İKİNCİ BÖLÜM... 3

MUHALEAYA, İLAYA, ZİHARA MÜTEALLÎKDÎR.. 3

Mühaleanın Sıhhat Ve Nefazında Aranılan Şartlar : 4

Muhaleaya Aîd Bedeler : 6

Muhaleanın Hükümleri 8

Talaka Ve Muhaleaya Daîr Vekaletler : 10

Talâka, Muhaleaya Müteallik Davalar Ve Şehadetlee: 11

İ'lânın Mahîyyeti Ve Rüknü : 13

I'lada Müstamel Tabirler  : 13

Î'lânın Nevileri : 14

L'lânın ŞERAİTİ ; 15

L'lânın Hükmü : 17

İ'lanın Hükmünü Tptal Eden Şeyler : 18

Kefareti İ'lanen Mahiyyeti : 21

L'lanın Sebebi Ve Hakkındaki Ahkâmın Hikmeti Teş-Rüyyesi : 22

Ziharin Mahîyyeti Ve Rüknü : 23

Ziharin Ehli, Mahalli Ve Şakaiti : 23

Ziharda Şart Olmayan Şeyler 25

Zihârın Hükmü. 25

Zihar Hükmünün Nihayet Bulması 26

Keffaret! Zîhâren Mahiyyetî, Şartı Vücubı Ve Nevileri : 27

Kefareti Zihâkın Vakti Edası 28

Keffareti Zihâkın Sebebi Vücubî Ve Hikmeti Teşriyyesi : 28

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM... 29

LİANE, HİVARİ TEFRİKA, IDDETLEKE AİDDİK.. 29

Lianın Mahîyyett Ve Keyfîyyeti : 30

Lîanı Îcab Edib Etmeyen Bazı Sözler ; 31

Liânın Evsafı : 32

Liân Yapılabilmesi Îçin Vücudi İktiza Eden Şartlar: 32

Liândan Evvel Kazein Sübutü : 34

Lianı Vücubünden Evvel Veya Sonra Iskat Eden Şeyler: 34

Lianın Hükmü. 35

Lian İle Kati Nesebin Şartları : 36

Lîânın Sebebi Ve Hikmeti Teşkiiyyesî : 38

Zevç İle Zevce Hakkında Hiyabi Tefrika Sebeb Olup Olmayan Bazı İlletler : 39

Înnet Ve Cüb Sebebiyle Olan Tefrikler : 41

İnnet İle Mecbubiyetden Başka İlletler Sebebiyle Olan Tefrikler 44

Bazı İllerden Dolayı Tefrika Hükm Edilebilmenin Hikmeti Teşrüyyesi : 46

Zevceynin Suîimtîzaçlarından Dolayı Yapılacak Tefrikler : 48

Hakemlerin Tayîn Edilmelerindeki Hikmeti Teşriyye : 50

Îddetin Mahiyyeti Ve Zevç İle Zevcede Cereyan. 50

Îddetîn Sebebi Vucubi Ve Mebde Ve Müntehası 51

İddetîn Nevileri Ve Müddetleri : 52

İddetlerîn Teceddüdü, Tedahülü, Tegayyüeü Ve Îstik Alı : 55

Îddetîn İnkizasının Malümiyyeti : 57

Zeyl 58

İddet Hususunda Gayrî Müslîmeler : 58

Îddetiv Ahkâmı  : 58

Îddetin Hîkmeti Teşriiyyesi  : 62

BEŞİNCİ KİTAP. 63

NESEBE VE HİZANEYE AİD OLUB BİR MUKADDİME İLE ÎKÎ BOLÜME AYRILMIŞDIR.. 63

(MUKADDİME) 63

Neseb Île Hîzaneye Aid Istılahlar : 63

BİRİNCİ BÖLÜM... 64

NESEB HAKKINDADIR. 64

Haml = Gebelik Müddeti : 64

Nesebin Ve Fîraşîyyettn Sübutü Mertebeleri : 65

Sabit Olacak Nesebler 66

Sabit Olmayacak Nesebler : 67

Sair Mezhebine Göre Sabit Olub Olmayan Bazı Nesebler : 69

Neseblere Aîd İddialar 71

Neseblerin Esbabı Sübutiyyesi Ve Beyyîneuîrtn Tercihi  : 73

ÎKÎNCİ BÖLÜM... 77

HIZANE HAKKINDADIR.. 77

Hızanenin Mahiyyeti Ve Kîymet Ve Ehemmiyeti : 77

Ebeveynin Îlk Vazifeler! : 77

Hızaneye Kimlerin Müstahîk Oldukları : 78

Men Lehülhazanenin Evsaf Ve Şeraiti : 80

Hızane Müddeti: 81

Hızanenîn Mekanı: 83

Hızane İçin Ücretîn Lüzum Ve Ademi Lüzumu : 84

Hızane Ve Çocuk Hakkındaki İhtilâflar, Dâvalar 85

ALTINCI KİTAB.. 85

NAFAKALARA  MÜTEALLİK HÜKÜMLERİ MUHTEVİ OLUB İKİ BÖLÜME AYRILMIŞDIR. 85

(BİRİNCİ   BÖLÜM... 85

NAFAKAYA AİD ISTILAHLAR VE UMUMt ZABITALAR İLE.. 86

ZEVCİYYET NAFAKASINA AİDDİR.. 86

Nafakaya Aid    Istılahlar : 86

Nafakaya Müteallik Bazı Umumî Zabıtlar 86

Zevcîyyet Nafakası : 88

Zevciyyet Nafakasına İstihkakın Şartları : 90

Zevciyyet Nafakasının Bibrıza Veya Bilkaza Takdir: 92

Zevcîyyet Nafakasını İtadan Zevcin Halî Aczi : 94

Gaib Zevçler Üzerine Takdir Edilecek Nafakalar : 96

Zevcin İflası Ve Nafakadan Dolayı Hapsi : 98

Nafakaya Aid Kefaletler : 99

Nafakadan İbra Ve Sulh : 100

Zevciyet Nafakasının Sukutunu Îcab Eden Haller: 101

Nüşuz Sayılıb Sayılmayan Haller  : 102

Zevcelerin Hadimlerine Atd Nafakalar   : 104

Nafakaya Müteallik Zevceynin Ihtilâfları 105

Îddet Nafakasına Müteallik Meseleler : 106


İKİNCİ BÖLÜM

 

MUHALEAYA, İLAYA, ZİHARA MÜTEALLÎKDÎR

 

İÇİNDEKİLER : Muhaleanın mahiyyeti, kısımları, rükünleri ve se­bebi. Mulıalennın sılıhat ve nefazında aranılan şartlar. Muhaleaya ald bedeller. Muhalealariıı hükümleri. Talâka ve muhaleaya müteallik ve­kâletler, dâvalar ve şahadetler.

İ'lânm mahiyyeti ve rüknü, i'lâda kullanılan tâbirler, t'lâııuı nevi'-leri, şartları. İ'lâıun hükmü ve hükmü ibtal eden şeyler. keffa-retin mahiyyeti. İ'lânm sebebi ve hakkındaki ahkâmın hikmeti teşriy-yesi.

Ziharıit mahiyyeti ve rüknü. Ziharın ehli, mahalli ve şeraiti. Zihar-da şart omııyan şeyler. Zihann hükmü ve bu hükmün nihayet bulması. Zihardaki keffaretin malüyyeti, şartı vüeubi, nevüeri ve vakti edası. Keffareti ziharın sebebi vücubi ve hikmeti teşrüyyesi.

Muhaleamn mahij'yeti, kısımları, rükünleri ve sebebi :

294 - : Muhalea =   hulû,  nikâh rabıtasını elfazı mahsusadan bi-rile izale etmekdir ki, bir bedel mukabilinde olub olmamak itibariyle iki kısma ayrılır.

Halı' lâfzı gibi hulu'da maddî ve manevî rabıtaları izale hususunda istimal olunur. JJeselâ : bir libası çıkarmaya, nez1 etmeğe halı' ve hulıı denildiği gibi Bir. zevciyyet ilgisini veya bir hâkimiyet salâhiyetin nez ve izaleye de halı ve hulu' denilir. Ancak hulu' ve muhalea lâfızları nez ciyyet rabıtasını izale hususunda birer ıstılahı mahsus bulunmuşdur.

Zevç ile zevce, aralarındaki fazla ilgiden dolayı birbirinin libası me­sabesinde bulunduğundan bu manevî libası üzerlerinden nez' eden bir muamelei şer'iyyeye hulu' namı verilmiş oluyor.

295 - : Hulû    muamelesi, muhalea, mübaree, hulû, ihtilâ lâfızla-rile akdedilebileceği gibi bey1 ve şira lâfizlarile de akd edilebilir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Nefsini mehrin mukabilinde, sana bey etdim» deyib zevce de «İştira etdim» dese muhalea mün'akid olur. Fakat yalnız, bey, ve yalnız iştira lâfızlarıle hulû tamam olmaz.

296 - : Muhalea, ekseri iki mazi sıgasiyle akd edilir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Seni şu kadar meblâğ mukabilinde hulû etdim» deyib zevcesi de «kabul eyledim» dese muhalea tahakkuk eder.

297 - : Muhalea emir sıgasiyle de münakid olur. Şöyle ki : Bir kimse, zevcesine «Nefsini şu kadar meblâğ mukabilinde hul1 et» deyib zevce de «Hul' etdim» dişe muhalea tamam olur. Çünkü emir sıgasiyle vekâlet tahakkuk eder de zevcenin «Hul' etdim» sözü icab ve kabul ma­kamına kaim olur. Fakat zevç, bedel zikretmeksizin «Nefsini benden hul' et» veya mutlak olarak «Nefsini mal mukabilinde hul et» dediği halde zevce «Şu kadar meblâğ mukabilinde hul etdim» dese zevç, tekrar «Hui etdim» veya «icazet verdim» demedikçe muhalea tamam olmaz. Zira bu suretde bedel hakkında tevkil bulunmamıştır.

298  - : Muhalea, istifham sıgasiyle de tahkik kasd edildiği tak­dirde mün'akid olur.

Meselâ : Zevç, zevcesine «Nefsini benden şu kadaı* kuruşa hul' et­tin mi» deyib zevce de «Hul' etdim» dese bakıhr : Eğer zevç, bu sözile muhaleayı- tahkika - Hakikaten vücude getirmeğe niyyet etmiş ise hul' vaki olur. Amma müsavemeye, hul'ı talebe niyyet etmiş ise zevcenin sö­zünü müteakib «Kabul etdim» demedikçe muhalea mün'akid olmaz.

299 - :  Bir kimse,  zevcesine  «Seni şu kadaı* bedel üzerine hul' etdim» deyib zevce de «Razı oldum» veya «icazet verdim» dese muhalea akd edilmiş olur. Amma yalnız «evet» dese akd edilmiş olmaz.

Nitekim zevce «Beni şu kadar bedel üzerine boşa» deyib zevç de «evet» dese bununla talâk vaki olmaz. Çünkü bu, bir mücerred veidden ibaretdir.

300 -  :Bir kimse, zevcesine  «Seni hul'   ederim» deyib    zevce de «Yaptın =   etdin» dese o kimse, tekrar  «yaptım  - etdim»  demedikçe muhalea tahakkuk etmez.

301 - : Ivez = bedel mukabilinde olan hul'un rüknü, icab ve ka­bulüdür. Binaenaleyh kabul bulunmadıkça hul' mün'akid, firkat vaki ol­maz. Çünkü bu hulu', bir müaveze akdi olduğundan kabule muhtacdır.

Fakat ıvez mukabilinde olmıyan hulû', kabule muhtaç değildir. Şöy­le ki : Bir kimse, zevcesine hitaben bir bedel zikretmeksizin talâk niyye-tiyle «Seni hulû' etdim» veya «Seninle muhalea oldum» dese derhal ta­lâkı bain vaki olur. Velev ki zevce kabul etmesin. Çünkü bu halde hulû', mücerred bainen tatlik demek olduğundan kabule muhtaç olmaz.

302 - : Muhaleaya  tevessül  edilmesinin başlıca sebebi, zevç ile zevceden birinin veya her ikisinin nüşuzüdür, sut imtizacıdır, geçimsiz­liğidir.

Zevcin nüşuzü, zevcesine bakmayıb cefa etmesi veya zevcesini ke­rih görmesidir. Zevcenin nüşuzü de zevcine isyan muhalefet etmesi veya onu kerih görmesidir.

303 - : Zevç ile zevce arasında şikak ve nifak zuhur edib de aralarında güzel imtizaç ve ittifak mümkün olmadığı Takdirde zevç için ta­lâk île muhaleadan birini ihtiyar etmek caiz olur.

Maamafih muhalea suretinde eğer nüşuz, suiimtizac, zevç cihetinde ise muhalea için bir bedel alması, kazaen caiz ise de diyaneten halâl de­ğildir. Ve eğer zevce cihetinden ise zevcin mehr namına verdiği şeyden ziyade muhalea bedeli alması, kazaen caiz olursa da diyaneten mekruh-dur. Suiimtizac, her iki tarafdan olduğu takdirde de zevç için muhalea-r den dolayı bir bedel almak mubahdır.

Nüşuza müstenid olmaksızın yapılan muhalealar da hükmen mute­berdir; Hindiyye, Bedayi, Netayicünnazar.

« (Malikflere göre muhalea, bir ıvez mukabilinde yapılan talâkdan ibaretdir. Meselâ : Bir kadm, kocasına «Beni mehrimm mukabilinde tat-lik et» veya «Benimle muhalea ol» veya «Muhalea oldum» diyib zevci de «Seni mehrin mukabilinde tatlik etdim» dese bainen talâk vaki' olur, ve o ıvezi vermesi, meselâ mehrini kabz etmiş ise iade eylemesi zevce üze­rine lâzım gelir. Muhaleade ıvez, zevcenin gayrı tarafından da demlide edilebilir.

Maamafih muhalea, ivezsiz olarak da hulû' lâfzile yapılabilir.

Muhalea, hâkim vasıtasile olsun olmasın yapılabilir.

Nüşuz, zevce canibinden olunca muhalea bedelf, mehrden ziyade bir mikdarda da olabilir, bunda mekruhiyet yokdur. Fakat haksız yere be­del almak caiz değildir. Binaenaleyh xbir kimse, zevcesini haksız yere dö­ver veya ona haksız yere söger de kadın kendisinden bu zararı gidermek için bir bedel mukabilinde muhalea olursa bu bedeli bilâhare istirdad ede­bilir. Bu hususda bu zararın vukuunu başkalarından işitmiş olan iki er­keğin şahadeti kifayet eder. Zevcenin yeminiyle bir erkek şahidin şetia-deti de kâfidir.

Bainen boşanmış bir zevce hakkında yapılan muhalea bedeli de is­tirdad olunur. Çünkü zaten beynunet husule gelmiş olduğundan bu mu-haleaya ihtiyaç yokdur. Muhtasarı Ebizziya, Düsukî.

(Şafiîlere göre hulû'da asi olan kerahetdir. Binaenaleyh bir erkeğin bir hacet bulunmaksızın zevcesile muhaleada bulunması mekruh olduğu gibi bir kadının da bir zaruret bulunmaksızın kocasından kurtulmak için malını bezi etmesi mekruhdur. Amma aralarında nifak ve şikak zuhur eder de ıslahı kabil olmazsa veya şarta muallâk üç talâk bulunur da bundan halâsa çare bulmak istenilirse muhalea tarikine tevessül,erime­sinde kerahet bulunmaz.

Kadın Kocam beni mutazarrır etdiği için kenSisile muhaleaya mec­bur kaldım» diye verdiği bedeli istirdad için dâvada bulunamaz. Şu ka­dar var ki, bir erkek için de halâl olmaz ki, muhaleaya mecbur etmek için

refikasının zararına hareket etsin, meselâ ona bed muamelede bulunub dursun.

Şafiîlercc de sahih olan kavle göre hul, talâkdır, fesih değildir. Bu­nunla talâkların adedi azalmış olur.

Muhaleanın meşruiyeti. Âyeti celîlesiyle sabit, ve bu babda icma, mün'akiddir. Sahabei kiramdan Sa­bit ibni Kays, zevcesinin talebi üzerine onu mehr olarak almış olduğu bir bahçesi mukabilinde emri nebeviye binaen tatlik etmişdi. Islâmda ilk yapılan muhalea budur. Tuhfetül muhtaç, Elmezahibül'erbea.)

(Hanbelîlere göre de muhalea, şeraiti dahilinde caizdir. Bir kadın, kocasını kötü ahlâkından veya diyanetindeki noksanından veya za'fı ha­linden dolayı kerih görüp de hakkına riayet edemiyerek günaha girme­sinden korkarsa bir bedel mukabilinde muhaleada bulunabilir. Bu halde hulû', mübahdır. Bu takdirde kocası için de bu muhaleaya muvafakat etmek, mesnundur. Meğerki kocasının kendisine meyi ve muhabbeti bu­lunsun. O halde kadın için sabr- ederek zevciyyeti idare etmek müsta-hab olur. Böyle bir sebeb bulunmaksızın yapılan bir muhalea ise vaki olmakla beraber mekruhdur. Zulüm ve tazyik neticesinde vukubulan bir muhalea ise bâtıldır. Verilen bedel, istirdat olunur. Şöyle ki: Bir kimse, gadr etmek, haksız yere döğmek, veya nafakaya, kasme aid haklarını men eylemek suretiyle zevcesini hul'a sevk etmiş olsa hulû' muteber ol­maz, verilen bedeli hul'un da iadesi îâzım gelir.

Hanbelî fukahasına göre muhalea ivezsiz sahih olmaz. Çünkü ıvez, leanm bir rüknüdür. Bunu terk etmek sahih olmaz. Binaenaleyh ivezsiz olarak muhalea yapılınca ne hulû, ve ne de talâk vaki olmaz. Şu ka­dar v&r ki, üçden noksan olan bir talâk lâfzile veya talâk Hiyyetine mu-karin bulunan ivezsiz bir muhalea ile yalnız talâkı ric'î vaki olur. Elmuğ-nî, NeylüTmearib, Keşşafül'kma)

(Zührîye, Ataya, Davudi Zahirîye göre nüşuz bulunmadığı takdir­de- yapılan muhalea, sahih olmaz. Çünkü bu, abes olduğundan gayri meşrudur. Gayri meşru bir şey ise merduddur. Elmizanülkübrâ.)

(Zahiriyyeden ibni Hazm diyor ki: Muhalea zevç ile zevcenin nza: larile yapılır. Kadın, kocasının hukukuna riayet edemiyeceğinden veya zevcinin kendisine buğz edib hakkını yerine getiremiyeceğinden korkar­sa istediği bir mal mukabilinde nefsini muhalea voliyle birrıza kurtara­bilir. Başka sebebîe, meselâ zevcin cebr ve tazyikiyle yapılan bir muha­lea, bâtıldır. Verilen bedel, geri alınır. Talâk bâtıl olur. Zevç zulm etmek-' den menedilir. Elmuhallâ.)[1]

 basa dön

 

Mühaleanın Sıhhat Ve Nefazında Aranılan Şartlar :

 

304 - : Bir muhaleanm muteber olması için nikâhın sıhhati şarttır.

Binaenaleyh nikâhı  fâsidden dolayı muhalea akdi muteber Çünkü iki taraf, mütarekeye mecbur olduğundan ıvez ile talâkı istihsa­le mahal yokdur. Kuhüstanî.

305 - : Muhaleada zevcin talâka ehliyeti, zevcenin de talâka ma-halliyeti şarttır.

Binaenaleyh mecnunların, matuhların, çocukların muhaleası nıün'-akid olmadığı gibi ecnebiyye, muhtelia ve bainen mutedde hakkında da hulû muteber olmaz. Amma riciyyen mutedde hakkında muhalea sahih­dir.

306 - : Muhalea bedelinin lüzumunda zevcenin baliğ, âkil, muha-leanın mânâsına vâkıf olması şarttır.

Binaenaleyh bir kimse, sefih bulunan zevcesini bir bedel mukabilin­de boşasa veyahut bir kadın, mânasını bilmediği halde mücerred koca­sının telkini üzerine «Muhalea oldum» dese talâk vaki olur, fakat bedel lâzım gelmez.

307 - : Sagîr veya sagîrenin babası, bunların namına muhaleada bulunamaz.

308 - : Fâsid bir şart ile akd edilen bir muhaleada şart bâtıl ve hulû caiz olur. Hakkı hızaneyi iskat şartı gibi.

309 - : Muhaleada ikrah vaki oldukda bakılır:   Eğer  zevce hak­kında ise talâk vaki olur, lâkin bedeli muhalea lâzım gelmez. Çünkü be­delin lüzumu rızaya mütevakkıfdır. Zevç hakkında ise talâk vaki olub bedel lâzım gelir.

310 - : Muhalea, zevç hakkında talâkı zevcenin kabulüne talik de­mektir.

Binaenaleyh zevç, «muhalea» veya «hul' etdim» diye icabda bulun­sa zevcesinin kabulünden evvel rücu edemez.

Kezalik : Zevcin icabı kablelkabul meclisden kalkıp gitmesiyle bâtıl olmaz. Fakat zevcenin kabulden evvel kıyamiyle bâtıl olur.

311 - : Muhalea, zevce hakkında muaveze sayılır. Binaenaleyh icab zevce tarafından olduğu takdirde kocasının kabu­lünden evvel rücu edebilir.

Kezalik : Zevç ile zevceden birinin meclisi terk etmcsile bu icab bâ­tıl olur.

312  - : Muhaleayi zevcin bir şarta talik veya bir vakte izafe et­mesi sahihdir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Fülân yere gider isen şu kadar meb­lâğ mukabilinde seninle muhalea etdim» yahut «Gelecek ayın ibi.idasın-dan itibaren seninle muhalüm* diye icabda bulunabilir  şartın tahakkuku ve vaktin hululünden sonra kabul zevceye aid olur, ondan evvelki kabul muteber değildir. Çünkü şp.rla muallâk olan İcab kableş-şart mâdum olduğundan kabul kendisine tekaddüm edemez. İzafet de ta­lik hükmündedir.

313  - : Muhaleada zevce,  icab ve  kabulden hiç birini şarta talik veya bir vakte izafe edemez, bu caiz değildir.

314 - : Zevcenin gıyabında  zevcin muhaleası sahihdir.    Binaena­leyh zevce, muahaleayi haber aldığı meclisde muhayyerdir, dilerse ka­bul eder ve dilerse red eyler.

Fakat zevcin gıyabında zevcenin muhaleası sahih değildir.

Meselâ Bir kadın, kocasmın gıyabında «Ben şu kadar meblâğ mu­kabilinde kocam ile hul' oldum» veya «Nefsimi tatlik etdim» deyib ko­cası da bundan haberdar olduğunda icazet verse hul' caiz ve talâk vaki olmaz. Fakat icab anında birisi fuzulen kabul edib de muahharan kocası da icazet verse hul', tamam olur. Mebsut. Tatar Haniyye.

315 - : Mûhakada zevç için şartı  hıyar, sahih     olmadığı  halde zevce için sahihdir. Hıyar müddeti üç günden fazla olabilir.

Binaenaleyh bir kadın, üç gün veya daha ziyade, bir müddet mu­hayyer olmak üzere zevcile muhalea yapabilir.

316 - : Muhaleada hıyarı rüyet sabit olmaz. Fakat muhalea bede­linde aybi fahiş bulunduğu takdirde hıyarı ayıb sabit olur. Aybı yesîr ise mafüvdür.

Aybı fahiş,, bedeli hul'ı ceyadetden vösatete ve vesatetden redaet haline tenzil* eden kusurdur.

317 - : Zevce, muhalea ânında «Eğer muhalea bedelini şu kadar güne kadar tediye etmezsem hulû' bâtıl olsun» dedikden sonra o müd­det  içinde bedeli   tediye ederse hulû',     sahih,   etmediği takdirde  bâtıl olur.

318 - : Bedeli nefi ile yapılan bir muhalea da sahihdir. Binaenaleyh bîr kimse, zevcesine  «Nefsini benden bilâedel hûl et» deyib zevce de «Hûlu* etdim» demekle zevç, kabul eylese bilâ bedel talâkı bain vaki olub biri birinin zimmetindeki hukukdan beraet sabit ol­maz.

Kezalik : Bir kimse, bedel zikretmek sizin talâk niyetiyle zevcesine «Seni hulû' etdim» dese zevcesinin kabulüne tevakkuf etmeksizin bedel­siz olarak talâkı bain vaki olur, bununla zevciyyet hukukuna müteallik bir şey sakıt olmaz.

Şu kadar var ki, zevç, bununla talâka niyyet etmediğini ifade eder­se hem kazaen hem de diyaneten tasdik olunur. Çünkü hulû', lâfzı kinayatdan olduğu cihetle hem  talâka, hem de talâkdan başkaya ihtimali vardır. Hindiyye, Bence, Bahri Raik, Dürri Muhtar.

(Malikılere göre muhalea yapacak olan zevcin mükellef olması şart tır. Velev ki, sefih olsun. Çünkü sefihin bilâıvez talâkı sahih olduğundan ıvez mukabilinde talâkı evvelâ bittarik sahih olur.

Kezalik: Marazı mevt ile mariz olan bir zevcin muhaleası da na­fizdir. Bu marazından vefat edince zevcesi kendisine varis olur. Velev ki iddeti bitmiş, ba$ka kocaya varmış olsun. Fakat bu maraz esnasında zevcei muhteliası vefat etse kendisi ona varis olamaz. Çünkü kendi elin­deki bir şeyi kendisi iskat etmişdir. Fakat zevcenin marazı mevtinde muhaleayı kabul etmesi caiz değildir. Buna rağmen muhaleada bulunsa talâk nafiz olur, aralarında tevarüs cari olamaz.

Kezalik: Bir kimse, velayeti icbarı altında bulunan kızı hakkında mehri veya sair bir malı mukabilinde muhalea yapabilir. Muhtasarı Ebiz-ziya, Düsukî.)

(Şafiîlerce de rrmhaleada zevcin talâka ehil olması şarttır. Binaen­aleyh talâkı sahih* olmayan kimsenin, meselâ sefehinden dolayı mahcur olan bir şahsın hul'ı sahih olmaz.

Muhaleayı kabul veya iltimas eden zevcenin veya ecnebinin de ma­lında mutlakuttasarruf olması şarttır. Binaenaleyh sefehinden veya rık-kindan dolayı mahcur olanın muhalea için bedel iltizam etmesi sahih ol­maz. Meselâ : bir mahcur sefihe, şu kadar meblâğ üzerine muhaleada bulunsa veya kocası, «Seni şu kadar meblâğ üzerine boşadım» diyib o da kabul etse, ric'iyyen mutallâka olur, bedelin zikri, lâğv bulunur. Velev ki velisi izin versin. Çünkü bu sefinenin bedeli iltizama ehliyeti yok-dur. Şu kadar var ki bunun da hu]û' kabulü muteberdir. Kabul etme­diği takdirde talâk vaki olmaz. Çünkü zevcin kullandığı tabir, kabulü muktazidir. Meğer ki zevç, hulû ile talâka niyet etsin, zevcenin kabulü­nü kalben iltimas etmiş bulunmasın. Bu halde yine ric'iyyen talâk vaki olur. Tuhfetül'muhtac.)

(Hanbel'lere göre de muhaleanm yedi şartı vardır. Şöyle ki :

(1) : Zevç, talâkı sahih olan kimselerden bulunmalıdır.    Böyle bir kimse muhalea için baliğ veya mümeyyiz olan bir müslimi veya zimmî-yi tevkil edebilir.

(2) : Muhaleada bedeli verecek kimse, teberüa ehl olmalıdır.

(3) : Muhalea, müneecezen yapılmalıdır. Şarta talik edilen bir mu-•halea sahih değildir. «Bana şu kadar meblâğ bezi eder isen seni huT et-dim» denilmesi gibi.

(4) : Hulû, zevcenin tamamı hakkında yapılmalıdır. Zevceyi hita­ben «Seni hulû etdim» veya gıyabında «Zevcemi hulû etdinı» denilmesi eîbi.

(5) : Muhalea, yemini talâkT, - meselâ üç talâk hakkındaki bir ta­liki - iskat için bir hiyle, bir mahlas ittihaz edilmelidir.

(6) : Muhalea, hul'a mevzu tabirinden birile yapılmalıdır. Bir veya iki talâk lâfzile yapılırsa talâkı ric'î vaki olur.

(7) : Hulû' ile mücered talâka niyyet edilmemelidir. Bu şerait, ta­mam olunca hulû, bainen fesh olmuş olur. Bununla talâkın adedi azalmış mış. olmaz. Neylül'meraib.)[2]

 basa dön

 

Muhaleaya Aîd Bedeler :

 

319  - : Mehr olması caiz olan her şeyin hul'a, talâka bedel olması da caizdir. Mehr bahsine müracat!.

320 - : Hulû' ve talâk bedellerinin tecili sahih olduğu gibi tecili de sahihdir. Te'cil müddetinin hasad vakti gibi bir müstedrek  cehalet ile meçhul olması,   tecilin sıhhatine  mani   değildir.   Fakat rüzgârın esme-si veya fülânın ölmesi veya seferden gelmesi gibi bir fahiş cehaletle meç­hul olduğu takdirde te'cile itibar olunmayıb bedelin hâlen edası lâzım gelir.

321 - : Bir kadın, muhalea ânında mevcut olmayıb da âtiyen vü-cude gelecek bir şey üzerine, meselâ : O sene içinde ağaçlarının vere­ceği semeresi veya akarının hâsıl olacak gailesi veya kendisinin kaza­nacağı mal üzerine kocasile muhaleada bulunsa kabz etmiş olduğu meh-rini kocasına red etmesi icab eder. Tesmiye etdiği şey, vücude gelsin gelmesin. Çünkü muhalea zamanında madum olduğundan muaveza ak-dile istihkak hâsıl olmaz.

322 - : Bir kimse, zevcesini vasfı malûm bir hayvan üzerine hul' etse hulû' caiz ve tesmiye olunan hayvanın   orta hallisini vermek lâzım olur. Maamafih zevce,, muhayyerdir, dilerse o hayvanı ve dilerse onun kıymetini verir. Lâkin hayvanın vasfı zikr edilmezse talâk vaki olub zevcenin nikâh ile müstahik olduğu şeyleri kocasına red eylemesi ikti­za eder.

Vasıfları malûm elbise, mekilât, mevzunat da muhalea bedeli olabilir.

223 - : Mütekavvim olmayan bir mal üzerine yapılan muhaleada bedel lâzım olmıyacağı gibi zevcenin mehrini zevcine red ve iade etmesi de iktiza etmez.

Binaenaleyh hamr, hınzır gibi halâl olmayan bir bedel mukabilinde yapılan muhalea ile talâk vaki olursa da bir ıvez lâzım gelmez.

324 - : Muhalea bedelini muhalea meclisinde kabz şart değildir. Ni­tekim iskatat üzerine münakid olan sair muavezatda da hüküm böyle­dir. Zahire.

325 - : Zevcenin müstevfn olan mehrini iade veya düğün masra­fını red etmesi,   yahut   zevciyyet haklarından     bir şey taleb etmemesi veyahut iki tarafın biri, birinden bir şey    islomomosi partiyle muhalea akd olunabilir.

326 - : Bedeli muhalea, zevcenin elinde helak olduğu veya bil-istih-kak zabt edildiği takdirde misliyyatdan ise mislini veya kıyemiyyatdan ise kıymetini kocasına zamin olur. Yoksa muhalea bâtıl olmaz. Diirer.

327 - : Bir kadın, kocasından almış olduğu bilûmum eşyayı koca­sına iade etmesi üzerine muhalea olduğu halde o eşyayı evvelce birine satmış veya hibe ve teslim etmiş olmakla iadesi müteazzir bulunsa o eş­yanın kıyemiyyattan ise kıymetlerini, misliyyattan ise misillerini koca* eına vermesi lâzım gelir. Hindiyye.

328 - : Muhaleadan sonra bedeli hul'i tezyid, sahih değildir, Binaenaleyh ziyade  edilen bedel, lâzım    gelmez. Çünkü makudün aleyhin helakinden sonra bedelini arttırmak, bâtıldır. Hindiyye.

329 - : Bir kadın, kendisine şu kadar meblâğ vermek üzere koca-sile mehri ve iddet nafakası üzerine muhtelia olsa hulû', sahih ve ko­cası üzerine o meblâğı vermek lâzım olur. Nitekim bir kadın, mehrinin bir kısmını kendisine edâ etmek üzere mada mehri mukabilinde muhalea olsa bu kısmı zevcinden isteyib almaya müstahik olur. Yoksa bu kısım dahi muhalea hükmünce sakit olmaz. Mecmuai,cedide, Hindiyye.

330 - : Bir kadın, naf aaki iddeti üzerine hul* olduğu halde nâşize olarak iddet içinde şer'î meskeninde oturmasa kocası, o nafaka bedeli­ni bu kadından isteyeblir. Meğer ki oturmaması takdirinde kocasının bu nafaka bedelini istememesini şart koşmuş olsun.

Kezalik : iddet nafakası üzerine muhalea vukuundan bir kaç gün sonra zevç ile zevce arasında nikâh tecdıd edilse zevç, iddetin bakiyye-sine aid nafakayı bu zevcei muh teli asından istemeğe müstahik olur, Bah­ri Raik.

331 - : Bir kadın, iddeti hayz ile olmak itikadile nafakai iddeti ve mehri üzerine muhalea oldukdan  sonra hamli  zahir olsa hamlini vaz' edinceye kadar kocasından nafakai    iddetini  taleb edebilir. Ali Efendi fetavası.

332 - : Bir kadın, zevcile mehri ve nafakai iddeti ile çocuğuna üç veya sektz on sene kadar kendi malından infak etmek üzere muhaleada bulunsa hulû, sahih ve bıi şarta riayet lâzım olur.

Binaenaleyh kadın, çocuğunu kocasına bırakarak infakdan kaçınırsa kocası, nafakanın kıymetini ondan alabilir.

Kezalik : Çocuğu bir müddet infak ve imsak etdikden sonr" henüz müddet tamam olmadan bu infakdan imtina etse kocası, müddetin ba­kiyesine aid naafka bedelini isteyib alabilir. Kadın dahi çocuğun kisveini kocasından istiyebilir. Meğer ki kisve  dahi muhalea bedeline  idhal edilmiş olsun.

333 -  : Bir kadın, çocuğunu bulûğu vaktine  kadar imsak etmek üzere hul' olsa bakılır : Eğer çocuk, kız ise hul\ sahih otur. Amma oğ­lan ise babasının terbiyesine     muhtaç   olacağından hul',   sahih olmaz.

Hindiyye,

334 - : Bir kadın, çocuğunu imsak etmek üzere hulû'    oldukdan sonra başka birile evlense çocuğu babası alır, velev ki anasının yanında kalmasında ittifak etmiş olsunlar. Bu halde çocuğun babası, müddetin bakiyyesi için imsake aid ecri misi ile bu kadına rücu edebilir. Hindiyye.

335 - : Bir kadın, mu'sire olduğu halde    çocuğunu kendi malın­dan beslemek = infak etmek üzere hûV olsa çocuğun malı bulunmadı­ğı takdirde   nafakasını babasından   isteyib cebren   alabilir.     Bu halde muhalea bedeli olan nafaka,    bu kadının zimetinde  borç olarak kalır.

Hindiyye.

336 - :   Bir kadın,    çocuğunu yaşadiğı  müddetçe  infak  etmek üzere   hul' 'olsa müddetin    cehaletine mebni şart,  muteber olmaz.    Bu halde kabz etmiş olduğu mehrini kocasına red etmesi lâzım gelir. Hin­diyye.

337 - : Bir kadın, çocuğunu nezdinde imsak etmek üzere muhalea oldukda bakılır  Eğer imsak müddeti   tayin edilmiş ise  hulû', sahih olur ve illâ olmaz.  Çocuk,  gerek sütden kesilmiş olsun ve gerek olma­sın. Hindiyye.

Diğer bir kavle göre çocuk, henüz sütden kesilmemiş ise hulû, sa­hih ve imsak müddeti, rezâ' müddeti olan iki seneye mahmul olur. Ta­tar Haniyye.

338 - : Bir kadın, çocuğunu iki sene emzirmek üzere kocasile mu­haleada bulunsa o müddet içinde çocuğa süt vermeğe mecbur olur. «Ben mu'sireyim = fakireyim, bilâ ücret süt vermem» diye imtinaa kadir ol­maz. Abdurahim fetâvâsı. Şayet süt vermekden imtina eder veya iki seneden evvel çocuk vefat eylerse rezam kıymetini zevcine zamin olur. Bahri Raik.

339 - : Bir kadın, çocuğuna süt vermek üzere muhalea oldukdan sonra kocasile başka bir şey üzerine müsaleha akd edecek bulunsa sulh'e sahih olur. Fethülkadir.

340 -  : Bir kadın, kocasile mehri ve gebe bulunduğu çocuğu do-ğurdukdan sonra iki  sene emzirmesi üzerine  hulû'   olsa caiz olur. Bu halde gebe bulunmadığı bilâhare zahir olursa veya çocuk doğdukdan son­ra hemen ölürse kadının reza =  emzirme kıymetini    kocasına Ödemesi lâzım gelir.

Çocuk, bir müddet sonra Ölürse mütebaki emzirme müddetine reza' kıymetini ödemek lâzım gelir. Kadm, vefat etdiği takdirde de reza kıymeti terikesinden istifa olunabilir.

Fakat kadın, kendisinin veya çocuğunun vefatı halinde üzerine bir şey lâzım gelmiyeceğini muhalea esnasında şart koşmuş bulunursa ba-del'vefat kocası bir şey talep edemez. Hindiyye.

341 - : Bir kadın, mehrini çocuğuna veya bir ecnebiye vermek üze­re kocasiyle hul' olsa muhalea caiz ve mehri zevcine ait olur. Binaen­aleyh çocuğun veya ecnebinin mehri talebe hakkı olamaz. Hindiyye.

342 - : Bir kimse, küçük çocuğu kendi yanında kalniiik üzere zev-cesile muhaleada bulunsa hulû' sahih, şart bâtıl olur. Çünkü çocuğun terbiye ve hizanesi validesine aid olduğundan    bu hakkı babasile anası /btal edemezler. Hindiyye.

343 - : Bir kimse, mükellefe olan kızının veya bir ecnebiyyenin ko­casiyle bunların mehri veya nafakası mukabilinde muhalea yapsa bak» Ur : Eğer bu kız veya ecnebiyye buna icazet verirse hulû' caiz ve mehr ve nafaka sakıt olur. Amma icazet vermediği gibi o kimse de mehri ve­ya nafakayı zamin olmaz ise hulû" caiz ve talâk vaki olmaz. Zamin ol­duğu takaırde ise icazete muhtaç olmaksızın talâk tahakkuk eder. Bu halde o kadın, medhulün biha ise mehrinin   tamamını,  değilse yarısını Kocasından alır, kocası da bu mehr ile o kimseye rücu eder. Hindiyye.

Şayet o kimse, bilâ emr mehr veya nafakayı zamin olur da kadın dahi muahharan icazet verirse artık mehr ve afakasile ne kocasına, ne de o kimseye rücu edemez. Çünkü icazeti lahika, vekâleti sabıka hükmündedir. Mebsut.

544  - : Muhalea bedeli hakkında rehn ve kefalet itası caizdir. Bah­ri Raik. (Mâlikîlere göre muhalea bedelinin halâl olması şarttır. Binaen­aleyh hamr hınzır, mağsubiyeti. mesrukiyeti malûm olan herhangi bir mal, hul'a bedel olamaz. Şayed böyle bir şey mukabilinde muhalea yapı­lırsa talâkı bain vaki, bedel batıl olur. Bedel, kısmen haram olduğu tak­dirde de hüküm böyledir. Zevç, hiçbir şey alamaz.

Muhaleada bedelin muhakkakulvücud olması şart değildir. Binaen aleyh bir hayvanın karnındaki yavrusu mukabilinde muhalea yapılabilir. Bilâhare yavru zuhur ederse zevç onu alır, zuhur etmezse bir şey iste­yemez. Bainen talâk vaki olmuş olur.

Bedeli muhaleanın malûmülvasf olması da şart değildir. Binaena­leyh lâalettayin bir mikdar kumaş veya bir at vermek üzere hulû' ya­pılabilir. Bu halde bunların orta hallisini vermek icab eder.

Bedeli muhalleanm makdurütteslim olması da şart değildir. Binaenaleyh kaçmış bir hayvan veya henüz salâhı belirmemiş bir ekin üzerinj hul' yapılabiliı İleride bunları teslim mümkün olmasa da talâkı bain vaki olmuş olur.

Zevcenin hamli müddetine aid nafakası üzerine veya çocuğunun hı-zanesi zevcine aid olmak üzere de hulû yapılabilir. Şu kadar var ki, ka­dın, nafakasını tedarükden âciz bulunursa bunu kocası .tedarik eder. Bu, kadının zimmetinde bir borç olur.

Hızane hususnda da zevç, çocuğu sıyanete kadir olmaz veya çocu­ğun anasından ayrılmasından dolayı mutazarrır olacağından korkulur-sa talâk vaki olmakla berber hızne bİl'ittifak sakıt olmaz.

Bir muyyen muhaiea bedelinin başkasına aidiyeti bilâhare tebey-yün etse hûl' sahih olmaz. Velev ki- sahibi icaset versin. Muhtasarı Ebiz-ziya, Elmezahibüi'erbea.)

(Şafiîlere göre de muhalea bedelinde,,-ş.u gibi     jartlar vardır:

(1) : Bedel, maksud olmalı, yani : Bir kıymeti maliyeyi haiz bulun­malıdır. Eğer böyle  bir  kıymeti haiz olmazsa     talâk,  ric'î  olarak vaki olur.

Nafakai iddet, hakkı hazane, çocuğu bir müddet İrza' veya infak dahi birer, mali maksud sayıldığından bunların mukabilinde hulû', sa-hihdir.

(2) : Bedel, zevç cihetine raci olmalıdır. Binaenaleyh bir kadm, ko­casından başka bir kimse zimmetindeki alacağından o kimseyi ibra etmek üzere kocası tarafından  tatlik  edilse bununla     beynunet  hâsıl olmayıb yalnız ric'iyyen talâk vücude gelir.

(3) : Bedel, malûm olmalıdır. Meçhul olursa mehri misi mikdan bir mal mukabilinde bainen talâk vaki olur. Bedelin lâalettayin bir hayvan, meselâ bir deve veya libas olması gibi. Bedel, kısmen meçhul olduğu tak­dirde de hüküm böyledir. Meçhul bir alacakdan ibra mukabilinde yapıla­cak talâk ise  hiç muteber değildir.  Meselâ  :   Bir  kimse, zimmetindeki meçhul bir boredan ibra edilmesi mukabilinde zevcesini tatlik etse bu­nunla talâk vaki olmaz. Çünkü bu takdirde   beraet tahakkuk etmiyece-ğinden muallâkun aleyh bulunmamış olur.

(4) : Bedel, mevcud  ve  makdurütteslim  olmalıdır. Binaenaley be­del, gayri mevcud olursa mehri misi mukabilinde beynunet husule gelir. Bedelin mağsub  veya teslimi  gayri  kabil  olması  halinde  de     hüküm böyledir.

(5) : Bedel, halâl bir şey olub fâsid bulunmamalıdır.    Binaenaleyh bedel, hamr, lunzir gibi bir şey olursa    talâkı bain vaki olur, zevcenin zevcine mehri misli mikdarı bir şey vermedi lâzım gelir.

Bedel, şu kadar meblâğ ile şu kadar hamr gibi kısmen sahih, kıs­men fasid olduğu takdirde de zevce üzerine o sahih kısım ile beraber mehri misli mikdarı bir mal lâzım gelir. Tuhfe, ElmezahibüTerbea.)  (Hanbelîlere göre de muhaîea bedelinin halâl bir mal olması şart-dır. Bedel, halâl olmaz, iki taraf da buna vâkıf bulunursa hulû' tahak­kuk etmez. Fakat bedelin haram bir mal olduğuna iki taraf mutta­li bulunmamış olursa hulu', sahih olur. O malın kıymetini veya halâl olarak" misli mevcud ise mislini kadının kocasına vermesi lâzım gelir.

Bedeli hul'un malûm olması şart değildir. Binaenaleyh bir hanede bulunan gayri muayyen meta' üzerine muhalea yapılsa hulû" sahih olur. Hanede bulunan az çok eşya zevce verilir. Şayed hanede hiç bir şey bulnmazsa zevç, meta ıtlak olunacak az bir şey müstahik olur.

Bedeli hul'un mevcud olması da şart değildir. Belki vücudüne intizar olunan bir mâdum da bedel olabilir. Bir hayvanın karnındaki yavrusu, bir ağacın vereceği meyvası gibi. Yavru zuhur etmezse kadının bir mal verib kocasını razı etmesi iktiza eder. Aralarında terazi hâsıl olmazsa zevce üzerine kocasına yavru adı verilecek bir şey .vermek lâzım gelir.

Bedelin tavsif edilmesi de şart değildir. Meselâ : vasfı beyan olun-mıyan bir at veya bir libas mukabilinde hulû' yapılabilir. Bu halde aşağı halde bir at veya libas verilmesi lâzım gelir.

Bir hanenin muayyen bir müddet süknası veya bir gocuğun muay­yen müddetle emzirilmesi veya infak edilmesi mukabilinde muhalea şa­hindir.

Hanbeiî fukahasına göre hulû'daki ıvez, mehr ve bey'deki ıvez gi­bidir. Binaenaleyh muhalea bedeli, mekîlât ve mevzunattan olunca zev­cin zemanına girmez ve zevç, kabz etmedikçe bunlar da tasarrufda bu­lunamaz. Fakat bunlardan başka olunca zevcin zemânlna girer ve zev­cin bunlarda kablelkaoz tasarrufu sahih olur. Elmuğnî. Mağsub veya merhun bir mal mukabilindeki bir muhalea ise sahih değildir, bununla talâk vaki olmaz. Elmezahibül'erbea.)

(Zahiriyyeye göre muhalea bedelinin malûm bir mal veya muayyen bir hizmet olması lâzımdır. Meçhul veya gayri muayyen mallar, hiz­metler muhalea bedeli olamaz. Elmuhall.)[3]

 basa dön

 

Muhaleanın Hükümleri

 

345  -  : Yapılan bir muhalea üzerine aşağıdaki meselelerde göste­rilen hükümler, semereler terettüb eder.

346 - : Muhalea ile bir talâkı bain tahakkuk eder. Ve nîyye't in­dinde üç talâk sabit olur. Zevce üzerine de deruhde ettiği hulû' bedeli lâ­zım geür. İki niyyet edildiği takdirde ise yalnız bir talâk vaki olur. Hin­diyye, Şihabüddin.

347 - : Bedel lâzım olmıyan hallerde hulû1 veya bey maddesile ak­dedilen muhalea ile talâkı bain vaki olur. Tekarrübden sonra talâk mad­desile münakid muhalea ile do talâkı ric'î tahakkuk eder.

Nitekim zevcenin mehrinden başka deyninden kocasının zimmetini ibra veya zevcin zimmetindeki deynini bir müddetle te'hir etmesi üzeri­ne yapılan tatlîk ile de talâkı ric'î sabit olur. Hindiyye.

348 - : Hulû.' ve mübarree, zevç ile zevcenin filhal kaim nikâha müteallik birbirindeki bütün haklarını iskat eder.

Binaenaleyh muhaleadan, mübarreeden sonra zevce, mehrini ve ma­ziye aid mukadder nafakasını zevcinden isteyemiyeceği gibi zevç de ka­milen veya kısmen vermiş olduğu mehr ve nafakayı zevceden istirdat edemez. Velev ki tekarüb vuku bulmuş olmasın.

Kezalik : Bir kimse, mehr tesmiye etmeksizin tezevvüc ettiği bir kadınla tekarrübdon evvel muhaleada bulunsa zikre muhtaç olmaksızın müt'a sakıt olur.

Beyi ve şira lâfızlarile münakid bir muhalea da bu hükümdedir. Hin­diyye, Mecmaül'enhür.

349 - : Hulû, ve mübaree ile sabık bir nikâha aid haklar, sakıt ol-mıyacağı gibi nikâha müteallik olmayan sair haklar da sakıt olmaz.

Binaenaleyh zevç ile zevceden hiçbirinin diğeri üzerine dâvaya hak­kı olmamak üzere muhalea ve mübaree akd edildikten sonra biri, diğe­rinden nikâha müteallik olmayan bir cihetden veya sabık nikâhdan do­layı şu kadar alacağı olduğunu iddiada bulunsa dâvası sahih olur. Meğer ki hulû' ve mübaree esnasında o alacakdan dahi ibrayı şart etmiş olsun­lar. Hindiyye, Zahire, Bahri Raik.

350 - : Muayyen bir mal mukabilinde yapılan muhalea ve müba-reeden dolayı zevç, yalnız o muayyen mala müstahik olur. Artık hiçbiri diğerinden (348) inci mesele veçhile mehr namına bir şey İsteyemez.

351 - : Hulû','mübaree ve talâk alâ mal ile meşrut olmadıkça id-det nafakasından ve çocuk nafakasile rezaından beraet vaki olmaz. Meş­rut olduğu takdirde ise beraet tahakkuk eder. Şu kadar var ki, sükna-dan beraet sahih olmadığı gibi müddet tayin edilmedikçe çocuk nafaka­sından beraet dahi sahih olmaz.

Binaenaleyh süknadan veya müddet tayin edilmeksizin çocuk nafa­kasından beraet şartile muhalea akd edilse talâk, vaki olub beraet sa­bit olmaz. Çünkü süknaya hakkuliah taallûk otdiğinden bunu iki taraf İskata salahiyetli olamaz. Müdetin cehaleti ise münazaayı mucib olaca-ğınlan beraetin sıhhatine manidir.

Şu kadar var ki, süknanın meunetinden beraet, sahihdir. Bu halde zevcenin kendi hanesinde veya istikra odoccği bir hanede iddetini ikmal etmesi lâzım gelir. Hindiyye, Zeyleî, Bcdayi.

352  - : Muhalea esnasında nafakadan  ibra caiz ise de muhalea­dan evvel ve sonra ibra caiz değildir.

Binaenaleyh bir kadın, hulû'dan sonra kocasını nafakai iddetinden ibra etse bu ibra, caiz olmaz. Çünkü nafaka, şey'en feşey'en vacib ola­cağından henüz vacib olmayan bir şeyi müstakillen iskat, muteber ola­maz. Muhalea esnasında ise bu ibra, iskatı zımnî kabilinden olacağı ci­hetle muteber olur.

Kezalik : adının iddet nafakasını kabz etmiş olduğuna diar ikrarı da muteberdir.

353 - : Bir kimse, zevcesine hitaben «Ben senin nikâhından" beri ol­dum» dese kabule muhtaç olmaksızın talâkı bain, vaki olub bununla ni­kâha müteallik bir şey sakıt olmaz.

Fakat «Şu kadar bedel üzerine berî oldum» derse zevcenin kabulü­ne tevakkuf eder, bu, bedel mukabilinde talâk demek olduğundan zevce bu bedeli kabul etmedikçe talâk tahakkuk etmez. Reddi Muhtar.

354  - ; Bir kadın, zevcine hitaben «Üzerindeki hakkımdan talâkım üzerine seni ibra etdim» deyib zevci de kabul ederek o meclisde onu tat­lik etse, vaki ve beraet hâsıl olur. Red.

355 -  : Muhaleadan sonra zevç ile zevceden biri, iddetin inkıza-sından evvel vefat etse diğeri ona varis olamaz. Çünkü her biri, muha­lea akdine muvafakatle hakkını ibtale   razı     olmuşdur. Hidaye, Bahri Raik.

356 - : Bir kimse, marazı mevtinde sıhhatde bulunan zevcesile bir bedel üzerine hul' olsa o bedel mukabilinde hulû' vaki olub badehu mez bure mirasa müstahik olmaz. Çünkü firkat, kendisinin kabulile vaki ol­muşdur. Mebsut.

357 - : Zevcenin maarzı mevtinde vuku bulacak muhalea, malının sülüsünden muteberdir.

Binaenaleyh bir kadın, marazı mevtinde bir bedel üzerine zevcile muhalea oldukda bakılır: Eğer medhulün bina olub da iddeti içinde ve­fat ederse zevç, muvazaa tâhmetini def için hissei irsiyyesiyle bedeli hu­lû' ye sülüs maldan ekalli ahz eder. Amma kadın, medhulün biha bulun­maz veya ıddetten sonra vefat eder ise zevç, bedeli hul' ile sülüs mal­dan ekalle müstahik olur.. Çünkü bu takdirde veraset, cari değildir. Dür-ri Muhtar.

« (Muhalea; îmam MâliKe, Sevriye, ve İmam Şafünin ezheri ak­valine ve îmam Ahmedin bir kavline göre talâkı baindir. İmam Şafiînin bir kavline ve imam Ahmedin esahhı akvaline göre de fesihdir, bununla talakın adedi noksan olmaz.

Muhalea, gerek talâk ve gerek fesih olsun ric'ate münafidir. Yalnız Saîd ibni Müseyyeb ile Zührîye göre zevç, muhayyerdir. Dilerse bedeli hul'i alır, artık ric'ate müstahik olmaz, dilerse bu bedeli red ederek ric'-atde bulunabilir. İmam Şafiî ile imam Ahmede göre muhalea ve mübaree ile mehr vesaire sakıt olmaz.

Binaenaleyh muhaleada bulunan kadın, medhulün biha ise tam mehre, değilse nısıf mehre miistahik olur. Mehr tesmiye edilmemiş ise müt'a icab eder. Müstakbel nafaka da sakıt olmaz.

Mahaza Hanbelî mezhebine göre bir kadın, kocasile nafakai iddeti mukabilinde muhalea yapabilir. Şu kadar var ki kadın, gebe olmalıdır. Ol­madığı takdirde iddet nafakasına müstahik olamıyacağından nafakası mukabilinde muhalea olamz.

Şafiî mezhebine göre de nafaka, muhaleaya bedel olamaz. Çünkü muhtelia olan kadına nafaka lâzım gelmez. Binaenaleyh böyle bir nafa­ka üzerine muhalea yapılsa mehri misi nisbetinde bir mal lâzım gelir.

Hanbelîlere göre bir kadın, marazı mevtinde mirasından ekser bir bedel mukabilinde kocasile muhaleada bulunsa hulû', muteber olur, va­risleri mirasdan ziyade mikdar ile kocasına rücu edebilirler.

imam Mâlikden bu babdaki bir kavle göre zevç, ıvezin tamamına müstahik olur.    Bir kavle  göre  de kadının hul'ı     misli nazarı  tibare alınır.

imam Şafİîye göre de eğer mehri misli mukabilinde muhalea yapmış ise caiz olur. Bu mikdardan zaid bulunursa ziyade mikdar, terikesinin sü­lüsünden muteber olur. Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre hulû', bir talâkı ric'îdir." Meğer ki üç talâk İle yapılsın veya üçüncü bir talâk olsun veya zevcei muhtelia, medhulün biha bulunmasın. Aksi takdirde zevç, iddet içinde müracaat ederek zev-ciyyet rabıtasını idame edebilir. Kadın, razı olsun olmasın. Şu kadar var ki, bu   takdirde kadın,  vermiş     olduğu   muhalea bedelini İstirdad edebilir.

Maamafih bir zümreye göre hulû', ancak veliyyül'emrin iznile caiz olur. Elmuhallâ.) [4]

 basa dön

 

Talaka Ve Muhaleaya Daîr Vekaletler :

 

358 - : Talâka ve muhaleaya tevkil caizdir. Bu hususdaki vekâlet, meclis ile mukayyed bulunmaz. Elverir ki azl bulunmasın.

Zevç ile zevcenin muhalea için bir şahsı vekil tayin etmeleri de ca­izdir.

359 - : Bir kimse, zevcesini tatlik için bir şahsı tevkil etdiği halde onu bizzat kendisi tatlik etse iddeti içinde o şahıs da ayrıca tatlik edebi­lir. Fakat  iddetin inkızasım  müteakib nikâh tecdid edilse artık vekilin talâkı vaki olmaz.

360 - : Bir kimse bir şahsa hitaben «ister isen zevcemi tatlik için vekilimsin» deyib o şahıs da o meclisde istese vekâlet münakid olur. Fa­kat istemeksizin meclisden kıyam ederse vekâlet tahakkuk etmez.

361 - : Bir talâka vekil olan, iki talâk ika etse, İmam Azama gqre asla talâk vaki olmaz. Imameyne göre yalnız bir talâk vaki olur.

362 - : Bir kimsenin «Zevcemi tatiik et» diye tevkil etdiği şahıs, üç talâk ile tatiik etse bakılır : Eğer o kimse, üç talâka niyyet etmiş ise talâk vaki olur. Niyyet etmemiş ise, imamı Azama göre asla talâk vaki olmaz. Imameyne göre yalnız bir talâkı ric'î vaki olur.

363 - : Talâkı ric'îye vekil olan, talâkı bainde bulunsa bir talâkı ric'î vaki olur. Bilâkis bir talâkı baine vekil olan, talâkı ric'îde, bulunsa bir talâkı bain tahakkuk eder.

364 - : Bir şahsın lâalettayin zevcelerini tatlike vekii olan kimse, bunlardan lâalettayin birini tatiik etse yalnız onun hakkında talâk vaki olur. Bu talâk, zevcelerden'diğerlerine sarf edilemez.

365 - : Bir kimse, bir şahsa hitaben «Fülân kadım tezevvüc eder­sem tatiik et» deyib badehu tezevvüc etse o şahsın tatliki sahih olur.

366 - : Bir kimse, ecnebi bir kadına «Sen şu işi yapar isen boş ob deyib kocası da buna icazet verdikden sonra kadın o işi yapsa hakkında talâk vaki olur.  Icazetden evvel yaparsa talâk vaki olmaz. Fakat ica-zetden sonra tekrar yaparsa talâk tahkkuk eder.

Bu, talâkı fuzuliye icazet demekdir. Lâkik icazet ise sabık vekâlet hükmündedir. "

367 - : Talâka vekil olan kimse, bir mal mukabilinde muhalea yap­sa bakılır: Eğer zevce medhulün biha değilse hulû', sahih olur. Medhu-iün biha ise sahih olmaz. Çünkü bu suretde    beynunet hâsıl olacakdır. Bu ise zevç hakkında müracaat salâhiyetini men edeceği cihetle muzirdir. Duhulden evvel talâk ise zaten beynuneti icab edeceğinden bu tevkil ile o zarara esasen razı bulunmuştur.

368 - : Hul'a vekil olan, muhalea bedelini kabza da vekil olmuş ol­maz. Binaenaleyh mezun olmadıkça bu bedeli kabzi edemez.

369 - : Alelıtlak - bedel zikr edilmeksizin - hul'a vekil olan, az veya çok bir bedel mukabilinde hulû' yapabilir. Bilâ bedel yapamaz.

Bu, imamı Azama göredir. Imameyne göre zevcenin mehri mislin­den az bir bedel mukabilinde hulû' yapamaz.

370 - : Hul'a vekil olan kimse; şu kadar meblâğ mukabilinde kendi­si zamin olmak üzere muhaleada bulunabilir. Velev ki zeman hakkında zevcenin bir emri bulunmasın. Bu halde vekil, bu meblâğ ile zevceye rii-cu edebilir. Velev ki kendisi bunu henüz zevce eda etmiş olmasın.

Fakat vekil,-zamin olmadıkça bedeli hulû' kendisinden taleb edile­mez. Çünkü muhaleada hukuki akd, men lehülakde *raci'dir, vekile raci değildir.

371 - : Bir kadın, kocasına, hitaben «Şu ^iin bc'ni yu kadar meblâğ mukabilinde hulû' et» dese» bu, tevkil  olmuş olur. Binaenaleyh bilâhare bu sözünden rücu ederek kocasını bundan men edebilir.

372  -  : Talâka vekil olan kimse, vekâlete henüz muttali olmadan tatlikde bulunsa talâkı nafiz olmaz.

373 - : Talâka vekil olan, başkasını tevkil edemez. Binaenaleyh tevkil edeceği bir şahsın veya    herhangi bir fuzulinin

kendi huzurunda yapacağı talâka icazet vermesi muteber olmaz.

374 - : Sünnet veçhile tatlike vekil olan kimsenin sünnete muhalif suretde yapacağı tatiik, muteber değildir.    Hayz haline müsadif olacak tatiik gibi.

375 -  : Bir kimse, zevcesinin emri   talâkını veya muhaleasını iki şahsa tefviz etdiği halde bunlardan yalnız birisi tatlikde bulunsa talâk vaki olmaz. Çünkü bu veçhile olan tefviz ve tevkil, her ikisinin fi'line ta­lik mesabesindedir. Binaenaleyh birisinin fi'lile muallâkun aleyh vücude gelmiş sayılamaz.

376 - : Vekil, müvekkilinin tayin etdiği   bedelden az bir bedel ile muhalea akd edecek olsa müvekkili müciz olmadıkça hulû' vaki olmaz. Bahri Raik, Dürri Muhtar, Hindiyye, Haniyye.

 (Mezahibi selâseye göre de talâkda, hulû'da tevkil caizdir. Zahi-riyye fukahası ise buna kail değildirler. Nitekim tefviz bahsinde beyan olunmuştur.) [5]

 basa dön

 

Talâka, Muhaleaya Müteallik Davalar Ve Şehadetlee:

 

377 - : Talâkın esbabı sübutiyyesi, ikrar ile beyyinedir. Binaenaleyh bir kadın, talâk iddiasında bulunmakla kocası «Evet ben seni tatiik etdim» diye itirafda bulunsa aralarında talâk tahakkuk eder. İnkârına mukarin kadın beyyine ikame etse yine talâk sabit olur.

Kezalik : Bir kimse, bir kadına hitaben «Ben seni tatiik etdim» ve­ya «Sen benden mutallâkasm» dese bununla aralarında nikâh bulunmuş olduğunu ikrar etmiş ve müfarekat vukua gelmiş olur.

378 - : Bir kimse, zevcesini meselâ : üç ay mukaddem boşamış ol­duğunu ikrar etse bakılır : Eğer onu bu tarihden sonra tezevvüc etmiş ise talâk vaki olmaz. Fakat daha evvel tezevvüc etmiş ise talâk vaki olur. Şu kadar var ki, zevcesi böyle üç ay mukaddem tatiik vukuunu tasdik eder­se iddeti, talâk vukuu tarihinden başlamış olur.   Tasdik etmeyib tekzib ederse iddeti, bu ikrar zamanından başlar.

379 - : Bir kimse, mehr tesmiye    ederek tezevvüc etdiği bir ka­dına duhul etdikden sonra onu duhulden evvel boşamış olduğunu ikrar etse bununla talâk vaki ve mehri müsemmanın yarısı lâzım olur. Bu ta-ladan sonraki duhulden dolayı da mehil misi icab eder.

380 - : Bir kimse, zevcesini Üç talâk ile boşadığını, sonra da kab-lettahlü yine tezevvüc eylediğini ikrar zevcesi ise talâkıinkâr veya tah­lil vukuunu iddia eylese araları tefrik olunur. Zevce de duhul vaki olma­mış ise nısıf mehre, vaki olmuş ise tam mehr ila nafakai iddete müsta-hik olur. Hindiyye.

381 - : Talâk bir şarta talik edildikden, meselâ : Zevcinin rızasi ol­maksızın zevcesinin fülân yere gitmesine rabt olundukdan sonra zevce, zevcenin rızası olmaksızın o yere gitdiğini dâva, zevç ise izni ile gitmiş olduğunu iddia edib ikisi de beyyine ikame edecek olsa zevcenin beyyinesi

racih olur.

382 - : Bir müteveffanın varisleri, o müteveffanın   zevcesini bai-nen tatlik etmiş olmakla onun varis olamıyacağına, zevce de talâkın ric'î olub iddetin devamına mebni varis olacağına beyyine ikame etse varis­lerin beyyinesi racih olur.

383 - : Bir müteveffanın varisleri, müteveffanın zevcesini kablel-vefat boşamış olduğuna, zevcesi de onun vefatına kadar menkuhesi bu­lunduğuna beyyine ikame etse varislerin beyyinesi tercih olunur. Çünkü bu beyyine, inkâra karşı talâk vukuunu müsbitdir.

384 - : Zevce, tarih beyan ederek veya etmiyerek talâk vukuuna, zevç de tarih beyan etmeksizin nikâha beyine ikame etse zevcenin bey­yinesi racih olur.

385 - : Bir erkek, bir kadını şu kadar zaman mukaddem nikâh etdiğine, kadın da o tarihden sonra talâk vukuna beyyine ikame etse ba­dının beyyinesi mürecceh olur.

386 - : Bir erkek, bir kadım şu târihde nikâh etdiğine, kadın da o tarihden mukaddem talâk vukuuna beyyine ikame etse erkeğin beyyi-nesi tercih olunur.

387 - : Bir erkek, bir kadını fülân tarihde nikâh etdiğine, kadın da o tarihde talâk vukuuna beyyine    ikame etse kadının beyyinesi racih olur.

388 - : Bir kadın, zevcinin hali sahuvda = aklı başında iken irtidad etmesiyle aralarında  beynunet vukuuna,  zevç de  kendisinden   riddetin hali sekirde vuku bulduğuna beyyine ikame edecek olsa zevcin beyyinesi müreccah olur. EttarikatülVazıha.

389 - : İhtida etmiş olan bir kadın, zimmî olarak vefat eden koca­sından miras taleb ederek vefatından sonra ihtida etmiş olduğunu iddin, varisler de vefatdan evvel ihtida etmiş olduğunu müdafaaten dermeyaı1 etseler söz, varislerin olur. Kadın için İddiasını beyyine ile İsbat lâzım gelir. İbni Nüceym.

390 - : Bir kadın, zevcinden üç talâk ile mutallâka olduğunu dâva etmekle zevci, bu kadını tahlilden sonra tekrar tezevvüc etdiğini ve ken­disinin bu veçhile ikrarı dahi bulunduğunu dâva ve inkâra mukarin bey­yine ikame eylese aralarında zevciyyet muamelesi cari olur. Netice.

391 - : Bir erkek ile evlenen bir kadın hakkında başka bir erkek zuhur edib de "Sen benim zevcenisin diye iddia etmekle kadın  "Sen beni bainen boşamış idin" diye beyyine İkame eylese bu idia, def edil­miş olur. Feyziyye.

392 - : Bir kadın, bir erkek ile izdivaç ettiğini ve duhulden sonra tatlik edildiğini bil'İddia mehr talebinde bulunduğu halde beyyine ika­mesinden âciz kalsa o erkeğe yemin verdirebilir. Netice.

393 - : Muhaîea vukuu da zevç ile zevcenin tesadükile sabit olacağı gibi beyyine ile de sabit olur.

Meselâ : Bir kimse, zevcesile on beş bin kuruş üzerine muhalea yap­mış olduğunu zevcesinin inkârına mukarin dâva etmekle iki şahıs bu dâvaya müttefiküllâfz velmeal şehadetde bulunsalar muhalea sabit olur. îki şahidden biri, on bes bin, diğeri de on' bin kuruş üzerine muhülea yapılmış olduğuna şahadetde bulunsa on bin kuruş hakkında şahadetleri makbul olur.

Fakat zevç, on bin kuruş üzerine muhaleayı iddia etdîği takdirde bu veçhile ziyadeye şahadet, makbul olmayıb mücerred zevcin ikrarına binaena talâk vaki olur. Bahri Raik.

394 - : Zeyc, bir bedel mukabilinde muhalea vukuunu iddia, zev­ce de inkâr etse zevcin ikrarına mebni evvelki «neselede olduğu gibi bai­nen talâk vaki olup bedel hususunda söz zevcenin, beyyinede zevcin olur. Çünkü zevce bedeli münkirdir. Dürri Muhtar. Reddi Muhtar.

395 - : Bir kadın, kocasının inkârına mukarin bir bedel mukabi­linde muhalea yapıldığını bilâ beyyine iddia eylese bununla hulü' sabit talâk vaki ve ikrar eylediği bedel lâzım olmaz. Çünkü zevce, talâkı ikaa muktedir olmadığından mücerred bu iddiasile talâk vaki olmıyacağından bizzarure bedel de lâzım gelmez. Bilâ bedel muhalea iddiasında bulundu­ğu takdirde de hüküm, böyledir. Dürri Muhtar.

396 -: Bir kadın, muhaleayı da'va, zevci de inkâr etmekle iki sa­hiden biri,  muhaleanın 'meselâ on bin,  diğeri  de sekiz bin kuruş üze­rine   vukuuna şahadet  eylese    bununla muhalea    sabit   olmaz.    Bahri Raik.

397  - : Kadın, muhalleanın sıhhatini, kocası da fesadını iddia et­se söz, kocasının olur.

Meselâ : Zevce, zevcenin muhalea hususundaki icabını meclisde ka-ul etmiş olduğunu beyan ile muhaleanın sıhhatini dâva, zevci de bu abulün meclisden kıyamdan sonra vukuunu iddia eylese - muhaleayı ıünkir bulunmuş olacağından - söz zevcin olur. Hindiyye.

398 - : Zecv, muhaleada istisna veya şart bulunduğunu iddia, zev-e de bunu tekzib etse söz, zevcin olur. Fakat iki kimse, zevcin bilâ is-isna veya bilâ şart hulû'  veya tatlik etmiş olduğuna şahadet ederler-ıe zevcin sözü kabul olunmaz. Şu kadar var ki şahidler «Biz ondan hulû' /eya talâk lâfzından başka bir şey işitmedik» derlerse yine söz, zevcin jlub zevcesile beyinleri tefrik olunmaz.  Meğer ki zevcden bedeli kabz ?tmek gibi huîû' ve talâkın sıhhatine delâlet eder bir şey görülmüş ol­sun. Bezzaziyye.

399 - : Bir kadın, kocasile bir bedel üzerine hulû' oldukdan son-«Kocam beni muhaleadan evvel üç talâk ile veya bainen boşamiş olduğundan hul'un ademi sıhhatine nıebni verdiğim bedelin istirdadı matlûbumdur» diye dâva ve beyyine ile müddeasını isbat eylese vermiş ol­duğu bedeli geri alabilir. Hindiyye.

Aralarında neseb, reza, sıhriyyet gibi bir sebeble hürmet bulunmuş mahalli hafa da tenakuz, dâvanın sıhhatine, beyyinenin kabulüne mani olmaz. Mebsutı Serahsî.

400 - : Bir mecnunun zevcesi «Kocam sıhaht halinde İicen benimle muhalea yapdı» diye beyyine ikame edib zevcin velîsi veya ifakatinden sonra kendisi  dahi .Tiuhaleamn cinnet halinde vukuuna beyyine  ikame iylese zevcenin beyinesi tercih olunur. Hindiyye.

401 - :  Muhaieadan sonra zevç ile zevce,     kabulün tav'an veya ker'hen vukunda ihtilâf etseler söz, ma*al'yemin zevcin olur. Reddi Muh­tar.

402 - : Zevce, mutallâka olduğunu beyyinesiz dâva ve mehrile id­de t nafakasını taleb, zevç de hulu' vukuunu iddia eylese söz, mehî1 hak­kında zevcenin, nafaka hakkında zevcin olur. ÇÜnkü mehr, dâvadan evvel sabit olduğundan sukutunu iddia makbul değildir. İddet nafakası ise ev­velce vacib olmadığından zevcenin bilâ beyyine istihkak iddiasına itibar olunmaz. Dürri Muhtar, Carniürfüsuleyn.

403 -  : Muhaleanın vukuu beyyine ile sabit    oldukdan sonra zevç «Ben zevcem İle muhalea olmuşdum. Fakat onu bilâhare tekrar tezevvür. etdim» diye müdafada bulunsa dâvası mesmu olur.

404 - : Muhalea bedeli hakkında ziyadeyi müsbit olan beyyine, ter­cih olunur.

Meselâ : Zevç ile zevce, muhaleadan sonra bedelin mikdarında ih-ti-lâf edib zevç, on bin, zevce de sekiz bin kuruş idi diye iddia etse söz, zev­cenin olub zevcin beyyinesi müreccah bulunur. Mebsut.

405 - : Zevç ile zevce, muhaleadan sonra hulû' bedelinin cinsinde ya nev'İnde veya mikdarında, yahut vasfında ihtilâf    etseler söz, zevcenin olub beyyine zevce teveccüh eder.

Nitekim zevce, muhaleanın bedelsiz olarak yakılmış olduğunu iddia etdiği takdirde de bedeli münkr olduğundan - söz, kentlisinin olub zev­cin beyyinesi tercih olunur. Bahri Raik,

406 - : Muhalea bedelindn cinsinde veya nev'inde ihtilâf eden şa-hidlerin şahadetleri makbul olmaz. Meselâ : Şahitlerden biri nükud, diğeri de uruz mukabilinde muha­lea akdedildiğine şahadet etse bununla hulû' sabit olmaz. Çünkü müd-dei, hangisini iddia etse diğerini tekzib etmiş olur. Mebsutı Hul-vanî.

« (MaMkîlere göre zevç ile zevce, talâkda bedelin mevcut olduğun­da veya olmadığında ittifak etdikleri halde talâkın adedinde ihtilâf etse­ler, meselâ: Zevce üç talâk ile zevç de bir talâk ile tatliki iddiada bulun­sa söz, yeminile zevcin olur. Şayed yeminden nükûl ederse yemin edin­ceye kadar hapis edilir. Hapis müddeti uzarsa diyaneten tasdik olunur. Yoksa zevce tahlif olunmaz. Çünkü talâk, zevcin nükûlü takdirinde zev­cenin yemin etmesile sabit olmaz.

Zevç, muhalea iddiasında bulunduğu halde zevce bilâ ıvez talâk dâ-ve etse zevce tahlif olunur. Üzerine ıveîs lâzım gelmeksizin mübane olur.

Kezalik : Zevceyn, hulû'da ittifak etdikleri halde bedelin mikJsrm-da veya cinsinde ihtilâf edib zevç, fazla bir mikdar veya başka bir cins iddiasında bulunsa zevce talhif olunur. Yemin edince mübane olur. Ken­disinin iddia etdiği bedeli zevcine vermesi İcab eder. Zevce yeminden nü­kûl ederse zevç tahlif olunur. Yemin edince iddia etdiği mikdara veya cinse müstahik olur. Şayed o da yeminden nükûl ederse yine zevcenin iddia etdiği bedel taayyün eder. Şerhi Ebil'berekât, Haşiyei Düsûkî..

(Şafiîlere göre de zevç, bir bedel mukabilinde talâkı idciia, zevce ise meccanen talâk yapıldığını maalyemîn iddia etse bilâ ıvez mübane olur. Çünkü asi olan, zimmetinin beraetidir. Fakat zevç, iddiası üzerine bir şahid İkame edib kendisi de yemin ederse  ıveze müstahik olur.

Zevce,  hulu'  iddia etdiği halde zevç inkâr eylese zevç, yeminile  tasdik olunur. Zira asi olan hul'un ademidir. Fakat zevce, iki erkek şahid ikame ederse mübane olur. Zeci kendisinden bir bedel isteyemez. Çünkü muhaleayı münkir bulunmuştur.

Muhalea yapanlar, bedelin cinsinde veya mikdarında ihtilâf edib hiç birinin beyyinesi bulunmasa veya beyyineleri müteariz olsa tehalüfde bulunurlar. Bunun üzerine beynunet hâsıl olur, zevcenin zevcine yalnız mehri misli nisbetinde bir mal vermesi icab eder. Tuhfetürmuhtac.)

(Hanbelîlere göre zevç ile zecve, muhalea vukuunda müttefik olduk­ları halde ıvezdn mikdarmda veya cinsinde veya vasfında veyahut te'cil ve hululünde ihtilâf etseler söz, zevcenin olur. İmamı Âzam ile îmam Mâlikin kavli de böyledir. Fakat îmam Ahmedden diğer bir kavle göre söz, zevcin olur. Elmuğnî.) [6]

 basa dön

 

İ'lânın Mahîyyeti Ve Rüknü :

 

407 - : l'lânın mahiyyeti,. ıstılah kısmındaki tarifinden de anla­şılmış olduğu üzere zevcin zevcesine tekarrüb etmemek için yaptığı ye­mini mahsusdur. Bu yemin, i'lânm rüknünü teşkil eder. Şöyle ki:

t'lânın rüknü, zevce ile mücameatden nefsi men'e delâlet eden ve Allah Tealâya kasem ile veya talâk ve ıtak gibi külfeti müstelzim bir şeye talikan yemin ile müekked olan ve muayyen veya müebbed bir müddetle mukayyed veya müddetle gayri mukayyed bulunan bir tâbir­den ibaretdir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine hitaben «Vallahi ben seninle dört ay mücameatde bulunmıyacağım» veya «Vallahi ben seninle miicame-atde bulunmıyacağım» yahut «Ben seninle mücameatde bulunursam şu kölem azad olsun» dese i'lâ, münaki dolmuş olur.

408 - : İ'lâ Allah Tealânm mukaddes zatına kasem ile yapılabile­ceği gibi kendisine örfen kasem edilen sıfatı ilâhiyyeden her hangi biri­sine kasem ile de yapılabilir.

Meselâ : İ'lâ için «Vallahi, billahi» diye yemin edilebileceği gibi, «Celâlullaha veya azemetullaha veya kibriyayı ilâhiyye kasem olsun» di­ye de yemin edilebilir. Fakat «Allah Tealânın ilmine veya gazabına veya sehatine kasem olsun» diye yemin edilemez. Çünkü bunlara yemin edil­mesi hususunda bir örf mevcud değildir.

409 - : Fukaraya bir iki kuruş    vermek gibi    ehemmiyetsiz bir meblâğa veya nefse ağır gelmiyecek olan iki rekât gibi bir namaza talik suretiyle yapılacak olan bir i'lâ, muteber değildir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine tekarrüb ederse iki rekât namaz kıl­maya yemin etse bununla i'lâ, vücude gelmez.

410 - : Hİç bir yemine mükarin olmaksızın mücerred bir müddet zevce tekarrüb etmemek ile de i'lâ tahakkuk etmez. Çünkü bu halde i'lâ-nın rüknü olan yemin bulunmamış olur, Bedayi, Hindiyye, Dürri Muh­tar.

« (Malikîlere göre de i'lâ, hem Hak Tealâ Hazretlerinin ismi zatına veya zatî ve manevî sıfatlarından birine kasem ile yapılabileceği gibi talâk ,ıtak, oruç, sadaka gibi bir şeye talik suretiyle olan yemin ile do ya­pılabilir. MinehüTcelıl.)

(Şafiîlere göre de i'lâ, ya Hak Tealâ hazretlerinin ismi celîlile veya muayyen sıfatlarından birine kasem ile veya talâka, ıtaka, veya dört aydan evvel münhal olmaları, yani : yapılıb bitirilmeleri kabil olmayan bir savım veya hacce talikan yemin ile tahakkuk eder.

Meselâ : «Bu ayın veya bu aydan sonraki ayın orucunu tutayım» diye yemin edilse i'lâ, münakid olmaz, fakat beş ay sonraki bir ayın oru­cunu tutmaya yemin edilirse i'lâ vücude gelir. Tuhfetül'muhtaç.)

(Hanbelî fukahasmdan bir kavle göre i'lâ, yalnız Hak Tealânm mü­barek ismine veya sıfatlarından birine kasem ile vücude gelir, nezr ile, talâka veya ıtaka talik ile vücude gelmez.

Meselâ : Bir kimse zevcesine «Sana tekarrüb edersem kölem azad olsun deyib de badehu tekarrübde bulunsa kölesi azad olar. Fakat dört ay geçdiği halde tekarrübde bulunmasa i'lâ, tahakkuk etmiş olmaz. Di­ğer bir kavle göre tahakkuk eder. Eîmuğnî.)

(Zahiriyye mezhebine göre de bir kimse, zevcesine mukarenet et-miyeceğine veya onunla bir hanede, bir firaşda birleşmiyeceğine veya ona fenalık yapacağına dair Allah Tealâya veya onun sair mübarek isim­lerinden birine yemin edecek olsa ilâda bulunmuş olur. Bu yemm, ge­rek ^gazab halinde olsun ve gerek olmasın ve bu yeminde ister istisna bulunsun ve ister bulunmasın ve bu yemin, gerek bir vakit ile mukay­yed olsun ve gerek olmasın müsavidir. Elmuhallâ.) [7]

 basa dön

 

I'lada Müstamel Tabirler  :

 

411 - : İ'lâya aid tabirler, mahiyetlerine göre sarih, sarih mecra­sına carî ve kinaî olmak üzere üç nev'e ayrılır; Şöyle ki:

(1) : 1'lâda sarih tabir, vikadan - cinsî mukarenetden men'i nefsi sarahaten ifade eden herhangi bir lâfızdır. Mücameat lâfzı gibi.

Meselâ: Bir kimse, zevcesine "Vallahi seninle dört ay mücameatde bulunmayacağım" dese niyyete muhtaç olmaksızın i'lâ vücude gelmiş olur.

(2) : î'lâda sarih mecrasına cari tabir, mücameatden men'i nefs hususunda istimali örfen münfehim olan herhangi bir sözdür. Tekarrüb, kırban, vetıy, mübazea, ve bikr hakkında iftizaz lâfızları gibi.

Meselâ: Bir kimse, zevcesine hitaben "Sana kırban edersem üze­rime hac vacib olsun" dese bununla niyyete muhtaç olmaksızın İ'lâ ta-hakuk etmiş olur. Çünkü zevceye izafe edilen kırban ile, tekarrüb ile örfde mücameat kasd edilir.

Cenabetden-dolayı zevcesinde iğtisal etmiyeceğine dair olan yemin de bu hükümdedir.

Bu iki nev'e dahil lâfızlardan biri zikr edildiği halde bununla i'iâ kasd edilmediği ifade edilse diyaneten tasdik edilebilirse de kazaen tas­dik edilemez. Çünkü hilafı zahirdir.

(3) : I'lâda kinaî talbir, vakadan men'i nefsi müstakillen müfid ol-mayıb hem vikae, hem de başka şeye ihtimali bulunan herhangi bir söz­dür. Mes etmem, ityan etmem, isabet etmem, gaseyanda bulunmam, sa­na dahil olmam, onun basile benim başım içtima etmez, onunla beiaber bir yatakda yatmam, onun yatağına yanaşmam, ona elbette fenalık ede­rim, benim cildim onun vücudüne dokunmayacakdır denilmesi gibi.

Bu sözlerden herhangi birile i'lânın tahakkuku için niyyete ihtiyaç vardır. İlâya niyyet bulunmadıkça i'lâ vücude gelmez. Binaenaleyh zevç, bu gibi bir sözile i'lâ kaadetmediğini söylerse hem diyanetten hr;m de kazaen tasdik olunur. Çünkü zahiri hal, kendisini mükezzâb değildi*:.

412 - : Aşağıdaki tabirlerde kinayatdan sayılıruşdır :

(1) : Bir kimse, zevcesine «Sen bana 'haramsın» deyib de bununla i'îâya niyyet etse veya hiçbir şeye niyyet etmemiş bulunsa bununla i'lâ tahakkuk eder.

Zahirürrivayeye göre böyledir. Fakat bu tabirin talâkda istimali hakkında bir hadis örf mevcud olunca bununla derhal bir talâkı bain vü­cude gelir, i'lâ hakkındaki niyyete kazaen bakılmaz. Fetva bu veçhile­dir. ^

(2) : «Ben sana haramım», «Ben nefsimi sana haram kıldım», cSen bana muharrernesin», «Ben seni kendime haram kıldım» sözlerile de ta­lâka niyyet edilirse bainen talâk vücude gelir. Bunlardan hangi birile üç talâka niyyet edildiği takdirde de üç talâk tahakkuk eder. Fakat mü-cerred tahrime niyyet edilirse veya hiç bir şeye niyyet edilmemiş, olursa i'lâ vücude gelir. Meğer ki bir hadis örf, mevcud olsun.

(3) : Bir kimse, zevcesine hitaben Sana tekarrüb edersem sen .ba­na haramsın» dese bununla da i'lâ vücude gelir. Bununla talâka niyyet edilirse tekarrübü müteakib talâk tahaıkikuk eder. Tekarrüb bulunmaz­sa i'lâ müddetini müteakib beynunet husule gelir.

Bununla i'lâya niyet edildiği takdirde îmamı Azama göre derhal, imameyne göre hürmetin sübutu tekarrübün vüçudine muallâk oldu­ğu cihetle - tekarrübden sonra ilâ müddeti başlamış olur.

(4) : Bir kimse «Zevcelerim bana haramdırlar» deyip bununla ta­lâka niyyet etmese i'lâ tahakkuk eder. Bu halde 'bunlardan binine ara­dan dört ay geçmeden tekarrüb ederse hepsinin haikkında yemin sakıt

.olur, keffaret vermesi icab eder. Çünkü tahrim hepsine izafe edilmiştir. Bu tekarrüb ile yemin inhilâl eder.

Fakat hiç birine tekarrüb etmeksizin dört ay mürur ederse hepsi de birer bain talâk ile mutallâka olurlar. Zira ilânın hükmü hepsinin hakkında birden sabit olmuşdur.

(5) : Bir kimse «Her halâl bana haramdır» dese eğer talâka niy­yet etmiş ise zevceleri boş olur. Eğer talâka niyyet etmemiş ise bu tah­rim, Örf ve âdete nazaran me'kûlâ-t ve meşrubata inhisar eder, bu sözü müteakib bir şey yer veya içerse yemininde hânis olub üzerine keffaret lâzım gelir.

îmam Züfere göre ise, bu sözü müteakib hemen hânis olur. Çünkü bu söz, teneffüs gibi, göz açıp kapama gibi her halâl fi'le şâmildir.

Maahaza bu söz ile hem zevcelerin, hem de sair şeylerin hürmeti kasdedilmiş olursa bu tahrim, hepsine teveccüh. eder. Bunlardan her­hangi biri vukua gelirse keffaret lâzım gelir. Zira bu tabir, bunların hepsine şâmildir. Fakat bununla muayyen bir şey kasd edildiği idüia edi­lirse hem diyaneten hem de kazaen tasdik olunur. Çünkü bu tâbirin umumiyeti örfe nazaran metruktür.

(6) : Bir kimse, zevcesine hitaben «Sana tekarrüb edersem üzeri­me yemin» veya «Keffaret lâzım gelsin»  dese bununla i'lâ    tahakkuk eder.

Kezalik : Bir erkeğin zevcesine «Ben senden muliyim» veya «Ben sana i'lâ etmiş bulunuyorum» demesile de i'lâ vücude gelir.

Bu tabirler, sarinden maduddur. Zevç, bunu yalan yere söylediğini iddia etse diyaneten tasdik olunursa da kazaen tasdik olunmaz. Çiinkü haberde asi olan sıdkdır. Bedayi, Hindiyye, Reddi Muhtar.     [8]  

 basa dön

 

Î'lânın Nevileri :

 

413 - : i'lâ, bir vaktin zikr edilib edilmounesi, ve- vaktin    malûm bulunub bulunmaması itibarile İ'lâi müebbed,

i'lâi muvakkat, i'lâi meçhul veya mutlak nevilerine ayrıldığı gibi bir şart ile muallâk veya bir vakte muzaf olub olmaması bakımından da i'lâi müneccez, i'lâi muallâk, i'lâi muzaf nevilerine ayrılır. Nitekim aşağıdaki meselelerde görülecektir.

414 - : Bir kimse, te'bide delâlet eden bir kayıd ile     mukayyed olarak. i'lâda  bulunsa,  meselâ   :   zevcesine hitaben   «Ben  vallahi   sana ebediyyen tekarüb etmiyeceğim» dese derhal müebbed    surette bir i'lâ' tahakkuk etmiş olur.

«Kıyamete kadar tekarrüb etmem», denilmesi de bu kabildendir. Çünkü bu gibi sözler, te'bid maksadile söylenir.

«Ben ber hayat oldukça, «Sen ber hayat oldukça», «Ben Ölünceye kadar», «Sen ölünceye kadar», «Ben senin kocan oldukça», «Sen Ivıüm karım oldukça» sözleri de te'bidi müfiddir.

415 - : Bir kimse, hür olan zeccesi hakkında dört aydan, cariye olan zevcesi hakkında iki aydan eksik olmamak üzere muayyen bir va­kit ile mukayyed olarak i'lâda bulunsa, meselâ «Ben zevceme beş ay te­karrüb etmiyeceğim» diye yemin etse bir muvakkat i'lâ vücude gelmiş olur.

Dört ay içinde vücude gelmiyeceği âdeta nazaran malûm olan bir hâdise tayini suretile yapılan i'lâlar da bu kabildendir.

Meselâ : Receb ayında bulunan bir kimsenin zevcesine hitaben «Sa­na Muharrem ayı gelinceye kadar tekarrüb etmem» diye yemin etmesi ve henüz doğmuş bir çocuğun siidden kesileceği zamana kadar tekarrüb edilmiyeceğine dair yemin edilmesi, birer i'lâi muvafckatdır.

416 - : Bir kimse, mutlak suretde, yani: te'bid ve takyide gayri mukarrin bir veçhile i'lâda bulunsa, meselâ   zevcesine hitaben «Vallahi ben sana tekarrüb etmem» dese bip i'lâi meçhul vücude gelmiş olur. Bu meçhul i'lâda, müebbed i'lâ hükmündedir, derhal hıün'akid olur, hükmü devam eder.

417 - : Ademi tekarrüb bir şarta ta'lik edilince bir i'lâi muallâk vücude gelir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen fülân haneye ayak basarsan val­lahi sana tekarrüb etmem» veya «Sana dört aya kadar tekarrüb eder­sem üzerime gu kadar gün oruç, tutmak vacib olsun» dese bir muallâk i'lâda bulunmuş olur.

Bu i'lâ, şartın vukuundan itibaren başlar.

418 - : Ademi tekarrüb, bir vakte izafe edilince de bir i'lâi muzaf tehakkuk eder.

Meselâ : Bir kimse, gelecek ayın ihtidasından itibaren zevcesine te­karrüb etmiyeceğine yemin etse, bir i'lâi muzafda bulunmuş olur. Bu i'lâ da o vaktin girmesinden itibaren başlar, i'lâ, yemin olduğundan bu­nun şarta ta'liki ve zamana izafesi sahih bulunmuşdur.

419 - : İ'lâi müneccez, i'lâi muallâk ile i'lâi muzafın mukabilidir, ki, yemin vukuundan itibaren başlar.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Vallahi ben sana tekarrüb etmiyeceğim» diye yemin etse bu yemin ânından itibaren i'lâ bağlamış olur. Bedayi, Hindiyye, Bahri Raik. [9]

 basa dön

 

L'lânın ŞERAİTİ ;

 

420 - : l'lânın inikadı için bazı şartlar vardır. Şöyle ki : .  

(1)  : Mulî = i'lâ yapan zevç, âkil ve baliğ olmalıdır.

Binaenaleyh çocukların, mecnunların yapdıkları i'lâlar, muteber ol­maz. Çünkü bunlar tatlike ehil değildirler.

(2) : İ'lâ, menkuhe hakkında yapılmalı veya mülki nikâha izafe edilmelidir.

Binaenaleyh ecnebiyye, cariye, bainen mu'tedde hakkında yapıla­cak, i'lâ muteber olmaz. Şu kadar var ki böyle bir yemini müteakib müd­det içinde tekarrüb bulunduğu takdirde keffareti yemin veya ceza lâzım gelir.

Fakat ric'iyyen mu'tedde hakkında i'lâ, muteberdir. Daha iddet nihayet bulmadan i'lâ vuku bulub da bundan itibaren hurre hakkında dört, cariye bulunan zevce haküunda iki ay bilâ tekarrüb geçerse diğer bir talâk daha vaki ve beynunet sabit olur. Fakat dört veya iki aydan mukaddem talâkı rüc'înin iddeti nihayet bulursa i'lâya mahal kalmaz.

Kezalik : Ecnebiyye hakkında nikâhına izafetle yapılan i'lâ da muteberdir.

Meselâ : Bir kimse «Eğer fülân kadım tezevvüc edersem vallahi ona tekarrüb etmem» diye yemin etse i'lâ, münakid olur. Binaenaleyh o ka­dınla evlenir de nikâhdan sonra dört ay içinde mücameatde bulunmazsa i'lâ hükmü carî olur.

(3) : Mukarenetden nefsi men hakkında müddet, ya tayin edilme-yib mutlak bırakılmalı veya hurre hakkında en az dört ay, cariye hak­kında da lâakal iki ay olmaldır.

Binaenaleyh bu müddetden az bir vakit hakkındaki yemin ile ta­lâkı müstelzim bir i'lâ vücude gelmez. Şu kadar var ki, bu vakit içinde tekarrüb vukubulursa yalnız yeminden dclayı keffaret veya tayin edi­len ceza lazım gelir. Yoksa bu vaktin tekarrübsüz geçmesile beynunet tahakkuk etmez.

(4) : İ'lâ, yalnız cihazı tenasül voliyle tekarrüb hakkında olmalıdır. Binaenaleyh başka bir uzva tekarrübden    nefsi men   etmeği ifade

eden herhangi bir yemin ile i'lâ vücude gelmez. Çünkü bu takdirde i'lâ nın rüknü bulunmamış olur.

(5) : İ'lâda nefsi men etmek hususu, yalnız tekarüb hakkında ol­malıdır. Aksi takdirde i'lâ münakid olmaz.

Meselâ : Bir kimse «Zevceme tekarrüb eder veya onu yatağıma da­vet eyler isem benden boş olsun» dese bununla i'lâda bulunmuş olmaz. Çünkü bu halde zevcesini yatağına davet ederek yemininde hanis, yani : zevcesi kendisinden ric'iyyen boş olur. Sonra iddeti içinde ona tekarıüb-le ric'atde bulunabilir. Artık üzerine başka bir şey lâzım gelmez.

(6) : l'lâda zevce ile başkasının arası cem edilmemiş olmalıdır. Meselâ : Bir kimse, zevcesile beraber cariyesine veya bir ecnebiyeye

tekarrüb etmiyecegine yemin etse bununla i'lâ vücude gelmez. Çünkü bu halde üzerine bir şey lâzım gelmeksizin yalnız zevcesine tekarrüb etme­si mümkündür. Yemin ise ikisi hakkındadır.

(7) : İ'lâ, mekân ile mukayyed bulunmamış olmalıdır.

Meselâ : Fülân hanede veya fülari beldede tekarrüb edilmiyeceğine yemin edilse onunla i'lâ tahakkuk etmez. Çünkü başka bir yerde tekar­rüb mümkündür.

(8) : Şart ve ceza, yani : talik suretile yapılan i'lâda mahlûfftu aley = yani: şart, külfeti müstelzim ve bir şeyi yapmak veya yapmamak için yemin edene kuvvet verebilecek işlerden sayılır olmalıdır.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Eğer sana tekarrüb edersem şu kölem azad olsun» veya «Pülân refikam boş olsun» veya «Bsytul-lahı gidib ziyaret etmek üzerime vacib olsun» veya «Bana keffarcti ye-rainde bulunmak lâzım gelsin» gibi. bir suretle yeminde bulunsa i'lâ ta­hakkuk eder. Çünkü bunlardan1 her biri, yemin edeni tekarriibden men edebilecek bir müeyyide mahiyetindedir.

Fakat «Eğer tekarrüb edersem iki rek'at namaz kılayım» veya «Üzerime gaza etmek vacib olsun» denilse bununla i'lâ vücude gelmez. ÇÜnkü bu kadar bir namaz, nefse ağır gelmiyeceğinden halif için mah-lûfün aleyhi yapmaya bir mania teşkil etmez. Gazaya gelince buna ye­min edilmesi mütearef değildir. Hac ile oruç ise bunun hılâfinadır.

Bu mesele, imamı Âzam ile imam Ebu Yusüfe göredir. Fakat îmam Muhammede göre alel'itlak namaza yemin ile de i'lâ tahakkuk eder. Çünkü namaz, nezr ile vacib olur.

421 - : Mulî, mukarenetden âciz- bir şahıs ise bakılır : Eğer aczi maraz ve habs gibi zevali umulan bir arızadan dolayı ise i'lâsı sahih. olur. Fakat mecbubiyyet gibi zevali umulmıyan bir sebebden dolayı İse mute­ber olmaz. Çünkü bu, müstahil olan bir şeyi terk üzerine yemindir.

422 - : I'lâmn sıhhatinde hürriyet, şart değildir. Binaenaleyh kölelerin i'lâlan da muteberdir. Şu kadar var ki, kö­lelerin mala merbut i'lâlan sahih olmaz.

Meselâ : Bir köle «Zevceme tekarrüb edersem bir rekabe azad ede­yim» veya «Şu kadar sadaka vereyim» dese i'lâ vücude gelmiş olmaz. Çünkü köleler, esasen malikiyyet salâhiyetini haiz değildirler. Hattâ bunların yerine başkası teberrüan birer rekabe azad edecek veya sada­ka verecek olsalar yine i'lâ mün'akid olmaz.

Fakat Aîlah Tealâ Hazretlerine kasem etse veya «Üzerime hac et­mek» veya «Oruç tutmak vacib olsun» diye yemin etse i'lâ mün'akid olur. Yemininde sebat ederse beynunet vücude gelir. Sebat etmeyih ha-nis olursa Allah Tealâya kasem suretinde oruç tutmakla keffaretde bu­lunur. Talik suretinde de üzerine yemin etdiği hac veya oruç lâzım ge­lir.

423 - : l'lânın sıhhati için her halde islâmiyet şart değildir. Binaenaleyh gayri müslimlerin bazı i'lâlan da mün'akid olur. Şöyle

ki : Bir zimmî «Eğer zevcesine tekarrüb ederse zevcesi boş olsuna veya «Kölesi azat olsun» diye yemin etse i'lâ tahakkuk eder. Çünkü zimmîler de talâka, itaka ehildirler. Bu hususta bütün fukahai hanefiyye nıüt-tefikdir.

Fakat «Zevcesine tekarrüb ederse üzerine hac, sadaka veya oruç vacib olsun» diye yemin etse i'lâ.vücude gelmez. Çünkü zimmîler, hac, sadaka veya oruç gibi kurubata ehil değildirler. Bu hususda da ittifak vardır.

Amma zevcesine tekarrüb etmiyeceğine dair Allah Tealâya kasem ederse i'lâ tahakkuk eder mi, etmez mi hususunda ihtilâf vardır, imamı Azama göre bu suretde de i'lâ vücude gelir. Çünkü bu hususdaki naslar umumîdir. Zimmîler de ismi ilâhînin hürmetine mu'tekiddirler, bu ismi celîlin hetk edilmesinden korkarlar. Bunun içindir ki, dâvalarda kendi­lerine müslümanlar gibi yemin tevcih edilir. Binaenaleyh bu kasem su-retile de haklarında i'lâ mün'akid olur. Şu kadar var ki, bu veçhile ye­mine riayet etmedikleri takdirde kendilerine keffaret lâzım gelmez. Çün­kü keffarete ehil değildirler.

Imameyne göre ise böyle kasem suretiyle haklarında İ'lâ mün'akid olmaz. Çünkü gayri müslimler, keffarete ehil olmadıklarından onların Allahü Azimüşşâna olan yeminleri mün'akid değildir. Bahri Raik, Hin-diyye.

 (Malikîlere göre mûlinin müslim, mükellef, vikae iktidarı muta­savver olmak şarttır. Binaenaleyh gayrimüslimlerin, çocukların mecbub, hasiy, inniyn, tenasül uzvu maktu, şeyhi fanî olanların i'lâlan mün'akid olmaz. Şu kadar var ki, gayri müslimler, i'lâ hususunda islâm mahke­melerine müracaat ederlerse haklarında i'lâ hükmü tatbik edilir.

Sefihin, marizin, dilsizin, haramdan sarhoş olan şahsın i'lâlan mün'­akid olur.

İ'lâ müddeti, meşhur olan kavle göre hür hakkında dört aydan, kö­le hakkında da iki aydan ziyade olmalıdır. Tam dört ay veya iki ay ta­yin edilen bir müddetle i'lâ tahakkuk etmez. Diğer bir kavle göre tahak­kuk eder.

Mutallâkai ric'iyye hakkında dahi i'lâ carîdir. Hattâ bir kimsa, ric'-iyyen nıu'teddesine hitaben «Kendisine müracaat etmiyeceğine» dair.ye­min edib de henüz iddet bitmeden aradan bilâ rücu dört ay geçse i'lâ tahakkuk eder, bu kadın hakkında başka bir iddete muhtaç olmaksızın bir talâk daha vücude gelir.

Tekarübden men'i nefs, çocuğun terbiyesi, ıslahı maksadına müste-nid olmamalıdır. Olursa i'lâ tahakkuk etmez.

Binaenaleyh bir kimse, çocuğunu bizzat emzirmekte bulunan zevce­sine hitaben, çocuğun salâhına, neşv ve nemasına hizmet maksadile «Ço­cuğu sütden kesinceye kadar seninle mücameatde bulunmıyacağım» di­ye yemin etse bununla i'lâ vücude gelmez. Velev ki aradan bilâ tekarrüb dört aydan ziyade bir müddet geçsin. Minehül'celil, Şerhi Ebü'berekâft, Düsukî.)

(Şafiîlere göre de kölelerin, sekran olanların i'lâlan muteber oldu­ğu gibi gayri müslimlerin i'lâlan da muteberdir.

Kezalik : Hasiylerin, innetden veya marazdan dolayı vikâ'dan âciz olanların da i'lâlan sahihdir. Çünkü bunların tekarrüb edebilmeleri me'-muldür. Fakat mecbubun i'lâsı muteber değildir.

Kezalik : Retka veya karna olan zevceler hakkında i'lâ cari olmaz. Zira kendi halleri tekarrübe zaten manidir.

l'lânın müddeti tayin edilirse dört aydan velev bir lâhza olsun zaid olmak lâzım gelir. Bundan az bir müddetde i'lâ tahakkuk etmez. Şafiîye göre i'lâ müddeti, müslim veya zimmî olan ahrar İle köleler hakkında müsavidir. Bu hususda zevcelerin hürre veya cariye, müslime ile zâmmiyye, kebire ile sagîre olmaları arasında fark yok-dur.

îmam Ahmed ile Davudi Zahirînin mezhebleri de bu veçhiledir.

l'lânın in'kiadı için gazab halinde bulunması ve izrar kasdine mu-karin olması §art değildir, imam Ahmedin kavli de böyledir. Tuhfetül'-muhtac.)

(Hanbelî fukahası da diyorlar ki : l'lâda islâmiyet şart değildir. i'lâ müddeti ya zikr edilmemeli veya bir te'bid kaydine mukarin olmalı, yahut dört aydan ziyade olmalıdır. Binaenaleyh dört aydan veW bir lâhza fazla bir zaman geçmedikçe i'lâ tahakkuk etmez.

î'lâ, cihazı tenasül hakkında olmalı, kendisine mukarenet edilmiye-ceğine dair yemin edilen kadın da fil'haî zevce bulunmalıdır. Binaenaleyh cariye veya ecnebiyye hakkındaki yemin ile i'lâ mün'akid olmaz. Velev ki bilâhare izdivaç vuku bulsun. Fakat zevciyyet haline izafe edilir de meselâ : «Fülâneyi tezevvüc edersem ona tekarrüb etmem» diye yemin olunursa bununla i'lâ mün'akid olur.

Binaenaleyh tezevvücden sonra i'lâ müddeti içinde tekarrüb vuku bulmazsa talâk vücude gelir. Elmuğnî.)

(Nehaî, Katade gibi bazı.fukahaya göre i'lâ müddeti, gayri mukad­derdir. Bu hususda müddetin azı çoğu müsavidir. Hattâ bir gün için te­karrüb edilmiyeceğine yemin ile de i'lâ mün'akid olur, müteakiben bilâ tekarrüb dört ay geçince i'lâ hükmü tahakkuk eder, Bedayî.) [10]

 basa dön

 

L'lânın Hükmü :

 

424 - : l'lânın hükmü, aşağıdaki meselelerden tavazzuh edeceği veçhile ya zevç ile zevce arasında beynunet vukuudur. Veya keffareti yeminin lüzumudur, yahud talik suretiyle iltizam edilen cezanın lazım gelmesidir.

425 - : l'lâda. bulunan, yemininde sebat ederse i'lâ müddetinin hitamı ânında bir talâkı bain vücude gelir. Yemininde hanis olduğu, ya­ni : zevcesine müddet içinde rücu eylediği takdirde de kasem suretiyle yaptığı i'lâdan dolayı üzorine keffareti yemin, talâk, itak, sadaka gibi bir cezaya rabt suretiyle yaptığı i'lâdan dolayı da o ceza lâzım gelir.

426 - : İ'lâ neticesinde vuku bulacak talâkı bain; müddete tâ­bidir, müddetin ittihadile müttehid, taaddüdile müteaddid olur.. Söyle ki :

Bir kimse, zevcesine hitaben «Vallahi ben sana tekarrüb etmiye-ceğim» diye yemin edib de bu müddet geçtiği halde tekarrübde bulun­masa bir talâk vücude gelir. Sonra nikâhı tecdid ederek yine dört ay tekarrübde bulunmasa bir talâk daha vücude gelir. Hattâ bu birinci ve ikinci talâkdan sonra araya zevci ahar da girmiş bulunsa, i'lâ yine sukut etmez. Çünkü zevce hakkındaki i'tisâf tekerrür etdiğinden ceza da tekerrür eder.

Bu, İmamı Âzam ile Imameyne göredir, imam Züfere göre talâkın vahdet ve teaddüdü, müddetin değil, yeminin vahdet ve tekerrürüne tabidir. Binaenaleyh yukarıdaki misale göre müddetin bir kerre hit&mi-le bir talâk vaki oldu mu, artık nikâhı tecdidden sonra tekarrüb bulun­mamakla bir talâk daha vaki olmaz. Çünkü yemin müteaddid değildir.

427 - : Allah Tealâya kasem suretiyle olan bir yeminden dolayı keffaretin vahdet ve teaddüdü, bu yeminin vahdet ve teaddüdüne tâbi­dir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine hitaben «Ben sana vallahi tekar­rüb etmiyeceğim .vallahi tekarrüb etmiyeceğim, vallahi tekarrüb etmi­yeceğim» diyecek olsa bakılır: Eğer bunlar İle jnüstakillen birer i'lâ kasdetmeyib de mücerred bir i'lâyı tekrar kasd etmiş ise i'lâ da, keffa-ret de müttehid olur. Çünkü bu gibi sözlerin tekrar maksadile söylendiği mütearefdir. Şayed bununla tekrar kasd edilmemiş olursa i'lâ müddeti­nin bilâ tekarrüb geçmesile yine bir talâk vücude gelir, fakat müddet, içinde tekarrüb vuku bulursa üç keffaret icab eder.

Bu, İmamı Âzam ile Imameyne göredir. îmam Züfere göre bu, hem talâk, hem de keffaret itibarile üç i'lâdır. Binaenaleyh dört ay bila te­karrüb mürur edince hemen bir talâk vaki olur, bunu müteakib de di­ğer bir talâk, bunu takiben de diğer bir talâk vücude gelir. Müddet için­de tekarrüb vuku bulduğu takdirde ise üç keffaret icab eder. Çünkü ye­min, müteaddid bulunnıuşdur.

428 - : l'lânın müddeti, evvelce beyan    olunduğu üzere i'lâi mü-neccez de yemin ânından, i'lâi muallâk da şartın vukuundan, İ'lâi muzaf da izafe edilen vaktin hululünden itibaren başlıyacağı gibi istisnayi havi bir i'lâda da müstesna olan zamanı müteakib başlar. Şöyle ki :

Bir kimse, zevcesine hitaben «Vallahi sana bir sene tekarrüb etmi­yeceğim bir gün müstesna» dese derhal i'lâ müddeti başlamaz, belki o sene içinde bir gün tekarrüb eder ve senenin hitamına kadar da en az dört ay kalmış bulunursa tekarrüb gününün gurubundan itibaren i'lâ vü­cude gelir ve illâ i'lâ-tahakkuk etmez.

Kezalik : «Sana bir sene tekarrüb etmiyeceğim bir defa müstesna» veya «Sana bir defadan başka bir sene tekarrüb etmem» diye yemin edildiği surette de bir defa tekarrübden sonra seneden henüz dört aywel daha ziyade bir müddet kalmış ise tekarriibü müteakib i'lâ vücude jejmiş olur.

Sene zikredilmek sizin «Sana tekarrüb etmem bir gün müstesna» I diye yemin edildiği takdirde de tekarrüb vuku bulmadıkça i'lâ vücude gelmez. Tekarrüb vuku bulunca da bir müebbed i'lâ vücude gelmiş olur. (Çünkü müstesna olan günün mabadı için bir gaye yokdur.

429 - : Bir kimse, iki zevcesine hitaben «Vallahi size - ikinize tekarrüb etmem» dese her ikisi hakkında da derhal i'lâda bulunmuş olur. Binaenaleyh ikisine de tekarriıb etmeksizin aradan dört ay geçince her biri hakkında bir talâkı bain vücude gelir. Müddet içinde ikisine de tekarrüb ederse i'lâ bâtıl olub bir keffareti yemin icab eder. Fakat müd­det içinde yalnız birine tekarrüb ederse keffaret lâzım gelmez. Çünkü yemin, her ikisine mukarenet hakkındadır. Amma tekarrüb etdiği ka­dın hakkında i'lâ bâtıl olursa da diğeri hakkında i'lâ hâli üzere baki ka­lır. Çünkü mahlûfün aleyh -olan mukarenet kısmen bulunmuşdur. Bedayi, Hindiyye.

« (Edmmei selâseye göre i'lâ müddetinin mürurunu müteakib he­men talâk tahakkuk etmez. Belki mulî, zevcesine rücu ile onu ric'iyyen tatlik arasında muhayyer olur. Bunlardan birini iltizam etmezse hâkim, kendisini bunlardan birini kabule icbar eder. Yine imtina ederse hâkim, aralarım bir talâkı rie'î ile ayırır.

İmam Ahmedden diğer bir rivayete göre hâkim, talâka hükm ede­mez, belki zevci habs ve tazyik eder, tâ ki ya rücuda veya talâkda bu­lunsun, imam Şafiîden de bu veçhile bir kavi mervîdir.

Mulî üzerine vacib olan talâk, bir talâkı ric'îden ibaretdir. Bunu is­ter mûlı ika etsin, ister hâkim ika etsin müsavidir.mam Ahmedden bir rivayete göre de hâkim tarafından ika edilecek talâk ile beynunet vukua gelir. Çünkü talâkı ric'î ile zarar mühdefl ol­maz.

Mekhulden, Zuhrîden ve.Ebubekr tbni Abdirrahmandan mervî oldu­ğuna göre de ilâ neticesinde bir talâkı ric'î tahakkuk eder. Minehül'ce-İîl, Tuhfetül'muhtaç, Elmuğni, Bedayi.)

(Zahiriyye mezhebine göre hâkim, i'lâda bulunan şahsı huzuruna celb ederek zevciyyet münasebetinde bulunmasını emr ve kendisine ye­mininden itibaren dört ay müddet tayin eder. Kadın, bunu gerek taleb etmiş veya buna razı olmuş bulunsun ve gerek bulunmasın. Mûlî, bu müd­det içinde zevcesine mukarenetde bulunursa artık kendisine bir şey ya­pılmaz. Fakat imtina ederse bu müddetin nihayetini müteakib hâkim, kendisine ya rücuda bulunması veya kadını boşaması için kötekle cebr eder, ölmedikçe bundan kurtulamaz. Meğer ki mücameatden âciz bulun­sun. O takdirde İisanen rücu etmesini, kadınla güzel muaşeretde bulun­masını veya onu boşamasını hâkim, kendisine emr eder. Fakat hâkim talâka hükm edemez, hükm ederse muteber * olmaz, ELmuhallâ.) [11]

 basa dön

 

İ'lanın Hükmünü Tptal Eden Şeyler :

 

430 - : l'lâyı inhilâle uğratan, i'lânın hükmünü    tamamen    veya kısmen, yani  : hem bir ve hem de hins hususunda veyahut yalnız bir hususunda ibtal eden şeyler, aşağıdaki meselelerde    görüleceği    veçhile vaktin müruru, üç talâkın vukuu, mahlûfün aleyhin fevti ve müddet için­de fey' =  rücu vukuudur.

431 - : Muvakkat olan bir i'lâ, vaktin geçmesile tamamen   bâtıl olur. Bu müddet, gerek dört aydan ziyade olsun gerek olmasın.

Binaenaleyh mûlî, bu müddet içinde tekarrübde bulunursa kendi­sine keffaret lâzım gelir. Bulunmazsa müddetin mürurüe beynunet ta­hakkuk eder, artıık i'lâ, İnhilâle uğrayıp hiç hükmü kalmaz. Yani : bun­dan sonra nikâh tecdid edilib de tekarrüb vuku bulsa keffaret lâzım gelmez, tekarrüb vukuibulmaksızın dört ay geçse beynunet vuku bulmaz. Çünkü bir vakit ile muvakkat olan şey, o vaktin vücude gehnesüe niha­yete erer.

432 - : Mutlak veya müebbed olan bir i'lâ, mücerred vaktin mü-rurile bâtıl olmaz. Bu müddet, bilâ tekarrüb geçince beynunet husule ge­lir, badehu nikâh tecdid edilir de yine bir i'lâ müddeti bilâ tekarrüb ge­çerse tekrar beynunet tahaikkuk eder.

433 - : Üç talâk vukuile i'lâ kısmen bâtıl olur. Şöyle ki:

Bir kimse, zevcesini müebbed bir i'lâdan sonra üç talâk ile tatlik etse veya kadın hakkında bu i'lâden dolayı üç talâk tahakkuk etse de tahlilden ve nikâhı tecdidden sonra bilâ rücu dört ay daha geçse artık beynunet vaki olmaz. Fakat tekarrüb vuku bulursa keffareti yemin lâ­zım gelir.

Bu, îmamı Âzam ile Imameyne göredir. Çünkü filhal kaim olan bir mülki nikâha aid üç talâkın istifa edilmesile yemin inhilâle uğramış olur. İmam Züfere göre bu halde tahlilden, nikâhı tecdidden sonra da i'lânın hükmü tamamen devam eder, aradan bilâ tekarrüb dört ay geçince yi­ne beynunet vücude gelir. Mezkûr talâkların istifa edilmiş olmasile ye­min bâtıl olmuş olmaz.

434 - : Müöbbed i'lâdan dolayı dört ayın bilâ rücu geçmesile bey­nunet hââıl oldukdan sonra zevce, iddetini müteakib başkasile izdivaç ve bilâhare ondan da iftirak edib de tekrar mûlî ile tecdidi nikâhda bu­lunsa i'lânın hükmü ıbil'ittifak tamamen avdet eder. Şu kadar var ki, hu i'lânın hükmü, îmamı Âzam ile İmam Efou Yuaüfe göre yeniden üç talâk ile, İmam Muhammede göre de baki kalan iki talâk ile avdet et-mig olur. Çünkü bu iki zata göre ikinci zevcin mukareneti, üç talâkı hedm ve izale efdiği gibi bir ve iki talâkı da hedm eder. İmam Muham­mede göre ise bir ve iki talâkı hedm etmez.

435 - : Mutlak veya müebbed suretde yapılan i'lâdan sonra müd­detin bilâ riicu geçir esile beynunet hâsıl olub da nikâh tecdid edilmek­sizin henüz iddet baki iken dört ay daha mürur edecek olsa artık başka bir talâk vaki olmaz. Çünkü bu iddet içinde zevcin tekarrübe salahiyeti yokdur ki, bunu terle etmiş olmasından dolayı zalim sayılarak hakkında ceza tekerrür etsin.

Amma mûlî, müddet içinde zevcesini bainen tatlik ve badehu tezev-vüc edib de bu müddet bilâ rücu geçecek olsa bu kadın, sabık i'lâya mebni bir talâk ile daha mübane olur.

Kezalik : Bainen 'boşadıkdan sonra tezevvüc etmeyib de henüz id­det içinde iken i'iâ müddeti bilâ rücu geçecek olsa yine bir talâkı bain tahakkuk eder. Çünkü i'iâ, ibane ile bâtıl olmaz.

Bu mesele, İmamı Âzam ile İmameyne göredir. îmam.Züfere göre bu ikinci talâk tahakkuk etmez.

436  - : İ'iâ, i'tak veya talâk gibi mahlûfun aleyhin fevt olmasile de bâtıl olur.

Meselâ : Bir kteıse, zevcesi hakkında «Eğer ona takarrüib edersem,-fülân kölem azad olsun» veya «Fülân refikası boş olsun» deyib de ba­dehu o kölesi veya o refikası ölse veya köle satılsa, o refika da. tatlik edilerek iddeti nihayet bulsa artık müddetin bilâ rücu geçmesile beynunet tahakkuk etmez.

Fakat daiha tekarrüb vuku bulmadan o satılmış köle, mûlînîn mül­küne bir veçhile tekrar girse i'lânın hükmü avdet eder, bilâ tekarrüb,, müddetin geçmesile beynunet hâdisesi vücude gelir. Çünkü ceza, filhal kaim olan mülk ile tekayyüd etmez.

§ayed bu köle, mûlînin mülküne tekarriıbden sonra avdet ederse artık i'lânın hükmü avdet etmez. Çünkü i'iâ, tekarrüb ile bâtıl olmuş, yani : inhilâle uğramış olur.

437 - : İ'lânın hükmü, müddet içinde vuku bulacak fey' ile de bâ­tıl olur.

Fey den maksad, mûlînin mûlâ anha olan zevcesine i'iâ müddeti içinde fi'len veya kavlen rücu etmesidir. Binaenaleyh fey'in vak­ti, i'iâ müddeti esnasıdır.

Fi'len rücu, mücameate muktedir olan bir mûlînin zevcesine cihazı tenasülünden bilfi'l tekarrübde bulunması suretile müracaat etmesi de-mekdir.

Böyle filenmüracaate muktedir olan bir mûlînin kavlen mürecati kifayet etmez.

Kavlen rücu, aralarında i'iâ bulunan zevç ile zevceden birine veya her ikisine ait bir aczi hakikîden dolayı bil'fiil tekarrüb müteazzir oldu­ğu takdirde zevcin zevcesi hakkında «Rucu etdim», «î'lâyı ibtal efdim» demek gibi bir tabir ile müracaat etmesidir. Böyle kavlen rücua İşhad edihnesi müstahsendir. Çünkü ileride ihtilâf vukuuna meydan verilme­miş olur.

438 - : î'lâda kavlen rücunun kifayeti için göylece üç şart vardır:

(1) : Zevç ile zevceden birinde mücameate mani olacak derecede bir aczi hakikî bulunmalıdır. Meselâ : Zevceynden biri mukarenete mani bir derecede hasta olsa veya zevç, mecbub veya zevce, retka veya mü­cameate mütehammil olamıyacak derecede çocuk olsa veya kadın ile ko­cası arasında dört ay içinde mülakat kabil olmayacak derecede bir me­safe bulunsa veya zevce nâşize olub kocasından gizlense veya zevç bak-sız yere veya zevce haklı veya haksız yere mahbus olarak içtimaları ka­bil bulunmasa kavlen rücu kifayet eder ve illâ etmez.

(2)  : Aczi hakikî, illâ zamanım tamamen muhit olmalıdır. Binaenaleyh i'lâ müddeti çıkmadan aciz zail olsa fi'len rücu lâzım

gelir, kavlen rücu bâtıl olmuş olur.

Kezalik : İ'lânın bidayetinde fi'len rücua müsait bir zaman bulun­duğu hâlde bu veçhile rücu yapılmayıb da bilâhare aciz vücude gelse kavlen rücu kifayet etmez. Çünkü bu takdirde zevç, zevcesinin huku­kuna evvelce tecavüz etmiş olacağı cihetle muahharan tahaddüs eden acizden dolayı mazur sayılmaz.

(3) : Kavlen rücu vaktinde zevciyyet kaim olmalıdır. Binaenaleyh mûlî, zevcesini bainen tatlik etdiği takdirde artık idde-

ti içinde kavlen rücuu kifayet etmez. Binaenaleyh nikâh tecdid edilme-yib de'i'lft müddeti bilâ rücu mürur edince i'lâdan dolayı beynunet ta­hakkuk eder.

439 - : Kavlen rücu için aczi hükmî kifayet etmez.  Zevcin hac için ihrama girmiş olması gibi. Çünkü bu takdirde mûlî, 'bilfiil rücua ka­dirdir. Bundan imtinaı takdirinde zevcesine gadr etmiş olur.

Vakıa ihram sebebile bir hakkullah tahakkuk etmigdir, buna riayet de lâzımdır. Fakat bilcümle hakkullahdan dolayı hakkı ibad sakıt olmaz. Çünkü Hak Tealâ ganîdir, abd ise nıuhtaedır.

Bu, İmamı Azam ile İmameyne göredir. İmam Züfere göre aczi hükmî takdirinde de kavlen rücu kifayet eder. Çünkü usuli şeriate na­zaran aczi hükmî, aczi hakikî gibidir. Nitekim halvetin sıhhati hususun­da manii hakikî ile manii şer'î = hükmî müsavidir.

440 - : Fi'len fey - rücu ile i'lânın hükmü tamamen bâtıl olur. Binaenaleyh müddet içinde fi'len rücu vuku bulunca mûlî,  hanis

olarak üzerine keffaret lâzım gelir, yemin de zail olarak artık beynu­net vukuuna mahal kalmaz. _

441 - : Kavlen = fey rucu ile i'lânın hükmü kısman bâtıl olur. Şöyle ki: Mûlî, böyle kavlen rücuundan dolayı yemininde bar olmakdan çıkmış sayılır. Artık müddetin bilâ tekarrüb geçmesile bey-nunet husule gelmez. Fakat bilâhare tekarrüb vuku bulursa keffareti yemin lâzım gelir. Mûlî, keffaret bakımından hanis bulunmuş olur. Böy­le kavlen rücu, 'hanis ölmakdan kurtulmak hususunda muteber değildir.

442 - Zevç ile zevce, rüeuun vukuunda ihtilâf etseler henüz müd­det çıkmamış ise söz, rüeuun vukuunu iddia eden zevcin olur. Çünkü rücua henüz kadirdir, zahiri hal lehine şahadet eder. Fakat müddet çık­mış ise söz, rücuu inkâr eden zevcenindir. Zira bu takdirde zahiri hal, zevcenin lehine şahiddir.

443 - îrtidad ile i'lânın hükmü bâtıl olmaz. Binaenaleyh mûlî, bil'irtidad darı harbe iltihak, sonra da islâmiye-te avdetle nikâhı tecdid eylese i'lânın hükmü devam eder. Ziharda da hüküm böyledir. Çünkü gayri müslimlik, i'lânın, zihann inikadına ibti-daen mani olmadığından bekaen de mani olmaz. Zira beka, ihtidadan esheldir.

Bu mesele, tmami Azama göredir, imam Ebu Yûsuf e göre ilâ da, zihar da bu irtidad ile sakıt olur. Çünkü gayri müslimlik, i'lâ ile ziha­nn sıhhatine ibtidaen mani olduğundan bekaen de manidir. Bedaî, Bah­ri Raik, Hindiyye.

« (Malikîlere göre i'lânın inhilâli aşağıdaki suretlerden birile ola­bilir:

(1) : Itkına yemin edilen rakabenin herhangi bir sebeple mûlî-nin mülkünden çıkmasile i'lâ, münhal olur. Şöyle ki:

Bir kimse «Zevceme tekarrüb edersem şu kölem azad olsun» dedik­ten sonra o köle, ölse veya satılsa i'lâ zail olur. Şu kadar var ki, mûlî, bundan sonra da tekarrübden imtina ederse kendisine ledettaleb bir müddet verilmeksizin talâka hükm edilerek kadının mutazarrır olma­sına meydan verilmez.

Fakat i'lâ, muvakkat veya müebbed olup da köle, irsden başka bir vechiîe mûlînin mülküne avdet ettiği ve i'lâ müddetinden henüz dört aydan ziyade bir vakit de bulunduğu takdirde i'lâ, avdet eder. îrs yo-liyle kölenin avdeti ise cebri olduğundan i'lânın avdetine sebep olmaz.

(2) : Talâkına yemin edilen kadının zevali zevciyetile de i'lâ, mün­hal olur. Meselâ: Bir kimse «Zeynefo adındaki zevcesine tekarrüb eder­se İffet namındaki refikası boş olsun» diye yemin edib de badehu iffe­ti müneccezen boşayarak iddeti nihayet bulsa artık i'lâ çözülmüş olur. Fakat iffeti tekrar tezevvüc ederse bakılır: Eğer i'lâ, müebbed ise ve­ya muvakkat olub da henüz dört aydan ziyade bir müddet mevcud ise Zeyneb hakkındaki i'lâ avdet eder. Amma iffeti üç talâk ile boşadıkdan sonra badettefhlil tekrar tezevvüc ederse i'lâ avdet etmez. Çünkü talâk, mahlûfün biha hakkında' gayesine ermişdir. Şayed i'lâdan sonra Zeynebi üç talâk ile bogayıb da zevci ahardan sonra tekrar tezevvüc eder, iffet de nikâhı altında bulunmuş olursa i'lâ yine avde tetmiş olur.

(3) : Keffareti yemin intâcil edilmesi ile de i'lâ münhal olur. Şöyle ki : Bir kimse, zevcesine tekarrüb etmiyeceğine dair Allah Tealâya kasem suretile veya nezri mutlak suretile yemin edib de badehu i'lâ müddeti geçmeden keffareti yeminde bulunsa i'lâ zail olur.

Yukarıda yazılan üç suretden birile i'lâ inhilâle uğradılmadığı takr dirde bizzat zevce veya cariye olan zevcenin efendisi, fey = rücu talebi­ne müstahik olur.

Bu feyden maksad, zevceye halâl bir zamanda cehazı tenasülünden mukarenetdir. Zevce, bir bikr olduğu takdirde iftizaz = izalei bikr de lâ­zımdır. Hayz halinde mukarenet, haram olduğundan bununla i'îâ, münhal olmaz.

Zevç ile zevceden birinde mukarenete aklen, adeten veya şer'an mâ­ni' - cüb, retak, habs, maraz, hayz, ihram gibi bir hal bulunsa ba­kılır : Eğer mahlûfün bih = kendisine and içilen şey, talâkı bain, mu­ayyen rakabenin i'takı veya ismullah veya nezri mutlak ise i'lâmn in hilâli için tatük, i'tak veya keffareti yemini ita lâzım gelir. Amma ta­lâkı ric'î, gayri muayyen bir rakabeyi itk veya muayyen bir sadaka veya âtiye aid bir oruç gibi filhal keffareti kabil ve nafi olmayan bir şey ise i'lâmm inhilâli için kavlen rücu icab eder. Yâni' : mûlî için bu halin, zs-valini müteakib mukarenetde bulunacağına dair vaidde bulunmak lâzım gelir.

(4) : Zevce İ'lâdan dolayı rücua aid mütalebe hakkını iskat edip ko­casının mukarenet etmemesine razı olsa da bilâhare bu hakkını yine ta-leb edebilir.

Taleb vukunda î'îâ müddeti geçmiş ise hâkim, ric'iyyen talâka hükm eder. Zevç de iddet içinde i'lâyı inhilâle uğratmak şartile müracaatde bulunabilir. Fakat böyle bir inhilâl bulunmazsa müracaat, mülga olub kadm, üçüncü âdetini görmeğe başlayınca beynunet hâsıl olur, başkasile evlenebilir. Minehül'celîl, Ebülberekât).

fŞafiîlere göre de i'lânın devamı ve inhilâli şu veçhiledir :

(1) : Müddet içinde mukarenet vuku bulursa yemin   münhal ve i'lâ fevt olur. Mukarenet bulmadan müddet nihayet bulursa rücu ile talâkı taleb hakkı .yalnız zevceye aid olur. Zevce, sagîre veya mecnune olursa bulûğ ve ifakatine intizar olunur. Zevcenin velîsinin veya efendisinin rau-talebeye hakkı yokdur. ,

(2) : Mutlak i'lâ -müdeti, menkûhe hakkında i'lâ vukundan, ricivyen mutallâka hakkmda ric'at tarihinden,  mürtedde hakkında irtidadın  zevali ânından, sagîre ve marîza hakkında da çocukluğunun ve hastalığın zevalinden itibaren cereyana başlar. Dört ay tekarrüb bulunmaksızın tam olunca zevç, tatlik ile rücu beyninde muhayyer bırakılır.

(3) : Mukarenete mani olub nikâhı ihlâl etmeyen   oruç, ihram gibi şer'î ve maraz, cünûn, habs gibi hissî bir mania zevç tarafında bulunsa i'lâ müddetinin cereyanına mani olmaz. Çocukluk, hastalık gibi hissî bir mania zevce tarafında bulunduğu takdirde ise müddetin cereyanına ma­ni olur. Bu mania zail olmadıkça i'lâ müddeti cereyana başlamaz. Nüşuz hali de böyledir.

(4) : Maraz, cünûn gibi hissî bir mania, zevce de i'lâ müddeti esna­sında tahaddüs etse müddetin cereyanını kat ve izale eder, zevalini mü-teakib müddet yeniden başlar. Diğer bir kavlegöre de mütebaki müddet bu zevali müteakib devama başlar.

Zevcede bulunan veya bilâhare tahaddüs eden hayz, nifas, nafile oruç gibi şer'î manialar, İ'lâ müddetinin cereyanına bir mani teşkil etmez. Fa­kat esah olan kavle nazaran ihram, farz namaz ve zevcin İznile^ olan iti-kâf, bu müddetin cereyanını men ve kat eder.

(5) : Zevcede mukarenete mani bir-maraz veya hayz, nifas, ihram, farz oruç gibi bir    hal bulundukça zevcinden    rücu veya talâkı isteye­mez.

(6) : Zevç, müddet içinde rücu edebileceği gibi müddetin hitamından sonra da rücu edebilir. Çünkü zevç, dört aym geçmesini müteakib mu­hayyer olacağından dilerse Hâsından rücu eder, dilerse rücu etmiyerek ta­lâka razı olur.

(7) : Zevcde mukarenetden mutazarrır   olacak suretde maraz gibi bir tabiî mani bulunursa kavlen rücuda bulunmakla mütaleb olur. Kavlen rücu «Kaadir olduğum zaman mukarenetde bulunacağım» demek gibi bir tarzda yapılır. Bu veçhile zevç, nedametini izhar etmiş, zevcesine bir nevi tarziye vermiş, yapmış olduğu ezadan vaz geçmek istediğini göstermiş olur.

Fakat zevcde ihram gibi, farz oruç gibi bir manii şer'î bulunursa asıl mezhebe göre kavlen rücu etmesi kifayet etmez. Bu halde zevcesini tatlik etmesi kendisinden istenilir.

(8) : Zevç, i'lâdan sonra zevcesine mukarenet ederek yemininde hâ-nis olunca bakılır : Eğer talâk ve itak gibi bir şeye talik suretile yemin etmiş ise o şey tahakkuk eder. Ve eğer ismi ilâhiye kasem suretiyle ye­min etmiş ise kendisine keffareti yemin lâzım gelir. Ve eğer hac, oruç, sa­daka gibi kurubattan bir şeye yemin etmiş ise o şeyi ifa ile keffareti ye­min arasında muhayyer olur. Tuhfetül'muhtaç.)

(Hanbelî fukahasma gelince bu zevata göre de mutlak i'lâ müddeti, vemin zamanından başlar, hâkimin müddet tayinine muhtaç olmaz. Aradan bilâ tekarrüb dört ay geçtiği takdirde - evvelce beyan olunduğu üze­re - zevcenin talebile hâkim, zevce rücuda bulunmasını ve bundan imti-nâı takdirinde zevcesini boşamasını eiîır eder. Zevç, bundan da imtina edince 'hakim talâka hükm eder;

(1) : Hâkimin yapacağı talâk, bir talâkı ric'îdir. Zevç iddet içinde müracaat edebilir. Maamafih hâkim muhayyerdir. Dilerse iki veya üç ta­lâk ile de hükm edebilir. Zira hâkim, talâk hususunda zevcin makamına kaim olmuş, onun salâhiyetine malik bulunmuş olur. Hâkim, dilerse fes­he de hükm edebilir.    Fesh halinde talâkın adedleri tenakus etmemiş olur.

(2) : î'lâ yapan da müddet içinde mukarenete mani habs gibi; ih­ram gibi bir özür bulunsa müddetin cereyanına mani olmaz. Fakat zevce de çocukluk, maraz, habs, gaybubet, nüşuz, cünun, nifas, ihram, farz iti-kâf ile siyam gibi mukarenete mani bir özür bulunsa bakılır : Eğer bu Özür, i'lânın mebdeinde mevcut ise müddet, bu özrün zevalinden itibaren başlar. Amma müddet esnasında arız olmuş ve yemin edilen müddetten henüz dört aydan fazla bir vakit kalmış ise i'lâ müddeti, bu özrün zeva­linden itibaren yeniden başlar, geçmiş günler hisaba dahil olmaz. Dört ay veya daha noksan bir vakit kalmış olduğu takdirde ise i'lânın hükmü sa­kıt olur. Hayz hali ise i'lâ müddetinin cereyanına asla mani değildir.

(3) : i'lâ müddeti nihayet bulduğu halde zevcede hayz gibi, ihram gibi mukarenete mani bir Özür bulunsa bunun zevaline kadar rücu ve ta­lâk talebine hakkı olamaz. Fakat maraz gibi, ihram gibi veya mazur gö­rülecek habs gibi mukarenete mani bir özür zevç canibinde bulunsa fil-hal kavlen rücu ile memur" olur. Edasından âciz bir borcdan dolayı veya haksız yere vuku bulan habs, bu kabildendir. Haklı yere olan habs halin­de ise fi'len rücu lâzımdır, kavlen rücu kifayet etmez. Aksi takdirde talâk cihetine gidilmez.

(4) : î'lâ müddeti nihayet bulduğu halde mûlî, başka bir beldede bu­lunsa bakılır : Eğer yolda emniyet var ise ya zevcenin yanına gelmesi ve­ya zevcesini yanma götürmesi kendisine teklif olunur. Böyle yapmazsa ta­lâk cihetine gidilir. Fakat yol korkunç bir halde olur veya kendisinde fi'­len fey'e mani bir özür bulunursa lisanen rücu lâzım geHr.

(5) : Zevce, rücu veya talâk hakkını istemeyib de kocasını af etse bu hakkı bir rivayete göre sakit olur. Diğer bir rivayet ve ihtimale göre sa­kıt olmaz. Çünkü isteyiş, zararı def içindir. Zarar teceddüd ve tevali edin­ce bu hak da devam eder. Binaenaleyh kadın, tou affından rücu edebilir. Nitekim af edilen nafakadan rücu da bu kabildendir.

(6) : Zevç, i'lâdan sonra rücuda bulunsa bakılır : ilâ, kasem sure­tile yapılmış ise keffaret lâzım -gelir. Ekser ehli ilmin içtihadı bu vechi-dir. Diğer bir kavle göre keffaret lâzım gelmez. Hasanı Basrînin kavli de böyledb.

t'lâ, itka veya talâka talik suretile yapılmış ise mukarenet vukuile muallâkun aleyh olan ıtk veya talâk tahakkuk eder. Şayet i'lâ, bir nezr veya sadaka, savm, salât, hac gibi taat üzerine talik suretile yapılmış ise i'lâ yapan, rücudan sonra muhayyer olur, dilerse bunları ifa eder,ve di­lerse keffareti yemin ile iktifa eyler. Çünkü bu, licac ve gazabdan mün-bais bir nezrden ibaret olduğundan bunun hükmü bu veçhiledir. Elmuğnî. Keşşaf ül'kına.) [12]

 basa dön

 

Kefareti İ'lanen Mahiyyeti :

 

444 - : riâdan dolayı icab eden keffaret, bir keffareti yeminden iba-retdir. Bu kefaret ise alel'itlak bir rakabe - köle veya cariye azad et­mek veya on fakiri it'am veya rksa eylemekden, bunlardan aciz halinde de üç gün muttasıf oruç tutmakdan ibaretdir.

« (Eimmei selâseye göre bu orucda ittisal ve tevali şart değildir.)

445 - : On fakire it'am veya iksa kâfi olduğu gibi bir fakire on gün it'am etmek de kâfidir.

Bu it'am,fakirleri sabahlı ve akşamlı doyurmak suretile olur. Bu hu-susda katıksız sade buğday ekmeğile it'am da kâfidir.

On günlük taamın bedelini bir günde on fakire veya on günde bir fakire vermek de caizdir. Bir sadakai fıtr, bir günlük taama muadildir. Yani : her günlük taamın bedeli, buğdaydan yarım sa', arpadan bir sa'dır. Bunların kıymetini vermek de kifayet eder. Bir sa'dan murad, bin kırk dirhem mikdarıdır.

446  - : Kisvenin aşağı mikdarı, bedenin tamamını setr eder ve or­ta haili kimselere münasib olub üç aydan ziyade dayanabilen bir parça li~ basdır.

Bu, îmam Âzam ile In>am Ebü Yusüfe göredir. İmam Muhammede göre bedeni üryan sayılmayacak derecede setr eden, kendisile namaz kılı-nabilen bir parça libasdan ibaretdir. Kadınlara verilecek libas ile beraber bir de hımar - baş örtüsü bulunmalıdır. Çünkü "kadınların başları avret­tir, açık olduğu halde namaz kılamazlar.

447 - : Keffareti yeminin masrafı, zekâtın masrafı gibidir.

Binaenaleyh zekât kimlere verilebilirse keffareti yemin de onlara ve­rilebilir. Bunlar ise ihtiyaçlarından başka nisab mikdarı mala, yani : en az yirmi mıskal altına veya,iki yüz dirhem gümüşe veya bunların kıymet­çe muadillerine malik bulunmıyan müslim fakirlerdir.

448 - : Yemin edenin yesar ve fakirlik halleri, hanis olduğu zamana göre değil, keffareti eda edeceği zamana nazaran muteber olur.

Binaenaleyh bir kimse, yemininde hanis olduğu zaman rakabe azad etmeğe veya it'am veya iksaya kadir olduğu halde keffareti eda zamanın­da bunlardan âciz bulunsa keffaretini oruç ile eda eder.

Bilâkis hanis olduğu zaman fakir iken keffareti eda zamanında ra­kabe tahririne veya it'am ve iksaya kadir olsa oruç ile keffaretde bulun­ması kifayet etmez.

(imam Şafiîye göre bu hususda yemin eden şahsın hanis olduğu zamandaki vaziyeti nazara alınır. Keffaret vereceği zamana itibar olun­maz.)

449 - : Oruç ile keffaretin cevazı için bu oruç müddetince acz de­vam etmelidir. Şayed henüz üç gün oruç tamam olmadan rakabe tahriri­ne veya ifam ve iksaya kudret hâsıl olsa oruç ile keffaret, kifayet et­mez.

450 - : Yemine muhalif hareketle hanisiyyet husule gelmedikçe kef­faret yapılamaz. Bu muhalefetden evvel yapılan keffaret; bir kurbet, bir sadaka sayılırsa da kefaret yerine kaim olamaz. Çünkü keffaret, bir raa1-siyyet ve cinayetin af ve setri içindir. Hanisiyyetden mukaddem ise böyle bir ma'siyyet tahakkuk etmiş değildir.

{îmam Şafiîye göre mal ile olan keffaret, hanisiyyetden mukaddem de verilebilir.)

451 - : Halâli tahrim, bir nevi yemindir.

Binaenaleyh bir kimse, halâl olan bir şeyi kendisine haram kılsa, meselâ : «Şu malım, şu elbisem veya şu cariyem veya fülânın şu malı şu mülkü bana haram olsun» dese de bilâhare o şeyi ibahede bulunsa, yani : onu kendisine mubah kılmaya kalkişsa üzerine keffareti yemin lâ­zım gelir. Çünkü bu suretle yemin, mün'akid olub o şey ligayrihi haranı olmuş olur.  (îmam Şafiîye göre bu suretle yemin mün'akid olmaz. Çünkü bu. kalbi mevzu demekdir. Binaenaleyh bundan dolayı keffareti yemin lâzım gelmez. Şu kadar var ki, bundan zevceler ile cariyelerin haram kılınma­ları müstesnadır.) Bedayi, Kenz şerhi Aynî, Dürri Muhtar, Reddi Muh­tar, Hindiyye. [13]

 basa dön

 

L'lanın Sebebi Ve Hakkındaki Ahkâmın Hikmeti Teş-Rüyyesi :

 

452 - : î'lânın sebebi, çok kerre zevç ile zevce arasında zuhur eden bürudetden, huşunetden, sui imtizacdan ibaretdir: Bu bakımdan i'lâ mek-ruhdur, mezmumdur, uhrevî mes'uliyeti calibdir.

Fakat i'îâ hâdisesi, meselâ çocuğunu henüz emzirmekte bulunan bir zevcenin - yeniden çocuğa kalmasından korkması veya mücameatden tab'an müctenib bulunması gibi bir sebebe mebni - rızasına mükarin o-lursa mekruhiyyet kalmaz. î'lâ, bazan da bir tecrübei nefs maksadına müstenid bulunur. Şöyle Bir kimse, zevcesinden her nedense iftirak etmek emelinde bulunur, bu iftiraka taahmmül edib edemiyeceğini anlamak için bir müddet mu-karenetde bulunmıyacağına yemin eder, bu müddet esnasında hem muka* renetin maslahata muvafık olub olmıyacağını düşünmeye müsaid bir va­kit bulur, hem de zevcesine olan temayülâtının derecesini anhyarak ona göre kararım verir.

riânın ahkâmına müteveccih olan hikmeti tesriiyyeye gelince i'lâ, haddi zatında zevcenin hukukuna bir tecavüz demekdir. Bu cihetle bir nevi zulümdür. Bu zulmün cezasız kalması, dairesinin tevessüüne mey­dan verir, bir takım kimselerin böyle bî insafâne hareketlerde bulunma­larına cür'etbaş olur. Binaenaleyh i'lâda bulunan şahıs, yaptığı yemîne riayet etmediği takdirde keffaretle veya deruhde etdiği cezanın tahak-kukiîe müateb olur. Yemininde sebat ederek refikasının zararına meydan verdiği takdirde de nikâh nimetinden mahrum kalır, zevcesile aralarında beynunet hâsıl olarak kadın zulümden kurtulur.

Fukahai kiramın beyanatına nazaran i'lâ, zamanı cahiliyetde bh muaccel talâkı bain idi. Şeriati islâmiyye, bunu müeccel bir talâkı bain kılmış, zevciyyet rabıtasının hemen çözülmesine müsaade etmeyib dört ay gibi her veçhile işin neticesini düşünmeye kâfi bir müddet ile takyid etmişdir.

Diğer bir rivayete göre i'lâ müddeti zamanı cahiliyetde bir veya iki sene idi. Kadınlar bu uzun müddet içinde muallâk bir halde kalır, ne zevciyyet münasebetinden müstefid olur, ne de serbestisine kavuşarak başka birisile zevciyyet tesis edebilirdi.

Şeriati islâmiyye ise kadınların bu yüzden pek mutazarrır olacak­larını nazara almış, i'lâ müddetini dört aya hasr ederek bu mezmum ha­reket için bir mania vücude getirmiş, bununla beraber hem yeminlerin kıymet ve ehemmiyetini korumak, hem de kadınların hukukunu siyanet etmek hikmet ve  maslahatını istihdafda bulunmuşdur. [14]

 basa dön

 

Ziharin Mahîyyeti Ve Rüknü :

 

453 - : Ziharin mahiyyeti, ıstılah kısmında da yazıldığı üzere : Bir kimsenin kendi zevcesini veya onun rakabesini veya nısf, sülüs gibi bir uzvı şayiini kendisine nikâhı müebbeden haram bulunan bir kadına veya anın bakılması caiz olmayan bir uzvuna teşbih etmesi demekdir ki, böy­le bir teşbihde bulunan şahsa «Müzahir», kendisine teşbih edilen kadına da «müzaherün biha» denilir.

454  - : Ziharin rüknü, ziharı sarahaten veya   delâleten icab eden her hangi bir tabirdir ki, buna «müzaherün bih) denir.

Meselâ! «Sen bana veya bence anamın arkası gibisin», «Ben sana1 müzahirim», «Ben sana zihar etdinı», «Senin rakaben kız kardeşimin zah-ri =  arkası gibidir» tabirleri sarihdir.

Sen bana anamın batnı" veya "fahzi" veya "uzvı tenasülü gibisin" tabirleri de sarih tabirlere mülhakdır.

"Sen bana anam gibisin", "Sen bana anam gibi haramsın" sözleri de kinayatdan olub zihare delâlet eden tabirlerdendir.

455 - : "Sen bana haramsın" sözü, İmamı Azam ile İmam Ebu Yusüfe göre zihardan kinaye olabilir. Yani: Bununla zihara niyyet edilir­se zihar tahakk'uk eder. Fakat İmam Muhammede göre bununla zihar vücude gelmez. Çünkü bunda halftl, harama teşbih edilmiş değildir. El-bedayî.

"(Malikilere göre zihar, zevceyi veya cariyeyi veya bunlardan biri­nin her hangi uzvunu haram olan bir şeyin zahrine veya sair bir cüz' üne benzetmekdir. Bu tarife göre cariyeler hakkında da zihar carîdir.

Ziharda kullanılan tabirler, sarih ile kinaye kısınlarına ayrılır. Ne-seben, rızaen veya musareheten veya mülâaneten nikâhı müebbed suret-de haram olan bir kadının zahrine teşbih, sarihdir. Nikâhı müebbeden haram olan bir kadının zahrinden başka bir uzvuna veya herhangi bir ecnebiyyenin veya erkeğin zahrine yapılan teşbih de kinaye kısmına da­hildir.

Ziharı sarih, talâka sarf edilemez. Yani : Bununla yalnız talâk kasd edildiği iddia edilse de meşhur olan kavle göre tasdik edilmeyib yine zi­har tahakkuk etmiş olur. Fakat kinaye kısmile talâk kasd edildiği, iddia olunsa hem diyaneten hem de kazaen tasdik olunur.

«Sen bana validem gibisin», «Sen benim validemsin» tabirleri de ki-nayet kısmmdandır. Bunlar ile keramet ve ihtiram, şefkat veya ihanet itibarile teşbih kasd edilirse zihar tahakkuk etmez. Muhtasarı Ebizzi-ya, Şerhi Muhammedi Hırs'.)

«Şafiîlere göre zihar, zevceyi veya onun cismi, nefsi, bedeni gibi bir uzvunu nikâhı müebbeden haram olan herhangi bir kadına veya onun cismi, nefsi, bedeni, zahri gibi bir uzvuna teşbih etmekdir.

Göz, baş, ruh gibi uzuvlara yapılan teşbih ile zihar kasd edilmedikçe zihar tahakkuk etmez. Çünkü bunlar ile alelekser keramet ve ihtiram kasd edilir. «Sen benim validem gibisin» sözü deböyledir. Bununla hiç­bir şeye niyyet edilmediği takdirde ne talâk ne de zihar vücude gelmez. Çünkü asi olan, hürmet ve keffaretin ademidir.

Ecnebiyyeye, mutallâkaya, mülâaneye, hürmeti muvakkate ile ha­ram olan kadına ve herhangi bir erkeğe teşbih, lâguvdur, bununla zihar vücude gelmez. Tuhfetürmuhtac.)

(Hanbelîlere göre de zihar, zevceyi veya onun herhangi sabit bir uzvunu müebbeden veya muvakkaten nikâhı haram olan bir kadın veya o kadimn sabit bir uzvuna veya herhangi bir erkeğe veya onun sabit bir uzvuna teşbih demekdir.

Saç, diş, tırnak, kan, arak, gözyaşı gibi bir şeye teşbih ise zihar de­ğildir. Çünkü bunlar, gayri sabitdir. Zevce teşbih de böyledir. Keşşafül'kına'.)

(Zahiriyyeye göre zihar, yalnız zahr = arka tabirini zikr ile ve yal­nız valideye lâakal iki defa teşbih ile tahakkuk eder. Başka herhangi bir uzvu, herhangi bir şahsın bir uzvuna teşbih ile zihar vücude gelmez. El-muhallâ.) [15]

 basa dön

 

Ziharin Ehli, Mahalli Ve Şakaiti :

 

456 - : Zihârm ehli, şeraitini cami olan zevcdir. Zihârın mahalli de zevcdir.

Zihârm şeraitine gelince bunlar da müzahire, müzaherün minhâya. müzâherün bihaya ve müzaherün bihe aid olmak üzere şunlardır :

(1)  : Müzahir, hakikaten veya hükmen âkil, baliğ, müteyakkız ol­malıdır.

Binaenaleyh mecnunların, matuhların, medhuşjerin, mübersemlerin, mugmaaleyhlerin, naimlerin, gayri baliğlerin ziharları muteber değildir. Çünkü zihar, muzir tasarruflardan olduğu cihetle bunların bu gibi tasar­rufları sahih olmaz. Bu hususdaki hürmet hükmü,bunlara şâmil bulun­maz.

Fakat muhtînin, mükrehin, ve bil'ihtiyar müskiratdan birini kulla­narak sarhoş olan şahsın ziharı muteberdir. Çünkü bunlar, 'bükmen âkil ve müteyakkizdirler.

(2) : Müzahir, müslim olmalıdır. Çünkü bu hususdaki   nassi şer'î müslümanlara muhtesdir. Zihar ile muvakkat bir hürmet sabit olub kef-faret ile nihayet bulur. Bir gayri müslim ise keffarete ehil değildir.

(3)  : Müzahir, erkek olmalıdır.

Binaenaleyh bir kadın, kocasına karşı zi'harda bulunsa, meselâ : «Sen bana validemin zahri gibisin» dese bu, lâğv olur. Bununla ne hür­met ne de keffaret lâzım gelir, müfta bih, olan budur.

Fakat İmam Ebu Yusüfe göre buunla zihar vücude gelir. Araların­da mücameat vuku bulursa zevceye keffareti zihar eder. Haflen îbni Zi-yad'e göre de zevce hakkında yalnız keffareti yemin lâzım gelir.

(4) : Müzaherün minha, zevce olmalı ve teşbih onun ya tamamına veya nısım, rubu, sülüs gibi bir cüz'i şayiine veya re's, rakabe gibi şah­siyet yerinde kulanılan bir uzvuna aid bulunmalıdır.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine hitaben «Sen bana anamın arkası gi­bisin» dese müzahir olacağı gibi «Senin bağın» veya «Yarın validemin ar­kası gibidir» dediği takdirde de müzahir olmuş olur.

Fakat «Senin elin veya ayağın validemin arkası gibidir» dese bunun la zihar vücude gelmiş olmaz.

Ric'ıyyen mutedde de zevce hükmündedir. Anrnıa bâinen mütedde hakkında zühar cari olamaz. Çünkü beynunet ile zaten hürmet sabit oldu­ğundan zihar ile tahrime mahal yoktur. Cariye ile ecnebiyye de böyledir.

(5) : Müzaherün biha olan kadınlar. Müzahire nazaran nikahlan ne-seb rezâ, veya musaheret sebebile müebbeden haram olan takımdan olmalıdır.

Binaenaleyh neseben veya rezaan validelerile kain validelere, evlâ­dın zevcelerine, kız kardeşlere, halalara, teyzelere teşbih ile zihar tahak­kuk eder. Fakat zevcenin kız kardeşine, selâsen mutallâkaya veya bir mecusiyyeye teşbih ile zihâr vücude gelmez. Çünkü bunlardaki hürmeti nikâh; müebbed değildir, muvakkatdir, kabili zevaldir.

Kezalik : Birkimse, zevcesini kendi babasının veya oğlunun mezniy-yesine teşbih etse İmam Ebu Yusüfe göre müzahir olur. Çünkü bu ka­dının nikâhı kendisine müebbeden haramdır. Fakat İmam Muhammede göre müzahir olmaz. Zira bu kadının hürmeti mahalli ictihaddır. Nitekim kim kimse, zevcesini kendi mezniyyesinin validesine veya kızına teşbih etdiği suretde de zihâr vücude gelmez. Çünkü bu da mahalli ictihaddır, müzaherün biha olan bu kadın, müzahire müebbeden haram sayılmaya­bilir. Şafiiyyeye göre de zina ile hürmeti musahere sabit olmayacağı ma­lûmudur.

(6) : Müzaherün biha, nisa cinsinden olmalıdır.

Binaenaleyh bir kimse zevcesini kendi babasının veya oğlunun arka­sına veya herhangi bir uzvuna teşbih etse bununla zihar vücude gelmez. Çünkü zihar hakkındaki nas, nisa hakkında varid olmuşdur.

(7) :  Müzaherün biha, müzahir için bakılması  caiz olmayan zahr, batn, fahiz gibi bir uzuv olmalıdır.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesini kendisine nikâhı müebbeden haram olan kadınlardan birinin meselâ yüzüne, eline veya başına benzetse bu­nunla zihar vücude gelmiş olmaz.

(8) : Müzaherün bih olan söz, kinaî tabirlerden olunca bununla zi-hare niyyet edilmiş olmalıdır. Şöyle ki :. sarih tabirler ile olan ziharda niyyete ihtiyaç yokdur. Meselâ Bir kimse, zevcesine  «Sen bana vali­demin zahri gibisin» dese bununla myyete muhtaç olmaksızın zihar ta­hakkuk eder. Hattâ bununla keramet ve ihtirama, talâka veya i'lâya niy­yet edilmiş olsa da yine zihar vücude gelir. Çünkü bu tabir, ziharda sa-rihdir.

Kezalik : Bununla evvelce yapılmış olan bir zihr kasd edildiği iddia edilse diyaneten tasdik edilirse de kazaen tasdik edilmez.

Fakat «Sen bana validem gibisin» veya «Sen bana validem misilli­sin» denilse bu, niyyete muhtaç olur. Çünkü bu, bir kinaî tâbirdir.

Binaenaleyh zevç, bununla zihâre niyyet etmiş olunca müzahir olur. Talâka niyyet etmiş ise talâk vücude gelir. Yemine niyyet etmiş ise i'lâ tahakkuk eder. Mücerred kadr ve menzilte niyyet etmiş ise lâğv olub âdeta «Sen bence anam gibi muhteremsin» denilmiş olur.

Teşbih edatım hazf ile Sen benim anamsın», «Sen benim kızımsın» veya «hemşiremsin» denilmesi de böyledir. Şu kadar var ki zevceye bu veçhile hitab edilmesi, tahrimen mekruhdur.

(9) : «Sen bana validem gibisin» kinaî tabiriyle hiçbir şeye niyyet edilmediği takdirde bu söz, lâğv olur. Bununla zihar vücude gelmez.

«Sen bana validem gibi haramsın» tabiri ise mutlaka tahrimi müstel-zimdir. Bunun tayin için zevcin niyyetine müracaat olunur. Bununla ta­lâka veya zihare niyyet edilince o veçhile talâk veya zihar sabit olur. I'lâya niyyet edilmiş olunca da i'Iâ tahakkuk eder, hiçbir şeye niyyet edilmemiş olunca yine zihar vücude gelir. Elbedayi, Hindiyye, Dürri Muh­tar, Reddi Muhtar, FethüTkadîr.

 (Yukarıdaki meseleler, Hanefiyyeye göredir, imam Mâlike ve Za hiriyyeye göre bir cariyenin mevlâsı da cariyesi hakkında zihara ehildir. Bu cihetle cariye de müzaherün minha olabilir.

Eimmei selâseye göre de bil'ihtiyar sekrânın ziharı muteberdir. Fa­kat imam Şafiîye göre muhtîin, mükrehin ziharı sahih değildirîmam Ahmed'e göre de mükrehin ziharı muteber olmaz. Ebu Sevr ile Münzir'in kavilleri de böyledir.

imam Mâlik'e göre müzahirin müslim olması şart değildir. Fakat imam Şafiî ile imam Ahmede göre talâkı sahih olan her zevcin zihan da sahihdir. Binaenaleyh gayri müslimlerin talâkları muteber olduğundan ziharları da muteberdir. Zira bu hususdaki nas, mutlâkdır, gayri müs-limler ise hurumat kabilinden olan şerayi ile mükellefdirler, onların da i'tak ve it'am suretiyle keffaretde bulunmaları sahihdir.

Eimmei selâseye göre de kadın, müzahir olmaz. Fakat Zührî ile Ev-za'îye göre kadın da böyle bir teşbih yapınca müzahir olmuş olur.

Eimmei selâseye nazaran kadın, müzahir olamayacağından böyle bir teşbihde bulunmasından dolayı kendisine keffaret de lâzım gelmez. Fa­kat imam Ahmedden diğer bir kavle göre bu halde kadına keffareti ye­min lâzım gelir. §u kadar var ki, kadına rızasile tekarrüb bulunmadıkça bu keffaret icab etmez. Tekarüb ikraha mukarin olursa veya tekarrüb-den evvel talâk veya mevt vuku bulursa yine keffarete mahal kalmaz. Mâlikiyyeden tbnül'kasıma ve imam Ahmedden diğer bir rivayete göre müzaherün binanın nisa cinMnden olması şart değildir. Babamn ve­ya sair bir erkeğin veya bir meytenin veya bir behimenin arkasına teşbih ile de zihar vücude gelir. Fakat imam Ahmed'den diğer bir rivayete göre bununla zihar vücude gelmez. Ekseri ulemanın kavülleri de böyle-dir. Elmuğnî.) [16]

 basa dön

 

Ziharda Şart Olmayan Şeyler

 

457 - : Müzahirin hür olması şart değildir.

Binaenaleyh müslim olan kölelerin de ziharları sahihdir. Çünkü zi-harda tahrim vardır. Köleler ise tahrime ehildirler.

458  - : Ziharda zevcenin hurre olması şart değildir. Binaenaleyh tamamen cariye olan bir zevce hakkında zihar carî ola­cağı gibi müdebbere, Ümmi Veled veya mükâtebe olan zevce hakkında da zihar carî olabilir.

459 - : Zihârın ikrahdan, hezilden hâlî olması şart değildir. Binaenaleyh mükrehin, hâziün ziharları da sahihdir.

460 - Zihârda tekellüm şart değildir.

Binaenaleyh müstebîn olan kitabetle ve dilsizin malûm olan işaretiy­le de zihâr tahakkuk edebilir.

461 - : Zihârın şartı hıyardan hâlî olması şart değildir. Binaenaleyh şartı hıyar ile, meselâ : zevcenin üç gün muhayyer ol­ması şartiyle yapılan bir zihârda muteberdir.

462 - : Zihârın her halde müneccez olması şart değildir. Binaenaleyh ziharda tenciz, carî olduğu gibi talik, tevkit, zercıane ve­ya mülki nikâha izafe, de carî olabilir.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen fülân yere gider isen bence vali­dem gibisin» dese bu şartın vücudu ânından itibaren zihâr vücude ge­lir.

Kezalik : «Sen gelecek ayın ilk gününe kadar bana validemin arka­sı gibi haramsın» deae o müddete mahsus olmak üzere zihar tahakkuk eder.

Kezalik : «Sen yarından» veya «gelecek aydan itibaren validemin zahri gibisin» dese o andan itibaren zihar husule gelir.

Kezalik : Bir erkek, "bir ecnebiyye hakkında «Ben seni tezevvüc edersem bana validemin zahri gibi haramsın» deyib badehu onunla ev-lense zihar sabit olur.

463 - : Allah Tealânm meşiyyetine talik edilen zihar, münakid ol­maz .

Meselâ': Bir kimse, zevcesine «Sen bana inşallah anam gibi haram­sın» dese bununla zihâr tahakkuk etmez. Elbedayi, Elbahrülrâik, Hin­diyye, Dürri Muhtar.

« (Sair mezahibi fıkhiyyemize göre de müzahirin hür olması şart de ğildir. Kezalik zevcenin hurre olması da şart değildir. Ezcümle fıkhı Hanbelîde deniliyor kî : Kebîre olsun sagîre olsun, müslime olsun zim-miyye bulunsun, tekarriibu mümkün olsun olmasın her zevce hakkında zihar, sahihdir. imam Mâlik ile imam Şafiininkavleride böyledir. Ebu Sevre göre ımıkareneti mümkün olmayan - retka gibi - bir zevce hak­kında zihâr, sahih değildir.

Mâlikîlere göre mukarenetden âciz olan mecbud,  hısıy, şeyhi  fâni gibi kimselerin zihâra ehl olub olmamalarında ise iki kavi vardır.

îmam Şafiiye göre zihâr için mülki nikâhın filhal sabit olması şarttır. Binaenaleyh mülki nikâha izafe suretiyle olan bir zihâr, sahih ol­maz.

imam Şafiî ile imam Ahmede. göre de zihânn meşiyyeti ilâhiyyeye taliki muteber değildir.

Maükîlerce de başkasının meşiyyetine talik edile» zihar, o meşiy-yetin vücudüne tevakkuf eder. Meşiyyet bulunmazsa veya meşiyyetin vu­kuu bilinmezse zihar hükmü carî olmaz. Elmuğnî, Şerhi Ebil'berekât, Düsukî.) [17]

 basa dön

 

Zihârın Hükmü

 

464 - : Ziharın hükmü, aşağıdaki meselelerde görüleceğiüzere zevç ile zevce arasında keffaret vukuuna kadar mücameatin ve şehvetle lems ve takbil gibi istimtam hürmeti ve zevcenin münasebatı zevciyyenin de­vamım talebe selâhiyetdar olmasıdır..

465 - : Müzahir, keffaretde bulunmadıkça müzaherün minha olan zevcesine tekarrübde ve ondan istimtada bulunamaz. Bu, dinen memnu­dur.

Zevce içinde zevci müzahirini keffaret verinceye kadar kendisiyle mücameat ve istimtada bulunmakdan meii etmek icab eder.

466 - : Müzaherün minha olan kadın, zevci keffaretde bulunmadı­ğı takdirde mahkemeye müracaatle zevcinin keffaret vererek zevcî mü­nasebetlere devam veya kendisini tatlik etmesini isteyebilir. Bu halde hâl­de hâkim, müzahire keffaret vererek zevcesiyle münasebâta devam et­mesini veya onu boşanmasım emreder.    Kabul etmediği suretde evvelâ habs ile, sonra da darb ile cebirde bulunabilir.

Müzahir, keffaretde bulunduğunu iddia ederse tasdik olunur. Me­ğer ki kizb ile maruf bulunsun.

467 - : Müzahir, keffâretden mukaddem tekarrübde, istimtada bu­lunacak olsa bu hareketinden dolayı taib ve müstağfir olması ve keffa­retde bulunmadıkça bir daha o yolda hareket etmemesi icab eder.

468 - : Bir kimse, müteaddid zevcelerine bir lâfz ile veya müteaddid lâfızlar ile bir meclisde veya muhtelif meclislerde zihârda bulunsa üze­rine zevceleri adedince keffaret lâzım gelir.

Kezâlik : Bir kimse, bir zevcesine müteaddid lâfızlar ile bir meclisde ziharda bulunsa üzerine yine o mikdarda keffaret lâzım gelir. Çünkü tahrim, teaddüd etmiş olur. Meğer ki diğer lâfızlar ile birinci ziharı kas-detmiş, onu haber vermek istemiş olsun. O halde yalnız bir keffaret icab eder.

469 - : Zihâr, talâkın adedlerini azaltmaz ve müddet uzasa da bey-nuneti icab etmez. Çünkü zihar, mülkün zevalini müstelzim değildir.

Binaenaleyh zihardan sonra talâk, muhalea, i'lâ yapılabilir ve zevç ile zevceden herhangisi vefat etse diğeri kendisine vâris olur. Bedayi. Hindiyye, Haniyye.

« (Eimmei selâseye göre de müzahir, keffaretde bulunmadıkça zev­cesine tekarrüb edemez. Tekarrüb ederes ayrı keffaret lâzım gelmez. Fa­kat Said tbni Cübeyr'den, Zührîden, Katade'den rivayet olunduğuna gö­re bu müzahire iki keffaret lâzım gelir. Bazı zevata göre de bu halds kef­faret büsbütün sakıt olur. Çünkü keffaret; tekarrübden evvel lâzımdır. Evvelce tekarrüb vuku bulunca keffaretin vakti fevt olmuş olur.

imam Mâlike ve imam Şafiînin kadîm kavline ve Hanbelî mezhebi­nin zahirine nazaran meclis teaddüd etsin etmesin, te'kid veya istinaf kasd edilmiş olsun olmasın bir zevce hakkında mükerreren vuku bulan zi­har ile yalnız bir keffaret lâzım gelir. Şu kadar var ki keffâretden sonra yine zihar vuku bulursa bundan dolayı da ayrıca keffaret lâzım gelir. imam Safiye göre müteaddit zevceler hakkında bir lâfz ile vuku bu­lan zihardan dolayı da yalnız bir keffaret icab eder.

Katade'ye göre zihardan sonra kadın vefat ederse müzahir olan ko­cası keffaretde bulunmadıkça varis olamaz. Elbedayi, Elmuğnî.) [18]

 basa dön

 

Zihar Hükmünün Nihayet Bulması

 

470 - : Zihârın hükmü, keffaret ile nihayet bulur.

Binaenaleyh keffaret yapıldıkdan sonra tekarübe mani olan hür­met, zail olmuş olur.

471 - : Ziharın hükmü, zevç ile zevceden birinin vefatile de nihayet bulur. Artık keffarete lüzum kalmaz. Çünkü bu halde hükmi zihârın ma­halli fevt olmuş olur. Bir şeyin bekası ise mahalsiz tasavvur olunamaz. Demek ki, mücerred zihar ile keffaret her halde icab etmiyor.

472 - : Zihânn hükmü, muayyen vaktin çıkmasiyle de nihayet bu­lur.

Şöyle ki : zinârlar, ya mutlak veya muvakkat olur. Mutlak olan zi­harın hükmü yalnız keffaret ile veya mevt ile nihayet bulur. Muvâkkat olan ziharın hükmü ise vaktin çıkmasiyle de nihayet bulur. Artık keffa­rete lüzum kalmaz.

Meselâ : Bir kimse, zevcesine «Sen bana bir gün» veya «bir ay» ve­ya «bir sene validem gibisin» dese muvakkat bir suretde ziharda bulun­muş olur. Bu takdirde o muayyen vaktin çıkmasiyle ziharın hükmü biter, keffarete lüzum kalmaksızın zevcî münasebâta mübaşeret olunabilir. Çün­kü zihar, yemin mesabesindedir. Yeminde tevkît carî olduğundan zihâr­da da carî olur.

473 - : Mülki nikâhın talâk gibi bir sebeble zevalinden dolayı ziha­rın hükmü bâtıl olmaz.

Binaenaleyh müzahir, zevcesini bainen tatlik, badehu tekrar tezev-vüc etse zihânn hükmü yine cereyana başlar, keffaret bulunmadıkça te­karrüb caiz olmaz.

Kezalik : Müzahir, cariye olan zevcesini satın almakla nikâhı zail ol­sa yine hakkındaki zihar hükmü devam eder, keffaret bulunmadıkça ara­larında mukarenet caiz olamaz. Bedayi, Bahri Raik, Hindiyye.

 (tmam Mâlike, imam Ahmede ve Ataya göre de ziharın hükmü vefat ile nihayete erer. Fakat Tavus'a, Mücahide, Şa'bî, ile Zührî'ye, Ka-tade'ye göre mücerred zihâr ile keffaret lâzım gelir. Çünkü zihar, bir münker sözdür, bu cihetle keffareti müstelzimdir.

İmam Şafiîye göre müzahir, zihârdan sonra talâka müsait olacak kadar bir vakit geçer de zevcesinden ayrılmazsa keffaretle mükellef olur. Çünkü bu kadar bir vaktin geçmesi geçmesi bir avd = bir mukarenet mesabesindedir.

imam Şafüye göre de zihârda tevkit muteberdir. Fakat diğer bir kavlüne göre tevkit bâtıl olub zihâr teebbüd etmiş olur. Çünkü zihâr, ta­lâka müşabihtir. Talâkın tevkite ihtimali olmadığı gibi ziharın da ihtimali yoktur. İmam Mâlikin mezhebi de bu veçhiledir, imam Şafiînin başka bir kavline göre de bu, esasen zihar sayılmaz.

Hanbelî kitablarında deniliyor ki: müzahir, zevcesini tatlik, badehu tezevvüc etse kefaret vermedikçe kendisine mukarenette bulunamaz. Ta­lâk gerek üçden az olsun ve gerek olmasın, Ata'nın kavli de böyledir. İmam Şafiînin ise bu hususda üç kavli vardır. Üçüncü kavline nazaran eğer beynunet, üç talâk ile hâsıl olmuş ise tezevvücden sonra zihârm hük­mü avdet etmez ve illâ eder.

Malikîlerin kavilleri de bu veçhiledir. Şöyle ki : bir veya iki talâk-dan sonra tecdidi nikâh bulunsa zihar avdet eder. Velev ki zevci sani bulunmuş olsun. Fakat üç talâk ile veya üçüncü talâk ile tatlikden son­ra badettahül nikâh tecdit edilse zihâr avdet etmeyib münhal olur. Ee-dayî, Elmuğnî, Şerhi Muhammedi Hırşî.)

(Zahiriyyeye göre keffareti zihâr, ne müzahirin ne de müzaherün anhanın mevtiyle ve talâk vukuile sakıt olmaz. Müzahir Ölünce vasiyet etmiş olsun olmasın bu keffaret, re'si malinden ifa edilir. Çünkü bu, düyuni ilâhiyyedendir. Bu cihetle bu, düyuni nâs üzerine mukaddemdir. Elmuhallâ.) [19]

 basa dön

 

Keffaret! Zîhâren Mahiyyetî, Şartı Vücubı Ve Nevileri :

 

474 - : Keffareti ziharın mahiyyeti, zihar vukundan sonra zevciy-yet münasebetinin devam edebilmesi için rakabe azad etmek veya mu­ayyen bir müddet oruç tutmak veyahut fukaraya itamı taamda bulun­mak suretiyle yapılacak bir vecîbeden ibaretdir.

475 - : Keffareti ziharın şartı vücubı ise kudretdir. Şöyle ki: bu keffaret, evvelâ r"akabe azad etmek suretiyle yapılır. Buna kadir olma­yan bir müzahir, iki ay oruç tutar, buna da muktedir olmayan müzahir, altmış fakire ifamı taamda bulunur. Bunların hiçbirine kudreti olma­yan bir müzahere ise bu keffaretin vücubi teveccüh etmez. Çünkü kud­ret bulunmayınca fî'lin vücudi müstehil olur.

476 - : Keffareti ziharın nevileri, rekabe tahrir etmekden, iki ay oruç tutmaktan veya altmış fakire sabahlı ve  akşamlı itamı taamda bulunmakdan ibaret olmak  üzere üçdür/ Nitekim  aşağıdaki  meseleler­de tafsilâtı görülecektir.

477 - : Bir müzahir, rakabe, yani: köle veya cariye azad etmeğe muktedir ise keffaret niyyetiyle bir rakabe azad eder.  Bu rakabenin müslim, baliğ olub olmaması  müsavidir.  Elverir ki, kendisinden mak-sud olan menfaatin cinsi, külliyen fevt olacak derecede şahsında bir ku­sur bulunmasın. Bu cihetle âmâ olan, velâ ya'kil bir halde mecnun bu­lunan veya iki ayağı veya iki eli kesilmiş olan rakikler keffaret için

kifayet etmez.

Kezalik müdebbereler, ümmi veledler, kitabet bedelini kısmen öde­miş olan mükâtebler de keffaret için kâfi değildirler. Çünkü bunların zaten hürriyete istihkakları vardır.

478 - : Rakabe azadında kadir olmayan bir müzahir, iki ay mut­tasıl oruç tutar. Bu oruç, ay başına tesadüf ederse hilâle itibar olunur. Tesadüf etmezse altmış günden ibaret bulunur. Bu günler, mukim olan bir müzahir hakkında Ramazanı şerife ve menhî olan günlere müsadif olmamalıdır.

479  - :  Oruca da muktedir olmayan bir müzahir,  altmış fakire sabahlı, akşamlı olarak taam yedirir. Bu taamın katık ile beraber buğ­day ekmeği olması müstahsendir.  Maahaza yalnız buğday ekmeği ol­ması da kâfidir. Fakat arpa veya darı ekmeği olduğu takdirde katık da bulunmalıdır.

Bir fakire bu veçhile altmış gün taam yedirmek de kifayet eder,

480 - : Keffaret için ibahe suretiyle ifamı taam, caiz olduğu gibi altmış fakire birer sadakai fıtır mikdarı şey temlik etmek de caizdir. Bu şey, yarım sa' buğday veya bir sa' arpa olabileceği gibi bunların bu mikdar unları, kavtları veya kıymetleri de olabilir.

Bir fakire bu msbette altmış gün ibahede veya temlikde bulunmak da kâfidir. Fakat bir fakire altmış günlükN taam birden ibahe veya tem­lik edilecek olsa yalnız bir günlük taam yerine kaim olur.

481 - : Yüz yirmi fakire bir günde bir defa taam yedirilse kifa­yet etmez. Bunlardan en az. altmış fakire bir defa daha taam yedirmek icab eder. Velev ki bir günde olsun. Çünkü herhalde fakirlerin iki vakit itam edilmesi lâzımdır.

Bu iki vakit, sabahlı ve akşamlı olabileceği gibi yalnız sabahları veya akşamları da olabilir. Elverir ki, her fakire iki sabah veya iki ak­şam yemek yedirilmiş olsun.

Bir fakire sabahleyin zeval vaktine kadar iki defa yemek yedirmek de yetişir.

482 - : Keffaret de ibahe ile temlikin beynini cem etmek de caizdir. Binaenaleyh altmış fakire bir sabah veya akşam yemek yedirilme­si, bir sabah veya akşam yemeğinin de bedelen verilmesi kifayet eder,

483 - : Keffaret hususunda yesar ve i'sarın vücudu keffaretin ya­pılacağı vakte  göre taayyün eder.  Meselâ:   müzahir,  zihar  zamanında zengin iken tekfir = keffareti eda zamanında fakir bulunsa oruç ile kef-faretde bulunması kifayet eder. Aksi takdirde kifayet etmez.

484  - : Keffaretin masrafı, zekâtın masrafı gibidir. Binaenaleyh usul ve fürua, memlûklere, zevç veya zevceye vuku bu­lacak ibahei taam veya temlik ile keffaret eda edilmiş olmaz.

Meselâ: bir kimse, keffaret akçesini kendi babasına veya kölesine veya zevcesine veremez. Çünkü bu keffaretin nef'i maddîsi yine kendi­sine ait bulunmuş gibi olur.

Bu mesele, imam Ebu Yûsüf'e göredir. Zahiririvaye de bu veehile görüldüğünden muteber olan budur.

485 - tmamı Âzam ile îmamı Muhammed'den. bir rivayete göre, harbîlere, müste'minlere keffaret için yapılan ibahe veya temlik kifayet etmez. Fakat zimmîlere yapılan ibahe ve temlik kifayet eder.

486 - : Hür olan bir müzahirin emriyle yerine başkası fakirlere ifamda bulunabilir. Fakat böyle bir müzahirin emriyle başkasının re-kabe azad etmesi, îmam Ebu Yûsüf'e göre caiz ise de îmamı Âzam ile İmam Muhammed'e göre caiz değildir. Amma bu müzahirin emriyle bir bedel mukabilinde başkasının rekabe   azad etmesi bil'ittifak caizdir. El-bedayi, Reddül'muhtar, Hindiyye.

« (îmam Mâlik ile İmam Şafiîye ve îmam Ahmedden bir kavle gö­re zihârdan dolayı azad edilecek rekabenin müslim olması şartdır. îmam Ahmedden diğer bir rivayete göre bunun zimmî olması da kâfidir. Ata ile Nehainin ve Sevrî ile Ebu Sevr'in kavileri de böyledir.

İmam Şafiîye ve îmam Ahmedden zahir olan rivayete göre ifam suretiyle olan keffaretde temlik lâzımdır. Vacib olan mikdarı ibahe ki­fayet etmez. Ve yine bu iki zata göre mutlaka altmış fakire temlik lâ­zımdır. Bundan az olamaz. Her fakire ifam = temlik edilecek şey; buğ­daydan bir müd, arpadan veya hurmadan yarım sa'dır. Ata ile Evzaînin kavileri de böyledir. İfam suretinde tetabu lâzım değildir.

Keffaretin masrafı hususunda İmam Şafiî ile İmam Ahmedin kavi ieri de îmam Yûsuf'un yukarıda yazılı kavli gibidir. îmam Şafiî ile îmam Ahmedden bir kavle göre müzahir olan bir köle yalnız oruç tutmak suretiyle keffaretde bulunur. îmam Ahmed­den diğer bir kavle göre köle, efendisinin iznile mal ile de keffaretde bulunabilir. Evzaî'nin, Ebu Sevr'in mezhebleri de böyledir.

Keffaret hususunda müzahirin zengin veya fakir olması, îmam Mâ-lik'e göre de keffaretin yapılacağı vakte göre taayyün eder. Hanbelî fukahası diyorlar ki, keffaretde ezheri rivayete göre vücub haline iti­bar olunur. Binaenaleyh müzahir, vücub halinde zengin bulunsa rekabe tahririnin vücubî tekarrür eder. Sonra fakir olmasiyle sakit olmaz. Bilâ­kis vücub halinde fakir bulunsa oruç icab eder, badehu zengin olmasiyle rekabe azad'etmesi icab etmez.

İkincibir rivayete  nazaran hallerin  ağlâzına itibar olunnr.  Yani: Vücubi zamanından keffareti eda zamanına kadar olan müddet içinde. i'taka kudret bulunursa keffaret için i'takdan başkası kifayet etmez, îmam Şafiînin ikinci bir kavli de böyledir. Bu zatın üçüncü bir kavline göre de itibar, eda haletinedir. Elmugnî.)

(Zahiriyye mezhebine göre oruç ile keffaretde bulunması icab eden bir şahıs, bilâhare oruç tutmakdan âciz kalsa artık i'tak ve ifam suretiyle keffaretde bulunamaz. Muahharan oruç tutmaya kadir' olun­ca iki ay muttasıl oruç tutar. Buna muktedir olmaksızın ölürse bu orucu onun namına velîsi tutar. Elmuhaîlâ.) [20]

 basa dön

 

Kefareti Zihâkın Vakti Edası

 

487  - : Keffareti zihârın edası, gerek rekabe azad etmek ve gerek oruç tutmak ve gerek ifamı taamda bulunmak suretiyle olsun. Her hal­de avuddan, yani: münasebeti zevciyye icrasına mübaşeretden mukaddem olmalıdır.

Binaenaleyh böyle bir arizuda bulunan müzahir evvelâ köffaretde bulunur, sonra nıukarenete ikdam eder.

488 - : Oruç ile keffaret esnasında    müzahir, müzaherün minha olan zevcesine geceleri de tekarrüb edemez. Kasden veya nisyanen te karrübde veya şehvetle mes ve takbii gibi devaiî tekarrüfcde bulunacak olsa oruca yeniden başlaması icab eder.

Kezâlik bir özre mebni olsun olmasın tetabüa muhalif olarak if­tarda bulunsa yine orucu yeniden tutmaya başlamak lâzım gelir. Fakat Unutarak yiyip içmek oruca münafi olmadığından keffarete de mani ol­maz.

489 - : İtamı tam suretiyle olan keffaret esnasında vaki olacak tekarrüb veya devaiî tekarrüb, ifamın istinafını = yeni bağdan yapılma» sim icab etmez. Bedayi, Hindiyye, Dürri Muhtar.

{Malikîlere göre kefaret tamam olmadıkça müzahir, zevcesine tekarrüb, ondan istimta edemez, yalnız kendisine bakabilir. Binaenaleyh it'am esnasında mukarenet yapılırsa istinaf lâzım gelir, yani : yeniden altmış fakire it'am icab eder. İmam Şafiîyc ve îma.m Ahmedden bir kav­le göre ise icab etmez.

Maahaza Malikîlere göre it'am suretiyle olan keffaret, münasebeti zevciyye vukuundan sonra da yapılabilir. İmam Ahmedden bunu muk-tezi bir kavi rivayet olunmuşdur.

Keffaretden mukaddem telezzüzde, meselâ lems ve takbil gibi bazı hareketlerde bulunmak, İmam Mâlik ile îmanı Şafiîden ve İmam Ah-meden birer kavle göre lâbeisdir. Bunun hürmeti iddia olunamaz.

Kezalik : oruç ile keffaret yapılırken geceleyin vuku bulacak mu-karenetle İmam-ı Mâlike, îmam-ı Ahmede ve Sevrîye göre tetabu', mün-kati olur, yeniden iki ay oruç tutmak lâzım gelir. Fakat İmam Şafiîye ve İmam Ahmedden diğer bir kavle göre tetabu', kesilmiş olmaz.

İmam Mâlike, İmam Ahmede ve îmanı Şafİînin kadîm kavline naza ran oruç ile kefaret esnasında bir Özre, meselâ: korkunç bîr hastalığa mebni iftar edilse yalnız mütebaki günleri ikmal İcab eder. Özürsüz ye­re iftar edildiği takdirde ise istinaf lâzım gelir. Fakat İmam Şafiînin cedit kavline nazaran iftar, bir özre müste-nid olsa da yine tetabu', mün-kati olur. Çünkü kendi filile iftar etmiş bulunur. Sefer için iftar etmesi gibi. Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre de müzahir, i'tak veya oruç suretiyle keffaretde bulunmadıkça zevcesine tekarrüb edemez. Hattâ onun bir uzvuna temas-da bile, bulunamaz. Şayed böyle bir hareketde bulunsa keffareti itmam edinceye kadar bir daha böyle hareketde bulunmadan kaçınır. Fakat it'am ile keffaret takdirinde keffaretden mukaddem tekarrüb haram değildir. Elmuhallâ.) [21]

 basa dön

 

Keffareti Zihâkın Sebebi Vücubî Ve Hikmeti Teşriyyesi :

 

490 - : Keffareti zihârın sebeoi, ya zihardır veya avddir, yani : zevciyyet münasebetinin devamına azimdir veyahut zihâr ile avdin mec-muudur. Şöyle ki :

Zihârdan dolayı erkek, zevcesinin hukukuna tecavüz etmiş, onu zevciyyet haklarından kısmen olsun mahrum Bırak mis. dır. Bu, bir gadir­dir. Bu gadre derhal nihayet vermek lâzımdır. Buna nihayet vermek ise keffaretin vücudine mütevakkıfdır. Binaenaleyh bu bakımdan bizzat zi-har, bu keffaretin vücubine bir sebebdir.

Avde gelince müzahir, bir mâ'siyet irtikâb etmiş, zevcesinden isti­fade etmek hakkını elinden çıkarmadır.  Bilâhare bu mâsiyete  nihayet

verib zevcesinden istifadeye azm edince kendisine teveccüh eden keffa­ret vecibesi, tahakkuk etmiş oluyor. Binaenaleyh bu bakımdan da avd, keffaret için müstakil bir sebeb olmuş oluyor.

Zihâr ile avd'dan her biri böyle birer itibar ile keffarete sebeb olun­ca her ikisinin sebeb olacağı evleviyyetde kalır. Cumhurun kavli da böy­ledir.

« (Şafiîlerin bu hususda üç kavileri vardır. Şöyle ki keffaretin se­bebi, avddir. Avdden maksad ise ya tekarrübdür veya tekarrübe azm-dir veya zihârı müteakib zevceyi tahtı nikâhda tutub, kendisinden fir­kat imkânı zamanında müfarekat etmemekdir. Bu son kavi, daha kuv­vetli sayılmaktadır. Bir kere avd bulundu mu artık keffaret lâzım gelir. Badehu firkat vukuiyle keffaret sakıt olmaz.

Ziharı muallâkda zevceyi nikâhda tutmak suretiyle olan avd, şartın vukuundan itibaren başlar.)

491 - : Keffareti ziharm hikmeti teşriiyyesine gelince : zihar, esa­sen mezmumdur, uhrevî mesuliyeti calibdir, kizbi manızdan ibaret cahi­lane  bir  hareketdir. Nitekim  âyeti celîlesi bunu nâtıkdır.

Yani zevceleri hakkında ziharda bulunanlar, bilmelidirler ki zev­celeri kendilerinin anaları değildir. Anaları ancak kendilerini doğurmuş olanlardır. Onlar her halde çirkin, yalandan ibaret bir söz söylemiş olu­yorlar. Maamafih Allah Tealâ.af edicidir, setr edicidir. Bu sözlerinden nedamet edib rücu etdikleri, keffaretde bulunarak tevbekâr oldukları takdirde de afvi ilâhîyye mazhar olacaklardır.

Zihâr, cahiliyet devrelerinde bir nevi talâk idi ki, bir şahıs, zevce­sini sevmez ve onun başkasiyle evlenmesini de istemezse hakkında zi­harda bulunurdu. Artık o kadın, ne koca sahibesi bulunurdu, ne de baş­kasiyle evlenmeğe salahiyetli olabilirdi. Yüksek islâm şeriatı, bu itisafa nihayet vermiş, zihâr ile filhal zevciyyetin zevalini kabul etmiş, bununla yalnız zevcî münasebetin icrasını haram kılmış, fıkhı tabiriyle mahal hakkındaki tahrimi, münasebeti zevciyyeden ibaret olan bir fi'lin mu-vakakten tahrimine tahvil etmişdir. Bu muvakkat tahrimin nihayet bul­ması ise keffaret vecibesinin ifasına lihikmetin merbut bulunmuşdür. Çünkü müzahir, bu hareketinden dolayı bir bir te'dibe, bir cezaya müstahik olmuş, ve bu gibi gayri lâyık hareketlerin genişlenmesine mani ola­cak bir müeyyideye lüzum görülmüşdür.

Maahaza her müslüman, Allah Tealânm hükmüne itaat etmeyi ka­bul etmiş, gerek Aîlahü âzimüşşanın ve gerek umum mahlûkların hu­kukuna riayet eylemeyi deruhte eylemişdir. Bu ahde muhalif bir hare­ket ise her müslüman için derhal töbeyi icab eder. Zihar ise bu ahde bir

muhalefet demekdir. Zira müzahir, bu hareketiyle Hak Tealâmn halâl kıldığına haram hükmünü vermiş, zevcesine ve zevcesini kendisine teş­bih etdifi mahremine hakaret etmiş, hürmetde kusur etmiş, cemiyet arasında fena bir numune getirmiş, âmmenin intizam ve ahengine münafi bir hâdiseye sebeb olmuşdur.

Binaenaleyh müzahir, bir tevbeye muhtacdır. Keffaret ise tevbenin mütemmimidir, tövbenin haricî bir nişanesidir, maddî ve manevî zararın bir nevi tazmini demekdir.

Evet., müzahir, keffaret verince tövbesini izhar etmiş, bu hareke­tinden mutazarrır, müteessir olanlara bir nevi tarziye vermiş oluyor. Ba­husus rekabe azad edildiği takdirde cemiyetin bir ferdi, hürriyyetine ka-vuşdurulmuş, âmmeye karşı bu veçhile bir cemile gösterilmiş olacakdır.

Fukaraya it'am suretiyle yapılacak bir keffaret ile de yine cemiyet hayatına hizmet edilerek âmme hukukunu müteessir eden fena bir ha-rketden dolayı âmmeye bir tarziye verilmiş olacakdır.

Oruç ile yapılan keffaret ile de müzahir; halini ıslaha, ahlâkını teh-zibe çalışmış, cemiyete nafi bir uzuv olacağım göstererek yapdığı gayri lâyık bir muameleden dolayı nedametini isbat etmiş bulunacakdır.

Velhâsıl keffaret, bir cezadır, bir nedamet alâmetidir ve bir nevi tâ-tadir, bir ma'siyyetîn elîm neticelerinden kurtulmaya bir vesiledir. İşte bu gibi hikmetlere, maslahatlara mebnî de meşru bulunmuştur. Keffaret için riâ ile cinayet bahsine de müracaat! [22]

 basa dön

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

 

LİANE, HİVARİ TEFRİKA, IDDETLEKE AİDDİK

 

İÇİNDEKİLER : ilanın mahiyyeti ve keyfiyyeti. Lianı İcab edib et-miyen bazı sözler. Iiânın evsafı. Iâânın şartları, liândan evvel lâfzın sü-butü. lianı iskat eden şeyler. Lianm hükmü. lian ile nesebi kat etmenin şartlan. lianm sebebi ve hikmeti teşriiyyesi.

Zevç ile zevce hakkında hiyan tefrika sebeb olub olmayan illetler, tn-net ve cüb sebebiyle olan tefrikler. Innet ile mecbudiyetden başka illet­ler sebebiyle olan tefrikler. Bazı illetlerden dolayı tefrika hüküm verilebil-raesinin hikmeti teşriiyyesi. Zevceynin sui imtizaçlarından dolayı yapıla­cak tefrikler. Hakemlerin tayinlerindeki hikmeti teşrüyye.

tddetin mahiyeti ve zevç ile zevcede cereyanı. Iddetin vücubünün sebebi ve mebde' ve müntehasi. Iddetin nevileri ve müddetleri, tddetlerin teceddüdü, tedahülü, tegayyürü ve intikali, tddetin inkızasının malûmiy-yeti. Zeyi - müddeti hayz, iddet hususunda, gayri müslimeler. tddetin ahkâmı. İddetin hikmeti teşriiyyesi. [23]

 basa dön

 

Lianın Mahîyyett Ve Keyfîyyeti :

 

492 - : Lian, lân maddesinden alınmıştır. Lân ise tard, îb'ad, nefrin manasınadır. Bu maddeden telâun, mülâanede söğüşmek, bir birine îâ-net okumak demekdir. Yine ayni maddeden ll'tian da bir şahsın kendi nef­sini beddua etmesi, meselâ : şöyle yapmış ise hakkında lanet hân olma­sı demektir. Maamafih han lâfzı, lanetin cem'i de olabilir.

Fıkıh ıstılahınca lian «yemîn ile müekked, lân ve gazab lâfızlarına makrun olarak zevç ile zevce tarafından - aşağıdaki mesele veçhile - yapılan dörder şahadetden ibaret» dir ki, zevç hakkında haddi kazf ma-makamına, zevce hakkında da haddi zina makamına kaim olur. Kazf ise şetm etmek, zina isnat eylemek manasınadır. Hudud bahsine müracaat!

493 - : Bir kimse, zevcesine zina isnad etse veya çocuğunun nese­bini kendisinden nefy eylese indettaleb hâkimin huzurunda toplanarak ev­velâ zevç «zevcesine zina isnadı» veya «zevcesinin doğurduğu çocuğun ne­sebini kendisinden nefy hususunda sadıklardan olduğuna» dört defa eş-hedü billâh diye şahadet eder, beşinci defada «Eğer zina isnadında» veya «çocuğun nesebini nefy hususunda kâziblerden ise Allah Tealânın laneti üzerine olsun» diyerek her defasında zevcesine işaretde bulunur.

Sonra zevce de «Zevcinin kendisine zina isnadında» veya «çocuğunun nesebini nefy hususunda kâziblerden olduğuna» dört defa eşhedü billâh diye şehadet eder, beşinci defada «eğer zevci zina isnadında» veya «ço­cuğun nesebini neyf hususunda sadıklardan ise üzerine Allah Tealâ'nın gazabı olsun» diye bed duada bulunur.

494 - : Bir kimse, zevcesine hem zina İsnadı ve hem de çocuğunun nesebini nefy suretiyle kazefde bulunmuş, meselâ "Sen zaniyesin, bu doğurduğun çocuk da benden değildir" demiş olursa şu veçhile liân yapılır.

Evvelâ zevç: "Eşhedü billâh ben bu zevceye zina isnadında ve ço­cuğunun nesebini nefy hususunda sadıklardanım " diye dört defa şahadet eder, beşincf defa da! "Eğer bu zina isnadında ve bu nesebi nefy husu­sunda kâziblerden ise üzerine Allah'ın laneti olsun" diye kendisine lanet okur.

Sonra da kadın "Eşhedü billâh bu kocam bana zina isnadında ve çocuğumun nesebini nefy hususunda kâzibterdendir" diye dört defa şe­hadet eder. Beşinci olarak da "Eğer zevci kendisine zina isnadında ve çocuğunun nesebini nefy hususunda sadıklardan ise kendi üzerine Allah'ın gazabı olsun"der.

Bu veçhile mülâaneyi müteakib hâkim tarafından beyinlerinin tefrikine karar verilir. Nitekim atiyen tafsilâtı görülecekdir.

495 - : Liân icrası için taleb vukuunda hâkim, bir hata eseri ola­rak ilk evvel zevceye sonra da zevce Han yapdırsa zevcin Hanından sonra zevceye tekrar lian yapdırması muvafık olur. Maahaza mülâane bu ve hile iade edilmeyib tefrika hükm edilse - ictihad mahallî oldğundan- hüküm, nafiz olur.

(Zevcİfi Hanında lanet, zevcenin liaründa da gazab taoırleri Kulla­nılıyor. Bunun sebebini beyan için. Mâliki kitablarmda deniliyor ki Zevç. bu lian ile zevcesini veya çocuuğunu kendi ailesinden teb'id etdiği için onun hakkında lanet okumak nıünasib bulunuyor. Kadın ise kötü hare­ketiyle kocasını igzab etmiş olacağı cihetle onun da üzerine gazab ile dua etmesi uygun bulunmuşdur. Binaenaleyh aksini iltizam kifayet etmez.

İleride de işaret olunacağı üzere Malikîîere göre gayri müslimler ara­sında Han icrası mecburî değildir. Bunlar Handan imtina ederlerse cebi olunmazlar, belki bu hususda kadınlar, kocalarına üzüntü verdiklerinden dolayı te'dib olunurlar ve kendi milletlerinin hâkimlerine red edilirler. Bu hâkimler, kendi dinlerine göre karar verirler, hükümlerine müdaha­le edilmez. Fakat Hane muvafakat ederlerse hıristiyan kadınları keni-selerinde, Yahudi kadınları bîalerinde, mecusî kadınları da âteşkedele-rinde lianda bulunur. Muhtasarı   ^bîzziya, EbüFberekât, Düsûkî.)

(Şafiî kitablannda da deniliyor ki : zina fazihası, kazf cürmünden daha çirkindir. Bu cihetle zevcenin şahadetinde gazab, zevcin şahadetin-, de de lanet zikredilmektedir. Çünkü azab ile intikam mânasına olan ga­zab, rahmetden uzaklık mânasına olan lânetden daha ağırdır.

Şafiî fukahası diyorlar ki: lian, mekân ve zaman itibariyle tağliz olunur. Yani: lian için alakadarlarca en şerefli bir mekân, bir zaman in-tihab edilir. Meselâ : Müslümanlar için cuma günü ikindiden sonra bir ca­mi minberi önünde lian yapılır. Zimmîlerin lianları da havralarında, kilise­lerinde, ateşkedelerinde icra edilir. Tuhfetül'muhtac.

Lian esnasında sulâhadan hiç olmazsa dört zat da hazır bulunmalı­dır. Bütün bunlara riayet edilmesi, Han hâdiselerini azaltmak, yalan ye­re liane tevessülden halkı men etmek, islâm şiarını izhar eylemek gibi maslahatları mutazammındır.)

(Hanbelî fukahası da diyorlar ki: Lian, hâkimin veya onun makamı­na kaim olan bir zatın huzurunda yapılır. Kadın Han esnasında hazır de­ğilse kocası onun adını, nesebini tasrih eder.

Lian esnasında müslümanlardan bir cemaatin • bulunması müstahab -dir. Ebül'hattaba göre Hanın tazim edilen bir mekânda, bir zamanda ya­pılması da müstahabdir. Bu zamandan maksad, ikindiden sonra olan za­mandır. Elmuğnî.) [24]

 basa dön

 

Lîanı Îcab Edib Etmeyen Bazı Sözler ;

 

496 - : Bir erkek, zevcesine «Ey- zaniye!» ve^a. «Sen zina etdin» ve­ya «Ben senin zina etdiğini gördüm» dese Hanı mucib bir kazifde bulun­muş olur. Zevce hakkındaki bu kazif, haddi değil. Hânı icab eder. Zevcesi­ne böylece kazif eden bir erkeğin, liândan imtina ederse taleb vukuunda lian edinceye kadar habsi lâzım gelir.

497 - : Bir kimse, zevcesine «Ey zaniye kızı zaniye = rosbu kızı rosbu» dese hakkında hem Hân, hem de haddi kazif lâzım gelir. Çünkü zevceye kazif, Hânı, kain valideye, kazif de haddi müstelzimdir.

Bu halde her ikisi bu haklarını talep ederlerse evvelâ had cezası ic­ra dilir, artak h'âne ehliyet kalmaz. Fakat yalnız zevce hakkım taleb ederse yalnız lian yapılır, badehu validesi de hakkını isterse o zaman had

de İcra edilebilir.

Kazif zamanında zevcenin validesi ber hayat değilse liân ile haddi taleb hakkı zevceye aid olur. Bu takdirde evvelâ had icra edilir, Hâne ma­hal kalmaz. Meğer ki zevce evvelâ liân talebinde bulunmuş olsun.

498 - : Bir kimse, müteaddit zevcelerine bir lâfz ile veya ayrı ay­rı lâfızlar ile kazif de bulunsa bakılır : Eğer o kimse Hâne ehil isel bu zevcelerinden her biri için ayrıca Hâne tabi olur. Liâne ehil değilse yal­nız bir haddi kazif lâzım gelir. Çünkü haddi kazifde tedahül carîdir.

O kimse, liâna ehil olduğu halde zevcelerinden bazıları üâne ehil ol­masa yalnız bu ehil olmayanlardan dolayı Hân lâzım gelmez.

499 - : Bir kimse, bir gahsı zevcesiyle mücameatde bulunur bir hal­de gördüğünü söylese  bununla kazifde    bulunmuş sayılmaz.   Zevcenin müstekreh olarak veya bir sabî ile   mücameatde bulunduğunu söylediği takdirde de kazif olmuş olmaz.

Bir erkeğin zevcesine «Sen haram bir suretde mücameatde bulun­dun» veya «haram olarak vatıy edildin» demesi de liânı icab etmez. Çün­kü bu halde kadına zina isnadı, tahakkuk etmiş olmaz.

500 - : Bir kimse, zevcesinin çocuğu hakkında «Bu çocuk zinadan­dır» veya «Bu çocuk benden değildir» dese nesebi nefy etmek suretiyle liânı mucib bir kazifde bulunmuş olur. Fakat zevcesine «Bu çocuğu sen doğurmadın» dedi takdirde Uân lâzım gelmez. Şu kadar var ki, vilâdeti ikrar eder veya kabile, vilâdete şahadetde bulunur da badehu «Bu benim oğlum değildir» derse liân lâzım gelir. Zira bu hal de kazif, tahakkuk, et­miş bulunur.

501 - : Bir kimse, zevcesinin hamli hakkında «Bu hamil, benden de­ğildir» dese bu söz, imamı Azama göre liânı icab etmez. Çünkü bu ham­lin filhal mahiyyeti meçhul ve bir rîhden, bir intifandan ibaret olması melhuzdur. Fakat İmameyne göre bu nefy tarihinden itibaren altı ay­dan evvel çocuk dünyaya gelirse liân lâzım gelir. Altı aydan ekserde ge­lirse liân icab etmez. Çünkü bu takdirde çocuğun kazif zamanında mevcu­diyeti müteyakken sayılma

Amma «Sen zina etmişsin, gebe bulunuyorsun» denilmesi bil'ittifak liâm mucibdir.

502 - : Bir erkeğin zevcesine «Sen eğer gebe isen zaniyesin» de­mesi haklarında liânı icab etmez. Çünkü kazfin şarta ta'liki caiz değildir. Bedayi, Bahri Raik, Hindiyye. (Eimmei selâseye göre bir kimse, muhsan olan zevcesine kazif­de bulunsa hakkında had lâzım gelir ve fışkına hükm olunur, şahadeti reddedilir .Meğer ki bir beyyine ikame etsin veya kendisi liân talebinde bulunsun.)

Had için hudud mebhasine müracaat!

(Maliki fukahasından bazılarına göre bir kimse, zevcesine hitaben zi­na etdiğini görmüş olduğunu tasrih veya çocuğunun nesebini nefy etmek­sizin mücerred «Sen zina etdin» dese veya «Ey zaniye!..» diye söylese bundan dolayı had ve liân icab etmez.

Mâlikîlere göre hamlin nesebini nefiy, sahilidir. Bunun için muayyen bir müddet yokdur. Elmuğnî, Ebüîberekât.)

(îmam Şafiîye göre de hamli nefy etmekden dolayı liân icra edile­rek neseb kat edilebilir, imam Ahmede göre ise vaz'ı hamilden evvel liân yapılıb yapılamıyacağına dair iki vecih vardır. Bir veçhe göre liân yapı­lamaz. Çünkü çocuk henüz tahakkuk etmemisdir.

Elmuğnî'de deniliyor ki : Bir kimse, zevcesine «Ey zaniye!» demek­le zevce de «Ben seninle zina etdim» dese ikisine de had lâzım gelmez. Çünkü kadın, bu söziyle kocasını, tasdik etmiş olur. Böyle bir kerre ik­rar etmesi ise zevce hakkında haddi icab etmez. Şafiîlere göre ise bunun­la zevç hakkında had lâzım gelir. Zira zevcenin bu mukabelesi, onu tas­dik değil, belki örfe nazaran reddir.

Kezalik ; Zevç «Ey zaniye!.» demekle zevce de «Sen benden daha zanîsin» dese ikisine de had lâzım gelmez. Ebu Sevre, ashabi re'ye göre zevcenin bu sözü, kazif değildir, imam Şafiîye göre de kaHf niyyetiyle söylenmemiş ise kazif sayılmaz. Fakat Kadı'ya. Eb'- Kasımı Hırkî'ye göre bununla zevce hakkında had lâzım gelir. Çünkü zevcine kazifde bu-lunmuşdur. Zevç hakkında ise had lâzım gelmez. Zira zevcesi kendisini tasdik etmişdir.

Kezalik Zevç «Ey zaniye!.» demekle zevce «Belki zanî sensin» de­se her biri diğerine kazf etmiş olur. Binaenaleyh her birine haddi kazif lâzım gelir. Şu kadar var ki, zevç bu haddi iddiasına beyyine ikame et­mekle veya liânda bulunmakla iskat edebilir. Fakat zevce beyyine ikame etmedikçe kendisinden haddi iskat edemez. Muğnî.)

(Zahİriyyeye göre bir kimse, zevcesine mutlaka zina isnad etse veya adım tasrih ettiği bir şahıs ile zinada bulunduğunu iddia eylese hâkim, o kimse ile zevcesini talebleriyle mukayyed olmaksızın mahkemeye celb ederek istizahda bulunur. Hâkim, evvelâ zevcden iddiasına beyyine ister, beyyine ikame ederse zevce hakkında haddi icra eder, beyyine ikame ede­mezse üâne davet eder. Zevç liânda bulununca kendisinden had sakıt olur. Ldânda bulunmazsa hakkında haddi kazif icra edilir. Hâkim, zevcin iltiâ-nım müteakib zevceye iltiânda bulunmasını enir eder. Zevce de liânda bu­lununca hadden kurtulur, nikâhları münfesih olur. Elmuhallâ.) [25]

 basa dön

 

Liânın Evsafı :

 

503 - : liân, bir vecibedir. Zevç ile zevceden   herhangi biri, kazif vukuundan dolayı mülâane talebinde ısrar   ederse hâkim, liân icrasına mecbur olur. Şöyte ki : zevce liân talebinde bulunduğu takdirde hâkim, zevce cebr eder, ya liânda veya nefsini tekzibde bulunmadıkça kendisini habisden çıkarmaz.

Bilâkis zevç liân talebinde bulunduğu halde zevce imtina etse hâkim tarafından habs edilir. Liânda veya isnad edilen fazihayi ikrarda bulun­madıkça habiftden çıkarılamaz.

504 - : L,iânın af ve ibraya, sulhe ihtimali yokdur. Çünkü liân, zevç canibinde kazif yerine, zevce canibinde haddi zina makamına kaimdir.

Bunlarda ise afuv, ibra, sulh carî değildir.

Binaenaleyh kadın, kocasını murafaadan evvel af etse veya onunla bir mal üzerine musalehada bulunsa bu, muteber olmaz. Musaleha takdi­rinde bedeli sulhu red ederek liân dâvasında bulunabilir.

505 - : Liân, tekadümi zaman ile sakıt olmaz.

Binaenaleyh zevce, liân idiasını terk etdiği halde bilâhare tekrar id­diada bulunsa dâvası «mesmu olur. Çünkü bu, kendi hakkıdır. Hak ise te-kadüm ile sukut etmez.

506 - : Liânda niyabet carî değildir.

Binaenaleyh zevç ile zevceden birinin bir şahsı,Hâne vekil tayin et­mesi sahih olmaz. Çünkü liân, had menzilesinde ye min vechin şahadet veya yemin mahiyetinde olduğundan niyabete ihtimali yokdur. Şu ka-.dar var ki, zevce kendisine, kazif edildiğini beyyine ile isbat için birisini tevkil edebilr.

Bu, imamı Âzam ile İmam Muhammede göredir, imam Ebu Yusüfe göre bu tevkil de caiz değildir. Bedayî, Hindiyye, Reddi Muhtar.

(İmam Şafiîye göre lian, bir vecibe değildir. Esasen zevce kazfin-den dolayı haddi kazif lâzım gelir. Zevce hakkında da isnad edilen fazi-hadan dolayı, vaki ise haddi zina icab eder. Şu kadar var ki, bunlar liân yoliyle bu hadlerderi kurtulabilirler. Çünkü liân takdirinde tearuz vaki olur, iki tarafdan hiç birinin sıdkı tebarüz etmemiş olacağından hiçbiri hakkında had icrasına imkân kalmaz. Velhâsıl : ilândan imtina, habsi icab etmez ve liân talebi yalnız zevce aid bir hak olduğundan yalnız zev­cenin talebiyle liân yapılamaz. Bedayi.)

(Mâlikîlere göre zevç, liândan, nükûl edib sonra hadden evvel lianda bulunmak istese bu talebi kabul edilir. Yalnız îbni Rüşde göre kabul edil­mez. Çünkü zevcin liândan nükûlü, kazfi ikrar demekdir. Bu ikrarından rücuu ise caiz değildir.

Bilâkis zevce, liândan nükûl etdikden sonra liân talebinde bulunsa bu talebi kabul edilmez. Çünkü bu nükûle zevcinin hakkı teallûk etmişdir, artık bundan zevce rücu edemez. Yalnız Ibni Rüşde göre zevcenin bu ta­lebi kabul edilir. Zira zevcenin bu nükûlü, zinayı ikrai* demekdir. Bu ik rardan rücu ise caizdir. Muhtasarı Ebizziya, Muhammedi Hırsının şerhi, Aliyyi Adevînin haşiyesi.) [26]

 basa dön

 

Liân Yapılabilmesi Îçin Vücudi İktiza Eden Şartlar:

 

507 - : Liân icra edilebilmesi için kazif ile makzufe, yalnız kazi-fe, yalnız makzufe, nefsi kazfe aid olmak üzere - aşağıdaki meselelerde yazılı olduğu üzere - bazı şartlar vardır. Bu şartlar bulunmadıkça liân yapılamaz.

508 - : Zevç ile zevceden her biri, şahadet ve yemine ehil, yani âkil, baliğ, hur, müslim, natık, kazifden dolayı evvelce gayri ınahdud bu­lunmalıdır. Çünkü Uân, lâ'net ve gazebe makrun, yemin ile müekked şa-hadetden ibaretdir. Binaenaleyh şahadete, yemîne her ehil olan, liâne de ohildir. Bunlara ehil olmıyaniar ise liâne de ehil değildirler.

Bu halde âkil ile mecnuna, mecnun ile âkile arasında, baliğ ile gayri baliğe ve baliğe ile gayri baliğ arasında, hür ile cariye ve hürre ile mem­lûk arasında, müslim ile gayri müslime ve gayri müslim ile ihtidat eden zevcesi arasında, nâtık ile ahres arasında, kazifden dolayı mahdud ite gayri mahdude ve mahdude ile gayri mahdud arasında mülâane carî olamaz.

509 - : Zevç ile zevce arasındaki nikâh, bir nikâhı sahih olmalıdır. Duhul bulunsun bulunmasın. Binaenaleyh bir kimse, nikâhı fâsid ile almış olduğu bir kadına kazifde bulunsa liân lâzım gelmez. Çünkü fâsid bir ni­kâh, hakikaten nikâh değildir.

510 - : Zevceyn arasındaki nikâh, beynunet ile veya mevt ile zail ol mamış olmalıdır. Binaenaleyh bir kimse, bainen veya üç talâk ile boşa-dığı zevcesine kazifde bulunsa liân lâzım gelmez. Çünkü beynunet ile zev-ciyyet zail olmuşdur.

Kezalik : bir kimse, zevcesine vefatından sonra kazifde bulunsa lian icab etmez. Zira mevt ile zevciyyet nihayet bulmuşdur.

Fakat bir kimse, ric'iyyen boşadığı zevcesine iddeti içinde kazifd; bulunsa liân lâzım gelir. Çünkü talâkı ric'î, zevciyyeti derhal ibtal etmez.

511 - : Kadın ile kocası arasında kazifden sonra beynunet vücude gelmemiş olmalıdır. Binaenaleyh bir kimse, zevcesine kazf etdikden son­ra aralarında beynunet vücude .gelse bundan dolayı liân ve had lâzım gelmez. Çünkü liân, zevceyn arasında cari olur. Hâdisede ise zevciyyet za­il olmuşdur. Hadde lâzım gelmez. • Zira kazif, ecnebiyye hakkında vuku bulmaimşdır.

Fakat bir kimse zevcesine; «Zevciyyetden mukaddem zina etmiş» olmakla kazifte bulunsa liân carî olur. Çünkü kazif anında zevciyet ka­imdir.

512 - : Liân yapılmasına zevç ile zevce veya bunlardan yalnız birisi talib olmalıdır.

Binaenaleyh taleb bulunmadıkça hâkim, hâdiseyi  bizzat takib     ede­mez.

513 - : Makzuf bulunan zevce, kendisine isnad edilen zinayı münkir bulunmalıdır. Şayed ikrar ederse hakkında had lâzım   gelir, liâne mahal kalmaz.

514 - : Kendisine kazif edilen zevce, zinadan afif bulunmalıdır. Afif olmadığı veya yanında babası gayri   maruf çocuğu bulunduğu takdirde liân ve had icab etmez. Yalnız îmam Ebu Yûsüf'e göre kendisi ne şübhe ile mukarenet edilmiş olan bir kadın hakkındaki kazif de Hânı, haddi icab eder. Çünkü bu mukarenet, iffeti izale etmez.

515 - : Liân icra edilebilmesi için zina ile kazif, cizazı tenasül hak­kında vukubulmalıdır. Bu, makzufün fihe aid bir şart&tr.

516 - : Zevce hakkındaki kazif, sarih veya sarih mecrasına carî bir tâbir ile yapılmalıdır. Nitekim kısmen evvelce beyan olunmuşdur. Bu da makzufün bine aid bir şart demekdir.

517 - : Kazif, darı islâmda yapılmış olmalıdır.

Binaenaleyh zevce frakında dari harbde yapılmış olan bir kazif den dolayı had ve liân carî olmaz.

518  - : îsnad edilen zina hakkında beyyine gayri mevcud olmalı­dır.

Binaenaleyh zevç, iddiasına muvafık dört sahici ikame edebilirse liâ-ne hacet kalmaz, bu halde zevce hadde müstahik olur.

Zevç, eğer evvelce kazifde bulunmamış, ise şahidlerden biri olabilir. Bu şehadetden dolayı müttehem olamaz. Çünkü âdete nazaran bir erkek, kendisine şeyn verecek bir fazihayi yalan yere iddiada bulunmaz, belki setre çalışır. Bedayi, Hindiyye, Reddi Muhtar, Dürer. (İmam Mâlik'e göre liân, iki müslim, rakik zevç ile zevce arasında carî olur, fakat iki gayri müslim zevç ile zevce aarsmda carî olmaz. Yal­nız zevç, müslim olduğu halde zevcesi kitabiyye bulunsa nefyineseb sure­tiyle olan kazifden dolayı bu kadın da üâne tabi olur.

Malikîlere göre bir kimse, mücameate mütehammil sagîr zevcesine zina isnad etse, yani : onu zina eder bir halde gördüğünü iddia eylese kendisine liân teveccüh eder. Bu Hândan sonra zevciyyet, yine devam eder. Şu kadar varcki, bu liân ile hadden kurtulmuş olur. Fakat mücame­ate mütehammil bir yaşda bulunmayan zevce hakkındaki kazif, ne liânı ne de haddi icab etmez. Çünkü, bu kazfin mahzı kizb olduğu malûm ol­makla bundan dolayı zevceye bir âr lâhik olmuş olmaz.

Bir kimse, bainen boşarnış olduğu kadına iddeti içinde kazifde bulun­sa aralarında liân carî olur. Fakat bu kadına iddetinden sonra mutlaka zi­na etmiş olmasiyle veya iddeti içinde zina etmiş olmasiyle kaaifde bu­lunsa had lâzım gelir, liân carî olmaz. Şerhi Ebil'berekât, Elmuğnî.)

(îmam Şafiîye göre liân, şahadet lâfziyle yapılan yeminlerden iba-retdir. Binaenaleyh yemîne her ehl olan, liâne de ehildir. Velev ki şahade­te ehil olmasın. Bu cihetle liân, iki rekikin, iki ahresin, iki gayri müsli-min arasında carî olabilir. Bu husysda ahresin kitabeti de işaret hük­mündedir.

Yine İmam Şafiîye göre vefat etmiş olan zevce hakkındaki kazif de liânı icab eder. Bu liân, onun kabri üzerinde yapılır. Fakat zevciy-yetden mukaddem bir tarihe izafe edilen kazifden doiayi had lâzım gelir. Liân lâzım gelmez. Bedayi.

Elmuğnî'de deniliyor ki : Eimmei selâseye göre bir kimse, zevcesine aralarında beynunet hâsıl oldukdan sonra hali zevciyyete izafetle kazif­de bulunsa bakılır : Eğer o kadının nesebi nefy edilmek istenilen çocuğu mevcut ise aralarında liân carî olur, mevcut değilse had lâzım gelir, liân carî olmaz.

Yine Elmuğnî'de deniliyor ki: İmam Şafiî ile îmam Ahmed'e göre nikâhı fasidden mütevellit çocuk dolayısiyle de liân carî olur. Çünkü bu çocuğun nesebi lâhik olacağından nefyine ihtiyaç görülür.

Aralarında nikâhı fasit bulunan bir erkek ile bir kadın iîüanda bulununca aralarında bir veçhe göre müebbeden tahrîm sabit olur. Çün­kü bu, bir sahih liândır. Diğer bir veçhe göre tahrim sabit olmaz. Zira aralarında firkat, bu iltiân ile hâsıl olmuş değildir. Belki sahih bir nikâ­hın mevcut olmamasından ileri gelmişdir.

îmam Şafiîye göre zevcesine kazif eden zevcin bu hususda şaha­deti makbul değildir. Çünkü bir gayz neticesi olarak böyle bir şahadete kıyam etmekle müttehem bulunur. Töhmet ihtimali ise şahadete manidir. Bedayî.)

(îmam Ahmedden bir rivayete göre liân, her mükellef olan zevç ile zevce arasında carî olabilir. Bunların ikisi de ister müslim, âdil, gayri mahdud bulunsun ve ister gayri müslim, fâsik, kazifden dolayı mahdud bulunsun ve gerek birisi müslim, âdil bulunduğu halde diğeri bulunma­sın müsavidir. Said îbni Müseyyebin mezhebi de böyledir.

îmam Ahmedden diğer bir rivayete- göremÜ3İim, âdil, hür, kazifden dolayı gayri mahdud olmıyan zevç ile zevce arasında liân carî olmaz. Züh-rîden de böyle mervîdir,

Kezalik zevceynden biri gayri mükellef olunca da aralarında liân ce­reyan etmez.

Hanbelî fukahasma göre bir kimse, bir ecnebiyyeye kazif etdikden sonra onunla evlense hakkında liân carî carî oîmayıb had lâzım gelir. Çün­kü kazif, o kadının ecnebiyye olduğu haline müsadif olmuşdur.

Kezalik : bir kimse, teehhül etdiği bir kadma nikâhdan evvelki bir zamana izafetle kazifde bulunsa yine had lâzım gelir. Liân carî olmaz; Gerek çocuk bulunsun ve gerek bulunmasın. îmam Mâlik ile Ebu Sevr'in kabil de böyledir. îmam Şafiîye göre ise eğer çocuk mevcud değilse liân carî olmaz. Fakat aralarında çocuk mevcud ise bu hususda iki vecih var­dır.

Hanbelîlere göre zevcenin talebi bulunmadıkça kendisine kazif etmiş olan zevci hakkında ne had ikame edilir, ne de liân carî olur. Çünkü bu taleb, zevcenin hakkıdır. Hattâ zevce, mecnun veya mahcur olsa bu hakkı velîsi taleb edemez.

Kezalik : çocuk olan bir zevcenin velîsi ve cariye olan bir zevcenin mevlâsı, zevç hakkında ta'zir icrasını da taleb edemez. Çünkü bu, teşeffii sadr için sabit olan bir' hakdır. Bu hususda başkası buna müstahik ola­nın makamına kaim olamaz.

Şayed zevç, zevcesinin talebi bulunmaksızın liân yapılmasını istese bakılır: Eğer nefy edilmesi matlûb bir neseb mevcud değilse veya her­hangi bir sebeble, meselâ: beyyine ikamesi veya ibra suretiyle had sakıt olursa liân yapılmasına mesağ bulunmaz. Ekseri ehli ilmin kavli de bu merkezdedir. Yalnız Şafiiyyeden bazı zatlara göre bu halde de firas.1 iza­le için liân carî olabilir. Sahih olan, bunun hilafıdır. Çünkü zevç, talâk yoîiyle firaşı izaleye kadirdir.

Fakat nesebini nefy etmek matlûb olan bir çocuk mevcut olduğu takdirde zevç de "liân talebi hakkına mâlik olur.

Hanbelî fukahasına göre zevce, hakkında vukubulub liânı icab eden herhangi bir kazf hususnda kazifin basîr olmasiyle âma olması arasında fark yokdur. imam Şafiînin kavli de böyledir. Fakat İmam Mâlike ve Yahyel'ensarîye göre kazif, ya rüyete müstenid olmalı veya hamli inkâr suretiyle bulunmalıdır ki, liân lâzım gelsin. Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre liân hususunda zevç ile zevce; gerek hür ve ge­rek rakik olsunlar, gerek ikisi de müslim veya birisi müslim dğeri kitabiy-ye veya ikisi de kitabî bulunsun müsavidir.

Kezalik zevceynin kazfinden veya zinadan dolayı mahdub olub ol­mamaları, aralarında duhul bulunmuş olub olmaması, ve her ikisinin ve yahut yalnız birisinin âma veya fâsik bulunub bulunmaması, v§ isnad edi­len zina fazihasınm rüyete müstenid olub olmaması müsavidir. Hâkim, herhelde hâdiseyi takib eder, taleb vukuu şart değildir. Elmuhallâ.)

(Eimmei selâseye göre liân icra edilebilmesi için kazf in herhalde ce-hazı tenasül hakkında ohnası şart değildir. Makûs cihet hakkındaki kezif de liânı müstelzim olur. Elmuğnî.) [27]

 basa dön

 

Liândan Evvel Kazein Sübutü :

 

519 - : Liân icrasına hâkim tarafından karar verilebilmesi için kaz-fin sübutü lâzımdır. Bu sübut, ya ikrar ile veya beyyine ile olur. Şöyle ki

Zevcenin kazif iddiasını zevç, ikrar ve itiraf eder veya inkârı takdi­rinde zevce en az âdil erkek şahadetiyle. isbat edebilirse liân ikame edi­lir.                                                                              ,

Bu hususda kadınların şahadetleri ve şahadet üzerine şahadet ve ka­dının kadıya mektubu muteber değildir. Çünkü hudud mesabesinde bu­lunan liân, şübhe ile bertaraf olur.

520 - : Zevce, kazif hakkında şahid ikame etdikden sonra zevç, ken­disini zevcesinin tasdik, zinayı ikrar etmiş olduğunu iki erkek veya bir erkek ile iki kadımn şahadetleriyîe İsbat etse had de, ilân da sakıt olur.

Zevç ile zevcenin beyyineleri bulunmadığı takdirde biribirini istin-lâfda bulunamazlar. Hindiyye. [28]

 basa dön

 

Lianı Vücubünden Evvel Veya Sonra Iskat Eden Şeyler:

 

521 - : Kazifden sonra zevç ile zevceden biri veya her ikisi tecen-nün veya irtidad etse veya dilsiz kalsa veya birine kazif edib de hakkın­da haddi kazif icra edilse veya zevce haram' bir suretle vatiy olunsa ve­ya aralarında beynunet vukua gelse lian sakıt olur, had de lâzım gel­mez. Hattâ beynunetden sonra nikâhı    tecdid etseler de liân yapılamaz. Çünkü sakıt olan, .avdet etmez.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine «Ey zaniye sen bainsin» veya «üç talâk ile boşsun» dese ne liân ne de had lâzım gelir. Çünkü zina isnadı, zevciyyet haline müsadif olmuş, badehu talâk ile beynunet vukua gelmiş-dir.

Fakat «Sen üç talâk ile boşsun ey zaniye» dese liân lâzım gelmezse de had lâzım gelir. Zira kazif, beynunetden sonra âdeta bir ecnebiyye hak­kında vaki olmuş olur.

522 - : Kazifden sonra vaki olacak talâkı ricl ile üân sakıt olmaz. Meğer ki liân ikamesinden evvel iddetin    geçmesiyle beynunet husule gelsin

523 : - Liânı vi&eubünden sonra iskat eden her şey, liânın badel'icra hükmünü de ibtal eder.

Meselâ : zevç ile zevceden biri, mülâaneden sonra tecennün etse ve­ya nefsim tekzib eylese artık liânın hükmü kalmaz, nikâhları hâli üze­re devam eder. Şu kadar var ki, zevç, nefsini tekzib etdiği takdirde hadde müstahik olur. Bedayi, Hindiyye, Dürri Muhtar.

« (Fıkhı Hanbelîde deniliyor ki: zevç, zevcesine kazf edib de bade­hu Hândan evvel veya liânı itmamdan evvel vefat etse liân sakıt olub çocuk var ise kendisine lâhik ve zevcesi varis olur. Zevce, kendi liânını ikmalden sonra, zevcesinin Hânından evvel vefat edince de hüküm böy­ledir. Bu hususda fukaha, müttefikdirler. Ancak imam Şafiîye göre yal­nız zevcin Haniyle beynunet hâsıl, tevarüs sakit, çocuğun nesebi müntefi olur. Zevce iltiânda bulunmazsa hakkında thad lâzım geür. Elmuğnî.) [29]

 basa dön

 

Lianın Hükmü

 

524 - : Liânın hükmü, - aşağıdaki meseleler veçhile - mukarenet ve istimtam haram olması, tefrik ile beynunet   husule gelmesi, nesebin kat'edilmesidir.

525 - : Zevç ile zevce mülâanede   bulunmakla aralarında hemen mukarenet ve istimtaın hürmeti tekarrür eder, fakat aralarında hemen firkat hâsıl olmaz. Bu halde zevç, zevcesini bainen tatHk etmelidir. Etmez­se hâkim tarafından tefrika hükmedilmesi lâzım gelir.

Binaenaleyh tefrik vaki olmadıkça zevciyyet ahkâmı carî, zevcin ta­lâkı, zihan, i'lâsı muteber ve aralarında tevarüs carî ölür. 55evc, nefsini tekzib ederse aralarında nikâhı tecdide lüzum görülmeksizin mukarenet de caiz olur.

Fakat İmam Züfere göre mücerred liân yapılmakla firkat vaki olur. Hükme ihtiyaç görülmez.

526 - : Telâunda tekerrür carî değildir.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesine defeat ile kazifde bulunsa hakkın­da yalnız bir liân lâzım gelir.

527 - : Liânı müteakib vuku bulacak tefrik ile bir talâkı bain ta­hakkuk eder. Çünkü zevcin sebebiyet verdiği firkatler, talâk kabilinden-dir. Bununla mülki nikâh, bilkülliyye" zail olur. Zevç veya zevce, nefsini' tekzib etmedikçe zevciyyeti iade caiz olmaz.

Bu, İmamı Âzam ile îmam Muhammede göredir. Fakat İmam Ebu Yusüfe, İmam Züfer ile Hasan îbni Ziyad'a göre bu tefrik ile bir hürme­ti müebbede vücude gelir. Artık zevciyyeti iade asla caiz olmaz.

528 - : Hâkim, zühul ederek daha liân tamam olmadan tefrika hükm etse bakılır: eğer zevç ile zevceden her biri liânın büyük bir kısmını, me­selâ : dörtdde üçünü yapmışlar ise tefrik nafiz olur. Çünkü ekser için hükmi kül vardır ve bu hükm, ictihad mahallinde vaki olmuş olur. Fakat daha liânın ekserisi yapılmamış ve yahut   zevç ile zevceden yalnız birisi tamamen liânda bulunub da henüz diğeri iltiânda bulunmamış ise tefrik nafiz olmaz.

529 - : Çocuğun nesebim nefy etmek suretiyle olan kazifden dola­yı liân icra edilince hâkim, «Bu çocuğu validesine ilzam etdim, bunu zev­cin nesebinden çıkardım» diyerek çocuğun nesebini zevcden kat ile vali­desine ilhak eder. Fakat liân icra edilmedikçe nesebin kat'ına hükm edi­lemez.

Binaenaleyh kazif, lianı icab edecek veçhile mün'akid olmazsa veya liân, badelvücud bir veçhile sakıt olursa veya liânı icab etdiği halde zev-ceyn, mülâaneyi terk ederlerse çocuğun nesebi münkati olmaz.

Meselâ  bir kimse, zevcinden doğan çocuğun nesebini nefy edib zev­cesi de kendisini tasdik eylese bununla o çocuğun nesebi münkati olmaz. Çünkü bu takdird liân icrası müteazzir olur. Liân müteazzir olunca onun hükmü olan nefyi neseb de müteazzir bulunmuş olur. Zevç ile zevcenin nesebi nefiy hususundaki tesadükuna itibar olunmaz. Çünkü neseb, ço­cuğun hakkıdır.

530 - : Çocuğun uluku, liân carî olamıyacak bir zamana müsadif olduğu takdirde  de   muahharan vukubulacak   liân ile   nesebi   münkati olmaz.

Meselâ : Zevce, uluk zamanında kitabiyye veya cariye olub da ihti­da, etdikden veya azad edildikden sonra hamlini vaz eylese artık vuku bulacak bir nefy ile çocuğun nesebi kat' edilemez. Çünkü ulûk zamanın­da Hâne ehliyet bulunmamışdır. Nesebi kat' etmek ise liânın hükmü­dür.

531 - : Hamlin nesebi, vilâdetinden evvel kat' edilemez. Çünkü ham­li nefiden dolayı imamı Azama göre liân lâzım gelmez ki, bu tarik ile ne­sebi kat' etmek mümkün olsun.

îmameyne göre de neseb ile sabit olan irs gibi hükümler, hami için değil, evlâd için sabit olur. Hami ise infisal etmedikçe evlâd adını alamaz.

532 - : Liân neticesinde nesebi kat' edilen çocuk ile liânda bulunan zevç arasında tevarüs ve nafaka hükümleri cereyan etmezse de sair ne­seb ahkâmı cereyan eder.

Binaenaleyh bunların biribirine şahadetleri, zekât vermeleri, biribi-riyle evlenmeleri caiz olmaz. Ve o kimse, bu çocuğu amden kati edecek olsa hakkında kısas cezası tatbik edilmez ve bu kimse ber hayat olduk­ça bu çocuğun nesebini başka bir şahıs iddia edemez. Velev ki çocuk, kendisini tasdik etsin. Çünkü o kimsenin hayatda bulundukça nefsini tekzib ederek, çocuğun nesebini kendisine ilhak etmesi me'muldür. Çocuk da bu sayede bir lekeden kurtulmuş olur.

Fakat o kimsenin vefatından sonra yaşı müsaid olan bir şahıs, bu çocuğun nesebini iddia edebilir. Zira artık tekzibi nefs ihtimali kalma-mışdır. Şu kadar var ki o şahıs, bu çocuğun zinadan mütevellid olduğu­nu dermeyan etmemelidir, ederse nesebi kendisinden sabit olmaz. Sübu-ti neseb bahsine de müracaat!

533 - : Liân yapıldıkdan sonra daha tefrika hüküm vermeden hâ­kim azl edilse veya vefat etse lâhik hâkim, yeniden liân icrasını emre­der. Hindiyye, Bedayi, Bahri Raik.

"(tmam Mâlik ile İmam Şafii'ye göre liân ile hürmeti müebbede sabit olur, zevceyn, nefislerini tekzib etseler de zevciyyeti iade caiz ol­maz. Hanbelîlerce de zahirî mezheb böyledir.)

{îmam Şafiîye göre de daha zevce iltiânda bulunmadan yalnız zev­cin Haniyle firkat vücude gelir. Çünkü liân zevce muhtesdir. Hattâ zevç, cariye bulunan zevcesine Hândan sonra bir veçhile mâlik olsa ken­disine tekarrüb edemez.

îmam Şafi'ye göre hamlin nesebini kat' caiz olduğu gibi vilâdetine kadar intizar da caizdir. Elmuğnî, Tuhfe.)

(Hanbeli fukahasma göre firkat, zevç ile zevcenin liâniyle hâsıl olur. Birinin liânı kifayet etmez. Aralarını hâkimin tefrik etmesine lü­zum var mıdır, yok mudur? Bu hususda iki rivayet vardır. Bir ri­vayete göre mücerred müîâane ile firkat hâsıl olur, hükme muhtaç olmaz.

îmam Mâlik ile Ebu Sevr'in, Davudi Zahirî'nin, İbnd Münzirin kavi­leri de böyledir. Liân iîe husule gelen firkat, fesindir.

Hanbelîlere göre zevç, iltiânda bulunduğu halde zevce bulunmasa hakkında had İâzım gelmez, zevaiyyet hali üzere kalır. Hasenin, Evzaînin, ashalbı re'yin kavileri de böyledir. Fakat Şa'bî ile İmam Mâlike ve îmam Şafiîye göre hakkında had lâzım gelir.

lltiândan imtina eden zevce hakkında Hanbelî fukarasının muhte­lif kavileri vardır. Bir kavle göre habs edilir, iltiânda veya dört defa ik­rarda bulununcaya kadar habsden çıkarılmaz. Diğer bir kavle göre se-bilî tahliye edilir. Maahaza her ikisi de liânda bulunmadıkça neseb mün-kati olmaz. Bütün ehli ilmin kavli de bu veçhiledir. Yalnız îmanı Şafiîye göre mücerred zevcin Mâniyle firkate ve kat'ı nesebe hükm olunur.

Yine Hanbelî fukahasına göre bir kimse, zevcesini muayyen bir şa­hıs ile zina etmekle itham etse her İkisine de kazifde bulunmuş olur. O halde zevcesdyle mülâanede bulunursa her ikisine aid kazifden dolayı had sakıt olur. Gerek lian esnasında o şahsın adını zikr etmiş olsun ve gerek olmasın. Fakat liânda bulunmazsa her.ikisi de fcazfin muktezasını iste­meğe müstahik olur. Ve her hangisi isterse önün için o kimse hakkın­da had icra edilir. Talebde bulunmryan için had icra edilmez. îmam Mâ­likin kavli de böyledir. Şu kadar var ki, liân ile o şahsa aid had hakkı1 sakit olmaz. Hartbelî fukaıhasmdan bazılarına göre de bu kazf, yalnız zevceye müteveccih bulunmuş olur. Binaenaleyh bundan dolayı başkasına taleb ve had hakkı teallûk etmez. Elmuğnî)

(Zahiriyye mezhebine göre de mücerred Mân ile müebbed hürmet vü-cude gelir. Velev ki, bilâhare zevç, nefsini tekzib etsin.

Liânda bulunan zevce, gebe ise hamlinin nesebi de kocasından nefy edilmiş olur. Gerek Mânda söylenmiş olsun ve gerek olmasın. Şu kadar var ki zevç, hamMn nesebini ikrar ederse bu neseb kendisine lâhik olur. Bundan dolayı hakkında had lâzım gelmez. Çünkü hamM ikrar, zinanın vukuuna mani değildir. Hattâ zevce, yapılan firkat hususunda zevcini tasdik edib «hami ondan değildir» diye kocasının ikrarını kabul etmese hakkında had lâzım gelir, çocuğun nesebi müntefi olmaz.

KezaMlk : Bu kazif ve ikrardan sonra henüz Mân vuku bulmadan Çocuk doğacak olsa zevç, kendisinden haddi iskat için yine Mânda bu­lunabilir. Fakat çocuğun nesebi artık kendisinden asla müntefi olmaz. El-muhallâ.) [30]

 basa dön

 

Lian İle Kati Nesebin Şartları :

 

534 - : liân yapüdıkdan sonra tefriki müteakib nesebdn kat'edil-mesine hüküm verilmesi için aşağıdaki meselelerde beyan olunan şart­ların tahakkuku lâzımdır.

535 - : Nesetâ nefiy suretiyle olan kazif, vilâdet zamanına mü­sadif olmalıdır.

Şöyle ki : zevç, zevcesinin doğurduğu çocuğun kendisinden olmadı­ğını aradan tehnde = tebrik zamanı göçmeden iddia etmelidir.

Tehnie müddeti, bir iki ve İmamı Azamdan bir rivayete göre yedi günden ibapetdir. Fakat zevç, vuku bulan tehnieyi kabul eder ve çocuk için âdet veçhile vilâdet eşyasını almiya bağlarsa artık nefyine hakkı kal­maz, çocuğun nesebini delâleten ka'bul etmiş olur.

İmamı Azamdan düğer bir rivayete görö (bu nefy için muayyen bir müddet yokdur. Elverir ki kabule delâlet eder bir şey bulunmasın. Çün­kü nefyi neseb, teemmüle muhtaç bir şeydir. Bunun için teemmüle mü­sait bir zaman ister. Bu teemmül ise eşhasın ahvaline göre İhtilâf eder. Bu hususda bir vakit tayini müteazzârdir. Binaenaleyh âdete nazaran tehnie ve teemmüle müsaid bir vakit geçmedikçe nefy etmek sahih olur.

îmameyne göre bu hususda nifas müddetinin ekseri olan kırk gün tayin edilmiştir. Zira nafas, vilâdet eseridir. Vilâdet eseri devam etdikce de nefyi neseb caiz olur.

536 - : Zevç, gaib olduğu takdirde vilâdete ittılaı ânından itiba­ren yukarıdaki mesele veçhile ahkâm carî olur. Maahaza îmam Ebu Yu-süfden bir rivayete göre gaib, fisatöen, yani : çocuğun sütden kesilme­sinden evvel çıkıp geMrse nifas müddetine müsavi bir müddet içinde ne­sebi nefy edebiMr, fisalden sonra geMrse artık nefy edemez,

imam Ebu Yusüfden diğer bir rivayete göre de nifas müddetinden sonra haberdar olursa iki sene tamamına kadar nesebi nefy edebilir. Bu takdirde de nefy müddeti için reza müddeti nazara alınmış oluyor.

Şunu da ilâve edeMm ki, bu çocuğun doğmasiyle vaHdesinin mehri teekküd etmiş olur. Meselâ : bir kimse, bir kadın ile gıyaben evlenib de daha rüyet ve mükarenet vuku bulmadan bir çocuk vücude gelmekle nesebi nefy edilse aralarında Mân cereyan eder, çocuk validesine ilhak edilir, o kadın da mehrinin tamamına müstahik olur.

537 - : Çocuğun nesebi, ne sarahaten ve ne de delâleten    kabul edilmemiş olmalıdır. Aksi takdirde kat'ma imkân bulunmaz.

Meselâ : Zevç, zevcesinin doğurduğu çocuk hakkında «Bil benîm çocuğumdur» veya «bu çocuk bendendir» dese onun nesebini sarahaten kabul etmiş olur. Yapılan tebrik ve tekmeyi kabul etdiği veya buna kar­gı sükûtta bulunduğu takdirde de nesebi delâleten kaibul etmiş sayılır. Çünkü âkil olan bir kimse, kendisine aid olmıyan bir çocuk hakkındaki tebriki kabul etmiyeceği gibi buna karşı sükût da etmez.

538 - : Doğan çocuk, tefrika hüküm zamanında ber hayat olma­lıdır, ğer ber hayat olmazsa nesebi kat' edilemez.

Binaenaleyh bir kimse, zevcesinin doğurduğu çocuğun nesebim ve­fatından sonra nefy edecek olsa aralarında Man carî olabiMr. Fakat neşet kat' edilemez. Çünkü neseb, mevt ile tekarrür eder, artık inkıtaa ihtimali kalmaz. Nesebin inkıtaı, Mânın levazımından değildir, mücerred kazifden dolayı Man cereyan eder. îmam Ebu Yusüfden bir rivayete göre bu halde liâne de mahal kal­maz. Çünkü müoerred nefyi veled suretiyle olan kazifden maksad, nese­bin kat' edilmesidir. Bu maksad, müteazzir olunca artık Hânın bekasında bir faide kalmamış olur.

539 - : Çocuklar, tev'em dseîer her birinin nesebi nefy edilmelidir. Birinin nesebi kabul edildiği takdirde diğerlerinin de nesebleri kabul edil­miş, olur, artık kat'a imkân kalmaz.

Meselâ : bîr kimse, zevcesinin bir batında doğurduğu iki çocukdan birini ikrar, diğerini nefy edecek olsa bakılır: eğer ilk doğan çocuğu ik­rar ederse her iki çocuğun nesebi sabit ve Mân lâzım olur. Çünkü birinci çocuğun nesebini kabul, diğerinin nesebini de kabul demekdir. Zira hami, birdir. İkinci çocuğun nesebini inkâr etmek, ikrardan rücu demek olur. Halbuki neseb hakkındaki ikrardan rücua ihtimal yokdur.

Liâna gelince bu, ikrar edilen bir nesebden sonra nefyi neseb sure­tiyle vaki olan bir kazifden münbaisdir.

Bilâkis o kimse, ilk doğan çocuğun nesebini nefy, ikinci çocuğun ne­sebini ikrar ederse yine her iki çocuğun nesebi sabit olur. Çünkü ikinci çocuğun nesebini ikrar etmekle nefsini tekzib etmiş olur. Bu halde yalnız hadde müstahik olur, liâne mahal kalmaz. Çünkü toir kazifden dolayı had ile liân dctima edemez.

540 - : Nesebi nefy edilen iki tev'emden biri, Hândan evvel Ölse veya öldürülse artık ikisinin de nesebi kat' edilemez.  Çünkü meyyitin nesebi kesüemiyeceğinden sağ kalan çocuğun nesebi de kesilemez. 2üra bunlar, tev'emdirler.

541 - : Nesebin sübutüne şer'an hükm edilmemiş olmalıdır. Şer'-an mahkûm bissübut olan bir neseb, kat' edilemez. Şöyle ki :

Bir kimse, zevcesinin doğurduğu çocuğun nesebini nefy edib de aralarında daha liân cereyan etmeden bir ecnebi bu çocukdan dolayı o kadına kazifde bulunmakla hakkında had icra edilecek olsa çocuğun ne­sebi o kimseden sabit bulunmuş olur, artık kat'ı nesebe imkân kalmaz, liân da sakit olur. Çünkü hâkim, kazif olan ecnebiye had vurmakla onu tekzib etmişdir. Bu tekzib ise çocuğun sübuti nesebine hüküm demek­dir. Sübutüne hükm edilen bir neseb ise artık kat1 edilemez. Bu ecnebi hakkındaki had ile kadının iffeti tezahür etmiş olacağı cihetle liân© de artık hacet kalmaz. Bedayi, Bahri Raik, Hindiyye.

« (imam Mâlike göre nefyi neseb, vaz'ı hamli müteakiib muaccelen vaki olmalıdır. Zevç, hamli bildiği halde nefy etmeyib zevcesine tekar-rübde bulunsa veya bilâ özür- nefiy keyfiyetini tehir ederse artık nesebi nefide bulunamaz. Bedayî.)

(İmam Şafiîye göre nesebi nefy için muayyen fcir müddet yokdur. Bu, fevridir. Çünkü nesebi fevren nefy etmemek, delâleten kabul demekdir. Zevç, nefye kadir olduğu halde nefy etmeyib sükût edince artık nef-ye hakkı kalmaz, imam Ahmedin kavli-de böyledir.

îmam Şafiîye nazaran avamdan bir şahsın bu fevrîlik meselesindeki cehaleti, bir mazeret teşkil eder.

Ataya, Mücahide göre zevç, nesebi muterif olmadıkça dilediği vakit nefy edebilir. Ebubekire göre de bu, Öyle iki üç gün gibi bir müddetle mukayyed değildir, belki âdetin cereyanına tâbidir. Meselâ : tevellüd ge­celeyin vuku bulsa sabah olub da nâsın dağılacakları zamana kadar nefiy müddeti devam eder. Fakat zevç, vuku bulan tehnîe ve dua hakkında âmin hân olursa neseb, kendisinden bil'ittifak sabit olur. Elmuğnî, Be­dayî.

Şafiîlerce iki tev'emden yalnız birinin nesebini nefy etmek, sahih değildir. Meğer ki vilâdetleri arasında en az altı ay bulunsun. Çünkü bir rahimde iki erkeğin nutfesinden birer, çocuğun bir müddet içinde tekev­vün etmesi, âdeti ilâhiyyenin cereyanına muhalifdir. Rahim, ihbal kuv­vetini haiz bir nutfeyi ihtiva edince ağzı nıünsed olur, artık başka nut-feyi kabul edemez. Tuhfetülnıuhtac.) [31]

 basa dön

 

Lîânın Sebebi Ve Hikmeti Teşkiiyyesî :     

 

542 - : Liânın sebebi, zevcin, zevcesine yabancılar hakkında had­di icab edecek bir veçhile - kazf etmesidir. Bu kazf, zevcin, zevcesine ya zina isnad etmesi veya zevcesinin doğurduğu çocuğun nesebini nefy eylemesi suretiyle olur. Böyle bir kazfî müteakib zevç ile zevceden her­hangi biri mahkemeye müracaat ederek liân yapılmasını isteyebilir.

Fakat liân husus jr.da ihtiyata riayet edilmesi lâzımdır. Bazan bu gibi kazif hâdiseleri, bir gazab ve ihtiras neticesi olarak zuhura gelebilir. Bu takdirde liân tarikine gidilmesi, hâdisenin şüyuuna meydan verilme­si, asla muvafık olamaz. işte bu ihtimale mebnîdir ki, liân hususunda fevkalâde ihtiyata ria­yet edilmiş, hiçbir muamelede carî olmıyan dört  defa şehadete lüzum gösterilmiş ve yalancı olan zevç hakkında Allah Tealânin laneti, yalan­cı olan zevce hakkında da Cenabı Hakkın gazabı davet edilerek her mü­minin ruhunu titretecek, kendisini yalan yere şehadetde bulunmadan men edebilecek bir yemin usulü kabul olunmuşdur.

Hattâ liân için mahkemeye müracaat vuku bulunca hâkim, evvelâ zevce nasihat verir, kendisini tövbeye davet eder, yalan yere şahadetde, yeminde bulunmadan tahzir ederek kendisine ahiret azabını hatırlatır. Sonra da zevceye ayni suretde nasihat vererek yalan yere yemin etme­mesini, ahıret azabına nazaran dünyevî cezanın pek hafif bulunduğunu kat'î bir lisan ile ihtar eder. Hâkimin bu veçhile hareket etmesi, müs-tahsendir.

Bütün bu Öğütlere, bu tahzirlere rağmen iki taraf, liân icrasında musir olursa artık hakim için mül&ane yapılmasına müsaadeden başka çare kalmaz.

« (Malikî fukahası diyorlar^ki: lüzumsuz yere liânda bulunmak, bir gocuğun nesebini nefy etmek, muvafık olamaz. Meselâ: çocuğun başka­sına benzemesi, mukarenet zamanında azî vukuu veya inzal vaki olma­ması, yahut tenasül cihazı yoliyle mukarenet yapılmamış bulunması, ne­sebi nefy etmek için bir sebeb teşkil etmez.)

(Şafiî fukahası da diyorlar ki: bir zina hâdisesinden dolayı zevce veya zevceye veya bir ecnebiye teveccüh edecek başka bir zarar melhuz olmadığı takdirde tatlik ile iktifa edilmesi, hâdisenin setredilerek şüyuu-na meydan verilmemesi, evlâdır.

Hattâ bir kimse, zevcesinin zinasına muttali olduğu halde doğur­duğu çocuğun kendisinden olub olmamasını ihtimal dahilinde görür­se mücerred bununla kazifde bulunması, nesebi nefy etmesi caiz olmaz. Çünkü iki ihtimal, müsavi olduğundan çocuğun firaşı sahihe is­tinadı müreccahdır. Bu halde - sahih kavle nazaran - kazif de, li­ânda haram olmuş olur.. Çünkü talâk İle müfarekat temin edilebilir, hâdisenin şuyuiyle alâkadarların mutazarrır olmasına meydan verilmiş olmaz,

Kezalik : bir erkek, kendisinin akim olduğunu zannederek buna is­tinat ile nesebi nefy iddiasında bulunması caiz değildir. Çünkü birçok akim sanılan kimselerin üıbale muvaffak oldukları vakidir.

Amma bir erkek, zevcesinin zinakâr olduğunu kat'iyyen bilir veya bir takım karinelere, vesikalara mebni müekked bir zan ile zan ederse o halde kazf ile Hâne tevessül edebilir. Çünkü bu takdirde firaşı tathire, nesebi siyanete; kendisini ardan vikayeye muhtaç bulunur. Halbuki her zaman 'beyyîneye destres olamaz.

Kadına gelince o da kocasının isnad etdiği zinadan berî olduğu tak­dirde kendisinden ve ailesinden âri def için taleb vaki olunca telâunde bulunmalıdır. Böyle olmadığı takdirde liânda bulunması icab etmez.)

(Hanbelîlere göre de her vakit kazfe, liâne tevessül edilmesi caiz değildir. Bunlara göre kazif üç nev'e ayrılır. Birincisi: vacıbdir. Şöyle ki: bir kimse, zevcesini kendisine tekarrüb etmemiş olduğu bir tuhr es­nasında başkasiyle zina eder bir halde görecek olursa bu kadından idde-tinin nihayet bulmasına kadar itizal eder. Kadın, o gayri meşru muka-renetden itibaren en aa altı ayda bir çocuk doğurursa bu çocuğun nese­bini kat' için kazif, vacdb olmuş olur. Çünkü bu halde çocuğun zinadan hâsü olduğu yakin mesabesinde bulunur. Bunun nesebi nefy edilmezse kendisine veya sair kariblerine varis olur, kendisinin evlâdiyîe, mehari-miyle ihtilâtda bulunur. Bu ise caiz değildir. İkincisi : caizdir. Şöyle ki : bir kimse, zevcesinin zina ettiğini gö­rür veya zina etdiği kendince sabit bulunur veya zinada bulunduğunu emin bir şahısdan işidir veyahut zinası halk arasında şüyu bulur, bunun­la beraber arada bir çocuk bulunmaz veya bulunursa da zinadan hâsıl olduğu anlaşılmaz, tşte bu halde kazif, caizdir. Maamafih bu halde sü­kût edilmesi de caiz, belki efdal ve ehseiıdir. Çünkü bu takdirde zevç, talâka tevessül ederek hem kadını hem de kendi nefsini setr etmiş olur.

Üçüncüsü : haramdır. Bu ise yukarıdaki iki kısmın haricinde ola­rak zevceler ve ecnebiler hakkında yapılan kazifdir. Bu, kebairden sayı­lan bir seyyiedir. Elmuğnî.)

543 - : Liânın hikmeti teşrüyyesine gelince bu da, yukarıdaki be-yanatdan da anlaşıldığı üzere kazif suretiyle lâhik olan âri def etmek, şerefsiz veya iffetsiz bir refik veya refikadan halâs olmak, gayri meş­ru çocukların iltihakından aileleri sıyanetde bulunmak, zevciyyet huku­kuna vukubulan tecavüzden dolayı kati bir ayrılış ile bir nevi ceza ter-tib eylemek, başkaları hakkında da müessir bir ibret, bir mania teşkil edivermek gibi şeylerdir.

Gayrimeşru çocukları aileler arasına sokmıya cüret eden kadınlar hakkında dinen büyük, tahzirler mevcut olduğu gibi meşru çocukların neseplerini nefy eden erkekler hakkında da pek büyük teîıdidler vardır. «Hak Tealâ Hazretlerinin böyle bir erkekden ihticab edeceği, yani: o erkeği nazarı rahmetinden uzaklaştıracağı ve onu evvelin ve 'aharîn mu­vacehesinde risva edeceği» bir hadisi şerifde beyan buyurulmuşdur.

Filhakika zina fazihası, ne kadar büyük bir cinayet ise afif bir şah­sa zina isnadı da o kadar ağır bir cinayetdir. Böyle bir isnada haksız yere maruz kalan bir şahıs, arlanır, cemiyet arasında mevkii müşkilleşir. Binaenaleyh bu ân kendisinden gidermek için bir ser'î çareye teves­sül etmesi lâzım gelir ki, o da liân tarikidir.

Bunun aksine olarak bir kadının iffetden. mahrumiyeti, gayri meş­ru bir çocuk dünyaya getirmesi ise kocasına karşı en büyük bir cina­yetdir., Allah Tealâya karşı da pek büyük bir ma'siyetdir. Artık bir er­kek, böyle bir cinayetin ağırlığı altında hayatını idameye kadir olamaz, bundan kurtulmaya ve kendi ailesi arasına gayri meşru bir çocuğun so­kulmasına mani olmıya olanca kuvvetiyle çalışmak ister. Halbuki bu fazihayi isbat edecek beyyineden mahrum bulunur, yapmış olduğu ka-zifden dolayı da hadde müstahik görülür. Binaenaleyh böyle elnn bir du­rumda da bir erkek İçin liâne tevessülden başka çare bulunmaz.

Diğer bir bakımdan da bir kazif, ya doğrudur, vakıa mutabıkdır, ya değildir. Eğer doğru ise bundan dolayı liân icrası, kadın hakkında bir cezadır, kadın bu tarik ile nikâh nimetinden mahrum kalır, şerefini kay­beder, yapmış olduğu fazihanın bir nevi dünyevî azabına kavuşmuş olur.

Bu hâdise, başkaları için de bir müessir ibret dersi teşkil etmiş olur.

Bilâkis bu kazif, doğru değilse liân icrası* zevç hakkında manevî mesuliyeti müstelzim olacağı gibi onun hakkında dünyevî bir ceza ma­hiyetinde de tebarüz eder. Çünkü bu yüzden kendisini teşhir etmiş, zev-ciyyet nimetinden mahrum kalmış olacaktır. Bu elîm âkibet ise zevciy-yet hukukuna aykırı hareketlerde bulunacak sair kimseler için de bir müeyyid mania mahiyetinde bulunmuş olur.

Velhasıl : liân icrasının meşruiyeti, daha böyle bir nice mühim maslahatlara, hikmetlere müteveccih bulunmuşdur. Elverir ki, yerinde istimal edilsin. [32]

 basa dön

 

Zevç İle Zevce Hakkında Hiyabi Tefrika Sebeb Olup Olmayan Bazı İlletler :

 

544 - : Bir takım illetler, arızalar vardır ki, bunlardan birinin zevcde veya zevcede mevcudiyeti veya sonradan tahaddüsü halinde di­ğer tarafın hiyan tefrik ile muhayyer olub olamıyacağı islâm hukukun­da mühim bir mebhas teşkil eder. Muhayyer olduğu takdirde dilerse bu­na razı olarak nikâhı idame eder, dilerse razı olmayıb mahkemeye mü­racaat ederek usulü dairesinde tefrik kararı alır. Nitökim ileride görü-lecekdir. Bu illetlerin başlıcaları ise şunlardır :

(1) : Kara; kadının tenasül cehazında bulunub kendisine mukare­nete manî olan bir kemikdir. Böyle cehazı tenasülünde bulunan bir ke-mikden dolayı kendisine tekarrüb kabil olmayan kadına da «karna» de­nilir..

(2) : Retak; tenasül cehazında tenebbüt edib mücameat mahallini kapayan bir et parçasıdır. Cehazı tenasülünde zuhur eden et parçasından dolayı mücameat mahalli kapalı olan kadına da «retka» denir.    Bahri Raikde retkanm tarifi, kamaya verilmişdir.

(3) : Af el; tenasül cehazının    haricinde    zuhur edib    mukarenete mani olan bîr bezden ibaretdir. Kendisinde böyle bir mania bulunan ka­dına da «afla» denilir.

Minhetül'halikde afla ile karna bir gösteriimişdir.

(4) : Fetk; meni mecrasiyle bevl mecrası veya kubül ile dübür ara­sındaki inhırakdan ibaretdir. Buna «ifza» da denir. Elmuğni.

(5) : înnet- inanet; ademi iktidar denilen arızadır ki,    erkeğin reculiyyet uzvu mevcut olduğu halde mücameate muktedir olmaması ha­lidir. Bu uzuv, gerek intişar etsin ve gerefk etmesin. Böyle    tekarrübe muktedir olmayan erkeğe de «inniyn» denir.

înnet, ihtiyarlık, mütemadiyen aklî mesaî, dimağın fazla faaliyeti, ziyade havf ve haya, şiddetli şevk ve şetaret, âşıkane hayalâıt ve tasav-vürat, çokça mukarenet, istimta bilyed, taharet ve nezafetden mahrumiyet, nefret ve istikrahı mucib hâlât, asabî âfet, tenasül uzvunun fena teşekkülü gibi sebeblerden neşet eder ki, her birinin kendisine göre te­davi usulü vardır. Meselâ : ikinci ve üçüncü sebebden mütehassil innetin izalesi için fikir ve zihnin istirahati, son sebebden münbais innetin ref'i için de fennî ameliyat vesaire lâzımdır. Ancak ihtiyarlık dolayısiyle hâ­sıl olan innetin zevali kabil görülmemektedir.

Sihir yüzünden innete mübtelâ olanlar da vardır.

Seyyibe tekarrüb edebildiği halde bikre tekarrüb edemiyen veya ba­zı nisaya mukarenete muktedir olduğu halde diğer nisaya mukarenete kadir olamıyan bir erkek, tekarrüb edemediği kadına nazaran inniyn sayılır. Yalnız haşefe kısmını idhale kadir olan bir erkek, inniyn sayıl­maz.

(6) : Hisa;  hâdimlik hali,  yani   : erkeklik uzvu mevcud    olduğu< halde husyelerin çıkarılmış olmasıdır: Bu halde bulunan erkeğe «hasıy» denilir.

Husyelerin bulunmaması, gerek kesilmek ve gerek çekib çıkarıl­mak suretiyle olsun müsavidir. Bir hasiy, âleti tenasülü münteşir olma­dığı takdirde inniynden maduddur. Fakat husyesi bulunmamakla bera­ber erkeklik uzvu münteşir olan kimse, inneyn hükmünde değildir.

Fen. sahihlerinin beyanına göre husyeler, nıenevî maddenin kay­nağıdır. Husyeleri çıkarılmış olan bir erkek, erkeklikden mahrum, tena­sül vazifesini ifadan âciz olur. Validesinin rahmindeki bdr ceninin, husye­leri karnının içindedir, doğdukdan sonra dışarı çıkar, husyelerinin hiç­biri çıkmıyan veya biri çıkıb da diğeri mahallinde kalan hilkat garibleri-ne tesadüf olunmuşdur. Husyelerden yalnız birinin ftulunmaiması, innet ve akamete bais ve mukarenete mani olmaz.

(7) : Cüb, erkeklik uzvile beraber husyelerin  kesilmiş bulunması halidir. Bu halde bulunan bir erkeğe «mecbub»  denir. Yalnız erkeklik uzvu kesilmiş olan veya tenasül âleti düğme gibi pek ufak bulunan şahıs da mecbub saydır.

Mecbübiyet, bazan ıhilkî olur. Tenasül âletinden mahrum olarak do­ğan garaibi hilkate nadiren tesadüf olunur. Bazan da hayvanat tarafın­dan ısırılma, koparılana gibi bir sebepten dolayı ânz olur. Husyeleri ol­duğu halde tenasül âleti düğme mesabesinde bir et parçasından ibaret olan mecbublar, delk ve temas suretiyle ihbale kadir olabilirler ki, bun­lar, bu cihetle akîm sayılmazlar.

(8) : Şekz şekkâziyyet; mücameat ve muhaletadanevvel mıt-fenin nüzuliyle erkeklik -uzvunun intişar edememesi halidir. Zevcesini kendisine cezb ederetmez   hablel'muhalete   nutfesi  nüzul edib   badehu mukarenet için reculiyyet uzvu münteşir olmıyan kimseye de «şekkâz» denir ki, bu da inniyn demekdir. Fakat inukarenet edebildiği halde nutfesi nüzul etmeyen kimse, inniyn sayılmadığından bundan dolayı muhay­yerlik sabit olmaz.

Etıbbanın beyanına göre nutfenin çıkmaması, bevl mecrasının ya te-şennüc halinden veya meniyi kazîbe isal eden mecranın kapanmasından ıjeri gelir. Bu garip haletin muhtelif dereceleri vardır. Dimağın aledde-vam bir şey ile iştigali, kuvvei akliyyenin ıbozgunluğu, istimna 'bilyed de­mlen muzir, menhiyün anh âdet, bu hastalığı husule getiren sebebîer-dendir.

(9)  : Cünun   =   cinnet; bir ihtilâli  aklîdir ki işlerin, sözlerin  akıl dairesinde cereyanını çok kere men eder.

Cinnet, İmam Ebu Yusüfe göre senenin ekserisinde devam ederse «cünunı mutbik» adını alır. Bunun dûnundeki cinnete de «cünunı gayri mutbik» adı verilir.

Bu halde mecnunlar, iki kısma ayrılır; Biri «mecnunı mutbak» dir ki, cinneti bütün vakitlerini ihata eder. Diğeri de «mecmını gayri mut­bak» dir ki, kâh mecnun olur kâh ifakat bulur.

(10) : Hunuset, bir şahısta hem tenasül uzvunun, hem de erkeklik âletinin mevcut olması halidir. Bu halde bulunan şahsa «hünsa» denir. Erkeklik dişilik cihetinden hangisinin galib olduğu bilinmediği, yani her iki uzuvdan bir anda tebevvül etdiği takdirde kendisine «hünsai müş-kü» denilir. Mukabili «hünsai vazıh» dır. Bunun hali tebeyyün etmedik­çe nikâhın sıhhatine hükm olunamaz.

Erkeklere mahsus bevl mevziinden tebevvül eden hünsa, erkek, ka­dınlara aid bevil mahallinden tebevvülde bulunan ıhünsa da kadındır. Çünkü herhangi uzvundan tebevvül ederse onun uzvu aslî olduğu diğeri­nin ise bir ânzai aybiyyeden ibaret bulunduğu anlaşılır. Her iki uzvun­dan tebevvül etdiği suretde ise sabıkı muteber olur. Binaenaleyh bunla­rın nikâhları caizdir. Şu kadar var ki, erkek olan hünsa, mücameate ka­dir olamazsa innîn ıhükmünde bulunur.

(Hanbelî fukahası hünsai müşikil hakkında ihtilâf etmişlerdir. Hırkfye göre bu hususda hünsanm sözüne müracaat olunur. Eğer ken­disinin erkek olub tabiatinin kadınlara meyyal bulunduğunu ifade eder­se kadınlar ile evlenebilir. Bilâkis kendisinin kadın olub« tab'ının erkek­lere meyi etmekde olduğum söylerse erkek ile evlenebilir. Çünkü bu, batın! bir hal olub buna vukuf ancak kendisinin ifadesiyle mümkün olur.

Miras ve diyet cihetine gelince kendi hakkında mirasını veya diye­tini azaltacak suretde ikrarı makbuldür. Fakat (bunları arttıaracak su­retde ikrarı kabul olunmaz. Çünkü kendisi bu hususda müttehem sayı­lır.

Böyle bir hünsânın imamet, velayeti nikâh hususunda ve başkası üzerine bir hak isbat ebmiyecek şeylerde de sözü kabul olunur.

Böyle bir hünsa, bir kadınla veya erkekle evlendikden sonra dönüb de hilafım iddia etse evvelce evlendiği cinsin gayriyle izdivacı hususun­da sözü makbul olmaz. Çünkü nefsini tekzib etmiş, hem erkek ile hem de kadın ile evlenmeği icab edecek bir hali iddiada bulunmuş olur. Şu kadar var ki, evvelce bir kadın ile evlenib de sonra «Ben kadınım, erkek değilim» derse bu ikrarına mebni nikâhı münfesih olur, mehrin sukutu hususunda sözü makbul olmaz.

Bilâkis erkek ile evlenib de sonra «Ben erkeğim, kadın değilim» der­se nikâhın feshi hususunda sözü makbul olmaz. Çünkü bu halde kendi lehine, başkasının aleyhine ikrarda bulunmuş olur.

Hanbelî fukahasından Ebubekre göre böyle bir hünsa, hali tebey­yün edinceye kadar kimse ile evlenemez. İmam Şafiînin mezhebi de böy­ledir, îmam Ahmedden de böyle bir kavlin mensus olduğu mervîldir. Çünkü böyle bir şahıs, kendisi için nikâhı ibahe edecek bir şeyin vücu-düne müstahik değildir. Elmuğnî.)

(11) : Cüzam, bedenin içerisinde sevdanın intişarından mütehaddis bir illetdir ki, âzamn mizaç ve heyetini ifsad, mahv ve sukutunu   intaç eder, arız olduğu uzuv, evvelâ kızarır, sonra kararır, daha sonra kopa­rak dökülür. Her uzuvda tahaddüs edebilirse de en ziyade yüzde zuhur eder. Sahibine «meozum» denir.

(12) : Beres; mizacın fesadından naşi 'bedenin zahirinde zuhur eden şiddetli bir beyazlikdır ki, âzamn demeviyyetini izâle eder,    kendisiyle teşe'üm olunur bîr illetdir. Sahibine «ebres» denilir.

(13) : Emrazı zühreviyye, tenasül uzvunda vesair azada zuhur ediıb sahibinin maluliyetine ve çok kere helakine sebebiyet veren bîr taklm korkunç illetlerdir.

Lahika :

Zührevî illetlere dair bazı tıb kitablarında münderic olan malûmatın hülâsası şöyledir :

Malûm olduğu üzere zühre, seyyarelerden büyük, parlak bir yıldız­dır. Vaktiyle bazı cahil kullar, bunu bir hüsn ve aşk ilahesi sanmışlar­dı.

Esatire göre zühre, güya denizlerin lâtif mevcelerindetı yaradılmış, fakat hiffeti meşreble, iffetden mahrumiyetle lekeli bulunmuş pek güzel bir kadın imiş, sonra göklere kadar yükselmiş, parlak bir yıldız halinde görünmeğe başlamışdır!.

İşte emrazı zühreviyye, bu muhayyel kadına mensub illetler imiş!. Bu illetler, alelekser iffete münafi münasebetlerden münbais olmakda-dır. Bu cihetle bunlar, seriüzzeval bir zevkin ne kadar vahîm neticeleri müstelzun olduğuna işaret için böyle zahiren güzel, fakat hakikatde if­fet şerefinden mahrum, muhayyel bir şahsiyete nisbet edilmiştir. Başlı­ca şu üç kısma ayrılırlar:

«Kurhai basîta», yumuşak sangîr denilen hastalıkdır. Etibba-mn beyanatına göre bu hastalık, mevziî olub emrazı züihreviyyenin en hafif ve en seriüzzevalidir. Kana geçib bedenin her tarafına   yayılmaz, çok kere tenasül azasında bulunursa da vücudun sair taraflarında da zuhur edebilir. Bununla aşılanan uvuz, bir gün sonra kızarır, bir mayi oradaki beşereyi kaldırır, bir kabarcık peyda olur, üçüncü gün mayi ta­mamen bir cerahat haline münkalib olur. Beşinci ve altıncı gün artık sangir denilen kurha vücude gelmiş olur. Altı ve nihayet sekiz hafta içinde kamilen şifa bulursa da yerinde bir çukurluk, bir nişane terk eder. Bazan nezafetsizlik, fena tedavi neticesi olarak bir takım ihtilâtlara se­bep olabilir ki, bu halde gittikçe azar, büyür «kurhai âkile» adını alır ve tedavisi uzun bir müddet sürer.

«Hiritatülbevl - belsoğukluğu» bevl mecrasını örten ince de­riye arız olub sirayetini müteakib iki ve nihayet beş gün içinde alâmet­leri ve eserleri zuhur eden bir hastalıkdır. Bu illet de mevziî ise de veha-meti, kurhai basdtadan daha ziyadedir. Bazan bir umumi maraz halini alarak sahibinin- maluliyetine, hattâ  senelerce  devam  ederek  Ölümüne sebeb olabilir. Bu illet, yalnız tenasül uzuvlarına münhasır kalmayıb sair azaya da, meselâ : göze ve nadiren ağıza, buruna da intikal ile hastayı görmek nimetinden mahrum edebilir. Ve kana da karışarak bezlerde, vücudun oynak yerlerinde zuhur ederek bunları hareketden mahrum bı­rakır. Bunun neticesinde de her iki husyede iltihab hâsıl olub, erkeğin innet ve akametine sebep olu? ki, artık çocuk vücude getirmez. Tenasül uzvunun mahv ve istîsaline bais olduğu da vardır. Vaktiyle tedavi edil­diği takdirde birkaç hafta içinde bertaraf olabilirse de yolunda tedavi edilmediği takdirde birkaç sene devam eder.

«Daül'efrenc = frengi», zührevî marazların en vahimi olub, umumî ve daimîdir. Kan vasıtasiyle azanın ve ensicenin tamamına ya-yıhr, ciltde bir takım döküntülere, damarlarda iltihabla da sebebiyet ve­rir. Bedenin ensicesini derince bozar, asarı mâdâmeHıayat devam eder. Husule getirdiği tezahürat ve avarıza binaen «birinci devir» «ikinci de­vir», «üçüncü devir» adiyle üç devreye ayrıldığı gibi kesbî, irsî ve hablî olmak üzere de üç nev'e ayrılır.

(1) : «Kesbî daül'efrenc», bir şahsa doğrudan doğruya   başkasın­dan sirayet yoliyle ânz olan frengi hastalığıdır. Sirayetinin sebebi, çok kere gayri meşru mukarenetle mes ve takbil gibi şeylerdir.

(2) : «İrsî daül'efranc», bu hastalıkla malûl olan bir baba veya ana­dan evlâdına intikâl eden frengi illetidir.

(3) : «Hablî daül'efrenc», rahmi mâderdeki, ceninden validesine in­tikâl eden frengi âfetidir. Şöyle ki, babasındaki illet, evvelâ cenîne sira­yet eder, ceninden de anasına intikâl eder. Bazan. çocukdaki illet, valide­sine sirayet etmediği halde süd anasına sirayet eder.

Daül'efrenc, kabili şifadır. Her devresinde teşfiyesi ve hiç olmazsa vehamet ve sirayetinin tâdil ve izalesi mümkün ise de vaktiyle tedavisi­ne müsareat edilmemesi, bir takım vaihim neticelerin zutıuruna sebebiyet verir.

Zatürrie, yılancık, verem dahi mezkûr illetler gibi sarî marazlardan sayılmaktadır. Tafsilâtı tıb kitablarında mündericdir. [33]

 basa dön

 

Înnet Ve Cüb Sebebiyle Olan Tefrikler :

 

545 - : Zevcedeki tekarrübe mani illetlerden dolayı    zevç,   hıyarı tefrika mâlik olmaz. Bu illetler, yukarıda yazıldığı üzere kara,    retak, afel'den ibaretdir.

Fakat bu ayıblardan salim olan bir kadın, zevcinde bulunub tekar­rübe mani olan illetlerden dolayı hiyarı tefrik hakkına mâlik olur. Bu illetler de cüb, innet, hısa, hunuset, şekkâziyyetdir.

546 - : Karn,  retak gibi tekarrübe mani  arızalardan salim olan mükellef bir kadın, kocasının cüb ve İnnet gibi mukarenete mani bir illet ile malûl olduğuna nikâhdan sonra muttali oldukda hâkime müracaat ederek tefrikini taleb edebilir. Fakat kendisine mücameate mani bir illet bulunan kadın, kocasmdaki o kabil bir aybdan dolayı    tefrikini talebe müstahik olmaz. Çünkü zaten kendisindeki bir maniadan dolayı muka-reneti kabil bulunmamadır.

547 - : Kendisine izdivacdan sonra zevci tarafından bir defa ol­sun tekarrüb edilmiş olan salim, mükellef bir kadın, kocasında    ahiren hadis olan tekarrübe mani bulunan.,bir ayıbdan dolayı hakkı hiyara mâ­lik olmaz. Çünkü hiyarı tefrikin sübutu, bir "defadan ibaret olmak üzere kazaen vacib olan tekarrübün bulunmamasından münbaisdir. Bu tekar­rüb mevcud olunca zevcenin kazaen sabit bir hakkı fevt olmamış olur. Fakat böyle bir tekarrüb, kadının hakkını diyaneten iskat etmez.  Bu hususda kadının mutazarrır olmasına meydan verilmemesi, talebi takdi­rinde mufarekate muvafakat edilmesi kocası için diyaneten bir vecibedir. Bedayi, Bahri Raik.

548 - : Hakkı Myar, her akid itibariyle teceddüct etdiğinden ev­velki akiddeki tekarrüb, ikinci bir akiddeki tekarrüb hakkım ibtal et­mez.

Binaenaleyh bir kadın, tekarrübden, tevlidden sonra kendisini bai-nen boşayan kocasiyle nikâhı tecdid etse de bu kerre kocası mukarenete kadir olmasa inniyn olmuş olacağından bu kadın içîn muhayyerlik hak­kı sabit olur. Bahri Raik.

549 - : Nikâhdan evvel zevcin innetden maada meebubiyyet gibi tekarrübe mani bir aybına muttali veya nikâhdan sonra innet ve meebu­biyyet gibi herhangi bir aybına razı olan zevcenin hakkı hıyarı    sakıt olur. Fakat nikâhdan evvel innete ıttıla, muhayyerliği iskat etmez.

Binaenaleyh bir kadın, mecbub olduğuna vâkıf bulunduğu bir er-cek ile evlense nikâhdan sonra bu sebepden dolayı tefrikini isteyemez.. Jünkü mecbubun tekarrübe kadir olamayacağı mliteyakken olduğu halde kadının onunla evlenmeğe muvafakat etmesi, onun bu haline razı oldu­ğuna delildir.

Lâkin innetine vâkıf olduğu bir şahıs île evlense nikâhdan sonra tefrikini isteyebilir. Zira bazı nisaya tekarrübden âciz olan bir şahsın diğer nisaya tekarrüibü kabil ve innetin zevali me'muldür. Bu halde zev­cin tekarrübe muktedir olamıyacağı müteyakken olmadığı cihetle 'kadı­nın bu izdivaca muvafakati, kocasının o haline razı olduğuna yakinen de­lâlet etmez. Bahri Raik.

550 - : Bir kadın, kocasmdaki tekarrübe mani bir iHetden dolayı tefrikim istemek üzere hâkime müracaat etdikde bakılır: Eğer illet, cüb gibi zevali kabil değilse te'cilde bir faide mutasavver olmadığından hâ­kim, zevcesini bainen boşamasını zevce emr eder. Imtinaı takdirinde zul­mü def için derhal aralarını tefrike hükm eyler.

Fakat illet, innet gibi kabili zeval ise hâkim, zevci vakıa zamanın­dan, yani: muhasama tarihinden ve şayet mukarenete muktedir olama­yacak halde marîz ise ifakat vaktinden ve ihrama girmiş ise ihlâl ânın­dan itibaren bir sene müddetle te'cil ve <bu müddet içinde tedavide bu­lunmasını kendisine tenbih eder. Zevç, te'cili gerek istesin ve gerek is­temesin.

Bu te'cil esnasında zevç veya zevce az ve çok bir müddet tekarrü­be mani olacak derecede hasta olur veya zevce gaybubet, meselâ hacce azimet ederse bu suretle geçen müddet, hisaba idhal edilmez. Amma zev­cin gaybubeti, hacce azimeti, zevcenin hayz günleri ve Ramazanı şerif günleri hisaba idhal edilir.

Zevç, habs edilib de zevcesiyle halvetde bulunmaları mümkün olma­dığı takdirde habs müddeti mühlete dahil olmaz. Kadın dahi bir hak do-layısiyle habs edildiği halde kocasiyle halvetde bulunmaları mümkün ise habs müddeti mühlete dahil olur ve illâ olmaz.

Bu müddet içinde illet zail olursa artık tefrika mahal kalmaz. Amma zail, meselâ bir defa olsun tekarrübkaibil olmadığı Ve zevç, talâka razı olmayıb zevce de tefrik talebinde musir olduğu takdirde hâkim, aralarını tefrika hükmeder.

Fakat zevç, tatlik veya hâkim, tefrike hükm etmedikçe mücerred zevcenin nefsini ihtiyar etmesiyle firkat vaki olmaz.

Hâkimin te'cilinden sonra, zevç bir müddet daha te'cilini istese zev­cenin rızası olmadıkça hâkim, buna iltifat etmez. Çünkü te'cil müddeti­nin hitamiyle zevcenin tefrik hakkı sabit olduğundan rızası bulunmadık­ça bu hakkın te'hiri caiz olmaz. Zevce razı okluğu takdirde ise bilâhare rücu ederek firkati ihtiyarda bulunabilir. Bu rıza, gerek hâkimin huzu­runda ve gerek haricde izhar edilsin müsavidir. Mebsut, Bedayi, Bahri Raik, Hindiyye.

551 - : înnîne verilen mühlet, bazı fukahaya göre bir senei şem-siyyedir ki, senei kameriyyeden on bir gün ziyadedir. Hülâsa'nın   beya­nına nazaran müfta bi'h olan da budur. Çünkü bu, ihtiyata daha muva-fıkdır. Fusuli erbeanın tamamen zuhuru, bir senei şemsiyye zarfında ka­bildir. Bu müddet, muhtelif beşerî tabiatlerüzerinde tesiratı âdiyest meş-hud olan dört mevsimi tamamen müştemildir.                                       ?

Fakat sair fukahaya göre bu mühlet müddeti, bir senei kameriy­yeden ibaretdir ki, üç yüz kırk beş gündür. Bu kavi, zâhirürrivayeye mutabık olduğundan sahih ve muteber bulunmaktadır.

Te'cil, ay esnasına müsadif olunca bil'ittifak eyyama itibar olunur.

Ademi iktidar hali, bazan -bir arızî illetden, bazan da aslî, hılkî bir âfetden münibais olur. Binaenaleyh inneti illetden fark ve temyiz için dört faslı cami bulunan bir mühlete ihtiyaç görülmüşdür.

552 - : Hâkimden başkasının te'cili muteber değildir. Te'cilden son­ra hâkim, azl edilse veya vefat etse hâkimi lâhik, mezkûr te'cil üzerine muamelesini bina edib yeniden te'cilde bulunmaz. Verilecek te'cilin ta­rihi kayd ve bu hususa işhad edilir, Hindiyye.

553 - : Te'cilden evvel veya te'cilin hitamında zevç, inkâra mu-karin tekarrübünü iddia etse taihkik edilir. Eğer zevce seyyib ise söz, maalyemîn zevcindir. Çünkü bu halde zahiri hal, zevcin lehine şahiddir. Binaenaleyh artık te'cil ve tefrike mahal kalmaz. Fakat vakıanın bidaye­tinde zevç, ademi tekarrübünü ikrar veya yeminden nükûl ederse te'cil olunur. Ve te'cil hitamında ikrar veya yeminden nükûl ederse zevce tah-yir edilir.

Amma zevce bikr ise söz bilâ yemîn zevcenindir. Çünkü bekâreti, kendi iddiasını müeyyiddir. Bekâretin sübutu, vak'anın bidayetinde ise zeyc, te'cil edilir, vak'anın hitamında ise zevce tahyir edilib firkati ihti­yar etdiği takdirde tefrike hükm olunur.

554 - : Zevcenin bekâretinde veya retka, karha olduğunda ihtilâf olundukda bir kadına muayene etdirilir. Fakat iki kadına muayene et-dirilmesi itmi'nani   kalbi   temin edeceğinden ahvetdir. Şayed   muayene eden kadınlardan bazıları zevcenin bekâretine, diğerleride seyyib oldu­ğuna şahadet etseler başka kadınlara gösterilmesi icaib eder.

Zevcin mecbubiyetinde ihtilâf edilince de emîn bir erkeğe muaye­ne etdirilir. Çünkü zaruret halinde avret mahalline bakılması mubah olur. Bahri Raik.

555 - : Zevcinin ademi tekarrübünü inkârına mukarin iddia eden kadın, seyyib bulunmakla bekâretinin »evci tarafından değil, belki mukarenet bulunmaksızın başka bir sebeble zail olduğunu dermeyan etse buna itibar olunmayıb söz, zevcinin olur. Çünkü bu müdafaa, hilafı za­hirdir. Bahri Raik.

556 - : Halveti sahihadan sonra innet sebebiyle kocasından tef­rik edilen bir kadın, bainen mutallâka sayılır.    Binaenaleyh iddet bek­ler, tam mehrine müstahik olur. Fakat böyle'bir halvet vuku bulmamış ise iddet lâzım gelmez. Mehr tesmiye edilmiş ise yarısına, tesmiye edil­memiş ise müt'aya müstahik olur. Hindiyye.

557 - : Kocasından innet gibi bir sebeble tefrik edilmiş olan ka­dın, tekrar onunla izdivaç akdinde bulunsa artık o illetden dolayı tefrik talebinde hakkı olamaz. Çünkü onun bu haline razı olmuş bulunur. Bah­ri Raik.

558 - : Cub, innet ve ademi kefaet sebebiyle tefrikde velînin hasra

rasb olunması caizdir. Çünkü vekâlet carî olan her hususda velînin hasm nasb olunması sahihdir. Bu hususlarda ise vekâlet carî olur.

Binaenaleyh bir matuhun innetinden dolayı zevcesi tefrikini taleb eylese velîsi muvacehesinde bir sene müddetle te'cil olunur.

Kezalik : bir mecnunenin zevci inniyn olsa velîsinin talebi üzerine badettecil beynleri tefrik olunabilir.

Velî, zevcenin innete veya meCbubiyyet haline razı olmuş olduğuna veya mecbubiyyet haline akidden evvel muttali bulunduğuna dair bey-yine ikame etse tefrik cihetine gidilemez. Beyyinesi bulunmayınca zev­cenin tahlifini taleb* edebilir. Zevce yeminden nükûl ederse yine tefrike hükm edilemez. Fakat yemîn ederse hükm dilir. Bahri Raik.

559  - : Mecnun olan inniynin te'cil olunub olunmıyacağı hakkın­da iki kavi vardır. Bir kavle göre te'cil olunmaz. Çünkü te'cil, tekarriib bulunmadığı takdirde tefrik içindir. îimiynin firkati ise talâkdir. Halbu­ki mecnun talâka mâlik değildir. Sahih olan bu kavidir.

Diğer kavle göre mecnun da bir sene te'cil olunur. Çünkü bu müd­det içinde mücanıeati mümkündür. Fakat hali ifakatine intizar olunmaz.

560  - : inniyn olan zevç, çocuk ise bulûğuna intizar olunur, tn-niyn veya mecbub olan şahsın zevcesi çocuk ise onun da bulûğu zama­nına intizar lâzım gelir. Çünkü kocasının bu haline bulûğundan sonra razı olması melhuzdur. Bahri Raik.

561 - : Bir cariyenin kocası inniyn veya mecbub olsa hıyarı tef­rik hakkı kendisine değil, mevlâsına aid olur. Binaenaleyh mevlâsı bu hâle razı olunca cariye tefrik talebinde bulunamaz. Bu, imamı Azama göredir. îmam Ebu Yûsüf'e göre. ise bu muhayyerlik cariyenin hakkıdır. Bahr.

562 - : Bir kadın, mecbub olduğunu bilmeksizin bir erkek ile ev-lenib sonra bir çocuk doğurmakla o erkek, bu çocuğun nesebini bil'iddia bu hususda bir hükm istihsal etse bile kadın muhharan muttali olduğu meobubiyet halinden dolayı tefrik talebine müstahik olur. Çünkü bu hal­de nesebin lüzumu, mücameatin vukuunu müştekim olmaz. Hindiyye.

563 - : Bir mecbubun zevcesi tefrikden sonra iki seneye    kadar hir çocuk dogursa nesebi sabit olursa da yapılan tefrik, bâtıl olmaz. Zi­ra mecbubdan nesebin sübutü, sahk voliyle vuku bulan inzal itibariyle­dir. Tefrik ise mevcud olan mecbubiyetden dolayıdır.

Fakat bir inninin zevcesi badettefrik mezkûr müddet içinde çocuk dogursa inıîiyn tekarrub iddia etdiği takdirde yapılmış olan tefrik, bâtıl olur. Çünkü inniyn hakkında nesebin sübutiyle ademi innet, zahir oldu­ğundan innetin vücudine mübtenî olan tefrik bâtıl olmuş olur. Hindiyye.

564 - : Zevce, tefrikden sonra kocasının    tekarrübünü ikrar etse veya bu ikrarı beyyine ile sabit olsa yapılan tefrik, bâtıl olmaz. Çünkü yalan söylemesi ihtimaline mebni hükmü ibtal etmek istemesiyle müt-tehem bulunur.

Fakat tefrikden evvel ikrar etmiş olduğu tefrikden sonra iki şahidin şahadetiyle sabit olursa vaki olan tefrik, bâtıl olur. Bahri Raik.

565 - : Teehhül etdiği kadına bir defa olsun tekarrub edemiyen ihtiyar bir şahıs dahi înniyn hükmündedir. Binaenaleyh kendisine tefrik talebi vukuunda bîr sene mühlet verilir.

Erkeklik uzvu mevcut olduğu halde mukarenete kadir olamayan hıssiy, hünsâ, gekkâz dahi tamamen inniyn sayılır ve binaenaleyh ayni hükme tabi olurlar. Bahri Raik, Hindiyye.

 (Eimmeî selâseye göre de innetden ve mecbubiyetden dolayı zev-cenin mufarekat talebine hakkı vardır.

(Mâlikîlere göre bir erkek, hâzır veya gâib olub da zevcesine mu-kareneti bir müddet terk etmekle kadını mutazarrır etse, veya müte­madiyen ibadetle meşgul olub da zevcesine tekarübde bulunmasa, veya bir yanlışlıkla, meselâ pıçak tutunurken erkeklik uzvunu kesse, veya lezzeti nisayı izale edeceği kendisince malûm veya meşkûk olan bir ilâcı velev bir illet için içse bu yüzden mutazarrır olan refikası, mufarekatini talebe müstahik olur. Bu haldezevc, talâka muvafakat etmezse kâkim, müfarakate 'hükm eder.

Hâkim, zevcin en az bir seneden ve diğer bir kavle göre üç sene­den ziyade gaybubeti takdirinde tefrika derhal hükm edebilir. Diğer hususlardan dolayı da muvafık görürse zevce bir mikdar mühlet vere­bilir. Fakat zevcin, zevcesini mutazarrır etmek istediğini anlarsa der­hal tefrika hükm eder. Şerhi Muhammedil'nırşı, Hâsiyei Aliyyil'adevî.)

(gafillere göre de erkekde akdi nikâhdan sonra hadis olan mecbu­biyetden dolayı zevcesi mutazarrır olacağından muhayyer olur. Evvelce tekarrüb bulunsun bulunmasın. Fakat tekarrübden sonra hâsıl olan in-netden nâgi muhayyer olmaz. Çünkü inniyyetin zevali me'mul ve sabık tekariibe binaen zevcin mukarenete iktidarı malûmdur.

Ezberi rivayete nazaran hünsai vazıhın zevcesi muhayyer olmaz. Çünkü ihünsâdaki sükube veya sil'ai zaide = fazla ur nikâh ile maksud olanı fevt etmez. Diğer bir kavle nazaran muhayyer olur.  Zira tabiat

bundan teneffür eder.

Zevcenin retka veya karna olmasından dolayı da kocası tefrik ta­lebine salahiyetli bulunur. Kadın bu maniayı izaleye icbar olunamaz. Şu kadar var ki, kendi arzusiyle izale edib mukarenet mümkün olursa artık kocasının muhayyerliği kalmaz. Bu illetlerden dolayı tefrik, hük­me muhtacdır. Çünkü bunların sübutü, ziyade nazar ve içtihada müte­vakkıf dır.

tnnetden dolayı yapılan tefrik, îmam Mâlike göre talâkdan madud-dur. Çünkü bu, ademi tekarüıbden dolayı bir firkat olduğundan talâk-dır. Fakat îmam Şafiî ile imam Ahmede göre bu, talâk sayılmaz. Zira bu, aybdan dolayı sabit bir hıyar olduğundan feshden ibaretdir. Elmuğ-

nî, Nihayetülmuhtac.)

(Hanbelîlere göre zevç, kendisinin innetine zevcesinin nikâhdan ev­vel muttali bulunduğunu iddia ve beyyine ile isbat veya zevcesi ikrar et­se artık tefrik için te'cil caiz olmaz, imam Şafiînin kavli cedidine göre, yine te'cil lâzım gelir. Çünkü bir nikâhda inniyn olan diğer bir nikâhda inniyn olmıyabilir.

Kadın, kocasının İnnetine nikâlıdan sonra mutali olub da sükût et­se hakkı hıyarını iskat etmiş olmaz. Belki murafaa için müracaati gü­nünden itibaren te'cil olunur. Bunda ihtilâf yokdur. Fakat bir kere razı oldu mu artık talebe hakkı kalmaz.

Bir zevceye mukarenet, diğerine karşı innetin tahakkukuna mani değildir. Yalnız îbni Ukayle göre böyle bir erkek, artık inniyn olmak-

dan çıkmış olur.

Hasiy olan bir erkek, zevcesine tekarrüb edemez bir halde ise te'cil olunur. Tekarüb edebiliyorsa zevcesi muhayyer olmaz.

Inniynin zevcesinden doğacak çocuğun nesebi, innîynden sabit olur. Çünkü innîynden çocuk yapabilecek bir halde inzal imkânı vardır.

Retkâ, karna, afla veya fetkâ zuhur eden 'bir kadının kocası için 'hıyarı fesh sabit olur. Çünkü bu halde mukarenet için birer manii hissî bulunmuş olur. Elmuğnî, Keşşafülkma.)

(Zahiriyyeye göre innet, feshi mucib değildir. Binaenaleyh bir kim­se, nikâh etdiği kadına mukarenet edemediği takdirde araları hâkim ta­rafından asla tefrik edilemez ve kendisine bir müddet mühlet de verile­mez. Gerek bir defa mukarenetde bulunmuş olsun ve gerek olmasın. Böy­le bir erkek, muhayyerdir, dilerse zevcesini boşar, dilerse nikâhında tu­tar. Ebnufeallâ.) [34]

 basa dön

 

İnnet İle Mecbubiyetden Başka İlletler Sebebiyle Olan Tefrikler

 

566 - : Cüb ve innetden başka -«ükahdan evvel mevcud veya ni­kâhdan sonra hadis olan herhangi bir illetden dolayı zevç ile zevceden hiçbiri için hakkı hiyar sabit olmaz.

Bu mesele, imamı Âzam ile imam Ebu Yusüfe göredir, imam AH ile îbni Mesud (Radıyallahü teâlâ anhüma) nın nıezhebleri de böyledir. Ömer îbni AbdiPAziz, îbni Ebî Leylâ, Evzaî gibi büyük müctehidler de buna kaildirler.

Fakat imam Muhammede göre zevcedeki ayblardan dolayı zevci muhayyer olmaz. Çünkü bu ayba razı olmadığı takdirde talâk ile zev-ciyyet münasebetini kat' ederek kendisine lâhik olacak bir zararı def edebilir. Lâkin kadın, talâka mâlik olmadığından kocasında bulunan ve bîlâ zarar bir arada ikametleri mümkün olmıyan beres, cüzam, cünûn gibi her illetdendolayı hiyarı tefrika mâlik olur.

imam Muhammedin bu kavli, bazı fukaha tarafından ahz olunduğu gibi 16 Cemadel'ûlâ 1534 tarihinde fetvahanei âli hey'eti te'lifiyyesince de ihtiyar olunarak o babda bir irade istihsal edilmişdi.

567 - : imam Muhammedin beyan olunan kavline nazaran: bir kadın, cüzam, beres, ileti züihreviyye gibi bilâ zarar   birlikde    ikamet mümkün olmayan illetlerden birinin kocasında vücudüne nikâhdan sonra muttali olsa veya nikâhdan sonra kocasında böyle bir illet tahaddüs et­se muhayyer olur. Dilerse bu hâle razı olarak onunla ikameti, zevciyye-tin devamım ihtiyar eder. Bu takdirde hakkı ıhiyan sakıt olur. Ve diler­se ihâkime müracaatle tefrik talebinde bulunur.  Mevcud illetin  zevali ümid olunursa hâkim, tefriki bir sene tecil eder. Bu müddet içinde illet zail olursa artık tefrika mahal kalmaz. Amma zail olmadığı ve zevç da­hi bizzat tatlika razı olmayıb kadın da talebinde musir bulunduğu tak­dirde hâkim, tefrika hükm eder. İyi olması umulmıyan böyle bir hasta-hkdan dolayı ise derhal tefrika ihükm edilebilir.

Fakat körlük, sağırlık, topallık gibi ayblardan birinin zevcde bu­lunması, bilittifak tefriki müstelzim olmaz.

568 - : Yine îmam Muhammede göre akdi nikâhdan sonra zevç tecennün etse zevcesi muhayyer olur. Bu halde; hâkime müracaatle ay­rılması istese hâkim, ayrılmayı bir sene müddetle te'cil eder. Çünkü ha­dis bir cinnet, kabili zeval olmakla innet (hükmündedir. Binaenaleyh bu müdet içinde cinnet zail olursa tefrika mahal kalmaz. Amma zail olma­dığı, kadın da tekrar hâkime müracaatle ayrılmasını istemekte musir bulunduğu takdirde hâkim aralarını tefrika hükm eder.

569 - : Bir kadın, kocasının zevali kabil olmayan bir cünunı aslî ile mecnun olduğuna akdi nikâhdan sonra muttali olsa talebiyle araları derhal tefrik olunur. Çünkü cünûnı aslî, cüb mesabesindedir, tecilde fai-de yokdur. Şu kadar var ki bir kadın, kocasının cünununa nikâhdan ev­vel muttali veya nikâhdan sonra tahaddüs eden cinnetine razı olursa artık tefrik hakkına mâlik olamaz.

570 - : Zevcenin muhayyer olduğu yerlerde hıyarı fevrî değildir. Binaenaleyh dâvayı bir müddet tehir veya dâvayı ikameden sonra

bir müddet terk edebilir. Çünkü bir insan, her vakit dâvayı ikameye, husumeti takibe kudret bulamaz. Fakat dâvadan sonra hâkim tarafın­dan tahyir olunduğu meclisde nefsim ihtiyar etmezse muhayyerliği sa­kıt olur.

571 - : Nassen veya delâleten riza, hakkı kıyarı ibtal eder. Nassen riza, iskatı hiyan sarahaten 'beyan veya bu yolda carî olan

bir tabiri istimal etmekden ibaretdir. Delâleten riza da tahyirden sonra kadının kocasiyle ikamete razı olduğuna delâlet eder bir fi'lde bulunma­sıdır.

Meselâ : kocası tecennün eden bir kadın, hâkimin tahyirinden ev­vel veya sonra «Ben hakkı hıyarımı iskat etdim, nikâhımızın devamına razı oldum» veya «Ben kocamı ihtiyar etdim» dese nassen rizada bulun­muş olur.

Kezalik : tahyirden sonra hakkı hiyarını istimal etmeksizin mec­lisi hükümden çıksa veya kocasına itaat ederek onunla müzaceada bu­lunsa nikâhın devamına delâleten razı olmuş olur.

Fakat kadının tahyirden evvel kocasiyle ikamet ve müzaceada ve bu misilli münasebetlerde bulunması, delâleten riza' sayılmaz. Velev ki, te'cil müddeti geçmiş olsun. Çünkü te'cilden sonra kocasiyle bu gibi muamelâtda bulunması, onu ihtiyar etdiğine delâlet edeceği gibi onun halini ihtibar ve imtihan etdiğine de delâlet edeceğinden bu ihtimale bi­naen mezkûr muamelât, riza'ya delil olmaz.

572 - : Bir aybdan dolayı husumetin teveccühü ve dâvanın mes-muiyyeti için o aybm evvelce sübutu lâzımdır. Evvelce de işaret olun­duğu üzere kadınların muttali olabilecekleri bazı uyubı nisadan dolayı kadınların muayenesine, sözüne müracat olunur. Aybın sübutı ve husu­metin teveccühü için yalnız bir kadının muayenesi ve ihbarı kabul oluna­bilir. Fakat en az iki kadının muayenesi ve ihbarı ihtiyata muvafıkdır. Amma etibba gibi ihtisas erbabından başkasının anlıyamıyacağı dahilî emraz vesaire gibi ayblardan dolayı her 'halde etibbamn kavline müra­caat olunur, Ayblann.sübutiyle husumetin teveccühü için yalmz bir âdil tabibin ihbarı kâfidir. Aded ve şahadet lâfzı şart değildir. Maamafih iki âdil, müslim tabibin muayenesi ve ihbarı daha ziyade itmi'nan bahş ola­cağından evlâdır. Bedayi, Hindiyye, Bahf, Reddi Muhtar.

«  (Eimmei selâseye göre kadın, kocasındaki    cüzam, beres ve cünundan ibaret üç aybdan dolayı hiyarı tefrike mâlik olacağı gibi erkek de zevcesindeki cüzam, beres, cünun, kam, retak'dan ibaret beş aybın her birinden dolayı muhayyer olur. Dilerse, nikâhı idame eder, dilerse talâka tevessül eder ve dilerse hâkime müracaat ederek tefrik hakkın­da bir hüküm alır.

Zührî'ye, Şüreyha, Ebu Sevr'e göre de zevce, her aybmdan dolayı red edilebilir. Elmuğnî, Ebülberekât.)

(Şafiîlere göre yukarıda yazılı illetlerden biri dolayısiyle niuhay-yer olan zevç ife zevceden herhangi biri, ayrılmayı ihtiyardan evvel ve­fat etse diğeri kendisine vâris olur. Ve muhayyer olan taraf, hakkı hıya­rını istimal etmedikçe aralarında talâk ikaı caiz bulunur. Fakat hakkı hıyarım istimal etti mi artık aralarında talâk, i'lâ, zihar, Han, miras gi­bi ahkâm carî olmaz. El'üm.)

(Hanbelîlerin bu hususdaki kavileri de şu veçhiledir  :

(1) : Zevç ile zevceden Iherhangi biri diğerini cinnet, cüzam veya beres ilietiyle malûl bulsa kendisi için hıyacı fesh hakkı sabit olur.

(2) : Zevceynden her biri diğerinde kendisinde    bulunmıyan mu­ayyen ayblardan birini bulsa her ikisi için de muhayyerlik sabit olur. Ebres olan bir erkeğin zevcesini mecnune veya meczume bulması gibi Meğer ki mecbub olan bir erkek, zevcesini retka bulsun. O ihalde istim-taa yalnız birinin hali bir mani teşkil etmiyeceğinden    hiçbiri için mu­hayyerlik olmamak lâyıkdır.

Her birinde ayni ayb bulunan, zevç ile zevce hakmda ise iki vecih vardır. Bir veçhe göre ikisi de muhayyer olmaz. Diğer bir veçhe göre ikisi de muhayyer olur.

(3) : Kadın ile kocasından birinde akdi nikâhdan sonra böyle bir ayb tahaddüs etse Hırkı'nin, ifadesinden zahir olduğuna göre yine hıyar sabit olur. Diğer bir veçhe göre ise sabit olmaz. imam. Mâlikin mezhebi de böyledir. Çünkü bu, akdin lüzumundan sonra ma'kudün aleyhde hâ-, dis olmuş bir aybdır. Mebîde« hadis olan ayba müşabih bulunmuş olur. Şafiî fukahasına göre ise bakılır: Eğer zevcde hadis olmuş ise zevce için muhayyerlik sabit olur. Zevcede hadis olmuş ise bir kavle göre zevç için muhayyerlik sabit olursa da diğer bir kavle göre sabit olmaz. Çünkü zeve, isterse boşayabilir, zevce ise boşayamaz.

Maahaza bu gibi ayblardan dolayı muhayyerliğin sübutü için bu ayba akd zamanında vâkıf ve akidden sonra razı bulunmamak şartdır. Aksi takdirde muhayyerlik olamaz.

(4) : Hıyarı fesh, terahî veçhile sabit olur. Muhayyer olanın rıza­sına delâlet edecek bir söz, bir hareket vuku bulmadıkça sakıt olmaz. Fakat Kadı'ya ve İmam gafiînin mezhebine göre bu hıyar, fevrîdir. Ay­ba muttali oldukda sonra imkân mevcud iken fesh tehir edilirse bu hak, bâtıl olur.

 (5) : Bu ayıblardan dolayı nikâhı fesh etmek,  hâkimin hükmüne muhtacdır. Çünkü müctehedün fîha olan bir meseledir. Nitekim innet-ten, nafakanın teazzüründen dolayı olan feshler de böyledir.

(6) : Bu ayblardan dolayı yapılacak feshlerde iki hal mutasavver­dir. Şöyle ki:

Bu fesh, ya duhulden evvel olur. Bu halde zevceye mehr lâzım gel­mez. Fesh, gerek zevç ve gerek zevee tarafından olsun, tmam Şafiînin kavli de böyledir.

Veya bu fesh, duhulden sonra olur. Bu halde zevce mehri müsem-masına ve bir kavle göre mehri misline müstahik olur. tmam Şafiîye göre de vacib olan, mehri misidir.

Bu takdirde zevç, kendisini tagrîr etmiş olan bir şahıs var ise ona bu mehr ile rücu edebilir. Esah olan, budur. İmam Mâlikin mezhebi de böyledir, tmamı Azama ve İmam Şafiînin cedid kavline nazaran rücu edemez. Çünkü zevç, duhul ile bu mehrin bedelini istifa etmiş sayılır.

Böyle nikâhı fesh edilen bir kadına nafaka ve sükna lâzım gelmez. Çünkü bu fesh, bir beynunetdir. Zevcin ric'ate hakkı yokdur. Meğer ki kadın yüklü olsun, o zaman iddet nafakasına müstahik olur. Süknâya istihkakı hususunda ise iki rivayet vardır.

(7) : Bir çocuğun velîsi veya bir cariyenin mevlâsı, bunları mez­kûr ayblardan biriyle müsab bulunan bir şahıs ile evlendiremez. Şayed bilerek evlendirirse nikâh, sahih olmaz. Bilmeksizin evlendirirse - bil­diği zaman - nikâhı fesh etdirmesi icab eder. Bu nikâhın esasen sahih olmaması da muhtemeldir.

(8) : Bir velî, büyük olan mevliyyesini rızasını istihsal etmeksizin bir ayıblı şahıs ile evlendiremez. Böyle bir kadın da ayiblı bir şahıs ile evlenmek istediği takdirde velîsi - bir veçhe göre - buna mümaneat edebilir. Çünkü böyle bir hal, çok kere şikak ve adavete müfzî olur da bundan velî de, ailesi de mutazarrır olabilir. Elmuğnî.)

(Malikîlere göre beharül'ferc, yani : tenasül cehazımn mukarenet halinde fena koku neşretmesi, ve mücameat halindeki haraet, yani : gaitin zuhur etmesi, feshi mucib ayıbîardandır. Fakat .ağız kokusu, ya­tağa işemek, veya raücameat ânında zuhur eden bevl veya rîh, feshi müstelzim. olmaz.

Han-belîlere göre de selisülbevl, istitlâkı gait, başka tabir İle ishali daim, istihaze, tenasül uzuvlarındaki kuruhü seyyale, fena ağız koku­su, başdaki fena kokulu taslaklık, aevceynden birinin hünsai vazıh ol­ması halleri, feshe sebebiyet verecek ayıbîardandır. Elmezahibül'erbea.)

(Zahiriyye mezhebine gelince buna göre yukarıda kayd edilen ayıb­lardan dolayı zevç ile zevce için muhayyerlik sabit olmaz. Binaenaleyh nikâh, sahihan münakid oldukdan sonra zevç ile zevceden birinde hadis olan cüzam, beres, cünûn gibi herhangi bir ayıbdan dolayı feah edilemez. Nitekim, nefekanın, kisvenin, mehrin ademinden ve zevcin mef-kudiyetinden veya zevç ile zevceden birinin gayrimeşru mukarenetde bulunmasından dolayı da nikâh, fesh edilemez. Zevç isterse talâka te­vessül edebilir. Elmuhallâ.) [35]

 basa dön

 

Bazı İllerden Dolayı Tefrika Hükm Edilebilmenin Hikmeti Teşrüyyesi :

 

573 - : Bazı illetlerden dolayı nikâhın fesh ve izale edilib edile­memesi hususunda müctehidîni kiramın başlıca dört zümreye ayrılmış olduğu yukarıdaki meslelerden anlaşılmaktadır. Bu husudaki ihtilâfın menşei ve her zümrenin hikmeti teşri itibariyle noktai nazarı şu veçhile hülâsa edilir  :

(1) : inci zümreye nazaran : Zevç ile zevceden hiçbiri,    diğerinde bulunan herhangi bir illetden, bir arızadan dolayı muhayyer olmaz. Çün­kü bu gibi şeyler, nikâhın sıhhatine esasen mani değildir. Binaenaleyh bunlardan dolayı nikâhı izaleye kıyam etmek, doğru olamaz. Zevç is­terse talâka tevessül edebilir. Ve zevç ile zevce kendi aralarında birnza talâk ve hulû voliyle müfarekatde bulunabilirler. Fakat bu hususda sabr ye tahammül gösterilerek zevciyetin devamına çalışmak evlâdır. Zahi­riyye fukahası, bu zümreyi temsil etmekdedirler.

(2) : inci zümreye nazaran: bir erkek, zevcesindeki illetlerden do­layı muhayyer olmaz. Fakat bir kadın, kocasında bulunub bilâ zarar bir-likde ikametleri mümkün olmayan bir kısım illetlerden dolayı muhay­yer olur. Çünkü erkek, dilerse talâka tevessül edebilir. Kadın ise böyle değildir. Binaenaleyh bir kadın, kocasını inniyn veya macbub görürse nikâhını fesh etdirebilir. Çünkü bu halde nikâhdan maksud olan gaye fevt olmuş olur. Kocasının bu haline kadının tahammül etmesi daima kabil olamaz. O halde kadının zarardan vikayesi için muhayyer olması lâzım gelir.

Kezalik : kadın, kocasmdaki cüzam, beres gibi bilcümle muzir, si­rayeti melhuz illetlerden dolayı muhayyer olur. Zira bu gibi illetlere tu­tulmuş erkekler ile zevciyyeti idame çok kere pek müşkil olur., hastalı­ğın sirayetinden korkulur, bu hastalıklardan tabiat, teneffür eder.

Madem ki, innetden dolayı kadın muhayyer oluyor, cinnet 'gibi, cü­zam ve beres gibi illetlerden dolayı da muhayyer olması evleviyyetde ka­lır. Çünkü bu illetler yüzünden zevceye lâhik olacak zarar, innet yüzün­den arız olacak zararın fevkindedir. O halde bunlardan dolayı zevcenin tefrik hakkına mâlik olması, hikmet muktezasıdir. tmam Muhaanmed ile diğer bazı fukaha da bu ikinci zümreyi teşkil etmekdedirler.

(3) : üncü zümreye nazaran  : kadın, kocasmdaki innet ve mec-bubiyetden dolayı muhayyer olur. Fakat sair illetlerden dolayı muhayyer olmaz. Erkek ise zevcesindeki hiçbir illetden dolayı hakki hiyara müstahik olmaz. Çünkü erkek, tatlik salâhiyetini haizdir, lüzum görür­se talaka tevessül edebilir, onun hakkında muhayyerliğe lüzum yokdur. Kadına gelince bu, kocasmdaki innetden, mecbubiyetden ziyade muta­zarrır olur, nikâhdan maksud olan gayeyi tamamen elde etmiş olamaz. Beşerî ihtiyaçları, temayülleri, kendisini bu nikâhdan kurtulmaya saik, olur. Halbuki kendisi tatlike salahiyetli değildir. Buhalde kadının tefrik hakkına malikiyyeti, maslahat ve hikmet muktezasıdır.

Sair illetlere gelince bunlardan dolayı kadının muhayyer olması da muvafık değildir. Çünkü bu illetler, akdi nikâhdan matlûb olan nefsi temkine, aile teşkiline tamamen mani değildir. Teehhülden asıl gaye, bir aile tesis etmek, zevç ile zevce arasında bir-tesanüt, bir teavün vücude getirmekdir. Şevki takdir ile böyle bir illete tutulan zevç veya zevcenin haline acımak, kendisine yardım etmek, insaniyet ve meveddet mukte­zasıdır. Buna rağmen ayrılış yoluna gidilmesi, bîçare bir malûl veya ma­lulenin daha ziyade müteellim olmasına sebebiyet verecekdir ki, böyle bir hareket, insanî duyguları elbette rencide eder.

Zevç ile zevce arasında tekarrüb ve tevellüd vukuu, nikâhın seme-ratmdan sayılır. Bu semeratın vücude gelmemesi, asıl nikâhın izale edil­mesini icab etmez. Bunun içindir ki, tekarrübe muktedir olmayan bir erkeğin veya akım bulunan bir kadının nikâhı da sahih olarak münakid olur.

Bazı hastalıklardan tabiatlerin teneffür edeceği ve bunların sirayet ihtimali doğrudur. Fakat bunlardan her halde feshi nikâh suretiyle fi­rar edilmesi lâzım gelmez. Meczum hakkındaki bir hadisi şerifden böy­le bir mâna çıkarılması doğru değildir.

Bu gibi malullerin yanlarına gidilmesi, kendilerine bakılması mü-bahdır. Hattâ bu gibi zavallıların hizmetlerinde bulunacak kimselerin sevaba nail olacakları şüphesizdir.

Resuli Ekrem, sallâllahü tealâ aleyhi vesellem efendimiz, ihtiraz ve tevekkül hususunda ümmetine siai emri beyan için baza» meczum i!e müsafehada bulunmadığı halde bazan da bir arada team tenavül buyu­rurlardı.

Filhakika insan, mümkün mertebe bu gibi malûllerden tevakkide bulunmalıdır. Fakat bütün bütün de vâhimeye kapılarak böyle bir bed­bahta karşı inkisarı hatırını mucib olacak suretde müteneffirâne bir muamelede bulunmamalıdır. Çünkü böyle bir hal, insanların ahlâkı fâzı-lasına uygun düşmez. Böyle bir ayıbdan dolayı tarafı Nebeviden nikâhın feshi iltizam buyurulmuş olduğuna dair olan bir rivayet ise usulü daire­sinde sabit değildir. Fethül'kadirde beyan olunduğu üzere bunun râvile-ri arasında metruk, meçhul kimseler vardır.

Nikâhı beyî muamelesine kıyas etmek de doğru değildir. Çünkü be-yîde iki tarafın maksadı maldır. Nikâhda maksadı aslî ise mal değildir. Binaenaleyh bazı ayıblardan dolayı veya mebîin görülmemiş olmasından dolayı akdi bey'i fesh caiz olabilir. Fakat insanî bir münasebet ve muka-renet tesisine hâkim olan nikâhın feshi hususunda böyle bir cevaz gös­terilmesi muvafık olamaz.

Kadında bulunan karn, retak gibi arızalar, fennî ameliyat netice­sinde bertaraf edilebilir. Diğer hastalıkların bir kısmı da bir tedavi ne­ticesinde zail olabilir.

Velhasıl : malûl bir şahıs da cemiyet arasında yaşamak hakkına mâlikdir. Böyle bir zavallı, cemiyet hayatından bilkülliye tecrit edilemez. Bir insana mensub olduğu cemiyet arasında en yakın olan ferd ise ken­di zevci veya zeveesidir. Artık bîçare bir malûl veya mâlûleyi kendisine en yakın olan ferd de terk ederse hâli ne olur. ?

Böyle bir iptilâ karşısında bulunan bir aile efradı için takdirlere en şayan vazife, sabır ve tahammül dairesinde hareket ederek, içlerinde bulunan illetli bir ferdin daha ziyade müteellim olmasına sebebiyet ver­memek ve bu insanî vazifeden dolayı manevî mükâfata leyakat kesbet-miş olmakla müteselli bulunmakdır.

İşte bazı illetlerden dolayı nikâhın fesh edilmemesini hikmet ve mas­lahata daha uygun gören bu üçüncü zümreyi de İmamı Âzam ile îmam Yusuf vesâir bazı müctehidler, teşkil etmektedirler.

(4) : üncü zümreye nazaran bir kadın, kocasmdaki innetden, cüb-den, cüzamdan, beres ile cinnetden dolayı muhayyer olacağı gibi bir er­kek de zevcesindeki retakden, karnden, cüzamdan, beres ile cünûndan dolayı muhayyer olur. Çünkü bu gibi illetler, Elmuğnî'de beyan olundu­ğu veçhile ya mukarenete mani olur veya mukarenete mani olacak bir nefret uyandırır. Bununla beraber mecnunun .cinayetinden, diğer illet­lerin de sirayetinden korkulur. Bu cihetle bunlar, mukarenet için birer manii hissî -mesabesinde bulunmuş olur.

Filvaki bu gibi illetler, zevciyyet hukukunu, istifaya 'hissen ve teb'an manidir. Ezcümle beresden dolayı tarafı nebeviden nikâhın fesh edildiği mervîdir. Demek ki beres, mensusün aleyh bulunmuş oluyor. Bu halde cüzam ile cünun da berese mülhak bulunmuşdur. Çünkü menatı hüküm­de müşterekdirler, bunlardan da tabiat, nefret eder.

Kitabül'üm'de deniliyor ki : zevç ile zevceden birinde, cüzam, beres veya zevcede retak, karn bulunursa diğeri için 'hakkı hiyar sabit olur. Zira ilm ehli, tıbba ve tecrübeye müsteniden diyor ki cüzam veya beres hastalığı çok kere sirayet eder. Bu hastalık tab'an münafereti müstelzim olduğundan zevceyn arasında mücameatin vukuuna mani olur. Böyle bir hastadan doğan çpcukda da bu hastalık ekseri zuhur eder. Hattâ bu ço­cuk salim olsa bile onun zürriyetinde tesiri görülür.

Cünûn ile habl - fesadı akl de zevciyyet hukukuna riayeti ihlâl eder. Bazan bir mecnun, bir mahbul, arkadaşına saldırır, çocuğunu öl­dürmeğe kıyam eder. Artık nikâhdan matlûb gaye fevt olur.

Şüphe yok ki selîm tabiatler, bu gibi malûller ile mücaleset ve mu-

karenetden teneffür eder. Bu tabiî teneffür : arslandan firar etdiğin gibi cüzamhdan firar et) hadisi

şerifîle de müeyyed bulunmakdadır. îzdivacdan maksud olan mukare-net ve husuli evlâd gayesi, bu teneffüre mebnî fevt olur. Ve bu illetler, bazan evlâd ve ensaba da sirayet eder. Bu, fenne sabit bir hakikatdir.

Şu da muhakkak ki, kâinatda hiçbir şey, bizzat müessir değildir. Bü­tün tabiat zerrelerinde mevcud olan muhtelif, tabiî hassalar, yedi meşiy-yetin, kudreti fâtıranın hükmü altındadır. Şu kadar var ki, sanii âlem olan Allah Teaiâ Hazretleri, bir takım kevnî hâdiselerin zuhurunu birer adî sebebe rabt etmiş olduğundan bu misillû marazların, illetlerin sira­yet sebebiyle tahaddüs edebileceği istibâd edilemez.

Fen ehlinin «kanuni tabiat» dedikleri bu keyfiyete lisanı şeriatde «Süneni ilâhiyye» ıtlak olunur ki, bu süneni eelîlenin - hilafı takdir olunmadıkça - hükümleri tebeddül ve tehallüf etmez. Nitekim nazmı kerîmi de bunu naükdir.

Binaenaleyh mezkûr illetlerden her biri, takdiri ilâhîye müstenid olarak -. şeraiti mevcud olunca - diğer şahsa sirayet eder. Sirayet et­memesi mukadder olduğu suretde ise bizzarure kimseye bir mazarrat veremez. -Nitekim malûl bir şahsın iki çocuğundan veya iki refikasından biri ondaki illete tutulduğu halde diğeri bundan asiâ müteessir olmamış bulunur. Bunun bir mukavemet kuvvetini haiz ve o illetin sirayetine se-beb olan hüveynatın tesirine mani bir mizaç ve tabiate malik bulunması ise şübhe yok ki yine Allah Tealânm takdir ve meşiyyetine müsteniddir.

Nihayetül'muhtacda beyan olunduğu üzere  cüzam, beres gibi  illetler, bazan muaşirlere evlâda, nesle sirayet eder. Hadisi itikadım nefy içindir. Yoksa bunla­rın takdiri ilâhiye müstenid olrak sirayetini nefye delâlet etmez. Bi­naenaleyh   hadisi şerifi sahihdir. İşte mezkûr illetlerden dolayı feshi nikâha kail olan bu dördüncü zümreyi de eimmei selâse ile diğer bazı ullema teşkil etmekdedirler. [36]

 basa dön

 

Zevceynin Suîimtîzaçlarından Dolayı Yapılacak Tefrikler :

 

574 - : Zevç ile zevce arasında nifak ve şikak zuhur edib de her ikisi veya yalnız birisi mahkemeye müracaat edib keyfiyeti haber ve­rince hâkim, meseleyi tahkik eder. iki tarafa veya haksız görülen tara­fa nasihat verir ve icabına göre ta'zirde bulunur. Fakat zevcin muvafa­kati olmaksızın talâka hükm edemez.

575 - : Zevceyn arasında nifak ve şikakdan dolayı   mahkemeye müracaat edildiği ve mesele tedkik ve istizaha muhtaç bulunduğu tak­dirde hâkim canibinden iki zat hakem tayin edilebilir. Hakemler ıslahı beyne çalışır. Fakat zevcin vekâletini haiz olmadıkça talâka hüküm ve­remezler.

576  - : Bir erkek, zevcesinin hukukuna riayet etmediği, meselâ: kendisini haksız yere döğdüğü veya tahkir etdiği takdirde kadın, key­fiyeti hâkime arz edebilir. Bu halde keyfiyet, ikrar veya beyyine ile sa­bit olurda hâkim, ö erkeği ta'zir ve zevciyyet hukukuna riayet etmesini kendisine emr eder. Fakat mücerred bununla aralarım tefrika    karar vermez. Bedayi, Hindiyye, Dürer.

« (Yukarıdaki mes'eleler, Hanefiyyeye göredir. Şafiî mezhebindeki esah görülen rivayete nazaran da zevç ile zevcenin nifak ve şikakdan dolayı tayin edilen hakemler, zevcin vekâletini haiz olmadıkça aralarını tefrika karar veremezler.)

(Hanbelî mezhebinde ise hakemlere dair iki kavi vardır. Bir kavle göre hakemler, zevç ile zevcenin vekilleri mesabesinddirler, onların izin-lri olmadıkça aralarını ayıramazlar. Ata'nın mezhebi de böyledir. Diğer bir kavle göre hakemler, hâkimdirler, münasib gördüklerini yapabilirler. Gerek bir ıvez mukabilinde ve gerek ıvezsiz olarak zevceynin tefrikine karar verebilirler. Onların tevkiline, rızasına muhtaç bulunmazlar. Bu kavi, imam Ali Hazretleri ile İbni Abbas'dan ve Evzaî'den mervidir.

Hakemler, tayin edüdikden sonra zevceynden biri tegayyüb etse bakılır : hakemler, vekil telâkki edildiği takdirde reylerini imza edebi­lirler. Çünkü vekâlet, müvekkilin gaybubetiyle bâtıl olmaz. Fakat hâ­kim, telâkki edildikleri takdirde hükümlerini. imza edemezler. Çünkü bu halde zevceynden her biri, mahkûmun aleyh olacakdır. Gaib hakkında kaza ise caiz değildir.

Hakemlerin âkil, baliğ, âdil, müslim, erkek olmaları lâzımdır.  Ge­rek vekil ve gerek hâkim telâkki olunsunlar. Bir kavle göre hür olma arı da lâzımdır. Şafiî mezhebi de böyledir. Elmuğnî.)

(Zahiriyye mezhebine göre de hakemler, zevç ile zevcenin arasını ayırmaya salâhiyetdar değildirler. Belki gördükleri halleri 'hâkime inha ederler. Tâ ki hâkim, zâlim olan tarafı men etsin, alınması lâzım gelen hakkı istihsal eylesin. Elmuhaîlâ.)

(Mâlikî mezhebine gelince bunda tafsilât vardır. Şöyle ki

(1) : Bir kadın, kocasından zarar gördüğünü, meselâ kocasının kendisiyle konuşmadığını, kendisinden yüz çevirdiğini, kendisini elem ve­recek bir tarzda doğduğunu veya kendisine hakaretde, seb ve setimde bulunduğunu bil'iddia bunu hâkimin huzurunda beyyine ile isbat etse nefsini tatlik hususunda muhayyer olur. Meşhur olan kavle göre bu za­rar, velev ki tekerrür olmasın.

Binaenaleyh kadm, dilerse nefsini bir bain talâk ile tatlik edebilir. Çünkü zarar ve zirar memnudur. Fakat bir talâkdan ziyade tatlik ede­mez. Çünkü maksad bir talâk ile hâsıl olur.

Fakat bir erkeğin teserri veya tekrar tezevvüe etmesi veya zevce­sini bazı dinî vecibelerini ifa için te'dibde bulunması, kendisine verilmiş bir hak olduğundan bundan dolayı zevce İçin muhayyerlik sabit olmaz.

(2) : Zevç ile zevce, aralarında suiimtizaç- yüz gösterdiği takdirde hâkime müracaat etmeksizin kendi aralarında matlûb evsafı haiz karib-lerinden veya yabancılardan bir zatı bil'ittifak hakem tayin edebilir-ler. Böyle tayin edilecek bir hakemin usulü dairesinde vereceği hüküm, nakz edilemez.

Mahcur olan zevceyn hakmda velîlerinin veya hâkimin bu evsafı haiz yabancı bir zatı veya her ikisine ayni derecede karabeti olan bir kimseyi hakem tayin edebileceğinde ise iki kavi vardır. Birine göre ta­yin edebilirler, diğerine göre tayin edemezler, maahaza tayin ettikleri takdirde hakemin hükmü nafiz olur.

(3) : Zevç ile zevce, tayin etdikleri hakemleri azl ile yerlerine baş­kalarım ikame edebilirler. Fakat evvelki hakemler, işe vaz'ı yed edib de zevceynin vaziyetlerini hakkiyle keşf ve hüküm itasına azm etmiş olun­ca azilleri caiz olmaz, zevceynden hiçbirinin rücuuna itibar olunamaz. Şu kadar var ki, zevç ile zevce, zevciyyetin    bekasına,   hallerini ıslaha muvafakat  ederlerse artık   hakemlerin tefrike hükm etmeleri muvafık olmaz.

(4) : Kadın, nikâhın bekasını temenni etmekle beraber hâkime mü-racat ederek kocasının taaddisinden, meselâ: kendisini yajağından hecr veya kendisine darb ve şetm etdiğinden şikâyetde bulunsa kocasının taad-disi, ikrariyle veya beyyine ile sabit olunca hâkim, va'z ve nasihatle ve müfid olmadığı takdirde mübrih = pek şiddetli olmıyan bir darb ile zev­ci men ve zecr eder.

(5) : Zevç ile zevceden her birinin diğerine taaddî ve tecavüzü sa­bit olduğu suretde hâkim, her ikisi hakkında öğütler verir, kabul etme­dikleri takdirde mübrih olmaksızın darbde bulunur. Taaddîleri beyyine ile sabit olmadığı suretde ise yalmz öğüt vermekle iktifa eder.

(6) : Kadın, kocasının kendisine teaddî ve zarar iras etdiğini iddia ve mükerreren iştikâde bulunduğu halde müddeasmı isbatdan âciz-kalsa hâkim, kendisini salih komşular arasında bulunmuyor ise öyle komşular arasında iakân eder.

Zevceynden her biri, diğerinin taaddî ve zararını dâva ve müker­reren bessi şekva edib de isbatı müddeadan âciz kaldığı suretde de ayni muamele yapılır.

(7) : Hâkim,   kadım   salih  komşular arasında1 iskân   etdiği halde yine iş tavazzuh etmeyib de hangi tarafda kusur bulunduğu anlaşılmaz­sa biri zevcin, diğeri de zevcenin ehl ve ekaribinden olmak üzere iki ha­kem tayin eder. Çünkü karibler, hakikati ahvale vâkıf, ıslahı beyne daha münasib ve zevceynin kalblerini tatmine, düşüncelerini ibraz etmelerine daha ziyade hadimdir.

Binaenaleyh kariblerden hakem tayin edilecek kimseler bulunduğu halde ecânibden nasb olunacak hakemlerin talâk ve muhaleaya aid hü kümleri nakz olunur.

Fakat zevceynin ehlinden hakem nasb olunacak kimse bulunmazsa ecânibden iki kimse tayin olunur.. Yalnız birinin ehlinden hakem nasb olunacak kimse bulunduğu takdirde ise onunla beraber bir yabancı nasb edilir. Diğer bir ziyarete göre adalet ve müsavatı temin için bu halde her iki hakemin de ecânibden intihabı iktiza eder.

Hakemlerin - ekabir veya ecânibden olmakla beraber - Vnmşu-lardan intihabı mendubdur.

(8) : Hakemlerin erkek, reşid, âdil, nüşuz hükümlerine vâkıf, hükm edeckleri husus hakkında fakih olmaları şartdır.

Binaenaleyh kadınların, çocuklar ile mecnunların, fâsik veya sefih olanların, nüşuz hükmüne gayri vâkıf ve hükm edecekleri hususun rae-selei şer'iyyesine gayri muttali bulunanların talâka veya nikâhı ibkaya aid hükümleri bâtıldır. Şu kadar var ki fakih olmıyan hakemler, ulema ile bilmüşavera onların talim ve irşadı dairesinde hükm ederlerse hü­kümleri nafiz olur.

(9) : ilk evvel zevç ile zevcenin aralarım her ne veçhile   mümkün ise ıslaha çalışmak, hakemîerce bir vecîbedir. Şöyle ki : zevceyn    ara­sında ülfet ve güzel "muaşeretin temini maksadiyle hakemlerden her biri, hangi tarafın hakemi ise onu yanına celb ederek sui imtizaçlarının sebeb-Ierini sorar, diğer tarafdan husulünü  istediği bir haceti var ise  onun husulüne çalışacaklarım söyler ve lâzım gelen müessir öğütlerde bulu­nur.

(10) : Zevç ile zevcenin aralarını ıslah müteazzir olduğu takdirde bakılır: Kötülük = isaet, eğer zevcde ise'hakemler, bilâ ıvez, yani : zev­ceden bir mal almaksızın £aîâka hükm ederler. Ve eğer zevcede ise - Maliki eimmesinden bazılarının kavline nazaran - mevcud nikâhı ida­meye karar verirler. Meğer ki zevç, muhale a arzusunda bulunsun. Veya zevcenin zevciyle yaşıyamıyacağı malûm olsun. O halde münasib bir be­del mukabilinde muhalea yaparlar.

Amma kötülük, her ikisinde bulunursa veya keyfiyet meçhul kalıb da tevazzuh etmez ve bu hal ile beraber zevce, zevciyle ikamete razı ol­mazsa hakemler, kendi içtihadlarına tabi olub ya bir bedel mukabilinde veya bedelsiz olarak talâka hükm ederler.

(11) : Hakemlerin, şeraitini cami olarak verecekleri talâk hükmü, zevç ile zevcenin rızalarına mütevakkıf olmaksızın nafiz olur ve bu talâk, beynunetle muttasıf bulunur. Velev ki bir ıveze mukarin olmasın.

(12) : Hakemler, hükümden  sonra   keyfiyeti kendilerini   nasb ve" irsal eden hâkime ihbar etmeğe mecburdurlar. Bunun üzerine hâkim, va­ki olan hükmü bilâ terahî imza eder, yani   :  «sizin hükm etdiğiniz şey ile hükm etdim»  diyerek hakemlerin hükmünü tenfiz  eder. Yoksa bu hükmü nakz etmesi ve ona muarezada bulunması caiz olmaz.

(13) : Hakemler, talâkdan sonra asıl bedelde ihtilâf  ederek biri, talâkın ıvez mukabilinde olduğunu, diğeri de ıvez mukabilinde olmadığı­nı idia etse zevce, ıvezi iltizam etmedikçe zevcine talâk lâzım    gelmez. Belki yeniden hakem tayini icab eder.

Fakat hakemler, ıvezin mikdarında ihtilâf etdiği suretde hul'i misle itibar olunur. Yani : öyle bir kadının muhaleâ olabileceği bir ıvez muka­bilinde talâk vaki olur. Şu kadar var ki, bu ıvez ziyadeyi idda eden ha­kemin beyan etdiği mikdardan fazla olursa yalnız bu mikdar lâzım gelir. Ve azı idia eden hakemin kail olduğu mikdardan dûn bulunursa bu mik­dar icab eder,

Ivezin sıfat ve cinsinde ihtilâf bulunduğu suretde de hükm, bu min­val üzeredir. Muhtasarı Ebİzziya, Şerhi Ebil'berekât, Haşiyei Düsukî, Minehülcelîl, Şerhi Muhammedirhırsî. [37]

 basa dön

 

Hakemlerin Tayîn Edilmelerindeki Hikmeti Teşriyye :

 

577 - : Zevç ile zevce arasında nifak, şikak, geçimsizlik zuhuru halinde beyinlerini ıslah için münaaib iki zatın hakem tayin edilmesi, şübhe yok ki aile hayatının devamına hizmet edeceği cihetle pek muva-fikdır. Bu hikmete mebnîdir ki Kur'anıkerîmde buyurulmuşdur..

Yani : zevç ile zevce arasında bir açıklık, imtizaçsızhk vukuundan korkarsanız bir hakem zevcin kariblerinden, bir hakem de zevcenin ka-riblerinden gönderiniz, aralarını bulmaya memur ediniz - bunlar, ıslah kasdinde bulunurlarsa Allah Tealâ aralarını ıslah ve telife muvaf­fakiyet ihsan buyurur. Şüphe yok ki, Allah Tealâ alimdir, habîrdir, Her­kesin hareketini, maksadını bilir, dilediğim tevfikine nail eder.

Malûmdur ki, güzel idare ve imtizaçdan mahrum bir aile, mesud bir hayata nail olamaz. Bütün günleri niza ve şikak île geçen bir zevç ile bir zevce arasındaki zevciyyet rabıtasının devamından içtimaî bir faide beklenemez. Fakat aile hayatında ara sıra görülecek bazı huşunet-li hallereden dolayı hemen zevciyyet ilgisinin çözülmesine meydan ver­mek de maslahata muvafık değildir. Beşeriyet hasebiyle zevç ile zevce arasında bazan baş gösteren bir niza ve cidalin bilâhare bir muhabbet ve imtizaca mübeddel olduğu daima görülen şeylerdendir. Bahusus işin sonunu güzelce teemmül ve muhakeme edebilecek bir halde bulunmıyan bazı kadınların bir infiale tebeiyyeüe irtikâb etdiklen fena hareket ve muaşeretden dolayı muahharan nedamete duçar oldukları pek çok gö rülmektedir.

Binaenaleyh bekası matlûb olan zevciyyet rabıtasının hemen böyle bir vesile ile inkıtaa uğramasına ve bazı bed tînet kimselerin aile ara­sına fesad düşürmesine meydan vermemek için hâdiseyi hakemler hava­le etmekden daha muvafık bir çare olamaz. Ancak bu hakemlerin lüzum gördükleri takdirde talâka, muhaleaya hüküm verebilmeleri de muva­fık mıdır? Hakemlerde esasen böyle bir salâhiyet var mıdır?. îşte bu ci­het, müctehidler arasında ihtilâfı mucib olmusdur.

Evvelce de beyan olunduğu üzere hakemler, Hanefî ve Zahiriye imamlarına ve îmam-ı Şafiî ile îmam Ahmedden birer kavle nazaran yalnız ıslahı beyne memurdurlar. Tefrika hükm etmeğe salâhiyetleri yokdur. Fakat Malikî imamlarına göre hakemler, bu salahiyeti haizdir­ler. Kendilerine «hakem» denilmesi de bu salâhiyeti haiz olduklarını ig-rab etmektedir.

Mâlikîlerin bu kavli, zamanimızm hayat tarzlarına daha mülâim gö­rüldüğünden bir aralık Türkiyede hukuki aile kararnamesinin (130) un­cu maddesi, bu kavle göre tanzim edilmişdi.

Mülga meşihat dairesinde münakid bir encümen tarafından (Usuli muhakematı şeriyye) kararnamesine ilâve edilmesi istenilen bazı mad­delerden biri de Mâlikîlerin bu kavli üzere tanzim edilmiş olduğundan o zaman bunun esbabı mucibe lâyihasında yazmış olduğum mütalea ara­sında şöyle denilmişdi :

«Vakıa nikâh, mühim bir akdi şer'îden ibaret olub içtimaî saadete bâis, eltafi ilâhiyyeden madud bulunduğundan bunu idameye çalışmak, insanların umumî menfaatleri icablarındandır. Fakat aile hayatında ba­zan öyle bir hal tahaddüs eder ki, artık zevciyyeti devam etdirmek ka­bil olamaz. Bütün günleri niza ve şikak ile geçen ve verilen müessir na­sihatlerden asla müstefid olmayan kimseler arasında zevciyyet rabıtası­nın devamından ferdî ve içtimaî bir faide beklenemez. Hele erkek, talâka ehliyeti haiz olduğundan böyle bir hal vukuunda talâka tevessül ederek kendisini zehrâlûd bir yaşayışın elîm tazyiklerinden kurtarabilir. Fakat kadınlar bu ehliyete mâlik olmadıklarından böyle bir hâle maruz bulu­nacak bir zevcenin ne kadar mügkilât içinde kalacağı beyandan müstağ­nidir. Hattâ bu babdaki hayatî ilcaatdan dolayı bazı kadınlar, bir takım gayri meşru çarelere baş vuruyor, ve nüşuz halinde devam ederek rabkai nikâhdan kurtulmak için kocaları hakkinda diyanet ve insaniyetle te'lifi kabil olmayan gayri sahih isnadlara cüret gösteriyorlar.

İşte bu gibi müessif hallerin artmasına meydan vermemek için -bu hususda eimei Mâlikiyye hazeratınm ekvali veçhile amel edilmesi muhi­timizin bugünkü içtimaî ahvaline nazaran hikmet ve maslahate daha muvafık görüldüğünden on ikinci madde o veçhile tanzim kılınmışdır.»

Velhâsıl : kat'î lüzum görüldüğü takdirde şeraiti dairesinde hakem tayini usulünden istifade edilmesi, aile hayatı pek faidelr gö­rülmektedir. [38]

 basa dön

 

Îddetin Mahiyyeti Ve Zevç İle Zevcede Cereyan 

 

578 - : Iddet; vefat veya müfarekatden sonra baki kalan nikâh asarının inkızası için şer'an muayyen olan bir ecel bir müddet de-mekdir ki, bu müddet nihayet bulmadıkça zevç veya zevce başkasiyle ve bazı ahvalde biribiriyle tekrar evlenemezler.

Bu tarifden de anlaşılacağı üzere iddet, hem erkekde, hem de ka­dında carî olabilir. Fakat kadınlarda cereyam asıldır. Binaenaleyh id­det mebhasinde verilecek tafsilât, kadınlara mahsus iddetlere aid ola-cakdir. Erkeklere aid olan iddetler ise şu veçhile hülâsa edilebilir:

(1) : Bir erkek, boşadığı kadının iddeti bitmedikçe hemşiresini ve­ya teyzesini, halasım tezevvüc edemez.     Çünkü bunların nikâhda cem edilmeleri caiz değildir. Iddet içinde ise eseri nikâh, bakîdir.

(2) : Bir erkek, dört zevcesinden birini boşasa onun iddeti nihayet bulmadıkça beşinci bir kadınla evlenemez.

(3) : Bir erkek, hurre olan zevcesini tatlik etse iddeti bitmedikçe bir cariye ile evlenemez.

(4) : Bir erkek, üç talâk ile boşadığı kadın ile iddeti, nihayet bu-lub tahlili şer'î bulunmadıkça tecdidi nikâh edemez.

(5) : Bir müslim erkek, bir -mültecide ile veya bîr veseniyye veya mecusiyye ile evlenebilmek için bunların müslüman olmalarına intizar etmek lâzım gelir.

(6) : Zinadan gebe kalmış olan bir kadınla evlenmiş olan bir er­keğin, o kadına hamlini vaz etmedikçe tekarrüb etmesi halâl olmaz. Me­ğer ki o hami, kendisinden olsun.

(7) : Bir erkek, dari harbden seby olunmuş bir kadınla evlense ve­ya ona mâlik olsa o kadına bir hayz görmedikçe ve zatüHıayz olmadığı takdirde bir ay geçmedikçe tekarrübedemez.

(8) : Bir erkek, dari harbden dari islâma ihtida ederek muhaceret-de bulunan yüklü bir kadmıhamlini vaz etmedikçe tezevvüc edemöz. Be-dayî, Bezzaziyye, Hindiyye, Dürer.

işte bu gibi muvakkat bir müddetle vuku bulacak bir intizara «id­deti rical» adı verilmişdir.

Şunu da ilâve edelim ki, iddetin mikdarı hususunda kadınların cani­bine itibar olunur, erkeklerin canibine itibar olunmaz.

Binaenaleyh hur olan erkekler ile memlûkler arasında iddet bakı­mından fark yokdur. Belki hur olan kadınlar ile cariye, müebbere, mü-kâtebe, ümmi veled olan kadınların iddetleri arasında fark vardır. Nite­kim aşağıda beyan olunacakdır.

(Zahiriyyeye göre iddet hususnda hurre ile câriye ve saire müsa­vidir. Aralarında talâk ve vefat iddetleri itibariyle bir fark yokdur. Di­ğer müctehidlerin bu hususdaki akvaline ileride işaret edilecekdir.) [39]

 basa dön

 

Îddetîn Sebebi Vucubi Ve Mebde Ve Müntehası

 

579 - : iddetin vücubine sebeb, duhul İle veya halvet ile veya mevt ile teekküd eden nikâhı sahihdir veya gibhi nikâhdır veya şübhei nikâh ile mukarenetdir. Ummi veledde şibhi nikâh vardır. Nikâhı fâsidde de şübhei nikâh mevcuddur.

Binaenaleyh duhul veya halvet ile teekküd etmeyen bir sahih nikâ­hın talâk ile veya fesh ile zevalinden veya duhulden evvel nikâhı fâsid ile zevcin vefatından dolayı iddet lâzım gelmez. Nitekim aşağıda beyan olu­nacakdır.

Kezalik : mezniyye için iddet yokdur. Onu bir müddet beklemeksi­zin tezevvüc caizdir. Şu kadar var ki, gebe kalmış ise hamlini vaz edin­ceye kadar mücameati caiz olmaz. Gebe olmadığı takdirde de bir hayz beklemek suretiyle istibra, zevç için mendubdur.

 (imam Şafiînin kavli ceddine göre tekarrübden evvel boşanan ka­dına mücerred halveti sahiha bulunmuş olmasından dolayı iddet lâzım gelmez. Elimığnî.)

580 - : Nikâhı sahihde iddete nazaran gerek halveti sahiha ve ge­rek halveti faside tekarrüb hükmündedir. Nikâhı fâsid ise böyle değildir. Çünkü nikâhı fâsidde tekarrüb halâl değildir ki, tekafrübe vesile olan halvet, tekarrüb makamına kaim olsun, tddetin vücubünün sebebi veya şartı ise tekarrüb veyaalel'itlâk halvetdir.

Binaenaleyh fâsiden nikâh olunan bir kadın, tekarrübden evvel mü­tareke veya fesh voliyle kocasından tefrik edilse iddet beklemeğe mec­bur olmaz. Çünkü bu halde istibrai rahime lüzum yokdur ki, iddet lâzım gelsin.

581 - : tddetin mebdeine gelince bu; talâk, vefat veya fesh ve mü­tareke hâdiselerinden birinin vukuu ânıdır. Bu andan itibaren iddet, vâ-cibürriâye olarak bağlar.

Binaenaleyh bir kadının iddeti, kocasının vefatı veya kendisini bo-sadığı günden itibaren başlayrb devam eder. Velev ki bu hâdiseden ha­berdar bulunmuş olmasın. Çünkü iddet, muayyen bir müddetden iba­ret olduğundan bunun geçmesine zevcenin ittılâı şart değildir. Mecma-ül'enhür.

582 - : tddetin müntehası da muayyen   müddetlerin geçip nihayet bulmasiyle veya vaz'ı hami ile tekarrür eder. Buesaslar üzerine aşağı­daki meseleler teferrü eder.

583 - : Talâk veya vefat iddetinin mebdei, ayın gurresine müsa­dif olursa hilâllere ve ayın esnasına tesadüf ederse günlere itibar olu­nur.

Binaenaleyh ikinci takdirde hayz görmeyen bir mutallâka, doksan gün, kocası öîüb gebe bulunmıyan bir kadın da yüz otuz gün iddet bek­ler. Çünkü bu takdirde günlere itibar olunması, iddet müddetinin artma­sını icab edeceğinden ihtiyata daha muvafıkdır.

Bu mesele,* îmamı Azama göredir. îmameyne göre birinci ay, son aydan ikmal edilir. Aradaki aylarda hilâllere itibar olunur. Çünkü iddet-lerde ehille, asıldır. Bedayi.

584 - : îddetin mebdei, ayın ilk gününde meslâ : ikindi vaktine te­sadüf etse yine hilâllere itibar olunur. Bugünün geçmiş saatlerin, son ayın ilk gününden ikmal etmek icab etmez. Hindiyye.

585  - : Bir kimse, zevcesini boşadığı halde bunu bir müddet sak-layıb da badehu ikrar eylese muvazaa töhmetini def için ikrarı vaktinden itibaren iddet lâzımgelir. Bu suretde kadın, kocasını tasdik eder ve geç­miş müddet, iddet zamanını doldurmuş bulunursa bu kadına nafaka ve kisve lâzım gelmez. Amma kocasını tekzib eder, yani : talâkın iddia edil­diği zamana isnadını inkâr eyler veya boşamanın vukuuna muttali ol­madığını ifadede bulunursa ikrar vaktinden itibaren iddet nafakasına ve kisveye müstahik olur. Dürri Muhtar.

586 - : Bir kadın, kocasının vefatını haber ahb da vefatının vaktin­de şek eylese mevtini teyakkun etdiği   vakitden itibaren iddet bekler, Çünkü iddet hususunda ihtiyat ile amel olunur. Mecmaurenhür.

587 - : Bir kimse, zevcesini boşayıb da muahharan inkârına nıuka-rin talâkı beyyine ile isbat olunarak tefriklerine hükm edilse talâk vak­tinden itibaren iddet lâzım gelir, yoksa hüküm vaktine itibar olunmaz. Tenvirül'ebsar.

588 - : Bir kimse, zevcesini bainen boşamış olduğu halde bir müd­det beraber ikamet etse bakılır: Eğer talâkın vukuunu nâs arasında ik­rar etmişisetalâk ânından itibaren iddet başlamış olur. Amma münkir bu­lunmuş ise iddet o andan itibaren başlamış olmaz.

Kezaük  muhalea vukuunu nâsa beyan ve buna işhadda bulundu­ğu takdirde iddet, muayyen müddetin geçmesiyle nihayet bulmuş olur, ve illâ nihayet bulmaz. Dürri Muhtar.

589 - : Bir kimse, iki zevcesinden tayin etmeksizin biriniboşayıb da sonra bunlardan hangisini boşamış olduğunu beyan etse bu beyan vaktinden itibaren iddet lâzım gelir. Yoksa boşamanın vukuu zamanı­na itibar olunamaz. Hattâ o kimse, bu beyandan evvel ölse zevcelerin­den her birine üç hayzi ikmal etmek şartiyle vefat iddeti lâzım gelir. Dür.

590 - : Nikâhı fâsidden dolayı icab eden iddet, mütareke veya tefrik ânından itibaren başlar. Şayed hâkimin fesh ve tefriki, kadının hayz haline müsadif olursa iddetin mebdei,    bu hayzin hitamından muteber olur. Çünkü iddeti istikmal için üç kâmil hayz lâzımdır.

Fâsid bir nikâhdan dolayı iddetin lüzumu, yalnız rahmi istibra için­dir. Bu istibra ise feer ne kadar bir hays ile hâsıl olursa da ihtiyaten üç hayz gurmek icab eder. Bedayi, Reddi Muhtar.

591 - : Bir kimse, fâsid bir akd ile tezevvüc ve tekarrüb etmiş ol­duğu bir kadım gıyabında kavlen terk etse veya kendisi vefat eylese ka­dının iddeti bu terk veya vefat tarihinden başlamış olur. Hindiyye.

 ((Hanbelî fukahası diyorlar ki : Şühur ile iddet bekliyen bir ka­dın, mufarekat vuku bulduğu saatden itibaren iddet bekler. Meselâ : gecenin veya gündüzün yarısında mufarekat vukubulsa o vakitden iti­baren misline kadar iddet bekler. Ehli ilmin ekserisi buna kaidir. Yal­nız Ebu Abdülâh tbni Hamide göre iddetler, saatler ile hisab edilmez, belki gündüz ile gecenin evvellerine bakılır. Binaenaleyh gündüzün ya­pılan bir talâkda o günün akşamından itibaren iddete başlanılır. Bilâkis geceleyin vukubulan talâkda bu geceyi takib eden gündüzün evvelinden itibaren iddet hisab ediür. imam Mâlikin kavli de böyle böyledir. Çünkü satleri hisabda meşakkat vardır. Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre gebe olmayan bir mutallâka veya müteveffa an-ha, kendisine yetişen talâk veya vefat haberinden itibaren iddet bekler Gebe bulunan bir müteveffa anha ise kocasının vefatı tarihinden itiba­ren iddete başlamış olur. Elmuhalîâ.) [40]

 basa dön

 

İddetîn Nevileri Ve Müddetleri :

 

592  - : İddetin nevileri, hayz ile, şühur ile ve hamli vaz ile olmak üzere üçdür. Bazan da eb'adüTeceleyne, yani : talâk ile vefat iddetlermden hangisi daha uzun ise ona riayet olunur.

İddetlerin müddetleri ise muhtelif bulunur. Nitekim aşağıdaki mese­lelerden tafsilâtı anlaşılacakdır.

593 - : Iddet, ya hayz ile olur. Şöyle ki: sahih bir akd ile men-kuhe olub tekarrübden veya sahih veyafâsid halvetden sonra kocasın­dan ric'iyyen veya bainen talâk ile veya ademi kefaet gibi bir sebebe mebni fesh ve tefrik ile ayrılan ve hâmil ve iyas sinnine vasıl ve ha-yizden kesilmiş bulunmayan hur kadınların iddet müddeti, üç hayzi kâ­mildir. Carijıe olan zevcelerin hayz ile olan iddetleri ise tam iki hayzdir.

Binaenaleyh talâk veya fesh ve mütareke, hayz haline müsadif olur­sa bu hayze itibar olunmayib bundan başka hurre için tam üç, cariye için de tam iki hayz müddeti beklemek icab eder. Çünkü hayz, tecezzi etmez. Bedayi, Bahri Raik.

(tmam Ahmede göre de böyle bir hurre üç hayz ile, cariye olan zevce de iki hayz ile iddet bekler, imam Mâlik ile tmam Şafiîye göre ise böyle bir hurre üç tuhr ile, cariye de iki tuhr ile iddet bekler. Talâkın vuku bulduğu tuhr de iddete mahsub edilir.

Bu gibi hurre olan kadınların iddeti  âyeti celîlesiyle  sabitdir.  «Kuru1» lâfzı,   «kur»   lâfzının cem'idir. Bu lâfz, hem hayz hemde tuhr  mânasına gelir. Binaenaleyh Hanefiyye, hayz mânasını, Mâlikîyye ile Şefiiyye de tuhr = temizlik ha­li mânasını iltizam etmişlerdir.

İmam Ahmed dahi tuhr mânasını iltizam etmiş iken bilâhare rü-cu etmiş ve demişdir kî : Ben kur'un tuhr mânâsına olduğuna kail idim, sonra ekâbirin kavline rücu etdim, şârii mübînin lisanında kur'­un tuhr mânasında istimali bir mevzide mahud değildir. Keşşafül-kma.)

(Mâlikîlerin müteahhîrlerinden bazı fukahaya göre hayz gören bir kadının iddeti, üç ay tamamından evvel - üç tuhr ile - nihayet bulsa ihtiyaten üç ay tamamına kadar intizar eder. Bu müdet bitmedikçe baş-kasiyle evlenemez. Çünkü kadınların ayda bir defadan ziyade âdet gör­meleri nadirdir. Erameliyyatürâmme.)

(Zahiriyyeye göre de kuru'dan murad, tuhrlardır. Medhıılün biha olub hayz gören bir mutallâkanın iddeti, hür.olsun olmasın üç tuhr-dur. Talâkın vukuu bulduğu tuhr, bir saatdeiı az da olsa yine iddete mahsub edilir. Bunlardan sonra iki tuhrı kâmil ile iddet nihayet bulur. Elmuhallâ.  

Yalnız Ztihrîye göre bu az olan tuhr, iddete mahsub edilmez, ayrı­ca tam üç tuhr beklemek lâzım gelir. Elmuğnî.)

594 - : îddet, ya şuhur ile olur. Şöyle ki : sahih bir nikâh ile menkuhe olan ve yaşının büyük veya küçük olmasından dolayı zatülhayz ol-mayıb da tekarrübden veya sahih veya fâsid halvetden sonra kocasın­dan talâk ile veya fesh ve tefrik ile ayrılan hur bir kadın, talâk veya tef­rik tarihinden itibaren üç ay iddet bekier. Bu halde cariye olan bir zevce de bir buçuk ay intizarda bulunur.

Buluğ çağına girdikleri halde henüz hayz görmeyen kadınlar hak­kında da hüküm böyledir.                                           

Fakat evvelce hayz görmüş olan genç bir kadın, bir sene veya da­ha ziyade bir müddet âdetden kesilirse sinni iyasa vâsıl olmadıkça üç hayzini ikmal edinceye kadar iddet beklemeğe mecbur olur." Bu kadı­na «mümteddetüttuhr» denilir ki, hayz görmüş olduğu halde gebelik-den veya iyasdan nâşi olmaksızın bir arıza sebebiyle âdeti mürtefi ol­muş kadın demekdir. Bu da iddet hususunda hayz gören kadınlardan sayılır.

Binaenaleyh iftirakdan sonra bir veya iki hayz görüp de badehu tuh-ru îmtidad eden böyle bir kadın, sinni iyasa kadar bekler, üç hayzi ik­mal edemezse iyasın başlangıcından itibaren üç ay iddet bekler.

Fakat mercuh olan bir kavle göre de mümteddettüttuhr olan böyle bir kadın, iftirakden itibaren dokuz ay beklemekle idîletini bitirmiş olur. Dürrülmünteka.

595 - : îyas, muayyen bir yaşa yetîşib âdet görrnekden büsbütün kesilmek hâlidir. Bu halde bulunan kadına da «âyise» denir.

îyas müddeti hakkında ihtilâf vardır. Müftabjjj görülen bir kavle göre elli beş senedir. Bu yaşdaki bir kadın, herhangi bir ırka mensub olursa olsun ayise sayılır.

Şu kadar var ki hayiz, en az altı ay kadar bilâ fasıla kesilmiş ol­malıdır. Bu müddet, gerek bu elli beş senenin son aylarına ve gerek eli beş seneyi müteakib aylara müsadif olsun müsavidir.

Îyas çağının, elli, altmış, yetmiş olduğuna kail olanlar da vardır. Hiç hayz görmeden otuz yaşına kadar giren bir kız çocuğunun da ayise olaca­ğına hükm edilebileceği mervîdir. Fakat zahirürrivayeye naearan sinni iyas için muayyen bir mikdar yokdur. Belki bir kadın; kavm ve kablece, kuv­vet ve zafca kendi emsalinin hayzden kesileceği bir yaşa yetişince iyas çağma girmiş, olur. Bu ise ictihad ile bilinir.

596  - : Akdi sahih ile menkulle olub tekarrübden veya halvetden

sonra kocasından talâk ile veya fesh ile ayrılan ve iftirakden evvel iyas çağına yetişmiş bulunan hur kadınların iddet müddetleri, iftirak tari­hinden itibaren Üç aydır. Cariyelerin iddetleri de bir buçuk aydır. Çünkü ay, kabili tecezzîdir.

597 - : Nikâhı sahih ile menkuhe olub gebe bulunmayan kadınların kocaları vefat edince dört ay on gün iddet beklemeleri lâzım gelir. Gerek aralarında tekarrüb ve halvet vuku bulmuş olsun ve gerek olmasın. Ve kendileri gerek hayz görür takımdan bulunsun ve gerek bulunmasın. Bu on günden maksad, cumhura göre geceli ve gündüzlü olmak üzere on gündür.

Bu müddet, cariye olan zevceler hakkında iki ay beş günden iba-retdir. Bedayi, Dürer, Dürri Muhtar.

« (Eimmei selâsenin mezhebleri de bu müteveffa anha hakkında böyledir. Yalnız îmam Mâlikden bir kavle göre bu müddet için en az bir hayz bulunması lâzımdır. Elmuğnî.)

(Sinni iyas hakkında sair müctehidlerinde muhtelif akvali vardır. Ez­cümle îmam Ahmedden bir rivayete göre iyas çağının mebdei, ellinci se­nedir. Diğer bir rivayete göre de Arab ırkına mensub olmayan kadınlar elli yaşlarında, Arab kadınları ise -tabiatleri daha kuvvetli olduğun­dan - aitmiş yaşlarında ayîse olurlar.

İmam Şafiîden de iki rivayet vardır. Birine göre kadınların artık hayz görmiyecekleri müteyakken olan bir yaşa vâsıl olan bir kadın ayise olmuş olur. Bu, bazılarınca altmış iki yaşdan İbaretdir. Diğer ri­vayete göre her kadın hakkında mensub olduğu aşiret kadınlarının ayîse oldukları müddet nazara alınır. Fakat sahih olan şudur ki, bir ka­dın, elli yaşma girer de âdeti veçhile gördüğü hayzi, sebebsiz olarak ke­silirse . âyise olmuş olur. Ancak elli yaşından sonra yine âdeti veçhile dem görmeğe başlarsa bu, sahih olan kavle göre hayz sayılır, kadın ayise olmakdan çıkar. Altmış yaşından sonra dem görürse artık hayz sayılmaz, dem görmeyen kadınlar gibi ay hesabiyle iddet bekler. El­muğnî.)

(Maliki mezhebine göre sebebsiz olarak veya bir hastalığa mebnî âdetten kesilen genç, - mümteddetüttuhr - bir kadın, iddetin lüzu­mu tarihinden itibaren gebelik şüphesini izale için istibraen dokuz ay intizar eder. Bu müddet, hayzsiz bir halde geçince üç ay daha bekler, bununla iddetini ikmal etmiş olur. Hattâ bilâhare bir sebeple başka bir iddete muhtaç olursa yalnız üç ay iddet bekler. Meğer lii bu iddet es­nasında âdet görmeğe başlasın, o halde iddeti üç tuhre intikal eder. Bu intizar esnasında yalnız bir veya iki hayz görecek olursa son hayzden itibaren eb'adüleceleyne tabi olur. )

Eimmei Hanefiyyenin (480) inci meselede yazalı mümteddetüttuhr hakkındaki ictihadları, ihtiyata daha muvafık ise de, zaman itibariyle mahzurdan salim değildir, iyas çağına erinceye kadar başkasiyle evlen­meğe salâhiyeti olmayan öyle genç bir kadının bazı hayatî müşkilâta ma ruz kalacağı ve bunun iddet nafakası vermeğe mecbur olacak kocasının da büyük bir külfeti iktihama mecbur bulunacağı bedmîcür. Maahaza na­fakanın devamını temin için kendilerinin mümteddetüttuhr olduklarım, iddia edecek kadınlar da bulunabilir. Halbuki bu hususda Maliki eimmesinin ictihadları bu gibi mahzurlardan hâlidir. Bunun içindir ki, Hanefî fukahasından bazı eâzım, bu veçhile ifta edilmesi reyinde bulunmuşlar­dır. Daha muvafıkı, mümkün ise de bu hususda Maliki hâkiminin hük­münü istihsal etmektedir. Dürrül'münteka.

Bir aralık Türkiye mahakimi şer'iyyesinde tatbik edilmek üzere böyle bir madde tanzim edilmişdi.

598 - : İddet, ya vaz'ı hami ile olur. Şöyle ki : nikâhı sahih ile men-kuhe olub gebe iken kocası vefat eden veya kocasından talâk ile veya feshile ayrılan herhangi bir kadının iddeti, vaz'ı hami ile nihayet bu­lur, Velevki vaz-ı hami hemen vefatı veya iftirakı müteakip vuku bul­sun Çünkü hamli vaz etmek, iddetden asıl maksud olan beraeti rahime yakinen delildir.

Yalnız îmam Ebu Yusüfe göre bir gayri mürahik çocuğun zevcesi olan kadın, bu çocuuğn vefatında gebe bulunurlarsa bunun iddeti, dört ay on gün ile nihayet bulur. Çünkü bu hamlin çocukdan olmayıb gayri meşru olacağı malûmdur. Binaenaleyh bunu doğurmakla iddeti bitmiş olmaz. Fakat bu kadın, kocası olan çocuğun vefatından sonra gebe kalsa iddeti bil'itifak dört ay on günden ibaret bulunur ve her iki takdirde de neseb sabit olmaz. Çünkü çocuğun evlâdı olmak, âdeten müstehildir. Be­dayi, Dürri Muhtar.

599 - : Müteaddid çocuğa yüklü bir kadının iddeti, son çocuğun doğmasiyle sona erer. Çünkü çocuğu doğurmakla    beraeti rahim hâsıl olacağı için âdet nihayet bulur. Halbuki rahimde diğer bir çocuk bulun­dukça rahimin beraeti hâsıl oîmuş olmaz 'ki, iddet hitam ersin.

Çocuğun kısmı âzami zuhur edince tamamen doğmuş hükmünde olarak zevcin müracaat ve talâk hakkımünkati olur. Şu kadar var ki, bu halde bulunan bir kadının başkasiyle izdivaç akdi İhtiyaten halâl ol­maz.

600 - : Sıkıt vaki oldukda bakılır: eğer tamamen veya kısmen hil­kati müstebîn ise vaz'ı hami hükmünde bulunur. Böyle değilse onunla iddet, münkati olmaz. Çünkü bu halde vaz'ı hami vukuu meşkukdür. Şek ise, iddetin inkizasına münafidir.

Binaenaleyh kadın, boşanmış olub da hayz görmekde ise hayz ile, hayzden kesilmiş veya iyas çağına ermiş ise ay ile ve kocası ölmüş ise şühur ve eyyam ile iddet bekler.

601 - : Bir müteddenin çocuğu rahminde Ölse dışarıya çıkarılma­dıkça veya kendisi iyas yaşına girmedikçe iddeti nihayet bulmasa gerek-dir. Dürri Muhtar.

602 - : Yukarıda (483) üncü meselede işaret olunduğu üzere do­ğacak çocuğun nesebi sabit olmasa bile doğmasiyle iddet nihayet bu­lur.

Meselâ : zinadan gebe kalmış bir kadın, biriyle izdivaç edib de sop.-ra tatlik edilse gocuğu döğurmasiyle iddeti nihayet bulur. Bu çocuğun zinadan olması, akdi nikâh ânından itibaren altı aydan az bir müddetde doğmasiyle taayyün eder. Bedayi, Reddi Muhtar.

« (Eimmei selâseye göre de kocası vefat eden bir kadın, hamlini vaz edince iddeti derhal nihayet bulur. Bu, İbni Mesud Hazretleriyle ona tabi olanların reyidir. Amel de bunun üzerinedir. Fakat İmam Ali ile îbni Abbas Hazretlerine ve bu iki zata tabi olanlara göre bu kadın, eb'adül'eceleyne riayet eder. Binaenaleyh dört ay on günden evvel çocu­ğunu doğurursa bu müddeti ikmal etmedikçe iddeti nihayet bulmaz, Me-zahibi Erbea.)

(İmam Şafiînin bir kavline göre hilkati müstebîn olmayan sıkıt, ka­dınlara gösterilir. Diğer bir kavline göre bu sıkıt, sıcak suya atılır. İnhi-lâlederse çocuk olmadığı anlaşılır. înhilâl etmezse çocuk olduğu teaytin eder. Bedayi.)

(Zahiriyyeye göre de vaz'ı hami ile iddet biter. îddet bekleyen bir muta!lâk anın hamli, gerek kendisini boşamış plan kocasından olsun ve gerek zinadan veya ikrahdan mütehassü bulunsun müsavîdir. Fakat ço­cuk, validesinin rahminde Ölecek olsa dışarıya tamamen çıkarılmadıkça iddet bitmez. Velev ki yalnız bir parmağı çıkmamış olsun.)

603 - : îddet, bazan da eb'adül'eceleyn ile, yani : iki müddetin han­gisi daha uzun ise onunla olur. Şöyle ki :

Talâkı far ile boşanmış olan, yani, kocasının marazı mevtinde bainen tatlik edilmiş bulunan bir kadın, henüz iddeti hitam bulmadan kocası ve­fat etse eb'adül'eceleyne tabi olur. İçinde üç hayz bulunan dört ay on gün ile iddet bekler. Şayed üç hayzi ikmal etmeden bu müddet geçse hayzleri ikmal edinceye kadar iddeti uzar. Çünkü talâkı farda zevce va­ris olacağından eseri nikâh, kısmen baki sayılır. Bedayi.

« (îmam Ahmedin mezhebi de böyledir. Fakat îmam Mâlik ile imam Şafiîye ve îbni münzire göre bu halde de beklenilen iddet ikmal edilir, iki müddetin en uzağına riayet edilmez. Zira vefat zamanında zevciyyet, mevcut bulunnmmısdır. Elmuğnî.)

604 - : Şibhi nikâh ile veya şübhei nikâh ile vuku bulan tekarrüb-. lerden dolayı lâzım gelen iddete gelince bu hususda aşağıdaki hükümler carîdir :

Şibhi nikâhdan maksad, azad edilen ümmi veledin halidir. Şübhei nikâh ile tekarübden maksad da nikâhı fâsid ile menkuhe olan veya seh­ven kocasından baskasiylezifaf edilen bir kadın hakkındaki cinsî muka-renetdir. İste bunlardan dolayı.da iddet lâzım gelir. Şöyle ki :

Ümmi veled bulunan bir cariyenin mevlâsı vefat etse veya bu ca­riye mevlâsı tarafından azad edilse bakılır : Eğer âdet görmekde ise üç hayz ile, âdet görmeyen takımdan ise üç ay müddetle iddet bekler. Ge­be ise çocuğunu doğurunca iddetden çıkar.

Şübhei nikâh ile kendisine tekarrüb edilen bir kadın da iftirakı ve fesh ve mütarekeyi müteakib, âdet gören kadınlardan ise üç hayz ile, âdet görmeyen kadınlardan ise üç ay ile ve gebe ise hamlini vaz etmeltf-le iddet bekler.

605 - : Şübhei nikâh ile vetıy edilen bir kadın,   kendisine tekar­rüb eden şahsın vefatı takdirinde de - henüz iftirak vaki olmamış ise - yine ya hayz ile veya üç ay müddetle veya hamlini vaz etmekle id-detini ikmal eder. Yoksa gebe olmadığı halde dört ay on gün iddet bek lemez. Çünkü  nikâhı fâsidde,    hakikaten bir nikâh mevcud ve zevciy-yet sabit değildir ki, bundan dolayı iddeti vefat, lâzım gelsin. Bedayi.

« (İmam Şafiîye göre ümmi veled için iddet lâzım gelmez. Belki bir hayz ile istibra kifayet eder. Bedayi)

(Mâlikîlere göre nikâhı fâsidden dolayı aralan tefrik olunan ka­dınlar için sahih nikâh ile menkuhe bulunan kadınların iddetleri ne mü­savi bir müddet intizar lâzım gelir. Şu kadar var ki nikâhı fâsid, bile­rek meharimden birini tezevüc gibi haddi müskit değilse bu intizara «ia-tibra» denir ve bilmeyerek tezevvüc gibi haddi nıüskıt ise «iddet» adı ve­rilir. Düsukî.)

(îmam Şafiî ile İmam Ahmede göre nikâhı fâsid veya şübhei ni­kâh ile mevtue olan kadınlann iddetleri, mutallâkaların iddetleri gibi­dir.

Kezalik : îmam Ahmede göre mezniyyenin iddeti de şübhe ile mev-tuenin iddeti gibidir. Bu zatdan diğer bir rivayete göre mezniyyenin iddeti bir hayz ile ist ibradan ibaretdir. îmam Mâlikin kavli de budur.

İmam Şafirye göre ise mezniyye için iddet lâzım gelmez. Çünkü iddet, nesebi hıfz içindir. Zinadan hâsıl çocuğun nesebi ise zâniye lâhik olmaz.

Buna cevaben deniliyor ki : mezniyye, başkasiyle idd#tden evvel ev­vel evlenirse zuhur edecek çocuğun kocasından mı, yoksa zanîden mi ol-duğnda iştibah hâsıl olur. Bu halde neseb, hıfz edilmiş olmaz. Buna mey­dan vermemek için iddet lâzım gelir. Elmuğnî.) [41]

 basa dön

 

İddetlerîn Teceddüdü, Tedahülü, Tegayyüeü Ve Îstik Alı :

 

606 - : İddet bekliyen bir mutallâkanın kocası vefat etse bakılır : Eğer riciyyen mutallâka ise talâk iddeti, münhedim olub yeniden vefat iddeti beklemesi lâzun gelir. Çünkü talâkı ric'î, iddet baki oldukça zev-ciyyetin zevalini mucib olmayıb zevcin vefatı, bu zevali mucib ve iddeti vefatı müstebrîm olur. Amma bainen veya selâsen mutallâka ise yeniden lâzım gelmez. Belki beklemekde olduğu iddeti ikmal eder. Çünkü zevciy-yet, talâkı bain ile zail olmuşdur.

« (Eimmei selâsenin kavileri de bu veçhiledir. Elmuğnî.)

607 - : Bir kimse, kendi bainen muteddesini nikâhı sahih ile tek­rar tezevvüc etdikden sonra henüziddeti hitam bulmadan tekarüb ve hal-vetden evvel yine tatlik etse yeni bir mehr lâzım ve tecdidi iddet vacib olur. Çünkü iddet içinde nikâhın eseri baki olduğundan evvelki akiddeki tekarrüb, ikinci akidde de hükmündedir.

Fakat bir kimse, nikâhı sahih ile menkuhesmi bainen boşayıb idde ti içinde fâsid nikâh ile tezevvüc etdikden sonra henüz iddeti hitam bulmadan kablettekarrüb boşasa yeniden mehr ve iddet lâzım gelmez. Çünkü bu suretde tekarrüb caiz olmadığından iddeti tecdide sebep yok-dur.

608 - : Bir muteddeye birşübhe ile tekarrüb vuku bulsa sebebip:n tecdidine binaen diğer bir iddet daha vacib olur.

Meselâ : Bir kimse, bainen boşadiğı zevcesine ric'iyyen muteddeye kıya sen halâl olur zanniyle iddeti içinde tekarrüb etse veya bir şahıs baş­kasının mu'teddesini bilmiyerek nikâh edib de tekarrübden sonra araları tefrik edilse yeniden iddet icab eder.

609 - : Bir mu'tedde için yukarıdaki mesele veçhile tecdidi iddet lâzım gelen yerlerde iki iddet tedahül eder. Yani birinci iddet, nihayet buldukdan sonra ikinci iddetin sebebinden itibaren noksan kalan mikdarı ikmal olunur. Yoksa birinci iddetin hitamından sonra ikinci iddete baş­lamak iktiza etmez. Çünkü iddet, ecelden = müddetden ibaretdir. Ecelde ise tedahül carîdir.

Meselâ : iddet bekliyen bir kadın, bir hayz gördükden sonra şübhe ile vatiy olunub da iki hayz daha görse birinci iddeti nihayet bulur. Bun­dan sonra bir hayz daha görünce diğer iddeti de nihayet bulur. Ve evvel­ce hayz görmemiş ise üç hayz ile her iki İddeti hitama erer. Ve eğer bu mu'tedde, ay hesabiyle iddet beklemekde ise yine o suretle iddetini ikmal eder.

610 - : Tedahül eden iddetler, bir neviden   olatrileceği gibi başka başka nevilerden de olabilir. Meselâ : kocası Ölmüş bir kadın, iddeti için­de bir şüphe ile vatiy edilse vefat iddetinden dolayı dört ay on gün, bu vatiyden dolayı da üç hayz ve ayise ise üç ay iddet beklemeğe mecbur olur. Bu halde henüz dört ay ongun hitam bulmadan sebebinden itibaren üç hayz görse veya üç ay nihayet bulsa da bu esnada dört ay on gün de bitmiş bulunsa her iki iddet nihayete ermiş olur. Bunlardan yalnız birisi noksan kalınca yalnız onu ikmal lâzım gelir.

« (gafiîlere göre iddet, bir cinsden ve bîr şahısdan olunca tedahül eder. Tuhr ile veya şuhur ile olan iki iddet gibi. Kezaük  : başka başka cinsinden olan iki iddet, bir şahısdan olunca 'kavli esahha göre tedahül eder. Biri tuhr ile diğeri hami ile olan iddetler gibi. Fakat iki iddet, iki şahısdan dolayı icab edince bunların arasında tedahül carî olmaz Her bi­rini ayrıca ikmal lâzım gelir. Bir mu'tedde hakkında başkasımn şübhe ile veya fâsid nikâh ile tekarrübünden dolayı lâzım gelen diğer bir iddet gibi. Tuhfetül'muhtac.)

(Hanbelî fukahasına göre de boşanan veya kocası vefat eden bir ka­dın, daha iddeti bitmeden başkasiyle evlenerek aralarında tekarrüb vuku bulsa beynleri tefrik olunur. Bu halde birinci iddeti ikmal eder. Sonra ikinci bir iddet beklemeğe başlar, bu iddetler arasında tedahül car! ol­maz.

Bu kadın, iki iddetin hitamından sonra ikinci kocasiyle yeniden evle­nebilir. Fakat İmam Ahmedden diğer bir rivayete göre bu kadın, o kon­caya artık müebbeden haram olmuş olur. Çünkü o, bir hakkı vaktinden evvel ta'cil etmekle hirmaniyle muateb bulunur.

îmam Mâlikin kavlile İmam gafiînin kavli de böyledir. îmam Şafiî-nin cedid kavline nazaran bu kadın, birinci iddeti bitirdiktan sonra ikin­ci kocasiyle nikâhını tecdid edebilir, bundan men edilmez. Zira bunun te-karrübiyle neseb, kendisinden sabit olur. Elmuğnî.)

611 - : İddetlerin tegayyürüne gelince bu da şu veçhile olur :

Bir kimsenin nikâhında bulunan bir cariye, evvelâ tatlik, badehu azad edilse bakılır : Eğer ric'iyyen tatlik edilmiş ise iddeti, hür. kadınların iddetine tebeddül eder. Nitekim evvelâ mevlâsı tarafından azad, sonra da kocası tarafından tatlik edildiği takdirde de hüküm böyledir.

Fakat evvelâ bainen tatîik edilmiş ise azad edilmekle iddeti tegayyür etmez. Çünkü beynunet ile zevciyyet zail olmuş, i'tak hâdisesi nk hali­ne müsadif bulunmuşdur.

« (îmam Şafiîye göre her iki takdirde de iddet, tegayyür eder. Zira iddetde asi olan kemaldir. Noksan ise rık arızasından dolayıdır. î'tak vu ku bulunca bu arıza zail olmuş olur. Bedayi.)

612 - : Bir ümmi veled, menkulle veya mu'tedde olduğu halde mev­lâsı vefat etse bundan dolayı kendisine iddet lâzım gelmez.  Çünkü bu halde mevlâsımn müstefreşesi değildir.

Bu kadını evvelâ mevlâsı azad, sonra da kocası tatlik edecek olsa üzerine hur kadınlar gibi iddet lâzım gelir. Çünkü talâk, onun hürriye­ti zamanına müsadif bulunmuş olur. Fakat evvelâ kocası tatlik, badehu mevlâsı azad etse bakılır : eğer talâkı ric'î ise hurre gibi ve eğer talâkı bain ise cariye gibi iddet bekler. Bu takdirde de iddeti tegayyür etmez.

Şayed iddeti nihayet buldukdan sonra mevlâsı vefat ederse bundan dolayı üç hayz ile iddet lâzım gelir. Zira zevcin iddeti bitince mevlâsımn firaşına avdet etmiş bulunur.

Nitekim bir ümmi veledin kocaya varmadan mevlâsı vefat edince de üç hayz ile iddet beklemesi icab eder. Çünkü bu halde mevlâsının firaşın* da bulunub onun vefatiyle hürriyetine tamamen kavuşmuş, olur. Be-dayi.

613 - : Âdetlerin intikali de ya aylardan hayzlere veya hayzlerden aylara tebeddül etmesi suretiyle olur. Meselâ: bir gocuk, ay hesabiyle id-det beklemekde iken henüz üç ay tamam olmadan âdet görmeğe başla­sa iddeti hayze münkalib olub yeniden üç hayzi kâmil beklemesi lâzım ge­lir. Fakat üç ayın tamamından sonra âdet görmeğe başlasa yemden id­det lâzım gelmez. Çünkü bu âdet ile evvelce zevatülhayzden olduğu te-beyyün etmiş olmaz. Dürrül'muhtar.

« (Eimmei selâseye göre alelekser kadınların âdet görecekleri bir çağa, meselâ : on beş yaşına girdiği halde âdet görmeyen bir kadın, icab edince ay hesabiyle iddet bekler. Ancak İmam Ahmedden diğer bir ri­vayete göre böyle bir kadın, bir sene müddetle iddet bekler. Çünkü bu­nun gebe olması, bu sebeble âdet görmemesi melhuzdur. Elmuğnî.)

614 - : Bir âyise, üç ay ile iddetini ikmal etmeden dem görmeğe başlasa iddeti hayze intikal eder/yeniden hayz ile iddet bekleğe mecbur olur. Şu kadar ki, bunun âdet veçhile zuhuru ve bir halis dem olması lâ­zımdır. Görülen dem, bulanık veya yeşilimtrak bir şey ise hayz sayıl­maz. Bu, fesadı menbite hami edilir. Muhtar ve müftabih olan, budur.

Fakat bu müddetin geçmesinden sonra hayz görmeğe başlarsa, ra-cih olan kavle nazaran hayz ile iddetini istifaya mecbur olmaz. Bu halde başka birile evlenmiş ise bu demin zuhuru, bu ikinci nikâha zarar ver­mez. Çünkü iyas halinin tahakkuku için demin mevt zamanına kadar ke­silmesi meşrut olduğuna delîl yokdur. Şu kadar varki, bu kadın ileride bir iddete muhtaç olursa hayz ile iddet beklemesi icab eder. Yoksa bu hal, mazideki ahkâmın nakzım mucib olmaz. Dürri Muhtar.

Maahaza sinni iyas için bir had kabul edildiğine nazaran bu hadden sonra görülecek dem, hayzden sayılmaz, binaenaleyh iddetin intikaline bais olmaz. Nitekim emsalinin âdet görmesi mutad ohmjran bir sagîreniiı göreceği dem de hayz değildir. Bedayi.

« (Mâlikîlere göre hayzden kesilen bir kadın, - yukarıda yazıldığı Üzere - şuhur ile iddet beklemekde iken âdet görmeğe-başlasa ekrabül-eceleyn ile iddetini ikmal eder. Yani: ikinci ve üçüncü hayzin vukuiyle hayzden hali olarak yeniden bir senenin müruruna intizar eder, bunlar­dan hangisi evvel vücude gelirse iddeti onunla nihayet bulur. Şerhi Ebü'-berekât.)

(Elmuğnîde deniliyor ki : kadınların hayz görecekleri sinnin en azı, dokuz yaşdır. Bundan evvel görülecek kan, demi hayz sayılmaz. Çünkü bu kan, sıhhat halinde üç defa tekerrür etmelidir. Dokuz yağdan evvelse böyle bir tekerrür vuku bulmaz.)

615 - : Zatüıhayz olan bir mu'tedde, bir veya iki hayz ile iddet bek-ledikden sonra ayise olsa iddeti hayzden eşhure intikal eder, yeniden üç ay iddet bekler. Çünkü şühur = aylar, hayzden bedeldir, bir iddetde asi ile bedelin içtimai caiz olmaz. Bedayi.

616 - : iddeti içinde gebe kaldığı anlaşılan bir   müteveffa anhanın iddeti, şuhurdan vaz'ı hamle intikal etmez. Belki vefatdan dolayı şuhur ile iddet bekler. Ve hami, bir şübhe ile tekarrübden münbais ise bundan dolayı da vaz'ı hami ile ayrıca iddet beklemesi lâzım gelir. Amma zina­dan ileri gelmiş ise başka iddet lâzım gelmez. Çünkü zina, iddeti mucib değildir.

Fakat talâkdan veya feshden dolayı1 iddet bekleyen bir kadının ta-lâkdan veya feshden sonra iddet içinde kocasından veya başkasından ge­be kaldığı anlaşılsa hamlini vaz etmedikçe iddeti nihayet bulmaz. Zira talâka aid iddetden maksud, istibrai rahimdir. Vaz'ı hami ise istibrada asidir. Vefata aid iddet ise hem bu maksada, hem de teessüf ve tehazzün izharı hikmetine müstenid olduğundan bunda aşl olan, şühurdur. Bedayi, Reddül'muhtar.

«Fıkhı Hanbelîde deniliyor ki •: iddet bekleyen bir kadının üç hayz gö'rdükden sonra gebe olduğu anlaşılsa bakılır : Eğer üçüncü hayzin hi­tamından itibaren daha altı ay geçmeden hamlim vaz ederse iddeti, vaz'ı hami ile bitmiş olur, evvelce gördüğü kanın bir demi hayz olmadığı ani* şıîmış olur. Fakat en az altı ay geçtikden sonra hamlini vaz ederse idde­ti hayz ile bitmiş olur. Bu hami, hadis olmuş olacağından nesebi, o ka­dının zevci muttallikma lâhik olmaz. Elmuğnî.) [42]

 basa dön

 

Îddetîn İnkizasının Malümiyyeti :

 

617 - : Bir iddetin nihayet bulmuş olduğu, aşağıdaki meselelerde beyan olunduğu üzere kavi ile ve muayyen günlerin nihayet bulmasiyle malum olacağı gibi fi'l ile de malûm olur. Elverir ki, zahiri hal, mükez-zib olmasın.

618 - : Kadınlar,  iddetîerinin nihayet bulduğunu ihbar hususnda emmedirler. Yemîn ile sözleri tasdik olunur. Meğer ki zahiri hal, kendile­rini tekzib etsin.

Meselâ: şühur ile iddet beklemekde olan hur bir ayise, üç aydan ve bir müteveffa anha dört ay on günden evvel iddetinln nihayet buldu­ğunu haber verse tasdik olunmaz.

619 - : Hayz ile âdet beklemekde bulunan bir kadın, imamı Azama göre en az altmış ve îmameyne göre otuz dokuz gün geçtikden sonra ide-tinin hitam bulduğunu haber verse kocasının inkârı halinde yeminiyle tasdik olunur. Fakat bundan evvel haber verse tasdik olunmaz. Çünkü bu müddetden evvel üç hayz görmek kabil görülmemektedir.

Bu müddet, cariye olan kadın hakkında tmamı Azamdan bir kaT]e göre en az kırk, diğer bir kavle göre otuz beş, îmameyne göre de yirmi bir gündür. Bu müddetden evvel de tasdik olunmaz. Bedayi, Djini Muhtar.

 (Maliki mezhebinde bu hususa dair on iki kavi vardır. Bir b^ göre hayz ile iddet bekleyen bir hurrenin doksan günden evvel iddsünin hitam bulduğuna dair olan sözü kabul olunmaz. Çünkü ekser olan, ka­dınların ayda bir âdet görmeleridir. Ameliyyatı âmme.)

620 - : Bir kadın, nüfesa olduğunu, yani : çocuk doğurduğunu mü-teakib boşanıb iddete başlasa da sonra iddetinin nihayet bulduğunu id­dia eylese İmamı Azamdan bir rivayete göre seksen beş, diğer bir riva­yete göre de yüz günden, îmam Ebu Yusüfe    göre altmış îmam Muhammede göre de elli bir gün bir saatden az da tasdik maz.  

Bu mu'tedde, cariye olduğu takdirde imamı Azama göre a veya yetmiş beş günden, imam Ebu Yusüfe göre kırk yedi günden. Muhammede göre de otuz altı gün ile bir saatden evvel tasdik Bedayi.

621 - : Bir mu'tedde, iddetinin münkazi olabileceği bir müddet eec-dikden sonra biriyle izdivacda bulunsa bu fi'liyle iddetinin bitmiş oldu­ğunu bildirmiş olur. Hattâ bilâhare iddetinin henüz nihayet bulmamış ol. duğunu iddia etse bu ddiası ne ilk kocası, ne <ie ikinci kocası hakkında tasdik olunmayıb ikinci nikâh, caiz bulunmuş olur. Çünkü bu kadar bir müddetin geçmesinden sonra başkasiyle  izdivaca ikdam etmesi, iddetî-nin inkızasına delildir. Bedayi.

622  - : Hayz ile iddet bekleyen bir   kadın, son hayzini on gün ile ikmal ederse hayzin kesilmesi âmndan itibaren iddeti bitmiş, başkasiyle evlenmeğe me'zuniyet kazanmış olur, velev ki henüz igtisâlde bulunmuş olmasın. Fakat hayzini on günden azda ikmal ederse mücerred haran kesilmesiyle iddetini bitirmiş olmaz. îgtisâl etmedikçe veya tam bir na­maz vakti geçmedikçe iddet .içinde sayılır. Binaenaleyh başkasiyle evh-mesi memnu ve ric'iyyen mu'tedde ise hakkında müracaat sahih olur. Hidaye.

623 - : Müstehaze olub da, yani  : bir hastalık sebebiyle kendisin­den istihaza denilen bir kan seyelân etmekde bulunub da hayz ile jddet bekliyecek bir kadının âdeti malûm ise âdet