşinin hanesine gidip de badehu boşanarak iddet nihayet buldukdan sonra am­casının dahi hanesine gitse talâk vaki olmaz, «Kardeşinin ve amcalarının hanelerine gider isen» denildiği takdirde de hüküm, böyledir. Çünkü bu hususda edatı şartın tekerrürü ve ademi tekerrürü müsavidir. Şu kadar var ki, o kimse bu iki şarttan birile talâkın vukuuna niyyet ederse niy-yeü sahih olub her iki şartın tahakkukuna lüzum kalmaz. Roddül'muh-tar.

191 - : Talâkın ta'İİk edildiği şart, atifsiz olarak tekerrür eder ve ikinci şart, âdete nazaran evvelki şarta müteretüb bulunmaz ve ceza şart-dan evvel veya sonra zikr olunursa talâkın vukuu için evvelâ son şartın tahakkuku icab eder. Amma bu şerait mevcut olmadığı takdirde her şart, kendi mevziinde bulunur. Yani: zikr olunduğu tertib üzere tahak­kuku icab edip son şart, mukadem itibar olunmaz.

Meselâ: Bir kimse "yemek yersem, elbisemi giyinirsem zevcem boş olsun" diye yemin etse "Elbisemi giyinip yemek yersem" demiş sayılır. Binaenaleyh evvelâ elbisesini giyinip de badehu yemek yemedikçe talâk

vaki olmaz.

Nitekim "Tezevvüc edeceğim herhangi kadın fülân ile konuşur­sam benden boş olsun" diye yapılan bir yemin de "Fülân ile konuşur­sam tezevvüc edeceğim herhangi kadın boş olsun" takdirindedir.

192 - : Ceza, iki şart arasında zikr olunursa her iki şartın mülki

nikâhda, vu.kuu icab eder.

Meselâ: Bir kimse zevcesine "Şu haneye girersenboş ol kardeşinle konuşur isen" dedikden sonra zevcesi, nikâh veya iddet halinde o hane­ye girer ve kardeşile konuşur ise talâk vaki olur. Amma müneccezen^ şarta talik edilmeyib derhal tatlik edilib de iddet nihayet bulduktan sonra o haneye girib kardeşile konuşmasile talâk vaki olmıyacağı gibi daha nikâh mevcud iken haneye girib de badehu tatlik olunarak iddeti nihabet buldukdan sonra kardeşile konuşduğu takdirde bu talâk tahak­kuk etmez. Hindiyye, Dürri Muhtar,Bedayî. [10]

 basa dön

 

Talakda Şartların Tahakkuk Edib Etmemesi Üzerine Terettüb Edecek Neticeler:

 

193 - : Şartların bir kere tahakkukile ta'likin hükmü, nihayet bulur, ondan sonra o şartın bir defa daha vukuile diğer bir talâk daha vaki olmaz. Hatâ şartın tahakkuku, mülki nikâhın tamamen zevalinden sonra vuku bulursa talâk asla vaki olmaz. Meğer ki şart, tamim edil­miş olsun.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «îznim olmadıkça harice çıkar isen benden boş ol» dedikten sonra bu kadın, izinsiz harice çıksa boş olur. Sonra İddeti içinde veya tecdidi nikâhı müteakib tekrar izinsiz harice çıksa artık talâk vaki olmaz.

Kezaük : O kimse, bu veçhile yemin etdiikden sonra zevcesini henüz harice çıkmadan müneccezen boşayıb da iddeti nihayet buldukdan son­ra mezbure bilâ izin harice çıksa yemin, münhal olur, artık bilâhare ni­kâhı tecdidi müteakib izinsiz olarak tekrar harice çıksa talâk  husule gelmez.

Amma «Her ne zaman iznim olmaksızın harice çıkar isen. diye yemin ederse üç talâk vücude gelinceye kadar ta'likin hükmü nihayet bulmaz. Meğer ki bu kadın, talâkdan sonra meşru usulü dairesinde baş­ka bir koca ile izdivaç etsin de badehu evvelki kocasâle tekrar akdi ni-'kâhda bulunsun. Bu takdirde şartm tahakkukile tekrar talâk vaki-ol­maz. Evvelce vukubulan talâk, birden ziyade olsun olmasın.

Şu kadar var ki, «Her ne zaman seni tezevvüc edersem» gibi «kül-lema» mânâsına olan bir tamîm edatı, tezevvüc ve nikâh lâfzına dahil olur da meselâ : «Her ne zaman seni tezevvüc edersem boş ol» denilirse her tezevvüc vukunda bir talâk vaki olur. Bu takdirde başka bir ko­caya varmakla yemin münhal olmaz. Bu hususda zevcİyyeti iade için şer'î çare, nikâhın bir fuzulî tarafından akdile zevç tarafından fi'len ica­zet verilmesidir. Hindiyye, Redül'muhtar.

194 - : Bir kimse «Tezevvüc edeceğim her kadın boş olsun* diye yemin etse her nikâh edeceği kadın hakkında talâk vaki olur. Velev ki nikâhı akde başkasını tevkil etsin. Fakat sonra bu mutallâka olan kadını tekrar tezevvüc ederse artık hakkında talâk vaki olmaz. Çünkü «her» lâfzı «kül» edatı mânâsını müfid olduğundan tekrarı iktiza etmez.

Maamafih böyle bir yeminde bulunan kimsenin nikâhı, bir fuzuli tarafından akd edilib de kendisi mehri vermek gibi bir suretle fi'len ica­zette bulunursa asla talâk vaki olmaz. Feyiziyye fetavasmm nakilleri.

195  - : Bir kimse «Her kim şu işi yaparsa zevcesi boş olsun» de­dikten sonra kendisi o işi yapsa zevcesi boş olur. Çünkü «Her kim» tâ­biri kendisine de şâmildir. Behce.

196 - : Mücerred olan bir kimse,  «Fülân işi işlersem akb alaca­ğım boş olsun» dedikden sonra o işi işleyib de badehu evlense talâk vaki olur. Meğer ki füluzî tarafından akdi icra edilib de kendisi buna fi'len icazet versin. Fetavayı Ali Ali Efendi.

197 - : Bir kimse «Şu fi'li yapar isem alıb alacağım boş olsun» diye şart etdikden sonra o fi'li yapsa badehu alacağı kadın boş olacağı gibi ondan sonra alacağı kadınlar da boş olur. Fakat bu boş olan ka­dınlar ile tekrar evlense artık bunlar boş olmazlar. Behce, Abdurrahim.

198 - : Müteehhil olan bir kimse    «Zevcemin    üzerine    tezevvüc edersem akb alacağım boş olsun» diye yemin etdiği halde tezevvüc ey-lese her iki zevcesi de boş olur. Fakat bilâharenikâhlarını tecdid ederse artık talâk vaki olmaz. AH Efendi fetavası.

199 - : Bir kimse, zevcesine  «Fülân kadını senin    üzerine tezev­vüc edersem boş olsun» diye yemin etdikden sonra zevcesini boşayarak iddeti içinde o 'kadım tezevvüc etse bakılır:  Eğer ğevcesini bainen bo-şamış ise o kadın hakkında talâk vaki olmaz. Çünkü şart, her ikisinin kasimde ortaklığıdır,  halbuki beynunete binaen bu ortaklık, bu müza-hama kalmamıştır.  Fakat ric'iyyen boşamış ise talak vaki olur. Zira mu'teddei ric'iyye hakkında  hükmen  kasimde müşareket     mevcuddur. «Senin üzerine» kaydini ilâve etmediği takdirde ise mutlaka talâk vaki olur. Reddül'muhtar.

200 - : Mücerred olan kimse «Fülân işi işlersem alacağım bos olsun» dedikden sonra o işi işlemeden tezevvüc eyleyib de badehu işlese |talak vaki olmaz. Fakat evvelâ o işi yapıb da sonra evlenirse talâk vaki olur. Çünkü şart olan, o işin evlenmeden evvelyapılmasıdır. Ali Efendi fetavası.

201 - :  «Şart olsun»   demek talâk mânâsında    mütearef olmakla bir kimse «Fülân işi işlersem şart olsun» dese zevcesinin talâkını o işi işlemeğe talik etmiş olur. Binaenaleyh onu işlemedikçe zevcesi boş ol­maz. Behce.

202 - : «Dediğim olsun mu» demek «Zevcen boş olsun mu» mânâ­sında mütearef olan belde ahalisinden biri bir kimseye «Fülân işi yapar­san dediğim olsun  mu?.»  dedikde  o kimse dahi «olsun»  dediği  halde o işi yapsa talâk mânâsını murad etmiş olmadıkça zevcesi boş olmaz. Ah' Efendi fetavası.

203 - : Bir kimse, zevcesine «Eğer üzerine evlenirsem talâkı selâ-se üzerime olsun» diye yemin etdiği halde bilâhare evlense bu iki zev­cesinden yalnız biri hakkında üç talâk vaki ve bunlardan birini tayin et­mek kendisine lâzım olur. Şu kadar var ki, bu tabir ile talâkın mütearef olması lâzımdır. Mecmuai cedide.

Kezalik: Bir kimse «Fülân işi yapar isem üç talâk üzerime olsun» diye yemin etdikten sonra o işi yapsa beldenin örfüne bakılır: Eğer bu söz, örflerinde «Zevcesi üç talâk ile boş olsun» demek ise talâk vaki olur. Ali Efendi fetavası.

204 - : Bir kimse zevcesine üç defa «Sen fülân yere gider isen boş ol» dese şartın tahakkuku halinde üç talâk vaki olur. Şu kadar var ki, diğerlerile evvelkini te'kid kasdettiğini söylerse diyaneten tasdik olunur. Dürri Muhtar.

205 - : Bir kimse, bir şahsa hitaben «Fülân fi'li işlersen avretin boş olsun mu?» dedikde o şahıs, sükût edib bir şey söylemese badehu o fi'li işlemekle zevcesi boş olmaz. Hattâ bu suale baş eğmek bile talâk-dan, ta'likden sayılmaz. Meğer ki dilsiz olsun. Ali Efendi.

206 - : Bir kimse, zevcesinin talâkını mehrinden kendisini ibra et­mesine talik etdiği halde mehri mezbureye verse dahi talik bâtıl olmaz.

Binaenaleyh bilâhare zevcesi, o kimseyi beraeti iskat ile mehrin­den ibra etse talâk vaki ve mehrin o kimseye iadesi lâzım olur. Heddî Muhtar.

207 - : Müteaddit zevceleri olan bir kimse, bunları zikr ve tayin etmiyerek: «Eğer fülân işi yapar isem zevcem boş olsun» diye yemin etdikden sonra o işi yapsa zevcelerinden lâalettayin biri hakkında ta­lâk vaki ve hakkı tayin-o kimseye raci olur. Çünkü zevce lâfzı müfreddir.

Fakat «Halâlim haram olsun» derse şartın vücudu ânında zevcelerinin hepsi de bainen boş olur. Zira halâl tabiri, zevcelerin umumuna şâmildir. Ali Efendi Cevahirül'fetâvâ.

208 - : Bir kimse, bir işi yaptıktan sonra «Eğer o işi işledim ise avretim üç talâk ile boş olsun» dese derhal o veçhile talâk    vaki olur. Çünkü şartı kâine talik, tencizdir.

Kezalik : «Fülânın eşyasından hanemde bir şey var ise» diye ye­min etdiği halde bu eşyadan hanesinde bir şey bulunsa kendisi hânis ve zikr etdiği ceza vaki olur. Ali Efendi vesaire.

209 - : Talâka yemin eden kimse, yemininden  sonra bâr olmak şartını ifadan âciz kaldıkda bakılır  :  Eğer hânis olmanın şartı, ademî bir emir ise talâk vaki olur. Çünkü ademî bir emir, ihtiyar olmaksızın tahakkuk eder. Amma vücudî bir şey ise talâk vaki olmaz. O kimsenin aczi, gerek bir hissî maniden ve gerek gayri hissi bir maniden münbais olsun.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Eğer seni bu gece haneme ihzar et­mezsem benden boş ol» diye yemin etdiği halde mezbureyi ihzardan ba­bası men etse talâk vaki olur. Çünkü o kimse, şartı birrî, ifadan, yani : zevcesini hanesine ihzardan âciz kalmış, şartı hlns bulunan ihzar etme­mek ise bir emri ademîden ibaret bulunmuştur.

Kezalik : Bir kimse «Ben bugün bu evden çıkmaz isem şöyle olsun diye yemin etdiği halde der kayd edilerek çıkmadan men edildiği suret-de de hüküm, böyledir. Çünkü çıkmamak, bir emri ademidir.

Fakat «Eğer bu hanede sakin olursam..» diye yemin etdiği halde hanenin kapısı kilitlenerek, veya kendisi bağlanarak harice çıkmadan men edilse talâk vaki olmaz. Zira burada hanis olmanın şartı, o hanede sakin olmakdır. Sakin olmak ise bir emri vücudîdir. O kimse bâr olma­nın şartı olan ademi ikameti ifadan âciz kalmışdır.

Kayd ve maraz birer men'i hissidir. Kapının bağlanması ise gayri hissî bir men kabilindendir.

Talâkdan başka yeminlerde de bu usul dairesinde amel olunur. Dür­ri Muhtar. Reddi Muhtar.

210 - : Bir kimse «Fülân şahsı şu haneye bırakırsam..» diye ta­lâka yemin etdikde bakılır : Eğer hane kendisinin tasarrufunda olur da o şahsı duhulden kavlen men etdiği halde fi'len men etmezse  dühulile talâk vaki olur. Çünkü bu halde bâr olmanın şartı, o kimsenin kudreti derecesinde o; şahsı haneye girmekden kavlen ve 'filen men etmesidir. Aman hane, başkasına aid olub kendisinin tahtı tasarrufunda bulunma­dığı takdirde yalnız kavlen men etdiği halde fi'len'men etmese o şalısın o haneye girmesile talâk vaki olmaz. Zira bu suretde o kimse, bu gahsı fi'len men etmek hakkına mâlik değildir.

Nitekim «Fülân gahsı bu karyenin meselâ : Kethüdalığmda istihda­ma» veya «caddeden mürura bırakırsam» gibi bir suretle yapılacak ye­minler hakkında da hüküm, böyledir. Haniyye, Mecmuai cedîle.

Kezalik : Bir kimse, akrabasından bir kadın hakkında «Seni fülâ-ne tezyic ettirmem» diye şart etmekle bu kadının nikâhına mani olmaya say edib de men'ine kadir olmasa talâk vaki olmaz. Netice.

211 - : Bir kimse, kendisini döğmek isteyen bir şahsa, «Ben ken­dimi sana döğdürmem, eğer döğdürürsem zevcem boş olsun»    dedikden sonra o şahsı kendisini döğmekden kavlen men etdiği halde fi'len nıen'e kadir iken men etmese vuku bulan darbe mebni zevcesi boş olur. Bence.

212 - : Bir kimse «Fülân şahsı haneme idhal edersem» veya Fülân şahıs haneme dahil olursa» yahut «Fülânı haneme bırakırsam» diye yemin etdikde birinci suretde yemin, o kimsenin emrile duhule masraf olur. Binaenaleyh o şahıs, o kimsenin emrile hanesine girerse talâk vaki olur. Anıma onun emir ve müsaadesi olmaksızın girerse talak vaki ol­maz. Şu kadar var ki, bu duhul ile yemîn, münhal olmayacağından muah-haran o kimsenin emrile girerse talâk tahakkuk eder. İkinci suretde ye­min, yalnız duhule masruf olur, o kimse emir etsin etmesin ve duhule muttali olsun olmasın. Binaenaleyh mutlaka duhul ile talâk husule gelir.

Üçüncü surette ise yemin, o kimsenin bilmesile duhule masruf olur. Binaenaleyh o kimse, o şahsı haneye girmekden bilerek men etmezse dü-hulile talâk vaki olur. Reddi Muhtar, Mecmuai cedide.

213 - : Bir kimse, başka bir beldeye giderken zevcesine «Eğer se­ni oraya götürür isem» diye talâka yemin etdiği halde mezbure bilâha­re o beldeye kendi kendisine veya bir başkasiyle izinsiz olarak gitse ba­kılır : Eğer o kimse, bu şart İle onu beraber götürmemeği kasdetmiş ise hanis olmaz. Amma bu kadını kendisile beraber bir hanede tutnuyaca-ğmı kasd etmiş ise hanesinden çıkarmayınca hânis ve binaenaleyh talâk vaki olur.

«Hanesine nakl etmiyeceğine» dair yemin etdiği suretde de hüküm, böyledir. Fetavayi Ali Efendi nakilleri.

214 - : Bir kimse, içinde bulunduğu halde «Eğer şu odaya girer­sem» diye şart etse yemini, o odayı müştemil olan menzile şâmil olmaz.

Binaenaleyh müeerred bu menzile girmekle talâk vaki olmaz.

Fakat «Şu haneye girersem» diye şart etse yemini, o haneye duhu­le masruf olur. Şu kadar var ki, «Ben yalnız şu odaya girmeği kasd et-dim» diye iddia ederse kazaen tasdik olunmazsa da diyaneten tasdik olu­nur. Odaya işaret etdiği suretde de hüküm, böyledir. Hindiyye.

215 - : Bir kimse, içinde bulunduğu halde «Şu haneye girersem» veya «Bu haneden çıkmazsam» diye yemin etse bu yeminden sonra o hanede durmasile hanis çlmaz. Çünkü sabık duhul, devamı müstahil oldu­ğundan zail olmuş, çıkmaya da imkân mevcut bulunmuştur.

Fakat bir kimse, sakin veya râkib veyahut lâbis olduğu şey hakkın­da «Eğer hanede sakin olursam» veya «Şu hayvana rakib olursam» ve­ya «Eğer şu libası giyinirsem» diye yemin etse derhal o haneden çıkma­sı, rakib olduğu şeyden inmesi, giyinmiş olduğu libası üzerinden çıkar­ması lâzım gelir. Böyle yapmazsa şart, tahakkuk eder.

Birinci suretde de «Haneden çıkmazsam» sözile alelfevr çıkmak kas-dedümiş veya buna bir karine bulunmuş olursa meks ile = yeminden sonra hanede durmakla meşrut olan ceza, meselâ talâk lâzım gelir. Be-dayi, Ali Efendi Fetâvâsi nakilleri.

216 - : Bir kimse, bir şehir veya karyede sakin olmıyacağına da­ir yemin etse müeerred kendisinin o şehir veya karyeden çıkıp gitmesi kifayet eder. Hattâ bilâhare müeerred ziyaret veya eşyasını, ailesini al­mak için avdet etmesi zarar vermez.  Fakat ikamet    maksadile  avdet ederse ikametini müteakib hanis olur.

Amma bir kimse, bir hanede sakin olmıyacağına yemin ederse o ha­neden bütün eşyasile, ehl ve ıyalile çıkıp başka bir yere nakl etmesi icab eder. Bir mahallede sakin olmamağa yemin de hane hakkındaki yemin hükmündedir. Ali Efendi nakilleri.

217 - : Bir kimse, mükasemede, bey ve şirada, İcar ve isticarda veya bir maldan müsaleha ve muhasamede bulunmıyacağına dair talâ­ka yemin etdiği halde bu hususlara başkasım vekil tay^n^etse talâk vaki olmaz. Evlâdını döğmiyeceğine dair yemin etdiği     takdirde de hüküm böyledir. Meğer ki o kimse, bu fi'llere bizzat mübaşeret eder takımdan olmasın. Bu işlere bazan bizzat mübaşeret etdiği halde bazan da baş­kasını tevkil eden takımdan oiursa  aglebi ahvaline  itibar olunur.  Ali Efendi nakilleri.

218 - : Bir yemin, bir işin muayyen bir zaman içinde yapılmaya­cağına dair olursa o zamanın o işsiş geçmesile bir hâsıl olur.

Bilâkis bir yemin, bir işin muayyen bir zaman zarfında yapılaca­ğına dair bulunursa o zamanın o iş yapılmaksızın çıkmasile hins tahak­kuk eder.

Meselâ : Bir kimse «Şu işi on güne kadar yapar isem» diye şart etdikten sonra on gün geçinceye kadar o işi yapması zevcesi boş olmaz. Fakat «Bu sene güz mevsimi içinde bu köyden çıkıp gitmezsem» diye şart edib de daha çıkıp gitmeden kış mevsimi girse talâk vaki olur.

Kezalik : Bir kimse, zevcesine «Eğer şu kadar müddet tamamına kadar gelmezsem benden bainen boş ol» veya «Iradetin elinde olsun» diye yemin etdikden sonra sefere çıkıp da o müddet nihayetine kadar av-

aet etmese veya o müddet tamam olmadan avdet ederken bir hakikî özür tahaddüsün mebni o müddette gelmese ceza tahakkuk eder.

«Şu kadar güne kadar fülâne olan borcumu vermezsem» diye ya-pilan yemin hakkında da hüküm, böyledir. Behce, Mecmuai Cedide.

219 - : Bİr kimse, zaman tayin etmeksizin bir fi'ü yapacağına ye­min etse ye's zamanına, yani : o fi'li yapmak imkânlarının zevaline ka­dar hânis olmaz. Çünkü bu vakte kadar mahlûfün aleyhi yapmaya im­kân vardır. Meğer ki o fi'li fevren =  derhal yapacağını kasd    etdiğine karine bulunsun.

Meselâ : Bir erkek «Fülân işi yapmazsam» diye talâka yemin etse ihtizar haline gelmedikçe o şeyi yapmadığından dolayı zevcesi boş olmaz. Ali Efendi fetâvâsı.

220 - : Bir kimse, «Zevcemi an karib boşamazsam» diye şart et-dikden sonra bir sene geçdiği halde o kadını boşamasa bu şarta binaen talâk vaki olur. Behce.

221 - : Bir kimse, bir şeyi yapmıyacağına yemin etse bu yemini ebede masruf olur. Binaenaleyh hanis olmaması iğin o işi ilel'ebed yap­maması icab eder..

Meselâ : Bir erkek «Rakı içmiyeceğine» dair talâka yemin etse, ta­lâkın vuku bulmaması için ebediyyen rakı içmemesi lâzım gelir. Yoksa herhangi vakit içerse bu yeminden dolayı talâk vaki olur. Ali Efendi ve saire.

222 - : Tâlikden sonra şart, tahakkuk edince bakılır. Adede mu-karin değilse yalnız bir talâkı ric'î vaki oiur. Meğer İti ınaallâkun aleyh olan talâk, beynuneti müfid veya mala mukarin olsun. O halde talâkı bain vaki olur.

Meselâ : Bir kimse «Kumar oynarsam zevcem boş olsun» dese şar­tın vücudu ânında bir talâkı ric'î husule gelir. Amma «Kumar oynarsam zevcem bainen boş olsun» veya «Halâlim haram olsun» derse veya zev­cesine «Bana şu kadar meblâğ verirsen benden boş ol» deyip kadın da o meclisde kabul etse talâkı bain tahakkuk eder. CamiüTfüsulîn, Mec­muai Cedîde.

Amma talik, adede mukarin ise ona göre talâk vücude gelir. Mese­lâ : iki talâkı ric'îye talik edilmiş ise iki ric'î talâk husule gelir. Üç talâ­ka talik edilmiş ise üç talâk tahakkukeder.

223 - : Tâlikden sonra şartın nasiyen ityanı ile amden ityanı mü­savidir.

Binaenaleyh bir kimse «Eğer fülânın hanesine girersem» diye şart etdikden sonra o haneye unutarak girse zevcesi boş olur. Fakat kapı­sından içeriye yalmz bir ayağını basıb da yine geri çekse talâk vaki ol­maz. Hindiyye, Tatar Haniyye.

224 - : Duhul hakkındaki bir yemîn, idhale şâmil değildir. Binaenaleyh bir kimse, bir haneye duhul etmiyeceğine dair talâka

yemin etdiği halde o haneye maşiyen veya rakiben girse talâk vaki olur. Fakat böyle duhule yemin etdiği halde kendisine başkası o haneye idhal etse, meselâ elinden, kolundan tutarak cebren girdirse talâk vaki olmaz. Velev ki bu idhal, ö kimsenin rızasına, imtina etmemesine mukarîü ol­sun. Çünkü idhal, duhulden başkadır, ^art ise duhuldür.

Kezalik  : Bir kimse, bir haneden çıkmıyacağına dair yemin ettliği halde oradan cebren çıkarılsa talâk vaki olmaz. Zira ihraç, hurucun gay­ridir. Bedayi, Hindiyye.

225 - : Bir kimse,   zevcesine   «İznim   olmaksızın haneden     çjkar isen» diye şart etdiği halde kadın, zuhur eden bir harik veya seyitâbdan dolayı haneden çıkacak olsa boş olmaz. Çünkü bu yemin, âdetin delâle-tile muhassasdır, bu gibi hallere şâmil değildir.

Nitekim bir kimse, hanesine dönmiyeceğine yemin etdiği halde mü-cerred unuttuğu bir şeyi almak için dönse yemininde hanis olmaz. Dürri Muhtar, Reddi Muhtar.

226 - : Bir kimse, harice çıkmak üzere    kıyam eden    zevcesine «Eğer çıkar isen benden boş ol» demekle kadın, bir müddet oturup da sonra çıksa boş olmaz. Çünkü bu yemin, filhal çıkmaya masrufdıft*. Ha­niyye.

227 - : Bir kimse, zevcesine «îznim olmaksızın evden çıkar isen..» diye talâka yemin etdikden sonra zevcesinin gıyabında- veya uykusu ha­linde veya anlıyamıyacağı bir lisan ile yahut işidemiyeceği bir suretde çıkmasına izin verdiği halde kadın, bu izne muttali olmaksızın haneden çıksa boş olur. Fakat bu izini haber alır da ona binaen çıkarsa boş ol­maz. Hindiyye, Ali Efendi.

228 - : Bir kimse, zevcesine «Eğer fülân şahsın    hanesine girer isen» diye talâka yemin etdikden sonra o şahıs, hanesini satmak   veya bağışlamak gibi bir suretle mülkünden çıkarsa veya vefat edib de hane­si varislerine intikâl etse artık zevcenin o haneye gîrmesile talâk vaki olmaz. Çünkü yemin, nisbet hasebile münakid olduğundan nisbetin ke-silmesile münhal olur. Meğer ki o kimse, bu yemini mücerred o haneyi kerih gördüğünden dolayı yapmış olsun. Hindiyye, Ali Efendi nakiJleri.

229 - : Bir kimse, zevcesine hitaben  «Şu çocuğu evden çıkmaya bırakır isen..» diye talâka yemin ettiği halde çocuk, o kadının namazda bulunmasından veya gafletinden istifade ederek evden çıksa talâk vaki olmaz. Çocuğu çıkmadan men için namazı    bozmak lâzım gelmez. Hin­diyye.

230 - : Bir kimse, zevcesini tatlik etmiyoco£ino yemin etdiği halde innetine binaen hâkim tarafından, araları tefrik edilse bu yeminden dolayı talâk vaiki olmaz. Çünkü hâkimin tefrikile husule gelen talâk, o kimseyi izafe edilemez. Haniyye.

231 - : Tâlikden riicu, sahih değildir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesinin talâkını -bir şeye talik ettikden sonra artık bundan dönemez. Bedayi, Bahri Raik. [11]

 basa dön

 

Talâkda İstisna Suretiyle Olan Şartlar   :

 

232 - : îstisnai tatili, yani  : talâka muttasıl    olarak zikr edilen «inşallah» kelimei şerifesi, 'talâkın vukuuna manidir. Velev ki zikri kas-de makrun ve mânâsı kailince malûm olmasın. Çünkü Allah    Tealâmn meşiyyetine ıttıla, mümkün değildir. Şu kadar var ki, bu istisnanın ta­lâka muttasıl ve işitilecek, derecede cehren zikr edilmesi lâzımdır.

Binaenaleyh bir kimse, talâkı söyle'dikden sonra biraz sükût eder veya araya bir zaid lâfz ilâve eylerse derhal talâk vaki olur.

Meselâ : «Sen mutallâkasm ric'İyyen inşaallah» dese hemen talâk tahakkuk eder. Çünkü zaten «mutallâkasın» sözü, ric'îyi müfid olduğun­dan «ric'İyyen» lâfzı zaid bulunmuş olur.

Fakat teneffüs, öksürük, aksırmak gibi bir ânza sebebile veya te'-kidi, tekmili, îlâmi müfid bir kelimenin, meselâ nidanın ilâvesile hâsıl olan fasl, istisnanın sıhhatine mani olmaz. «Sen boşsun ey kadın! inşaal­lah» denilmesi gibi.

233 - : istisna, talâkdan mukaddem zikr edildiği, meselâ  :   «in­şaallah sen mutallâkasm» denildiği suretde de imamı Âzam ile imam Ebu Yusüfe ve alâ rivayetin îmanı Muhammed'e göre talâka mani olur.

«Türkcemizde arabcanın hilâfına olarak bu istisnanın mukaddem zikr olunması asi olduğundan talâkın vukuuna mani olacağında ihtilâf olmasa gerekdir.»

234 - : istisna, şifahen olduğu gibi kitabeten de olabilir. Talâk, gerek şifahen ve gerek tahriren olsun. Hattâ talâk ile istisna, mevaulen yazılıp da sonra istisna tay edilse de yine talâk vaki olmaz.

235 - : tns, cin, melekler gibi meşiyyetlerine vukuf mümkün ol-mıyan kimselerin meşiyyetlerine talik de meşiyyeti ilâhiyyeye talik hük­mündedir.

Meselâ : «Melekler dilerlerse benden boş ol» denilse talâk vaki ol­maz.

236  - : «Baban olmasaydı», «Güzelliğin    olmasaydı»,  «Eğer seni sever olmasaydım» gibi tâbirler de istisnadan sayılır.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine meselâ : «Eğer seni sever olma­saydım sen şimdi mutallâka idin» diyecek olsa bununla talâk vücude gel­mez.

237 - : Bir kimse, talâk ânında istisnada bulunduğunu şiddetli ga­zabından dolayı hatırlayamadığı halde istisnada bulunmuş, olduğu ken­disine bir sika tarafından haber verilse buna itimat edebilir. Bedayi, Bahri Raik, Reddi Muhtar, Dürer.

(Mâlikîlere göre -yukarıda da işaret olunduğu üzere - vukuu­na hâlen ve meâlen ıttıla kabil olmıyan, mugayyebatdan bulunan bir me-şiyyete = dilemeye talik edilen talâklar, müneccezen derhal vaki olur. «Enti talikun inşaallah = Sen inşaallah boşsun» denilmesi gibi. «Eğer fülân cennet» veya «Cehennem ehli değilse sen boşsun-, denilmesi de bu kabildendir. Meğer ki onun cennet veya cehennem ehlinden olduğu dînen sabit olsun, aşerei miıbeşşerenin ehli cennetten, Fir'avnın da hli cehen­nemden olması gibi.

Meselâ : Bir^ kimse : Ebubekirıssıddîk, cennet ehlidir, Ebu Cehil de cehennemlikdir. Eğer böyle değilse zevcem boş olsun» dese bununla ta­lâk vaki olmaz.

Kezalik : Talâkın şartı, yani : Muallâkun aleyhi olan şey, meşiyyeti ilâhiyyeye talik edilirse, başka bir tâbir ile bu suretle istisna, muallâkun aleyh olan şarta hami ve sarf olunursa şart vücude gelmedikçe talâk tahakkuk etmez.              

«Enti tâlikun in dahaltiddare inşaallah = Allah diler de sen hane­ye girer isen boşsun» denilmesi gibi. Bu halde kadın, o haneye girmedik­çe boş olmaz, girince de boş olur. Çünkü haneye girince meşiyyetullaha ıttıla hâsıl olmuş olur. Zira Allah Tealâmn dilemesi olmasaydı kadın o haneye giremezdi. Bütün hâdisat, meşiyyeti ilâhiyyenin birer tecelligâh-dır.

Kezalik : iki kimse, bir şey hakkında biribirinin nakizine, hilâfına olarak yemin edib de her biri kendi iddiasına yakin derecede mu'tekid bulunsa, o şeyin ne olduğunu muayene kabil bulunmasa bu yeminlerin­den dolayı ikisi de hânis sayılmaz. Bu hususda kendi diyanetlerine hava­le olunurlar. Kazaen tahlif edilirler ise de fetvaca tahlif edilmezler.

Meselâ : İki kişi, havada gördükleri bir kuş hakkında tam oir iti­kadı cazim ile birisi güvercin, diğeri de kargadır, diye yemin etse Je bu kuşun mahiyetim anlamak müteazzir bulunsa ikisi de hards olmaz. Fa­kat hangisinin kanaati bu derece kuvvetli olmayıp da zan ve şek dere­cesinde bulunursa o, yemininde hanis olur. Şerhi Ebil'berekât, Hâşiyei-Düsukî, Şerhi Muhammedi Hırşî.)

(Şâfiîlere göre meşiyyeti ilâhiyyeye talik edilen talâklar vaki olmaz. Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen boşsun inşallah» dese talâk tahak­kuk etmez. «Sen boşsun Allah irade ederse» «Sen boşsun Allahın dilediği vakit», «Sen taliksin Allahın meşiyyetinde», «Sen boş ol Allah dilerse» veya razı olursa» tâbirleri de bu hükümdedir.

Bir hadisi şerifde buyurulmuştur. Yani : Bir kimse yemin eder, sonra da derhal inşaallah derse istisnada bulunmuş olur. Binaenaleyh yemin ettiği şeyi vücude ge­tiremezse hânis olmaz. Bu hadisi şerifin hükmü ise talâka da sair yemin­lere de şâmildir. TuhfetüTmuhtac.)

(Hanbelî fukahasına göre Allah Tealânın meşiyyetine talik edilen talâklar, filhal vaki olurlar, «inşaallah sen boşsun» denilmesi gibi.

Mukahai kiramdan Said ibni Müseyyeb, Mekhul, Hasen, Katade, Zührî, imam Mâlik de buna kaildirler.

Bu zatlar diyorlar ki, bu istisna, talâkın tamamını kaldırıyor, böy­le bir istisna ise sahih değildir. «Enti talikun selâsen illâ selasen = Sen üç talâk ile boşsun, üç talâk müstesna olmak üzere» denilmesi gibi.

Fakat imam Ahmedden diğer bir rivayete göre böyle meşiyeti ilâhi-yeye talik suretinde talâk vaki olmaz, imam Şafiî ile Tavus'un kavilleri de böyledir. Çünkü talâk, vücuduna ıttıla kabil olmıyan bir meşiyete rabt edilmiş olnyor. Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre de talâkda istisna carîdir. Şöyle ki bir kimse zev­cesine «Sen inşaallah boşsun» veya «Sen boşsun, meğer ki Allah Tealâ dilesin» veya «Meğer ki Allah tealâ dilemesin» dese talâk vaki olmaz. Bu tabirlerin hepsi de bu hususda müsavidir.- Elmuhallâ. [12]

 basa dön

 

Talâkda Şarta Talikin Sübutu :

 

238 - : Talâkların talik edilmiş olmaları, beyyine ile sabit olacağı gibi mükellef erkekler ile mükellef zevcelerinin tesadükları ile de sabit olur.

239 - : Talâk, ecnebinin fi'line talik olundukta o fi'lin vukuu, ya beyyine ile sabit olmalıdır veya zevç tarafında nitiraf olunmalıdır, Yoksa o fi'lin vukuu, mücerred o ecnebinin sözile sabit olmaz. Velev ki onun ihbarı olmaksızın o fi'Ie başkasının ıttılai mümkün olmasın.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Eğer validen beni sevmiyor ise sen benden boş ol» deyip zevcesinin validesi de onu sevmediğini ifade etse o kimse, tasdik etmedikçe talâk vaki olmaz. «Bu, başkasının aleyhine bir ikrar mahiyetindedir.»

240 - : Bir kimse, zevcesini şarta ta'Iikan boşayıb da şartm vü-cüde gelmediğini iddia eylediği halde zevcesi bilâ şart tâtlik -vukuunu dâva etse söz, o kimsenin olub beyyine ikamesi, zevcesine teveccüh der.

241 - : Zevç ile zevce,  ta'likin vücudünde veya    ta'ükden sonra şartm sübutünde ihtilâf etseler söz, yeminile zevcin olur. Çünkü talâkı münkirdir. Şu kadar var ki, zevce veya başka birisi beyyine ikamesinde bulunursa kabul olunur. Zira şart hakkında beyyine. makbul ve talâkda şahadeti hisbe caizdir.. Bu beyyine her ne kadar sureten nefye mütevec­cih olsa da manen talâkı ispata mütedairdir.

Meselâ : Zevç «Bu gece fülân şahıs haneme gelmezse zevcem boş oîsün» diye yemin edib de o şahsın gelmediği hakkında iki kimse şaha­dette bulunsa şahadetleri makbul've binaenaleyh talâk vaki olur.

242 - : Yalnız zevcemin haber vermesile  vücudüne ıttıla'  müm­kün olacak bir şartın vukuunda zevcenin sözü, beyyinesiz kabul olunur ki bu mesele, evvelki meselenin umumiyetinden müstesnadır.

Binaenaleyh talâk, zevcenin muhabbetine veya hayz haline talik olunsa bu hususda zevcenin mücerred haberine itibar olunur. Şu kadar var ki bu muhabbete talik, meclise iktisar eder.

Meselâ : Zevç «Sen valideni seviyor isen benden boş ol» deyip zev­ce de o meclisde «sevmiyorum» dese talâk vaki olmaz. Velev ki bu ifa­desi, kendisinin zamirindekine muhalif olsun.

Nitekim zevç «Eğer ben fülânı seviyor isem sen boş ol» dedikden sonra «Ben onu sevmem» dese talâk vaki olmaz. Velev ki bu ifadesinde kâzib olsun. Bu veçhile buğza talik edilen talâk hakkında da hüküm, böyledir.

243  - : Bir kimse, meselâ  :  «Şarap içersem» diye talâka yemin etdikden sonra bir erkek ile iki kadın o kimsenin şarap içdiğine şahadet etseler, bu şahadet talâk hakkında muteber olur.

244  - : Bir kimse, zevcesi hakkındaki ısnadlara karşı «Eğer zev­cem öyle ise boş olsun» dediği haîde zevcesinin öyle olmadığını musirran söylese söz, kendisinin olur. Beyyinesiz talâk vaki olmaz. Çünkü talâkın vukuunu münkirdir. Meğer ki bu tâlikile mücazata niyyet etsin.

Kezalik : Bir kimse, zevcesinin kendisine karşı vuku bulan isnada-tma_ karşı talik maksadile «Eğer ben öyle isem benden boş ol» dediği halde kendisinin öyle olmadığını musirran iddia eylese - öyle olduğu beyyine ile sabit olmadıkça - talâk vaki olmaz. Fakat bu ifadesi, gazap halinde vuku bulursa mücazat ihtimali galib olacağından derhal talâk vaki olur.

245  - : Zevcin beyyinesiz olarak istisna iddiası dinlenilmez.  Me­ğer ki salâhı hal ile maruf olsun.

Kezalik : istisna iddiasını inkâr eder, iminazi bir kimse bulunma­dığı surette de söz, zevcindir.

istisna bulunmadığına dair şahadet caizdir. Çünkü bu, iki şefeyi = dudağı kapamadan ibaret olduğu cihetle bir emri vücudî demektir.

246 - : Bir kimse, bir şahsa hitaben meselâ «Fülân şeyi sen al­madın ise» diye şart etdiği gibi o şahıs da «O şeyi ben aldım ise» diye şart etse bunlardan hangisinin müddeası beyyine ile sabit olursa diğerinin zevcesi hakkında talâk tahakkuk eder. Hindiyye, Reddi Muhtar. Ali Efendi ve Abdurrahim fetvaları. [13]

 basa dön

 

Zamana, Mekâna İzafe Edilen Talâklar :

 

247 - : Vakıf, vasiyet, talâk gibi bazı tasarrufatı şer'iyyenin müs­takbel zamana izfesi şahindir. Böyle bir zamana muzaf olan bir şer'î tasarruf ,filhal hükme sebeb olarak nıün'akid olur. Şu kadar var ki, bu hükmün zuhuru  muzafün ilevh olan  zamana teehhür eder. Binaenaleyh o zaman hulul edince mezkûr hüküm tahakkuk etmiş bulunur.

Aşağıdaki meseleler, bu esasa ibtina eder :

248 - : Talâkın ay, gün* yıl gibi bir müstakbel zamana izafesi şa­hindir. Binaenleyh bir kimse, zevcesine «Sen gelecek ayın ihtidasında boş ol» dese o vaktin hulûlile talâk tahakkuk eder.

249 - : Bir kimse,  zevcesine «Sen yarın»  veya  «yarınki    günde benden boş ol» dese ertesi günün tulûı fecri ânında talâk vücude gelir.. Şu kadar var kia kimse, gelecek günün aharından itibaren talâkın vu­kuuna niyyet ettiğini iddia ederse birinci takdirde diyaneten, ikinci tak­dirde hem diyaneten hem de kazaen tasdik olunur. Çünkü ikinci takdir­de zarfiyyet edatı, yani  :  «de» mevcuddur. Zarf ise istiabı iktiza etme­diğinden mezkûr günün bir cüzüne talâkın muzaf olması kifayet eder.

250 - : «Sen fülân ay» veya «fülân ayda mutallâkasın»    denilse o aydan evvelki son gününün güneşi gurub etdiği anda talâk vaki olur.

251 - : «Bir aya» veya «bir seneye»   yahut «kışa   kadar boş ol» denilse bu müddetlerin nihayet bulduğu anda talâk tahakkuk eder. Fa­kat talâkın fü'hal vukuna niyet edilirse o anda talâk vuku bulur.

252 - : «Fiilân beldeye» veya «haneye girdiğinde  -   girdiğin va­kit» yahut «Fülân elbiseyi giydiğinde» veya «hasta olduğun vakit boş ol» tâbirleri dahi izafet kabilindendir. Çünkü bu gibi zarflar, şarta, mü-şabihdir.

Binaenaleyh girmek, giyinmek veya hastalık bulunmadıkça talâk vaki olmaz.

253 - Bir kimse, zevcesine Sen bugün yarın boşsun» yahut eYa-rın bugün mutallâkasın» dese her iki suretde de ikinci lâfız, lâğv olub evvelki lâfza itibar olunur.

Binaenaleyh birinci suretde filhal, ikinci suretde ertesi günün tulûı fecri ânında bir talâk vaki olur. Çünkü evvelki suretde talâk, müneccez, ikinci suretde muzaf olduğundan tencizin izafete, ve bilâkis izafetin tem cize ihtimali yokdur.

254  - : Atıf edatile «Bugün ve yarın boşsun»     yahut «yarın ve bugün boşsun» denilse birinci suretde bir, ikinci suretde de iki talâk vaki olur. Çünkü atıf mugayereti icab eder. Şu kadar var ki, birinci suret­de bugünden itibaren mutallâka olan yarın da mutallâka vasfını haiz ola­cağından sözü tashih için ertesi gün ikinci bir talâkın vukuuna hacet yokdur. İkinci suretde ise böyle değildir.

255 - : Bir kimse; zevcesine «Vefatımdan iki ay» veya daha zi­yade bir müddet «Mukaddem mutallâka ol» dediği halde aradan iki ay geçmeden vefat etse kadın mutallâka olmuş olmaz. Fakat bu müddetin geçmesinden sonra vefat etse bu müddetin ibtidasına    istinaden talâk vaki olur. Şu kadar var ki, irs hususî, bu müddetin ibtidasına istinad et-meyib Ölüm vaktinden muteber olacağı cihetle bu kadın, mirasdan mah­rum olmaz.

256  - : «Sen benim  mevtimle beraber mutallâka ol», «Sen  mev­tinle beraber boş ol» tâbirleriie talâk vaki olmaz. Çünkü bu iki suretde talâk, talâk yapılmasına ve vukuna münafi bir hale izafe edilmiş bulunum.

257 - : Talâkların mekânlara izafe edilmesi, tencizdir. Binaenaleyh «Fülân hanede» veya «Fülân şehirde» yahut «Gökde»

veya «Güneşde mutallâka ol» gibi tâbirler ile derhal talâk vâki olur. Çünkü talâkın mekâna ihtisası yokdur. Şu kadar var ki zevç, burunla «Fülân haneye» veya «Fülân şehire girdiğin zaman boş ol» mânâsını kasd etmiş olduğunu iddia ederse diyaneten tasdik olunur. Dürri Muh­tar, Reddi Muhtar, Hindiyye.

« {Mâlikîlere göre izafet hususunda şu gibi hükümler carîdir :

(1) : Müstakbelde vücudi muhakkak olan bir vakte izafe edilen ta­lâklar, müneccezen vaki olur.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen bir sene sonra mutallâkasın» ve­ya «Sen benim öleceğim gün boşsun» veya «Sen benim vefatımdan bir gün evvel taliksin», dese derhal talâk vaki olur. Çünkü bu halde zevce ile zevcenin münasebetleri, bir nikâhı müt'aya = muvakka bir nikâha müs-tenid olmuş, aralarında zevciyyetin muvakkat bir zamana kadar devamı kabul edilmiş gibi olur,

(2) : Bir kimse, «Fülâne - meselâ   zevcesi - berhayat   oldukça her alacağı kadın boş olsun» diye yemin etse o berhayat oldukça her ala­cağı kadın derhal boş olur.

(3) : Bir kimse, zevcesine «Sen dünkü gün boşsun» dese hemen ta­lâk vaki olur. Çünkü bu söz, bir bakımdan şaka, bir bakımdan ihbaı ma­hiyetindedir, talâk ise bunlar ile tahakkuk eder.

(4) : Bir kimse, âdeten yaşıyabileceği kadar bir müddet tayın wıc-rek «Şu vakte kadar tezevvüc edeceğim her kadın mutallâkadn » dese evlenir evlenmez alacağı kadın boş olur. Meğer ki zinaya düşmesinden korksun da cariye edinmesi müteazzir olsun. O takdirde talâk vaki ol­maz.

 (5) : Bir kimse, meselâ «îstanbulda evlenmezsem başka yerden ev­leneceğim kadın boş olsun» deyip de sonra başka bir şehirden bir kadın ile evlense hemen talâk vaki olur.

(6) : Bir kimse, zevcesine «Sen ay başında elbette    mutallâkasm» dese talâk derhal vaki olur. İzafe edilen vakte itibar olunmaz.

«Seni bir ay sonra boşamaz isem sen boşsun», Seni ay başında elbet­te boşamaz isem sen elbette ay başında -?veya şimdi boşsun» denildiği takdirde de hemen talâk tahakkuk eder.

Nitekim «Seni boşamaz isem sen boşsun» denilmesi de böyledir. Bu söz, fevre mahmuldür. «Seni şimdi - bu saatte - boşamaz isem ?en boşsun» denilmiş gibi sayılır. Minehüİ'celîl, Düsukî.)

(Şafiîlere göre talâkların zamanlara izafesi muteberdir. Şöyle ki:

(1) : Bir kimse, zevcesine «Sen fülân ayda» veya «Fülân aym gur-resinde» veya «Fülân aym evvelinde boşsun»    des'e o aym ilk cüzünden itibaren talâk tahakkuk eder.

(2) : «Sen şu ayın gündüzünde» veya «Şu ayın ilk gününde boş­sun» denilse o ayın ilk gününün fecrinden itibaren talâk vücude gelir.

(3) : «Sen fülân şahsın geleceği gün boşsun» denilip de o şahıs, o günün gurresinden biraz evvel gelecek olsa - esah olan kavle göre - o günün fecrinden itibaren talâk vaki olmuş olur.

(4) : «Sen bir aya kadar boş ol» denilse bir ay hitamında talâk ta­hakkuk eder. Meğer ki bu söz ile tûnciz kasd edile, O halde hemen talâk vaki olur.

(5) : «Sen bugün boşsun» veya «Sen bu ay boşsun» veya «Sen bu sene boşsun» denilse talâk filhal vaki olur. Velev ki bu söz, geceleyin söylenmiş olsun.

(6) : «Sen dünkü gün boşsun   Enti talikun emsî» denilse bakı­lır: Eğer zevç, bu söz ile dünkü güne istinaden filhal vukuna niyyet et­miş ise talâk hâlen vaki olur. Ve eğer dünkü gün boşayıb de. bugün mu-tallâka bulunduğunu söylemek kasd etmiş ise yemimle   tasdik   olunur. Yok evvelce başka bir nikâh ile menkûhesi iken boşayıb da sonra tezev-vüc etmiş ve bu sözile o boşamayı haber vermek istemiş, o nikâh da ma­ruf bulunmuş ise yine yeminile tasdik olunur.

Bazı fukahaya göre bu izafet, lâğvdır, bununla talâk vaki olmaz. Çünkü talâk, gayri mümkine isnad edilmiş bulunur. Tuhfetül'muhtac.)

(Hanbeli mezhebine göre de talâklarda izafet muteberdir. Şöyle ki:

(1) : «Yarın sen boşsun» veya «Sen şu gün taliksin» denilse o gü­nün tuluı fecrinden itibaren talâk vaki olur. Çünkü o günün ilk cüz'ü, ta­lâka zarf olmaya salihdir.

«Sen yarınki günde» veya «Sen gelecek şu ayda boşsun» denilmesi

de böyledir. Şu kadar var ki, bu son iki suretde zevç, fou vakitlerin aha­rını kasd etmiş olduğunu iddia etse diyaneten ve hükmen tasdik olunur. Çünkü bu vakitlerin âhırları, evvelleri ve evsatları gibidir. Bu halde bu iddiası, o sözünün zahirine muhalif düşmüş olmaz.

(2) : «Seni bugün boşamaz isem sen bugün boşsun»  denilip de o gün boşama hâdisesi vuku bulmasa o günün sonunda talâk vücude gelir. •«Seni bugün boşamaz isem boş ol», «Seni boşamaz isem bugün boş ol» denildiği takdirde de hüküm, böyledir.

(3) : «Sen fülân kimsenin bu haneye geleceği gün boşsun» denilse o kimsenin geleceği günün evvelinden itibaren talâk vaki olur.

Fakat o kimse, Ölü veya mükreh olarak getirilse talâk vaki olmaz. Meğer ki bu yemîn ile o kimsenin o haneye mutlaka duhul ve hululü kasd edilmiş olsun.

Kezalik : Bu yemin ile gündüzün duhul kasd edilmiş olursa gecele- yin duhul ile talâk tahakkuk etmez. Böyle bir kasd bulunmayınca ta­hakkuk eder.

(4) : «Sen her gün boşsun» denilse bakılır: Eğer zevce, medhulün biha değilse hakkında birinci gün bir talâk vaki olur, artık başka bir talâk vukuuna mahal kalmaz. Amma medhulün biha ise hakkında müte-valiyen üç günde üç .talâk vaki olur.

(5) : «Sen bir aya kadar» veya «Bir seneye kadar» veya «bir haf­taya kadar mutallâkasm» denilse bir ayın, bir senenin veya bir haftanın hitamını müteakib talâk vaki olur. Meğer ki derhal talâk vukuuna niy­yet edilmiş olsun.

(6) : «Sen bugün veya yarın boşsun» yahut «Sen bu ay veya gele­cek ay mutallâkasm» denilse filhal talâk vaki olur. Çünkü ya - ev eda­tı, iki şeyin biri içindir. Bu suretde talâkın tehirini muktezi bir sebeb bulunmamış olur. Keşşafül'kma.) (Zahiriyye mezhebince ise talâkın zamana izafesi asla muteber de­ğildir: Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen şu zamanda» veya «Şu gele­cek ayın başında mutallâkasm» dese bununla ne filhal ve ne de o zama­nın hululü ânında talâk vaki olmaz. Çünkü bu vechib talâk vukuna dair ne Kur'anı mübînde, ne de sünneti seniyyede bir şey varid olmamıştır. Elmuhallâ.)

Zahiriyye fukahasi, Kur'anj azîm ile ahadisi şerifedeki naslarm zahirlerine nazarlarını hasr edib bu gibi nususı âliyeyi bir fikri hukukî ile iyice tedkik ve tahlile muvaffak olamamış, sair şer'î delilleri de gü­zelce inceliyerek kavrayamamış oldukları için çok kerre böyle meza-hibi erbeaya muhalif ictihadlarda bulunmuşlardır. Bu cihetle de mesleki hukukîleri pek mahdud kimseler tarafından takib edilib az sonra muakkibleri münkariz olmuşdur. [14]

 basa dön

 

Başkasına Tefviz Edilen Talâklar :

 

258 - : Talâkda vekâlet ve risalet carî olduğu gibi tefviz de ca­rîdir. Şöyle kî : bir mükellef kimse, zevcesinin talâkını bir vekile, veya bir resule havale edebileceği gibi bizzat zevcesine de veya çocuk olan zev cosinin velîsine de tevdi edebilir. İşte bu tevdi, bir tefvizdir.

259 - : Tefvizde  müstamel  lâfızlar üçtür   :   Tahyir, emir bilyed.

meşiyyet.

Tahyir, zevcin zevcesine «İhtarı nefsekî = nefsini ihtiyar et» veya «Sen muhayyersin? gibi bir söz söylemesidir.

Emir bilyed, emrüki biyedik = işin senin elindedir.» denilmesidir.

Meşiyyet de : «Tallkî nefseki in şi'ti - Diler isen kendini boşa» de­mek den ibarettir.

260 - : Tahyir ile emri bilyede aid sözler, birer kinayedir. Bina­enaleyh bunlar ile talâkın tefviz edilmesi,  niyyete veya    delâleti    hale mütevakkıftır. Meşiyyete müteallik sözler ise sarih olduğundan niyyete mütevakkıf değildir.

261 - : Meşiyyet, iki türlüdür : Biri «Meşiyyeti sariha» dır. «İs­ter isen nefsini tatlik et» denilmesi gibi. Diğeri de «Meşiyyeti  zınıniy-ye» «lir «Nefsim tatlik et» denilmesi gibi.

262 - Alelıtlak    tefvizler, zevce nazaran   lâzım, zevceye   nazaran gayri lâzımdır. Binaenaleyh zevç, yapmış olduğu tefvizden rücu edemez. Çünkü tefyiz; tevkil değil, belki temlikdir. Zevce ise bu tefvizi kabule mecbur değildir. Dilerse  kabul eder,   dilerse  reddeder.  Zira bir kimse kendisine temlik edilen bir şeyi kabule mecbur olamaz.

263 - : Tefvizler, ya mutlak veya zaman ile mukayyed olur. Za­man da ya muayyen veya gayri muayyen bulunur.

Meselâ : «Nefsini boşa» sözü bir mutlak tefvizdir. «Nefsini nerede ister isen boşa» sözü de bu kabildendir.

«Nefsini bugün boşa» sözü de muayyen bir zaman ile mukayyed olan bir tefvizdir. «Nefsini ne vakit ister isen boşa» sözü işe gayri muay-yed bulunan bir tefvizi âm demekdir.

264 - : Mutlak tefvizler» meclis ile mukayyeddir. Zevce, böyle bir tefvize muttali olduğu meclisde muhayyerdir. Dilerse nefsini ihtiyar ede­rek mutallâka olur, dilerse zevcini ihtiyar ederek talaka meydan vermez.

Bu hıyarı meclis, meclisin sonuna kadar devam eder. Meğer ki zev­ce, bu muhayyerlik hakim sarahaten veya itirazı gösterir bir fi'l ile de-lâleten isîtat etsin, o halde muhayyerliği zail olmuş olur.

Şöyle ki : Zevce, bu tefvizi kocasından işittiği veya gaib olub da bundan haberdar edildiği meclisde nefsini ihtiyar etmeksizin meclisden

cıkıb gitse veya o meclisde başka bir şey île, meselâ: Sohbet ile, yemek yemekle veya yatıp uyumakla meşgul olsa muhayyerliği kalmaz.

Oturmakda iken kıyam etmesi, otururken bir şeye rakib olması, uzanıb yatması gibi şeyler de itiraza delâlet eden birer hareketdir. Fa­kat ayakda iken oturması, oturur İken bir yere dayanması,- veya meş­veret için veya işhad İçin bir kimseyi davet etmesi, elbisesini giyinmesi veya su içmesi hiyari meclise münafi değildir.

Zevcin meclisden kalkıb gitmesi ve hattâ tefvizden, sarahaten rücu etmesi yahud zevcesini bu hakkı istimalden nehy eylemesi de zevce için sabit olan hıyari meclisi izale edemez.

Araba gibi şeylerin yürümesile meclis tebeddül ederse de geminin, yürümesi, meclisin tebeddülünü icab etmez. Çünkü gemi, rakiblerine na­zaran bir mesken mesabesindedir.

265 - : Muayyen bir zaman ile mukayyed olan bir tefviz, meclis ile tekayyüd etmez. O müddet mürur etmedikçe zevcenin    muhayyerliği devam eder. Fakat o müddetin mürurile tefviz bâtıl olur. Zevce, gerek bu tefvize muttali olduğu halde muhayyerlik hakkını istimal etmesin ve gerek bu tefvizden haberdar olmaksızın müddet nihayet bulsun.

266 - : Tefvizi am da meclis ile tekayyüd etmez. Belki zevce, her ne vakit dilerse muhayyerlik hakkını istimal edebilir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Her ne zaman diler isen nefsini tat-îik et» dese zevcesi dilediği zaman kendisini boşayabilir. Meğer ki bu tefvizini, sarahaten veya delâleten red etsin. Artık nefsini ihtiyar ede­mez.

Bu, imamı Âzam ile İmam Muhammede göredir, imam Ebu Yu-süfe göre bu suretde zevcenin o red ettiği meclisde muhayyerliği zail olursa da diğer meclislerde muhayyerliği bâtıl olmaz.

«Dilediğin vakit», «Ne zaman diler isen» tâbirlerile olan tefviz de meclise iktisar etmez. Şu kadar var ki, bunlar tekrarı müfid değildir. Zevce bir kere^ihtiyar etdi mi, bir daha edemez.1

267 - : Bir kimse, bir ecnebiye hitaben «Zevcemi tatlik et» dese bu tevkil olub meclis ile tekayyüd etmez. Fakat «Diler isen zevcemi, tat­lik et» dese bu, tmamı Âzam ile tmameyne göre tefviz kabilinden olub meclise iktisar eder. imam Züfere göre ise bu" da tevkildir.

268  - : Tahyir suretiyle olan tefvizde zevce «Kendimi ihtiyar et-dim» derse bununla bir talâkı bain vücude gelir.

269 - : Emri biîyed suretiyle yapılan tefvizde zevce, zevcine hi­taben «Kendimi ihtiyar etdim», «Nefsimi sana haram kıldım», nefsimi sana bain kıldım», «Sen bana haramsın», «Sen benden bainsin» dese bu­nunla talâk tahakkuk eder.

270 - : Meşiyyet suretiyle olan tefvizde zevcenin kabulü Nefsimi tatlik etdim» veya    Nefsimi bain kıldım» demesile husule gelir.  Fakat, «Ben nefsimi ihtiyar etdim» demesi kifayet etmez. Çünkü bu söz, talâka mevzu lâfızlardan değildir.

271 - : Tefvizde zevcenin ihtiyarile vuku bulacak talâkın bain ve­ya ric'î olması, zevcin tabirine göredir. Zevç «Nefsini tatlik et» gibi bir sarih lâfız ile tefviz etmiş ise bununla talâkı ric'î vücude gelir. «Nefsini İhtiyar et», «Emrin elindedir» gibi kinaî bir lâfız le tefviz etmiş ise bu­nunla da talâkı bain vaki olur. Çünkü ric'î talâkda müracaat carî oldu­ğundan zevcenin nefsini ihtiyar etmesinde bir faide bulunmaz. Meğer ki bu tâbirler, talâkı ric'î karinesine mükarin bulunsun. Meselâ: Zevç «Ta­lâkını ihtiyar et» dese  bununla kabulü  ânında ric'iyyen  talâk  vücuds gelir.

272  - : Talâk vukuu için kabulün tefviz suretine keyfiyet ve kem-miyetce muvafık olması lâzımdır.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Kendini tatlik et» deyip o da «Tat­lik etdim» dese bununla bir ric'î talâk vaki olur. «Kendini üç talâk ile tatlik et» deyib zevce de «Tatlik ettim» dese bununla da üç talâk vücu­de gelir..

273  - : Kabul, tefviz suretine sıfatı talâkda muhalif olursa zevcin beyan etdiği sıfat üzerine talâk tahakkuk eder.

Meselâ : Zevç «Kendini bainen boşa» dediği halde Zevce 'Ric'iyyen boşadım» dese bununla talâkı bain vücude gelir.

Bilâkis zevç Nefsini talâkı ric'î ile boşa» dediği halde kadın, nefsini bainen tatlik etse bununla da talâkı ric'î vaki olur.

Kezalik : Zevç «Nefsini tatlik et» deyib zevce de «Nefsimi bain kıl­dım» dese bununla bir ric'î talâk husule gelir. Çünkü mutlak suretde zikr edilen talâk lâfzı, ric'îye mahmuldür.

274 - : Kabul, tefviz suretine talâk adedince muhalif olursa bakı­lır : Eğer kabul eden, daha az bir aded zikr ederse onun kabul etdiği aded üzere vaki olur. Fakat daha ziyâde bir aded zikr ederse    îmam Âzaina göre sözü lâğv olur, onunla hiçbir talâk vaki olmaz. Imameyne göre ise zevcin söylediği adede göre talâk vücude gelir.

Meselâ : Zevç «Kendini üç talâk ile boşa» deyib. zevce de «Bir ta­lâk ile boşasa yalnız bir ric'î talâk vaki olur. Çünkü emr edilen üç ta­lâkda bir talâk dahildir.

Kezalik : Üç talâk niyetile «Emrin yedindedir» denildiği halde zev­ce «Nefsimi bir talâk, ile boşadım» veya «Nefsimi bir talâk ile ihtiyar etdim» dese bununla da bir talâkı bain vaki olur.

Amma zevç «Kendini bir talâk ile boşa» demiş iken zevce, kendi-

sini iki veya üç talâk ile boj$a.sa inrnmı Azama göre asla talâk vaki ol­maz. Imameyne göre ise yalnız bir rîc'-î talâk vaki olur.

275 - : Bir kimse, zevcesine «Diler isen nefsini üç talâk ile tatlik et» dediği halde kadın, kendisini bir veya iki talâk ile tatlik etse bunun­la bil'itlifak talâk vaki olmaz. Çünkü bu halde tefviz, sarahaten üç talâkı dilemek suretiyle yapılmış, zevceye bir veya ikf talâk değil, üç talâk - bunları dilemesi gartile temlik edilmiştir.

276 - : Tahyir suretiyle  tefvizde -ya zevcin  veya  zevcenin nefis veya talâk lâfzını zikr etmesi lâzımdır. Hiçbiri zikr edilmezse tefviz, sa­hih olmaz.

Meselâ : Zevç «Nefsini = kendini ihtiyar et» deyib zevce de «ih­tiyar etdim» dese tefviz ve talâk tahakkuk eder. Bilâkis zevç, yalnız «ih­tiyar et» deyib zevce de «Nefsimi - kendimi ihtiyar etdim» dese yine tefviz ve talâk vücude gelir.

Kezalik : Zevç «ihtiyar et» deyib zevce de «Talâkı ihtiyar etdim» dese yine talâk 'tahakkuk eder.

277 - : Tefviz hususunda ihtiyar lâfzım tekrar etmek de talâkı zikr etmek mesabesindedir. Zevcin «ihtiyar et ihtiyar et» demesine kar­şı zevcenin «ihtiyar etdim» demesi gibi.

Fakat zevcin yalnız «ihtiyar et» demesi üzerine zevce «ihtiyar et­dim» dese bununla tefviz tahakkuk etmez.. Çünkü bu» mevridi ger'e mu­halif, kıyasa münafi bir tarzda bulunmuş olur.

278 - : Bir kimse, zevcesine hitaben «Üç ihtiyar et» deyib zevce de «İhtiyar etdim» dese üç talâk vücude gelir.

Kezalik : Zevç, her birile bir talâka niyet ederek «İhtiyar et, ihti­yar et» deyib zevce de «İhtiyar etdim» dese İki talâk tahakkuk eder.

Üç defa «ihtiyar et» denildiği takdirde de indel'kabul üç talâk vaki olur. ihtiyar et emirleri arasında atf edatının bulunub bulunmaması mü­savidir.

279 - : Bir kimse, zevcesine  «Sen dilediğin kadar 'boşsun»  dese zevcesi o meclisde nefsini bir, iki ve üç talâk ile 'boşayabilir.

Fakat «Nefsini dilediğin vakitde boşa» dese bu tefviz, meclis ile mukayyed ve red ile merdud olmaz. Binaenaleyh zevce, meclis ile mu-kayyed olmaksızın nefsini dilediği zaman bir talâk ile boşayabilir. Fa­kat sonra bir daha boşayamaz. Çünkü bu veçhile olan tefviz, zaman hak­kında umumiyet ifade ederse de ef'al hakında tekrarı iktiza etmez.

280 - : Bir kimse, zevcesine «Sen her zaman diler isen boşsun» dese zevcesi nefsini o meclisde veya muhtelif meclislerde üç defa birer talâk ile müteferrikan boşayabilir. Çünkü her ne zaman  =  küllema ta­biri, evkata da ef'ale de infirad üzere teammüm eder.

Fakat bu halde zevce, nefsini birden üç talâk ile boşayamaz ve üç talâkdan sonra badettahlü nikâh tecdid edilse artık tefviz, bâtıl olmuş olur..

Bu, imamı Âzam ile İmameyne göredir. İmam Züfere göre tefvizin hükmü yine avdet etmiş olur.

Şayed bu veçhile tevfizden sonra kadın, nefsini bir veya iki talâk ile boşayıb da tahlilden sonra ihkân tecdid edilse nefsini tekrar üç defa birer talâk ile boşayabilir.

Bu mesele de İmamı Âzam ile imam Ebu Yusüfe göredir, imam Muhammede göre kaç talâk kalmış ise yalnız o mikdar tatlikde buluna­bilir. ..

281 - : Bir kimse, zevcesine «Sen dilediğin gibi boşsun  =   nasıl diler isen o veçhile boş ol» dese derhal bir ric'î talâk -vaki ve zevce o meclisde talâkın keyfiyetini tayine salahiyetli olur. Binaenaleyh zevce, talâkın bain olmasını veya üç talâkın vukuunu dilerse o veçhile talâk tahakkuk eden. Q kimse, bu veçhile talâka gerek niyet etmiş olsun ve gerek asla niyet etmemiş olsun müsavidir.

Bu, İmamı Azama göredir. îmameyne göre zevce dilemedikçe asla talâk vaki olmaz.

282 - Tahyir veya emir bilyed suretiyle olan tefvizler,     tekrarı iktiza etmez. Meğer  ki tekrarı  iktiza eden bir  tâbire mukarin olsun.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Emrin yedindedir» deyib zevcesi nefsini ihtiyar etse bir talâk vaki olur. Artık nikâh tecdid edilecek olsa kadın, nefsini tekrar ihtiyar edemez.

Fakat «Her ne zaman diler iaen emrin yedindedir» denilse kadın, üç talâk ile mübane oluncaya kadar üç meclisde birer talâk ile nefsini boşayabilirler. Şu kadar var ki, zevci ahardan sonra nikâh tazelense artık kadın, muhayyer olmakdan çıkmış olur, bir daha nefsini tatlik edemez. Ancak bir veya iki talâkı bayinden sonra başka bir kocaya va-rıb da ondan bir veçhile ayrıldıkdan sonra evvelki kbcasile nikâhı tec> didde bulunsa nefsini tekrar üç talâka kadar başka başka meclislerde birer defa daha boşayabilir.

Bu son mesele, İmamı Âzam ile İmam Ebu Yusüfe göredir, imam Muhammede göre zevci ahardan sonra artık sabık tefvizin hükmü kal­maz.

283 - : «Sen razı olur isen», «Sen arzu eder isen»,  «Sen murad eder isen», «Sen sever isen» tâbirleri de İn şi'ti = sen ister isen» tâbir­leri hükmündedir.

284  - : Bir kimse, bir şahsa hitaben Zevcemi diler ise tatlik et» dese ö şahsı talâka tevkil etmiş olur. Şu kadar var ki, bu- vekâlet,, zevcenin talâkını dilediği meclise inhisar eder Zevce, keyfiyetten haberdar olduğu meclisde talâkın dilerse o şahıs dajıemen o meclisde tatlik de-bitir. Bilâhare tatlik edemez. Bu meselede vekâlet, meclis ile mukayyed olmuş oluyor.

285 - : Emir bilyed suretiyle olan tefvizde üç talâka niyyet sahih ise de tahyir suretiyle .olan tefvizde sahih id eğildir.

Binaenaleyh bir kimse, üç talâk niyetile zevcesine "Nefsini ihtiyar et" deyib zevce de "Nefsimi ihtiyar etdim" dese bununla yalnız bir bain talâk vaki olur. Çünkü ihtiyarda tenevvü mevcud değildir.

Fakat emir bilyed suretinde zevç, bir talâka niyyet etmiş veya ade­di talâka niyyet etmemiş olursa bununla zevcenin kabulü takdirinde yalnız bir talâk vaki olur. Amma zevç, iki veya üç talâka niyyet etmiş olursa o kadar talâk tahakkuk eder. Velev ki kadın kendisini yalnız bir talâk ile ihtiyar etmiş olsun.

286 - : Tahyir veya emir bilyed suretiyle olan tefvizlerde zevç, talâka niyyet etmediğini, zevce ise niyyeı. edildiğini veya bunun gazab veya talâkı müzakere halinde vaki olduğunu iddia etse söz yeminiyle zevcin olur. Çünkü o, talâkı münkirdir.

Kadın, niyyetin mevcudiyetine beyyine ikame edecek olsa kabul edilemez. Zira niyyet bir emri kalbidir, buna şahidler muttali olamazlar. Fakat tefvizin gazab veya müzakeresi talâk .halinde vukuna beyyine ikame edilebilir. Çünkü bu hâle şahidlerin vukufu mümkündür.

287 - : Tefvizde talik caizdir. Bu halde tefviz, ya mutlak veya za­man ile mukayyed olur.

Meselâ : Bir kimse zevcesine «Fülân işi yapar isen emrin elinde ol­sun» dişe talik suretiyle mutlak bir tefvizde bulunmuş olur. Bu halde zevce, o işi yaparsa derhal muhayyer olur, o işi yapdığı meclisde nefsini ihtiyar edebilir. Fakat meclis tebeddül edince ihtiyarı zail olur.

Kezalik : Mutlak suretde «Fülân kimse gelirse emrin yedindedir» denilse muhayyerlik o kimsenin geldiği meclise inhisar eder. Bu halde kadın o kimsenin geldiği meclisde muhayyerliğini istimal edebilir. Amma o kmsenin geldiğine bilahare muttali olsa artık muhayyerliği kalmamış olur.

«Fülân §ahıs gelirse emrin bir ay elinde olsun» denildiği suretde ise talik suretiyle muvakkat bir tefviz vticude gelmiş olur. Binaenaleyh o kadın o şahsın geldiği meclisde muhayyer olub bu' hıyarı bir ay niha­yetine kadar devam eder.

288 - : Tefvizde zamane izafet de carîdir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine «Yarın» veya «Ay başında emrin elinde olsun» dese kadın, o veçhile muhayyer olmuf olur.

Yarınki günün evveli, o günün fecri sadıkının tulûu ânından iba-retdir. Ay başı da hilâlin görüldüğü gece ile o gecenin gündüzünden iba­ret bulunur. O halde kadının muhayyerliği, birinci suretde fecri sâdıkm tulûundan gurubu şemse kadar, ikinci suretde de hilâlin görüldüğü ge­ceden gündüzünün nihayetine kadar devam eder.

289 - : Tefviz vukuunda zevce, kabulünü bir garta talik etse ba­kılır : Eğer o şart, bîr emri vaki ise 'kabul muteber olur. Henüz vaki bir emir değilse tefviz, bâtıl olub kabule mahal kalmaz.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Diler isen nefsini tatlik et» demekle zevce, «Ben senin zevcen isem» veya «Ben babamın kızı isem nefsimi tatlik etdim» dese talâk vaki olur. Fakat Fülân şahıs gelirse» veya «Fü-lân zat muvafakat ederse ben nefsimi tatlik etdim» dese talâk vaki ol-mayıb tefviz, bâtıl olur. Çünkü tahyir, talike münafidir. Tahyir, temlik olduğu halde talik, yemin demekdir. Binaenaeyh temliki, talik suretiyle kabul caiz olamaz.

290 - : Bir kadın, zevcinin emir bilyed suretiyle olan    tefvizine mebni kendisini tatlik etdiğini iddia etse tefviz hakkındaki sözü, mes-mu olur. Fakat nefsini tatlik etmedikçe tefviz iddiası dinlenilmez.

291 - : Bir kadın, kendisini   tefviz  meclisinde tatlik etmiş   oldu­ğunu iddia, zevci.de bu tatliki inkâr etse söz, zevcenin olur. Çünkü tef­vizin vukuuna mebni zahiri hal, kadının iddiasını müeyyiddir.

292 - : Bir kimse,  «Zevcesini kabahati    bulunmaksızın     döğerse emri elinde olsun» diye tefvizde bulunub da bilâhare döğdükden sonra kabahatin mevcud olub olmadığında ihtilâf etseler söz, o kimsenin olur. Çünkü o kimse, zevcesinin emri talâka malikiyetini münkirdir.

293 - : Talâkı tefvizin mekâna teallûku yokdur.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine «Nefsini dilediğin yerde boşa» de­se ibu söz, meclise iktisar eder. Kadın, ancak bu sözün söylendiği mec-lisde muhayyer olur. Buradaki mekân edatı mücerred mecazen bir şart edatı mesabesinde bulunur, âdeta «Nefsini diler isen boşa» denilmiş olur. Bedayi, Bahri Raik, Dürri Muhtar, Reddi Muhtar, Hindiyye.

"(Mâlikılere göre bir kimse, zevcesinin talâkını hem zevceseni hem de herhangi hâzır veya nihayet iki günlük bir mesafede gaib bulunan bir şahsa tevkil veya tahyir ve temlik suretiyle tefviz edebilir. Şöyle ki;

(1) : Tahyir ve temlik suretiyle olan tefvizi talâkda, zevç, müfev-vezün lehi talâkı yapmadan evvel azl edemez. Tevkil suretiyle olan tef­vizde ise azl edebilir. Meğer ki başkasının hakkı taallûk etmiş olsun.

Meselâ: Bir kimse, zevcesine "Eğer üzerine evlenirsem emrin veya alacağım kadının emri elinde olsun" dese artık zevcesini azl edemez. Çünkü buna zararı ref etmek hakkı taallûk etmişdir. Azl tecviz edilecek olsa zevce mutazarrır edilmiş olur. Kazalik : Bir kimse, refikasına «Ya beni veya nefsini ihtiyar et. dese temlik suretiylu bir tefviz ve tahyir vücude gelir. Sonra azl caiz ol maz.

(2) : Bir kimse, zevcesinin talâkını  zevcesine veya  başka birisine temlik edince bilâ mühlet aralarına haylûlet edilir. Yapılan temlik, ka­bul veya red edilinceye kadar bu hal devam eder. Bu haylûlet zamanında zevce, nafakaya müstahik olmaz. Fakat vefat vuku bulursa veraset ce­reyan eder. Tevkil suretinde ise bu haylûlete mahal yokdur. Çünkü zevç dilerse vekilini azl ile tefvizini ibtal edebilir.

(3) : Tahyir ve  emir bilyed suretiyle olan  mutlak tefviz,  meclis ile tekayyüd eder. Muvakkat tefvizde ise muhayyerlik vaktin müddetine göre devam edib vaktin çıkmasile nihayete erer.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Nefsini bugün akşama kadar ihti­yar et» dese bu tefviz, akşama kadar devam eder. Kadın bu müddet içinde nefsini ihtiyar etmez ise muhayyerliği zail olur.

(4) : Tahyir, üç talâkı icab , eder. Şöyle ki:  Bir kimse, zevcesine «Nefsini ihtiyar et» deyib kadın da nefsini ihtiyar etse hakkında üç ta­lâk vaki olur. Fakat nefsini bir veya İki talâk ile ihtiyar etse muhayyer­liği zail olub aralarında zevciyyet, olduğu gibi devam eder. Çünkü kadın, bu halde meşru olan bir adedden udul etmiş olur. Minehülcelîl, Aliyyül'-adevînin haşiyesi.)

(Şafiîlerce de talâkda tefviz caizdir. Şöyle ki:

(1) : Bir kimse,  mükellef olan zevcesine talâkını tefviz     edebilir. «Diler isen nefsini tatlik et» demesi gibi. Bu tefviz, imam Şafünin kavli cedidine nazaran temlikdir. Binaenaleyh tou tefviz, meclis ile tekayyüd eder. Zevce nefsini o tefviz meclisinde tatlik etmezse   muhayyerliği zail oluı. Çünkü bu tatlik, temlike bir cevabdır. Temlik ile cevabının arası fasl edilemez. Velev ki zevç «Ne zaman diler isen..» demiş olsun.

Diğer bir kavle göre de bu tefviz, bir tevkil demekdir. Bu halde - esah olan kavle nazaran - kabulün fevrî olması lâzım gelmez.

(2) : Talâkın ecnebiye tefvizi tevkildir.

Binaenaleyh kabul, meclise inhisar etmez, racih olan budur.

(3) : Tefviz, gerek temlik ve gerek tevkil telâkki edilsin zevç, tat-Ukden mukaddem tefvizden rücu edebilir.

Binaenaleyh zevce, bu rücua muttali olmaksızın nefsini tatlik etse nafiz olmaz.

(4) : Zevcenin muvacehesinde meşiyyetine talik edilen talâk, fev­ri icab eder.   Fakat zevcenin meşiyyetine   gıyaben ve.ecnebinin meşiy­yetine gıyaben ve hitaben talik edilen talâk, fevri icab etmez.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «ister isen nefsini tatlik et» dese zevcesi o meclisde nefsini dilerse boşar, fakat bilâhara boşayamaz. Şayed zevcesinin gıyabında «Eğer isterse benden boş olsun» dese zevcesi buna muttali olduğu meclisde de, daha sonra da nefsini boşaya-bilir. Esahhı akval, böyledir.

Bu kavi, tefvizin zevcesi gaibe ile ecnebi hakkında tevkil telâkki edilmesi esasına müstenid olmalıdır.

(5) : Bir kimse, üç talâk niyetiyle zevcesine «Nefsini tatlik et» de-yib zevce de üç talâk niyetiyle «Nefsimi tatlik etdim» dese üç talâk vaki olur. Fakat her ikisi de bu veçhile niyet etmezse, esah oJ.a'n kavle göre yalnız bir talâk vaki olur.

(6) : Zevç «Nefsini üç talâk ile boşa» dediği halde zevce «Nefsimi bir talâk ile boşadım» dese ve bilâkis zevç «bir talâk ile..» dediği halde zevce «üç talâk ile..» dese her iki suretde de yalnız bir talâk vaki olur. Çünkü üç talâkda bir talâk dahildir. İkinci suretde ise zevcin birden zi­yade talâka izni yokdur.

(7) : Bir kimse, zevcesine meselâ :   «Ramazanı şerif gelince nef­sini tatlik et» dese bakılır: Bu tefviz, temlik telâkki edilirse bu, lâğv ol­muş olur. Çünkü temlikin böyle vakte izafesi ve tâükİ sahih değildir. Fakat tevkil telâkki edilirse sahih ve nafiz olur.

(8) : «İhtiyar et, emrin elindedir, emrini sana temlik etdim, ben­den muhalea ol» sözlerile talâka niyet edilmedikçe tefvizi talâk keyfiyeti vücude gelmiş olmaz. Kitabül'üm, Tuhfetürmuhtac.) (Henbelî mezhebince de tefviz hakkında şu gibi hükümler vardır;)

(1) : Talâkı zevcenin meşiyyetine tefviz ve talik etmek, bir tem­lik   demek d ir,   meclis   ile  tekayyüd   etmez  ve  bundan  rücu  edilebilir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine "Diler isen boşsun" veya "Dile­diğin zaman" veya "Ne zaman diler isen boşsun" yahut "Nerede" veya Nasıl diler isen boşsun" veyahut "Hangi vakitde diler isen mutallâka-sın" deyib zevcesi o meclisde veya başka bir meclisde velev kerhen lisan-ile dilese talâk vaki olur. Velev ki zevç, bilâhare bu tefvizden rücu etmiş olsun. Çünkü bu tefviz, meşiyyete talik suretiyle yapılan bir izalei mülk-den ibaretdir.

Fakat meşiyyetden evvel zevç, vefat veya tecennün etse veya gaib olsa artık zevce nefsini tatlik edemez.

(2) : Emir bilyed suretiyle zevceye veya bir ecnebiye yapılan tef­viz de tevkildir. Binaenaleyh meclis İle tekayyüd etmez. Müfevvezün leh, üç talâk ika edebilir. Zevcin bununla bir talâka niyyet etmiş olduğu hakkındaki iddiası tasdik olunmaz. Çünkü hilafı zahirdir. Zevceye muzaf olan emir, onun umum emrine tenavül eder.

(3) : «Nefsini ihtiyar et» tâbirile olan tefviz, meclise iktisar eder ve bu suretde zevce, nefsini yalmz bir ric'î talâk   ile boşayabilir. Çünkü tahyir,  bir  muayyen tefvizdir,  isminin delâlet  etdiği   adedin en azına mütenavil olur ki, o da bir talâkdır. Meğer ki bu tefviz, ziyadeye delâlet eder bir kayde mükarin olsun veya zevç bununla iki veya üç talâka niy­yet etsin. Zira «İhtiyar et» tâbiri, bir hafî kinayedir. Bunda zevcin niy-yetine müracaat edilebilir.

(4) : Bir kimse, zevcesine «Nefsini tatlik et» deyib bununla bir ade­de niyet etse o veçhile talâk vaki olur. Niyet bulunmamış ise zevce, bu­na istinaden nefsini ancak bir talâk ile boşayabilir. Çünkü mutlak emir, vaki olduğu adetin ekaline mütenavil olur.

Bu suret üzere başkası tevkil edildiği takdirde de hüküm, böyle­dir.

(5) : Zevcenin veya başkasının talik   hususundaki    muhayyerliği; zevcin tatlikden evvel tefvizi fesh etmesile veya zevcenin mücameatde bulunmasile zail olur. Elmuğnî, Keşşafül'kma.) (Zahiriyye mezhebine gelince buna göre talâkda vekâlet ve tefviz car$ değildir. Binaenaleyh bir kimse başkasını talâka tevkil edemez. Kezalik talâkı zevcesinin meşiyyetine, ihtiyarına terk edemez, edecek ol­sa onunla talâk vukua gelmez. Kadın, gerek nefsini ihtiyar ve tatlik et­sin ve gerek etmesin. Çünkü talâk salâhiyeti, erkeklere verilmiştir, ka­dınlara değil. Elmuhallâ.) [15]

 basa dön

 


 

[1] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/210-215.

[2] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/215-217.

[3] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/217-220.

[4] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/220-221.

[5] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/221-226.

[6] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/226-229.

[7] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/229-230.

[8] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/230-232.

[9] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/232-241.

[10] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/241-242.

[11] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/242-250.

[12] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/250-252.

[13] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/252-254.

[14] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/254-257.

[15] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/258-267.

basa dön