(İKİNCİ BÖLÜM) 2

USUL ÎLE FÜRUUN VESAtRENtN NAFAKALARINA AİDDİR. 2

Füruun = Evlâd Ve Ahfadın Nafakaları : 2

Usulün = Babaların, Dedelerîn, Validelerin Nafakaları : 4

Havasînin = Usul İle Fürudan Başka Kariblekîn Nafakaları : 7

Kölelerin, Cariyelerin Nafakaları : 8

Memlûk Olanların Zevcelerine Aid Nafakalar  : 8

Carîye Olan Zevcelerin Nafakaları : 9

Kölelerin Ve Carîyelerin Çocuklarına Aid Nafakalar . 9

Hayvanatı' Ehlîyye Nafakaları : 9

Lahika : 11

İKİNCİ CÎLDÎN SONU.. 12

İŞBU   İKİNCİ   CÛLTTEKΠ MES'ELELEHİN   BAŞLICA   ME'HAZI.ARI HANEFΠ KİTAPLARINDAN   : 12

Maliki Kitaplarından. 12

Şafiî Kitaplarından. 12

Hanbelî  Kitaplarından. 12

Zahirîyye Kitaplarından. 12


(İKİNCİ BÖLÜM)

 

USUL ÎLE FÜRUUN VESAtRENtN NAFAKALARINA AİDDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Füruun = evlâd ve ahfadın nafakaları. Usulün = babaların, dedelerin validelerin nafakaları. Havaşînin = usul ve füra-dan başka kariblterin nafakaları. Kölelerin, cariyelerin nafakaları. Mem­lûk olanların zevcelerine ald nafakalar. €ariye olan zevcelerin nafakaları. Kölelerin ve cariyelerin çocuklarına aid nafakalar. Hayvanatı ehliyye nafakları. [1]

 

Füruun = Evlâd Ve Ahfadın Nafakaları :

 

199 - : Hür, fakir, gayri baliğ olan erkek evlâdın ve hür, fakir bu­lunan kız evlâdın nafakaları yalnız hür olan babaları üzerine lâzım gelir. Babaları infakdan kaçınır ise hâkim tarafından habs edilebilir, ve icabın da babalan üzerine nafakaları farz ve takdir edilerek bunun bîl'istidane sarf edilmesi için validelerine ve baliğ    olan kız evlâdına emir verile­bilir.

200 - : Evlâdın nafakaları, babalarının fakir olmalarına binaen sa­kıt olmaz. Binaenaleyh böyle bir baba, kazanıb nafakaya müstahik olan evlâdına infakda bulunmaya mecburdur.

Fakat böyle bir baba^ hasta veya kötürüm olmakla kesbden âciz bu­lunsa veya kazancı nafakalarına kifayet etmese, yahut hazır malı mev-cud olmadığı halde tegayyüb etse evlâdmındiğer karibleri, yani: babala­rının vefatı takdirinde nafakaları üzerine lâzım gelecek olan hısımları, bu evlâda infaka mecbur olurlar.

Bu akriba, bu evlâdın kötürüm olmayan babalarına bilâhare rücu edebilirler. Fakat fakir ve kötürüm olan bir baba, meyyit hükmündedir. Kendisine rücu edilemez.

201 - : Fakir olduklarını iddia eden kimseler, çocuklarının nafaka­lardan dolayı habs edilemezler. Bu nafakalar, müterakim bulunsun, bu­lunmasın.

202 - : Bir çocuğun nafakası için babasının emir ve takdiriyle sarf edilen bir meblâğ, babasının zimmetine müteveccih bir borç olur. Binaen­aleyh henüz eda etmeden vefat ederse terikesinden istifa olunur.

203 - : Bir çocuğun babası veya dedesi, bilâhare bu çocuğun ma­lına rücu etmek üzere kendisine infakda bulunmuş olsa bakılır  : Eğer bu husuada hâkimin iznini istihsal etmiş .ise rücu edebilir. Ve illâ ede­mez.

Kezalik : başkalarım işhad etmişise yine rücu edebilir. Şu kadar var ki, bu işhadm muteber olması için çocuğun mal sahibi olması lâ­zımdır.

204 - : Bir çocuğun babası veya dedesi, kendi zimmetinde oian ala cağına mahsuben bu çocuğa infakda bulunsa bakılır : Eğer çocuğun bu alacağına mahsuben lâzım gelen me'kûlât  ve melbusatı iştira ve tedarük edeceğine işhadde bulunmuş ise tekas hâsıl olur veillâ olmaz.

205 - : Çocukların gaib olan veya vakti istihkakı henüz hulul et­memiş bulunan malları, filhal madum  hükmündedir. Binaenaleyh baba lan, kendilerine - bilâhare rücu edebilmek üzere - infaka mecbur o-lur.

206 - : Bir baba, fakir çocuğuna kazanç çağına kadar infaka mec­burdur. Badehu onu halînemünasib bir sanate koyar  veya bir ücretle çalıştırır da kazancından infakda bulunur. Fazlasını  da çocuk  namına saklar, noksan kalırsa kendisi ikmal eder. Fakat çocuğun babası, müb-zir ise bu fazla, hâkim tarafından emin bir şahsa teslim edilir. Şu kadar var ki çocuğun babası veya anası fakir olub da bu fazlaya muhtaç bulu­nursa bunu kendisine sarf edebilir.

207 - : Bir çocuğun babası da; anası da fakir olub başka karibi bu Ummazsa anası; hâkimin iznile istidanede bulunarak çocuğa infak, bade­hu babasına rücu eder.

208 - : Çocuklar için takdir edilecek nafakalar, yaşlariyle, babala­rının servetleriyle mütenasib, kifayet mikdarı olmak lâzım gelir. Babala­rı servetçe orta halli olunca kendilerine birer ve kifayetsizliği halinde ikişer hâdirh de tedarük edilir.

209 - : Çocukların nafakaları validelerine tevdi edileceği takdirde bakılır : Eğer emin iseler bunda  mahzur yokdur.   Emin değilseler  na­fakaları birer sika vasıtasivle  sabahlı ve akşamlı    olarak bunlara ve­rilir. Şu kadar var ki, valideler, esasen emin    sayıldıklarından hıyanet­leri, kavli mücerred ile değil, hâkimin tahkikatile anlaşılmak "lâzımdır.

210 - : Çocukların nafakaları, nakd olarak takdir edilebileceği gi­bi me'lûkât, meşrubat, melbusat olarak da takdir edilebilir. Bunların va­lideleri, kendilerine tevdi edilen nafakaların zayi olduğunu iddia etselet tekrar nafakai misillerini alabilirler.

211 - : Küçük çocukların nafakalarından valideleri, babalarile sulh olabilirler. Babalan zengin olsun Şu kadar var ki   bedeli sulh de   maruf   nafaka   mikdanna  nazaran   ziyade   veya  noksan   suretiyle   gabnifâhis bulunursa ziyade mikdarı tenzil, noksan mikdarı da kadri marufa iblâğ edilir.

212 - : Hür olmayan evlâdın nafakaları, mâliklerine lâzım gelir. Zengin olan çocukların nafakaları, reza ücretleri kendi mallarından tes­viye edilir. Baliğ olan erkek evlâdın nafakaları da kendilerine aid olub babalarına lâzım gelmez. Meğer ki her hangi bir illet ve mazeret dolayı-siyle kesbden âciz bulunsunlar.

Ayan ve eşrafdan kimselerin oğulları olub da ücretle istihdam edile­mez takımdan bulunanlar, kesbden âciz sayılırlar. Bunların malları bulunmayınca müraceatleri üzerine nafakalarını hâkim takdir eder. Ba­baları «biz bunlara bizzat ifam ve infakda bulunuruz^ diyemez­ler.

213 - : Nafakaları, babaları üzerine lâzım gelen büyük erkek ev­ladın zevcelerine infaka babaları mecbur değildir. Fakat bu evîâd, ma­lûl olmak gibi bir sebeble hadime muhtaç bulundukları takdirde bu ha­dimlerin nafakalarını da babaları tesviye eder. Bu hadimler onların ge­rek zevceleri, cariyeleri olsun ve gerek ecnebi- bulunsun müsavidir.

214 - : Büyük kız evlâdı, fakir olub kocaları bulunmadığı takdir­de babaları tarafından infak olunurlar. Gerek bikr ve gerek iddeti bit­miş dul bulunsunlar müsavidir.

215  - : Büyük evlâdın varidatları, kazançları kendi idarelerine ki­fayet etmediği ve mütebakisini de kazanmakdan âciz bulundukları tak­dirde noksan kalan mikdarı babalarına lâzım gelir.

216  - : Evlâd nafakaları, gaib bulunan babalarının nafaka cinsin­den olan mevcud mallarından takdir edilebilir. Nitekim usulün nafakala­rı da böyledir. Amma nafaka cinsinden olmayan, meselâ : akar kabilin­den bulunan mallarından takdir edilemez. Çünkü bunlar, satılmaya muh-tacdır. Gaibin malı ise satılamaz.

Gaiblerin nafaka cinsinden olan vedialarından ve medyunları zim-metlerindeki alacaklarından da hâkimin hükmiyle nafakaları takdir olu­nabilir. Elverir ki vedîa veya alacak bil'ikrar sabit olsun.

217 - : Gaiblerin mallarından nafaka takdir edildiği takdirde men lehünnefaka, tahlif edilerek kendisinden kefilbil.mal alınması lâzım ge­lir. Çünkü nafakayı haksız yere almış ise bu suretle istirdadı temin edil­miş olur.

218 -  :  Füruun babalan bulunmadığı    veya bulunub da madum hükmünde olduğu takdirde sair usuhle havaşîsi bulunursa aşağıdaki me nafakaları temin edilir seleler veçhile

219 - : Men lehünnafakanın babasından maada usulü bulundukda bakılır : eğer bu usulün bazısı varis, bazısı gayri varis ise eüziyyet d-hetile akrabine itibar olunur. Binaenaleyh valide ile.liüzn ced ve ümmüT-eb içtima etse nafakası yalnız validesi üzerine lâzım gelir.

Ve eğer usulün bir kısmı varis, diğer bir kısmı ise gayri vana ol* inakla beraber dereceleri müsavi bulunsa varis olanlar tercih olunur. Me­selâ : Ueb ced ile liüm ced içtima etse nafakayi yalmz lieb ced, taham­mül eder.

Amma usulün hepsi de varis oldukları takdirde nafakayı hissei ir-siyyeleri nisbetinde vermeğe mecbur olurlar. Meselâ : ana ile baba biı dede içtima etse nafakayı eslâsen tesviye ederler.

220 - : Men lehünnefakanın usulü ile havaşîsi içtima etse bakılır: Eğer bu iki sınıfdan yalnız biri vâris *ise mutlaka   usule itibar olunur. Çünkü cüz'iyyet, tercihe medardır. Binaenaleyh nafaka alacak şahsın lieb dedesile ana baba bir kardeşi veya liüm dedesi ile amcası içtima et­se nafakasını, birinci takdirde lieb dedesi, ikinci takdirde de liüm dedesi tahammül eder. Halbuki ikinci takdirde liüm dede varis değildir.

Fakat bu içtima eden usul ile havaşînin hepsi de varis iseler, yani: nafaka alacak şahsa hali hazırına nazaran vefatında varis olacaklar ise, nafakayı mirasdan hisseleri nisbetinde tahammül ederler. Meselâ : ana İle ana baba bir kardeş veya kardeş oğlu veya amca içtima etse nafaka­nın üçte birini ana, üçde ikisini kardeş veya kardeş oğlu veya amca tes­viye eder.

221 - : Yukarıdaki meselede içtima etdikleri tasavvur olunan usul hakkında da (219) uncu meselede muteber olan hususlar nazara alınır. Şöyle ki : lieb ced ile liüm ced ve îiebeveyn kardaş içtima etse nafakayı yalnız Ueb ced tahammül eder. Çünkü lieb ced, cüziyyetde liüm cede mü­savi ise de irs cihetiyle ondan mukaddemdir.

Kezalik ; ana ile beraber liüm ced ve amca içtima etse ana, Küm cedde tercih olunur. Çünkü ana, varis ve karabet cihetile liüm cedden mukaddemdir.

Şayed lieb ced ile beraber amca veya ana baba bir kardeş içtima etse nafaka yalnız cedde lâzım gelir. Zira ced, amcayı ve liebeveyn kar­deşi hacb etliğinden baba mesabesinde olur. Nafaka hususunda ise ba­baya başkaları teşrik edilemez. Halbuki yalnız lîeb ced ile ana bulunduğu suretde, ced, baba mesabesinde olamaz. Çünkü bu takdirde Kacb, mev-cud değildir. Mebsut, Hindiyye, Dürri Muhtar.

« (Malikîlere göre evlâdın nafakaya istihkakı için şu gartlar var­dır :

(1) : Evlâd, fakir olmalıdır. Binaenaleyh malı veya raic sanati bu­lunan bir kimse, babasından nafaka alamaz.

(2)  : Evlâd; baliğ, âkil, kesbe kadir bulunmamış olmalıdır.

Binaenaleyh kesbe kadir olarak baliğ olan evlâdın nafakası, baba­sından sakıt olur. Hattâ bilâhare kendisine cinnet veya kesbden acz hâ­li arız olsa da babası üzerine nafakası avdet etmez. Fakat mecnun veya kesbe kadir olmayacak halde malûl olan evlâdın nafakası, bülûğiyle sa­kıt olmayıb devam eder.

(3) : Evlâd, hür olmalıdır. Çünkü başkasının memlûkü   bulunursa nafakası mâlikine aid olur.

(4) : Evlâdın babası musir olmalıdır, Mu'sir olursa nafakası sakıt olur. Bir baba, sanatle veya saire ile kazanıb evlâdına infal;da bulun­maya mecbur değildir.

(5) : Evlâd, kız olunca kocaya varıb zifaf   oluncaya veya müstaid olduğu halde zifafa davet edilinceye kadar babasından    nafaka almaya müstahik olur.

Kocaya varan baliğ, sıhhati yerinde bir kadımn nafakası, kocası­nın talâk veya vefatından sonra babasına avdet etmez. Fakat bikr olur veya gayri baliğ veya malûl bulunursa nafakası babasına avdet eder.

(6) : Bir baba, evlâdına kendisile zevcesinin nafakalarından artan malinden kifayet mikdarı nafaka verir, bundan   ziyadesile mükellef ol­maz.

(7) : Evlâd nafakası, müddetin mürurile sakıt olur. Bunlara başka bir kimse bir müddet infakda bulunmuş olsa bununla babalarına rücu edemez.

(8) : Evlâd nafakası, validelere ve cedlere lâzım gelmez Bunlar, bu nafakayı vermeğe mecbur değildirler. Velev ki musir olsunlar.)

(Şâfiîlerce de şu gibi şartlar vardır:

(1) : Evlâd, fakir olmalıdır. Binaenaleyh evlâd; zengin, yani  : na­fakasına kifayet edecek bir mala malik olunca babasından nafaka alma­ya müstahik olmaz. Velev ki sagîr, mecnun veya malûl bulunsun.

(2) : Evlâd, erkek ise sagîr, yani : gayri baliğ olmalıdır.   Mecnun ile kesbe kadir olmayan malûl, sagîr hükmündedir.

(3) : Evlâd, hür olmalıdır. Hür olmayanın nafakası, mevlâsına aid-dir.

(4) : Evlâd, kız ise evlenmemiş olmalıdır: Bir kız, evlenirse nafaka­sı kocasına teveccüh edeceği zamana kadar babasından nafaka almava müstahik olur, ondan sonra müstahik olmaz.   Evlenmeğe kadir olduğu halde bundan imtina etse bir kavle göre nafakası sakıt olur.   Diğer bir kavle ffÖre sakıt olmaz. Meşhur olan da budur.

(5) : Evlâd nafakası, bunların doyabilecekleri mikdar taam ile ih­tiyaçlarını def edecek kisveden ibaretdir. Maahaza muhtaç oldukları tak­dirde hadim ve tabib ücretlerile ilâç iştirası da babalarına aid olur.

 (6) : Evlâd nafakası; bir deyn olarak zimmete teallûk etmez. Meğer ki bizzat hâkim tarafından istidane edilmiş veya men aleyhinnefaka ta­rafından bu istidaneye izin verilmiş olsun. O takdirde mukadder olan na­faka, sakıt olmaz. Fakat diğer bir kavle göre evlâd nafakai mukadde-resi, müstedane bulunmamış olsa da sakıt olmaz.

(7) : Evlâd nafakası, ecdada da lâzım gelir.    Binaenaleyh babası mevcud olmayan fakir bir çocuğun nafakası lieb ceddine teveccüh eder. Böyle bir çocuğun lieb ceddile validesi içtima etse nafakasını yalnız ced­dinin vermesi lâzım gelir. Çünkü o, ta'sib hususunda münferiddir, bu ci­hetle babaya müşabih bulunur.

(8) : Kadınlar, evlâdlarının nafakalarını vermekle mükellef olmaz­lar.

(Hanbelîlere göre de şu gibi şartlar mevcuddur :

(1) : Evlâd, fakir olmalıdır. Binaenaleyh musir bulunursa nafaka­ya müstahik olmaz. Kesbe kudret de yesârden sayılır.

(2) : Evlâd da, babaları da hür olmalıdırlar.    Bunlardan biri veya her ikisi rakik bulunursa birbirine nafaka vermekle mükellef olmazlar.

(3) : Evlâdın nafakaları, valideleri ve cedleri üzerine de lâzım ge­lir. SÖyle ki: Fakir bir çocuğun valideşile lieb cedfü bulunsa nafakasının sülüsü validesine, sülüsanı da ceddi üzerine lâzım gelir.

(4) : Fakir bir çocuğun babası bulunmadığı takdirde çocuğun vâ­risleri, mirasları mikdarına göre nafakasını vermeğe mecbur olurlar. Mücahid ile Nehaînin kavülleri de böyledir. Fakat baba, infaka ehil olun­ca evlâdının nafakasına başkaları iştirak etmez. Eimuğnî, Eîmezahibü Terbea.) [2]

 basa dön

 

Usulün = Babaların, Dedelerîn, Validelerin Na­fakaları :

 

222  - : Muhtaç olan babaların, dedelerin, validelerin    nafakaları, aşağıdaki meseleler veçhile evlâd ve ahfadları üzerine lâzım gelir.

223  - : Nafaka alacak kimsenin füruu bulundukda nafakası yal­nız bunlara aid olur. Velev ki çocuk olsunlar. Bu hususda yalnız cüziyyet ve akrebiyyete itibar olunur. Mirasça itibar olunmaz.

Binaenaleyh nafakaya muhtaç bir kimsenin bir oğlu veya bir kızı ile oğlunun oğlu içtima etse nafakasını, yalnız oğlunun veya kızının ver­mesi icab eder. Oğlunun oğluna lâzım gelmez.

Füruun dereceleri müsavi olduğu takdirde ise nafakayı alesseviye .tahammül ederler. Meselâ : Bir kimsenin bir oğlu ile bir kızı veya bir oğlunun oğlu ile bir kızının kızı içtima etse nafakasını müsavat üzere ve­rirler. Halbuki bu halde kızının kızı vâris değildir. Fakat bunlar, cüz'-iyyet itibariyle müsavidirler.    Veledelicab bu bintül'bintin liüm cedden nafaka almaya istihkakı vardır. İşte bu cihetle kendisi de men aleyhen iıefaka bulunmuşdur.

224 - : Men lehünnefakamn füruile usulü içtima etdikde evvelâ : evlâdı sülbiyye tercih olunur. Saniyen : cüz'iyyet cihetile akrebiyyet mu­teber olur. Salisen : veraset ciheti nazara alınır.

Binaenaleyh bir kimsenin oğlu ile babası veya validesi içtima etse nafakası, münhasıran oğluna aid olur. Babasile oğlunun oğlu veya kızı­nın kızı içtima etse nafakası yalnız babasına lâzım gelir. Amma lieb ced-dile oğlunun oğlu mevcud bulunsa nafakasım esdasen vermeleri icab eder. Çünkü bu üçüncü kısım, kürbiyyet cihetinden müsavi oldukların­dan hissei irsiyyeleri nazara alınır, nafakanın altıda birini ced, müteba­kisini de ibnül'ibn verir.

225 - : Men lehünnefakamn füru ile havaşîsi    içtima etdikde irse bakılmayıb cüz'iyyet ve kurbiyyete itibar olunur.

Binaenaleyh bir kimsenin kızile ana baba bir kardeşi veya kızının evlâdile liebeveyn karındaşı içtima etse nafakasını birinci takdirde kızı, ikinci takdirde de kızının evlâdı tahammül eder. Çünkü kardeşde cüz'iy­yet yokdur.

226 - : Men lehünnefakamn füruile beraber usul   ve havaşîsi içti­ma etdiği takdirde yalnız füru ile usul içtima etdiği suretdeki ahkâm cari olur. Çünkü bunlar, cüz'iyyet ve kur'biyyet cihetile havaşîye mü-reccahdırlar.

227 - : Fakir bir kimsenin yesârlan    mütefavit iki oğlu bulunsa bakılır : tefavüt, cüz'î ise nafakayı müsavat üzere verirler, fazla ise ve­recekleri nafaka miktarı da mütefavit olur.

228 - : Bir kimsenin nafaka vermekle mükellef iki oğlundan biri, na­faka vermekden imtina veya tegayyüb edib de tahsili müteaszir bulun­sa hâkim, nafakanın tamamını verib bilâhare hissesile kardeşine rücu etmek üzere oğluna emr eder.

229 - : Bir kimse, babasının zevcesine infaka mecbur değildir. Fa­kat babası kötürüm veya hasta olmak gibi bir sebeble hadime muhtaç bulunursa    hadiminin    nafakasım da vermeğe    mecbur olur. Bu    ha­dim, babasının zevcesi veya cariyesi olabileceği gibi bir yabancı da ola­bilir.

230 - : Fakir olub da kocaları, bulunmayan kadınların nafakaları, evlâdları üzerine lâzım gelir. Kocaları bulunduğu halde fakir, kesbden âciz veya malı mevcud olmadığı halde gaib olursa bu kadınların nafaka­larını bilâhare kocalarına rücu etmek üzere evlâdları veya sair men aley-hinnefakaları, borç olarak vermeğe mecbur olurlar. Vermedikleri tak­dirde hâkimin emrile habs olunurlar.

231 - : Valideler ile küçük çocuklar, nafakaya babalardan ehak-dırlar.

Binaenaleyh bir kimse, nafakaya muhtaç olan babasile anasından veya babasile küçük çocuğundan yalnız birisinin nafakasını vermeğe ka­dir olsa bu hususda validesi veya küçük çocuğu takdim olunur.

232 - : Evlâd ve iyal sahibi olan bir kimse, nafakaya muhtaç olan anasile babasına müstakillen nafaka vermeğe   muktedir değilse bunları sofrasına alarak kendi yediğinden bunlara da yedirmesi lâzım gelir, ay­rıca nataka vermesi icab etmez. Fakat böyle bir kimse, evlâd ve ıyale sahib değilse ebeveynini sofrasına almaya diyaneten mecbur olursa   da kazaen mecbur olmaz. Böyle bir şahsın kazanç hususunda kusur etdiği bir iddia neticesinde hâkimce tahakkuk ederse lâyıkiyle çalıgıb anasına babasına infakda bulunmaya mecbur olur.

233 - : Usulün fakir olüb olmamasında ihtilâf olunsa söz, faknnı iddia, gınayı inkâr eden usulündür. Bu halde gınanın beyyine ile isbatı lâzım gelir.

234 - : Nafakaya istihkak hususunda lieb ve liüm cedler ile cedde-ler de baba ve ana-mesabesindedirler. Binaenaleyh bunlar da fakir ol­dukları takdirde nafakaya müstahik olurlar.

235 - : Usulün nafakaya istihkakında ihtilâfı dîn, mam değilse de ihtilâfı tabiiyyet manidir. Binaenaleyh fakir olan bir zimmî. müslim o-lan oğlundan nafakasını isteyebilir. Fakat gayri müslim bir ecnebi, is­lâm tabiiyetinde bulunan müslim ve gayri müslim oğlundan nafaka tale­bine hakkı olamaz. Velev ki bu ecnebi, müste'nıin bulunsun.

236 - : Nafakaya muhtaç bir kimse, gaib bulunan evlâdının uruz kabilinden olan bir malini kendi nafakası için satabileceği gibi bu evlâ­dının zevcesiyle fakir çocuklarının ve anasının nafakaları için de satabi­lir. Şu kadar var ki, satılacak mal, nafaka mikdarından fazla olmalıdır.

237 - : Bir kimse, gocuk veya mecnun bulunan evlâdının hem uru-zunu, hem de akarım velayeti cihetile satabilir. Bu halde bunların se­menlerini muhtaç ise kendisinin nafakasına sarf da edebilir.

238- : Bir kimse, kendi nafakası için büyük ve âkil olan evlâdı­nın, hazır olsun olmasın akarını satamıyacağı   gibi hazır olan âkil ve baliğ evlâdının uruzunu da satamaz. Hindiyye, Reddi   Muhtar,   Bahri Raik.

« (Mâlikîlere göre ana ile babanın nafakaya istihkakları için şu şart­lar vardır :

(1) : Evlâd, hür olmalıdır.

(2) : Ebeveyn, mu'sir olmalıdır.    Nafakalarının bir kısmim temin edebilecek bir halde iseler mütebaki kısmı evlâda teveccüh eder.

(3) : Ebeveyn, kesbden âciz olmalıdır. Kesbe kadir olurlarsa nafa*-kalan evlâdlarma lâzım gelmez.

(4) : Evlâd, bilfi'l musir olmalıdır. Bilkuvve musir, yani  : mücer-red kesbe muktedir olursa babasına, anasına infak için kesbe icbar edil­mez.

(5) : Ebeveynin fakir olmaları, en az iki adlin şahadetile sabit olma­lıdır.

(6) : Evlâdın malı, kendisinin zevcesile çocuklarının ve muhtaç ol­duğu dabjaesile hadiminin nafakalarından fazla olmalıdır.

Erkek ve kız evlâd, müteaddid olunca nafakayı derecei servetleri­ne göre verirler. Mezhebde asi olan, budur. Diğre bir kavle göre miras­ları nisbetinde verirler. Diğer bir kavle göre de adedlerine göre müsavat üzre teahhüd ederler.

(7) : Nafakaya istihkak için ebeveynin veya evlâdın müslüman bu­lunmaları şart değildir.

Binaenaleyh gayri müslim bir babanın nafakası, müslim olan oğlu-na ve gayri müslim olan evlâdın nafakası da müslim bulunan babasına vacib olabilir.

(8) : Evlâd, fakir olan validelerinin nafakalarile mükellefdirler. Ve­lev ki valideleri fakir bir erkek ile evlenmiş bulunsun. Fakat meşhur o-lan kavle göre bu erkeğin nafakasını vermekle mükellef olmazlar. Nite­kim kocası zengin olunca validelerinin nafakasını vermekle de mükel­lef bulunmazlar.

(9) :Evlâd, ebeveynin hadimine, dabbesine aid nafakayı temin ile mükellefdir. Velev ki bunlara muhtaç bulunmasınlar. Fakat ebeveyn, ev­lâdın hadimine, dabbesine nafaka vermekle mükellef olmaz.

(10) : Muhtaç olan babaların birer veya müteaddid zevceler ile i'faf edilmeleri ve bu zevcelerin nafakaları ve hadime ehil oldukları takdirde bunların hadimlerinin nafakaları da evlâda teveccüh eder. Bu hususda söz, babalarındır.

(11) : Baba ile anadan başka kariblere nafaka verilmesi icab et­mez.

Binaenaleyh bir kimse, lieu veya liüm ceddine veya ceddesine nafa­ka vermekle mükellef olmaz. Nitekim bunlar da oğullarının oğullarına veya kızlarına veya kızlarının çocuklarına nafaka vermekle mükellef olmazlar. Çünkü cedler ile ceddeler, hakikaten baba ve ana değil­dirler.

înıam Mâlikden bir rivayete göre valideler, öz evlâdlarmın bile na­faka vermeğe mecbur değildirler. Kendileri de bunlardan nafaka alma­ya müstahik olmazlar. Çünkü valideler asabeden sayılmazlar. Elmuğnî, Eimezahibül'erbea.)

(ŞafiÜere göre de usulün nafakaya   istihkakları, §u şartların vücu­duna mütevakkıf dır:

(1) : Ebeveyn, mu'sir olmalıdır. Yani : kendilerine lâyık yiyecekle­ri, meskenleri bulunmamalıdır. Bunların kesbden âciz veya müsiım olma­ları şart değildir.

(2) : Evlâd, erkek olaun kız olsunmûsir olmalıdır. Bu yüsr, halle­rine münasib bir kesb suretiyle de olabilir.

(3) : Evlâdın malları, kendüerile    zevcelerinin ve çocuklarının bir günlük nafakalarından fazla olmalıdır.

(4) : Evlâd, babasını tezvie Üe i'fafda bulunmak ve alacağı kadının nafakasım temin etmek ile de mükellefdir. Şu kadar var ki, bir kimsenin evlenmeğe hakikaten ihtiyacı olmadığı halde evlâdından evlendirilmesi­ni taleb etmesi, halâl olmaz.

(5) : Evlâd müteaddid olunca verecekleri nafaka, kavli mu'temede nazaran hissei irsiyyelerine göre tevzi olunur. Yesarda gerek müsavi ol­sunlar ve gerek olmasınlar.

(6) : Nafaka ile.mükellef evlâddan biri gaib olsa diğeri hâkimin iz-nile nafakanın tamamını vererek hissesile gaibe ve mevcud ise mâline rücu edebilir,

(7) : Usulün nafakası, evlâd üzerine lâzım geldiği gibi evlâd bulun­mayınca da evlâdın ilânihaye evlâd ve ahfadı üzerine, derecelerine göre lâzım gelir. Elmuğnî, Tuhfetülmuhtac.)

(Hanbelî fukahasına göre de bu usulün nafakaları hususunda şu gibi şartlar vardır :

(1) : Nafaka alacaklar, fakir olub malları ve kesbe kudretlerini bu­lunmamalıdır.

(2) : Nafaka vereceklerin malları veya kesbleri, kendüerile zevcele­rinin nafakalarından fazla olmalıdır.

(3) : Nafaka alacaklar, nafaka vereceklere farz ve ta'sib suretiyle vâris olmalıdır. Bu, karabet, amudünneseb suretiyle olmadığı takdirdedir. O suretle olursa nafakaya istihkak için bir rivayete göre varis olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh bir müslim, gayri müslim olan kardeşinin na-fakasile mükellef olmazsa da gayri müslim    olan babadının nafakasile mükellef olabilir.

(4) : Mu'sir olan bir babanın nafakasile zevcesinin nafakası ve sa-gîr, fakir olan çocuklarının nafakaları musir olan. evlâdı üzerine lâzım gelir.

(5) : Babadan başka men aleyhnnefaka, müteadid olunca nafakayı hissei irsiyyeîeri nisbetnıde verirler. Meselâ : fakir bir kimsenin oğlu ile kızı içtima etse nafakası aralarında mirasları veçhile eslâsen lâzım gelir. Validesi ile oğlu içtima etse nafakasının altıda biri validesine, müte­bakisi de oğluna lâzım gelir. Kızile oğlunun oğlu içtima etse nafakayı nis-fiyyet üzere vermeleri icab eder.

«îmanı Şafüye göre bu üç. takdirde de nafaka, oğlu veya oğlunun oğlu üzerine lâzım geür. Çünkü asabe olan, odur.»

Yalnız validesi ile kızı içtima etse nafakası aralarında erbaen lâzım gelir. Yani : dörtde birini validesi, üçünü de kızı verir.

«İmam Şafiîye göre nafakayı yalnız kızı verir. Çünkü o, erkek kar­deşi ile bulundukda asabeden olur.»

Yalnız kızile kızının oğlu bulunsa nafakası, yalnız kızı üzerine lâzım gelir.

«Şafiî fukahasınm dermeyan etdikleri bir veçhe göre bu nafaka, yalmz kızının oğluna lâzım gelir. Çünkü o, erkekdir.»

Şayed cedde ile liebeveyn veya lieb erkek kardeş içtima etse nafa­kanın altıda biri ceddeye, mütebakisi de kardeşe teveccüh eder.

(6) : Akrebin mevcudiyetine binaen karib, mirasdan mahcur bulun­sa bakılır : eğer akreb zengin ise nafaka, yalnız onun üzerine lâzım ge­lir. Fakat akreb, mu'sir, nafaka alacak da usulden veya fürudan ise mu­sir olan karib, nafakayı vermekle mükellef olur.   Çünkü mu'sir, mâdum mesabesindedir.

(7) : Nafaka verilmesi hususunda evvelâ zevce, sonra memlûk tak­dim olunur. Bunlardan sonra baba ced üzerine, oğul ve kız baba üzerine, oğul oğulun oğlu üzerine takdim edilir. Fakat oğul, büyük ve âkil oldu­ğu halde baba kötürüm bulunsa baba takdim olunur. Çünkü baba hür­mete daha lâyıkdır ve bu halde muavenete ihtiyacı daha ziyadedir.

(8) : Kariblerin müstahik oldukları   nafakalar, âdete göre ekmek-den, katıkdan ve kisveden kifayet mikdarıdır. Eimuğnî, Kitabülfıkh alel-mezahibil'erbea.)

(Zahirîlere göre de her erkek ve kadın üzerine ilk evvel kendi nafa­kası teveccüh eder. Kendi nafakasından fazla bir mala mâlik bulunursa nafakaya muhtaç olub elinden iş gelmeyen anasına, babasına, dedelerine, ceddelerine, oğullarına, kızlarına ve bunların oğullarına, torunlarına, erkek ve kız kardeşlerine ve kendi zevcelerine nafaka verir. Bunların arasında derece farkı yokdur, miraslarının nisbeti de nazara alınmaz. Nafaka almakda biri diğerinden mukaddem değildir. Aralarında müsa­vat üzere nafaka tevzii icab eder. Bunların nafakalarından ve kisvele­rinden fazla malı kahrsa yine muhtaç olub kesbden her veçhile âciz bu­lunan mahrem zevH'erhama vesair vârislerine nafaka vermeğe mecbur tutulur. Bunlar da amcalar, ammeler, dayılar, teyzeler ve kardeş çocuk­larıdır.

Akribadan herhangi biri, vher ne suretle kesbe kadir olunca karibin-den nafaka alamaz. Bundan ana, baba, ced, cedde ile zevce müstesna­dır. Bunların hasis bir tarik ile kesbe kadir olmaları, nafakalarının su­kutunu icab etmez. Çünkü men aleyhinnefaka, bunları hasis kazançlar­dan korumakla mükellefdir.

Nafaka ile mükellef şahsın kendisinden müstağni olduğu uruz, hay­vanatı, akarı nafaka için satılabilir. Fakat satıldığı takdirde kendisinin helakini, ziyamı müstelzim olacak bir malı satılamaz. Evlâd nafakasın­da babaya başkaları iştirak etmez.

Şâ'bî gibi bazı zatlara göre hiç bir kimse, başkasının nafakasını ver­meğe icbar edilemez. Diğer bazı-zatlara göre de bir insan, yalmz kendi babasile kendi öz anasına nafaka vermeğe mecbur olabilir, başkasına vermeğe mecbur olmaz. Elmuhallâ.) [3]

 basa dön

 

Havasînin = Usul İle Fürudan Başka Kariblekîn Nafakaları :

 

239 - : Nafaka almaya müstahik oldukları halde usul ve füru-dan kimseleri bulunmayan eşhasın nafakaları, neseben sair' kariblerind teveccüh eder ki, bunlar, birbirine karşı havaşr namım alırlar. Mukabili amudünneseb üzere kariblerdir ki, usul ile rurudan ibaretdir.

240 - : Havası üzerine nafakanın lüzumunda  bunların zî rahim mahrem, musir ve ehliyeti irsiyyeyi haia olmaları, baliğ olan men lehiin-nefakanın da i'sarile beraber her hangi bir sebeble kesbden âciz bulun­ması, şartdır. Fakat çocuklar ile kocasız bulunan kadınların nafakaya istihkaklarında fakir olmaları kâfidir. Şu kadar var ki, muallime, kabile olmak gibi bir tarik ile bilfi'l kesbde bulunan kadmlar, bu nafakaya müs­tahik olmazlar.

241 - : Nafaka alacak kimsenin müteaddid    havaşîsi bulundukda irse itibar olunur. Şöyle ki : bunların cümlesi ehliyyeti irsiyyesi haiz ol­makla beraber bir kısmı filhal hakikaten varis ise işbu varis olanlar, ter­cih olunurlar.

Meselâ : men lehünnefekanın amcasiîe dayısı içtima etse nafakasını yalmz amcası tahammül eder.

Fakat bunların hepsi de hakikaten varis iseler nafakayı hissei ir-siyyeleri nisbetinde yüklenirler. Meselâ : bir kimsenin ammesile teyzesi veya liebeveyn ammesile liebeveyn dayısı bulunsa nafakasını eslâsen ve­rirler. Her iki takdirde de nafakanın üçde'ikisini ammenin: üçde birini de dayı veya teyzenin vermesi lâzım gelir.

242 - : Nafakaya muhtaç bir kimsenin akribasından ganî ile fakir içtima etdikde bakılır: eğer fakir olanlar, mirasda   bütün terikeyi ihraz

edecek kimselerden iseler esasen mâdûm sayılıb nafakası diğerlerine his­sei irsiyyeieri nisbetinde taksim olunur. Çünkü bu takdirde fakir oian lar, maüum sayümadıkca diğerleri varis olamayacağından üzerlerine na-faKayı icab müteazzir olur. Meselâ : nafaka alacak şahsın fakir, kesb­den âciz oğluyla erkek veya kız kardeşleri bulunsaoğlu nisaba dahil oi-maz. Binaenaleyh nafakasını kardeşlerinin hissei irsiyyeieri nisbetinde vermeleri lâzım gelir.

Fakat fakir olanlar, terikenin mecmuunu ihraz edecek* takımdan ol­madıkları takdirde musir olanların hisselerini bulmak için bu fakirler de mirasda mevcud farz edilib badehu nafakanın tamamı, musirlere hisse­lerine göre tahmil edilir.

Meselâ : nafakaya muhtaç şahsın yalnız anasile liebeveyn bir kız kardeşi zengin olduğu halde lieb ve liüm kız kardeşleri fakir olsalar nafakasını anasile liebeveyn kız kardeşinin erbâen vermeleri lâzım gelir. Çünkü hepsi de nisaba dahil olub anaya südüs, liebeveyn kız kardeşe nısıf, ve lieb ve liüm kız kardeşlere birer südüs isabet edece­ğinden ana ile liebeveyn kız kardeşin sehimlerinin mecmuu dört etmiş olur. Halbuki bu misalde fakir olanlar, esasen mâdûm sayıldığı takdir­de nafakanın beşde ikisini ananın, üçünü de ana baba bir kız kar­deşin vermesi icab eder. Zira men lehünnafakanm vefatı takdirinde on­dan alacakları hissei irsiyye de böyle olacakdır, Hidaye, Hindiyye Reddi Muhtar.

(MâlikÜere göre havası, nafakaya müstahik olmaz. Nafaka itası yalmz sulbî evlâd ile aba ve ümmehat arasında carîdir. Şafiîlere göre de evlâd ve ahfaddan, aba ve ecdaddan ve ümmehat ile ceddandan baş­ka karibler arasında nafaka mükellefiyeti carî değildir. Nitekim yuka­rıda yazılmışdır.)

(Hanbelîlere göre ise bir kimse, usul ve füruundan başka farz ve tâ'sîb suretüe kendilerine varİ3 olabileceği kariblerinin nafakaları ile de mükellef olabilir. O karibler, kendisine gereg varis «olabilsinler ve gerek olmasınlar. Kardeşler, erkek kardeş kızları, amcalar, amca kızları ve atikler gibi.

Bu kabil akribanın nafakaya istihkakları için şöylece üç şart var­dır :

(1) : Nafaka alacak kimse, fakir ve kesbden âciz olmalı.

(2) : Nafaka verecek kimsenin sarf edilecek malı, meselâ : mülkü­nün ücreti veya kendi kesbi kendisile zevcesinin ve memlûkünün yirmi dört satlik nafakalarından fazla olmalı.

(3) : Nafaka verecek kimse, nafaka alacak kimseye farz veya ta'-sib suretiyle varis olmalıdır. Bundan usul ve füru müstesnadır. Bunların ırasında verasetin cereyanı şart değildir. Nitekim evvelce de işaret olun-nugdur.

Usul ve füru kabilinden olmayıb aralarında farz ve ta'sib suretiy-e veraset carî bulunmayan erham sahibleri ise ne nafaka vermekle mü­kellef olurlar, ne de nafakaya müstahik bulunurlar. Ammeler, halalar şjibi. Diğer bir rivayete göre asaba'tdan, farz sahiblerinden bir kimse iünmadığı takdirde zevü'erham. üzerine de nafaka lâzım gelir. Çünkü m halde bunlar da varis bulunurlar. Muhtasarı Ebizziya, Tuhfetülmuh-;ac, Keşşafülkına, Elmuğnî.)

(Zahiriyyeye göre de havaşi, derecelerine bakılmaksızın müsavi luretde nafakaya müstahik olabilir. Nitekim yukarıda tafsilât verilmiştir.) [4]

 basa dön

 

Kölelerin, Cariyelerin Nafakaları :

 

243  - : Menfaatleri tamamen mâliklerine aid olan kölelerin, cari­yelerin nafakaları, mâliklerine lâzım gelir.

Bunlar, gerek tamamen rakik

İsunlar ve gerek müdebber, ümmi veled bulunsunlar ve gerek büyük, .ainüssıhha olsunlar ve gerek olmasınlar müsavidir.

Bu kaide bir memlûke infakde bulunmakdan maliki imtina ederse hâkim, o memlûkü münasib bir işde ücretle çalıştırarak ücretinden in-:ak eder. Ücret artarsa mâlikine verilir, kâfi gelmezse noksanını maliki ikmal eder. Şayed ücretle çalıştırılması kabil ve caiz bulunmazsa nafa­kasını vermeğe veya kendisini satmaya maliki mecbur olur Meğer ki müdebber gibi satılması caiz olmasın. O takdirde nafakasını temin et­mek mâliki için lâzım gelir.

244  - : Menfaatleri tamamen   mâliklerine aid olmayan kölelerin, :ariyelerin infakma mâlikleri mecbur değildir. Mükâtebler, kısmen azad îdilmiş bulunan memlûkler gibi.

245  - : Köleler ile cariyelerin nafakaları,   bulundukları beldelerde :arî olan âdet veçhile temin edilir.

246 - : Satılmış bir memlûkün nafakası, müşterisine teslim zama­nına kadar satmış olan malikine lâzım gelir. Vedîa veya müstear olan

 memlûkün nafakası da mudi olan mâlikine ve müsteîre aiddir. Gasb sdilmiş olan bir memlûkün naiakası da sahibine iade edilinceye kadar gâsıba aid bulunur.

247 - : Hizmeti başkasına vasiyet edilmiş olan bir momlûkün na-'akasi, mûsâlehe aiddir. Meğer ki bu memlûk, henüz istihdam olunamı-racak derecede çocuk bulunsun. Bu takdirde hizmete elverişli oluncaya :adar nafakası, rakabesine mâlik olan kimseye ait bulunur.

248 - : İki kimse arasında müşterek bir memlûkün nafakası,   bu timaelere hisseleri nisbetinde aid olur.

249 - : İki kimse beyninde müşterek bir cariyeden doğan çocuğun nesebini ikisi de iddia edecek olsa nafakasını münasafaten vermeleri icap eder. Bu çocuk da balib olub o kimseler fakir bulunsalar bunların iki­sine de infaka mecbur olur. Bahri Raik, Dürri   Muhtar, Hindiyye, Bez-zaziye,

(Malikîlere göre de rakiklerin nafakaları, mâliklerine aidir. Bir mâlik, nafaka vermekden imtina eder veya âciz kalırsa bakılır : eğer ra­kik, satılmaya kabiliyetli ise satılır. Satılmasıkabil olmayıb ümmi veled bulunursa ya kocaya verilir veya derhal azad edilir. Müdebber ise bir hizmetde çalışarak kendisine, infakda bulunması lâzım gelir. Çalışacak bir halde değilse azad edilir.

Mükâtebelerin evlâdı da kendîlerile beraber kitabete dahil iseler na­fakaları mükâtebelere aid olur, mâliklerine aid olmaz. Şu kadar var ki, bu evlâdın babaları da kendilerile beraber ayni kitabete tabi iseler nafa­kaları babaları üzerine lâzım gelir. Muhtasarı Ebizziya.)

(Şafiîlere göre de rakiklerin nafakaları mâliklerine teveccüh eder. Rakik, âmâ, kötürüm, veya müdebber ve müstevlede olsa da kendisine bulundukları beldede rakiklere verilmesi galib olan erzakdan kifayet mikdan nafaka verilir. Rakik sahiblerinin, rakiklerine kendi yedikleri tamdan yedirmeleri ve giydikleri kisveden giydirmeleri mesnundur. Mâ­likin, mali bulunmazsa rakikini satması veya azad etmesi kendisine hâ­kim tarafından emr olunur. Bir mâlik, rakikine takati dahilinde olan şey­den başkasını teklif edemez. Minhacüttalibîn.)

(Hanbelîlere göre de rakiklerin bulundukları beldelere ve emsali­ne nazaran kifayet mikdarı nafakaları, mâliklerine lâzım grelir. Velev ki bu rakikler; âbık, mariz, âmâ veya nâşize bulunsun. Çünkü bu nafa­ka, mülk sebebile icab etmekdedir.

Bir kimse, cariyesinin çocuğuna da nafaka vermekle mükellefdîr Çünkü bu çocuk da anasına tebean o kimsenin memlûkiidür. Bu cihetle bu çocuğun nafakası, babasına lâzım gelmez.

Bir çocuğun babası köle, anası hürre olsa nafkası validesile sair men aleyhinnefaka olacak kariblerine lâzım gelir, babasına lâzım gel­mez. Çünkü bu çocuk, hürriyetde validesine tabidir.

Mükâtebenin çocuğnun nafakası, bu mükâtebeye lâzım gelir. Ve­lev ki babası da mükâteb bulunsun. Çünkü bu çocuk, validesine tâbidir, bunun kesbi de validesine aiddir. Keşşafülkına.) [5]

 basa dön

 

Memlûk Olanların Zevcelerine Aid Nafakalar  :

 

250 - : Mevlâsımn iznile evlenmiş olan bir kölenin zevcesine    aid nafaka, o köle üzerine lâzjm gelir. Velev ki bu zevce, mevlâsımn kızı ol­sun. Bu nafakanın mikdarmı hâkim tayin eder. Meğer ki kölenin biz­zat takdir ve infakma rnevlâsı, razı olsun.

251 -  :  Kölenin zevcesi için hâkim  tarafından takdir  edilen na­faka, kölenin zimmetinde bir borç olur.  icabında bunu mevlâsı tediye etmezse köle, bunun tesviye edilmesi için hâkim tarafından satılabilir ve bu nafaka, teceddüd etdikce köle de tekrar satılabilir.' Şu kadar var ki, müşteri, kölenin böyle nafaka vermeğe mecbur bir halde olduğuna ev­velce muttali değilse bunu kendisine satan mâlikine reddedebilir.

252 - : Zevcesine müterakim nafakasından dolayı borçlu olan bir köle vefat etse bu nafakadan dolayı o kölenin mâliki muahaza oluna­maz.

253 - : Meylâsınm iznile evlenmiş olan bir    müdebberin zevcesine aid nafaka, o müdebberin kesbine teallûk eder, rekabesine teallûk etmez. Çünkü müddebb.er, satılamaz.

254 - : Mükâtebin zevcesine aid nafaka, mükâtebin kazancına te­allûk eder. Şu kadar var ki, mükâteb, bedeli kitabeti ifadan âciz kalırsa nafakadan dolayı satılabilir.

255 - : Mâliklerinin izni olmaksızın tehhül eden rakiklerin, müdeb-berlerin, mükâteblerin ve kısmen azad edilmiş bulunanların zevcelerine aid nafakalar, kendilerine filhal lâzım gelmez. Çünkü'bunların bu nikâh­ları bu halde nafiz değildir. Fakat bunlar, bilâhare tamamen azad edilir­se zimmetlerine mehr ve müstakbel nafaka lâzım gelir. Mebsut, Bedayi, Hindiyye, Reddi Muhtar. [6]

 basa dön

 

Carîye Olan Zevcelerin Nafakaları :

 

256 - : Cariye olan bir zevcenin nafakası, gerek tamamen rakik ve gerek müdebbere veya ümmi veled olsun tebvie   edilmiş ise kocasına, edilmemiş ise mevlâsma aiddir. Bu cariyenin mevlâsına ara sıra bilâ ta-leb hizmet etmesi, tebvieyi ihlâl etmez.

257 - : Mükâtebe olub mevlâsının iznile evlenmiş bulunan bir cari­ye, hürre mesabesinde olduğundan nafakası, kocasının üzerine lâzım ge­lir. Bunun hakkında tebvie nazara alınmaz.

258 - : Bir cariye, gündüzleri mevlâsının, geceleri kocasının hiz-metile meşgul olsa gündüz nafakası   mevlâsının, gece nafakası da koca­sının üzerine lâzım gelir.

259 - : Bir cariye, mevlâsı veya onun ehl ve avali tarafından istih­dam edilerek kocasının hanesine gitmekden men edilse nafakası kocasın­dan sakıt olur.

260 - : Bir cariye, mevlâsının iznile     mevlâsının kölesine tezvic edilse nafkları, mevlâ üzerine lâzım gelir. Tebvie bulunsun bulunmasın. Mevlâ, infakdan kaçınır ise «va sat veva infak et» dive    kerdisine hâ­kim tarafından cebr olunur. Hindiyye, Dürri Muhtar, Bahri Raik. [7]

 basa dön

 

Kölelerin Ve Carîyelerin Çocuklarına Aid Nafa­kalar .

 

261 - : Mâliklerinin iznile evlenen köleler, kendi çocuklarına infa-ka mecbur olmazlar. Bu köleler, gerek rakik ve gerek   müdebber veya mükâtb olsunlar. Zevceleri de gerek 'hurre olsunlar ve gerek olmasınlar müsavidir.

Bu hald bu çocukların nafakaları, aşağıdaki meselelerde gösterildi­ği veçhile temin edilir.

262 - : Bir kölelin zevcesi, hürre veya mükâtebe ise çocuğunun nafakası, bu zevceye aid olur. Başkasının rakikası,   müdebberesi veya ümi veledi ise bu nafaka, bu mevlânm üzerine lâzım gelir.

263 - : Hür olan kimsenin rakika, mükâtebe, müdebbere veya üm­mi veled bulunan zevcesinden mütevellid     çocuğunun nafakası,   yuka­rıdaki mesele veçhile bu zevcinin mükâtebe olduğu takdirde kendisine, ol­madığı takdirde mevlâsma lâzım gelir.

Çünkü çocuk, hürriyet ve rık itibariyle validesine tâbidir. Şu ka­dar var ki, bu çocuğun-hür olması meşrut ise nafakası, hür olan baba­sına aid olur.

264 - : Müdebbere veya ümmi veled olan bir cariyenin mevlâsı, fa­kir olursa çocuğunun nafakasını, bilâhare mevlâsma müracaate hakkı olmak üzere zengin ve hür bulunan kovası temine mecbur olur. Fakat tam rahikamn çocuğunu hür olan kocası, infaka mecbur olmaz. Bu hal­de «ya infak et veya sat» diye mevlâsına cebr olunur.

265 - : Mükâtebin istifraş etdiği cariyesinden mütevellid çocuğu­nun nafakası, mütâteb üzerine lâzım gelir.     Hindiyye,  Bedayi,  Dürri Muhtar.

Rakik, müdebber, ümmi veîed tabirleri için «i'tak» mebhasine müraceat!. [8]

 basa dön

 

Hayvanatı' Ehlîyye Nafakaları :

 

266 - : Ehlî hayvanlara sahiplerinin infakda    bulunmaları diya-neten bir vazifedir. Buna riayet edilmediği takdirde «bunları ya sat ve­ya başkasına bağışla veya kendilerine infakda bulun» diye sahiplerine hâkim tarafından diyaneten emr olunur, fakat    kazaen emr olunamaz. Zahiri mezhebe göre böyledir. Çünkü bu hayvanların    sahipleri, kendi mallarında hakkı tasarrufa mâlikdirler.    Bu hususda kendilerine ihtar yapılabilirse de cebr «dilemez. Böyle bir ceb, tasarruf hukukuna hakki malikiyyete münafi olabilir.

Fakat îmam Ebu Yusüfe göre hayvanların sahibi olanlara infakda bulunmaya veya onları satmaya hükmen mecbur tutulur. Tahavî ve Kemal gibi fukahai    Hanefiyye de bu kavJi  tercih     etmişlerdir.     Dürri Muhtar.

267 - : İki kimse arasında müşterek bir hayvana   infakda bulun-makdan bunların birisi imtina etse diğerinin müracaati  takdirinde hâ­kim «ya hisseni sat veya hayvanı Toesle» diye o imtina eden şerike emr eder. Diğer şerikin mutazarrır olmasına'meydan vermemek için hâkim, burada icbar hakkını haizdir.

268 - : Hayvanatın yiyeceklerine dikkat, bu hususda    kendilerini zarardan. korumaya gayret, miistahabdir. Meselâ  : arıların balları alın­dığı zaman gıdalarına kâfi bir mikdar bal   kovanlarında bırakılmalıdır. Meğer ki bal yerine kaim.olacak başka bir şey bulunsun.

Kezalik   : yavruları bulunan hayvanların sütlerinden bu yavrulara

kâfi mikdarı bırakılıb satılmamalıdır.

Kezalik : alefin azlığı gibi bir sebebden dolayı fazla   sağılması hây-muzir olduğu takdirde buna meydan verilmemelidir.    Aksi suretde hareket, mekruhdur.

269 - : Hayvanı sağan kimsenin hayvana    eziyet vermemesi için tırnaklarını kesmesi, müstahabdır.

Hayvana takat getiremiyeceği miktarda ağır yük yüklemek ve faz­la yol yürütmek ve bu gibi sair muamelelerde bulunmak da mekruhdur. Hindiyye, Cevhere.,

Sahibsiz hayvanların infakı için lûkata mebhasine müraceat edil­meli.

« (Mâîikîlere göre de bir kimse, mâlik olduğu hayvanatın yiyeceği alefi tedarüke mecburdur. Meğer ki mer'ada otarılmakda. bulunsunlar. Bu veçhile infakdan imtina eder veya âciz kalırsa bakılır: eğer hayvan, eti yiyilmez takımdan ise onu mülkünden çıkarmaya mecbur olur. Yiyilir takımdan ise mülkünden, çıkarmakla boğazlamak arasında muhayyer olur.

Bir kimse, mâlik olduğu hayvanın südünü yavrusuna zarar ver­memek şartiyle alabilir. Fakat yavrusuna zarar vereceği muhakkak veya meşkuk bulunursa alamaz. Çünkü yavruyu aç bırakmak ona bir gadir­dir ve ayni zamanda zararı müstelzimdir.Fadr ve zarar ise Jecviz edi­lemez. Bunun içindir ki bir kimse, mâlik olduğu bir ağacın hakkına, muhafazasına kıyam etmeyib ziyama meydan verecek olsa buna bakma-sı'için kendisine emr olunur. Bunu yapmazsa malını tazyi' etmiş olaca­ğından dolayı asim olur. Zira malı izaa etmek menhiyyün anhdir. Şerhi Ebil'berekât, Elmuğnî).

(Şafiîîere göre de hayvanatın aleflerini, sularını ve kendilerine na-fi olan sair şeyleri tedarük etmek sahihleri üzerine lâzımdır. Bundan imtina ederlerse bakılır: O hayvanlar, etleri yiyilir takımdan ise bunları satmaya, veya icareye vermeğe veya infak etmeğe veya kesmeğe sahib-İri mecbur tutulur. Etleri yiyilmez takımdan ise satmaya, veya infak et­meğe mecbur olurlar. Sahibleri yine imtina edince hâkim ürerine eslâhı lâzım gelir, bunları ya satar, ya icareye verir veya keser. Bunların hepsi de müteazzir olsa bu hayvanlara beytülmal tarafmdaninfak edilir. Bu halde bunların sahibleri fakir iseler bu infakdan dolayı onların zimmet­lerine bir borç teallûk etmiş olmaz.

Hiç bir hayvanın yavrusuna zarar vereceği, yani: onun emsali gibi neşv-ü nemasına mani olacağı takdirde sağılıb südü alınmaz. Çünkü bundan şahin suretde nehy varrd olmuşdur.

Fakat hane, su yolları, arazi gibi ruhsuz olan bir mâlin imarı, re-şid olan sahibi üzerine vacib olmaz. Çünkü bu imar, bir mali tenmiye kabilinden olduğundan sahibi için 'bir vecibe teşkil etmez. Şu kadar var ki böyle bir mali bir Özre müstenid olmaksızın harab bir hale gelinceye kadar tamir etmeyib terk etmek mekruhdur. Nitekim ekinleri ve ağaç­ları kuruyuncaya kadar sulamayıp terk etmek de mekruhdur.

Reşid olmayan bir kimsenin arazisini, akarını imar etmek, ekinle­rini, ağaçlarım sulayıp korumak ise velîleri üzerine lâzım gelir. Nitekim vakıf malları imar ve' muhafaza da mütevellileri üzerine lâzımdır. Tuh-etülmühtac.)

(Hanbelî fukahasma göre de bir kimse, mâlik olduğu behîmenin yi­yeceği alefi veya onu mer'ada otİadacak şahsî tedarüke mecburdur. Bu veçhile infakdan imtina eder veya âciz bulunursa onu mülkünden çı­karmaya veya icareye .vermeğe veya eti yiyilir takımdan ise zebh et­meğe mecbur olur. İmtinaında İsrar gösterirse hâkim, ya bizzat bu üç cihetden birini ihtiyar eder veya sahibinin borcu olmak üzere hayvana istikraz suretiyle infakda bulunur. Çünkü hayvanı ac bırakmak, bir zu­lümdür, bir zarardır. Zulmün ve zararın izalesi ise bir vecibedir.

Av için veya ekinleri, hayvanları korumak için saklanılan köpek­lere yiyib içecekleri şeyleri tedarüke veya kendilerini salıvermeğe de sahibleri mecburdurlar.. Zira bunun hilâfına hareket, ta'zibdir. Ta'zib ise tecviz edilemez.

Sagîr, mecnun, matuh gibi mahcur olanların akar ve emlâkini ta­mire, ekinlerini suîayıp korumaya, ağaçlanılın meyvalarım muhafazaya, hayvanlarını infaka velîleri mecburdurlar. Çünkü bunların mallarını si-yanet lâzımdır. Bu malların ziyama meydan vermek ise haramdır. El­muğnî  KeşşafüTkına.)

(Zahirîlere göre de herkes, hayvanının nafakasım temine veya hay­vanını yaşayabilir mer'aya salmaya mecburdur. Bundan kaçman kimse­lerin hayvanları onların namına olarak satılır. Çünkü Resuli Ekrem Efendimiz, «dedikududan, fazla sual sormakdan ve mali izaa etmekden» nehy Jüuyurmuşdur.

Mallan izaa, bilâ hüâf haramdır, günahdır, bir düşmanlıkdır. Bir insanın kendi hayvanını yaşamakdan men etmesi, onun salâhına sebeb olan §eyden onu alıkoyması ise malı izaadan başka değildir. Artık vacib olan, onu bu hareketinden men etmektir.

Allah Tealâ Hazretleri biribirinize iyilik ve takva hususunda yardım ediniz, ma'siyet ve husu­met üzerine yardım etmeyiniz) buyurmuşdur. Hayvanlara ihsan ise iyi-likdir, takvadır, onları ıslaha çalışmayan bir kimse ise günah ve adavet üzerine yardımda bulunmuş, Allah Tealâ'ya âsî olmuş olur.

Nitekim bir âyeti kerimede de buyurulmuşdur.

Yani: insanlardan öylesi de vardır ki, dünya umuruna aid sözleri hoşuna gider. Allah Tealâ'yı da kalbindekine şahid tutar. Vicdanının safvetine, sözlerinin kalbindekine muvafakatine yemin eder - halbu ki, onun düşmanlığı pek şiddetlidir. O senden ayrıldı mı, veya bir iş basma geedi mi yer yüzünde fesada, ekinleri, nesilleri - sürüleri, çocukları itlafa koşar. Allah Tealâ ise fesadı sevmez. - Artık böyle fesada ça­lışanlar da takdire, sevgiye lâyık olamaz -. Ona AUah'dan kork deni­lince de onu izzeti nefsi tutar, hamiyyeti cahiliyyesi kendisini günaha sürükler. Artık ona - ceza olarak: - cehennem yeter. Cehennem ise ne fena yatakdır.

işte hayvanları alef gibi, otlatmak gibi yaşayışlarına medar olan peylerden men etmek, ekinlere, ağaçlara kuruyub telef oluncaya kadar su vermemek de yeryüzünde fesada çalışmakdır. Eğinleri, nesilleri he­lake sevk etmekdir. Allah Tealâ ise bu gibi amelleri sevmez.

Hattşı bir kimse arazisini ekmeyib muattal bir halde bıraksa bakı­lır: eğer bu araziyi ekmekden müstağni bir halde ise kendisine cebr edi­lemez. Fakat bunu ekmekden müstağni bir durumda değilse bunu biz­zat ekmesine ve bizzat ekmeğe kadir değilse hâsılatının bir mikdarı mu­kabilinde müzaraa için başkasına vermesine cebr olunur. Elmuhallâ.) [9]

 basa dön

 

Lahika :

 

Yukarıdaki meselelerden de pek açık anlaşıldığı üzere islâm huku­ku, hem insanların, hem de sair mahlûkatın haklarına riayet edilmesini pek ziyade iltizam etmişdir. İnsanların maişetine, terakkisine, mevcu­diyetini mukadder vakte kadar idame edebilmesine sebep olan şeylerin güzelce muhafaza edilmesine de pek ziyade ehemmiyet vermişdir. Bu hususda tergib ve tahziri havi pek çok beyanatı şer'iyye yardır. Ezcüm­le bir âyeti kerîmede: yiniz, içiniz, israf, etmeyiniz. Şübhe yok Allah Tealâ müsrifleri sevmez.)

buyurulmuşdur ki, bunun pek geniş olan sahai irşadına bütün iktisadî esaslar dahil bulunmakdadır.

Diğer bir âyeti kerimede de:  buyurulmuştur.

Yani : Allah Tealâ, o halikı âzîmdir ki, çardaklı, çardaksız veya: di-kilmiş ve hüdayî nabit olarak yetişmiş olan bağları vücude getirmiş-dir. Ve her birinin yiyilişi, lezzeti, faidesi başka başka olmak üzere hurma ağaçlarını, ekinleri yaratmıştır ve biribirine benzer ve benzemez bir halde olarak zeytin, nar ağaçlarını icad buyurmuşdur. Bunların her biri meyva verdiği zaman meyvasından yiyiniz, biçildiği gün de hakkı­nı = sadakasını, ze âtını veriniz. Fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah Tealâ şübhe yok ki .nüsrifler} sevmez.

Yine o halikı kerîmdir ki, hayvanlardan ylik taşıyacak ve yünün­den sergiler yapılacak olanları da yaratmışdır. Allah Tealâ, size rızk olarak ihsan buyurduğu şeylerden viviniz = meşru suretde istifade edi­niz, geytânın izlerine uymayınız. Şeytan şübhe yok ki sizin için apaçık bir düşmandır.

İşte bu mealdeki beyanatı kur'aniyyede nail olduğumuz muhtelif, müteaddid niâmi ilâhiyyeyi bize hatırlatıyor, bunların kıymetlerine, mu­hafazaları lüzumuna işaret ediyor. Bizleri israfdan, şeytanî hareketlere ittibadan nehy etmiş bulunuyor.

Demek insanlar, mallarından meşru suretde istifade edebilirler. Fa­kat bu mallan lüzumsuz yere sarf edemezler. Böyle bir hareket, bir küfranı nimet alâmetidir. Bir israfdan ibaretdir ki, asla caiz görüle­mez.

Biz burada ziraatin, insaniyete hizmetin, bütün mahlûkatın huku­kuna riayetin ehemmiyetine, lüzumuna dair olan bir kaç hadisi şerifi teberrüken kayd ile iktifa edeceğiz:

(1) : Bir hadisi Nebevide: buyurulmuştur.

Yani : her hangi bir mdslüman, bir ağaç diker veya bir ekin eker de ondan bir kuş veya bir insan yiyecek olursa bu, o müslüman için bir sadaka olmuş olur. Kendisine bir sadaka sevabı husule gelir.

Sahihi Buharîde, Müslimde, Tirmizî'de münderiç olan bu hadisi şe­rif, bizleri ağaç dikmeğe, ekin ekmeğe tergîb ve tegvikde bulunuyor. Bunlara bir manevî, uhrevî kıymet de veriyor.

 (2) : Bir hadisi şerifde de: diye vârid olmuşdür.

Buyurulmuş oluyor ki: bir kimse zulm ve haddi tecavüz bulunmak­sızın bir bina yapsa veya zulm ve haddi tecavüz bulunmaksızın bir ağaç dikse bundan Hallâkı Rahim hazretlerinin mahlûkundan biri müstefid oldukça bu, o kimse için devamlı bir ecir olmuş olur. O kimse, bu yüz­den mütemadiyen sevaba nail bulunur.

Görülüyor ki, bu hadisi şerif de islâm yurdunu imar, mahlûkatı ilâ-hiyyeye hizmet hususunda pek güzel bir tergibi muhtevi bulunmuşdur.

(3) : Sahihi Büharîde mezkûr bir hadisi şerifde de şöyle buyurulmuşdur: Yani : atlar yok mu, onların alınlarında hayır bağlıdır. At sahih­leri de onları beslemeleri yüzünden yardıma = avni ilâhiye nail olurlar. Atlara infakda bulunan kimse ise, sadaka vermek için ellerim açmış bir zat gibidir.

Bu mübarek hadisi şerifde nakil vasıtalarından bulunan ve icabın­da yurdun müdafaası için cihad sahalarında hizmetine ihtiyâç görüle­cek olan atların kıymetine, bunlara güzelce bakılmanın lüzumuna işare­ti mutazammındır.

(4) : Bir hadisi şerifde de:  buyurulmuş-dur. Yani: bir kadın, bir kedi yüzünden azaba uğranuşdır. O, kediyi ac-lıkdan Ölünceye kadar habs etmiş, bu sebeble ateşe girmiş, kendisine «sen kediyi habs etdiğin vakit ona ne yiyecek verdin, ne de su içirdin, ne de onu yerin otlarından yiyebilmesi için salıverdin» denilmişdir.

Buharii şerifde münderic olan bu hadisi nebevi, hayvanlara yapı­lacak eza ve cefanın uhrevî mes'uliyete sebep olacağım belirtmektedir.

(5) : Yine Sahihi Büharîde mezkûr: hadisi şerifi de şu mealdedir: «Bir günahkâr kadın, kuyu başında susuz-lukdan dolayı kendini öldürecek derecede dilini çıkarıb soluyan bir kö­peğe rast gelmekle haline acımış,  ayağından pabucunu çıkarmış, onu baş örtüsü ile bağlayarak kuyudan o hayvan için su çekmiş de bu yüz­den mağfirete nail olmuşdur.

İşte bu mübarek hadis de hayvanat hakkında gösterilen şefkat ve merhametin iffet ve ismete münafi temayülâtı izaleye, af ve mağfiretin tecellisine vesile olacak derecede, mühim, faidli olduğunu göstermekdedir.

(6) : Bir hadisi şerifde de: buyurulmuş-dur. Yani: kendisinde hayat bulunan bir şeyi, meşe?: bir koyunu silâh

talimleri münasebetile - hedef, ittihaz etmeyiniz, onu bir nişangâh tu-. tarak kendisine silâh atmayınız.

İşte Sahihi Müslimde münderic olan bu emri risaletpenahi de alel­ıtlak hayat sahihlerine karşı şefkat ve riayet gösterilmesi lüzumunu ihtar buyurmakdadır.

(7) : Camiussagîrde   mezkûr   diğer   bir   hadisi şerifde de:buyunümuşdur.

Yani : her kim, velev bir serçe kuşunun boğazlanmasında olsun merhametli davranırsa Kendisine kıyamet gününde Allah Tealâ merha­met buyurur.

Bir takım hayvanların gayei hilkati, insanların gıdalarını teminden, yüklerini taşımakdan vesaireden ibaretdir. Artık bu gayeye hadim olan hayvanları keserken kendilerine fazla elem vermeyecek suretde kesmek bu suretle onlara karşı bir merhamet eseri göstermek, insanî bir va­zife buîunmuşdur.

(8) : Bir hadisi şerifde de şöyle buyurulmuştur: Sahihi Büharîde ye Müslimde münderie olan bu hadisi nebevî gu mealdedir. «Kıyamet gününde bütün hakları sahihlerine ödemeğe elbet­te mecbur olacaksınız. Hattâ boynuzsuz koyun için ona boynuzile vur­muş olan boynuzlu koyundan intikam alınacak, onun-, hakkında kısas yapıl acakdır.

İşte bu hadisi şerif de hayvanların bile haklarına riayetin pek mü­him bir vecibe olduğunu göstermektedir.

(9) : Taberanîde ya-zıh bir hadisi şerifde: buyurulmuştur. Yani: sen yerde bulunanlara merhamet et ki,. gökde bulunanlar da sana merhamet etsinler, senin hakkında eltafı ilâ-* hiyyenin tecellîsini niyazda bulunsunlar.

İşte bu hadisi nebevi de müslümanhğın cihanşümul bir merhamet ve şefkat dini olduğunu açıkça gösteren en mûbeccel, dinî bir vesikadır. Hak Teaiâ Hazretleri, cümlemizi merhamet ve hukuka lâyıkiyle ri­ayet duygularından mahrum bırakmasın âmin. [10]

 basa dön

 

İKİNCİ CÎLDÎN SONU

 

İŞBU   İKİNCİ   CÛLTTEKΠ MES'ELELEHİN   BAŞLICA   ME'HAZI.ARI HANEFΠ KİTAPLARINDAN   :

 

Mebsut-i Hulüvanî. Mebsut-i Serehsî, Mııhit-İ Burhanı. El Bednyi'. KâfiIH'Hakim. El Bidâye. İnâye. Kifaye alel'Hidâye. Fethiil'kadir. El bahriirrâik. MinhetürHalik, Minen ül'Gaffar. TebyinüTHakâik = Zeyleî Kuhüstanî. Dürrül'Müntekâ. Diirer, Gurer. ŞiU-ünlmlâli. OamiÜTfüsüIeyn. Mecmeül'enhür. Tenviriil ebsâr. Eddürrül'nıııhtar, Red-düTMuhtar. Tekmile-i ReddU'Muhtar. Essirâcül'vehhâc, Elcevheretül'nıünîre. Velvâİİ-ciyye. Hizanetül'fetavâ. Feyzi Gereği İmadlyye. Eşbah. Hemevî Hİndiyye. Bez?.aziy-ye. Kâzi han. Tatarhaniyye. Tenkih-i Hamidî. Şerh-İ manzumei-i Makdisî. İbn-i Nü-coym fetvası. AJİ efendi fetavâsı. Feyziyye, Behce, Netice, Abdürrahim Fetvaları. İla­veli mecmua-i cedide, Kitabün.nefçhat. [11]

 

Maliki Kitaplarından  

 

Muhtasar-ı Ebizziyâ. Şerh-İ TCbU'Berekât. Şerh-i Muhamnıedil'- Hirşî. Haşiye-i Dü-sfiki. Haşiye-i Aliyyil'Adevî. Minehül'celîl. Teshilii MinehU'celîl. Kifayetüftalib. Kifaye-tüt Talib Hafiyesi. Fetlıül'Uiâ. Fetlıijl'celilüssemed   =   Elamelij-yatül'amme. [12]

 

Şafiî Kitaplarından  

 

Kîtübül Ümm. Muhtasar-ı İs-mailil Müzeni. El Minhac. Tuhffctürmuhtao. Nıhayeîiü'-muhtac. Haşiye-i  Ahraed ibni  Kasını.  Haşiye-i Abbil'Hamİdl  Şirvanî. [13]

 

Hanbelî  Kitaplarından  

 

El Muğni. El Mııkni. Rezvül'Merbe', ŞerhüTMüntehâ. Şerhü delilit Tâllb. Neylül Meârib, Keşjşafül  Kına.[14]

 

Zahirîyye Kitaplarından  

 

El Muhali'. lâ  ibn-i Hazm. [15]

 

basa dön
 

[1] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/495.

[2] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/495-500.

[3] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/500-506.

[4] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/506-508.

[5] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/508-509.

[6] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/509-510.

[7] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/510.

[8] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/511.

[9] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/511-514.

[10] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/514-517.

[11] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/518.

[12] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/518.

[13] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/518.

[14] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/518.

[15] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiye ve Istılahatı Fıkhiyye KAMUSUBilmen Basım ve Yayınevi:2/518.

basa dön