Ariyetlerde Zamani İcab Edib Etmeyen Haller : 3

Ariyetlere Aid Dâvalar Ve Beyyineler 6

ONBİRİNCİ KİTAP. 7

MUKADDİME.. 8

Hibelere Müteallik Bazı  Istılahlar 8

(BİRİNCİ BÖLÜM) 8

HİBE AKDİNE DAİR UMUMİ  MALÛMATI   MUHTEVİDİR. 8

Hibenin  Rüknü,  İnikadı  Ve Tamamiyyeti 8

Hibenin Ve Sadakanın Hükümleri  : 11

Hibenin, Sadakanın Vasfı Ve Hikmeti Şer'iyyesi  : 12

Hibenin Sıhhatinin Şartları  : 12

İvez Şartiyle Yapılan Hibeler 16

Muşa An Vuku Bulan Hibeler 17

Borçların Hibe Ve İbrası 21

Kasırlara Yapılan Hibeler  : 22

Marizlerin Hibesi 24

(İKİNCİ  BÖLÜM) 26

HİBELERDEN RÜCUA, İBAHALARA VE BU BABDAKİ  DÂVALARA MÜTEALLİK AHKAMI  HAVİDİR. 26

Hibeden Rücua Mani Olmayan Haller 26

Hibeden Rücua Mani Olan Haller 28

Evlâda, Akribaya, Ahibbaya Verilen Hediyyeler, Yapılan Hibeler 31

İbaheye Ve  İhlâle  Dair  Bazı   Meseleler 33

Hibelere Müteallik Dâvalar, Beyyineler 34

ONİKİNCİ KİTAP. 35

MUKADDİME.. 35

VAKIFLARA DAİR  BAZI  İSTILAHLAR  HAKKINDADIR.. 35

Vakıflara Dair  Fıkhî  İstılahlar 35

(BİRİNCİ BÖLÜM) 41

VAKIFLARA DAİR UMUMİ MALÛMATI  MUHTEVİDİR. 41

Vakıfların Rükünleri, Hükümleri 41

Vakıflarin Sebebi, Hikmeti Teşriiyyesi 43

Vakıfların Nevileri Ve Tarihçesi 43

Vakıflarda Müstamel Kelimeler : 46

Vakıfların  Sıhhatinde Şart Olan Şeyler 47

Vakıfların Sıhhatinde Şart Olmayan Şeyler  : 50

Bazı Sahih Olub Olmayan Vakiflar : 51

Vakıflara Zikr Edilmeksizin Dahil Olub Olmayan Şeyler: 53

Hasta Olanların Yaptıkları Vakıflar  : 54

Vakıfların Birer Akdi Lâzım Olub Olmaması Hususundaki İhtilâf. 56

Vakıflara Müteallik Umumi Kaideler : 60

Vakıflardaki  Şartlara Riayet Lâzım Olub Olmaması 63

Vakıflardaki Şartların Tebdil Ve Tahsis Edilib Edilmemesi : 66

Vakıfların İstibdal Edilib Edilmemesi 67

(İKİNCİ BÖLÜM) 68

VAKIFLARIN MUHTELİF MEŞRUTUN LEHLERİ HAKKINDA UMUMİ MALÛMAT. 68

Vâkıfların  Kendi  Şahıslarına  Meşrut Vakıflar   : 69

Evlâd Ve Ahfada Meşrut Vakıflar 69

Nesle,  Zürriyete,   Ehli   Beyte,  Akaba,  Varise  Meşrut Vakiflar 72

Karabete, Akriba,   Erham, Ensab, İyal  Namına Meşrut Vakıflar 73

Cîran   =  Komşular  Namına  Meşrut Vakıflar 75

Fukaraya Meşrut Vakıflar 75

Uteka Ve Mevali  Namına  Meşrut Vakıflar 78

Fukahaya, Sulehaya, Guzata, Müessesatı Hayriyeye Meşrut Vakıflar 78

 

 

 

 


Ariyetlerde Zamani İcab Edib Etmeyen Haller :

 

264 -  :  Sabiyyi mahcur, bir şahsın malını ariyet olarak ahb istihlâk etse üzerine zaman lâzım gelmez. Çünkü o şahıs bu malı istihlâke maruz bırakmışdır. Fakat böyle bir çocuk başkasının malını rızası olmaksızın alıb itlaf etse zamin olur, îmam Ebu Yusüfe göre mahcur bir çocuk kendisine ariyet veya borç verilen veya satılıb teslim edilen bir malı itlaf etse üzerine zaman lâzım gelir.

265 - : Sabiyyi me'zun, kendi malını bir şahsa iare edebilir, çünkü bu iare ticaretin tevabiindedir,  buna lüzum  görülebilir.  Fakat her  hangi bir sabinin malını babası veya vasisi iare edemez.     Çünkü bu    bir teberrüı mahzdır. Bunların ise çocuğun malında teberrüa haklan yokdur.  Binae­naleyh iare edib de telef olsa zamin olur. Ve bunları istimal eden müsteîr üzerine ecri misi lâzım gelir. Bunların mallarını hâkim de iare edemez. Bah­ri Raik, Dürri Muhtar.

Ammei meşayihin kavli böyledir. Bazı müteahhirine göre baba evlâdının malını iare edebilir, hâkim de yetimin malını ariyet verebilir. Hindiyye, Mültekit.

266 - : Bir kimsenin ariyet olarak alıb bir çocuğun boynuna yanında gözedici olmaksızın takmış bulunduğu gerdanlık çahnsa bakılır  Eğer o çocuk üzerindeki eşyayı hıfza kadir ise zaman lâzım gelmez, amma kadir değilse muhafazasındaki taksirinden dolayı o kimseye zaman lâzım gelir.

267 - : Müsteîr, kendi teaddîsi veya taksiri sebebiyle telef veya zayi veya kıymetine noksan arız olan bir ânyetden dolayı zamin olacağı gibi böyle bir teaddîden veya taksirden sonra her hangi bir sebeple olursa olsun ariyet telef veya zayi olsa veya kıymetine noksan gelse bu halde de zamin olur. Çünkü âriyetde vifaka avdetle teaddî, taksir nihayet bulmuş sa­yılmaz. Bu teaddî veya taksirden dolayı müstaîrin yedi emaneti bir yedi gasbe tahavvül etmiş olacağından ariyeti sahibine olduğu gibi teslim edin­ceye kadar yedi zaman, yedi emanete münkalib olmaz.

Meselâ : müstaîr, iki günde varılacak bir mahalle ariyet hayvan ile bir günde varıb da hayvan telef olsa veya zayıflayıb kıybetine noksan gelse bu teaddîden dolayı kendisine zaman  lâzım  gelir.

Kezalik : muayyen bir mahalle kadar yalnız gidilmek üzere ariyet alı­nan hayvan ile o mahalle gidîlib de daha ilerisine tecavüz edildikden sonra hayvan kendi kendine telef olsa müsteîre zaman lâzım gelir, velev ki bilâ­hare muayyen mahalle avdet edilmiş olsun, çünkü muayyen mahalli tecavüz etmekle gâsıb olmuşdur. Böyle bir ariyet sahibine salimen red edilinceey kadar zamandan kurturulmaz. Bunda ittifak vardır. Hİndiyye.

268 - : Muayyen bir mahalle gidilib gelinmek üzere ariyet alman hay­van ile o mahal tecavüz edildikden sonra salimen o mahalle avdei eylese esah ve muhtar olan kavle göre müsteir, vediada olduğu gibi -zaman­dan berî olur. Binaenaleyh bu hayvan daha sonra teaddî ve taksir bulun­maksızın telef olsa müsteîre zaman lâzım gelmez. Hindiyye.

269 - : Bir yere gitmek üzere mutlak suretde ariyet alman bir hayvan ile oraya gidilib gelinebilir. Meselâ ; Bir kimse Istanbuldan Çekmeceye ka­dar bir hayvan istiare etse bununla oraya gidib gelebilir. Çünkü bu ariyetin sahibine reddi müsteîr üzerine lâzımdır. Müsteîr ise ancak bu gelmekle bu­nu red edebilir. Bir de iare bir teberru olduğundan bunda tesamüh carîdir. Binaenaleyh takyid bulunmadıkça bu hareket, bir teaddî sayılarak telef vu­kuunda zamanı icab etmez.

270 -: Muayyen bir mahalle gitmek üzere ariyet alman hayvan ile yol­lar müteaddid olunca müsteîr, âdet üzere, nâsın gidib geldiği yolların her hangisinden dilerse gidebilir. Amma mutad olmayan yoldan gidemez, gider de hayvan telef olursa zamin olur. Çünkü örf ile tayin, nas ile 'tayin gibidir.

Kezalik : Muîr, gidilecek yolu tayin etdiği halde müsteîr, başk abir yol­dan gidib de hayvan telef olsa bakılır : Eğer bu yol tayin edilen yoldan daha uzak veya gayri me'mun veya hilafı mutad ise müsteîre zaman lâzım gelir. Amma bu yol böyle değilse zaman lâzım gelmez. Çünkü bir §eye izin, onun misline ve madununa da izindir.

271  - :  îarenin zaman veya mekân ile takyidi  muteber olduğundan buna muhalefet zamanı mucib olur.

Meselâ : Üç saat binmek üzere ariyet alınan bir hayvana dört saat bini-lemez. Binilir de badehu telef olursa zaman lâzım gelir.

Kezalik : Bir mahalle gidilmek üzere ariyet alınan hayvan ile başka ma­halle gidilemez. Velev ki bu mahal daha yakın olsun.. Hilâfına hareket edilib hayvan ölür veya kıymeti azalırsa müsteîre tazmini icab eder.

Müsteîr, hayvana fazla saat binmekle veya onunla başka mahalle git­mekle beraber hayvanı hiç zarar isabet etmeksizin sahibine red ve teslim etse kendisine bu muhalefetinden dolayı bir ücret lâzım gelmez. Çünkü bu te­addî esnasında hayvan, müsteîrin zamanı altında bulunmuşdur. Zaman ile ücret ise içtima etmez. Sürretül'fetavâ, Miratı Mecelle, Gasb mebhasine müracaat!.

272 - : Muîrin tayin etdiği mahalle sehven muhalefet dahi zamanı mucibdir.

Meselâ : Bir kimse, Edirneye gitmek üzere hayvanını ariyet almak üze­re bir şahsa gönderdiği resulü bu şahısdan hata ederek hayvanı Çekmece­ye gitmek üzere ariyet almış iken o kimse bunu bilmiyerek bu hayvan ile Edirneye gitse de hayvan telef olsa veya kıymetine noksan gelse bunu za­min olur. Çünkü muîrin buraya gidilmesine müsaadesi bulunmamışdır. O kimse zamin olduğu şey ile resulüne rücu edemez. Fakat o kimse bu hayvan ile Çekmeceye gitse de hayvan telef olsa üzerine zaman lâzım gelmez. Çün­kü muîrin buraya gidilmesine rızası bulunmuşdur.

273 - : Müsteîr, bir nevi intifa ile mukayyed olan âriyetde bu intifam fevkine tecavüz edemez, amma bu intifaa müsavi veya ondan hafif surette tasarruf edebilir.

Meselâ : Şu kadar ağırlıkda buğday yüklemek için ariyet alman hayva­na o kadar ağırlıkda demir veya taş yükletilemez. Yükletilir de badehu hayvan telef olursa zaman lâzım gelir.

Kezalik : On kile buğday yerine on kile buğday ağırlığında saman yük­letilemez. Çünkü saman hayvanın arkasında daha çok yer kaplıyarak ona zarar verir.

Kezalik : Binmek için ariyet alınan hayvana yük yükletilemez. Fakat buğday için istiare olunan hayvana ana müsavi veya andan hafif bir yük, meselâ : arpa yükletilebilir. Ve yük için ariyet alınan hayvana binilebilir. Bu halde telef vuku bulsa zaman lâzım gelmez. Hindiyye. Bahri Raik, Reddi Muhtar Tekmilesi.

274 - :  Bir kimse muayyen araziyi nadas etmek  =  sürüp hazırlamak için ariyet aldığı hayvan ile başka araziyi nadas etse de hayvan istimal es­nasında telef olsa zamin olur. Çünkü arazi nadas hususunda mütefavitdir. Binaenaleyh bunda tayin muteberdir. Haniyye.

275 - : Müsteîr, muîrin tayin etdiği mikdara muhalefet edib hayvana ziyade yük yüklemiş, meselâ : yüz kıyye yağ yerine yüz elli kiyye yağ tah­mil etmiş, hayvan da ölmüş olunca bakılır  : Eğer hayvan bu yükün mec-muuna mütehammil bulunmuş ise müsteîr, yalnız ziyade mikdarı zamin olur. Ve eğer mecmuuna mütehammil bulunamamış ise tam kıymetini ödemesi icab eder.

Meselâ : On kile buğday yükletilmesine izin verilen bir hayvana on beş kile buğday yükletilmiş, hayvan da esasen bu on beş kileye mütehammil bulunmuş ise telefi halinde müsteîr, beş kile nisbetini, yani hayvanın kıy­metinin üçde birini zamin olur. Çünkü on kile yüklemeğe mezun bulunmuşdur.

Amma hayvan on beş kile götürmeğe mütehammil bulunmamış İse ta­mam kıymetini tazmin lâzım gelir.  Hindiyye, Mir'atı Mecelle.

276 - : Ariyet hayvana müsteîr iie  beraber başkası  da  redif olarak binse de hayvan telef olsa bakılır : Eğer hayvanın böyle iki şahsı taşımaya tahammülü bulunmuş ise müsteîr bunun yalnız yarı kıymetini zamin olur. Çünkü telef hâdisesi me'zun fi'l ile gayri me'zun fil neticesinde vuku bul­duğundan kıymet bu iki fi'le taksim edilir, me'zun fi'le isabet eden kıymet, heder olur. Amma hayvanın böyle iki şahsı .taşımaya tahammülü bulunma­mış ise müsteîr, bunun tam kıymetini tazmin eder.

Redif olan bir çocukdan ibaret olduğu atkdirde hayvan her ikisinin ağırlığına mütehammil bulunmuş ise telefi takdirinde yalnız çocuğun ağır­lığı nisbetinde zaman lâzım gelir. Meselâ : Müsteîr altmış, çocuk da yirmi kilo ağırlığında bulunsa hayvanın kıymetinin seksende yirmisini tazmin icab eder. Fakat mütehammil bulunmamış ise kıymetinin tamamını ödemek lâ­zım gelir. Hindiyye.

277 - : Bir mahalle gidilmek üzere ariyet alınan hayvan ile o mahalle gidilmeyib de ahırda tutulmakla hayvan telef olsa bazıfukahanın beyanına nazaran müsteîre zaman lâzım gelir. Çünkü hayvanın ahırda mahbus tutul­ması hayvana muzirdir. Bu hayvan ise zehab için iare edilmişdir. imsak için değil. Haniyye, Reddi Muhtar tekmilesi.

278 - : Bir hayvan veya elbise mekân itibariyle mutlak suretde ariyet almsa, meselâ :  bir ay kullanılmak üzere ariyet ahmb da nerede kullanı­lacağı söylenilmese bu ariyet, alındığı belde içinde kullanılmaya hami olu­nur. Müsteîr, bunu o belde haricinde istimal edemez, eder de telef olursa zamin oiur. Vâkıât.

279 - :  îarde müfid olan şarta riayet edilmemesi zamanı mucibdir.

Meselâ : Muîr, müsteîre hitaben «Sana ariyet verdiğim hayvanın yula­rını elinde tut, salıverme, hayvan ancak böyle zabt edilebilir» deyib o da «peki» dediği halde bir müddet sonra yularını salıvermekle hayvan hızlı yü­rüyerek düşüb telef olsa tazmini lâzım gelir. Reddi Muhtar tekmilesi.

280 - :  Müsteîr, ariyet hayvanı    sokakda terk ederek hanesine veya mescide girse de hayvan gözünden gaib oldukdan sonra zayi olsa hıfzındaki iksirinden dolayı üzerine zaman lâzım gelir. Gerek kapıya bağlamış olsun 'e gerek olmasın.

Amma hayvanı gözünden gaib olmayacak bir tarzda haricde bırakmış ise ziyamdan dolayı zaman lâzım gelmez. Çünkü bu takdirde taksir edilmiş ol­maz. Hızanetül'müftîn.

Nitekim müsteîr, sahrada ariyet hayvandan inib yularım imsak etdiği halde namaz kılmakla hayvan boşanarak gaib olsa müsteîre zaman lâzım gelmez. Çünkü bu hususda muteber olan, ariyeti göze görünmiyecek bir hal­de bırakmanıakdır. Hindiyye, Zahiriyye.

281 - : Müsteîrin mer'aya, yani otlağa salıverdiği ariyet hayvan telef olsa bakılır  :  Bulunduğu yerde ariyet    hayvanların mer'aya salıverilmesi âdet ise zaman lâzım gelmez, âdet değilse veya âdet, müşterek ise, yani : mer'aya salıverilmesi de verilmemesi de mutad ise zaman lâzım gelir. Bahri Raik.

282 - :  Müsteîr,  ariyet malı Önüne koyub oturarak uyuşa da o mal çahnsa üzerine zaman lâzım gelmez. Bu hal gerek seferde ve gerek ha-zerde vuku bulsun müsavidir. Amma muztacian = yan üstü uyumuş olursa bakılır : Bu hal, hazerde vuku bulmuş ise zaman lâzım gelir, seferde vuku bulmuş, ise zaman lâzım glemez. Ariyet başı altında bulunmuş olduğu tak­dirde de muhafazasında taksir etmiş sayılmayacağından üzerine zaman te­veccüh etmez. Hindiyye. Kınye.

283 - : Bir kimse, bir yere gitmek üzere ariyet aldığı hayvanın, yula­rını elinde tuttuğu halde kır bir yerde uykuya dalsa da bir şahıs tarafından yuları kesilerek hayvan çahnsa o kimseye zaman lâzım gelmez. Çünkü mu­tad hıfzı terk etmiş sayılmaz. Fakat yuları uzatılarak kesilecek bir tarzda tutmuş, hırsız da bunu uzatıp kesmiş bulunursa zaman lâzım gelir. Çünkü yuları bu tarzda tutmak haycanı tazyf demekdir.

Maamafih denilmişdir ki : bu, yan üstü yatıp uyuduğu takdirdedir. Otu­rarak uyumuş olunca her halde zaman lâzım gelmez. Nitekim hayvanı önün­de bulundurub yularını tutmaksızın oturarak uyuduğu takdirde de zaman lâzım gelmez. Haniyye.

284 - : Bir kimse, âriyeten içinde oturduğu hanenin ocağında mutad-dan ziyade ateş yakmakla hane muhterik olsa üzerine zaman lâzım gelir. Fetavâyi Abdirrahim.

285 - : Bir kimse ariyet aldığı libası veya sargıyı veya kılıcı sahibinin izni olmaksızın ahb sefere çıksa telefi takdirinde zamin olur. Fakat ârıye aldığı çadırı, mahfeyi ahb sefere çıksa zamin olmaz. Hindiyye, Fusuli diyye.

286 - : Bir kimse, ariyet aldığı destereyi ağaç keserken   iki parça olsa zamin olmaz. Fakat sahibinin izni olmaksızın demirciye verib birleştirse sahibinin hakkı münkati olur, onun kırık olduğu haledeki kıymetini zamin olur. Veciz.

287 - : Bir kimsenin içinde yemek pişirmek için ariyet aldığı kab, ate­şin üstünden kaldırırken veya odadan çıkarırken elinden düşerek kırılsa -sahih olan kavle göre -tazmini lâzım gelmez. Hindiyye, Kınye.

288 - : Müsteîr, elinde bulunan ariyeti bir yerde unutarak bırakıb git­mekle zayi olsa zamin olur. Sıraciyye.

289 - :  Müsteîr,  ariyet kitab  elinde  zayi olduğu  halde  muîrin talebi üzerine kitabı kendisine red edeceğini va'd etse de bilâhare zayi olduğunu -haber verse sözlerindeki    tenakuza mebni bu kitabı    tazmin etmesi lâzım gelir.

Fakat bazı fukahaya göre müsteîr, eğer o kitabın bulunmasından ümi­dini kesmemiş ise zamin olmaz. Mecmaüzzamanat.

290 - : Bir kimse, ariyet aldığı kitabda hata görürse sahibinin razı ola­cağını bildiği takdirde ıslah    edebilir. Terk ederse asim olmaz. Bundan Kur'anıkerîm müstesnadır. Onun yazısında bir noksan bulunursa münasib bir yazı ile ıslahı vacib olur. Eddürerül'muhtar.

291 - : Bir kimse, kendisiyle başaksı   arasında müşterek, olan bir malı şerikinin izni olmaksızın bir şahsa ariyet verib de onun elinde telef olsa şe­rikinin hissesini zamin olur. Abdurrahim Fetavâsı.

292 - :  Bir çocuk diğer bir çocukdan kendisine aid olmayan bir malı, meselâ : bir sanat âletini ariyet ahb da elinde telef olsa bakılır ; bunu ve­ren çocuk -ticarete -mezun ise kendisine zaman lâzım gelir. Müsteîr olan çocuğa lâzım gelmez.  Amma mahcur ise  mal sahibi  muhayyerdir;   malını dilerse müsteîr olan çocuğa ve dilerse muîr olan çocuğa    tazmin etdirir. Haniyye.

293 - : Ariyet hakkındaki teaddî,. müsteîr tarafından değil de başkası tarafından, meselâ : Müsteîrin oğlu cihetinden vuku bulsa zaman, bu teaddî eden şahsa teveccüh eder.

294 - : Bir kimsenin mahcur kölesi, bir şahısdan ariyet aldığı bir şeyi istihlâk etse tazmini o kölenin azad edilmesine tevkif edilir, yoksa o kimseye zaman gelmez. Ali Efendi Fetavâsı.

295 - :  Mütegallibeden bir kimse, ariyeti müsteîrin veya hizmetkârı­nın elinden tegallüben ahb müsteîr bunu defa kadir olmasa üzerine zaman lâzım gelmez. Netice.

Kezalik : Müsteîrin hanesi yanıb içindeki ariyeti tahlis mümkün olmasa üzerine zaman lâzım olmaz. Abdurrahim Fetavâsı.

Kezalik : Ariyet sefine, fırtınadan batsa veya ariyet hayvan yolda kuttaı tarik tarafından alınsa müsteîre -teaddîsi bulunmadıkça -zaman lâzım gelmez. Feyziyye.

296 - : Bir malın bir şahsa ariyet verilmesini tavsiye eden, meselâ o şahsın müstakim bir kimse olduğunu söyliyen zata o malın iare edilib bilâ­hare itlaf edilmesinden dolayı bir zaman teveccüh etmez, Abdurrahim Fe­tavâsı.

297 - : Müsteîr, ariyeti bir emine îda edebilir. Badehu ariyet müstev da'ın elinde teaddîsi ve taksiri bulunmaksızın telef olsa tazmini lâzım gel­mez. Çünkü cevazı şer'î zamana münafidir.

Meselâ : Bir mahalle gidib gelmek üzere ariyet alınan bir beygir, oraya varıldıkda birisine vedia bırakıldıkdan sonra kendi kendine telef olsa müs­teîre zaman lâzım gelmez. Meğer ki muîr, kendisini îda'dan nehy etmiş ol­sun. Müfta bih olan budur.

Fakat bazı fukahanın tashihine göre müsteîr, me'zun olmadıkça ariyeti başkasına îda' edemez. Bu kavle nazaran müsteîr, ariyeti bir ecnebi ile muîre gönderdiği halde ariyet, kablelvusul telef olsa müsteîre zaman lâzım gelir. Çünkü o ecnebiye îdaa salâhiyeti yokdur, Mecmaül'enhür, Dürri Muh­tar, Ali Efendi.

298 - : Müsteîr, muîrin izni olmaksızın ariyeti başkasına icar veya ter hin edemez. Çünkü icar ile terhin, iarenin fevkinde olduğundan bir şey kendi mafevkini müstelzim olmaz.

Ve bir kimse bir beldedeki borcuna rehn bırakmak üzere ariyet aldığı inalı başka beldedeki borcuna terhin edemez. Eder de ariyet telef veya zayi olursa müsteîre zaman lâzım gelir. Çünkü şarta muhalefet etmiş olur,

299 - : Müsteîr, ariyeti muîrin izni olmaksızın başkasına icareye ver­mekle telef olsa muîr muhayyerdir : Dilerse ariyeti müsteîre tazmin etdirir. Müsteîr artık müstecire rücu edemez. Çünkü zaman ile ariyet malik olmuş olacağından âdeta kendi malını icareye vermiş gibi olur. Ve teaddîsi, taksiri olmayan bir müstecire rücu edilemez. Şu kadar var ki bu, bir gasb şeklinde vuku bulmuş olacağından müsteîr bunun kira bedelini tesadduk etmelidir, imamı Âzam ile imam Muhammedin reyleri bu veçhiledir. Muîr dilerse bu­nu müste'cire tazmin etdirir, o da bunun ariyet olduğunu bilmemiş ise müs­teîre rücu eder. Çünkü aldanrmş olur. Amma bilmiş ise rücu edemez. Mec­maül'enhür, Mir'atı Mecelle.

300 - :  Müsteîr, ariyeti bilâ izin icareye verince bu bir icarı fuzulî olub muîr, muhayyer bulunur. İcazet şartları mevcud olduğu takdirde ica­zet verirse icar, nafiz ve muteber olur. icazet vermediği takdirde ariyeti mevcud ise aynen  istirdad eder.

301 - : Müsteir, ariyeti sahibinin izni olmaksızın rehn verdikde bu, bir rehni fuzulî olub muîr muhayyer bulunur. Rehne icazet verirse tamam ve nafiz olur. icazet vermezse ariyeti mevcut ise aynen istirdad edebilir. Te­lef veya zayi olmuş ise bunu dilerse müsteîre ve dilerse mürtehine tazmin etdirir. Müsteîre tazmin etdirince rehnin böyle başkasına fuzulî olarak rehn verildiği zamandaki kıymeti muteber olur. Bu halde müsteîr, bu ariyet mala zaman sebebiyle malik olmuş olacağından kendi malını terhin etmiş sayılır. Binaenaleyh mürtehin hakkında rehn hükmi cereyan eder, mukabilinde borç sakıt ulur. Muîr, bunu mürtehine tazmin etdirdiği takdirde mürtehin bunun­la râhin olan müste're rücu edemez, mürtehin, rahinin    müsteîr olduğuna vâkıf olsun olmasın müsavidir. Çünkü bu takdirde mürtehin bu zaman ile rehne mâlik bulunmuş ve bu rehn, kendi malı olmak üzere telef olmuş olur. Bu halde kendi alacağım rahinden ister. Zira bu alacağa mukabil rehn ol­madığı tebeyyün etmiş bulunur. Reddi Muhter tekmilesi.

302 - : Terhin için ariyet alınan mal, mürtehinin elinde borcun tediye sinden sonra helak olsa mürtehin, rahinden borç namına kabz etdiğini ra-hine red eder, râhin. de bu mikdarı muîre verir. Mecmaüzzamanât.

303 - : Rehn verilmek üzere ariyet alınan mal, mürtehine teslim olun-dukdan sonra henüz borç tediye edilmeden veya tediye edildiği halde mür­tehinin elinde telef olsa müsteîr olan rahin üzerine    zaman lâzım gelmez. Çünkü mutlak suretde iare edümişdir. Fakat borç tediye edilir edilmez ari­yetin muîre iadesi meşrut bulunmuş olursa buna muhalefet    zamanı icab eder. Şöyle ki  :  Borç ödendiği halde ariyet sahibine red edilmez de telef olursa tazmini lâzım gelir. Çünkü bu halde iare muvakkat olmuş olmakla kayd, muteber bulunmuşdur. Bahri Raik, Reddi Muhtar tekmilesi.

304 - : Bir kimse bir zata rehn vermiş olduğu yüzüğünü o zatın tezey-yün için parmağına takmasına müsaade    vermiş olsa da bu yüzük o zatın parmağında iken gaib olsa mukabilinde borç sakıt olmayıb alâ hâlihi kalır. Çünkü  bu halde  yü2ük  ariyet bulunmuş  olur.   Fakat yüzük  parmağından çıkarıldıktan sonra zayi olsa mukabilinde borç sakıt olur. Zira bu halde reh-niyyete avdet eder. Bir de yüzüğü şahadet parmağına takması emr olun­muş olsa telefi takdirinde borç sakıt olur. Çünkü bu veçhile emr, yüzüğü hıfz içindir, yoksa onunla intifa için değildir. Haniyye.[1]

 basa dön

 

Ariyetlere Aid Dâvalar Ve Beyyineler 

 

305 - : Müsteîr, ariyeti muîre reddettiğini iddia, muîr de inkâr etse söz maalyemîn müsteîrindir. Çünkü emindir, zamanın lüzumunu münkirdir, bu iddiasını isbata mecbur değildir.  Fakat müsteîr,  ariyeti red etdiğini  iddia ve isbat etdiği halde muîr de ariyetin müsteîr elinde teaddîsile telef olduğunu dâva ve isbat eylese muîrin beyyinesi tercih olunur. Vecîz. Çünkü hilafı zahiri müsbit olan beyyine müreccahdır.

306 - : Müsteîr,  ariyetin elinde  telef  olduğunu hali sıhhatinde veya hali marazında iddia,  muîr de teaddî  veya taksir vukuunu dâva etse söz maalyemîn müsteîrindir.  Çünkü o emindir.

307 - : Bîr kimsebir  şahsın  bir  malını  istimal   etdikten  sonra  bunun kendisine ariyet verildiğini iddia,  o şahıs da bunun ana İcareye verilmiş bulunduğunu dâva etse söz o kimsenin olur. Çünkü ücreti münkirdir. Hin-diyye.

308 - : Müsteîr, kendisine verilen hayvanın ariyet olub teaddîsi ve tak­siri olmaksızın telef olduğunu iddia, sahibi de bunun    kendisinden gasben alındığını dâva etse müsteîr o hayvana binmemiş ise zamin olmaz. Hindiyye.

309 - : Müsteîr, ariyet hayvana teaddîde bulundukdan sonra bunu muî­re salimen reddetdiğini iddia, muîr de bunun teaddî vuku bulduğu esnada telef olduğunu dâva etse muîrin beyyinesi tercih olunur.

310 - : Müsteîr, âriyetde zamanı icab eden bir fi'li, muîrin izniyle yap dığım iddia etdikde bakılır: Muîr, bunuikrar ederse zaman lâzım gelmez. İn kâr ederse müsteîrden iddiasına beyyine istenir, ikame ederse zamandan kurtulur, ikame edemesse muîr tahlif olunur. Muir, yemin ederse müsteîre zaman lâzım gelir. Yeminden nükul ederse zaman lâzım gelmez. Reddi Muhtar tekmilesi.

311 - : Müsteîr, ariyeti istirdad için kendisine muîrin emr etdiğini söy-liyen bir şahsa verdikden sonra muîr, o şahsa bu veçhile emr etmiş oldu­ğunu inkâr etse bakılır : Müsteîr, bu emri isbat ederse zamandan kurtulur. İsbat edemezse söz malyemîn muîrin olur. Bu halde o veçhile emr etmediği­ne yemîn edince müsteîr ariyeti zamin olur. Ve müsteîr zamin olduğu §eyin misliyle o şahsa rücu edemez.    Çünkü onu tasdik etmişdir.    Muîrin inkârı, müsteîr hakkında bir zulm demekdir, mazlum ise başkasına zulm edemez.

Fakat müsteîr, o şahsı tasdik ve tekzib etmemiş ve yahut tasdik etmekle beraber zamanı şart koşmuş ise ona verdiği ariyeti tazmin etdirebilir.

312 - : Muîr ile müsteîr, ariyet malın kıymetinde ihtilâf etseler beyyi ne muîrin, söz ise maalyemîn müsteîrindir.

313 - : Muîr ile müsteîr, iareye aid zamanda, mekânda, mesafede ve­ya nev'i intifa ile takyid ve ıtlakda    ihtilâf etseler söz maalyemîn muîrin olur. Cevahirülfıkh. Çünkü muîr, mal sahibi olduğundan malının menfaati­ni, başkasına ne veçhile temlik etdiğini daha iyi bilir. Bir de asıl iarede söz muîrin olduğu gibi sıfatında da onundur.

314 - : İstiare, temellük iddiasına manidir.

Binaenaleyh bir kimse, bir şahısdan ariyet isteyib aldığı araziyi bir kaç sene zabt etdikden sonra o şahıs, bu araziyi istirdad etmek isteyince : «Bu arazi istiareden evvel benimdir» diye dâva etse mesmu olmaz. Abdurrahim Fe ta vâsi. Çünkü tenakuzda bulunmuş olur,

315 - : Müsteîr, yalnız araziyi, üzerine bina yapmak veya ağaç dikmek üzere istiare etmiş    olduğunu ve binaenaleyh üzerindeki binaların veya ağaçların kendisine aid bulunduğunu iddia,  muîr de bu  araziyi üzerindeki ebniye ve eşçar ile birlikde iare etmiş olduğunu dâva etse söz muîr in olur. ikisi de beyyine ikame edecek olsa mu îr in beyyiııesi tercih olunur. Ilindiyye.

316 - : Rehn verilmek üzere istiare olunan bir mal, daha rehn verilme­den veya rehnden fek edildikden sonra müsteîrin yanında telef olsa zaman lâzım gelmez. Bu cihetle aralarında ihtilâf zuhur edib muîr, ariyetin mür-tehin yanında helak olduğunu veya kıymetine noksan geldiğini dâva, müs­teîr  de  daha  rehn  verilmeden  veya rehn  verilib  badehu  fek  edildiğinden sonra kendi yanında helak olduğunu veya kıymetine noksan geldiğini iddia etse söz maalyemîn müsteîrin olur. Mecmauzzamanât.

317 - :  Âriyetden ne mikdarının rehn verilmesine muîrin müsaade et-diği hususunda ihtilâf    olunsa söz muîrin olur. Çünkü aslını    inkâr da sÖx muîrin olduğundan vasfını inkârda da söz onundur. Mecmauzzamanât.

318 - : Ariyet verilib telef olmuş olan bir mala bir müstahik çıkıb bu malın kendisine aidiyetini isbat edince «Bunu başkasına satmadığına veya bağışlamadığına» dair kendisinden beyyine talcb edilemez. Fakat muîr, bu malın müstahik tarafından kendisine satıldığım veya bağışlandığını,  veya başkasına iare edilmesine izin verildiğini bilâ beyyine iddia ederse müsta-hikka yemin  tevcih olunur.  Yumindun  nükûl ederse nıuîre kıymetini üiznıin etdiremez. Reddi Muhtar tekmüesi.

319 - : Bir kimse kızına emsali veçhile cihaz verdikden sonra bunların ariyet olduğunu inkâra mukarin iddia etse    bakılır  :  Eğer bir babanın bu kabil şeyleri temlik suretiyle vermesi muttarid suretde örf ve âdet ise ari­yet hakkındaki sözü kabul olunmaz. Çünkü zahiri hal kendisi mükezzib ol­muş olur. Fakat Örf ve âdet böyle değilse veya bu hususda örf, muttarid olmayıb müşterek olursa, yani : bazan öyle bazan böyle olursa söz o kimse­nindir. Nitekim öyle bir kıza verilecek cihazdan fazla eşya verilmiş olunca da söz babasımndır.

Ana ile sair velîler de bu hususda baba gibidirler.

320 - :  Bir müteveffanın zevcesi elinde bulunan eşya hakkında ihtilâf vuku bulub zevce, bu eşyanın kendisine müteveffa tarafından hali hayatın­da hibe edilmiş olduğunu iddia, vârisler de ariyet verilmiş olduğunu dâva etseler söz varislerin olur. Abdurrahim fetavâsı.

321 - : Müsteîr, mücehhilen, yani : ariyetin halini beyan etmeksizin vefat etse varisleri de bunu bilmeseler ariyet mal, vediada olduğu gibi te-rikesinden tazmin edilir.

(Bu babda Hanbelî fukahasının bazı akvali  :

(1) : Muîr ile müsteîr, ariyetin reddedilib edilmediğinde ihtilâf etseler söz maalyemîn reddi inkâr eden muîrindir. Çünkü asi olan ademi reddir. Nitekim borçlu borcunu eda etdiğini iddia etse söz bunu inkâr eden alacak­lınındır.

(2) : Bir malın sahibi iare dâvasında, kabızı da vedia iddiasında bu­lunsa söz maalyemîn sahibinindir. Bu halde mal telef olmuş ise bunun kıy­metine müstahik olur, ücret lâzım gelmez.

Bilâkis sahibi vedia, kabızı da iare iddiasında bulunsa söz yine sahibi­nindir. Bu suretde kabız, intifamın ücretini zamin olur ve malı mevcut ise red eder, değilse kıymetini de zamin olur.

(3) : Bir malın maliki ile kabızı = zilyedi   arasında ihtilâf zuhur edib maliki icare, kabızı da iare iddiasında bulunsa bakılır : eğer henüz akd edil­miş, o mal da mevcud bulunmuş ise söz maalyemîn    kabızmdır. Çünkü asi olan, akdi icarenin ademidir. Bu takdirde o mal mâlikine red olunur. Ve eğer bir ücret alınabilecek kadar bir müddet geçmiş ise bu müddet husu­sunda söz yeminiyle malikindir. Bu halde ecri misle müstahik olur. Mütebaki müddet hakkında söz mâlikin değildir. Çünkü asi olan, akdin ademidir. O mal telef olmuş bulunduğu takdirde ise kıymetini mütalebeye mâliki müsta­hik olmaz. Zira zamanı iskat eden akdi  icareyj ikrar etmişdir. iare iddia­sında bulunan şahsın sözü ise mâlikin bu ikrariyle merdud bulunmuşdur.

(4) : Bir araziyi bir kimse ariyet olarak zer etdiğini, sahibi de kira ile ekmiş bulunduğunu iddia etse söz sahibinin ulur.

(5) : Bir malın mâliki ile kabızı ihtilâf edib maliki iare, kabızı da ica­re iddiasında bulunsa bakılır  : Eğer o mal telef olmuş ise söz mâlikindir. Çünkü başkasının malını zabtda asi olan zamandır. Hanbelüere göre me'-curun telef olması zamanı mucib olmadığı halde ariyetin telefi zamanı mu-cibdir. Nitekim evvelce de yazılmışdır.

(6) : Bir malın sahibi gasb iddiasında, kabızı da iare veya icare iddia­sında bulunsa bakılır  :  Bu ihtilâf hemen akdin akabinde vuku bulmuş,  o mal da mevoud bulunmuş ise bunu sahibi istirdad edebilir, başka bir şey alamaz. Fakat bu ihtilâf, ücret alınabilecek kadar bir müddet geçdikden sonra vaki olmuş ise söz yine maalyemîn mâlikindir. Bu halde kabız üzeri­ne ecri misi lâzım gelir.

Bu mal, telef olmuş olduğu takdirde de söz yine maalyemın mâlikin olub hem ecri misle hem de o malm kıymetini tazmin etdirmeğe müstahik olur. Keşşaf ül'kına'.)[2]

basa dön

 

ONBİRİNCİ KİTAP         

 

Hibelere dair olub bir mukaddime ile iki bölümden ibaretdir. [3]

 

MUKADDİME

 

Hibelere Müteallik Bazı  Istılahlar 

 

1 - : Hibe, îûgatde bir kimseye istifade edeceği bir şeyi lütuf ve ihsan olarak vermekdir. O şey gerek mal olsun ve gerek olmasın. Bu mânaca bir şahsa bir mâlin meccanen verilmesi bir hibe olacağı gibi Allah Tealâ Haz­retlerinin bir kuluna evlâd ihsan buyurması da bir hibedir, bir atiyyedir.

istilanda hibe, «Bir malı bir kimseye ıvezsiz olarak derhal temlik et-mekdir. Yâni sıhhat ve inikadı için ivez verilmesi şart olmayan bir tem­liktir. Gerek ıvez şart edilsin ve gerek edilmesin.

Hibe bu «ıvezsiz» kaydiyle beyiden, «derhal» kaydiyle de vasiyyetden ay­rılmış olur.

Hibe tabiri mevhub mânasında da müstameldir.

2  - : Vâhib, «bir şahsa bir malı bağışlamak suretiyle temlik eden kimsedir.»

3  - : Mevhubün leh, «kendisine bir mal hibe edilmiş olan kimsedir

4  - : Mevhub, «bir kimseye bağışlanan, hibe edilen maldır.»

5  - : îttihab, «hibeyi kabul etmekdir.» Hibe talebinde bulunmaya da : «istîhab» denir.

6  - : Hediyye, «bir kimseye ikram için hibe olarak verilen veya gön­derilen maldır.» Cem'i : hedayâdır.

7 - : Sadaka, «sevab için,     Hak Tealânın rızasına nailiyet için fakire hibe olarak verilen maldır.» Sadaka verene   «mütesaddık», sadakayı ka­bul edene de «mütesaddakün aleyh» denilir.

8 - : Atiyye, «vergi,  ihsan» demekdir ki hibeden, hediyeden ve sada­kadan eamdir. Cetn'i : atayadır, Vakıfda vezaif mebhasine müracaat!

9 - : îbahe, lûgatde bir şeyi ahb almamak hususunda bir kimseyi mu­hayyer kılmak demekdir.  Istılahda  :   «bir kimseye yiyilecek veya içilecek bir şeyi ıvezsiz olarak yiyib içmek için izin ve ruhsat vermekdir.» [4]

basa dön

 

(BİRİNCİ BÖLÜM)

HİBE AKDİNE DAİR UMUMİ  MALÛMATI   MUHTEVİDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Hibenin rüknü, inikadı ve tamamiyyeli. Hibenin ve sa­dakanın hükümleri. Hibenin ve sadakanın vasfı ve hikmeli şer'îyyesi. Hibe­nin sıhhatinin şartları. Ivez şartiyle yapılan hibeler. Müşaan vukubuian hibe­ler. Borçların hibe ve ibrası.  Kasırlara yapılan hibeler.  Marizlerin hibeleri. [5]

 

Hibenin  Rüknü,  İnikadı  Ve Tamamiyyeti  

 

10 - : Hibenin rüknü icab ve kabuldür. Hibe ancak İcab ve kabul ile münakid olur. Meselâ : bir şahsa hitaben «şu malımı sana hibe etdim» de­mek icabdır. O şahsın bunu temellük etdiğine dair olan sözü de kabuldür.

Hibe bir akiddir. Her akdin esası ise kendisine mahsus olan icab ve ka­buldür. Bir kere bir insanın mülkü kendisinin icabı, temliki bulunmadıkça başkasına bağışlanmış olamaz. Ve bîr şahsın kabulü bulunmadıkça da ken­disine bir mülk ilzam edilemez.

Binaenaleyh bir kimse, bir şahsa hitaben : «Şu malımı sana hibe etdim» dediği halde o şahıs : «kabul etdim» demese bu hibenin hükmü olamaz, ol­duğu gibi vâhibin mülkünde kalmış olur.

Maamafih bazı fukahaya göre hibenin rüknü vâhib hakkında yalnız' icabdır, kabul ise mevhubün lehin mevhube malikiyeti için şartdır. Bunun içindir ki bir kimse hibe etmiyeceğine yemin etdiği halde bir malını bir şah­sa hibe edince hânis olur. Velev ki o şahıs bu hibeyi kabul etmesin. Çünkü vâhibin kudreti tahtında olan yalnız böyle icabda bulunmaktır, yâni: «hibe ettim» demektir. Artık böyle deyince yeminine muhalif hareketde bulunmuş olur. Fakat îmam Züfere göre kabul bulunmadıkça ve diğer bir kavle göre de kabul ile kabz bulunmadıkça mücerred böyle bir icab ile hânis olmaz. Fet-hülkadir, Elbedaî.

11 - : Hibede icab;    «bağışladım, hibe etdim, ihda  veya ita eyledim» gibi bir malin meccanen temlikini ifade eden her hangi bir sözdür.

Zevcin zevcesine : «Şu elbiseyi al giyin» veya huliyyatdan bir şey, me­selâ bir çift küpe verib : «al bunları takın» demesi gibi sözlerde meccanen temlike delâlet eden tabirlerden olmakla hibeyi icab eder. Ali Efendi, Netice.

Kozalik : «bunu sana kisve kıldım» üzü hibeye hami olunur. «Seni şu hayvana râkib kıldım = bindirdim» sözü ariyet mânasında hakikaldir. Bu­nunla hibeye niyet edilebilir. Çünkü buna ihtimali vardır. Hidaye.

12 - : Bu taamı sana ifam etdim» sözü    taamın temlikini ifade eder. Çünkü mat'um olacak bir şeye izafe ediien ifam tabiri temliki müfiddir. "Fa­kat «şu yeri sana  it'am eldim» denilse Lu  ariyet ciur.  Zira yerin ayni  ma-t.um olamaz. Hidaye.

Kezalik : «şu hanem sana hediyedir, içindj sakin olursun» sözü hibedir. İtinde sakin ulursun sözü bir tefsir değildir, belki bir meşveretden, maksu­da işaretden ibaıetdir. Şerhi Inaye.

Fakat : «hanem sana hibe olarak süknadır» veya «hanem süknadır, hi­be olarak» sözleri yalnız ariyeti müfiddir. Çünkü sükna tabiri, menfaatleri temlikde muhkemdir.

13 - : Dilsizin mahud işaretiyle de hibe yapılabilir.

Kezalik : meceanen temlike delâlet eden bir karineye mukarin teati ile de hibe hem münakid, hem de tamam olur.

Meselâ : bir kimse, bir falcire hiç bir şey söylemeksizin bir mikdar pa­ra verib fakir d_' bir şey söylemeksizin bunu alsa sad:ık:ı kabilinden bir hi­be vücude gelmiş olur.

14 - : Bir kimse bilmediği, hibeyi ifade eder olduğuna muttali  bulun madiği bir lisan ile bir malî hakkında hibeyi ifade eder bir söz söylese bu­nunla hibe sahih olmaz. Çünkü bu hibeye rızası munzam bulunmamış olur. Ankaravî. Fakat bu söz ile hibe vaki olacağını bilir ve bunu bu maksadla ijirtıza söylerse hibe, sahih olur.

15 - : Hibe, kabz ile tamam olur. Çünkü hibe bir tuberrüdür. Teberrü-lerin tamamiyyeti ise kabza mütevakkıf dır.  Nitekim  bir hadisi nebevide  hibe ancak kabz ile tamam olur» buyıırulmuşdur.

Binaenaleyh bir kimseye hibe veya    sadaka olarak    verilen bir mal, o

kimse tarafından kabz edilmedikçe ondan rücu edilebilir ve o mal başkasına

hibe ve tesadduk olunabilir. Çünkü bu mal, henüz vâhibin veya mütesaddı-

kın mülkünden çıkmış olmaz.

16 - : Hibe, bir tarafdan gönderilmek, diğer tarafdan da kabz edilmek­le h^m münakid, hem de tamam olur. Çünkü bu gönderme ve kabz lâfzan İcab ve kabul ile kabz makamına kaim bulunur.

Meselâ : bir kimse, bir şey söylemeksizin ehibbasından birinin hanesi­ne bir mikdar meyva gönderib o da bir şey söylemeksizin bunu kabul etse aralarında hibe tamam olmuş olur. Sadaka da böyledir.

17 - : İcabdan sonra kabul ettim denilmeksizin mücerred vuku bulan kabz ile de hibe ve sadaka münakid ve tamam olur.

Meselâ : bir kimse, bir şahsa hitaben : «şu malımı sana hibe etdim» demekle o şahıs «kabul etdim» gibi bir şey söylemeksizin bu malı o meclisde kabz etse hibe tamam olmuş olur. Çünkü bu kabz, hibeyi kabule delildir. Kabul ise sarahaten olacağı gibi böyle delâleten de olabilir. Dürer, Reddi Muhtar.

18 - : Kabz iki nevidir. Biri kabzı hakikîdir ki, bir malı el ile ahb tut­mak demekdir. Diğeri kabzı    hükmîdir ki, bu tahliye ile, yani  : mevhubu mevhubün lehin kabz    edebileceği bir halde manialardan hâli    bulundurub «onu kabz et» demekle    hâsıl olur. Böyle tahliye ile kabzın    husulüne kail olan imam Muhammeddir. Müşarünileyhe göre hibede kabza temekkün, kabz hükmündedir. İmam Ebu Yusüfe göre tahliye, kabz değildir.

Maamafih bu ihtilâf, hibei sahihaya göredir. Hİbei fâsidede tahliyenin kabz sayılmayacağında ittifak vardır. Minhetül'halik, Haniyye. (99) uncu meseleye müracaat!.

19 - : Hibeyi kabz hususuna vâhibin sarahaten veya delâleten izin ve müsaadesi lâzımdır. Çünkü bir kimsenin mülkünde izni olmaksızın başkası­nın tasarruf da bulunması caiz olmaz. Şöyle ki: vâhibin mevhubün lehe hita­ben  «Şu malımı sana bağışladım, onu al» veya «fülân yerde bulunan fülân malımı sana hibe etdim, git onu al» demesi, sarahaten izindir,

Vâhibin böyle bir emirde bulunmaksızın mücerred icabda bulunması, meselâ : «şu malımı sana hibe etdim» demesi de kabza delâleten izindir. Çünkü vâhibin maksadı ancak kabz ile husule gelecekdir. Binaenaleyh bu veçhile delâleten izne mebni mevhubün leh, mevhubü o meclisde kabz edin­ce ona mâlik olur. Hidaye. Vâhibin bu halde sükût etmesi de kabza izin de­mekdir ki, bununla hibe istihsanen tamam olmuş olur. Haniyye.

Fakat vâhib, sarahaten veya delâleten kabza izin verdiği halde henüz kabz vuku bulmadan kabzdan men edecek olsa bu, hibeden rücu olacağı cihetle artık kabza salâhiyet kalmaz.

20 - : Hibeyi kabza sarahaten izin meclise iktisar etmez, delâleten izin ise iktisar eder. Binaenaleyh vâhib, sarahaten kabza izin verince mevhubün leh, mevhubü gerek hibe meclisinde ve gerek o moclisdcn sonra kabz ede­bilir,  bununla  hibe tamam olur.  Çünkü vâhibin kabz hakkındaki bu  emri, mutlak olduğundan meclise de meclisin haricine de şâmildir.

Fakat delâleten izin verince bu izin, meclis ile tekayyüd eder. Mevhu­bün, leh, mevhubu o meclisde kabz ederse hibe tamam olur, etmezse mec­lis dağıldıkdan sonra artık kabzı muteber olmaz.

Meselâ : vâhib yalnız : «şu malımı sana bağışladım» deyib mevhubün leh de hemen kabz etse hibe tamam olur. Amma bu hibe meclisinde kabz etmeyib bilâhare kabz etse hibe, sahih ve tamam olmaz. Kabz edecek olsa gâsıb sayılır.

Kezalik : vâhib, «fülân yerdeki fülân malımı sana hibe eldim» deyib de «git ab dîye sarahaten izin vermiş olmasa mevhubün leh, o malı gidib kabz edemez, ederse gâsıb sayılır.

21 - : Ilibcduki kabzı kâmil, mevhuba göre değişir. Bu kabz, menkulde kendisine münasib bir veçhile uîacağı gibi akarda da ona münasib bir tarz­da olur. Meselâ : hibe   edilen bir haneni:ı anahtarım   kabz, o haneyi kabz sayılır.

Fakat bir libas kilitli bir sandık İçinde olarak hibe edilse bu sandığı te­sellüm kabz sayılmaz. Çünkü -bu sandık böyle kilidli bulundukça içindeki mevhubdan intifa kabil değildir. Dürer.

22 - : Vâhib ile mevhubün lehin huzurlarından gaib bulunan bir mev-hub hakkında kabz, vâhibin kabza emr etmesinden ibaretdir. Bu, îmam Mu-hammede göredir. îmam Ebu Yusüfe göre mevhub menkulatdan ise mekâ­nından izale edilmedikçe kabz edilmiş sayılmaz. Haniyye.

23 - : Bir kimse satın aldığı bir malı, gerek monkul ve gerek akar ol­sun daha kabz etmeden başkasına hibe ederek kabzı için mevhubün lehe izin verebilir. Bu takdirde mevhubün leh o kimse namına niyabeten ve ken­disi için de asaleten kabz eder. Fakat o kimse bu malı böyle kabz etmeden satana hibe, o da kabul etse bunda ikals hükmü cereyan eder.

24 - : Bir kimse bir şahsın elinde emanet,    vedia, icare lukata veya gasb tarikiyle veya bey'i fâsid suretiyle bulunan bir malını o şahsa hibe o da meclisde sarahaten kabul etse, meselâ : «kabul etdim» veya «ittihab ey­ledim» dese hibe tamam olur, yeniden teslim ve kabza muhtaç olmaz.

Bu meselede mevhubün lehin sarahaten kabulü lâzımdır. Çünkü mevhub zaten kendisinin elinde bulunmuş olduğundan bu veçhile olan kabzi yedi, hibeyi kabulüne delâlet etmez. Reddi Muhtar.

Yeniden kabz, hibe edilen malın bulunduğu mevzia kadar mevhubün le­hin giderek orada kabz mümkün olacak bir vaktin geçmesinden ibaretdir ki, bu meselede böyle bir kabza lüzum yokdıır. Inaye, Tahtavî.

25 - : Hibe edilen malı mevhubün leh henüz kabz etmeden vâhib veya mevhubün leh veya her ikisi vefat etse hibe, tamam olmamış olacağından batıl olur. Bu halde, o mal. vâhib vefat etmiş ise vârislerine intikal eder. Mevhubün leh vefat etmiş ise, kendisine hibe edilmiş, varislerine hibe edil­memiş olduğundan vâhibine veya vâhibin varislerine avdet eder.

26 - : Daha kabz bulunmadan vâhib vefat etmekle vârisi hibenin lüzu­munu ve tamamiyyetini zannederek mevhubü mevhubün lehe teslim o da kabz etse bununla hibe tamam olmuş olmaz. Çünkü kabzdan evvel vefat ile hibe bâtıl olmuştur. Binaenaleyh vâhibin vârisleri mevhubu istirdad edebi­lirler. Bezzaziyye. (Maliki mezhebine göre hibe, mücerred icab ve kabul ile tamam olur. Mevhubün leh, izne muhtaç olmaksızın mevhubu kabz edebilir. Vâhib, mev­hubu tahliyeye mecburdur.

Şu kadar var ki, mevhubün lehin kabzı yedi teehhür eder de vâhibin zimmetine emvalini muhit olacak suretde borç lâhik veya kendisi Ölüm has­talığına mübtelâ olursa hibe bâtıl olur.

îmam Mâlike göre vâhib, mevhubu saldığı halde mevhubün leh bunu bi­lerek teenni gösterse bunun yalnız semenini alabilir. Fakat teenni göster-meyib hemen mevhubu almaya kalkışırsa mevhuba müstahik olur. Bidaye-tül'müetehid.

Bilâkis mevhubün leh, mütemadiyen mevhubu kabz etmek istediği halde vâhib, kabzı tehire bıraksa bununla hibe bâtıl olmaz. Bu halde vâhib vefat etse mevhubün leh mevhubu varislerinden isteyib alabilir. ElmizanüTkubra.

Malikîlere göre hibenin rükünlerinden biri, hibeyi ifade eden sığadır veya bunu ifade eden fi'ldir. Meselâ : bir kimse erkek veya kız evlâdını büyük olsunlar olmasınlar huliyyatdan bir şey ile tezyin etse veya kızını bü­yük bir cihaz ile teçhiz eylese bunları hibe etmiş olur. Mutemed olan kavle nazaran velev ki bunları kendilerine temlik etdiğine dair işhadda bulunmuş olmasın. Fakat zevceyi tahliye ve tezyin, mücerred intifaa, ariyete -hami olunur. sarahaten temlik edildiği beyan olunmadıkça hibe ve temlik sayılmaz. Haşiyei Adevî.)

(Şafiî mezhebine göre de hibe icab ve kabul ile münakid olur. Fakat esah olan kavle nazaran icab ve kabul her halde şart değildir. Bir tarafdan ita veya irsal, diğer tarafdan da kabz kifayet eder. Bunlar icab ve kabul mesabesindedir. Selefin, ve hattâ Resuli Ekrem Hazretleriyle sahabei kira­mın bu veçhile* atiyeler teatisinde bulunmaları mutad idi.

Mevhubün lehin mevhube mâlik olması, vâhibin veya vekilinin izniyle kabzına mütevakkıf dır. Vâhib ile mevhubün lehden biri veya her ikisi kablel-kabz vefat edince veya vâhib izninden rücu edince veya mahcur bir hale gelince izin bâtıl, hibe münfesih olur. Mevhubu tahliye, yani yalnız mevhu­bün lehin önüne vazetmek kâfi değildir.

Fakat diğer bir kavle göre kabzdan evvel vefat eden vâhibin veya mev-hubün lehin vârisi kabz veya kabza izin hususunda kendi yerine kaim olur. Çünkü varit», murisinin halefidir, mücerred mevt ile akdi hibe münfesih olmaz. Tuhfetül'muhtac.)

(Hanbelî mezhebine göre de hibe, hibeye delâlet eden her hangi bir kavi ile veya fi'l ile yapılabilir, kabz ile de lâzım olub rücua mahal kalmaz.

Binanaleyh hibe, kavlen icab ve kabul ile münakid olacağı gibi kavlen İcab ve kabul bulunmaksızın fi'len teatî ile de sahih olur. Meselâ : bir kim­se kızını gelin edib kocasının hanesine göndermesi için teçhizde bulunsa fi'­len teatî suretiyle hibede, temlikde bulunmuş olur.

Mevhubün leh, hibede kablel'kabz tasarrufda bulunabilir. Vâhib de kabz bulunmadıkça hibesinden rücu edebilir.  Kabz için vâhibin izni şartdır.

Fakat Hanbelî fukahasından bazı zatlara göre kabz bulunmadıkça mev­hubün leh mevhuba mâlik olmuş olmaz. Buna nazaran kabz da hibenin bir rüknü bulunmuş olur. Keşşafül'kına'.

Hanbelî mezhebine göre mevhudün leh , mevhubu kabz etmeden vâhip vefat etse rücu etmek veya kabza izin vermek salâmiyeti varislerine intikal eder. Fakat mevhubün lehin kablel'kabz vefatıyle hibe bâtıl olur. Çünkü onun kalbzı kabul makamına kaimdir. Kabulden evvel vefat edince hibe münakid olmamış sayılır.

Kezalik : vâhip kendi resuliyle mevhubu gönderdiği halde daha vâsıl olmadan mevhubün leh vefat etse hibe bâtıl olur. Fakat mevhubün lehin re-suluyle gönderdiği halde vâhib ile mevhubün lehden her hangisi vefat etse hibe bâtıl olmaz . Zira mevhubün lehin resulünün kabzı kendisinin kabzı de­mektir. Artık bu kabzdan sonraki vefat, hibenin tamamiyyinetine tesir et­mez. Münteiheriradat.)

(Zahiriyyye mezhebine göre hibe ve sadağa yalnız lâfz ile, yani mücer-red icab ile tamam olur. İhraz ve kabz edilmesinin mânası yokdur. Ve bir kimse lıibei sahihada bulundu mu artık ondan asla rücuu caiz olmaz. Bundan ancak ana ile baba müstesnadır. Bunlar evlâdalarına yaptıkları hibeden rü­cu edebilirler. Meğer ki ayni telef olmuş olsun. Kısmen telef olsa mütebaki­sinden rücu edilebilir. Ebu Süleymanın kavli de böyledir. Mevhubün adı de­ğişecek halde tegayyür etmesi veya evlâdın mülkünden çıkması veya temel­lükü caiz olmayacak bir hale gelmesi veya evlâdın ölmesi de rücua manidir.

Kendi nefsi ve lyali için gına = varlık bırakmamak suretiyle hibede veya tesaddükda bulunan kimsenin hibesi, sadakası nafiz olmaz. Elmuhallâ.) [6]

 basa dön

 

Hibenin Ve Sadakanın Hükümleri  :

 

27 - : Hibe ile mevhubün  lehe gayri  lâzım olarak  mülk sabit olur. Binaenaleyh mevhubün leh, mevhubda mülkiyet üzere tasarruf eder. Mereğ ki usulü dairesinde rücu vaki olsun.

28  - : Hibede bir mani bulunmayınca rücu ve fesh cari olur. Çünkü hi­be gayri lâzım bir akiddir.

Fakat sadaka olarak verilen bir atiyyeden rücu caiz olmadığı gibi faki­re yapılan hediye de sadaka kabilinden olacağı cihetle bundan da rücu cau değildir. Nitekim ileride tafsilâtı gelecekdir.

29  - : Hibe, bir akdi lâzım olmadığı cihetle onda hıyarı şart sahih de­ğildir.

Binaenaleyh bir kimseye şu kadar gün muhayyer olmak üzere bir şey hibe edilib o kimse de o meclisde ihtiyar etse hibe derhal sahih olub hıyarı şart, muteber olmaz. Nitekim ibrada da hüküm böyledir. Hindiyye, Hâniyye.

30 - : Hibe, fâsid şartlar ile bâtıl olmaz.

Binaenaleyh bir kimse bir malını başkasına satmamak veya bir kölesini azad etmek üzere bir şahsa hib? etse sahih olur. Bu şart ise bâtıl olduğun­dan buna riayet icab ütmez. Hindiyye.

31 - : Zimmîler,  hibe hükmünde müslümanlar mesabesindedirler. Çün­kü muamelâta aid hususlarda islâm ahkâmını iltizam etmişlerdir. Şu kadar yfir ki kendi aralarında hamr vr hınzır mali müU'kavvim olduğundan bunla rın hibe edilmesi veya hibeye ivaz verilmesi sahilidir. Fakat bir    nıüslimın zimmiye hanın veya hınzırı hibe etmesi veya    hibeye ivaz vermesi de caiz olmadığı gibi bir zimmînin bir müslime bunları hibe etmesi veya ivez vermesi de saiz olmaz. Hindiyye.

32  - : Bir müslİmin bir müste'ime ve bilâkis bir müste'minin bir müsli-mine hibesi caizdir. Hattâ    müste'min dari harbe dönüb badehu  müste'min olarak tekrar dari İslama avdet eylese mevcud ise hibeden rüculan caiz olur. Hindiyye.

33 - : Bir müste'min, kendisine hibe edilen bir malı henüz kabz etme­den dari harbe dönse hibe bâtıl olur. Çünkü dari harbde bulunan gayri müs-lim bir şahsı, dari islâmdaki bir müslim hakkında ölü mesabesindedir. Mev­hubün lehin kabzdan evvel vefatı ise hibeyi ibtal eder.

34 - : Bir müste'min, bir malını birine hibe edib de henüz kabz bulun­madan dari harbe avdet etse hibe bâtıl olub mevhub mal, müste'minin mül­künde kalmış olur. Şu kadar var ki bu mal.kendisi için dari harbe gönderil-mez. Fakat kendisi veya naibi dari İslama gelib bu malı alabilir. Çünkü onun malı hakkındaki eman hükmü, bakidir.

35 - : Bir müste'min, kendisine hibe edilen bir malı kabz için bir müsli­me izin verib de kendisinin dari harbe   avdetinden sonra o müslim bu malı kabz etse hibe kıyasen caiz olmaz. Çünkü kabzdan evvel, dari harbe dön­mekle ölü mesabesinde bulunmuş olur. Fakat istihsanen caiz olur. Zira onun izni, dari harbe İlhakından soma da bakidir. Nasıl ki kendisi dari harbde bu­lunduğu halde dari islâmda   bulunan bir malım almak için bir kimseyi gön­derse o malın bu kimseye temsili icab eder. O halde bunu kabza aid olan iz­ninin baki kalması da evleviyetde bulunmuş olur.

36 - : Bir müste'min, müslüman bulunan bir zî rahm mahremine, mese­lâ kardeşine veya bir müslüman, kardeşi bulunan bir müste'mine bir malini hibe ve teslim etse artık rücuu caiz olmaz. Çünkü bunlardan birinin müslim, diğerinin gayri müslim olmasiyle hibedeki maksad, ihtilâf etmez.    Mebsutı Serahsi.

37 - : Bir müslimin bir mürtedde hediyesi sahihdir. Mürteddin bu he­diyeye ivez vermesi ise imam Azama göre sahih değildir. Binaenaleyh kati veya dari harbe iltihakına hükm edilirse hibe münfehis olmaz. Fakat verdiği ivez, vâhibden istirdad olunur.

38 - :  Bir mürted, bir kimseye    bir malini    hibe etdikden,    o kimse de buna mukavil ıvez verdikten sonra mürteci öldürülse veya dâri harbe il­tihakına hükm edilse hibesi varislerine red olunur. Ivez de mevcud ise sahi­bine iade edilir. Mürted tarafından istihlâk edilmiş ise bedeli borç olarak ma* lından alınır. Mevhubün leh olan kimse onun mürted olduğunu gerek bilmiş olsun ve gerek olmasın müsavidir. Hindiyye.

(Eimmei selâseye göre hibeden rücu edilemez. Bundan babalar müsnes-nadır. Nitekim ileride izah olunacakchr.

Şafiî mezhebine göre şartı müfside mukarin olan her hangi bir hib,a rahih olmaz. Bir malı mülkünden çıkarmamak şartiyle bir şahsa hibe etmek gibi. Bundan «umra ve rukba» müstesnadır. Bunlardaki şartı fâsid, lâğv olub ken dileri şahindir. Nihayetü muhtaç.) (Hanbelî fukahasınca hibeye münafi bir şart, sahihi değildir. Bu halde şart, fâsid olmakla beraber hibe sahih olur. Mevhubu satamamak, başkası­na bağışlamamak veya giyinmemek şartları bu kabildendir. Elmuğnî, Mün-tehel'iradat.) [7]

 basa dön

 

Hibenin, Sadakanın Vasfı Ve Hikmeti Şer'iyyesi  :

 

39 - : Güzel niyete mukarin, mahalline masruf olan hibeler, sadakalar, mendubdur, müstehabdır, mesnundur. İnsanların arasında yardımlaşmanın, dayanışmanın, biri biriyle sevişmenin tecellisine vesile olacak her muamele gübhe yok ki peh memduhdur, içtimaî varlığın ahengini, intizamını, yüksel­mesini temin için pek ziyade mellûbdur.

İşte insanların arasında teatî edilen hibeler, hediyeler, bahusus ihtiyaç içinde kalmış zavallı kimselere verilen sadakalar bütün bu kabil memduh muamelelerden ibaret olduğu için islâm şeriati nazarında pek makbuldür, pek müstahsendir. Hattâ bir kısım sadakalar vecibdir, farzdır.

40 - : Hibe, hediye gibi şeyler sehavet   nişanesidir,   mürüvvet ve me-veddete vesiledir. Bir çok kimselerin kinlerini, hasedlerini defa, teveccühle­rini celbe sebebdir.

Hak Tealî Hazretleri vehhabı kerimdir, hibe ve atiye hususunda âlicenab-lık gösteren bir mümin, vehhab ismi celîlinin tecellîsine mazhar olmuş de-mekdir.

Her mümin için evlâdına Hakkın birliğini, Hakka imanın lüzum ve mahi­yetini talim etmek bir vecibe olduğu gibi iyilik ve cömertlik talim ve tavsiye etmek de bir vecibedir. Çünkü hisset, buhl, dünyaya düşkünlük hatialann başıdır. Lâik olan zatlara hibede, atiyede, sadakada bulunan bir insan ise cinırilikden kurtulmuş, sahavetle, semahatle muttasıf bulunmuş olur.

41 - : Hibenin, sadakanın meşruiyeti,    memduhiyeti    Kuranıkerim ile, ahadisi şerife ile, icmaı ümmet ile sabitdir. buyurulmuşdur. Yani : eğer iyilik ederseniz kendi nefsinize iyilik etmiş olur­sunuz, ve eğer kötülük ederseniz yine kendi nefsinize etmi^ olursunuz.

Bir hadisi şerifde de buyurulmuşdur. Yani biri birini­zi' hediye veriniz, kı'Viîjimiz, ;ıv;mı/.dii ıııuhiibct ve mcvedık't ü'eyyüd etmİ.ş olsun.

Diğer bir hadisi nebevide de buyurulmuşdur. Yani biribirinize hediye veriniz, çünkü hediyeler göğüslerin kinini, gayzini giderir.

Verilen bir hediyeyi hüsnüniyete mukarin ise kabul etmek sünnetdir, in­sanî bir vazifedir. Hibeyi red etmek ise mekruhdur, velev ki pek az bir şey olsun.

42 - : Verilen bir hediye mukabilinde münasib bir hediye verilmesi ve­ya vâhibe karşı teşekkürde, duada bulunulması da sünnetdir.

Bir hadisi şerifde :buyurulmuşdur. Yani, kendisine atiye verilen kimse, bulabilire bilmukabele atiye versin, bulamazsa bununla senada bulunsun, böyle senada bulunan teşekkür etmiş olur. Bu ati-yeyi kale almayıb ört bas eden kimse ise küfram niınetde bulunmuş olur.

Ancak rüşvet gibi gayri meşru bir maksadla veya her hangi bir mahcu­biyet saikasiyle verilen bir hediyeyi kabul etmek caiz değildir. Bunun reddi lâzım gelir.

43 - : Sadakalar fukaranın hakkıdır, akribadan olan fakirlere sadaka­ların   verilmesi ise iki kat   sevaba   vesiledir.   Nitekim bir hadisi   şerifde : buyurulmuşdur. Yani : fakirlere verilen sadaka, bir sadakadır, zî rahm de­nilen akribaya verilen sadaka ise ikidir: hem sadakadır, hem de sıladır.

44 - : Sadakaların mehasini hakkında bir çok ahadisi şerife vardır. Bir hadisi şerifde  buyurulmuşdur. Yani : sadaka Hak Tealâmn gazabım söndürür ve kötü ölü­mü def eder, insanın rahat, mesud, zikri cemile nail bir halde terki hayat et­mesine vesile olur.

Velhâsıl : hibenin, sadakanın meşruiyetinde böyle bir çok hikmetler, mas lahatlar vardır. Elverir ki güzel niyete mukarin bulunsun. Mücerred müba-hat için, riya için yapılan hibeler ise mekruhdur. Elbedaî, Elmuğnî, Kıta-bül'üm Neylül' meârib, Şehri Muhtasarı Ebiziyya. [8]

 basa dön

 

Hibenin Sıhhatinin Şartları  :

 

Hibenin rüknüne, vâhibe, mevhube, mevhubün lehe raci olmak üzere bir akım şartlar vardır. Bunlar sırasiyle izah edilecekdir. Şöyle ki :

45  - : Hibe, vücud ve ademi  müteredded (muhataralı)  olan bir şeye nuaUâk olmamak şartdır. Binaenaleyh bir kimse : «Şu işim yoluna girerse» eya «fülân zat gurbetden gelirse bu malım sana hibe olsun» dese sahih olmaz.

Kezalik : bir kimsenin iki şahsa hitaben ; «şu malım sizin hayatça en ızununuz içindir» veya «hayatça etvelinize habisdir» demesi bâtıldır, sahih leğildir. Çünkü bu tabir ile mutlaka tuli hayat kasd edilmez. Belki müstak-ıef itibariyle tuli hayat kasd edilir, âdeta «ikinizden hanginiz diğerinin ölü-hünden sonra hayatda kalırsa bu malım ona hibedir» denilmiş gibi olur. Bu »e temliki hatara talik demekdir ki, rukba mânasını mutazammındır. Meb-lutı Serahsî.

Fakat muhakak, kâin bir şarta muallâk olan hibe sahihdir. Meselâ : bir kimse kendi kardeşine ; «Eğer sen benim kardeşim isen şu lalım senin olsun» deyib o da kabul etse hibe sahih olmuş olur.

46 - : Hibe, müstakbel bir zamana muzaf olmamak şartdır. Binaenaleyh «şu gelecek ayın başından itibaren şu malım fülâne hibedir»

lenilse sahih olmaz. Çünkü hibe filhal temlikden ibaretdir. Temliklerin şar taliki, istikbale izafesi ise caiz değildir.

Rukba meselesi de hibeİ muzafe kabilinden olduğu cihetle imamı Azam (e imam Muhammede göre sahih değildir. Şöyle ki : bir kimse bir şahsa hi pben «bu malım ben senden evvel ölürsem senin olsun, sen benden evvel türsen benim olsun» dese bir rükbada bulunmuş olur, Müfta bih olan kavle üre bu suretle hibe sahih olmaz. Bu halde imam Âzam ile İmam Muhamme-e göre mevhub, mevhubün lehin elinde ariyet olmuş olur, Mevhubün leh undan intifaa mezun bulunur, bunu vâhib veya vefatından sonra varisi is-rdad edebilir, İmam Ebu Yusüfe göre ise rukba, sahihdir. Bazı fukahanın iadelerine nazaran bu hususda zahir olan şudur ki : bu veçhile hibe, sahih lub şart bâtıldır. Binaenaleyh mevhubün leh, mevhuba mâlik olur. Bilâha-

f vefat etmesiyle mevhub, vâhibe avdet etmez. Hindiyye, Abdurrahim Fe-vâsı.

Rukba, murakabe, intizar manâsını mutazammındır. Güya iki tarafdan  biri diğerinin vefatına muntazır bulunmuş oluyor. Böyle bir intizara se--'biyet vermemek için bu hibenin sahihi olmaması daha muvafık olsa gerek

47 - : Hibenin  muvakkat  bulunmaması  şartdır.   Binaenaleyh  bir  kimse r malını bir şahsa bir müddet için hibe etse sahihi    olmaz. Bundan umra meselesi müstesnadır. Şöyle ki : Bir kimse tarafından bir şahsa hitaben : «Şu akarımı veya şu menkul malımı hayatda oldukça sana verdim, vefatım­dan sonra bana red edilmek üzere» yahut «şu hanemi ben hayatta oldukça sana verdim, vefatımdan sonra vârislerime red edilmek üzere» denilse umra suretiyle bir hibe vücude gelmiş olur. Bu veçhile olan hibe ve temlik caiz, şart ise bâtıldır. Binaenaleyh mcvhubün leh veya vâhib vefat edince mev­hub vâhibe veya varisine red edilmez. Belki mevhubün lehin vefatında varı-sine intikal eder. Çünkü hibe, bu gibi fâsid şartlar ile bâtıl olmayan akidler-dendir. Zeyleî, Hindiyye, Dürer.

48  - : Vâhibin teberrüa ehil, yani  : hür, âkil ve baliğ olması şartdır.

Binaenaleyh çocukların, delilerin, matuhların, memlûkîerin hibeleri sa­hih değildir. Çünkü bunların teberrüe ehliyetleri yokdur. Fakat bunlara hibe sahihdir. Nitekim ileride izah olunacakdır.

Haram suretde müskirat istimalinden sarhoş olan baliğ, hür kimsenin hibesi sahihdir. Çünkü bu, hükmen âkil ve mükellefdir. Badeyi, Tahtavî.

49  - : Hibede vâhibin rızası şartdır.

Binaenaleyh cebir ve ikrahı muteber ile yapılan bir nafiz olmaz. Vâhib, ikrah zail oldukdan sonra dilerse hibeye icazet verir, bu halde hibe nafiz olur. Ve dilerse hibeyi fesh eder, bu takdirde hibe bâtıl olur.

Meselâ : Bir kimse : zevcesini döğmekle veya sevmekle veya ebeveyni­nin ziyaretine gitmekden men etmekle mehrini hibe etdirse bu hibe sahih ol­maz. Ankaravi.

Kezalik : bir kimse vaki olan ikrahamebni bir malım bir şahsa hibe edib de badehu mücbirin huzurunda o malı tâyian teslim etse yine hibe sahih ol­maz. Zira hibeye ikrah, teslime ikrahı müstelzimdir. Fakat teslim zamanın da mücbir hazır bulunmazsa hibe, sahih olur. Reddi Muhtar.

Böyle ikrahen vuku bulan bir hibeye veya sadakaya kavlen icazet verile­bileceği gibi fi'len de verilebilir.

Meselâ : Bir kimse bir malını ikraha mehrıi bir şahsa bağışladıkdan sonra kendisine verilen bir ıvezi rızasiyle kabul ve kabz etse fi'len icazet vermiş olur. İbra hususunda da hüküm böyledir.

Şunu da ilâve edelim kî, hibeye icbar edilen kimse sadakada bulunsa ve bilâkis sadaka itasına cebr olunan kimse hibede bulunsa nafiz olur. Çünkü ikrah olunan akdin gayrisini yapmış bulunur. Zamanat.

50 - : Mevhubün hibe zamanında mevcud olması şartdır.

Binaenaleyh bir kimse meselâ : koyunlarının doğuracakları yavrularını veya ağaçlarının o sene vereceği meyvlarıni bir şahsa hibe etse sahih ol­maz. Çünkü hibe filhal temlikdir. Madumu filhal temlik ise muhaldir. Bedayî Hattâ bunlar bilâhare vücude gelince kabz edilmelerine izin verilse bile bu hibe sıhhate münkalib olmaz.

Kezalik : bir südün ve susamın çıkarılacak-yağını veya bir mikdar buğ­dayın yapılacak ununu hibe hakkında da hüküm böyledir. Çünkü bunlar hibe zamanında m adımı hükmündedirler, İnayu. Bir akarın henüz işlememiş bir seneye aid kirasından bir mikdarını müs-tecirinc hibe de sahih değildir. Abdurrahim Fetavâsı.

Kezalik : bir kimse gaib etmiş olduğu bir malını, meselâ bir saatini bir şahsa hibe ve kabzına müsaade etse o şahs da arayıb bu malı elde etse bu nunla bu hibe sahih olmuşolmaz. Zira hibe zamanında mevcud bulunmuş de­ğildir. Ehussuud.

51- : Mevhubun haddi zatında memlûk olması şartdır. Binaenaleyh kimsenin mülkü altında bulunmayan    mübahatın, meselâ :

havada uçan kuşların, araziyi mevat denilen yerlerdeki meyvaların hibeleri muteber değildir.

52  - Mevhubun mahuz (ayrılmış, müstakil) olması şartdır.

Binaenaleyh, kabili kısmet olan bir malın muşa' bir suretde, yani: an­daki §ayi hisselerden bazısının hibesi caiz değildir. Fakat kabili kısmet ol­mayan bir malın müşaan hibesi caizdir.

Meselâ : küçük bir hanenin veya bir hamamın veya bir kölenin mü­şaan hibesi sahih değildir. Çünkü bu hibeden maksud, intifadır, taksimi ha­linde ise mütelâşi olur, maksud olan intifa husule gelemez. Bu cihetle bun­da kısmet, tetümmei kabzdan değildir. Mebsutı Serahsî, Bedayî.

Nitekim ileride izah edilecekdir.

53  - : Mevhub, vâhibin malı olmak şartdır.

Binaenaleyh mevhub başkasının malı olunca hibe, fuzulî bir suretde vu­ku bulmuş olacağından nafiz .olmaz.

Meselâ : bir kimse zevcesinin veya oğlunun veya başkasının bir malını izni olmaksızın bir şahsa hibe o şahıs da kabul ve kabz etse bu hibe nafiz olmaz. Çünkü diğerinin malında izni olmaksızın tasarruf caiz değildir. Kınye.

Şu kadar var ki,böyle bir hibe sahibinin icazetine mevkuf bulunacağın­dan sahibi icazet verirse o zaman sahih ve nafiz olur. Zira intihaen icazet, ibtidaen izin  mesabesindedir.

Bu hibede hukuki akd, fuzulîye değil, asıl mal sahibine aiddir. Binae­naleyh mal sahibi, bir ıvez almamış veya mevhubun leh ile aralarında ne-sebun karabeti mahremiyye bulunmamış olunca bu hibeden badel'icaze rücu edebilir. Velev ki mevhubun lehğ bu füzuliye bir ıvez vermemiş olsun veya aralarında rücua mani bir karabet bulunsun. Fakat fuzulî bu hibeden rücu salâhiyetini haiz olamaz.  Mebsuti Serahsî.

54 - : Mevhubun mütekavvim bir mal olması şartdır. Binaenaleyh hür olan  insanların,  haremi  şerif  saydının,  ve İaşe  gibi

asla mal olmayan şeylerin hibesi caiz değildir. Bir müslüman hakkında hamrın, hınzırın hibesi de bâtıldır. Mükâtebin, ümmi veledin ve müdebberi mut-lakın bir kimseye hibe edilmesi bâtıldır. Çünkü bunlar min vechin hürdürler.

55 - : Mevhubun mevhub olmayan bir şeye ittisali ecza suretiyle mutta­sıl olmaması,  diğer bir tabir  ile vâhibin mülkünden ve  hukukundan mev­hubun  müfrez bulunması  şartdır.  Çünkü böyle  olmayınca  yalnız  mevhubu kabıı-mutasavver bulunmaz, bu müsa mesabesinde olmuş olur.

Binaenaleyh bir kimse üzerinde ekinleri bulunan bir mülk yerini hibe edib ekinleri hibe etmese veyahut üzerinde meyva bulunan ağacını hibe edib mey-vasim hibede bulunmasa veya bilâkis ekinleri hibe edib yerini hibe etmese veya meyvaları hibe edib ağacını hibe etmese hibe caiz, yani nafiz olmaz.

Fakat ekinleri biçdikden veya meyvaları topladıkdan sonra yerini, ağa­cını hâli bir halde teslim etse hibe caiz olur. Çünkü hibenin nefazma mani olan hal, zaü olmuş olur.

Kezalik : evvelâ yeri sonra da ekinleri veya evvelâ ağacı sonra da üze­rindeki meyvaları veya bilâkis evvelâ ekinleri veya meyvaları, sonra da yerini, ağacını hibe edib fakat bunların arasını teslimde cem etse hibe hep­sinde caiz olmuş olur. Amma teslimde cem etmezse hiç birinde caiz olmaz. Bedayî, Velvaliciyye, Behce.

Kezalik : bir kimse arsasmdaki binayı arsasız veya ağacındaki meyvayı ağaçsız veya arazisindeki ekinleri arazisiz olarak hibe edib de binayı söküp almak, meyvaları toplamak, ekinleri biçib düşürmek için mevhubun lehe sa­rahaten izin vermekle o da bu veçhile hareket ederek bunları kabz etse hibe sahih olmuş olur. Çünkü mevhubun lehin bu hareketi vâhibin emrine müstenid olduğundan vâhibin fi'li mesabesinde bulunur. Velvaliciyye.

56  - : Ayniyyat kabilinden olan mevhubun vâhibce malûm ve muayyen bulunması şartdır.

Binaenaleyh bir kimse tayin etmeksizin : «Malımdan bir şey» veya «ma­lik olduğum şeylerin bir mikdarını» veya «şu iki kitabımdan birini hibe et-dim» dese sahih olmaz.

Fakat «bu iki kitabdan hangisini diler İsen senin olsun» deyib mev­hubun leh de bu hibe meclisinde bu iki kitabdan birini tayin ve kabz eylese sahih olur. Çünkü bu halde cehalet derhal zail olmuş, fesadın tekarrür et­mesine meydan kalmamışdır.

Amma mevhubün leh, hibe meclisinden sonra bu iki kitapdan birin tayin edecek olsa sahih olmaz. Zira bu takdirde cehalet ve fesad tekarrür etmiş olur da muahharan vuku bulan tayin ile hibe sıhhate münkalib olmaz. Hin-diyye.

Deyn kabilinden olan mevhub için ileride izahat verilecekdir.

57 - : Hibede mevhubün lehin temellüke ehil olması şartdır.

Binaenaleyh bir kimse bir cenine, meselâ : zevcesinin hamline bir ma­lini hibe etse sahih olmaz.

Kezalik : Bir kimse bir malını kendi memlöküne hibe etse sahih olmaz. Velev ki memlûkü müdebber veya ümmi veled bulunsun. Çünkü bunların kabz edecekleri bu mevhub, yine mevlâlarına aid olacağından bu hibede bir faide yokdur.

Kezalik : bir kimse bir malını muayyen, ber hayat bir insan ile bir mü­teveffaya birlikde hibe etse mevhubün tamamı o insana aid ölub müteveffa hakkında hibe sahih olmaz. Hindiyye.

58  - :  Mevhubün lehin mevhubü kabz etmesi, mâlikinin izniyle olmak şartdir.  Çünkü kabzın sıhhati için  kabza  izin lâzımdır.   Bu izin  ise  ancak malikinin salâhiyeti dahilindedir.

Mevhubün lehin kabzı ya bü'asale veya binniyabe olur. Nitekim ileride izah olunacakdır.

59  - : Mevhubün lehin kabza ehil olması şartdır.

Binaenaleyh gayri mümeyyiz çocukların, mecnunların kabzîarı muteber değildir. Fakat kabz hususunda bulûğ ve hürriyet şart olmadığından mümey­yiz olan çocukların ve köle, cariye gibi memlûklerin kabzı yedleri caizdir, muteberdir. Hattâ mümeyyiz bir memlûke yapılan hibeyi kabz etmek salâhi­yeti yalnız o memlûke aiddir. Mevlâsının kabzı kifayet etmez, her ne kadar mevhube mevlâsı temellük ederse de. Çünkü kabz, hukuki akiddendir. Akd ise memlûk hakkında vaki olmuşdur. Bir de âdem oğullarında asi olan hürriyet-dir( rık ise arızîdir. Binaenaleyh memlûklerin haklarında da asi olan ıtlakı tasarrufdur, bazı tasarruflardan memnu bulunmaları ise mevlâlannı zarardan vikaye içindir. Gu gabzda ise bir zarar yokdur. Bu halde mevhub memlûkün makbuzu ve bu cihetle kazancı olur. Memlûkün kazancı ise mevlâsına aiddir.

Maamafih bu mesele tam memlûk hakkındadır. Mükâtebde ise hüküm beraksdir. Yani : mükâtebe bir şey hibe edilse buna bizzat nıükâteb mâlik olur. Çünkü mükâtebin kazancı = kesbi kendine aiddir. Bedayî.

60 - : Âkil ve baliğ olan kimselere yapılan hibelerde onların kabızları şartdır.  Babaları, kocaları gibi kimselerin fuzulen kabzîarı kifayet etmez.

Binaenaleyh bir kimse âkil ve baliğ olan oğluna veya kızına veya zevce­sine bir şey hibe ve teslim edince bunların kabz etmeleri lâzım gelir, velev ki bunlar kendisinin iyalinde bulunmuş olsunlar. Bu hususda bunlar ile yabancıların kabzîarı arasında fark yokdur.

Meselâ : Bir kimse büyük kızı veya zevcesi için elbise yapdırsa mücer-red bununla hibe tamam olmuş olmaz. Belki bunların tesellüm ve kabzîarı icab eder.

Baliğ ve âkil olan bir şahıs, henüz rüşdünü isbat etmeyib vasiyyet altında bulunsa bile kendisine yapılan hibeyi yine kendisinin kabz etmesi lâzım dır. Çünkü bir çocuk akıllı olarak baliğ olunca artık onun üzerinde başka­larının velayeti kalmaz.  Dürri Münteka.

Gayri mümeyyiz çocuklar için ileride malûmat verilecekdir.

61- :  Mevhubün lehin mevhubu kabz etmesi, hibenin tamamiyeli için şartdır.

Binaenaleyh kabz vuku bulmadıkça mevhub, vâhibin mülkünde kalmış, vâhibin bunda tasarurfu caiz bulunmuş olur.

Kezalik : sadakaların cevaz ve nefazında da kabz şartdır. Cumhur i ule­maya göre kabz bulunmadıkça temellük hâsıl olmaz. Bedayî.

62 - : Hibenin sıhhati için mevhubün lehin muayyen olması şart değildir. Binaenaleyk bir kimse iki şahsa veya bir cemaate hitaben : «Şu malım sizden birine hibedir, dileyen alsın» deyib onlardan biri de kabz etse hak­kında hibe tamam olur.

Nitekim bir cemaate hitaben : «Şu malım sizlere hibedir» denildiği tak­dirde de hibe caiz olmuş olur.

Kezalik : Bir kimse bir hayvanını meraya salıverib «her kim dilerse dese bu hayvana alıb benimseyen her hangi bir şahıs malik olur.

Kezalik : Bir kimse bir cemaate karşı para veya şeker gibi şeyleri serpip «bunları alınız» dese bunlara alanlar malik olurlar. Haniyye.

(Maliki fukahasına göre vâhib, teberrüa ehil, mevhubün leh de temel­lüke ehil olmalıdır. Mevhubda başkasına devir ve nakli şer'an caiz, vâhibin rrr.ilkünc! dahil bir şey bulunmalıdır. Binaenaleyh sagîrin, sefihin, sekranın ve fuzulinin hibeleri batıldır.

Mevhubün vâhibce veya mevhubün lehçe veya her ikisiuce aynen veya ınikdaron meçhul bulunması hibenin sıhhatine mani değildir. Meselâ : bir kimse kendisine mevrus olub cins ve mikdarını bilmediği bir malı birisine hibe etse sahih olur. Velev ki o mal tahmininin pek ziyade fevkinde bulun­sun.

Malikîlerce de hibede umra caiz, bundaki şart muteberdir. Mevhubüı leh vefat edince mevhub vâhibs veya varisine avdet. eder. Umra, âriytden, menfati temlikden ibaret bulunmuş olur. Rukba ise caiz değildir, bâtıldır. Çünkü rukbada hatar vardır, vechi marufdan hurucda vardır, vâhib ile mev­hubün leh biribirinin ölümüne muntazır olacakdır. BidayetüFmüctehid, Şerhi Hırşî, Haşiyei Aliyyil'adevî.)

(tmam Şafiî ile imam Ahmede göre rukba da umra hükmündedir. Elmı-

Zimül'kübra.)

(Hanbelî fukahasına göre hibenin inikadı için sekiz şart vardır. Şöyle ki:

(1) - : Vâhib, caizüttasaruf olmalıdır. Binaenaleyh hür, mükellef, reşid

olmayan bir kimsenin hibesi sahih değildir.

(2) - : Vâhib; muhtar, gayri hâzil olmalıdır. Binaenaleyh mukrehin ve şa­ka yoliyle hibe yapanın hibesi sahih değildir.

(3) - : Mevhub, malûm veya meçhul olub bilinmesi    müteazzir olduğu halde mevcud ve makdurütteslim bir  mal olmalıdır.  Muayyen para veya başkasının m alile-, mahlut bir zahire gibi. Fakat bilinmesi müteabzir olmayan bir meçhulü hibe sahih değildir. Batındaki hamli, memedeki sudu, hayvanın sırtındaki yükü hibe gibi.

(4) - : Mevhub, satılması sahih olacak şeylerden olmalıdır. Binaenaleyh meyte, kan gibi gayri mütekavvim bir şeyin hibesi sahih olmaz.

(5) - : Hibe müncez olmalıdır. Binaenaleyh gelecek bir vakitten itiba­ren yapılan bir hibe, sahih olmaz. Çünkü hibenin istikbale izafesi caiz de­ğildir.

(6) - : Hibe, gayri muvakkat olmalıdır* Binaenaleyh bir müddet için yapılan hibe sahih değildir. Bundan ümra meselesi müstesnadır. Şöyle ki hibe, vâhib ile mevhubün lehden birisinin ömriyle tevkit edilse,  meselâ   : «bu malı sen hayatta oldukça sana hibe etdim» denilse hibe, lâzım olub tevkit lâğv olur. Binaenaleyh mevhub,  mevhubün lehin vefatında varisine intikal eder.

Bir de hibe denilen bir maldan onun bir müddetiik menfaatini istisna etmek sahihdir. Meselâ : Bir kimse kendisi bir sene içinde oturmak üzere hanesini bir sahsa hibe edebilir. Artık vefatından sonra varisleri buna mü­dahale edemezler.

Umra gibi rukba da caizdir. Mevhubün leh vefat edince mevhub varis­lerine mevrus olur. Varisleri bulunmazsa beytülmâie intikal eder. Fakat mevhubün lehden başkasının müddeti hayatınca yapılan bir hibe, umra ka­bilinden olmayıb bir muvakkat hibe demek olacağından sahih değildir. Bir şahsa hitaben   :   «fülân zat yaşadıkça bu hanem  senin  olsun»  demek gibi.

(7) - : Hibe, ıvezsiz olmalıdır. Binaenaleyh bir hibe, malûm bir ıveze mukarin olursa bey olmuş olur. Meçhul bir ıveze mukarin bulunursa batıl olur.

(8) - : Mevhubü leh, hibeyi -beyide olduğu gibi -meclisi hibe de kavlen veya fi'len kabul etmelidir. Neylül'meârib, Müntehel'iradad.)

(Şafii fukahasına göre sadakalarda kabz şart değildir. Bunlar yalnız icab ve işhad ile tamam olur, mütesaddıkın mülkünden çıkar, kabzın vücudi ve ademi vücudi sadakaların tamamiyetini artırıb eksiltmez. Kitabül'üm.)

(îbni Ebi Leylâ ile Küfe ulemasından bazılarına göre de sakalarda kabz şart değildir. Kabz bulunmasa da mücerred ilâm edilince sadaka caiz = na­fiz olur. Elbedaî.)

(Zahiriyye mezhebine göre de mevhubün filhal mevcud, malûm, kedri, sıfatı, kıymeti maruf olmak lâzımdır. Ve illâ hibe batıldır, merduddur. Binaenaleyh henüz yaradılmamış olan, hibe edilemez. Koyunun doğuracağı yavrusu, ağacın vereceği meyvası gibi. Çünkü madrum, bir şey değildir. El-muhallâ.)

(imam Davud ile Ebu Sevre göre umrada «akib» zikr edilir. Meselâ : «bu hane seninle senin akibine umradır» denilirse mevhub, mevhubün lehe ve varislerine aid olur. Fakat böyle akib zikr edilmezse mevhubün lehin vota-tında mevhub, vahibe veya varislerine avdet eder. Fukahayı kiramın bu bab'a istinad etdikleri ahadisi şerife bidayetüUmüctehidde mezkurdur.) [9]

 basa dön

 

İvez Şartiyle Yapılan Hibeler

 

63 - Hibenin şarta taliki caiz değilse de şart ile takyidi caizdir. Yani : hibenin mahiyetinde ıveze mukarin olmak bir şart değildir, bu cihetle hibe, beyiden ayrılır. Fakatbazı hibelerin birer ıvez şartiyle yapılması muteberdir.

Binaenaleyh ıvez şartiyle mukayyed olan hibeler, sadakalar sahih ve şart muteberdir. Bu ıvezğ gerek hakikaten bir bedel olsun ve gerek bir­likte ikamet etmek, zulümde bulunmamak, tatlik etmemek gibi hükmen bir bedel, bir ıvez olsun müsavidir.

Meselâ : bir kimse, bir şahsa hitaben: «Bana §u kadar para» veya «zahire vermek» veya : «benim şu kadar borcumu ödemek şartiyle şu hanemi sana hibe etdim» deyib o şahıs da bu şartı ile kabul ve ifa eylese hibe lâzım ol­muş olur.

Fakat mevhubün leh, dermeyan edilen şarta riayet etmezse vahib, hibe­sinde rücu ile mevhubu istirdad edebilir. Yoksa şartı ifaya icbar edilemez. Çünkü bu, teberru demekdir. Teberrue ise icbar edilemez.

Kezalik : bir kadın, kendisiyle beraber ikamet etmek şartiyle hanesini kocasına hibe etse sahihi olub bu şarta riayet edilince bu hibeden rücu caiz olmaz.

64 - : Bir kimse, kendisini ölünceye kadar veya şu müddete değin beslemek şartiyle bir akarını bir şahsa hibe ve teslim etdikde bakılır: eğer mevhubün leh, bu şarta riayet ederek beslemeğe razı bulunursa hibe sahih olur. Artık vahib bundan nadim olarak rücu edemez. Fakat bu şarta riayet etmezse vahib, rücu edebilir.

Böyle ıvez şartiyle olan hibeler, ibtidaen hibe ise de intihaen bey' de­mekdir, böyle iki ciheti müştemildir. Binaenaleyh şibheyn ile amel için müm­kün olduğu kadar araları cem olunur.

Beslemek şartiyle olan hibe de mevhubün leh, bir müddet besledikden feonra vahibden evvel vefat edib varislerini terk ile vahib, mevhubu mev­hubün lehin varislerinden almaya kadir olur. Ceridei îlmiyye nüsha  

Bu hususa dair Mecelle Şerhi (Dürerürlhükkâm) da bir mütalea vardır.

Araziyi milliyye ve müsakkafatı vakfiyyenin beslemek şartiyle ferağı me­selesi için vakıflar ahkâmına müracaat! Bu mesele, kanuni olduğundan bu­radaki mülke aid şer'i mesele ile mukayesesi caiz değildir.

65  - : Fİlhal kabzı kabil olan bir ıvez şartiyle yapılan hibe de iki ıvezin tekabuzu şarttır.

Binaenaleyh tekabuz bulunmadıkça âkideynden, yani : vâhib ile mevhu-bun lehden her biri hibeden rücu edebilir. Şöyle ki : vâhib, mevhub olan malı mevhubün lehe teslim eder, mevhubün leh de bunu kabz etdikdn sonra meş­rut olan ıvezi vâhibe teslim eyler, vahib bunu kabz edince hibe lâzım olur. Artık ne vahib, ne de mevhubün leh verdiğini istirdad edemez. Fakat böyle tekabüz bulunmazsa hibe lâzım olmaz. Şöyle ki : vâhib, meşrut olan ıvezi henüz kabz etmemiş olursa hibesinden rücu edebilir. Velev ki mevhubün leh, ıvezi teslime müheyya bulunsun. Bilâkis vâhib, mevhubu teslime razı olduğu halde mevhubün leh, ıvezi teslimden imtina ile bundan rücu edebilir.

Şayed bu halde mevhubün leh, mevhubu alıb istihlâk etmiş bulunsa meş­rut olan ıvezi vermesine emr olunur. Vermezse bu müstahlek mevhubün bede­lini tazmin etmesi lâzım gelir. Bununla vâhibin hakkı rücuu sakıt olmuş ol­maz. Hindiyye, Fetavâyı Ali Efendi.

66 - : Ivez şartiyle hibede ıvezin malûmiyeti şartdır. Ivez meçhul olursa şart fâsid olur. Hibe fâsid olmaz. Çünkü hibe, şartı fâsid ile fâsid olmayan akidlerdendir. Fethülkadir.

67 - : Ivez şartiyle yapılan hibede ıvezin kabili kısmet olan muşa' bir şey olmaması şartdır.

Binaenaleyh taksimi kabil olan bir müşaın bir kısmını bişartilıvez hibe ve müşaan teslim bâtıldır. Böyle bir müşaın bir kısmı, meselâ : nısfı bir hibeye ıvez verildiği suretde ise hibe tamam olmaz. Reddi Muhtar, Abdülhalim.

68 - : Ivez şartiyle hibe, intihaen bey mesabesinde olduğundan bunda hıyarı rüyet, hıyarı ayb ve şüf'a caridir.

Binaenaleyh gerek mevhub ve gerek ıvez, hıyarı ayb ile veya hıyarı rü­yet ile red olunabilir. Fakat böyle bir hibe, hıyarı gabından, ta'zirden veya ıvezin azlığından dolayı fesh edilemez. Reddi Muhtar.

69 - : Bir kadın, kendisini döğmemek veya kendisine zulüm etmemek veya kendisini hacce götürmek üzere mehrini kocasına hibe, o da bu şarta riayet etse mehri sakıt olur. Fakat riayet etmezse, meselâ : kendisini hak­sız yere döğerse veya hacce götürmezse hibe, sahih ve lâzım olmayacağından mehri hali üzere kalır. Fakat müstahik olduğu bir te'dibden dolayı döğül-mekle mehri avdet etmez. Çünkü hak olan bir şey, zulüm olmaz. Hindiyye, Haniyye.

70 - : Bir kadın, kendisini tutmak, boşamamak üzere mehrini kocasına hibe etdiği halde kocası bunu kabul edib badehu boşasa bakılır : eğer kadın kendisini tutması için bir vakit tayin etmemiş ise mehri kocasının zimmetine avdet etmez. Çünkü bu halde sözün ıtlakına nazaran ebediyen boşamaması meşrut bulunmuş değildir. Fakat bir vakit tayin etmiş ve bu vakitden evvel boşanmış ise mehri kocasının zimmetinde hali üzere kalmış olur. Haniyye.

71 - : I3jr kadın, kendisini boşamamak şartiyle bir malını kocasına hibe, kocası kabul etse hibe sahih olur. Gerek boşasın ve gerek boşamasın. Çün­kü boşamayı terk etmek hibeye ıvez olamaz. Bu, âdeta fâsid şarta mukarin hibe gibi olur. Haniyye.

72 - : Bir kimse, mülk arazisini hibe ve teslim ve bu arazinin mahsulâ­tından kendisini mevhubün lehin infak etmesini şart etse hibe, fâsid olmuş olur. ,

Fakat bahçesinin gürûmunu hibe ve semeresinden kendisine vâhibin in­fak etmesini şart etse hibe, sahih olub şart batıl bulunur. Haniyye.

73 - : Bir kimse yeri ve ağaçları mülk bahçesini ölünceye değin mahsu­lünü kendisi almak üzere bir şahsa hibe ve   teslim etse hibe sahih, şart bâtıl olur. Çünkü mahsul de bahçeye tebean mevhub bulunmuşdur. Artık bunun kendisine reddini şart etmesi bir fâsid şart olmuş olur. Vecizi Serahsî.

74  - : Hibenin şarta taliki caiz olmadığı cihetle bir kimse bir şahsa hi­taben : «Bana şu kadar para   verirsen» veya «Beni ölünceye   kadar besler isen» veya «Sen benimle güzel maaşeretde bulunur isen §u malım senin olsun» deyib bu malı o şahsa teslim, o da kabz etse bununla hibe sahih olmuş ol­maz. Binaenaleyh vâhib bunu istirdad edebilir. Velev ki meşrut olan ıvez vâhibe verilmiş olsun. Bununla hibe sıhhate münkalib olmaz.

Kezalik : bir kadın kocasına hitaben : «Eğer ben bu hastalığımdan Ölür­sem zimmetinde olan şu kadar mehrim senin olsun» diye hibede bulunsa sahih olmaz. Çünkü bu gibi temlikâtın şarta taliki batıldır. Ankaravî, Netice, Feyziyye.

(Malikîlere göre de hibede ve emsalinde şartı ta'likî, sahih değildir. Me­selâ bir kimse : «Şöyle yaparsam şu malım hibedir» veya «sadakadır» veya «vakıfdır» dese öyle yapınca o malın hibe veya sadaka veya vakıf olduğuna hükmedilemez. Şu kadar avr ki o malı hibe veya sadaka veya vakıf etmesi diyaneten vacib, bir kavle göre de müstahab olur. Şerhi Hırşî.)

(Ivez şartiyle olan hibe, imam Şafiî ile imam Züfere göre ibtidaen ve İn­tihaen beyidir. Çünkü ibret lâfza değil, meânîyedir. Dürer.)

(Şafiîlere göre malûm bir ıvez mukabilinde yapılan hibe, ezher olan kav­le göre beyi olarak sahihdir. JVIechuI bir ivez mukabilindeki hibe ise bâtıldır. Çünkü bu akdi tashih etmek müteazzirdir. Ivez zikredildiği cihetle manen hibe değildir. Ivez meçhul olduğu cihetle de beyi değildir. Esah olan kavil böy­ledir. Tuhfetülmuhtaç.)

Hanbeiî mezhebine göre de hibenin şarta taliki sahih değildir. Çünkü bu. hayatta muayyen bir kimseye temlik olduğundan taliki caiz olmaz. Hibe, muk-tezasma münafi bir şart ile takyid edildiği takdirde ise yurt sahih olmaz. Hi­benin sıhhatinde ise iki vecih vardır, Mesela : bir kimse, bir malım bir şahsa başkasına hibe etmemek, veya satmamak veya başkasına hibe etmek satmak veya fülân zata bir şey bağışlamak şartiyle hibe etse bu şartlar muteber ol­maz. Hibe ise bir kavle göre sahih olub bu gibi fâsid şartlar ile fâsid olmaz. Diğer bir veçhe göre ise sahih olmaz. Elmuğnî. Hanbeli fukahasmm beyanına göre bişartilıvez hibe esasen sahilidir. Me­ğer ki ıvez meçhul olsun. O halde hibe sahih olmaz, hakkında bey'i fâsid hükmü cereyan eder. Hattâ bu halde mevhub, kendisinde ziyadei muttasıla veya ziyadei munfasıla hâsıl olmuş bulunsa bile yine bunlar ile beraber vahibe red olunur. Çünkü bunlar vâhibin mülkünün neması bulunmuş olur. Müntehel'iradat.)

(Zahiriyye mezhebine göre şart ile olan hibeler asla caiz değildir. Me­selâ : mevhubu satmamak üzere yapılan bir hibe caiz olmadığı gibi ıvez şartına mukarin olan bir hibe de caiz olmaz. Bunlar fâsiddir, merduddur. Çünkü bu şart kitabı ilâhîde yokdur. Elmuhallâ.) [10]

 basa dön

 

Muşa An Vuku Bulan Hibeler

 

75 - : Kabili kısmet olmayan bir malın, meselâ bir hanenin veya bir memlûkün hissei şayiasını  =  muayyen bir kısmını birisine hibe ve tahliye suretiyle teslim etmek şahindir. Çünkü bazan böyle bir kısmeti kabil olma­yan bir malı teberrüa hacet görülür. Eğer bu caiz olmasa bu nevi tasarruf­ların iptaliyle nâs üzerine darlık gösterilmiş olur. Ve bu gibi şeyler taksim edilecek olsa her parçasiylc kendisinden kableltaksim olduğu veçhile intifa mümkün olamaz. Binaenaleyh bunlar da müşaan hibe tecviz edilmişdir.

Böyle kabili kısmet olmayan bîr malın muayyen bir hissesi kendisine hi­be edilen kimse vâhib ile kısmet mutalebesinde bulunamaz. Belki mühayee talebinde bulunabilir.

76 - : Bir kimse, kabili kısmet olmayan bir malını iki şahsa hibe et­tiği halde bunlardan yalnız birisi kabul etse sahih olub bu malın yarısına malik olur. Çünkü bu hibe ile her birisi için o malın yarısı temlik edilmiş­dir. Binaenaleyh her biri için o malın yarısında mülk sabit olur. Kabul etme­yen ise bu mülkden mahrum kalır. Hidaye, Hindiyye.

77 - : Bir kimse, kabili kısmet olmayan bir mâlının bir hissesini' bir şahsa hibe etmeğe isbar edildiği halde o malın bir hissesini o şahsa, diğer hissesini birrıza başka bir zata hibe ve teslim etse o şahıs hakkındaki hibe sahih olmazsa da diğer zat hakkındaki hibe sahih olur. Demek ki hibe, ik­rah vuku bulan kısımda nafiz olmadığı halde ikrah vuku bulmayan kısımda nafiz oluyor.

78 - :  Kabili kısmet olan bir malın hibesinde bu malın kabz vaktinde gayri muşa bulunması  lâzımdır.  Çünkü  hibede kabzı  kâmil,  asıldır.  Böyle bir mal, muşa bulundukça hakkında kabzı kâmil, hâsıl olamaz. Bunda ta­sarruf, kısmet zamanına teehhür eder, asla bâtıl olmaz. Binaenaleyh bunun müşaan hibesinin cevazı için bir zaruret tahakkuk etmez. Mebsutı Serahsî.

Binaenaleyh bir kimse kısmeti kabil olan bir malının, meselâ : büyük bir hanesinin yarısını bir şahsa hibe etse caiz olursa da bunun mevhubün lehe mülkiyet ifade etmesi ifrazına mevkuf bulunur, ifraz edilerek teslim edilmedikçe -esah görülen bir kavle göre -hibe tamam olarak mevhu­bün lehe mülkü müfid olmaz.

Böyle bir mal müşaan hibe edildikden sonra ifraz ve taksim edilerek badehu teslim edilmelidir ki, hibe tamam olsun. Bu taksim ve teslimden ev­vel bunda vâhib tasarrufda bulunabilir, fakat mevhubün leh bulunamaz. Meselâ   bunu başkasına satsa nafiz olmaz. Abdulhalim vesaire.

Böyle bir hibe, fukahadan bazı zatlara göre ise bir hibei fasidedir. Mülki fâsid ile mülkiyeti müfid olur. Bu veçhile fetva da verilmişdir.

Binaenaleyh bir kimse kendisine böyle hibei faside ile hibe edilen bir akarı vakf etse sahih ve kıymetini vâhibe zamin olur. Ebussuudilmısrî.

79 - : Yukarıdaki mesele hükmünden şu iki husus müstesnadır. Şöyle ki  : bir kimse, kabili kısmet olan bir malının meselâ yansını henüz baliğ bulunmayan oğluna veya kızına hibe etse sahih ve tamam olur. Çünkü bu, yeni bir kabza muhtaç değildir.

Kezalik : bir kimse şerikine müştereken mâlik oldukları kabili kısmet bir maldaki, meselâ : bir hanedeki hissei şayiasını hibe ve teslim etse hibe sahih ve tamam olur. Bu, bir kısım fukahaya göredir, diğer bazı fukahaya göre bu hususda şerik ile ecnebi müsavidir.

80 - :  Bir kimse elinde bulunan kabili kısmet bir malım baliğ ve âkil bulunan oğlu ile gayri baliğ bulunan diğer oğluna hibe ve teslim etse hibe tamam olmaz. Çünkü evlâda yapılan bir hibe, onun kabzile tamam olur. Bu hâdisede ise şüyu, kabza manidir.

Fakat bu malı evvelâ -büyük oğluna teslim edib badehu bunu şu iki oğ­luna hibe edecek olsa sahih olur. Tenkihi Hâmidiî.

81 - :  Kabili kısmet olan bir malın hissei şayiasını bir şahsa hibe et­mek isteyen kimse, bu hisseyi o şahsa satıb semeninden zimmetini ibra etmelîdir. Bu suretle maksad, hâsıl olmuş olur. Bu, bir çarei serîdir. Haram­dan vikaye veya helâle isal eden bir çare, bir mahlası şer'î ise güzeldir.

82 - : Bir kimse kabili kısmet olan bir malını iki şahsa veya bir ce­maate birden hibe ve teslim etse hisselerini zikr etsin etmesin, imamı Aza­ma göre hibe, fâsid olur. Bu halde hibe, bâtıl olmadığından kabz ile fasidin mülk sabit bulunur. Müfta bih olan budur. Hindiyye, Hidayc. Çünkü mevhu­bün lehlerin teadüdüne mebni taraflarından şüyu bulurmuşdur.

îmameyne gelince bu hibede icmal bulunursa, yani : hisseler zikredilme­miş olursa hibe caiz ve o kimseler bu mala münasafaten mâlik olurlar. Çün­kü temlik birden yapılmışdır. Bunda şüyu tahakkuk etmez,

Kezalik : bu malı yarısı bir şahsa, diğer yarısı da başka bir şahsa aid olmak üzere hibe etse imameyne göre hibe caiz olur. Çünkü bu tafsiİ, icmal haline değildir. Bu cihetle tafsil lâğv olmuş ve her ikisi bu mala münasa faten malik bulunmuş olur. Amma bu malı sülüsam birine, sülüsü de diğe­rine aid olmak üzere hibe edib onlar da kabz etseler bu hibeler yalnız imam Muhammede göre caiz olur. Çünkü vâhib tarafından akd ve teslim birden vuku bulduğundan bunda tafsil ve ademi tafsil müsavidir, imam Âzam ile imam Ebu Yusüfe göre ise caiz olmaz. Zira bu hibe, ıtlak halinde caiz ol­mayacağından tafsil halinde de bitarikü'evlâ caiz olmaz. Maamafih bu taf­sil, icmal haline muhalif olduğundan bu tafsile itibar lâzım gelir. Bu mute­ber olunca da her birine o malın bir cüz'i şayiinde m'be akdi icab edilmiş gibi bulunur ki bu, caiz değildir. Mebsutı Serahsî.

83 - : Bir kimse, bir malını iki kimseye muhtelif akidler ve kabızlar ile hibe etse veya müttefik bir akıd ile hibe etdiği halde kabızlar muhtelif bu­lunsa bu hibe bilittifak caiz olmaz. Fakat akidlerde, kabzlarda birlikde bu­lunsa veya akidler muhtelif    olduğu halde kabzlar müttefik    bulunsa hibe, İmamı Azama göre yine caiz olmaz. îmam Ebu Yusuf ile imam Muhammede göre ise caiz olur. Bu hususda imamı Azamın delili racih görülmekdedir. Nütef, Tashihi Kudurî.

84 - : Mevhubün leh tarafından olan şüyu, imamı Azama göre hibenin cevazına ve tamamiyetine mani ise de mutasaddakun aleyh tarafından olan şüyu, sadakanın tamamiyetine münafi değildir. Çünkü sadaka livechillâh ol­duğundan onda teaddüd yokdur.

Binaenaleyh bir kimse, kabili kısmet olan bir malını iki fakire tasadduk ve birlikde teslim etse sahih olur. Amma bir kimse, kabili kısmet olan bir malının meselâ : yarısını bir fakire sadaka olarak verse nafiz olmaz. Bel­ki hibede olduğu gibi badel'ifraz teslim etmelidir ki sadaka tamam olsun. Bahri Raik, Ankaravî. îmameyne göre mevhubün leh tarafından olan şüyu, hibenin cevazına mani değildir. Hindiyye.

85 - : Yalnız vâhibe nazaran mevcud olan şüyu, hibenin tamamiyyeti-ne mani olmaz. Şöyle ki : iki kimse müştereken malik oldukları kabili kıs­met bir hanelerini bir şahsa hibe ve tamamen teslim o şahıs da kabz etse hibe tamam olur. Çünkü bunda mevhubün leh bakımından şüyu bulunmadığı gibi teslim de, kabz da cümleten vuku bulduğundun bu cihetli: şüyu bulun-mamışdır. Hidaye, Kuhuştanî.

86 - :  Hibenin tamamiyyetine mani olan §üyudan maksad, şüyu muka-rindir, şüyuı tarî değildir. Çünkü şüyuu turî, mevlıubün lehin mülkünde va­ki olmuş olacağından evvelce sahih ve tamam olarak münakid olan hibeyi ihlâl etmez.

Binaenaleyh bir kimse, kabili kısmet olan bir malının tamamını bir şah­sa hibe ve teslim etdikden sonra bunun yarısından rücu etse bu, bir şüyuu tan olur da hibenin tamamiyyetine mani olmaz, yarısı mevhubün lehin ma­lı olarak kalır.

Nitekim bir kimse marazı mevtinde hanesinin tamamını bir şahsa hibe ve teslim edib bundan başka terikesi bulunmadığı gibi vârisleri de bu hibe­ye icazet vermeseler bu hanenin sülüsamnda hibe bâtıl olursa da bir sülü­sünde baki kalır.

imam Ebu Yusüfden bir rivayete göre şüyuı tarî de hibeyi ibtal eder. Haniyye, Reddi Muhtar.

87 - : Mevhubün kısmen  bil'istihkak ve bilbeyyine zabt edilmesinden dolayı arız olan şüyu,  racih görülen kavle nazaran şüyuu tarî  kabilinden olub hibenin tamamiyyetine mani olmaz. Fakat diğer bir kavle göre §üyuı mukarin kabilinden olub hibeye münafi bulunur.

Meselâ : bir şahsa hibe ve teslim edilen kabili kısmet bir hanenin yarı­sına bir müstahik zuhur edib bunu beyyine ile isbat etse hibe birinci kavle göre diğer yarısında hali üzere kalır. İkinci kavle göre ise tamamen bâtıl olur.

Bu istihkak, vâhibin ikrariyle sabit olduğu takdirde zahir olan bunun lağv olmasıdır. Çünkü bu ikrar, mevhubün lehin aleyhinde olmakla bâtıldır. Buna binaen mevhub, mevhubün lehin elinden alınamaz.

88 - : Hibede bir malın kabili kısmet olub olmaması, mevhubün lehin hissesi bakımından aranır. Şöyle ki : bir kimse meselâ bir hanesini üç oğ­luna hibe edib de o hanenin üç kısma ayrılması kabil bulunsa hibe sahih olmaz, fakat üç kısma değil, iki kısma taksimi mümkün olsa hibe sahih ol­muş olur.

Kezalik : bir kimse iki kısma taksimi kabil olan bir hanenin dörtde birini bir şahsa hibe etse caiz olur. Çünkü mevhub, kabili kısmet bulunmamış demekdir. Tenkih.

89 - : Mücerred hibe zamanındaki    şüyu, hibenin tamamiyyetini ihlâl etmez.

Binaenaleyh bir kimse kabili kısmet olan bir hanesinin bir kısmını biri­ne hibe ve badehu taksim ederek o kısmı teslim etse hibe sahih olur.

Kezalik : böyle bir malın meselâ : yarısı bir şahsa hibe ve henüz tes­lim edilmeden diğer yarısı da yine o şahsa hibe edilerek tamamı birden tes­lim edilse hibe .sahih olur.

Nitekim böyle bir malın tamamı birden hibe edilib müteferrikan teslim edilmesi halinde de hibe sahih olur. Hindiyye, Bahri Raik.

90 - : iki şerikden biri diğerine hitaben : «Rıhından = kârdan hissemi sana hibe etdim» dese bakılır ; Eğer bu kâr, kabili kısmet bir mal olub hi­be "zamanında mevcud ise bu, hibei muşa kabilinden olacağı cihetle sahih olmaz. Amma bu malı şerik istihlâk etmiş ise hibe sahih olur. Çünkü bu hal­de bu hibe, bir iskat demekdir. Hindiyye.

91 - : Hibe hususunda meşgul, muşa hükmündedir. Binaenaleyh şagili hibe caiz ise de meşgulü hibe caiz değildir.

Şöyle ki : vâhibin kendi mülkünü işgal eden bir malını birine hibe etme­si sahilidir. Fakat vâhibin mülkiyle meşgul bulunan bir malını birine hibe etmesi sahih değildir.

Meselâ : bir kimse hanesi içindeki bir muayyen mikdar eşyasını birine hibe ve o eşyayı yalnızca veya hane ile beraber teslim etse o eşya hakkın­da hibe tamam olur.

Kezalik : bir hayvanın üzerindeki yük, hibe ve yalnızca veya o hayvan ile beraber teslim edilse yük hakkında hibe tamam olur.

Fakat bir kimse hanesini içinde eşya bulunduğu halde birine hibe ve teslim etse hibe sahih olmaz. Belki bu haneyi o eşyadan tahliye etdikden sonra teslim etmeli veya o eşyayı da hibe ederek hane ile birlikde teslim eylemelidir ki hibe sahih ve nafiz olsun. Tahtavî.

92 - : Meşgul bir şeyin hibesinde tahliye ve teslimden sonra kabza izin verilmesi lâzımdır.    Bundan evvel verilen izin, muteber    değildir. Nitekim tahliyeden evvel vuku bulan teslime de itibar yokdur.

93 - :  Bir kimse,  hanesini içinde  kendisi  veya  ehli  sakin  bulunduğu halde bir şahsa hibe ve teslim etse sahih olmaz. Fakat bu hanede yabancı, hür bir kimsenin mukim bulunması teslimine mani değildir. Çünkü bu tak­dirde hane meşgul sayılmaz. Kaidiyye, Hindiyye.

94 - : Meşgulün hibesinin   sahih olmaması    meselesinden şu üç husus müstesnadır : Şöyle ki :

(1) : Bir kimse, gayri baliğ evlâdına kendi eşyasiyle meşgul bir malını hibe etse sahih olur.

(2)  : Bir kadın, içinde eşyası bulunub kocasiyle beraber ikamet etdiği hanesini kocasına hibe etse sahih olur.

(3) : Bir kimse, kendi hanesini bir şahsın eşyasiyle meşgul olduğu hakle o şahsa veya başka birine hibe ve eşya ile beraber teslim etse hane hak­kında hibe sahih olur. Çünkü bu suretlerdeki işgal, mevhubun teslim ve te­sellümüne mani olacak tarzda değildir. Behce, Ali Efendi,

95 - : Bir kimse, hanesini bir şahsa hibe etdiği meclisde : «Bu hanemi buna ve teslim etdim, bu hanenin içinde asla bir şey kalmadı» diye ikrar ve işhad etse de badehu vefat eylese bu ikrarı sahih bulunmuş olur. Artık vârislerin ; «Bu hane hibe ve teslim esnasında vâhibin eşyasiyle meşgul idb diye iddiaları mesmu olmaz. Ali Efendi, Behce Hamişi.

96 - : Meşgul ile şâgil, ayrı ayrı hibe ve müteferrikan teslim edildikde bakılır  :  eğer evvelâ meşgul, meselâ  :  hane hibe ve meşgulün teslim olu­nursa hibe sahih olmaz. Fakat evvelâ şâgil, meselâ  :  hanedeki eşya    hibe ve teslim olunur da badehu meşgul hibe ve teslim edilirse her iki hibe de sahih olmuş olur. Hindiyye.

97 - : Meşgul olan bir malı hibenin tamamiyyeti için evvelâ onu şâgil olan mal, mevhubun lehe emanet olarak teslim edilmeli, ondan sonra da o hibe edilen mal, teslim olunmalıdır. Bu halde hibe ve teslim sahih olur. Bu, bir çarei şer'îdir. Hamevî.

98  - : Mukataah vakıf bir yer veya arzı mirî üzerindeki mülk hanenin bir şahsa hibesi caizdir. Çünkü bu hanenin o yerlere ittisali, zaif olduğun­dan muşa hükmünde değildir. Vâhibin o yerlerde hakkı tasarrufu yine baki kalır,  lîu haneyi mevhubüıı  lehe ref etdirebiliı-.

Fakat bir kimse, arsası mukataah vakıf, eşean ise mülk olan bahçesi­nin arsasını mütevellinin izniyle ferağ etmeden eşcarım, yahud arsası arazü milliyyeden, kurumu ise mülk bulunan bağının yerini sahibi arzın izniyle fe­rağ eylemeden bu üzüm çubuklarını bir yabancıya veya kendisinin âkil ve baliğ olan evlâdına hibe etse sahih olmaz. Çünkü bu ağaçların, çubukların kökleri yere girmiş, tedahül eylemiş olmakla muşa hükmünde bulunmuşdur. Anıma bunları gayri baliğ evlâdına hibe etmesi sahihdir.

Kezalik arsası vakıf veya araziyi nıilliyeden olub binası veya ağaçlan mülk bulunan bir bahçenin arsası usulen bir şahsa ferağ edildikden sonra o şahsa binası da, ağaçları da hibe ve teslim edilse hibe tamam olmuş olur. Ebussuudı Imadî, Fetavası Ali Efendi.

99 - :  Hibe ve teslim edilen mülk bir arsaya veya araziye üzerindeki binalar, ağaçlar da zikr edilmeksizin dahil olur. Fakat hibe veya tesadduk edilen araziye zikr edilmedikçe ekinler dahil olmayacağı gibi hibe edilen ağaçlara da zikr edilmedikçe üzerindeki meyvalar ve mütekavvim bir halde bulunan yapraklar dahil olmaz. Bu halde hibe bir kavle göre mevkuf, diğer bir kavle göre fâsid olur. Çünkü bunlar teslime manidir.

100  - : Münferiden hibesi caiz olan şeyin mevhubdan istisnası da caiz­dir.

Meselâ : Bir kimse bir ağacın üzerindeki meyvalardan şu kadar kıyye si kendisine kalmak üzere bakisini bir şahsa hibe ederek ağaçdan toplama­sına izin verse hibesi sahih olur.

Fakat münferiden hibesi caiz olmayan bir şeyin mevhubdan istisnası caiz olmaz. Meselâ : bir kimse, yüklü bulunduğu yavrusu kendisine kalmak üzere bir kısrağını bir şahsa hibe ve teslim etse hem kısrak, hem de yavru­su o şahsın olmuş olur. Çünkü bu yavru, henüz bir mütekavvim mal olmayıb vasf kabilinden bulunuduğu cihetle hakkında müstakülen hibe akdi cari ola­maz. Binaenaleyh bunun hibeden istisnası, muktezayı akde muhalif bir şar­tı fâsid kabilinden bulunmuş olur. Şartı fâsid ise hibeye münafi değildir. Inaye.

101 - : Hibei faside dahi kabz bulununca    müfta bih olan kavle göre mülkiyet ifade ederse de şu üç hususda hibei sahihadan ayrılır :

(a) : Sahih hibeden rücua mani olan şeyler, fâsid hibeden rücua mani olmaz. Meselâ : vâhib ile mevhubün leh arasında zevciyet veya neseben ka­rabeti mahremiyye bulunsa bile yine vâhib bu fâsid hibeden rücu edebilir. Vâhibin vefatından sonra da vârisleri rücu edebilirler.

(b) - : Sahih hibede, mevhub,  mevhubün lehin elinde helak  olsa veya mevhubün leh tarafından itlaf edilse mevhubün leh üzerine zaman lâzım gel­mez. Fâsid hibede ise mevhub, mevhubün lehin, elinde helak olsa veya is­tihlâk edilse mevhubün lehe zaman lâzım gelir. Meselâ : bir kimse, bir şah­sa on lira teslim edib bunun beş lirası senindir, beş lirasını da fülâne tesli met» yahut «bunun beşi sana hibedir, beşi de elinde vediadır» dedikden son­ra bu on lira o şahsın elinde telef olsa beş lirası    hibenin muşa olmasına mebni fesadından dolayı mazmun olur, Diğer beş lirası ise emanet olduğun­dan mazmun bulunmaz.

Şayed o şahıs, bu on liradan beşini istihlâk etdiği halde diğer beşi de elinde telef olsa üzerine yedi buçuk Uranın zamanı lâzım gelir. Çünkü beş lirası müşaa mebni fâsid bir hibeye müstenid olduğundan mazmundur, is­tihlâk edilen beş liranın yarısı emanet olmakla mazmun olmayıb diğer ya­nsı da mazmundur ki, mecmuu yedi buçuk lira eder. Haniyye.

Bazı şartlara göre fâsid hibede helâkdan dolayı zamanın lüzumu, mevhubün leh, mevhubu kendi sun'iyle itlaf etdiği veya vâhibin sarahaten izni olmaksızın kabz etmiş bulunduğu takdirdedir, Şürünbülâlî.

(c) - : Sahih hibede vâhibin mevhubu teslim için tahliye etmesi, yani : mevhub malı mevhubün lehin alabileceği bir vaziyetde bulundurması kabza ruhsat sayılır. Fâsid hibede ise böyle bir tahliye bü'ittifak kabza ruhsat sa­yılmaz. (18) inci meseleye müracaat!

(Malikîlere göre kabili kısmet olmasa damüşaın kısmen hibesi sahihdir. Bu halde müşaın tamamı mevhubün lehe teslim edilirse kabz hâsıl olur. Mevhubün leh bunun bir kısmına hibe yoliyle temellük eder, bir kısmı da elinde vedia bulunmuş olur. Elmizanül'kübra.)

(imam Şafüye göre de kabili kısmet olsun olmasın müşaın hibesi her halde caizdir.)

(Hanbeli mezhebine göre de muşa olan bir mal, menkul olsun, gayri menkul olsun, kabili kısmet bulunsun veya bulunmasın, şerike de, başkası­na da hibe edilebilir. Ve bu hibe, lâzım olur. Şu kadar var ki menkul olan bir müşaın başkasına hibesi lâzım olursa da kabzı için şerikin izni muteber­dir. Çünkü bunun kabzı şerikin hissesini kabz ile kabil olabilir. Bu hal­de mevhubün leh, o malın bir kısmını hibeye mebni temellük suretiyle, bir kısmını da emanet olarak kabz etmiş olur. Keşşafül'kına.) [11]

 basa dön

 

Borçların Hibe Ve İbrası 

 

102 - : Bir kimse, bir şahsın zimmetindeki alacağım o şahsa hibe ede­bilir. Bu hibe intihaen bir ibra mahiyetinde olduğundan bununla borç kabu­le muhtaç olmaksızın zimmetden sakıt olur. Çünkü ibra bir iskatdır, iskatat ise kabule mütevakkıf değildir. Nitekim bir kimse borçlusunu ibra edib borç­lusu da o ibra meclisinde sükût etse alacağı sakıt olur. îşte hibede de böy­ledir. Esah görülen kavi de budur.

Binaenaleyh bir kimse, bir alacağını bir şarta talik etmeksizin medyu­nuna derhal hibe etse bu alacak sakıt olur. Artık bundan rücu edilemez.

îmam Ebu Yusüfe göre ise bu hibe kabul bulunmadıkça sahih, deyn sa­kıt olmaz.

103 - : Borcun borçluya hibesi, red ile merdud olur. ibrada da hüküm böyledir. Bu halde borç sakıt olmaz. Çünkü bu hibe, min vechin temlik ol­duğundan redde mahaldir. Medyunun borcu kabule mecburiyeti yokdur. Bu­nu kabul, izzeti nefsine dokunabilir. Ve bu hususda başka mülâhazası da bu­lunabilir.

Şu kadar var ki alacaklı borcu medyuna hibe etdiği halde medyun, ka­bul ve red etmeksizin meclisden ayrılıb bir kaç gün sonra gelerek red etse sahih olan kavle göre bununla borç red edilmişolmaz. Hindiyye. Çünkü red, meclisi ibrada olmalıdır. Ercah olan kavi budur.

104 - :  Medyuna bağışlanacak borcun mikdaren malûmiyeti şart değil­dir.

Binaenaleyh bir kimse medyununun zimmetinde ne kadar matlûbu oldu­ğunu bilmediği halde anı kendisine hibe etse veya halâl etse bu alacak sa­kıt olur. Velev ki bu hibe, medyunun talebi, istihlâkle bulunması üzerine ol­sun.

Şu kadar var ki, İmam Muhammede göre alacaklı, alacağının mikdarı-nı bilmediği halde mücerred medyununun talebine mebni bunu kendisine bağışlasa medyun borcdan hükmen berî olursa da diyaneten berî olmaz. Fa­kat imam Ebu Yusüfe göre hem hükmen hem de diyaneten berî olur. Müfta bih olan da budur. Velvaliciyye. Çünkü sakıtın cehaleti iskatın sıhhatine mani değildir. Bir de alacaklı kendi arzusiyle bu hakkından vaz geçmiş bu-lunmakdadır.

105 - : Bir kimse, medyununa hitaben  :  «Şu kadar alacağımın meselâ yarısını bana vermek şartiyle mütebakisini sana hibe etdim» veya müteba­kisinden seni ibra eyledim» deyib o da bu şartı kabul ve ıvezi ita etse borç sakıt olur, artık rücua mahal kalmaz.

106 - : Bir kimse, bir şahsın zimmetindeki alacağının bir kısmını ona hibe edebileceği gibi müşterek alacaklılardan her biri veya bir ikisi de his­sesini  borçluya  hibe edebilir.  Çünkü deyn borç, kabili kısmet olmayan mallar kabilindendir. Bu cihetle kısmen hibe ve ibrası sahilidir.

107 - : Bir kimse, bir şahsın zimmetinde bir mikdarı muaccel, bir mik­darı da müeccel olan alacağının bir kısmım o şahsa hibe etse bu hibesi bu iki borca münasafaten münsarif olur. Çünkü bu iki borcdan birini ibra hu­susunda tercihe medar yokdur.

Binaenaleyh medyunun bilfarz bin kuruş muaccel, bin kuruş da müeccel borcu olub alacaklı tayin etmeksizin beş yüz kuruş alacağım hibe etse iki yüz elli kuruş muaccelden, iki yüz elli kuruş da müeccelden sakıt olmuş olur. Hindiyye.

108 - : Deynin medyuna hibe edilmesi için zimmetinde baki olup henüz

istifa edilmemiş olması şart değildir.

Binaenaleyh bir kimse borçlusundan alacağım aldıkdan sonra : «Ben sendeki alacağımı sana bağışladım» dese bu hibe, sahih olur. Bu halde borç­lu vermiş olduğu meblâğı istirdad edebilir. Hindiyye.

109 - : Bir kimse, bir şahsın borcunu dayinine teberrüan tediye etdik-den sonra dain, bu borcu o şahsa tyağışlasa, meselâ : «Ben alacağımı med­yunum olan fülân şahsa hibe etdim« veya «onu bu borcundan ibra eyledim» dese o müteberri olan kimse, vermiş olduğu meblâğı geri alabilir. Hindiyye. Çünkü bu halde o kimsenin teberru zaid, maksadına münafi olmuş olur.

110 - : İki kimse, müştereken malik oldukları sağılır bir hayvanın sü-dünü almak üzere her birinin yanında meselâ on beş gün kalmasına bırrıza karar verseler bu, bâtıl mühayee olur, hiç birine fazla alacağı süd helâl ol­maz, velev ki şeriki helâl kılsın. Çünkü bu, kabili kısmet olan bir müşaın hi­besi dı.Tiıekdir.  Meğer  Ui  fazla südü  istihlâk etmiş olsun.  Bu  takdirde helal edilebilir. Zira bu, deyni  hibe kabilindemlir. Doy m i hibu ise nıüşuun da caiz­dir. Hindiyye (88) inci meseleye müracaat!.

111 - : Bir kimse, birisinin zimmetindeki alacağına kefil olan şahsa bu alacağını hibe veya sadaka olarak bağışlayabilir. Ve bu kefili de bundan ibra da edebilir. Şu kadar var ki, kefilin bunu kabul etmesi lâzımdır. Kabul etme-yib red etdiği takdirde hibe veya sadaka tamam olmuş olmaz. Bahri Raik, Hindiyye.

112 - : Bir dayinin vefatında   varislerinden biri hissesine düşen deyni, medyuna bağışlasa hibesi sahih olur. Fetavâyı Ali Efendi.

113 - : Bir kimse, alacağım vefatını haber aldığı borçlusuna helâl etse veya anı borcundan ibra eylese de bilâhare borçlusunun berhayat olduğu sa­bit olsa artık bu alacağını ondan isteyib alamaz. Ankaravî

114  - : Bir dain, alacağını medyununun vefatından varisine hibe edebi­lir. Bu sahihdir. Velev ki terikesi düyuna müstağrak bulunsun. Vâris bu hi­beyi red ederse merdud olur. Fakat îmam    Muhammedden bir kavle göre merudu olmaz.

Dain, alacağım varislere veya bazılarına hibe etse hepsine hibe etmiş olur. Çünkü bunu asıl meyyit olan medyuna hibe etmiş gibidir. Ankaravî, Mebsutı Serahsî.

115 - : Dain, medyunu vefatından sonra da ibra edebilir. Varisi bunu red etse îmam Ebu Yusüfe göre merdud olur. imam   Muhammede göre ise merdud olmaz. Ankaravî. Dain, varislerinden birini    alacağından ibra etse yalnız bu varisin nasibinde sahih olur. Hindiyye.

116 - : Borcu borçludan başkasına temlik bâtıl ise de kabzına saraha­ten izin verilib kabz edilince sahih olur. Şöyle ki : mevhubün leh bu suretle kabza vekil olmuş olur. Artık borcu gidibmedyundan kabz edince evvelâ ala­caklı namına bilvekâle kabz, badehu kendi nefsi için de bü'asale kabz etmiş sayılır. Hattâ alacak şey meselâ : gümüş para olduğu halde mevhubün leh bunun yerine altın para alsa hibe yine tamam olmuş olur.   Çünkü mevhubu kabz etmek hakkı mevhubün lehe aid olduğundan onu istibdale de seîâhiyet-dar bulunmuş olur. Vakıâtı Hisamiyye, Imadiyye.

(Şafiî fukahasına göre hibei zımniyye izne ihtiyacdan müstesnadır. Şöy­le ki : borçluya borcdan ibra, bir hibei zımniyyedir. Bu, kabule ve kabz için izne muhtaç değildir. Borcu medyune hibe veya tesadduk da manen ibra ol­duğundan kabule muhtaç değildir. Fakat borcu medyunun gayrisine hibe ve­ya tesadduk, esah olan kavle göre batıldır. Çünkü bu, makdurütteslim de­ğildir. Zira medyundan kabz edilecek şey, aynidir, deyn değildir. Mevhub olan ise deyndîr. Tuhtetül'muhtac.)

(Malikîlere göre bir kimse, alacağım medyununa hibe edebileceği gibi medyunun varislerinden bazılarına da hibe edebilir.

Doyni medyuna hibenin sıhhati için medyunun    kabulü lâzımdır. Kabul etmeden vâhib vefat etse hibe bâtıl olur.  Medyunun gayrisine hibenin sın hati için de işhad lâzımdır. Şerhi Muhammedi Hırşî, Elmüdevvenetül'kübra.)

(Hanbelî fukahasına göre bir kimse, alacağını medyununa hibe etse ve­ya medyununu alacağından ibra eylese veya alacağını medyununa helâl kıl-sa sahih olub kabule muhtaç olmaksızın alacağı sakıt olur. Velev ki med­yun bunu red etsin. Çünkü bu, bir iskat olduğundan kabule muhtaç bulun­maz. Nitekim hakkı kısas, hakkı şuf'a, hakkı kazaf da kabule muhtaç ol­maksızın iskat edilebilir. «Alacağımı sana tesadduk etdim» veya «alacağım^ dan seni afüy eyledim» denilmesi de böylece şahindir, Elmuğnî.) [12]

 basa dön

 

Kasırlara Yapılan Hibeler  :

 

117 - : Çocuklar, mecnunlar, matuhlar gibi kasırına hibe yapılabilir, sadaka verilebilir. Bunların kabulleri ve kabzları velîlerine, vasîllerine veya mürebbilerine aiddir.

Şöyle ki : bu hususda evvelâ baba, sonra babanın babası, daha sonra bunların vasileri, bunlardan hiç biri bulunmadığı takdirde de bunların mü-rebbileri, yani : kendilerinin hacr ve terbiyelerinde bulundukları sair kim­seler bu kabul ve kabza selâhiyetdar bulunmuş olurlar.

Şu kadar var ki, bir çocuk mümeyyiz bulunursa onun da kabul ve kab­zı muteber olur.

118 - : Bir kimse, babası veya dedesi veya vasisi veya -bunların bu­lunması yahut gaybeti münkatıa ile gaib bulunmaları halinde -mürebbîsi olduğu gayri baliğ bir çocuğa veya bir mecnunı mutbaka malûm ve bunla­ra nafi bir malını hibe etse mücerred icab ile, yani : yalnız kendisine hibe etmesiyle hibe tamam olur, ayrıca kabza ihtiyaç kalmaz. Velev ki o mal, bu vâhibin yanında bulunmayıb başkasının nezdinde vedia veya ariyet bu­lunmuş olsun. Bu hibenin tamamiyyeti o malı, müstevdaın veya müsteîrin elinden almaya tevakkuf etmez.

Mürebbî; ana, kardeş, dayı gibi akribadan olabileceği gibi mültekıt gi­bi yabancılardan da olabilir.

119 - : Bir kimse, gasıbın veya mürtehinin veya müddeti içinde müste-cirin veya mevhubün lehin elinde bulunan bir malını velayeti veya vesayeti veya hacir ve terbiyesi altında bulunan bir çocuğa veya bir mecnuna bağış-lasa bununla hibe münakid olmaz. Çünkü o mal, kendisinin elinde değildir. Belki o malı başkası kendi namına kabz etmiş bulunmakdadır.

Meselâ : bir kimse, başkasına bilâ ıvez hibe ve teslim etmiş olduğu bir malını kendi sagir oğluna hibe etse bunun hükmü olamaz. Velev ki evvelki hibesinden rücu ederek o malı bilâhare istirdad etsin. Mecmaül'enhür, Ali Efendi.

Fakat bir kimse, müstevdaınm elindeki bir malını böyle kendi çocuğu­na hibe etse akd tamam olur. Çünkü müstevdaınm eli kendi eli mesabesin­dedir. Bahri Raik.

120 - : Bir kimse, kendisinin velayeti veya vesayeti veya hacr ve ter­biyesi altında bulunan bir çocuğa bir malını    hibe edince ilâm ve işhadda bulunmalıdır, ilâm, kabz menzilesindedir. Işhad da ileride kendisinin veya varislerinin hibeyi inkâra mahal kalmamak içindir. Bezzaziyye, Reddi Muh­tar.

121 - : Bir çocuğun babası ve ceddi sahihi veya vasisi var iken hacr ve terbiyesinde bulunduğu mürebbisinin o çocuğa hibesi tamamiyet ifade et­mez. Belki bu velîsinin veya vasisinin kabzı lâzım gelir.

Hattâ bir kimse, hacr ve terbiyesinde bulunan sagîr hafidine babası mev-cud olduğu halde bir malını hibe etse tamam olmaz. Belki o malı o sagîrin babasına teslim etmesi lâzım gelir. Ve illâ hibenin hükmü olamaz. Inaye, Netice, Mülteka.

122 - : Mümeyyiz olsun   olmasın bir çocuğa velîsinden,    vasisinden ve mürebbisinden başka bir kimsenin yapacağı hibeyi veya sadakayı velîsinin veya vasisinin ve bunlar bulunmamakla mürebbîsinin kabz etmesi kâfidir. Bununla hibe tamam olur. Şu kadar var ki bu hibe çocuk hakkında nafi ol­malıdır. Hattâ bu takdirde çocuğun velîsi veya vasisi var iken hacr ve ter­biyesinde bulunduğu mürebbisi bu hibeyi veya    sadakayı kabz edecek olsa racih görülen kavle göre bu kabz da kifayet eder. Kadıhan'a göre sahih ve müfta bih olan da budur. Reddi Muhtar Tekmilesi.

Mebsutı Serahsîde deniliyor ki : bunda çocuk için fazla menfaat vardır. O mürebbî, velîsinin halefi sayılır. Bu cihetledir ki bu çocuğu hıfz ve terbi­ye hususunda başkalarına müfeccahdır, başka bir yabancı bu çocuğu elin­den alamaz.

Mecnun ile mecnune, matuh ile matuhe de bu hükümdedir.

123 - :  Mümeyyiz bir çocuğa yapılan nafi bir hibe, bizzat kendisinin kabul ve kabzı ile de tamam olur. Velev ki velîsi veya vasisi bulunmuş olüun. Çünkü bu, kendisi hakkında bir nef'i mahzdır. Maamafih bunun hibeyi reddi de muteberdir. Hatla hakkında muzir olan bir hibeyi kabul etse de sahih olmayacağından vahibine reddi lâzım gelir.

Mümeyyiz bulunmayan bir çocuğun namına yapılan bir hibeyi kendisinin kabul ve kabz etmesi ise muteber değildir. Her halde velisinin veya vasi­sinin veya mürebbesinin. kabul ve kabzına ihtiyaç vardır. Hediye, sadaka da bu hükümdedir. Ebussuud, Şürünbüiâlî.

124 - : Mümeyyiz bir çocuğa yapılan hibeyi velîsi red etdiği halde ken­disi hibe meclisinde kabul etse sahih olur. Reddi Muhtar.

125 - : Bir sagire için zifafından sonra hibe edilen şey'i velisi, mese­lâ : babası ve mümeyyize ise kendisi kabz edebileceği gibi kocası da kabz edebilir. Çünkü bu takdirde işleri kocasına tefviz edilmiş olur. Mücameate mütehammil olsun olmasın müsavidir. Fakat zifaf vuku bulmamış ise koca­sı kabz edemez.

Kezalik : sagîrenin başkaları zimmetinde olan alacağını da kocası kabz edemez. Bahri Raik.

126 - :  Bir kimse, hali sıhhatinde gayri baliğ oğullarından her birine meselâ : şu kadar re's koyun, ve şu kadar sığır, ve şu kadar akçe hibe ey-lese vefatından sonra bu çocuklar baliğ olunca bu hibe edilen şeyleri teri-kesinden almaya kadir olurlar. Abdurrahim.

127 - : Bir kimse, çobanının elinde bulunan koyunlarının şu kadar ade­dini gayri baliğ evlâdına, meselâ  : sagîre kızına hibe etdiği halde bunları ifraz etmiş bulunmasa hibe sahih olmuş olmaz. Fakat eciri hassmın elinde bulunan şu kadar koyunlarını bu sagîreye hibe ve işhad etse sahih olur1. Ve­fatında varisleri bu hibeyi tutmayız diyemezler. Abdurrahim.

128 - : Bir kimse, dikdiği bir ağaç   hakkında : «Ben bunu fülân sagir oğlumun ismine gars ediyorum» dese bu hibe olmaz. Fakat : «ben bunu fü­lân sagir oğlum için kıldım» veya «bunu oğlumun ismine kıldım» dese hibe olur: Çünkü nâs bununla temlik kasd ederler. Haniyye.

129 - : Bir çocuğun malından, gerek mümeyyiz olsun ve gerek olma­sın, hibe veya sadaka verilmesi veya kendisine verilen hibaye ıvez verilme­si caiz değildir. Hattâ buna bulûğundan sonra icazet verse de muteber ol­maz. Çünkü bâtıl bir akde icazet lâhik olamaz. Fakat bulûğundan sonra di­lerse yeniden hibede bulunabilir. Bu halde verilen ıvez dahi sahih olmaya­cağından mevhubün leh, mevhubu red ile vermiş olduğu ıvezi istirdad ede­bilir. Haniyye, Dürri Münteka.

130 - : Bir çocuğun malını ıvez şartiyle başkasına hibe etmek, îmamı Âzam ile İmam Ebu Yusüfe göre caiz değildir. Velev ki ıvez, mevhub maldan ziyade olsun. Çünkü bu hibe biyadeyen teberru mahiyetindedir   Bir kimse ise sagir evlâdının malından teberruda bulunamaz. Zeyleî, Tahtavi.

(Malikilere göre bir kimse, sagir veya sefih olan evlâdının bir malını ıvez mukabilinde başkasına hibe edebilir. Kezalik : sagir evlâdına ıvez mu­kabilinde verilen bir hibeyi kabul edebilir. Çünkü bu hibe, beyi hükmünde­dir. Hir üiitfirİn IjhIhımı ihc onun h;ıkkın<!<ı müb;ıy.'iml;ı bulunabilir. Klnuuk'V-venetül'kübra, Şerhi Muhtasarı Ebizziya.)

131 - : Bir çocuğun velisi veya vasisi; onun bir hakkını, meselâ:  mü­teveffa validesinden kendisine movrııa, bir şahsın zimmetinde sabit bir ala­cağını o şahsa hibe ve zimmetini dâvadan ibra edemez, etse sahih olmaz. Çocuk baliğ olunca bu alacağını o şahısdan isteyib alabilir. Fakat velisinin veya vasisinin veya vasisinin çocuğa aid, hibe edeceği bir alacak, kendisi­nin akdiyle sabit olmuş bir şey bulunursa    imamı Âzam ile îmam muham-mede göre hibe ve ibra sahih olub bumevhubu çocuğa zamîn olur. imam Ebu Yusüfe göre ise bu hibe ve ibra da sahiholmaz. Ali Efendi.

132 - : Çocuğa ihda edilen şeylerden anası babası, muhtaç bulunmadık­ça istifada edemezler.  Bu mubah değildir.  Meğer ki  mevhub,  meyva gibi bir şey olub istisgar edilmekle çocuk namına ihda edilib bundan valideyninin de yemeleri vahibce maksud bulunsun.

133 - : Bir baba,  evlâdının  malından fakir ise ihtiyacı  mikdarı  yiye­bilir. Fakir olmayıb da meselâ  : kırda bulunduğu cihetle başka yiyecek bir şey bulamadığı takdirde de o maldan kıymetini ödemek üzere yiyebilir. Ta­tar Haniyye.

134 - : Bir kimse, sagir evlâdına bir libas yaptırsa bilâhare bunu baş­kasına veremez.  Meğer ki yaptırdığı zaman bunun ariyet olduğunu  beyan etmiş olsun.

Talebesinden biri için yapdırıb teslim etdiği libas hakkında da hüküm böyledir. Dürri Muhtar.

135 - : Bir kimse kendisine başkası tarafından bir çocuk eliyle gönde­rilen bir hediyeyi ahb kabul ve tenavül edebilir. Meğer ki bu çocuğun yalan söylediğine kalben kail olsun. Hindiyye. [13]

 basa dön

 

Marizlerin Hibesi

 

136 - : Varisi ve borcu olmayan bir kimse, marazı mevtinde bütün em­valini birine hibe ve teslim etse tamamında sahih olur. Vefatından sonra te-rikesine beytülmal emini müdahale edemez. Çünkü bu hibe .kısmen vasiyet mesabesindedir, beytülmal ise mumaileyhden    muahhardır.  Maamafih hibe edib de henüa teslim etmeden vefat etse hibenin hükmü kalmaz. Çünkü bu muamele, her ne kadar vasiyet mesabesinde ise de lâfzı itibariyle ibtidaen hibedir. Kabz bulunmadıkça tamam olmaz. Reddi Muhtar.

137 - : Bir kimse, marazı mevtinde  kendisine vefatında varis olacak şahıslardan birine bir malını hibe ve teslim etdikden sonra vefat etse bu hi­be, diğer varislerin icazetlerine mevkuf olur. Binaenaleyh bu varisler, ve-futdan sonra icazet verirlerse nafiz olur, icazet vermezlerse asla sahih ol-mayıb bâtıl olur. Çünkü marazı mevtde yapılan hibe, vasiyet demek oldu­ğundan varis hakkında sahih olmaz. Bu hibeye mükellef varislerden bazıları icazet verdikleri takdirde yalnız kendi hisselerinde nafiz olur.

138 - : Marazı mevt halinde yapılan bir hibeye vâhibin vefatından ev­vel varislerinin icazet vermeleri muteber değildir. Meselâ : bir kadın, ma­razı mevtinde mehrini kocasına hibe edib varisleri de buna icazet vrdikden sonra vefatı vuku bulsa bu hibe nafiz olmuş olmaz. Vefatından sonra icazet vermelidir, ki hibe olsun. Çünkü vâhib, vefat etmedikçe onun malında va­rislerinin tasarrufa salâhiyetleri yokdur, Ankaravî.

139 - : Zevcesinden başka varisi ve borcu olmayan bir kimse, marazı mevtinde bütün emvalini zevcesine, yahut kocasından başka varisi ve bor­cu bulunmayan bir kadın, marazı mevtinde bütün mallarını kocasına hibe ve teslim etse sahih olur. Bu malların beytülmal namına müdahale edilemez. Çünkü bu hibe, bir vasiyyet demekdir. Başka varis ve dain bulunmadığı ci­hetle terikenin tamamından muteberdir.

140 - : Bîr kimse, marazı mevtinde bir malını varislerinden birine hi­be ve teslim etdikden sonra : «Benim başka varisim de vardır, binaenaleyh bu hibem nafiz değildir» diye verdiği malı veya iskat etdiği bir alacağını is-tirdad iddiasında bulunsa dâvası mesmu olmaz.    Çünkü bu hibeyi varisine marazı mevtinde yapmış olduğu vefat etmedikçe taayyün edemez. Şu kadar ki bilâhare bu marazdan vefat edince sair varisleri bu hibeyi kabul etme-yib bundan hisselerini isteyib alabilirler.

141 - : Varisleri bulunan bir kimse, marazı mevtinde bir malını vefa­tında varisi olmayacak bir şahsa ıvez şartı olmaksızın hibe ve teslim etse vefatında teçhiz ve tekfini ve düyunu çıkdıkdan sonra baki terikesinin sülü­sünden nafiz olur.

Binaenaleyh terikesinin sülüsü müsaid ise veya müsaid olmadığı halde varisleri müciz bulunurlarsa mevhub mal, tamamen mevhubün lehe aid olur. Fakat terikesinin sülüsü müsaid olmadığı gibi varisleri de ziyadeyi müciz bulunmazlarsa terikesinin sülüsü müsaid olduğu mikdarda hibe sahih olub mütebakisini varislere iade etmeğe mecbur olur.

Meselâ : varislere aid terikenin mecmuu dokuz yüz lira olduğu halde mevhubün mikdan dört yüz lira bulunsa varislerin ademi icazetleri takdirinde yüz lirasının kendilerine red edilmesi icab eder.

142 - : Bir kimse, marazı mevtinde bir malını varisi olmayan bir şah­sa o malın üçde ikisinin kıymetine muadil veya daha ziyade bîr ıvez ver­mek şartiyle hibe ve teslim etse başka malı bulunmasa bile hibe sahih olur. Fakat bu ıvez üçde İki nisbetinden noksan bulunursa vahibin de başka ma­lı bulunmazsa mevhubün leh muhayyer olur :Dilerse bu ıvezi üçde iki kıy­metine iblâğ eder, ve dilerse hibenin tamamını red ederek ıvezi geri alır.

Mevhubün leh tarafından şart edilmeksizin verilen ıvez hakkında da hü­küm böyledir. Hindiyye.

143 - : Bir kimse, marazı mevtinde meselâ  :  üç bin lira değerindeki bîr hanesini başka malı olmadığı halde haricden bir şahsa bin lira kryme-tindeki bir dükkânını ıvez vermek şartiyle hibe ve teslim etse bu, intihaen bir beyi muamelesi olduğundan bunda şüf'a cereyan eder.    Binaenaleyh şüf'adar, bu dükkânın kıymetini mevhubün lehe vererek o haneyi bâ şüf'a zubt etdikden sonra vahib vefat edib varisleri hibedeki ziyadeyi mücîz olma-salar adar muhayyer olur   Dilerse hanenin sülüsi  kıymetini varislere red eder. Bu halde hanenin tamamı kendisine kalır, ve dilerse hanenin tama­mını red ederek vermiş olduğu dükkân bedelini istirdad eder.

Fakat ıvez, hibe esnasında meşrut değil iken bilâhare verilmiş olsa -bu, bir beyi muamelesi sayılmayacağından -şüf'a cereyan etmez. Hindiyye.

144 - : Terikesi borcundan noksan veya borcuna müsavi olan bir kimse, marazı mevtinde emvalini varisine     veya başka bir şahsa hibe ve teslim ctdikden sonra o marazdan vefat etse bakılır : Eğer alacaklılar, bu hibeye icazet verirlerse hibe nafiz olur. Fakat icazet vermezlerse nafiz olmaz, o malı kısmeti guremaya koyar, bundan hisselerini alırlar. Çünkü bu marizin emvaline garimlerinin hakları taallûk etmiş olacağından bu mallarda tasar­rufu nafiz olmaz. Bu mallar, mevhubün lehin elinde kıymetleriyle mazmun­dur. Binaenaleyh mevhubün leh, bu mallan vahibin vefatından sonra satmış bulunsa garimîer, bu satış muamelesini bozamazlar, belki mevhıibun kıyme­tini mevhubün lehe tazmin etdirirler. Camiül't'usuleyn.

145 - : Bir şahıs, kendisine hibe ve teslim edilmiş olan bir malı marazı mevtinde birriza vahibinc red ve teslim otdikten sonra vefat etse bakılır  : eğer varisleri bulunduğu halde terikesinin sülüsü bu mevhude müsaid ise bu, yeni bir hibe olarak nafiz olur.  Müsaid değilse terikesinin yalnız sülüsü nisbetinde  nafiz  olur,   mütebakisi   vârisleri   istirdad  edebilirler.   Maamafih bu hususda iki rivayet vardır. îbni Semaa diyor ki : bu hibe, bir fesh ma­hiyetinde olduğundan,  kıyasa  nazaran  cemii  malından  muteber  olur.  Ha-niyye.

Şayed bu şahıs, düyuna müstağrak bulunur, garimleri de icazetden im­tina ederse bu red ve teslim muamelesi, bir hibei cedide olduğundan bâtıl olur, red edilen mevhubun terikeye istirdadı lâzım  gelir.

Fakat bu hâdisede o şahıs, bu mevhubu kendi rızasiyle vahibine red-detmeyib vaki olan rücuuna mebni hâkimin hükmiyle red ve teslim etmiş bu­lunsa bu mevhuba rie varislerinin ne de alacaklılarının müdahaleye haklan olamaz. Çünkü bu takdirde bu yeni bir hibe değil, bir fesih demek olub bi­rinci vâhibe sabık hakkının iadesinden ibaret bulunmuş olur. Hindiyye.

145 - : Bir kimse, marazı mevtinde bir malını bir sahsa hibe edib he­nüz teslim etmeden vefat etse hibe batıl olur. Çünkü bu hibe, her ne kadar vasiyet mesabesinde ise de ibtidaen hibe olduğundan tamamiyyeti kabza muhtaç bulunmuşdur. Imadiyye.

147 - :  Mevte müncer olmayan bir maraz, sıhhat hükmündedir.

Binaenaleyh bir mariz, bir malını varislerinden birine hibe ve teslim edib de ifakat buldukdan sonra vefat etse hibesi lâzım olmuş olur. Artık sair va­risleri buna müdahale edemezler.

Meselâ : bir kadın hastalığında mehrini kocasına bağışlayıb da badehu ifakat buldukdan bir müddet sonra vefat etse varisleri buna müdahale ede­mezler.

(Maliki mezhebine nazaran da marazı mevtdeki hibe, terikenin sülüsün­den muteber olur. Bir de bir kadının velev hali sıhhatinde olsun sülüsi ma­lından ziyadesini bir kimseye hibe etmesi kocasının icazetine mevkuf bulu­nur.

Kezalik : borcu malını muhit olan bir şahsın hibesi de garimlerinin ica­zetlerine mevkufdur. Şerhi Hirşf.)

(îmam Şafiîye göre sülüsden tenfiz edilecek bir hibe, vesaya üzerine mukaddemdir. Terikenin sülüsünden evvelâ hibe çıkarılır, geriye bir şey ka­lırsa o da vasiyyetlere sarf edilir. Çünkü hibe, kat'î ve sahibinden münkati bir aüyycdir.

Şafiîlere göre marazı mevtde varise yapılan hibe, merduddur, Mevhu-bün leh ölse bile mevhubdan hâsıl olan ziyadede vâhibin terikesine rücu eder. Çünkü bu ziyadelik, mevhubun lehin değil, vâhibin mülkünde husule gelmiş olduğu anlaşılmış olur. Kitabül'üm.)

(Hanbelî fukahasma göre marazı mevtde vuku bulan hibeler, atiyeler min vechin vasiyyet ve min vechin hibe hükmündedirler. Şöyle ki : böyle bir atiyye, şu hususlar bakımından vasiyyet hükmündedir:

(1) - : Bunun nafiz olması, ya terikenin sülüsünden çıkmaya veya varis­lerin icazetlerine mütevakkıf dır.

(2) - : Varislerin icazetleri bulunmadıkça içlerinden her hangi birine yapılması sahih değildir.

(3) - : Bunun fazileti, sıhhat halinde yapılan bir hibeden, bir atiyyedon noksandır.

(4) - : Marazı mevtde yapılan hibeler, atiyyeler, müteaddid olub hepsi birden, bir defada yapılmış olunca terikenin sülüsünde -vasiyetlerin te-zahümü gibi -mütezahim olurlar. yani  terikenin sülüsü bunların hep­sine tevzi olunur.

(5) : Bunların sülüsden çıkmaları hususunda  mevt  haline  itibar  olu­nur. Ondan evvelki veya sonraki hallere bakılmaz. Yani  :  tam mevt halin­deki terikenin sülüsü nazara alınır.

Böyle marazı mevtde yapılan hibeler, atiyyeler, aşağıdaki hususlar ba­kımından  da vasiyeyetden  ayrılırlar,   şöyle  ki:

(1) :  Bu hibeler, atiyyeler, birden yapılmamış olunca bunların terti­bine riayet edilir, hangisi evvel vaki olmuş İse terikenin sülüsünden evvelâ çıkarılır. Vasiyyetlerde ise evvel ve âhır yapılanlar, terikenin sülüsüne bir-likde dahil olurlar. Çünkü bunlar mevtden sonra teberru olduğundan bir de­fada birden yapılmış sayılırlar.

(2) :  Bu hibelerden, atiyelerden badelkabz rücu caiz olmaz. Vasiyyet­lerde ise kablelmevt rücu caizdir. Çünkü vasiyyetlerdeki teberru, mevt ile meşrutdur.

(3) : Bu hibelerde,  atiyyelerde derhal kabul şartdır.  Çünkü bunlar filhal temlikdir. Vasiyyetlerde ise badelmevt kabul lâzımdır. Zira vasiyyetler badelmevt temlikdir.

(4) : Bu hibelerde, atiyyelerde vukuundan itibaren mevhubun leh için mülkiyet sabit olur. Terikenin sülüsü müsaid olunca mevhubun leh, mevhu. bün tamamına temellük etmiş bulunur. Vasiyyetlerde ise musinin vefatından sonra muşa lehe temellük hakkı husule gelir.  Keşşafülkına.)

(Zahiriyye mezhebine göre marazı mevtde yapılan hibeler, sadakalar İle sıhhat halinde yapılan hibeler, sadakalar arasında fark yokdur. Elmuhalleâ.) [14]

basa dön

 

 (İKİNCİ  BÖLÜM)

 

HİBELERDEN RÜCUA, İBAHALARA VE BU BABDAKİ  DÂVALARA MÜTEALLİK AHKAMI  HAVİDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Hibeden rücua mani olmayan haller. Hibeden rüctıa ma­ni olan haller. Evlâda, akribaya ahbaba verilen hediyyeler, yapılan hibeler. İbahaya ve ihlâle dair bazı meseleler. Hibelere müstealltk dâvalar, beyyinter, [15]

 

Hibeden Rücua Mani Olmayan Haller 

 

148 - : Hibe, icab ve kabul ile münakid olursa tamam olmaz, bu halde vâhib, hibesinden bizzat rücu edebilir. Velev ki bu hibe zî rahmi mahrem hakkında yapılmış olsun. Çünkü mevhubün leh, mevhubu bizzat veya naibi vasıtasiyle kabz etmedikçe ona mâlik olmuş olmaz. Binaenaleyh vâhib, kabz bulunmadıkça mevhub da tasarruf edebilir. Mevhubün zevaidi de kendisine aid bulunur. Hattâ böyle kabz bulunmadan vâhib veya mevhubün leh vefat edince hibe bâtıl olur.

149 - : Hibede kabz ile hâsıl olan mülk, bir mülki gayri lâzımdır. Bir mani bulunmadıkça bundan birrıza rücu olunabileceği gibi bil'kaza da rücu olunabilir. Nitekim mevhube bir müstahik zuhur etdiği takdirde de mevhu­bün lehin bundaki malikiyyet hakkı zail olur.

150 - : Muvazaa tarikiyle yapılan bir hibe, mülkiyet ifade etmediğinden bundan vâhib, bizzat -yani : rızaya, kazaya muhtaç    olmaksızın -rücu edebilir.

Şöyle ki : bir kimse, bir malını bir şahsa muvazaa yoliyle hibe ve tes­lim u da bu veçhile kabul etse bu mala malik olmuş olmaz. Şu kadar var ki, ihtilâf vukuunda muvazaanın sabit olması lâzımdır.

Bu muvazza, hibeye mübaşeretden evvel mevhub yine vâhibin mülkünde kalmak üzere vâhib ile mevhubün leh arasında tekarrür eden bir ittifak ile husule gelmiş olur.

(Bu rauvazzaaya Telcie'de denir ki, varisleri veya garimleri haklarından mahrum etmeğe vesile olacağı için Hanbelî mezhebince de caiz olmayıb batıldır. Keşşafül'kına.)

151 - : Hibeden rücu, kavlen olacağı gibi fi'len de olabilir.

Şöyle ki : «Hibeyi ibtal etdim» veya «nakz etdim» veya «hibemden döndüm» veya »mevhubu mülküme iade etdim» gibi sözler kavlen- rücudur. Mev­hubu başkasına hibe ve teslim etmek veya satıb teslim etmek gibi şeyler de fi'len rücudur.

152 - : Vâhibin icabından, yani «bu malı sana hibe etdim» demesinden sonra mevhubün lehi kabz etmekden nehy etmesi hibeden rücu demekdir. Velev ki kabul bulunmuş olsun. Vâhibin icabı, her ne kadar kabza delâleten izin demekse de sarahaten nehy mukabilinde bu delâlete    itibar olunamaz. Hattâ kabza sarahaten izin vermiş olsa bile bu nehy yine muteber olur. Çün­kü daha kabz bulunmadığından mevhubün lehe mülkiyyet   sabit olmamışdır. Artık bu halde mevhubün leh, mevhubu kabz edemez, ederse gâsıb olur.

153 - : Vâhib, rücu hakkını iskat etmiş olsa bile yine    rücu edebilir. Çünkü rücu hakkını iskat, bu hakdan ibra muteber değildir.

Binaenaleyh vâhib, kabzdan evvel olduğu gibi kabzdan sonra da hibesin­den ve medhunundan başkasına hibe etdiği bir alacağından tamamen veya kısmen rücu edebilir. Şu kadar var ki kabzdan sonra rücu edebilmesi için ya rıza veya kaza bulunmalıdır.

154 - : Hibeden rücuun istikbale izafesi muteber değildir. Binaenaleyh vâhib, istikbalde, meselâ : gelecek ayın ihtidasından itibaren

rücu etdiğini söylese sahih olmaz. Hindiyye.

155 - : Vâhib, mevhubün lehin rızası veya hâkimin kazası olmaksızın makbuz bulunan hibesinden rücu ederek mevhubu istirdad etse gâsıb olarak kendisine zaman lâzım gelir. Şöyle ki : bu takdirde vâhib, mevhubu istih­lâk eylese kıyemiyyatdan ise kıymetini ve misliyatdan ise mislini zamin ola­cağı gibi elinde kendi taksiri olmaksızın telef olduğu takdirde de zamin olur, artık bu hibeden rütjua mahal kalmaz,

156 - : Mevhubün leh, badelkabz vâhibin rücuuna    ve hibenin feshine razı olmaz ise vâhib,, hakime müracaat edebilir. Hâkim de hibenin vukuu ik­rar ile veya beyyinç ile veya yeminden nükûl ile sabit olup rücua mani şey­lerden hiç biri bulunmayınca hibe akdini fesh ve mevhubu alarak vahibe iade eder. Hâkim feshe karar vermedikçe mevhub, mevhubün lehin mülkünde bu­lunmuş, anda başkasına hibe ve bey' gibi tasarrufatı nafiz olmuş olur.

Mevanii rücudan biri bulunduğu takdirde ise bu fesh cihetine gidilemez. Belki hâkim, vâhibin rücua hakkı olmadığına hükmeder. Meğer ki hibe, bir hibei faside olsun. (101) inci meseleye müracaat!.

157 - : Hibeden bilkaza rücu, bir feshdir. Fakat iki tarafın birrıza rü-cuu, bazı rivayetlere göre bir yeni hibe akdidir. Diğer bazı rivayetlere göre de feshden ibaretdir. Bunun bir fesih olduğuna nazaran kabili kısmet bir mal, tamamen hibe ve teslim olundukdan sonra bunun bir kısmından, meşelâ : yarısından rücu sahihdir. Eğer bu rücu, bir akdi cedid mesabesinde olsa idi müşaiyete mebni caiz olmamak lâzım gelirdi.

Kezalik : mevhubün leh, mevhubu birisine hibe, badehu andan rücu edib daha sonra ilk vahib de bundan birrıza rücu etse caiz olur. Eğer hibeden rücu, bir yeni akd olsaydı ilk vahibin artık rücua hakkı kalmamış olurdu.

Kezalik bu feshin tamamıyyeti için vâhibin mevhubu kabz etmesi lâzım değildir. Eğer bu, bir yeni hibe mesabesinde olsa idi kabz bulunmadıkça ta­mam olmazdı.

Hibeden birrıza rücuun bir hibei cedide olduğu rivayetine nazaran da (145) inci mesele müteferri bulunmuşdur. Hindiye.

158 - : Hâkim, vahibin talebine mebni hibenin feshine    hükm edince mevhub, mevhubün lehin mülkünden çıkıb elinde emanet olarak kalır. Bina­enaleyh mevhub, hükümden sonra mevhubün lehin elinde teaddîsi bulunmak­sızın telef olsa kendisine zaman lâzım gelmez, Fakat bu hükümden'sonra vâhib, mevhubu kendisinden istediği halde mevhubün leh, iadeden imtina etse de badehu telef olsa zamin olur. Çünkü bu takdirde yedi emaneti, yedi gasba münkalib olur.

159 - : Hibeden rücuun sıhhati ya rıza veya kaza iledir. Bunun hikme­ti de şudur : Hibeden rücuun cevazında müetehidler arasında ihtilâf vardır. Bu rücuun mebna aleyhi zaifdir. Çünkü vâhib, kendi hakkı sebebiyle rücuu taleb edebilirse de mevhubün leh de temellükü sebebiyle bu talebe müma­naat edebilir.

Bir de vâhibin bu hibeden maksadı, mücerred sevaba nailiyet midir, yoksa bir ıvcz almak mıdır, bu zahir değildir. Eğer maksadı sevab ise bu hâsıl olmuşdur, yok ıvez ise bu hâsıl olmamışdır. işte bunlar teayyün etmediği cihetle bu rücuun sıhhati için rızaya veya kazaya ihtiyaç görülmüşdür. Çün­kü bunlar ile ihtilâf ber taraf olur.Eimmei selâseye göre, tamam olan bir hibeden rücu caiz değildir. Bir hadisi şerif de  buyurulmuşdur. Binaenaleyh bir baba, evlâdına yapmış olduğu hibeden mevcud ise ceb­ren rücu edebilir. Evlâd gerek erkek ve gerek kız olsun, büyük ve gerek küçük olsun. Ve gerek zengin ve gerek fakir bulunsun müsavidir. Fakat başkalarına yapılan hibeden rücu edilemez, Şu kadar var ki henüz kabz edilme­miş olunca rücu edilebilir.

Malikîlere göre validede bu rücu hususunda baba gibidir. Fakat ceddin rücua salâhiyeti yokdur.

Maliki fukahasına göre bir ana, evlâdına yaptığı hibeden kabz bulunsun bulunmasın rücu edebilirse de yetim olan çocuğuna yapdığı hibeden rücu edemez. Hibeden sonra yetim kalmak rücua mani değildir. Bir de baba ve­ya ana, yapdikları hibe hakkında işhadda bulunmuş olurlarsa -meşhur olan kavle göre artık bundan rücu edemez. Nitekim sadaka olarak verdikleri şeyden de rücu edemezler. Kitabi Rahmetü'ümme, Şerhi Muhammedi Hırşi.) (imam Şafiiye göre de bir kimse evlâdına veya ahfadına yapdıdı hibe­den her halde rücu edebilir.)

(Zahiriyye mezhebine göre de bir babanın veya ananın hibesinden, ati-yesinden rücua hakkı vardır. Evlâd, büyük olsun olmasın müsavidir. Evlâd bu atiyye üzerine gerek tezevvüc veya tedeyyün etmiş bulunsun ve gerek bulunmasın müsavidir. Meğer ki mevhubün ayni telef olmuş bulunsun, artık bir şey ile rücu edilemez. Hibeden sonra hadis olan gaile ile veya yavru ile de rücua hakları olamaz. Mevhub, kısmen telef olsa mütebakisinde rücu caiz olur. Elmuhallâ.)

(Hanbelî fukahasına göre de bir baba, evlâdına yapdığı hibeden ancak şu şartlar mevcud olunca rücu edebilir :

(1) - : Rücu hakkını evvelce iskat etmemiş olmalıdır. Etmiş olursa ar­tık rücu edemez. Fakat diğer bir kavle göre yine rücu edebilir. Çünkü bu rücu, kendisine şer'an sabit olan bir hakdır. Bu hak, kendisinin iskatiyle sa­kıt olmaz.

(2) - :  Mevhubda ziyadei muttasıla husule gelmemiş olmalıdır. Yaşlılık, gebelik, sanat, kitabet, teallümi kur'an gibi bir ziyade husule gelmiş olunca rücua mahal kalmaz. Ziyadei munfasıla ise rücua mani değildir. Hayvanın yavrusu, ağacın meyvası, kölenin kazancı gibi. Bunlar mevhubün leh olan evlâda aid bulunur.

(3) - : Mevhub, mevhubün lehin mülkünde baki bulunmuş olmalıdır. Te­lef olmuş olursa kıymetiyle rücu edilemez.

(4) - : Mevhubün leh evlâd, mevhubu birisine terhin etmemiş veya if­lâs ederek malına alacaklıların hakları teallük eylememiş olmalıdır.  Aksi takdirde hibeden rücu edilemez.

Hanbelîlere göre hür olan bir baba, ihtiyacı bulunsun bulunmasın, ev­lâdının dilediği malına temellük edebilir. Evlâdı büyük olsun olmasın, evlâdı­nın rızası ve malûmatı bulunsun bulunmasın müsavidir. Şu kadar var ki, bu temellükün cevazı şu beş şart ile mukayyeddir ;

(1) - : Temellük edeceği mal, evlâdını mutazarrır etmemeli, yani: onun hâceünedn fazla bulunmalıdır. Binaenaleyh evlâdına sermayei ticaretini, alâtı sanatini temellük edemez.

(2) - : Temellük; baba ile evlâddan birinin marazı mevtine gayri müsa­dif bulunmalıdır. Çünkü bu maraz ile temellükü kat* eden sebeb, münakid olmuş olur.

 (3) - : Temellük edeceği malı başka evlâdına vermeyecek bulunmalıdır. Çünkü bir insan, evlâdından birini kendi malile bile tahsis etmekden mem­nudur. Artık evlâdından    birinin malile diğer evlâdım tahsis    etmesindeki memnuiyet, evleviyyetde kalır.

(4)  - : Temellük, kavle veya niyyete nıukarin bir kabz ile bulunmalıdır. Böyle bir kabz bulunmadıkça temellük husule gelmiş olmaz.

(5) - : Temellük edilecek şey, mevcud bir ayn bulunmalıdır. Binaenaleyh bir baba, evlâdının kendi zimmetinde veya başkasının zimmetinde olan bir alacağını temellük edemez. Ve evlâdının borçlusunu ibrada    bulunamaz." Çünkü bu alacakda kabz bulunmadıkça tasarruf hakkına malik değildir.

Bu temellüke analar ile dedelerin salâhiyetleri yokdur.

Bir kimse babasının zimmetinde olan alacağını babasından taleb edemez. Belki babası vefat edince terikesinden isteyib alabilir. Keşşafül'kına, Ney-lüTmeârib.)

Eimmei Hanefiyyeye ve İmam Nehaiye göre vâhib, bir mani bulunma­dıkça hibesinden rücu edebilir. Vakıa bu rücu, ahlâkan muvafık değildir.. Ya keraheti tenzihiyye ile veya kerahati tahrimiyye ile mekruhdur. Nitekim:

hadisi şerifi bu rücuun müstehcen, tab'ı selime mugayir bir şey olduğunu göstermektedir.

Hattâ vâhibin mevhubu mevhubün lehden satın alması bile lâik görül-memekdedir. Çünkü mevhubün leh, vâhibe karşı utanarak mevhubu tam kıy-metiyle vermek için elinde tutarak müstağniyane hareketde bulunamayaca­ğından vâhib, mevhubu değerinden noksan ile satın almış olur.

Ve deniliyor ki, hibeden rücu mehasini ahlâka münafidir, şarii kerim olan Nebiyyi Ekrem Sallallahü aleyhi vesellem ise şübhe yok ki mehasini ahlâkı tamamlamak için mebus buyurulmuşdur.

Maahaza hibeler, hediyeler bazan bir ivez emeline, veya birer başka maksada müstenid olabilir. Böyle bir emel ve maksadın ademi husulü halin­de vâhibin hibesinden rücua lüzum görmesi daima melhuzdur, işte bu gibi sebeblerden dolayı bu rücu, hükmen, hukukan caiz bulunmuşdur. Nitekim bir hadisi şerif de buyurulmuşdur. Yani  vâhib, bir ıvez almış bulunmadıkça hibe etdiği şeye mevhubün lehden daha haklı­dır. Artık bir kimse kendisine lâzım gelmeyen bir şeyi mücerred bir teber-rüden ibaret olarak yapmış olunca bundan rucuuna hükmen mani olmak muvafık olamaz.

Evlâda yapılan hibelere gelince bunlardan rücu, Hanefiyyeye göre caiz değildir. Çünkü karabeti mahremiyye buna manidir. Nitekim ileride zikr olunacakdır. Şu kadar var ki bir baba, muhtaç olunca evlâdının malına müracaat edebilir. Velev ki bu malı kendisi evlâdına evvelce hibe etmiş olsun. Yoksa bu müracaat, hibeden rücu demek değildir, işte eimmei selâsenin istinad etdikleri hadisi şerifi de bunu natıkdır. [16]

 basa dön

 

Hibeden Rücua Mani Olan Haller 

 

160 - : Tamam olan bir hibeden rücua yedi hal manidir ki bunlar : ne-seben karabeti mahremiyye, zevciyet, ıvez, ziyadei muttasıla, mevhubün le hin mülkünden mevhubün çıkması,  mevhubün helaki, vâhib ile mevhubün lehden birinin vefatından ibaretdir. Nitekim sırasiyle izah edilecekdir.

161 - : Nesebce olan karabeti mahremiyye, hibei sahihadan rücua ma­nidir.  Velev ki vâhib ile mevhubün leh arasında din veya    tabiiyet ihtilâfı bulunsun.

Binaenaleyh bir kimse, usulüne veya füruuna veya kardeşlerine veya bunların evlâdına, yahut amcalarına, halalarına, dayılarına, teyzelerine bir malını sahih suretde hibe ve teslim etmiş bulunsa artık bundan rücu edemez. Velev ki bunların namına hibeyi kabul etmiş olan kimse bir yabancı bulun­sun. Çünkü bu hibeden maksad, sılai rahimdir. Bu maksad ise hâsıl olmuş-dur. Bir akidden maksad hâsıl olunca o akd lâzım olmuş olur. Artık andan dönülemez.

Resuli Ekrem Efendimiz buyurmuşdur. Yani :hibe, mahrem olan bir zî rahme yapılınca ondan dönülemez. Böyle bir hibeden dönmek, kat'ı rahme ve karibler arasında adavet ve bü-rudet husulüne sebebiyet verebilir. Bundan kaçınmak ise lâzımdır.

Fakat neseben zî rahmi mahrem olmayan kimseler arasındaki karabeti nesebiyye veya musaheret, veya reza, hibeden rücua mani değildir. Çünkü bunların arasındaki karabet, binnisbe ikinci derecededir. Muharremat için münakehat mebhasine müracaat!.

162 - : Hibe zamanında mevcud olan zevciyyet, hibei sahihadan rücua manidir. Binaenaleyh bir erkek zevcesine veya bir kadın kocasına bir ma­lını hibe ve teslim etse artık bundan rücu edemez. Velev ki bilâhare zevciy­yet, talâk ile zail olsun. Çünkü zevciyyet halinde yapılan hibe ile maksad hâsıl olmuş, zevç ile zevce arasında vücudu matlûb olan birrü-ihsan gayesi tahakkuk etmiş olacağından artık rücua mahal kalmamışdir.

Fakat zevciyyetden evvel veya zevciyyet zail oldukdan sonra yapılan bir hibeden rücua zevciyetin vukuu mani olmaz. Zira bu hibe bir ecnebiye yapılmış olacağından bundan maksad, hâsıl olmamış olabilir.

163 - :  Sahih bir hibenin tamamına mukabil mevhub malın gayrisinden verilib vâhib tarafından ıvez olduğu bilinerek kabz edilen bir mal, hibe­den rücua manidir. Bu ıvez, gerek esnasında şart edilmiş olsun ve gerek olmasın, ve gerek mevhubün cinsinden bulunsun ve gerek bulunmasın, ve gerek bizzat mevhubün leh tarafından ve gerek başkası tarafından verilsin müsavidir.

Binaenaleyh hibeye ıvez olmak üzere bizzat mevhubün leh, veya onun emriyle veya emri olmaksızın başka bir şahıs az çok bir şey verib vâhib de bunu bilerek kabz eylese artık hibesinin hic bir mikdarmdan rücu ede­mez.

Kezalik : mevhubün leh de bu ıvezden rücu edemiyeceği gibi o başka şahıs da rücu edemez. Çünkü o şahıs, rücu hakkım iskat için mevhubün leh namına olarak o ıvezi teberru etmiş bulunur. Ve o şahıs, bu ıvez ile mevhu­bün lehe de rücu edemez. Zira mevhubün leh namına vermesi kendisine lâ­zım gelmeyen bir şeyi, yani : ıvezi, mücerred onun emriyle veya emri ol­maksızın teberrüan vermiş olur. Böyle bir emir, teberrua masrufdur.

Kavaidİ fıkhiyyemizdendir ki, bir kimse başka bir şahsın üzerine lâzım gelmeyen bir şeyi, rücu ve zaman §art edilmeksizin o şahsın emriyle yapar­sa o şey ile o şahıs üzerine rücu edemez.

Fakat mevhubün leh, o şahsa hitaben : «Sen ıvez ver, ben sana bedelini tazmin ederim» demiş olursa o zaman o şahıs bununla mevhubün lehe rücu edebilir. Ankaravî.

164 - : Bir kimse, bir şahsa hitaben : «Benim tarafımdan fülân zata şu kadar kuruş hibe et» diye emr etmekle o da hibe ve teslim etse bu hibe, o kimse tarafından vaki olmuş olur. Bu halde o şahıs, bu âmire müracaat ede­miyeceği gibi o meblâğı mevhubün lehden de istirdad edemez. Fakat âmir bulunan o kimse, rücua mani yok ise o meblâğı İstirdad edebilir. Demek ki bu mal, âmire teberrüan temlik    edilmiş, sonra da ona vekâleten    mevhu­bün lehe verilmiş,.bu cihetle o mal, vekile nazaran müstehlek bir hale gel­miş olduğundan artık asıl sahibi olan vekilin bunu istirdada salâhiyeti kal-mamışdır. Fakat âmir buna bitarikitteberrü temellük etmiş olduğundan bunu istirdada müstahik bulunmuşdur.

165 - :  Bir kimse bir şahsa hitaben  :  «Ben zamin olmak üzere fülân zata şu kadar meblâğ hibe et» dese hibe bu âmir namına vuku bulmuş olur. Bu takdirde o şahıs, bu hibeden rücu edemez. Fakat hibe ve teslim etdiği bu meblâğ İie o âmire müracaat edebilir. Çünkü bunu o âmire teberrüan de­ğil, borç olarak vermiştir. Bu halde âmir de rücua bir mani yok ise bu meb­lâğı o zatdan istirdad edebilir. Bahfli Raik.

166 - : Hibe mukabilinde verilen ıvezi, ya meşrut veya mütearef olur. Meşrut olan ıvez, hibe esnasında hibeye mukabil verilmesi sarahaten şart kılınmış olan ıvezdir ki ibtidaen hibe, intihaen beyidir. «Bana şu malı vermek şartiyle bu malımı sana hibe etdim» tarzında yapılan hibe gibi. Mütearef olan ıvez de, bir kimsenin verdiği hibeye karşı mevhubün lehin vâhibe hitaben : «Bu malımı senin hibene bir ıvez, veya bir mukabele olmak üzere sana ver­dim» demesi suretiyle olan ıvezdir.

Bu mütearef olan ıvez de ibtidaen hibe, intihaen beyi mesabesindedir. Binaenaleyh meşrut olan ıvez, rücua bil'ittifak mani olduğu gibi mütearef olan ıvez de muhtar olan kavle göre rücua manidir.

BişartU'ıvez olan hibe, İmam Züfere göre ibtidaen ve intihaen beyidir.

(Bişartü'ıvez hibe, imam Şafiînin bir kavline göre fâsiddir. Çünkü bu, muktezayi akde muhalif bir şartdır. Binaenaleyh akdi ibtal eder. Mebsut.)

167 - :  (163) üncü meseledeki kayıtlardan anlaşıldığı üzere ıvez, mev­hubün tamamına olmayıb da bir kısmına, meselâ  : yarısına mukabil veril­se hibenin mütebakisinden rücua mani olmaz.

Bir de ıvez, mevhubün bir kısmı bulunsa, meselâ hibe edilen on liranın beşi veya birden hibe edilen iki hanenin birisi bir ıvez olarak vâhibe veril­se bu ıvez, rücua mani olmaz. Çünkü bu, hakikaten bir ıvez değildir. Bunun­la vâhibin maksadı hâsıl olamaz. Belki mevhubün bir cüz'ünde hibe fesh edilmiş demekdir. Yalnız îmam Züfere göre böyle mevhubün bir cüz'ü de ıvez olabilir. Zira bu cüz, hibe ile mevhubün lehin malı olmuşdur. Onu ıvez verebilir.

Bir de ıvez verilen malın bir ıvez olarak verildiği vahibce malûm olma­lıdır. Yoksa mevhubün lehin ıvez olduğuna delâlet edecek bir söz söylemek-sizin vâhibe bağışlayacağı bir mal, müstakil bir hibe olacağından bu, her -iki tarafın hibesinden rücuuna mani olmaz. înaye, Zeyleî, Mebsut, Hindiyye.

168 - : Mevhubün bir cüz'ü, haddi zatında hibeden rücua mani olacak suretde tagayür ettiği halde bu mevhubün    tamamına mukabil ıvez verilse rücua mani olur.

Meselâ hibe ve teslim edilen bir mikdar buğdayın bir kısmı öğüdülüb un yapılsa bunun bu hibeye ıvez verilmesi rücua bir mani teşkil eder.

Kezalik : hibe ve teslim edilen bir kumaşın bir kısmından yapılan bir libas, o kumaşın tamamına ıvez verilecek olsa rücua mahal kalmaz.

169 - : Başka başka yapılan hibelerden her birinin diğerine ıvez veril­mesi rücua manidir.

Meselâ : Bir kimse bir sahsa evvelâ bir hanesini hibe ve teslim, sonra da bir dükkânını hibe ve teslim edib o şahıs da o haneye karşılık olarak bu dükkânı verse artık rücua mahal kalmaz.

170 - : Hibeye verilen ıvez, vâhibin elinde bil'istihkak zabt edilse ıvez olmakdan çıkar. Bu halde başka bir mani bulunmazsa hibeden rücu edilebilir. Ivezin bir kısmı bil'istihkuk zabt edilince bakılır : Eğer bu ive/,, hibe esnasında meşrut bulunmuş ise vâhib, hibeden ıvezsiz kalan kısmı istirdad edebilir. Meselâ : ıvezin yarısı bil'istihkak zabt edilse vâhib d- ınevhubım yarısını istirdad edebilir. Çünkü ıvez meşrut olunca hibe akdi bir mübade­leden ibaret olacağı cihetle bedel, mübdel üzerine tevzi olunur. Ebussuud, Reddi Muhtar.

Haniyyedeki beyanata nazaran bu, imam Züforin kavlidir. İmam Ebu Yusüfe göre vâhib, mütebaki ıvezi red ederek mevhubu istirdad edebilir. Ka-dıhâne göre ise ıvezin kısmen zabt edilmesinden dolayı vâhib, hibesinden rücu edemez. Çünkü bu, bir muaveze muamelesi değildir. Belki ıvezin mü­tebakisi hibe mukabilinde ıvez verilmiş gibi sayılır. Nitekim hibeye bir çok şeylerin ıvez verilmesi sahih olduğu gibi en az br şeyin ıvez verilmesi de sahihdir.

171 - : Vâhib, meşrut olmayan ızevde bir ayb görse bundan dolayı hi­besinin hiç bir mikdarından rücu edemez, ayb gerek fahiş olsun ve gerek olmasın müsavidir. Fakat ıvez meşrut olunca vâhib İle mevhubün lehden her biri ayb sebebiyle kabz etdiği şeyi reddedebilir. Haniyye.

172 - : Mukabilinde ıvez verilmemiş olan bir mevhub, bil'istihkak zabt edilse mevhubün leh, bununla vâhibe veya terikesine rücu edemez.  Çünkü hibe bir teberru olduğundan selâmeti deruhte edilmiş değildir. Bedayî, Fey-ziyye.

173 - :  Hibe esnasında  meşrut bulunmaksızın  yerilen  ıvez,  bilistihkak zabt edilse vâhib, ıvezden elinde kalan kısmı red ile mevhubu istirdad ede­bilir. Fakat bunu red etmedikçe hibenin hiç bir mikdarını istirdad edemez. Çünkü bu baki kısım, hibeye ibtidaen ıvez olmaya salih olduğundan bakaen de salih olur.

Kezalik : hibeden rücua mani başka bir zuhur etse vâhib, bu zabt edi­len kısma yine tazmin etdiremez. Dürer, Kcnz. Ivez meşrut olduğu takdirde ise vâhibin bu tazmine hakkı vardır.

174 - : Ivez şartiyle yapılmış bir hibede tekabüzden sonra mevhub bi­listihkak zabt edilse mevhubün leh, ıvezi mevcud ise aynen istirdad edebilir. Telef olmuş veya itlaf edilmiş ise bedelini vâhibe tazmin etdirebilir.

175 - : Ivez meşrut olmayan bir hibede mevhub bilistihkak zabt edilse mevhubün leh, mevcud, olan ıvezi aynen istirdad edebilir. Kısmen zabt edi­lince de mevcud olan ıvez o nisbetde kısmen istirdad edilebilir. Çünkü bun­lardan her biri selâmet hususunda diğerine mukabil bulunmuşdur. Yoksa mevhubün leh, mevhubün mütebakisini red ederek verdiği ıvezin tamamını istirdad edemez. Nitekim ıvez meşrut olunca da hüküm böyledir.

Fakat ıvezi meşrut olmayan bir hibede mevhub bil'istihkak zabt edildiği gibi ıvez de telef olmuş veya kendisinde rücua mani bir ziyadelik husule gelmiş bulunsa îmam Ebu Yusüfe ve imam Azamdan bir rivayete göre vâ­hibe zaman lâzım gelmez, Hindiyye, Mebsutı Seransî.

176 - : Vâhib, bir mal üzerine rücu hakkından musaleha olsa sahih ve o mal, hibeye ıvez olarak onunla hakkı rücu, sakıt olur. Ankaravı.

177 - : Mevhubün tamamen ayninde  kıymetinin tezayüdünü mucib bir suretde vücude gelen ziyadei muttasıla, hibeden rücua manidir. Fakat'kıy­metinin artmasını mucib olmayan bir ziyadei muttasıla rücua mani olmadığı gibi es'arın yükselmesinden ileri gelen tezayüdi kıymet de rücua mani olmaz. Mevhubün kıymetinin noksanını icab eden bir ziyade de rücua mani de­ğildir.

Binaenaleyh mevhub, meselâ : bir arsa olub da mevhubün leh bunun üzerine kıymetinin artmasını icab eder tarzda bir bina yapdırsa veya ağaç dikdirse veya mevhub, kumaş olub da mevhubün leh bunu elbise yapsa ve­ya mevhub, zaif veya küçük bir şey olub da mevhubün lehin yanında semiz-lense, büyüse artık hibeden rücu sahih olmaz. Çünkü bunlar, birer ziyadei muttasıladır, mevhubün lehin mülkünde hâsıl olmuşdur. Bunların asıl mev-hubdan infisali ise kabil değildir. O halde asıl mevhubdan rücua da imkân kalmamış olur.

Bu babdaki ziyadei muttasıla, gsrek semizlik gibi mevhubdan mütevel-lid olsun ve gerek binalar, ağaçlar gibi gayri mütevellid bulunsun müsavidir.

Mevhuba kur'an veya kitabet veya sanat talim edilmesi, sağırın işitme­ye, körün görmeye başlaması, kölenin islâmiyeti kabul etmesi, hasta bir halde hibe edilenin tedavi ile iyileşmesi, cani olan mevhubdan cinayetinin afüv edilmesi gibi şeyler de ziyadei muttasıla kabilindendir. Dürri Muhtar, Hindiyye.

(Ibni Ebi Leylâya göre mevhub, bir arsa olub da bir kısmı üzerinde bi­na yapılsa veya ağaç dikilse veya cariye olub da büyüyüb daha hayırlı bir hale gelse veya çocuk olub da büyüyerek erkeklik çağına ayak bassa bun­ların hepsinden rücu edilebilir. Çünkü rücu hakkı asılda sabit olduğundan tabide de sabit olur.)

Hanefiyyeye göre ise rücu hakkı, yalnız biaynihî mevhuba maksur-dur. Binaenaleyh mevhub olmayan tabide rücu hakkı sabit olamaz. Vâhibin asldaki rücu hakkı, zaifdir, mevhubün lehin ziyadedeki hakkı ise kavidir. Bunların arasını temyiz ve tefrik kabil olmayınca daha kuvvetli olan hak tarafı tercih olunur, kavi mukabilinde zaif ber taraf edilir. Mebsutı Serahsî.

178 - : Mevhubün yalnız bir kısmında hâsıl olan kıymetinin tezayüdü­nü icab eden bir ziyadei muttasıla, ancak bu kısımda rücua mani olur, di­ğer kısımlarında mani olmaz. Meselâ Hibe edilen gayet geniş bir arsanın bir köşesinde yapılan küçük bir bina, yalnız kendisinin kapladığı yer iie kendisine lâzım olacak kadar mahal hakkında kıymetlerinin artmasını mucib olacağından rücua mani olur, diğer kısımlarında rücuun sıhhatine mani ol­maz. Hidaye, Tahtavî.

179 - : Mevhub mal,  bir mekândan diğer bir mekâna  nakl edildikde bakılır: eğer bu nakl, mevhubun kıymetinde ziyadeliği mucib olur ve nakil masrafına ihtiyaç gösterir ise îmamı Âzam ile İmam muhammede göre rü­cua mani olur. Çünkü bu Lakdirde meuhubün lehin buna nakl ve ücreti nakl hakkı geçmiş olur. Ve illâ rücûa mâni olmaz, tmam Ebu Yusüfe göre ise bu nakil, rücua asla mani olmaz. Zira bu suretle husule gelen ziyadelik mevhu-bün ayninde husule gelmiş değildir. Zeyleî, Ankaravî,

180 - : Rücua mani olan ziyadei muttasıla, zail olunca rücu hakkı av­det eder. Meselâ  :  Mevhub arsa üzerinde mevhubun lehin yaptığı bina yı­kılarak arsa eski haline dönse vâhibin rücua hakkı olur. Velev ki bina mev-cud iken rücuun butlanına hâkim tarafından hükm edilmiş olsun. Çünkü ma­ni zail olunca memnu avdet eder. Ankaravî. «Ivez şartiyle yapılan hibeler» serlevhası altındaki meselelere de müra­caat!.                                                                          

181 - : Mevhubda husule gelen ziyadei munfasıla, rücua mani değildir. Meselâ : bir kimse başkasına hibe ve teslim etdiği kısrak gebe oldukda

bu hibesinden rücu edemezse de doğurdukdan sonra hemen rücu edebilir. Çünkü bu halde hâsıl olan ziyadelik mevhubdan infisal etmiş olacağından rücua bir mani kalmaz. Doğan yavru ise mevhubun lehe kalır. Çünkü bu yavru, kısrak mevhubun lehin malı iken husule gelmişdir. Şu kadar var ki bu halde İmam Ebu Yusüfe göre hemen rücu edilemez, yavrunun anasından müstağni olacağı zamana kadar beklemek lâzım gelir. Zahtriyye.

182 - : Mevhubun lehin mevhubu mülkünden çıkarması, hibeden rücua manidir. Binaenaleyh mevhubun leh, mevhubu satsa veya birisine bağışlayıb teslim etse veya vakıf edib tescil etdirirse veya memlûk olub azad edilse artık vâhibin rücua hakkı kalmaz, velev ki mevhub, bilâhare başka bir se-beble yine mevhubun lehin mülküne avdet etsin. Çünkü mevhubda temellük sebebinin tebeddülü, mevhubun tebedülü makamına kaim olur. Mevhub, âde­ta tebeddül ve tegayyür etmiş sayılır.

Meselâ : mevhubun leh, mevhubu birisine hibe ve teslim etdikden son ra mevhub, tekrar kendisine hibe, sadaka, bey', irs veya vasiyet tarikiyle avdet etse artık vâhibin rücua hakkı olamaz.

Kezalik : mevhubun leh, mevhubu başkasına ödüne verse veya hibe ve teslim etse de badehu andan istikraz ey leşe mevhub, istihlâk edilmiş sayıla­cağından artık rücua salâhiyet kalmaz. İlk vâhibin mevhubun lehden mev­hubu istikrazı da bu hükümdedir.

Fakat mevhub, mevhubun lehe başka sebeble değil, fesih sebebiyle avdet etse vâhibin rücua hakkı olur. Şöyle ki mevhubun leh, mevhubu biri­sine hibe ve teslim etdikden sonra bu hibesinden rıza veya kaza ile rücu ey-lese evvelki vâhib de rücu edebilir. Çünkü bu takdirde mevhubun lehin ka­dim mevhub mülkü kendisine avdet etmiş sayılır. Ankaravî, Haniyye.

183 - : Mevhubun telef olması veya itlaf edilmesi, hibeden rücua ma­nidir.

Binaenaleyh, mevhub kendi kendine zayi olsa veya muvhubün leh veya başkası tarafından istihlâk edilse vâhibin rücua hakkı kalmaz. Çünkü mev­hubun helakinden sonra reddi müteazzir olduğu gibi kendisi esasen mazmun olmadığından bedelini ödenmesi de lâzım gelmez. Su kadar var ki mevhub kısmen telef olduğu veya itlaf edildiği takdirde mütebaki kısmında rücu ce­reyan edebilir. Meselâ : hibe edilen bir hane yıkılsa arsasında hibeden rü­cu edilebilir.

184 - : Mevhubun   helaki,   hakikaten   olabileceği  gibi  hükmen  de   ola­bilir.

Meselâ : Mevhub olan bir koyunun kesilib yiyilmesi hakikaten helâkdır. Mevhub bir kılıcın kesilib bıçak yapılması, veya buğdayın Öğüdülüb un yapılması veya şu kadar altın veya gümüş paranın kendi misleri olub tef­rikleri kabil olmayan paralar ile karışdırtlması da hükmen helâkdır.

Mevhub olan hayvan, meselâ koyun, kurban veya hedyi mut'a olarak kesilse İmam Ebu Yusüfe göre rücu hakkı sakıt olur. İmam Mııhammedn göre olmaz, imamı Azamın kavli de esah görülen rivayete nazaran îmanı Muhammedin kavli gibidir. Muhiti Burhanı.

185 - : Vâhib ile mevhubun lehden birinin vefatı hibeden rücua manidir. Binaenaleyh vâhib vefat etse varisleri hibeden rücu edemez. Çünkü bu rücu hakkı, şer'an yalnız vâhîbe verilmişdir. Vâhibe aid olan bu hiyarı fesh hakkı varislerine mevrus olamaz. Kezalik mevhubun leh vefat etse vâhib hibesinden dönerek mevhubu istirdad edemez. Zira mevhub, mevhubun lehin varislerine intikal etmiş, ve temellük sebebinin tebeddülü, aynin tebeddülü makamına kaim bulunmuş olur.

186 - : Kabz edilen bir sadakadan asla rücu edilemez. Gerek hibeden rücua mani olan sebeblerden beri bulunsun ve gerek bulunmasın. Çünkü sa­daka İle istihdaf edilen sevab gayesi hâsıl olduğundan artık akd, lâzım olmuş olur.

Fakire hediye tabiriyle verilen atiyyeden de rücu edilemez, Çünkü bu hediyeden maksad da manen sadakadır.

187 - : Muhtaç bir şahsa hiçbir şey söylenilmeksizin alâ veehilhâce verilen bir mal da sadaka sayılacağı cihetle bundan rücu edilemez. îstihsan muktezası budur. Hindiyye, Ebussuud.

188 - : Zengin bir şahsa sadaka tabiriyle verilen bir atiyyeden muhtar olan kavle göre rücu edilemez. Çünkü sadaka tabiri nazara alınır.

189 - : Bir malı bir şahsa sadaka vermeğe vekil olan bir kimse, o malı başka bir fakire sadaka verse bazı fukahaya göre bunu zamin olur. Diğer bazı fukahaya göre ise zamin oîmaz. Çünkü sadakadan asıl maksad ise baş­ka bir fakire verilmekle de hâsıl olur. Hindiyye.

190 - : Bir fakire yanlışlıkla ziyade verilen bir sadaka, bazı fukahaya göre istirdad edilemez. Fakat diğer bazı fukahaya göre bir fakire meselâ beş kuruş zanniyle yüz kuruş verildikde bakılır. Eğer mutasaddık, bunu ve­rirken  «beş kuruş verdime demiş ise istirdad edebilir. Fakat «bunu ver­dim» demiş ise istirdad edemez. Hindiyye.

191 - : Rücuun mümteni olması maniin mikdanna göre takdir olunur. Binaenaleyh bir kimse, meselâ kardeşine bir malını hibe etse bundan

dönemez. Fakat bir malım kardeşiyle bir ecnebiye müştereken hibe etse bu ecnebinin hissesinden rücu edebilir. Zira buna bir mani yokdur, Nitekim mevhubun yarısına ıvez verilmiş olsa diğer yarısından rücu edilebilir.

192 - : Rücua  mani şeylerden biri bulunduğu  halde  vâhib,   mevhubü-ı lehin rızasiyle hibesinden  rücu edince bakılır.  Eğer  mevhubun  leh, rücua mani olan şeye muttali olduğu halde bu rücua razı olarak mevhubu rahine red ve teslim, o da kabz ederse rücu, sahih olur. Bu muamele, yeni, müstakil oir hibe olmak üzere münakid olmuş sayılır. Fakat mevhubun leh, bu mania muttali olmayıb  vahibin  rücua  hakkı  bulunduğunu  zannederek  buna  razı olur, mevhubun aynini veya istihlâk etmiş olmakla bedelini vahibe red ve teslim ederse bu rücu, sahih olmaz. Binaenaleyh mevhubun aynini veya ver­miş olduğu bedelini vâhibden taleb ve ahz edebilir. Behcetül'fetavâ. [17]

 basa dön

 

Evlâda, Akribaya, Ahibbaya Verilen Hediyyeler, Yapılan Hibeler 

 

193 - : Bir kimse hali sıhhatinde evlâdından her hangi birine bütün mal­larını hibe ve teslim sahih olur. Çünkü kendi halis mülkünde tasarrufda bulunmuş olur. Şu kadar var ki böyle evlâdın bazısını tercih etmek, adalete münafi olacağından keraheti tahrimiyye ile mekruhdur. Ebusuudil'mısri.

Böyle bir tercih, evlâd arasında adavet ve bürudet tahaddüsüne sebe­biyet verebilir. Binaenaleyh evlâd. hakkında müsavata riayet etmelidir. Hat­tâ oğullar ile kızlara yapılacak hibelerde, atiyelerde müsavat gözetilmeli, kızlara da oğullara verildiği kadar verilmelidir. Müfta bih olan budur. Tahtavî.

Şu kadar var ki evlâd arasında tekva ile, fikh ve edeb ile, fazl ve kemal ile temayüz etmiş olanlar bulunursa bunların tercihinde müteahhirine göre bir beis yokdur. Mütekaddimine göre ise mahrum bırakılacak evlâd, cahil, fâsik olsa da yine bu tercih adalete muvafık olmaz. Ebussuudil'mısrî, El-bedayî.

Bir hadisi şerifde Allah Tealâdan kor­kunuz, evlâdınızın arasında adalete riayet ediniz» buyurulmuşdur. Diğer bir hadisi nebevide de: varid olmuşdur. Yani atiye hususunda çocuklarınızın arasında müsavata riayet ediniz. Eğer ben tercih = ihtiyar edecek olsa idim, elbette kadınla­rı erkekler üzerine tercih ederdim.

Maamafih bazı fukahaya ve bilhassa İmam Muhammede göre bu hu-susda miras nisbeti nazara alınmalı, oğullara iki, kızlara bir nisbetinde atiye verilmelidir. Adi olan budur. Çünkü erkeklerin ihtiyaçları daha çok-dur. Erkekler zevcelerinin ve çocuklarının nafakalarını vermeğe ve refika­larının mehrlerini ödemeğe mecburdur. Bu gibi hikmetlere mcbnidir ki Hak Tealâ Hazretleri miras hususunda erkekleri tafdil buyurmuşdur. işte bu gibi hikmetler, hali hayatdaki atiyelerde de nazara alınmalıdır.

(imam Mâlike ve imam Leys ile Sevriye göre evlâd arasından bazılarına tercihan bir malı hibede bulunmak caizdir. Fakat imam Mâlike göre bir kimse böyle evlâdından bazılarına malının bir kısmını bağışlıyabilirse de bütüp mallarım bağışlayamaz, bu caiz değildir. Elmuğnî, Bidayetülmücte-hid.)

(Şafiî fukahasınca evlâdın ve evlâd ile beraber ahfadın erkekleriyle kadınları atiyye, ibaha, mehabat hususlarında müsavi tutulmalıdır. Bu bîr asidir, evceh olan budur. Bir kavle göre de bu atiyeler, mirasdaki hisseleri nisbetinde verilmelidir.

Evlâdın usule verecekleri atiyelerde de müsavata riayet edilmesi mes-nundur. Birine diğerinden fazla verilmesi mekruhdur. Fakat bazı zatlar, bu hususda validenin pedere tercih edilmesine, valideye iki, pedere bir nisbe­tinde verilmesine kail olmuşdur.

Atiye hususunda kardeşlerin de müsavi tutulması müstâhab görülmekte­dir. Nihayetül'muhtac.)

(Hanbelî fukahasma göre evlâd arasında hissei irsiyeleri nisbetinde müsavata riayet vacibdir. Bir kimse evlâdından birini evlendirince diğer ev­lâdının izinleri olmadıkça teçhiz edemez. Ve bir malını evlâdından birine tahsis eyliyemez. Böyle teçhiz ve tahsis etmesi haramdır. Böyle bir hal vukuunda mümkün  ise bundan rücu etmelidir, veya diğerlerine ayni nis betde verib müsavatı temin eylemelidir. Yalnız nafaka ve kisve hususunda hacet mikdarı nazara alınır. Maamafih bu hususda da mümkün mertebe müsavata riayet, matlûbdur. KeşşafüTkına, Neylül'meâreb.

Fakat îmam Ahmedden bir rivayete göre bir kimse evlâdından bazı­larını ihtiyaç, zemanet, âma, kesreti aile, ilm ile iştigal gibi bir sebebden dolayı atiye hususunda tahsis ve tercih edebilir. Ve bilâkis bazı evlâdını da fışkından, bid'atindcn, veya alacağı malı masiyet yolunda sarf edece­ğinden dolayı atiyeden mahrum bırakabilir. Bu caizdir. Sair akriba arasında ise bu müsavata riayet lâzım değildir.  Elmuğnî.)

(Zahiriyye uîemasmca da bir kimsenin evlâdından birine hibede, tesad-dukda bulunması helâl değildir. Erkek evlâdını, kız evlâdına tafdil ve tercih etmesi de helâl olmaz. Diğerlerine de ayni mikdarda hibede, tesad-dukda bulunmazsa bu hareketi ebediyen mensuhdur, merduddur. Bu, tetav-vu' tarikiyle olan atiyelerdedir. Vacib olan nafakalarda ise her birine ihti­yacı mikdarına göre sarfiyat yapılır. Atiye hususunda müsavata riayet edil­mesi ahfad hakkında lâzım değildir.  Elmuhallâ.)

194 - : Bir kimse hali hayatında evlâdından birine, meselâ oğluna ta-sarrufda bulunmak üzere bir mikdar mal vermiş ve bu mal tasarruf neti­cesinde  artmış bulunsa bakılır,  eğer  bu malı  oğluna hibe  etmiş  ise hepsi oğlunun olur. Yok kendisi için tasarruf etmek, meselâ ticaretde bulunmak üzere vermiş ise bunlar vârislerine mevrus olur.  Oğlu,  babası namına ta-sarrufda bulunmuş olur. Dürri Muhtar.

195 - : Bir kadın, hanelerinin masrafına sarf edilmek üzere kocasına bir mikdar para verse bu bir hibe değil, ikraz mahiyetinde olmuş olur. Bi­naenaleyh bu kadın vefat edince varisleri bu paradan   hisselerini kocasından istiyebilirler. Ali Efendi. Diğer bir kavle güre bu kadm o malile kocasına rücu  edemez.  O halde  varisleri  de  bunu  tazmin  etdiremezler.   Ankaravî, Tahtavî.

196 - : Nikâh ve sünnet düğünlerinde getirilen   hediyeler,   gelinlerden, çocuklardan, veya bunların babalarından, analarından her hangisinin namına getirilmiş, ise onun olmuş olur. Ve eğer   kimin   namına getirilmiş olduğu bi­linmezse   getirenlerden kabil   ise sorulur, bu hususda    sözleri    muteberdir. Çünkü temlik eden onlardır.   Sorulması kabil olmadığı   taktirde ise bulunduk lan beldenin bu hususdaki örf ve âdetine bakılır.

Meselâ : Sünnet cemiyetlerinde getirilen hediyeler, çocuklara lâik şeyler ise onlara ait olur. Yalnız büyük erkeklere münasib şeyler ise babalarına ve kadınlara mahsus şeyler ise analarına verilir. Altın ve gümüş para, bardak kaşık saat gibi erkeklere de kadmlarada lâyik şeyler olunca bakılır : bunlar babanın akribası tarafından getirilmiş ise babanın olur, ananın akribası ta­rafından getirilmiş ise anaya verilir.

Meğer ki buna muhalif hükme delâlet edecek bir sebeb, bir vecih bulun­sun. O zaman, bu sebebe,  bu veçhe itimat lâzım gelir.

Misafirlerin hariçten getirecekleri hediyeler hakkında    da    bu muamele cereyan eder. Bahri, Raik, Tahtavî, Vel valiciyye, Hindiyye.

197 - : Düğünlerde ve emsalinde gönderilen hediyelerin gönderilmesi, örf ve âdete nazaran bir bedel mukabilinde ise bunların misliyyatdan ise misli, kıyemiyyatdan ise kıymeti bunları kabz eden mürselün ileyhin üze­rine lâzım gelir.  Fakat böyle olmayıb da mücerred hibe  ve teberru tari­kiyle gönderilmeleri mütearef ise haklarında hibe hükmü cereyan eder. He­lak ve istihlâkleri halinde rücua  mahal kalmaz. Çünkü  örfen  maruf  olan meşrut gibidir. Fetavayı Hayriyye.

(Şafiî mezhebine nazaran hitan cemiyetlerinde gönderilen hediyeler, bir kavle göre çocuğa, diğer bir kavle göre de çocuğun babasına aid olur. Tuhfetül'muhtac.                                                                               '

Şafiî fukahasmın beyanına göre bir hibe zarf içinde olarak gönderilirse âdete bakılır. Şöyle ki : bu zarfın reddi, mutad ise mevhubün lehin elinde emanet olarak kalır, vâhibe iadesi icab eder, kullanılması haram olur. Me­ğer ki hediyeyi onun içinden alıb yemek âdet muktezası olsun. Fakat bu zar-fm reddi mutad değilse o da hediye olmuş olur, iadesi icab etmez. Nihaye-tül'muhtac.) [18]

 basa dön

 

İbaheye Ve  İhlâle  Dair  Bazı   Meseleler 

 

198 - : Bir kimse yiyilecek veya içilecek bir malını dilediği bir şahsa ibahe edebilir. Bu halde o şahıs bundan yiyib içebilir. O kimse artık bu ma­lın misliyyatdan ise mislini ve kıyemiyyatdan ise kıymetini o şahısdan taleb edemez.

Meselâ : bir şahıs,, bir bağ sahibinin izin ve ibahesiyle o bağın üzümün­den bir mikdaf yese bunun bedelini o bağ sahibine vermeğe borçlu olmaz.

Fakat bu şahıs, kendisine ibahe edilen şeyi başkasına satamaz, hibe ve sadaka olarak veremez. O şL'yde temellük levazımından olan sair bir veçhile tasarruf edemez. Çünkü ibahe temellükü ifade etmez. O şey kısmen yiyilib içilmekle sahibinin mülkünden çıkmış olmaz.

199 - : İbahe edilen şeyin muayyen, malûm olması şart değildir.

Binaenaleyh bir kimse bir şahsa hitaben samimî olarak : «Benim ma­lımdan yiyeceğin şey sana helâldir» dese o şahıs, onun malından yiyebilir. Meğer ki o kimsenin bu sözünde bir nifak emaresi bulunsun.

Kezalik : «benim malımı yiyecek her şahsa malım helâl olsun» dese onun malından fakirler de, zenginler de yiyebilirler. Bu helâldir, Hindiyye.

200 - : Bir kimse bir şahsa : Benim malımdan her ne yersen veya alır­san veya başkasına verirsen helâl olsun» dese bu ibaheye hami olunur.

Binaenaleyh bu şahıs, o kimsenin malından yiyebilir, fakat alamaz ve başkasına veremez. Çünkü bu mal, meçhul bulunmuşdur. Meçhulün ibahesi caiz ise da temliki caiz değildir, batıldır.

201 - : Bir kimse bir şahsa hitaben : «Senin bendeki her hakkım bana helâl et» deyib o da helâl ve ibra etse o kimse bu haklardan berî olur, Bu şahıs, o hakların nelerden ibaret olduğuna gerek    vâkıf bulunsun ve gerek bulunmasın müsavidir. Bu hakların mechuliyeti sukutlarına mani değildir.

202 - : Helâl etmek, yalnız zimmete terettüb    eden haklar üzerine vaki olur, yoksa mevcud aynlar üzerine .vaki olmaz.

Binaenaleyh bir kimse bir şahsa haklarını helâl etse zimmetindeki ala caklarını helâl etmiş olur. Yoksa elinde gasben mevcut olan her hangi bir malını helâl etmiş olmaz. Şu kadar var ki bu mal, o şahsın mülküne girmezse de bundan sonra elinde emanet olarak halır(J hakkında gasb değil, emanet hükmü cereyan eder. Tahtavî.

203 - : Şüyu, ibahenin sıhhatine mani olmadığı gibi kendisine ibahe edilen kimsenin malûm olmaması da ibahenin sıhhatine mani olmaz.

Binaenaleyh bir kimse, sofrasında lâalettayin bulunan taamdan her han­gi bir şahsın gelib yimesine müsaade verse sahih bir ibahe vücude gelmiş olur. Çünkü ibahe hususunda malûmiyet, ademi şüyu, şart değildir.

204 - : Bir kimse hakkındaki ibaheye vâkıf olmadığı halde ibahe edilen şeyden tenavül etse kendisine zaman lâzım gelmez. Çünkü bu vukuf, iba-hede şart değildir. Haniyye. Fakat diğer bir kavle göre şartdır. Mübahün leh, ibaheye aid sözü vicahen veya gıyaben işitmedikçe ibahe edilen şeyden is­tifa edemez. Zira ibahe ıtlakdan ibaretdir, ıtlak ise vekâlet gibi ıttıla bulun­madıkça hükümsüzdür. Velvaliciyye.

205 - : Bir kimse bir şahsa hitaben :  «Bağıma gir üzüm kopar» dese ibahede bulunmuş olur. Bu halde o şahıs, bazı fukahaya göre bu bağdan doyabileceği kadar üzüm koparabilir. Diğer bazı fukahaya göre ise o şahıs bu bağdan yalnız bir salkım koparabilir. Bezzaziyye.

206 - : Bir kimse bir şahsa : «Şu buğdayımdan al» diye müsaade etse o şahıs bundan iki men = batman mikdarı alabilir. Muhiti Burhanı.

207 - : Bir zatın ziafetinde bulunub müteaddid sofralara ayrılmış olan dâvetcilerden bir sofrada bulunanların diğer sofralarda bulunanlara kendi yedikleri şeylerden vermeleri caiz görülmemektedir. Bunlardan hizmetçilere, saillere ve başkalarının kedilerine de bir şey vermeleri    mubah değildir. Hattâ hane sahibinin köpeğine bile bir şey vermeleri mubah görülmemişdir.

Çünkü başkasının malında izni olmadıkça tasarruf edilmesi caiz olamaz. Bu, nasın hakkı mülkiyetine riayetin bir neticesidir. Meğer ki yanık ekmek parçaları gibi şeyler olsun. Bunların verilmesine âdeten izin vardır. Reddi

Muhtar.

208 - : Hibeden kablelkabz rücu caiz olduğu gibi ibaheden de kablette-navül rücu caizdir. Şöyle ki : bir kinişe matumaUlun olan bir malmdan, me­selâ bahçesinin meyvalarından, koyunlarının sütünden yiyib içmek üzere bir şahsa bir müddet izin vermiş olsa bilâhare o şahsı bunları yiyib içmekden men edebilir. Çünkü böyle bir teberrüü, fedakârlığı her zaman iltizama mec­bur değildir. Bir zarar mücerred bir izin ve rıza ile lâzım olmaz.

Nitekim bir kimse sadaka için bir malını ifraz etmiş bulunsa muhay­yerdir, dilerse bunu tesadduk eder ve dilerse tesadduk etmeyib imsak eyler, Muhiti Bürhanî. Çünkü kabz bulunmadıkça sadaka vücude gelmiş olmaz.

(ibahe, eimmei seiâseye göre caiz olduğu gibi zahiriyyeye göre de caiz­dir. Zahiriyyeye nazaran ibahe- caizdir, velev ki ibahe edilen mal meçhul olsun, ziyafetlere davet bu kabildendir. Kezalik minhe de caizdir. Şöyle ki: bir kimse sağılır hayvanını sağıp sütünü almak veya hanesinde meccanen oturmak, veya hayvanına râkib olmak, veya arazisini ekmek veya kölesini istihdam etmek üzere bir şahsa lûtf ve ihsanda bulunabilir, ve bunları di­leği vakit istirdad da edebilir. Bu arada o şahsın yapmış olduğu istifade kendisine aid olur, bunlara mukabil kendisinden bir şey istenilemez. Elmu-hallâ.) [19]

 basa dön

 

Hibelere Müteallik Dâvalar, Beyyineler 

 

209 - : Bir kimseye verilen bir malın hibe veya sadaka olduğunda ih­tilâf edilse söz hibe olduğunu iddia eden tarafındır. Mecmaül-'enhür.

210 - : Hibeden rücua mani karabetin mevcud olub olmadığında ihtilâf olunsa söz istihsanen vâhibindir.

Meselâ mevhubün leh, vâhibin kardeşi olduğunu inkâra mukarin dâ­va etse söz maalyemîn vâhibin olur, kardeşi olmadığına dair tahlif olunur. Çünkü burada asıl maksad, maldır, vâhibin mevhubu istirdada salâhiyet-dar olmasıdır. Vâhib, karabeti inkâr etmekle rücuun imtihanı münkir bu­lunmuşdur. Söz ise münkirindir. Tahtavî.

211 - : Vâhib, hibesinden rücu etmek istedikde mevhubün leh :  «Ben sana ıvez vermişdin» diye vâhibin inkânna mukarin iddiada bulunarak hi­beden rücuun caiz olmadığını dermeyan etse söz istihsanen vâhibin olur. Bu takdirde mevhub, mevcud ise vâhib hibesinden rücu edebilir. Fakat ınü.slulıluk rücua mahai kalmayıp ınuvhubün   leliu   bir  §ey  lâzım  gelmez. Hindiyye, EbussuudüTmısri.

212 - : Mcvhubün  leh,   vâhibin   bırrıza  ıvez  aldığım     iddia,   vâhib  do hibenin ikrah ile vukuunu dâva etse mevhubün lehin ıvez şartiyle hibe hak­kındaki beyyinesi tercih olunur.  Ettari  kalülvazıha.

213 - : Ivez şart edilİb edilmediğinde    ihtilâf    edilib    vâhib, mevrut ol duğunu iddia etse söz kendisinin olur. Bu halde    mevhubün lehe :  «Billah vâhib ıvezi şart etmemişdir» diye yemin verdirilir.    Bunun    üzerine    vâhib hibesinden rücu edebilir. Meğer ki mevhub telef olmuş olsun.

214 - : Vâhib ile mevhubün leh, meşrut olan ıvezin mikdarında ihti­lâf etse, meselâ : vâhib, ıvezin on lira, mevhubün leh de beş Ura olduğunu iddia eylese bakılır: Eğer mevhub, mevcud, ıvez ise gayri makbuz İse vâ­hib muhayyer olur, dilerse mevhubün lehi tesadduk ile iddia ettiği be§ li­rayı kabul eder. Ve dilerse    hibeden rücu ile    mevhubu geri alır. Amma mevhub telef olmuş ise bunun    kıymetini mevhubün lehe    tazmin etdirebİ-lir.' Hindiyye, Reddi Muhtar.

215 - : Vâhib,  hibesinden rücu etmek istedikde    mevhubün leh, mev-hubun telef olduğunu    iddia etse söz, bilâ    beyyine    mevhubün lehin olur. Çünkü reddîn lüzumunu    münkirdir. Ve kendi malının    telefini iddia etdiği cihetle yemine de mecbur değildir.

216 - : Vâhib ile mevhubün leh, mevhub da ziyadei muttasüanın husul ve adami husulünde ihtilâf etseler söz, bunu inkâr eden  vâhibindir. Zira vâhib, akdin lüzumunu münkirdir. Bundan yalnız bina, ağaç,  hayatet gibi mahsus olan ziyadeler müstesnadır. Bu hususda söz mevhubün lehindir. Şu kadar varki mevhubün lehin iddia etdiği müddet zarfında bu binanın veya ;ıM<ıchınn ve emsalinin hu.sıılü mümkün bulunmalıdır.

Binaenaleyh vâhib : «Ben bu arsayı üzerindeki bina ve ağaçlar ile be­raber hibe etmiijdim» deyib mevhubün leh de : «Sen bunu arsa halinde hi­be elmişdin, üzerindeki binayı ben yapdım veya ağaçları ben dikdim» de-yib hibe ile tesellüm zamanından sonra bunların vucüde getirilmesi kabil bulunsa söz, mevhubün lehin olur. Aksi takdirde mevhubün lehin kizbİ mü-teyakkan bulunur. Bahri Raik, Hindiyye Tahtavî.

217 - : Hibenin ikrah ile vukuuna aid beyyine, tav' ve rıza ile vukuu hakkındaki beyyineden racihdir.

Binaenaleyh bir kimse bir malını bir şahsa hibe ve teslim etdikden sonra bunun ikraha mebni vuku bulmuş olduğunu inkâra mukarin dâva ve isbat etse mevhubu mevcud İse istirdad edebilir, Şayed mevhubün leh gaib olub da mevhubu istirdad mümkün bulunmazsa bedelini mücbirden  ala­bilir. Zamanat, Ali Efendi.

218 - : Vâhib ile mevhubün leh, mevhubün hangi mal olduğunda ih­tilâf etseler vâhibin iddia etdiği malın mevhub mal olmadığına dair mev­hubün lehe yemin teveccüh eder. Nüceym.

219  - : Bir kimse bir şahsın elinde bulunan bir    malın kendisine aidi­yetini dâva, o şahıs da bu malı o kimsenin kendisine hibe ve teslim etmiş olduğuna inkâra mukarin iddia    etmekle iki şahid, o kimsenin bu hibe ile kabzı ikrar eylediğine şahadet etse kabul olunur. Fakat bu şahidlerden bi­ri okimsenin hibeyi teslim ettiğini ikrarda bulunduğuna, diğeri de bu hibe ile teslimi gördüğüne şahadet eylese şahadetleri kabul olunmaz.

220 - : Hibeyi ikrar,  sahihi olan kavle nazaran  kabzı ikrar  değildir. Binaenaleyh vâhibin mücerred «hibe etdim» diye vuku    bulan ikrarına

mebni mevhubün lehin mevhuba malik olduğu iddia edilemez. Fakat diğer bir kavle nazaran mutlak hibeyi ikrar, tam, sahih bir hibeyi ikrardır Ha-niyye.

221 - : Bir kimse bir şahsa vedia olarak verdiği bir malı bilâhare ona hibe etdiğini iddiaya mukarin inkâr etmekle iki zat, bu hibeye şahadet et­seler, şahadetleri kabul olunur. Velev ki o şahsın bunu kabz    etdiğini gör­düklerini şahadetlerinde tasrih etmesinler.

222 - : Bir kimse bir malım bir şahsa  verdikden  sonra hibe olarak verdiğini inkâr ile vedia olarak vermiş bulunduğunu iddia eylese söz ma-alyemîn kendisinin olur.

Binaenaleyh yemin edince bu malı istirdad edebilir.

Bu mal, o şahsın elinde telef olmuş ise bakılır: Bunun telef oluşu hibe dâvasından evvel ise o şahsa zaman lâzım gelmez. Hibe dâvasından sonra ise zaman lâzım gelir. Çünkü bu hibe iddiasiyle o şahsın müstevda sıfatiy le olan yedi emaneti, yedi gasba tebeddül etmiş olur.

223 - : Bir kimse içinde sakin olduğu haneyi sahibinin kendisine hibe etmiş olduğunu iddia, sahibi ise bu    haneyi o kimseye    kiraya vermiş bu-ulnduğunu dâva etse hibe beyyinesi racih olur. Ankaravi, Behce,

224  - : Bir kimse, bir şahsın elinde bulunan bir mal hakkında : «onu o şahsa hibe ettiğini» iddia, o şahıs da bunun rehn olduğunu dâva edib ta­rih beyan    etmeseler rehn hakkındaki    beyyine racih olur.     Çünkü rehn mazmundur.    Emanet mazmun    değildir. Ziyadei    müsbit    olan beyyine ise mukaddemdir. Meğer ki bişartihvez hibe    iddiasında    bulunsun, o tak­dirde hibe beyyinesi takdim olunur. Çünkü bu hibe, intihaen bey' mânasın dadır. Ganimi Bağdadî.

225 - : Bir kimse elinde bulunana bir malı bir şahısdan hibe tarikiy le kabz etdiğini bir tarihî sabık beyaniyle iddia, haneden biri de bu malı o şahısdan kendisinin hibe tarikiyle    kabz etmiş    olduğunu lâhik bir tarih beyaniyle    dâva etse zilyedin    beyyinesi tercih olunur. Tarih beyan etme­dikleri takdirde de zilyedin beyyinesi müreccahdır.

226 - : Bir kimse elinde bulunan bir malı bir zatdan hibe tarikiyle kabz etdiğini lâhik bir tarih 'le iddia, başka bir şahıs da bu malı o zatdan hibe olarak kabz eylemiş olduğunu sabık bir tarih ile dâva etse bu  zilyed  ol­mayanın beyyinesi müreccah olur.

227 - : Bir kimse elinde bulunan bir malı bir zatdan hibe olarak kabz etdiğini tarih beyan etmeksizin iddia, hariç bir şahıs da bu malı o zatdan hibe tarikiyle kabz eylediğini bir tarih beyan ederek dâva etse zilyedin beyyinesi tercih olunur.

228 - : Vâhib veya mevhubün leh vefat etdikden sonra varisleri mev-hubün hali hayatda kabz edilib edilmemiş olduğunda ihtilâf etseler söz, bu kabzın hali hayatda vuku bulmamış olduğunu İddia eden tarafındır. Çünkü bu, hibenin lüzumunu, tamamiyyetinİ münkir bulunmuş olur.

229 - :  Bir hibenin sıhhat halinde mi, marazı mevt halinde mi vuku bulduğunda ihtilâf edilse söz, bir kavle göre hibenin marazı mevt halinde vukuunu iddia edenindir. Çünkü bu, akdin ve temellükün lüzumunu münkir­dir. Diğer bir kavle göre de sıhhat halinde vukuunu iddia edenindir. Zira marizin  tasarrufatı  esasen nafizdir,   ancak  vefatından sonra  menkuz ola­bilir. Binaenaleyh söz, bu menkuziyeti inkâr edenindir. Fakat iki taraf da idd'asına beyyine ikame edecek olsa sıhhat halinde vukuunu iddia edenin beyyinesi tercih  olunur. Hindiyye, Tenkihi Hamidî.

230 - : Bir kimse bir malın kendisine hali sagirinde velisi, meselâ mü­teveffa babası tarafından hibe edilmiş olduğunu bil'ifade hibenin sıhhatini iddia, diğer varisler de bunun hali bulûğunda vaki olub kabz etmediği ci­hetle butlanını dâva  etseler sıhhat hakkındaki beyyine racih olur.

231 - : Varislerden biri  hibe ve kabzın hali sıhhatde vukuunu iddia, diğer vârisler de murislerinin marazı mevtinde vukuunu dâva etseler sıh­hat hakkındaki beyyine tercih olunur. EttarikatüTvazıha.

232 - : Mevhubün leh, hibenin bir hibei sahiha olduğunu, vâhibin vâ­risleri de şartı fâsid ile hibe edildiğini  iddia  etseler vârislerin beyyinesi evlâ olur. Abdurrahim.

233 - : Bir kimse, satın ahb zevcesine verdiği hüliyyatı, zevcesi isti­mal etdikden sonra vefat etmekle ariyet olarak vermiş olduğunu iddia, zevcenin vârisleri de hibe olarak verilmiş olduğunu dâva etseler, söz maal-yemin o kimsenin olur. Çünkü hibeyi münkirdir. Hindiyye. [20]

On Birinci Kitabın Sonu

 basa dön

 

ONİKİNCİ KİTAP

 

Vakıflara aid ahkâmı  cami olub bir mukaddime ile beş bölümden müteşekkildir. [21]

 

MUKADDİME

 

VAKIFLARA DAİR  BAZI  İSTILAHLAR  HAKKINDADIR               

 

Vakıflara Dair  Fıkhî  İstılahlar  

 

1 - : (Vakıf)  bir mülkün menfaatini  halka tahsis edib aynini Allah Tealâmn  mülkü hükmünde  olarak temlik  ve  temellükden  müebbeden  men etmekdir. Bu tarif, Imameyne göredir, imamı Azama göre vakıf  : bir mül­kün ayni sahibinin mülkü  hükmünde kalmak üzere menfaatinin bir  cihete tesadduk edilmesidir.

Vakıf eden zata (vâkıf), vakf edilen şeye (mevkuf), (mahallî vakıf) bir aynin menfaati kendisine vakf ve tahsis edilen şahsa veya mahalle de (mevkufun aleyh), (meşrutun leh), (masarifi vakıf) denilir. Bunlara (mür-tezika),   (ehli vezaif)  de denir.

Vakıf tabiri, mevkuf mânasında da müstameldir. Cem'i evkafdır, vu­kufudur. Vakfa ihtibas,  tahbis, tesbil de denilmekdedir.

2 - : (Vakfı lâzım) vâkıf veya hâkim tarafından fesh edilmesi caiz ol­mayan vakıfdır. Lüzumuna usulen hükmolunan her hangi bir vakıf gibi.

3 - : (Vakfı gayri lâzım) vâkıf, hâkim veya vâkıfın varisi tarafından fesh ve ibtali sahih olan vakıfdır. Vakfı fuzulî gibi.

4 - : (Vakfı   müneccez)  filhal yapılan,  yani  şarta  muallâk,  istikbale muzaf, bir vakit ile mukayyet bulunmamış olan vakıfdır.

5 - : (Vakfı  muallâk)  bir şarta talik suretiyle yapılan vakıfdır ki  sa­hih değildir. «Fülân işim görülürse şu mülküm vakf olsun» denilmesi gibi.

6 - :  (Vakfı muzaf) müstakbel bir zamana izafe suretiyle yapılan va­kıfdır ki  sahih değildir.  Fakat mâbadelmevte,  yani ölümden  sonraya  mu­zaf  olarak yapılan bir vakıf,  vasiyet hükmünde olub sahilidir.

7 - :  (Vakfı muvakkat)     bir  vakit  ile tevkit  edilen  vakıfdır  ki sahih değildir. «Şu akarım bir ay veya bir sene şu cihete vakıf olsun» denilmesi gibi.

8 - :  (Vakfı  miişa')  bir  kimsenin biişkiisiyle  müştereken  mâlik olduğu

bir yerdeki şayi  hissesini  vakf etmesidir ki şeraiti dairesinde sahihdir.

9 - : (Vakfı  müşterek) iki veya daha ziyade kimsenin bil'iştirâk malik oldukları bir malı vakf etmeleridir ki usulü dairesinde sahih olur.

10 - : (Vakfı   mariz)   bir   kimsenin  marazı   mevtinde     yapmış   olduğu vakıfdır ki vasiyet hükmünde olub terikesinin sülüsünden muteber olur.

11 - : (Vakfı  fuzulî)  bir  kimsenin  mâlik     olmadığı  bir şeyi sahibinin İznini almaksızın bir cihete  vakf  etmesidir  ki  sahibinin  icazetine  mevkuf olur. Mukabili (vakfı gayri fuzuli) dir.

12 - : (Vakfı   Irsadi)   beytülmale   aid   olan   bir   mülkün   rakabesi   yine beytülmale aid olmak üzere menfaatinin veliyyüTemr tarafından veya anın müsaadesiyle başka bir zat tarafından bir kimseye veya bir cihete tahsis udilmcsi   demelidir  ki   buna   (tahsisat   kabilinde   vakıf)   da   denir  ve  irşadı sahih üe irşadı gayri sahih kırımlarına ayrılır.

13 - : (İrşadı sahih) beytüimale aid bir mülkün menfaatini veliyyül'em-rin veya anın müsaadesiyle başka bir zatın beytülmâlden istifadeye istih­kakı olan kimselere tayin ve tahsis etmiş olmasıdır. Camilere, medreselere,

vesair mesalihi müslimine tahsis edilmesi gibi.

14 - : (İrşadı gayri sahih)    beytülmale  aid bir mülkün  veliyyülemr tarafından veya ânın müsaadesiyle başkası tarafından beytül'male istihkakı olmayan bir kimseye  tahsis  edilmesidir. Araziyi milliyeden bir parçanın vergisini şuna buna vakıf ve tahsis gibi ki İbtali caizdir.

15 - : (Ikta') beytülmale aid arazinin rakabesi veya menfaatini beyül-malde istihkakı bulunan bir kimseye veliyyül.emrin temlik ve ita etmesidir.

16  - (Ikfaatı  mevkufe)   veliyyülmer tarafından     beytülmalde istihkakı olan  bir  zata  temlik  suretiyle  verilmiş  veya  beytülmâlden   mesugatı  şeri-yesi dairesinde satın alınmış,  yahud veliyyüTemrin müsaadesiyle bervechi mülkiyet ihya edilerek maliki  tarafından bir  cihete vakf edilmiş bulunan arazidir.

17 - :  (Vakfı ehli) mahsur bir kavme aid olan vakıfdır. Şüyle ki yüz­den aşağı mikdarda olan bir cemaate kavmi mahsur, yüz ve yüzden ziyade mikdardaki b'r cemaate de -imam Ebu Yusüfden rivayet olunduğuna ve Mecellede kabul edildiğine göre -kavmi gayri mahsur denir. Bu makam­da kabili ihsa, gayri kabili ıhsa tabirleri de kullanılır.

18 - : (Müessesatı hayriyye) mescidler, medreseler, mektebler, kütüp haneler,   hanlar,   zaviyeler, ribatlar, imarethaneler, çeşmeler, köprüler, ku-yula, hastahanler, makbereler gibi vakf edilmiş âmmeye faideli eserlerdir. Bunlara (vakf lissebil) de denir.

19 - : (Müstagallati  vakfiyye)  müessesatı hayriyenin  idaresi için  ik­tiza eden varidatı temin etmek üzere vakf edilmiş şeylerdir. Bunlar akar olacağı gibi bağ, bahçe, nükud da olabilir. Vakıf gedikler de bu kabilden­dir. Müfredi (müstagal) dir. İstiklâl de gallelendirmek, faidelendirmek, meselâ bir akarı kiraya verib kira bedelini almak demekdir.

20  - :  (Müsakkafatı vakfiyye)  tavanlı binaları ihtiva eden vakıf müs-tegallât  demek  Han,   hane,   mağaza  gibi.   Müfredi   (müsakkaf)   dır,

Müstegallüt, musakkafatdan eamdır. Bununla beraber çok kere müs-tagallât tabiri müsakkafata mukabil olarak kullamlmakdadır. Bu takdirde müstagallât ile tavansız olan ve gailesi alınan şeyler kasd edilmiş olur. Bağlar,  bahçeler gibi.  

21 - : (İmareti vakıf) vakf edilen şeyin vakfı zamanındaki hali üzere bulundurulması veya  meşrut bir hale getirilmesi için  icab  eden  tamiratı yapmakdır.

22  - : (Termim)   meremmet etmek,  yani tamir  ve ıslahda  bulunma^ defrıekdir.  Meremmetler  iki kısımdır.

23  - : (Meremmeti müstehleke)  binalardan ayırıb alınması kabil bu lunan termimlerdir. Boya, sıva, bostan-ı ıska gibi.

24 - : (Meremmeti gayri müstehleke) binalardan ayırıp alınması kabil bu­lunan termimlerdir.  Bir binaya yeniden ilâve edilen bir bina gibi. Came-kânlar, takılan camlar, avluya döşenilen mermer taşlar da bu kabildendir.

25 - : (Mersad) vakfın tamiratından münbais bir boredur. Yani tami rata muhtaç olduğu halde gailesi mevcud olmayan ve tamirata kâfi bir üc­reti muaccele :1e isticar da edilmeyen bir vakıf yeri    ileride vakfa rücu etmek üzere kendi malından tamir eden bir kiracının bu yüzden o vakıfda olan alacağıdır ki bunu ya icare bedellerine mahsub  suretiyle veya vak­fın sair gailesinden  mukassat&n  almak suretiyle istifa eder. Bu veçhile yapuan tamirata ve zarurî meremmete de mersad denilir.

26  - : (Nıkzı vakf) asıl vakfın taş, kereste, kireç gibi döküntüleri de­mekdir ki bunlar vakfın rakabesinden sayılır.

Düsturun  ikinci  cildinde  vakıf  müstegallât  ve  müsakkafat  muamelâtı  hak­anda  9  Cûmadel'âhire  1287 tarihli  bir nizamname  vardır.

27 -  : (Tescili  vakf)  bir  vakfın  lüzumuna  salâhiyetdar  olan  bir hâ­kimin  şer'i  usulü  dairesinde hükm  etmesi  demekdir.  Tescil  tabiri  lûgatde bir ilâmı sicile yazmak manasınadır.

28 - : (Sicil)  vesikaları,  ilâmları, mukaveleleri yazmaya  mahsus res­mî defterdir ki cem'i sicilâtdır. Bir vesikayı, meselâ bir vakfiyyeyi böyle resmî bir deftere yazıb imza etmeye de tescil denir. Bazan lâzımı zikr, melzumu  irade  kabilinden olarak  hâkimin  verdiği hükme  de tescil  denil-mekdedir. Çünkü bu hüküm, bir sicile kayd edüecekdir. Binaenaleyk (vakfı müseccel) tabiri hem sicilde mukayyed vakıf, hem de lüzumuna hükm edil­miş vakıf yerinde  müstameldir.

29 - : (Vakfiyye)  vakfa dair vâkıfın takı irini,  şeraitini havi olan ve­sikadır ki  hâkimin tescilini havi olunca  (vakfiyyei  müseccek)   adını alır.

30 - : (İstibdali vakf) bir vakfı bir mülk ile veya nükud ile mübadele etmek, değişmekdir ki şeraiti dairesinde caizdir.

31 - : (Tescili  İstlbdal)  bir istibdalİn bozulması kabil olmamak üzere sıhhatine hâkim  tarafından  hükm  edilmskdir  ki  artık  bu  isübdal  muame­lesi fesh edilemez.

32 - : (Gallei vakf)  vakfın varidatı, mahsulâtı demekdir.  Buna  rey'ı vakıf) da denir. Vakıf bahçelerin meyvaları,     vakıf akarların    kiraları, vakıf paraların ribihlerİ bu cümledendir.

33 - : (Tuluu gaile)  vakfın gailesin* n zuhuru,  meydana  gelmesi  de­mekdir ki vakfına göre tebeddül eder. Şöyle ki : mezruatdan olan gailenin tuluu,  ekinleri yetişib  dane bağlaması  veya mütekavvim  bir  hale  gelme­siyle olur. Meyvalardan ibaret olan bir gailenin tuluu,  meyvalann yetişib âfetden emin bir hale gelmesiyle olur.  Kira bedellerinden ibaret bulunan bir gailenin tullu bu bedellere aid taksit zamanlarının hululiyle olur.

34 - : (Rakabe etmek) bir vakfın gailesini aslına ilhak etmek demek-d»r. Şöyle ki : bir vakıf nükudun bir mikdan bilâ teaddi zayi olsa bu nok­san gailesinden reyi hâkimle ikmal edilmedikçe mürtezikasma bir şey vc-nlmiyebilir. Bu hale fetva lisaniyle «mürtezikamn vazifelerini  rakabe et­mek» denir.

35 - : (Mütevelli)  vakfın umur ve mesalihini ahkâmı şer'iyye ve şe­raiti vakfiyye dairesinde idare etmek  üzere tayin olunan kimsedir ki iki kısma ayrılır. Birisi meşrutiyet veçhile     mütevellidir ki  mütevelli olması vâkıfın  şartı  iktizasındandır.  Diğeri  meşrutiyet  veçhile olmayan   mütevel­lidir ki tevliyeti münhal bulunan bir vakfa meşrutun lehi bulunmadığı  ci­hetle hâkim tarafından tayin edilen mütevellidir.

Mütevelliye  (mütekellim alelvakf)  da  denir.

36 - : (Kayyımi vakıf) mütevelli demokdir. Cem'i kuvvamdır. fiir de kayyım ; «kendisine vakfın hıfzı, cemi ve tefriki tevfiz edilmiş kimse demektir ki bu halde mütevellisinin idaresi altında bulunmuş olur. Müte­vellinin salâhiyeti ise daha genişdir. Çünkü mütevelliye vakıfda tasarruf salâhiyeti de tevfiz edilmiş bulunur.

37 - : (Nazırı vakıf)  mütevellinin vakıf hakkındaki tasarruflarına ne­zaret  etmek  ve  mütevelli  için  vakıf   işlerinde  re'yen   merci   olmak   üzere nasb olunan kimsedir. Bazı yerlerde mütevelliye nazır denilmesi de mütea-refdir. Artık bu gibi yerlerde nâzın mevcud olan bir vakfa ayrıca bir mü­tevelli de nasb edilemez.

38 - : (Müsrifi  vakıf)   mütevellisinin  tasarruflarını  murakabe  altında bulundurmak üzere tayin edilen kimsedir.  Buna   (nâzın     vakıf)  da  denir. Maamafih müsrifin vazife ve salâhiyeti bulunduğu yerin örf ve âdetine göre tebeddül   edebilir. Vakfın  malını  muhafaza  eden   veznedar   ve   anbar  me­muru gibi kimselere de müsrif denir.

39 - :  (Şaddı vakıf)  vakfın umur ve hususunu    murakabede bulunan, meselâ mescidlerin açıhb açılmadığını, nezafetleririe dikkat edilib edilmedi­ğini araşdırmak üzere  mescidlere devam  eden kimsedir ki bunlara zama­nımızda evkaf müfettişleri,  mürakibleri  denir.

Bir de namaz vakitlerini ilân eden, meselâ namaz vakti hulul edince (Esselâte yâ mü'minin) diye nidada bulunan kimseye de (şaddı vakf) denil-mişdİr.

40 - : (Kaimmakam mütevelli)  bazı hususlarda mütevelli yerine kaim olmak,  mütevelliye aid işleri görmek üzere hâkim tarafından  nasb olunan kimsedir.  Bu  vakfın  gailesini  korumak  için  gaib  olan     mütevellisi  yerine muvakkaten  tayin  edilen  kayyım  bu  tabiidendir.

41 - : (Cabiİ vakf) vakfın gailesini toplamaya memur kimsedir. Vakfın tahsildarı sayılır. Vakfın varidatını toplamaya  da -(cinayet)  denir. Cemi'i ; eibayaldtr.

42 - :  (Hademe*  evkaf)   vakıfların  hizmetlerini     gören     kimselerdir. îmamlar, hatipler,  müezzinler,  müderrisler,  mütevelliler  bu  cümledendir.

43 - : (Şeairi vakıf)   :  mevcud bulunmamaları    vakfın    muattaliyetini mucib olan kimseler ile sair levazımı vakfiyyedir. Mescidlere nazaran imam­lar, halibler, müezzinler, tenvirat, tefrişat ile abdest muslukları gibi. Medrese müderrislerine,   imamlar ile hatiblere  ve  müezzinlere   (erbabı  şcair) de denir.

44 - : (Mesalihi mescid) mescidden maksul olan gayenin tahakkuku vücudlarına mütevakkıf bulunan kimselerile sair levazımdır. İmam, hatib, müezzin gibi hademei hayrat ile mescidin tenviratı ve abdest suları bu cümledendir.

45 - : (Avaİdi  vakıf)  vakfın nemasından ve vakfa müteallik varidat-dan ibaretdir ki  iki kısma ayrılır.  Bir kısmı avaidia şer'iyyedir ki,  vakfın meşru  suretde  hâsıl   olan  gailesinden  ibaretdir.  Vakfın  §er'i   masraflarına sarf edilir. Diğer bir kısmı da avaidi örfiyyedir ki- alâkadarların vakıf na­mına   verdikleri   aliyelerden  ve  saireden  ibaretdir.   Şöyle   ki  bir   vakfın meselâ  arazisini ekib biçenlerin  vakıf  için  her  sene  bir  şey  atiye  olarak vermeleri kadimdenberi mutad ise bu alınıb vakfın     umuruna  sarf edilir. Fakat bunların mütevelli namına yağ, yumurta, zahire gibi bir şey verme­leri rüşvet olacağından caiz olmaz. Şu kadar var ki vakıf arazinin hâsıla­tından bir mikdarının, meselâ onda birinin mütevelliye verilmesi kadimden beri mütearef ise mütevelli bunu alabilir, bu mütevelli hakkında avaidi ör-fiyyeden sayılır.

46 - : (Müsadaka   alel'istihkak)   muayyen   bir   hakkı   hangisinin   mali­kiydi hakkında iki kimsenin ittifak etmesidir. Meselâ  ;  vakfiyye mucebince kendisine gallei vakıfdan şu kadar sehm verilmesi icab eden Zeyd, bu sen-m in hiç bir kimseye aid ulmayıb yalnız Amre aid bir hak olduğunu, muka­bilinde  bir  bedel  olmaksızın  samimî   suretde  ve Amrin   tasdikine   mukarin iddia  ve ikrar etse ^aralarına  müsadaka  bulunmuş olur.     Bu halde Zcydin İkrarı yalnız kendi hakkında muteber olduğundan o sehm  Zeyd ber hayal oldukça   Amrc verilir.   Fakat Zeyd  ile  Amrdan  hangisi evvel  vefat else  o sehm, Zeydden sonra meşrutun leh ulan cihete aid olur, bunlardan bor ha­yat olana verilemez.

47 - : (Ferağ)   lügatde boşaltmak,   bir  işeten  kurtulmak,   bir  işi  terk etmek manasınadır. Ferağ, hukuk bakımından bir icar mahiyetindedir. Çün­kü menfaati temlikden ibaretdir. Vakıflarda ferağ ise  :  «bir kimsenin vakf müstagallât veya musakkafatdaki tasarruf hakkını başkasının uhdesine terk ve tefviz etmesi demekdir. Tevfiz eden kimseye (fariğ), uhdesine tefviz edi­len kimseye  (mefruğun    leh), ferağ olunan müstegal veya    müsakkafa (U (mefrugıın bin) denir. Bu tefviz mukabilinde fariğin mefruğun lehden aldı­ğı bedulu de (bedeli ferağ) denilir.

48 - : (Ferağ  kafi)  bir şart bulunmaksızın  yapılan  ferağdır ki  filhal kaL'i suretde terk ve tefvizden ibaret bulunur.

49 - : (Vakf musakkefat ve müstegallâtda ferağ bilvefa) bir kimsenin ta­sarruf unda bulunan hane, bahçe gibi vakıf bir şeyi zimmetinde olan borcu öde yince kendisine red edilmek üzere bu borcu mukabilinde alacaklısına ferağ etmesidir. Bu, kısmen rehn hükmündedir. Bey'i bilvefaya bak!

50 - : (Ferağ bil'İstiğlâl) vakf müsakkafat ve müstegallâtdan birini mu­tasarrıfı yine kendisi isticar etmek üzere başkasına vefaen ferağ etmekdir.

51 - : (Fefağ anil'cihai) bir kimsenin uhdesindeki cihetlerden kasrı yed ederek onları başkasına ferağ = terk etmesidir ki hâkimin tasvib ve tecvi-hine iktiran etmedikçe muteber olmaz.

52 - : (Nuziil anilvezaif) mütevelli, nazır, cabi gibi cihat sahiplerinin uhdelerindeki hizmetlerden başkalarına verilmek  üzere istifa  etmeleri de mekdir. O başkasına (mefruğun leh, menzulün leh) denir.

Bir ciheti başkasına ferağ etmek de nüzulden maduddur.

53 - : (Cihat) imamet, hitabet, müezzinlik, kayyımlık, müderrislik, va­izlik, hafızı kütüblük gibi müessesatı vakfiyyeye aid hizmetlerdir. DüfretU cihetdir. Zarurî ve gayri zarurî kısımlarına ayrılır,

54 - : (Cihatı zaruriyye) vakfın başlıca mesalihinden olan, başka.bir tabir ile vakfın başlıca gayesini temin eden cihetlerdir ki mescidlere naza­ran imamet, hitabet .müezzinlik hizmetleri gibi.

55 - : (Cihatı gayri zaruriyye) vakfın tâli derecede mesalihinden olan cihetlerdir. Cibayet, hazini kütüblük hizmetleri gibi. Bir vakfın gayri zaru­rî olan imaretleri de bu kabildendir.

Bir vakfm gailesi müsaid olmadığı takdirde cihatı zaruriyye sahihleri sair cihat eshabına takdim olunurlar.

56 - : (Vücuhi vakf) bir vakfm meşrutun lehi olan cihetlerdir ki üç kıs­ma ayrılır. Şöyle ki :

1 - : Yalnız fukaradan ibaret olur.

2 - : Evvelâ ağniyadan, sonra fukaradan ibaret olur, evvelâ vâkıfın evlâdına, badehu fukaraya meşrut vakıflarda olduğu gibi.

3 - : Fukara ile ağniyadan ibaret bulunur,    Mescidler, kütüphaneler, makbereler, köprüler gibi vakıflar bu kabildendir ki bunlardan fakirler de, zenginler de müstefid olabilirler.

57 - : (Vazife) lûgatde bir insan için her gün takdir edilen taam veya erzak demekdir. Fıkıh ıstılahınca  :  «vakfın    gailesinden verilen maaşdan, tayinatdan ibaretdir. Bu maaşı veya    tayinatı alan kimselere (mürtezika), (ehli vezaif) denir. Yapılması lâzım olan her hangi bir hizmete vazife de­nildiği de şayîdir. Cem' i: vezaifdir.

58 - : (VezaifS jâgire) boş kalan, yani inhilâl eden veya muattal bırakı­lan vazifeler demekdir.                                                                

59 - : (Cameklyye) vakfm gailesinden vezaif sahihlerine verilmesi mü-retteb olan şehrî atiyedir ki bu, min vechin ücret ve min vechin sıla mahi­yetindedir. Elbise bahası namiyle verilen paralar bu kabildendir.

Câmekiyye, vazifenin şehrî kısmmdandır. Senevi kısmına da «ata» deni­lir.

60 - : (Mürettebatı vakfiyye) bir kimseye ilmi, salâhı veya fakrından dolayı bir hizmet mukabili olmayarak vakfın galesinden verilen şeydir ki buna örfde (zevaid) denir. Bu cihetle meselâ fukaraya meşrut olan bir gai­le, müretteb, zevaid kabilinden bulunmuş olur.

61 - : (Vazifelerde tallküttakrtr veya tallküttevclh) vezaifi vakfiyye hak­kındaki tevcihlerin  hâkim tarafından edilmesi demekdir ki sahihdir.

Meselâ : hâkimin bir zata hitaben : «şu vazifenin sahibi ölürse veya şöyle bir vazife inhilâl ederse onu sana tevcih ettim» demesi gibi.

62 - : (Klrdar)  bir kimsenin  veliyyüremr tarafından    müzarea için kendisine tefviz edilmiş olan araz» üzerinde yapdığı binaya, dikdiği ağaçla­ra, ve kendi mülkünden nakl ederek tarla haline getirmek üzere o arazinin çukurlarına, yarık yerlerine doldurduğu topraklara ıtlak olunur. Buna bazı yerlerde (hakkı karar) adı verilmişdir.

Bir arazinin tarla halin© getirilmesi için çukurlarına doldurulan toprak­lara (kibs) denir. Bir yeri sürüb aktarmak, ziraate elverişli bir hâle getir­meğe de (kirab) denilir.

63 - : (thkâr) bir yeri üzerinde bina yapmak veya ağaç dikmek üzere istibka veçhile kiralamakdır. Söyle ki  :  üzerinde müste'eiri tarafından bi­na yapılacak veya ağaç dikilecek olan arazinin mesahası tayin ve her zirai için bedeli icar olarak bir meblâğ takdir olunur.    Müste'cir, artık icareyi yenilemeye muhtaç olmaksızın her sene o mukadder meblâğı arazi sahibine vererek üzerindeki binalarını, ağaçlarım ibka eder. Bu muamele, bazı yer­lerde kıyasa muhalif olarak kabul edilerek bir teamül hükmünü almışdir.

Zemini mukataah vakıflar bu kabildendir. Bu muameleye (istihkar) da denir.

64 - : (Arazİİ muhtekere) müste'eiri tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere sendvî bir meblâğ    mukabilinde kiraya verilmiş arazidir ki, müsteciri mukadder bedeli icareyi her sene arazi sahibine ve­rerek o araziyi elinde istibka eder. Bu, bir istihkar muamelesi demekdir.

65 - :  (Hulüv) bir akarın evvelce vaz'iyed edilmiş, ve malûm bir bedel ile kiralanmış bulunmasına mukabil olan menfaati mücerrededen ibaretdir.

Meselâ": bir kimse için isticar etmiş olduğu mülk veya vakıf bir dük­kândan dolayı sabit olan istifayı menfaat hakkına «hulüv'» denir. Ecri mis­linden dûn bir bedel ile tutulan bir akar mutasarrıfına «hizmet» namiyle ve­rilen meblâğa da «hulûv'» denilir. Bu meblâğ dahi ücret olacağından akar vakıf ise mütevellisinin bu meblâğı vakfa sarf etmesi lâzım gelir. Bu mâna­ca hulûv', sahibine" hiç bir hak bahş etmez. Bazan gediklere de hulüv' adı verilir.

Peştemallık ve hava parası adiyle verilen ve haddi zatında bir rüşvet mahiyetinde bulunan mebaliğ de bir hulüv' demekdir ki veren kimseye kira­ladığı akar üzerinde bir hak vermez, müddetin hitamında akarı tahliyesi lâ­zım gelir.

66 - :  (Meşeddi müske) başkasının, meselâ bir vakfın arazisi üzerinde sabit olan bir istihkakdır, yani âhara aid bir araziyi sürüb akdarmak, onun su yollarını kazıyarak ıslah etmek üzere o arazide bir kimseye verilmiş olan ziraat ve haraset hakkıdır ki bu arazi kirası verildikçe o kimsenin elinden alınarak başkasına icar edilemez. Bu istihkaka yalnız (meşed), yalnız (müs­ke) de denir. Meşed, kuvvet mânasına olan şiddetden ahnmışdır, müske de temessük edilecek vesika demekdir. Bu araziyi bu veçhile  ıslah edecek kimsenin elinde bu hususa dair istinad ve temessük edeceği kuvvetli bir ve­sika bulunacağından bu cihetle buna  :  (meşeddi müske) denilmiş oluyor.

Müske tabiri bazan «kirdar» a da şâmil bir mânada kullanılır. Şöyle ki : bir kimsenin isticar etdiği bir bostanda yapdığı nadasa, tamirata ve topladığı haraset âlâtma ve yetişdirdiği sebzelere, yoncalara da müske denir.

Kirdar mânasına olan müskenin ebniye ve mezruat gibi bazı kısımları birer mali mütekavvim olduğundan bunlarda alım sntım ve irs cari olabilir.

67 - : (Men lehül istiğlâl) bir vakıf mahallin gailesi kendisine meşrut olan kimsedir.

68  - : (Men lehüssükna)  bir vakıf akarın içinde  oturmaya müstahik olan kimsedir. Sükna için mi,  istiğlâl için mi vakıf edildiği bilinmiyen bir akar, istiğlâle hami olunur.

69 - : (Teamül) bir şeyin ziyade istimal olunmasıdır.  Başka Irr tabir ile bir şey hakkındaki muamelenin mutad bulunmasıdır. Bir iki kimsenin is­timaliyle teamül vücude gelmez.

70 - : (Evlâd) oğullar ve kızlardır.  Bir insanın bizzat kendisinden tü­reyen evlâdına (evlâdı sulbiyye) denir. Binaenaleyh torunlar, evlâdı sulbiyyeden sayılmaz. Evlâdın müfredi (veled) dir. Bu tabirvelâdetden müştak olduğundan dolayı oğlana da kıza da şâmildir. Ve bir tabiri âm olduğundan

bire de, cemaate de ıtlak olunur/?

71 - :  (Ahfad) evlâdın ilâ kinaye evlâdıdır. Yani oğulların ve kızların

çocukları ve bu çocukların çocukları demekdir, müfredi «hafid) dir ki türk-cede torun denilir.

72  - : (Zürrİyet) bir kimsenin evlâd ve ahfadı veya nesli demekdir.

73 - : (Nesil) bir kimsenin âbâ Ve ecdadına denildiği gibi sulbî evîâd ve ahfadına da denilir. Nesil tabiri, bir rivayetde kızların evlâdına da şâ­mildir. Cem'i ensaldir.

74 - : (Akib) bir kimseye babalan cihetinden müntesib olan şahısdir. Şöyle ki bir kimsenin sulbî evlâdı kendisinin akibi olduğu gibi erkek evlâ­dının evlâdı da akibidir, fakat kız evlâdının evlâdı kendisinin akibi değildir. Çünkü onlar babalan cihetinden başka sülâleye mensubdurlar.

75  - :  (Butn)  karin, nesil, sülâle demekdir. Cem'i butundur. Bir kim­senin evlâd ve ahfadı kendisine nazaran birer butundur. Şöyle ki sulbî ev­lâdı birinci batni, evlâdının evlâdı ikinci batni, bunların evlâdı da üçüncü batni teşkil eder.

76 - : (Zî karabet) bir kimseye babası veya anası tarafından ilk islâ-ma yetişmiş olan büyük ceddine kadar mensubiyeti olan her hangi bir şahıs­dir. Bunda mahrem olanlar île olmayanlar, erkekler ile kadınlar, yakınlar ile uzaklar müsavidir. Ana baba ile evlâda karabet namı verilemez. (Zi er-ham),  (zi ensab) da bu mânadadır.

77 - : (Ehli beyt) bir kimseye babası canibinden islâmiyet devrine ilk yetişmiş olan ceddi âlâsına kadar neseben muttasıl olan insanlardır. Bu ced­di âlânın müslüman bulunmuş olması şart değildir.  (Âl), (cins) de bu mâ­nada kullanılır.

78  - : (Ehli vakf) vakfın gailesinden bilfi'l hisse alan kimselerdir.

79  - : (Evlâdı zuhur) bir kimsenin kendi erkek ve kız evlâdıyle oğulla­rının erkek ve kız evlâdı demekdir.

80  - :  (Evlâdı butun) bir kimsenin kızlarından ve kızlarının erkek ve kız evlâdından ibaretdir.

81 - : (lyal) bir kimsenin infakı altında bulunan insanlardır. Kendisi­nin hanesinde bulunsunlar, bulunmasınlar müsavidir. (Haşem) de iyal men-ziles indedir.

82 - :  (Evkafı mazbuta) doğrudan    doğruya evkaf nezareti veya mü-diriyeti tarafından idare edilen vakıflardır ki iki kısımdır :

Birinci kısım, Osmanlı hükümdarlariyle anların müteallikatma aid va­kıflardır. Bunların tevliyetleri hükümdar bulunacak zatlara meşrut olub bu hususa evkaf nazırları tevkil edile gelmişti.

ikinci kısım, vakıfların zürriyetlerinden Ve müteallikatından olub müte­velli olmaları meşrut bulunan kimselerin münkariz olmalarına mebni evkaf idareleri tarafından zabt ve idare olunan vakıflardır.

83 - : (İdaresi mazbu» evkaf) vakfiyyeleri mucibince meşrutun leh mü­tevellileri bulunduğu halde kendilerine birer muyayen mikdar maaş tahsis edilerek vakıf işlerine müdahale    etdirilmeyib evkaf daireleri    tarafından idare olunan vakıflardır. Köprülü ve Çakal Zade, ve Şehid  Mehmed Paşa vakıfları gibi. Bu mütevellilerin hıyanetleri sabit olmadıkça böyle vakfa mü­dahaleden men edilmeleri şer'an caiz değildir.

84 - : (Evkafı mülhaka) evkaf idarelerinin    nezaretleri altında olarak hususî mütevellileri tarafından idare olunan vakıflardır.

Vaktiyle bir takım vakıfların nezaretleri vâkıfları tarafından sedaret, meşihat, fetva emaneti, Anadolu veya Rumeli sedareti makamlarına veya darüssaade ağalığına, veya vilâyetler kadılıklarına meşrut bulunmuşdu. Bi­lâhare bu gibi vakıfların nezareti de evkaf nezaretine veya ana halef olan evkaf müdüriyetlerine tevdi edilmişdir. Böyle meşrutun lehleri mevcud olan vakıflarda evkaf idarelerinin tasarrufları meşru olabilmek için bu meşru­tun lehlerden vekâlet almaları icab eder. Çünkü tevliyet ve nezâretde ve­kâlet carîdir.

Evkafı mülhaka için ikinci cild düstura müracaat!

85 - : (Müstesna evkaf) evkaf idarelerinin nezaretleri, müdahaleleri olmaksızın yalnız mütevellileri tarafından idare olunan vakıflardır. Zeynel'-âbidin hazretlerine, Mevîâne Celâlüddine, Hacı Bayram Veliye, Gazi Evre-nos Beye aid vakıflar gibi.

Üçüncü cild Düsturun 237 nci sahifesi ve dördüncü cild Düsturun 400 ün­cü sahif esindeki aşar talimatnamesine müracaat!.

86 - : (Avarız vakıfları) gaileleri bir köy veya mahalle ahalisinin ihti­yaçlarına sarf edilmek üzere tesis edilmiş vakıflardır. Köydeki fakir kim­selerin, teçhiz ve teklifinine, hastaların tedavisine, fakir kızların cihazına, su yollarının tamirine sarf edilmek üzete vakf edilmiş paralar veya vakıf mahallar bu cümledendir.

87 - : (Icaref vahideli evkaf) mütevellileri veya evkaf idareleri tara­fından ay, veya sene gibi birer kısa müdet tayiniyle muvakkaten kiraya ve­rilen vakıf müsakkafat ve müstegallâtdır. Bu gibi vakıflarda ferağ ve inti­kal carî değildir. İkinci cild Düsturun 170 İnci sahif esine bak!..

88 - : (Mukataah vakıflar) arsası mukataah vakıf, ebniyesi veya eş-carı mülk veya vakıf olan müsakkafat ve müstegallâtdır.

89 - : (Mukataâ) üzerinde mülk ebniye veya eşcar vücude getirilmiş olan bir vakıf arsa için tayin edilmiş olan senevi ücretdir ki buna (icarei zemin), (bedeli hakr) de denir. Bu hususdaki mukaveleye de (hakr) tabir olunur. Böyle icare şartiyle olan mukataa muamelesi sahihdir.

90 - :  (tcareteynli evkaf) icareteyn ile, yani icarei muaccele ve ica­rei müeccele ile kiraya verilen vakıflardır. Peşin alınan kira bedeli bir ica­rei muaccele olduğu gibi birer müddetle, meselâ, seneden seneye alınan kira bedeli de bir icarei müecciledir. Böyle bir vakfın müste'cirine (bil'icareteyn mutasarraf) denir. Bu mutasarrıf, bu vakfı kendi namına başkasına kiraya verirse kendisine de meşhur mânasınca mucir» denir. İcareteynü vakıflarda ferağ, intikal, ahara icar muameleleri caridir.

İkinci cild Düsturun 170 inci ve üçüncü cüd düsturun 459 uncu sahife-sindeki nizamnameye ve on altıncı cild düsturun 230 numaralı Vakıflar Ka­nununa müracaat!.

91 - : (Gedik) bir kısım esnafa ve sanate mahsus olub daimî suretde kalmak üzere isticar edilmiş mülk veya vakıf bir dükkân veya emsali bir akar içinde müstecirin maliyle ve mülk sahibinin veya mütevellinin izniyle yapılmış bazı binalardan, doîablardan, raflardan ve içerisine konulmuş olan lâzımh âletlerden ibaretdir.

Gediklerden bir kısmının müstakarrun fiyhi, yani içine vaz edilmiş oldu­ğu dükkân ve saire vakıf bulunur. Bu halde bu vakıf dükkân ve saireye de örfde (mülk) tabir olunur. Mülkü yanmış olan bir gediğe de örfde (müstah-las gedik) denilir.

Vakıf musakkafatda müstec'rleri tarafından mütevellilerin izniyle karar üzere yapılmış raflar, dolaplar ve emsali birer gedik olub bunlara (kirdar) da denilir.

92 - : (Nizamlı mevkuf gedikler) İkinci Sultan Mahmud vakıflariyle ha-remeyni muhteremeyn vakıflarından olan gediklerdir. Bunlardan başka sair vakıflardan olan gediklere de (adi gedikler) adı verilmişdir.

Gediklerden bazıları (1277) senesinden evvel sahihleri tarafından vakf edilmiş, bazıları da mülkiyet üzere kalmışdır. 1277 senesi zilhiccesinin sekizinci gününden itibaren gerek kalemler ve şer'î mahkemeler tarafından ve gerek evkaf hazinesi tarafından mücedde-den gedik itibariyle sened itası irade ile kat'iyyen men edilmişdir (1247) tarihinden muahhar tarih ile sened ve kaydi olub da bu tarihden mukaddem tarih ile senedi veya aklâm ve sicilâtda kaydi bulunmayan gediklere kat'iy yen  itibar  olunamıyacağı da  hususî  bir  nizamname iktizasındandır.

Gedik nizamnamesi birinci cild Düsturun 258 inci ve İkinci cild düsturun 170 inci sahifesindedir.

Gedikler yüzünden onun müslakarri olan akar mutasarrıflarının hakkı tasarrufları haleldar olmuş ve hattâ kendileri bilinemez bir hâle gelmiş ol­duğundan gedik sahiblcrinin mülk sahihlerine muayyen birer bedel vererek bu mülkleri temellük etmeleri ve bu suretle gediklerin ilga edilmesi 22 Rr-biülevvel 1331 tarihli bir kanun ile kabul edilmiştir.

Bir takım mülk veya vakıf akarâtın esasen gayri meşru surelde ihdas edilmiş olan bu gediklere tabi tutulması istiğraba şayandır.

93  - : (Cihatı  asliyye)  vakfın başlıca    gayesi olan hizmetlerdir.  İma­met, hitabet, müezzinlik, kayyımlık gibi.

94  -: (Cİhatı fer'iyye) vakfın ikinci derecede gayesi olan veya vakfiy-yeti  ikinci  derece  görülen  hizmetlerdir.   Bir  camii   şerifde  okunması  meş­rut tefsir, hadis, fıkıh, veya şifai şerif, delâilülhayral vazifeleri gibi.

Cihatı asliyye ve fer'iyye tabirleri son zamanlarda kullanılan vakıf ıstı­lahlarından bulunmuşdur. Bunlar cihatı zaruriyye ve gayri zaruriyyeye mu­adildir. Türkiyede evkaf idaresindeki cihatı fer'iyye bilâhare lâğvedilmedir.

95 - : (Cihatı  ilmiyye) vazifelerinin ifası ilm tahsiline mütevakkıf bu­lunan cihetlerdir.  Müderrislik,  hitabet, imamet,  hafızı  kütüblük,  mütevelli-lik, cabilik gibi.

96 - : (Cihadı  bedeniyye)  yapılmaları    yalnız amel ve sanate teallûk edib ilm tahsiline ihtiyaç gorülmiyen cihetlerdir.  Kayyımlık, ferraşlık, tür­bedarlık gibi.

23 Temmuz 1329 tarihli tevcihi cihat nizamnamesine bak!

97 - : (Mezuniyeti daimeye sevk) imamet ve müezzinlik gibi bir cihet sahibini; fazla ihtiyarlığına veya görüleri daimî bir mazeretine mebni şehrî ücretinin bir mikdariyle,  meselâ yarısiyle hizmetini ifadan  afüv etmekdir. Ki bir nevi tekaüde sevk demekdir. dir.

Bu tabir de son zamanlarda Türkiyede evkaf ıstılahları arasına girmiş[22]

basa dön

 

(BİRİNCİ BÖLÜM)

 

VAKIFLARA DAİR UMUMİ MALÛMATI  MUHTEVİDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Vakıfların rükünleri, hükümleri, vakıfların sebebi, hikmeti teşriiyyesi, tarihçesi ve nevileri. Vakıflarda müstamel tabirler. Va­kıfların sıhhatinde şart olan şeyler. Vakıfların sıhhatinde şart olmayan şey­ler. Sahih olub olmayan vakıflar. Zikr edilmeksizin vakfa dahil olub olma­yan şeyler. Ölecek hastaların vakıfları. Vakıfların birer akdi lâzım olub ol­maması hususundaki İhtilâf. Vakıflara müteallik bazı umumî kaideler. Va­kıflardaki şartlara riayet lâzım olub olmaması. Vakıflardaki şartların tebdil ve tahsis edilib edilememesi. Vakıfların istibdat edilib edileniemesl. [23]

 

Vakıfların Rükünleri, Hükümleri  

 

98 - : Vakıfların rükünleri vâkıf ite mevkufdan ve mevkufun aleyh ile vakıf sığasından ibaret olmak üzere dörtdür. Vakıf sığası da:  vakıf akdine, tesisine delâlet eden sözlerden her hangi biridir. «Şu malımı    fülân cihete vakf eklim» veya «şu malımı fakirlere bir sadakai müebbede olarak tesad-duk eklim» denilmesi gibi.

99 - : Bir vakfın inikadı, teessüsü için erkanı vakıfdan olan vakıf siga-sının veya anın yerine kaim olan hareketin ehlinden sâdır olub vakfın hük^ münü kabil olacak bir mahalle olmasına mütevakkıf dır.

Vakfın ehli; hür, âkil, baliğ olan kimsedir. Vakfın hükmünü kabil olan mahal de mali mütekavvimdir. Yani kendisinden intifa edilmesi mubah olan maldır. «Mali muhrez» denilen mal da bu kabildendir,

"Binaenaleyh ehliyeti haiz olan bir kimse, kendisinin mütekavvim bir malı hakkında : «ben bu malımı fülân cihete vakf eklim» dese vakıf, müna-kid olmuş olur.

Dilsiz olan kimsenin malûm olan işareti de söz yerine kaimdir. Anınla vııkıf münnkifl nlabilir.  Kşbnh, Tnhtnvî.

(Kimnıei seiûseye göre de vakfın rükünleri vâkıf, mevkuf mevkufun aleyh, sıgai vakıfdan ibaret olmak üzere dörtdür. Şafijler'ce kitabete muk­tedir kimsenin maanniyc kitabetile ve ahresin işaretiyle vakıf sahih olur. Fakat hüsnü kitabete kadir olmayan natık bir kimsenin vakfı ancak vakf et-diğini söylemesiyle vücude gelir.

Hanbelîlere göre de vakıf, kavlen münakid olacağı gibi Örfen vakfa de­lâlet eden fi'l ile de olur. Bir arsayı mescid veya makbere haline getirib içinde namaz kılması veya ölü defn edilmesi için âmmeye izin vermek gibi. Keşşafül'kına.)

100 - : Mücerred niyetle bir mal vakıf edilmiş olmaz. Binaenaleyh bir kimse vakıf etmek niyetiyle satın aldığı bir malı vakıf-,

etdiğine dair bir söz söylemese o mal vakıf olmaz. Çünkü vakfın rüknü olan hususî lâfızlardan biri bulunmamış olur.

101 - : Bir vakfın gallesiyle o vakıf için mütevellisinin  satın alacağı mal, meselâ bir hane, mücerred bununla vakıf olmuş olmaz. Bunu bilâhare satabilir, sahih olan budur. Meğer ki o malı satın aldıkdan sonra usulü dai­resinde hâkimin hükmile vakıf namına tashih etdirmiş olsun, o zaman va­kıf olmuş olur.

Fakat asıl vakıf mal ile, meselâ akara tebdili meşrut olan bir vakıf nü-kud ile mütevellinin satın alacağı bir şey, mücerred bu satın almakla vakıf olmuş olur. Haniyye, Mülteka, Neticetül'fetâva.

102 - : Bir vâkıfın inikadı için gayri muayyen olan mevkufun aleyierin kabulleri lâzım değildir. Fakat muayyen şahıslardan ibaret olan mevkufun aleyhin -kendi haklarında vakfın inikadı için -kabulleri lâzımdır.

Binaenaleyh bir kimse vakf ettiği bir akarının gailesini bir beldenin gayri muayyen olan fukarasına şart etse bu vakfın inikadı, o beldedeki fa­kirlerin kabullerine tevakkuf etmez. Fakat bu gaileyi evvelâ kendi evlâdı­na, sonra da bir beldenin yoksullarına şart edecek olsa bu vakfı evlâdı red edince bunun gailesinden yalnız bu evlâd mahrum kalır. Vakıf esasen sahih olub gailesi o beldenin yoksullarına aid olur, evlâd ise vakıfdan sonra vefat etmiş sayılır. Hamevî Alel'eşbah.

103 - : Bir vakfın gailesi alettayin Zeyde, andan sonra da Amre vakf edilmiş olduğu halde Zeyd red etse gaile Amre verilir. Amr red etse Zeyde verilir, kabul eden vefat edince de fukaraya aid olur.

104 - :  Bir vakfın gailesi meselâ Zeydin evlâdiyle nesline meşrut ol­duğu halde bütün bunlar vakfı red etseler gailesi fukaraya verilir, fakat bilâhare Zeydin, başka evlâdı vücude gelib vakfı kabul  etseler gailesine müstehlik olurlar. Hindiyye.

105 - : Muayyen bir cemaatden ibaret olan mevkufun aleyhimden yal­nız bazısı vakfı red etdikde bakılır.  Eğer kendileri için zikr edilen isim, red etmeyenlere de ıtlak olunursa gailenin tamamı bu red etmeyenlere ve­rilir. Fakat bu isim, onlara ıtlak olunmazsa red edenlerin hisseleri fukara­ya aid olur

Meselâ : Vâkıf, vakfının gailesini fülân zatın * evlâdına vakf etdiği halde bunlardan birisi bunu red etse gailenin tamamı mütebnaki evlâda Verilir. Fakat Zeyd ile Amre va£f etdiği halde Zeyd veya Amr red etse hissesi di­ğerine verilmeyib fakirlere verilir.

106 - : Mevkufun aleyh, gaileyi aldıkdan sonra kabul etmem dese bu reddi almış olduğu gaile hakkında muteber olmaz. Çünkü ona evvelce te­mellük etmiş bulunur. Fakat ileride hadis olacak gaile hakkında muteber olur. Çünkü bu gaileler üzerinde bir mücerred hakka    mâlikdir, mücerred hak ise reddi kabildir. Binaenaleyh artık bunlara müstahak olamaz.

107 - : Mevkufun aleyh, vakfı red etdikten sonra kabul edecek olsa bu kabul sabık gaile hakkında muteber olmaz. Fakat badel'kabul hadis olacak gaileler hakkında muteber olur. Binaenaleyh red zamanındaki gaile fukara­ya, kabulden sonraki gailelerde mevkufun aleyhe aid olur. Hindiyye.

108 - : Bir vakfın gailesi bir şahsa ve kendisinden    sonra da nesline vakf edildiği halde o şahıs : «ben bunu ne kendi nefsim için, ne de neslim için kabul etmiyorum» dese bu reddi yalnız kendi hakkında caiz olur, nesli­ne, evlâdına şâmil olmaz. Velev ki evlâdı çocuk bulunsun. Çünkü onların haklarını İskata salâhiyeti yokdur.

109 - : Mevkufun aleyhin red ve kabulünde tayin ve tahsis carî olabilir.

Meselâ : Mevkufun aleyh, gaileyi muayyen bir sene »cin kabul veya red edebileceği gibi gailenin bir kısmını da kabul veya red edebilir. Hindiyye.

110 - : Mevkufun aleyhin sükûtu delâleten kabul sayılır. Binaenaleyh mevkufun aleyh, vakfı red veya kabul etmeksizin sükût et­miş olsa vakfının menfaatine rriüstahik olur. Hamevî.

111 - : Vakıfların hükmüne gelince vakf edilen bir malın ayni, ima-meyne göre Allah Tealâ Hazretlerinin, imamı Azama    göre de Mâlikinin mülkü hükmünde -başkasına satılmayı, bağışlanmayı, mevrus olmayı ka­bul etmemek üzere -mahbus olub menfaatinin, yani vakit vakit hâsıl ola­cak gailesinin ibadullaha veya bir. ciheti hayra aid bulunmasından ibaretdir.

Filhakika, bir malın vakfiyyeti tamam olunca artık anın saklanması, yalnız nemasının tahsis edilen yerlere sarf edilmesi lâzım gelir, bilâ istib-dal satılması, hibe edilmesi rehn bırakılması, iare edilmesi, vârislere-mev­rus olması caiz olmaz.

Hattâ evkafı islâmiyye, Allah Tealâ muhafaza buyursun bir düşmanın istflâsiyle de vakfiyyetden çıkarak müstevlinin mülküne dahil olmaz. Bina­enaleyh bir islâm beldesini yabancı bir millet istilâ etmekle oradaki vakıf­lar, mülkiyete intikal etmiş olmaz. Bir mani bulunmadıkça bu vakıfları mü­tevellileri yine vakıf olarak zabt ve idare ederler. Neticetül'fetâva.  (Malikîlere göre vakf edilen bir mal, başkasının mülküne girmezse de bazı tasarruflar itibariyle vâkıfının ve andan sonra da vârislerinin mülkün­de sayılır. Şöyle ki : vâkıfın ücreti misi ile vaki icares'ni başkaları daha fazla ücret temin etmek suretiyle fesh etdiremezler. Vâkıf, vakfın imarına bakdıkca başkaları bu imarı deruhde edemezler. Çünkü vakfın meahmini, yani mahsusunu, heyeti asliyesini tağyir etmeleri melhuzdur. îşte bu gibi bakımlardan mevkuf emlâk, vâkıfın badehu vârislerinin mülkünde kalmış sayılır. Yoksa vâkıf ile vârisleri bunları satamaz, kimseye de bağışlaya­mazlar, bunlarda tevarüs carî olmaz.

İmam Şafiî ile imam Ahmedin mezheblerindeki sahih olan kavle naza­ran müebbed bir c'hete vakf edilen bir mal, vâkıfının mülkünden çıkmış olur. Bu iki büyük müctehidden rivayet edilen diğer bir kavle göre ise bu mal, vâkıfının mülkünden tamamen zail olmaz, onun üzerinde bir nevi mâ-likiyet hakkı carî olur. Nitekim îmamı Mâlikin mezhebi de böyledir.

Hanbelî fukahasının beyanına göre vakf edilen mal, zahiri mezhebe na­zaran vâkıfın mülkünden çıkar, mevkufun aleyhimin mülklerine girmiş olum Yani bu malın gailesinden onlar müstefid olacakları cihetle bu malın ayni­ne mâlik olmuş gibi olurlar. Bunu icareye vermek gibi hususlar kendilerine aid bulunur. Muhtasarı Ebizziya, Nihayetülmuhtac, Elmuğnî, Keşşafülkına.) (198) inci 'meseleye bak, [24]

 basa dön

 

Vakıflarin Sebebi, Hikmeti Teşriiyyesi 

 

112 - : Vakıfların başlıca sebebi, talebi zülfadir, yani : manevî kur-biyyete, rızayı ilâhiye nailiyet niyeti hâl is an esidir. Başka bir tabir ile dün­yada zikri cemile, ahretde Hak Tealâya tekarrübe nail olmak arzusudur.

Vakıfların efdali, en devamlısı, en faidelisi ve ihtiyaçça en şiddetli olanı­dır.

Kurbet niyetine mukarin olmayan vakıflar mübahdır. Kurbet niyetine mu-karin olan vakıflar müstahabdır mendubdur. Yapılması nezr edilen vakıflar da vâcibdir, farzdır. Meselâ bir kimse «şu işim görülürse şu akarımı fülân cihete nzayı hak için vakf etmek nezrim olsun» o işi görülünce bu vakfı yapması kendisine bir vecibe olur. Bu halde bu vakfı kendi evlâdı gibi zekât verme­si caiz olmayan kimseler namına vakf etse vakfı caiz olursa da nezrini ifa etmiş olmaz. Çünkü nezr, yabancı fakirlere mahsusdur. Zenginlere ve lehin­de şahadeti caiz olmayan kimselere yapılan bir vakıf Üe bu nezr ifa edilmiş sayılmaz. Tahtavî.

(Hanbelîlerce vakıf, mesnundur. Resuli Ekrem Sallâllahü Aleyhi Vesel-lem ile sahabei kiramın fi'ileriyle sabitdir.    Sadakai cariyeden maduddur.

Bahusus âyeti kerimesi    buna işareti    mutazammındır. Keşşafül'kına.

Malikîlere göre de vakıflar mendub olan tebcrrüaldmıdır. Nevevi diyur ki : vakıf havassı islâmiyyedendir. İmam Şafii de demişdir ki : cahiliyye vakıf yapmamışdır, cahUiyyenin vücude getirmiş olduğu bazı muhalled eser­ler, kurbet maksadıyle değil, tefahür veçhile yapılmış şeylerdir. Şerhi Ebil-berekât ve Haşiyei Düsuki.)

113 - : Vakıfların hikmeti teşrüyyesine gelince bu, bedinîdir. Bir tea-vün tenasur dini olan islâmda vakıf müesseseleri vasıtasiyle de beşeriyetin ihtiyaçları tehvin, insaniyete hizmet, âmmenin refahına bezli makderet gaye­leri istihdaf edilmişdir. Filhakika müslümanlığın yer yüzüne yayilmaya baş­ladığı gündenberi dünyanın bir çok taraflarında vakit yapıla gelen vakıflar göz önüne getirilecek olursa bu vakıfların insaniyete ne büyük bir hizmet ol­duğu ve müslümanların ne kadar haynhah bulunduğu tebarüz eder. Hiç bir milletin tarihinde müslümanların gösterdikleri bu yüksek insanlık eserinin bir misline tesadüf edilemez.

Müslümanlar, yapmış oldukları bütün bu vakıflar ile, bu hayırlı müesse­seler ile mahza Hak Tealâmn rızasını hedef ittihaz etmiş, insanların itilâsına, insanların ihtiyaçlarını azaltmaya çalışmayı kudsal bir vazife bilmişlerdir. Bu da mensub oldukları kudsî dinin kendilerine vermiş olduğu ulvî bir itika­dın neticesidir. hadisi   şerifinin mealine nazaran insanlar Ölünce amellerinilıayetbuiur, artık amel defterleri kapnnnv ancak müstesna olarak üç şeyden kapanmaz, bunlar da sadakai cariyeden, kendisiyle intifa olunan ilimden ve anasına babasına hayırlı dualarda bulu­nan salih evlâddan ibaretdir. Bunlardan birine nail olan bir müminin amel defteri kapanmayacakdır, onun defterine öldükden sonra da sevablar kayde-dilecekdir. Sadakai cariye ise vakıf demekdir ki onun menfaati yer yüzünde devam eder gider. îşte bu gibi dinî tergibat sayesindedir ki, müslümanların kalblerinde pek nezih duygular canlanmış, insaniyete hizmet için hatır ve hayale gelmedik fedakârlıklarda bulunarak çeşit çeşit vakıflar, müesseseler vücude getirmişlerdir.

Doğrusu vâkıflarımız, pek ziyade takdire lâyık zatlardır. Biz onların ha-yırlı eserlerinden daima müstefid olub durmakdayız. Bunu bil:b takdir etme­mek bir nankörlük nişanesidir.

Bazı vâkıfların mücerred müsadere korkusundan dolayı mallarını vakf etmiş olduklarına kail olmak, doğru bir düşünce olmasa   gerekdir. Zamanımızda kendi servetlerini beşeriyetin gözlerinden akan ihtiyaç yaşlariyle ten-miye eden ve yüzlerce yoksul, bedbaht İnsanı ihya edecek mikdardaki bir pa­rayı, bir gecelik eğlenceleri uğurunda feda etmeden geçinmeyen nice kimse­ler görülüb dururken artık varlarını yoklarını bütün cemiyetin sahai istifa­desine tahsis etmiş olan zatlar hakkında beyhude yere yanlış kuruntularda, hükümlerde bulunmak elbette muvafık görülemez. buyurulmuşdur. Eğer o zatların malları hayırlı olmasa idi, böyle Allah yo-i.unda belz edilmiş olmazdı. Elgıbte o hayırperver zatlara!, Rahmetullahi aleyhim ecmaîn. [25]

 basa dön

 

Vakıfların Nevileri Ve Tarihçesi 

 

114 - : Vakıflar, ileride izah edileceği veçhile bir bakımdan müessesatı hayriyye ile bu müessesatı *idam edeck vakıf akarlar kısmına ayrıldığı gibi bir bakımdan da icarei vahideli, mukataalı, ve icareteynli vakıflar namiyle üç kısma ve menkul ve gayri menkul kısımlarına ayrılmıştır. Biz burada ise dinuyete, ilm faziletin intişarına, insaniyet ve medeniyete hizmet bakımın­dan vakıfların bazı kısımlarım, nevilerini kaydedeceğiz :

1 - : Camiler, mescidler,   kırlarda yapılan   musallalar,    namazgahlar. İçlerinde Allah Tealâya kulluk arz edilen bu yüksek mâbedler, dine olan

hizmetin pek ulvi bir tezahürüdür. îslâm yurdunun bir islâm diyarı olduğunu yâr ve ağyara bu kudsî âbideler daima isbat edib durmakdadır.

- : Medreseler, mektebler, kütübhaneler, zaviyeler, ribatlar, dergâh­lar.

Bunlar da birer ilm ve irfan yurdu, birer ibadet ve tâat bucağı olmak üzere vücude getirilmiş, bu sayede islâm ülkesinin feyz ve kemaline bî ni-haye hizmet edilmişdir,

3 - : Çeşmeler, sebiller, sarnıçlar, havzlar, kuyular, göller, yolların ta­mirleri, tesviyeleri.

Bunlar da âmmenin hayatını temin edecek en lüzumlu eserlerdir ki beşe­riyetin en Önemli ihtiyaçlarım karşılamakdadırlar. Bunların tarzı inşasında gösterilen zarafet, eseri sanat ise müslümanların medeniyetdeki, iîm ve fen-deki yüksek kabiliyetlerini, bediî zevklerini parlak bir suretde isbat etmek-dedir.

4 - : Kârvansaraylar,   hastahaneler, müslümanların defn    edilmeleri için nazireler, makbereler, zaif hayvanların otlayıb   beslenmeleri için mer1 alar, çayırlar.

Bunlar da ehli islâmm kalblerindeki lûtf ve keremin, rikkat ve merha­metin birer güzide timsali mesabesinde bulunmakdadır.

5 - : Mekkei Mükerreme ve Medinei Münevvere ahalisinden fakir olan­lara ve hac yolunda parasız kalanlara ve huccacı kirama su ve şerbet dağı-dılmasına mahsus vakıflar. Haremeynİ muhteremeyen vakıfları meşhurdur. Bütün bunlarda müslümanların mukaddesata karşı ne kadar merbut, ne de­rece hürmetkar olduğunu göstermektedir.

6 - : Camilerde vâz edilmesi, tefsir, hadis, fıkıh okudulması, ve cami­lerde, türbelerde Buharii şerif, Müslimi şerif, Şifai şerif, Delâillihayrat ve­saire okunması, fakir mekteb çocuklarına, Nebe' ve Mülk surelerinin alınma­sı, Kur'anıkerimi hatm eden çocuklara birer mikdar para tevzi edilmesi için yapılmış vakıflar.

Bunlar da âmmenin intibahına, salâhına,  itilâsına müteveccih, içtimaî yardım esasına müstenid, en hayırlı duygular mahsulüdürler.

7 - : Camilerde, zaviyelerde mevlidi şerif menkıbesinin okutdurulması, lihyei saadetin ziyaret etdirilmesİ, kandil, mum, berat yapitdırüması, ve ca­mi, mescid, zaviye   duvarlarında ve etrafında bitecek   hüdayı nâbit otların yoldurulması için muhasses vakıflar.

Bunlar da dinî an'anelere, dinî müesseselere karşı olan hürmet ve siya-net fikrinin birer inkişafı neticesidir.

8 - : Ramazanı şerifde ve sair mübarek günlerde akşamleyin camiler­de cemaate hurma, zeytin, su tevzii için yapılmış vakıflar.

Bunlar da ehli salâhı tatyib ve takdir İçin   yapılmış pek insanî ihtiram ve mücamele asarından maduddur.

9 - : Fakirlere vakit vakit ve bilhassa Ramazanı şerifde, regaib ve be­rat gibi mübarek gecelerde para veya erzak dağıtmak,    fakir kızlara cihaz tedarik etmek, fakir cenazelerini kaldırmak, yetim yoksul   çocuklara, fakir, dul kadınlara bayram elbisesi satın almak, desti ve bardak gibi şeyleri kıran hizmetçileri serzenişken kurtarmak için kırdıkları şeylerin    benzerlerini he­men ahvermek için yapılmış vakıflar.

Bütün bunlar da islâm muhitinde merhamet ve re'fet duygularının ne kadar inkişaf etmiş olduğuna birer parlak nişanedir.

10 - : Yolculara yardım etmek, esirleri azad etmek, mükâtiblerin kita­bet bedelini ödemek, azad edilmiş kölelere, cariyelere muavenetde bulunmak için yapılan vakıflar.

Bunlar da islâmiyetde insaniyete, hüriyyete ne kadar riayet edildiğine bi rer kuvvetli delildir.

11- : Mesahin s.erifenin ve sair dinî, ilmi kiiablann yazılması, alınma sı, tamir ve teclid edilmesi ve hayır müesseselerinin yasayabilmeleri için yapılan vakıflar. Bunlar için bir çok paralar, akarlar, çiftlikler, unnanlar, hizmetçiler vakıf ve tahsis edilmiştir. Eski vakfiyyeler okunacak olursa daha böyle nice vakıflara huy retle tesadüf olunur. Bütün bunlar, eslâfı ki­ramın ahlâfı ne kadar düşündüklerine, sadakalarının birer zülâli rahmet gibi devamını temin etmek istediklerine ve kendilerinde inkişaf akm hayrı hanlık ve ihtiyatkâı tık fikrinin yüksekliğine birer şanlı, şltci'ii burhandır. Allah Tealâ cümlesinden razı olsun amin.

Vakıfların tarihçesine gelince : bazı asardan anluşılnuıkdachr l-.ı gev­miş kavimler arasında da bar.t vakıflar Mİcucie getirilmiştir. Bahusus ibra­him aleyhisselâma aîd olub (Tlalilürrahman evkafı) adı verilen vakıflar, hâlâ Arabistanda mevcuddur. Fakat zarmır Arabi ar arasımla vakıf müusaesat vücude gcfirilmemişdir. Ancak müslümanlığm zuhurundan itibaren vukıflrr geniş bir mikyasda inkişafa başlamış Resul i Ekrem :;allâ!aluı aley­hi vesselem efendimiz, Medinei Münevverede mâlik olduğu yedi kıî'a ak;ır lanm vasiyet yoliyie vakıf ve süknalarını müminlerin fakirlerine şart bü-lyurmuşlardı.

Resuli Zîşan Hazretlerine teboaıı ashabı kiram da bir çok vakıflar vü-cude getirmişlerdir.

Hazreti Câbİr, radıyallahü tealâ anlı demişdir ki : «bon muhacırlardan, ensardan mal sahibi, zi makdeiet bir zat bilmem ki vakf ve tesaddukda bulunmuş olmasın.»

Bilhassa Hazreti Ömer, radıyallahü tealâ anh, Hayberde mâlik olduğu «Kasm» adındaki pek kıymetli bir hurmalığını, Nebii kudsiyyet penahımızm tavsiyeleri üzerine vakf etmişlerdi, Hazreti E bu Bekirin, Hazret; Osman İle Hazreti Alinin  de «radıyallahü  tealâ  anhüm»  vakıfları  vardır.

Hulefai Râşidinden sonra Emevîler, Abbasîler ve suir islâm hükümdar-lan, emirleri, ve bilhassa Osmanlılar tarafından pek çok, pek mühim şeyler vakf edilmiş,  pek muazzam müessesatı  hayriyye  vücude  getirilmişdir.

Vakıflar, ötedenberi mesaili fıkhiyye dairesinde U'sis ve idare oluna îelmekde iken (1020) seneı hicriyyesinden itibaren icaruteynli vakıflar vücu­de gelmiş, bunlara dair oldukça şer'î kaidelere müstenid bir kanun vaz'edil-mişdir. Bu tarihden takriben yirmi sene sonra da tedricen «gedik* usulü ihdas edilmiştir ki, bunlar, bir şer'i usule müstenid bulunmamıştır. Daha sonraları vakıfların idarelerine, ciheilerin tevcihine, gediklerin lağvına,  reteynli vakıfların mülkiyete tahviline dair bir çok kanunlar, nizamnameler vücude  getirilmişdir   ki   bunlar   düsturlarda   mündericdirler. İcaretenyli vakıf usulünün zamanı, sebebi zuhuru ve mahiyetinin neden ibaret olduğu, birinci cild Düsturun 232 nci sahifesinde hayrat ve meberrata aid cemadel'ûlâ 1284 tarihli meclisi vükelâ mazbatasında yazılıdır.

Bu mazbatada beyan olunduğu üzere Kanunî Sultan Süleyman devrin­den İtibaren Türkiyede Evkaf ve emlâkin tasarrufları hakkında bazı yeni­likler kabul edilmişdir.

Ezcümle : Istanbulda, Anadolu ile Rumelinin bazı yerlerinde bulunan icarei vahideli vakıf akarlar, müruru zaman ile yıkılmaya yüz tutmuş, ve kısmen yanmış, bunların yeniden yapdınlması için vakıfların gaileleri gayri kâfi bulunmuş olduğundan hem vakıfları imar, hem âmme menfaatlerini te­min, hem de şehirleri tezyin için bir takım icarei vahideli vakıf akarlarda icareteyn usulü kabul edilmişdir. Bu halde harab, gaileleri gayri mevcud bir çok vakıf arsalar, değerlerine yakın birer peşin kira bedeli mukabi­linde talihlerine bilâ müddet icareye verilmiş, bu kira bedeliyle vakıflar imar edilmiş, vakıfların sair masraflarını temin ve vakıflar ile müstecirler arasındaki münasebeti idame için de bu arsalar için müstecirlerinden se neden seneye birer cüz'î kira bedeli alınması esas ittihaz olunmuşdur.

Bu müste'cirler, o arsalarda icab eden tamiratı ve  sair ilâve edilecek binaları vakıf namına  yapacak,  bunun mukabilinde  de  ber  hayat oldukça kendileri, vefatlarından sonra da evlâdları bu arsalara  mutasarrıf olacaklardır.

Bu vakıfların mutasarrıflarını daha ziyade müstefîd etmek ve bunların bu vakıflara daha ziyade iîgi göstermelerini temin için de bilâ veled vefat edenlerinin vârislerine de bilâhare intikal ve tasarruf hakkı verilmiş, tevsii intikal usulü kabul edilmişdir. îcareteynli vakıf usulü, esasen kıyasa muhalif: ise de bîr zarurete meb-ni kabul edilerek faidesi görülmüş, hattâ bu usulün ihdasından sonra bazı zatlar, yapdıkları vakıf akarlarda böyle icareteynli olarak kiraya verilmesini şart koşmuşlardır. Hayfâ ki bu usul gitgide fena bir istimale uğramış, vakıfların hakları zayi olmaya başlamış, bir nice icarei vahideli vakıflarda hiç bir zaruret ve maslahat bulunmadığı halde mahza bazı nüfuzların tesiriyle icareteynli bir şekle tahvil edilmişdir.

Esbak Deften hâkani nâzın Esseyid Mustafa Efendinin (Netayicül'vu-kuat) unvanlı tarihinde deniliyor ki :

«Evkafı selâtînden Fatih ve Sultan Selim ve Süleyman hazeratı vakıf­larının idaresi sadrâzamlara vü Sultan Beyazıdın idaresi şeyhülislâmlara mahsus olub kusur evkafı selâtîn ile nesilleri münkairz olmuş bazı vüzera ve ümera vakıfları kurena ve hademei mahsusaipadişahîye çıraklık olarak tevcih olunur idi.

Bir defa vakıf tertib eden ashabı hayrat, vakıflarının şeraitini tayin ve hayrat  ve  mebratlarına  sarf  olunacak  mebaliği  ve   hademesine  verilecek vezaifi tahsis etdikden sonra tevliyeti evtâd ve a'kabına  ve nezareti  sad­râzam ve şeyhül'islâm ve darüsaade ağası ve istanbul kadısı misillû erbabı menasıba tefviz eylemiş olduklarından bu nezaretlerin birer müfettişi olub. tahtı nezaretlerinde bulunan evkafın her  sene muhasebatını rüyet etdirir ve şartı vâkıfın icra kihnmadığı ve yahud hayrat, ve mebratın muhtacı ta­mir idüğz hademei vakıf taraflarından veya mahallelisi canibinden ifade ve iştikâ kılınır ise mütevellileri şerait evkafın tamamii ifasına icbar eder idi. Vakten bivakt vâkıfların   sülâleleri   münkariz   oldukda tevliyetleri nezaret taraflarından münasib adamlara tevcih etdirilir ve artık evlâd meşrutiyetin­den çıkmış olduğundan bu misillû tevliyetlere sadaka tevliyetleri ıtlak kılınır idi ki tevcihi padişahî ile tasarruf olunur bir nevi memuriyet  demekdir. istanbul şehri müruruzaman ile kamilen diyecek derecede vakfa münkalib olmağın muamelâti bey' ve şiranın tevsik ve icrası mütevellilerin ve cabîle-rin ellerinde kaldığından envai fesad ve tezvir vaki olmakda idüğine mebni zikr olunan menasıbın hakkı nezaretleri birleştirilerek «Evkaı Hümayun Ne­zareti» ihdas kılındı. Ancak bu suretin muvafıkı hal ve maslahat îdüği mü­sellem olmasiyle beraber nazır olanlardan bazısının mizacı gazabkârânesi ve bazısının emri mühimmİ hukukdan bîhaberliği cihetleriyle hazinei evkaf, suiistimalât ile mâlâmal idi. Şöyle ki  Sultan Mahmud Han Hazretlerinin vakıflarına irad bulmak fikriyle ismi bî müsemma olarak gedik icad kılındı ki bu gediklerin bir sınıfı mahdud olub, meselâ  : îstanbulda yük seksen kalaycı gediği ihdas ve esnafa bey, olunmakla bu mikdardan ziyade kalaycı dükkânı küşad olunamaz idi ki, bir nevi inhisar imtiyazı demek olur idi. Bir sınıfı dahi kunduracı gediği misillû gayri mahdud gediklerdir ki, her kim talib olur ise verilir ve hiç kimse bilâ gedik kunduracılık sanati icra ede­mez idi ki, bu dahi min vechin o sanatin icrasına ruhsat demek olur idi.

Bu gedikler, esnaf beyninde alınıb satıdmakla âdeta müsakkafatı evkaf gibi harci ferağ ve intikal ve icarei mukarrere ahz olunur idi. Maamafih bir dükkân veyahut bostanda bir kaç sene müste'ciren mukim olanlar, mal sahibinin haberi olmaksızın hazinei evkafdan birer gedik alıb sonra mal sa­hibi müsteciri çıkarmak veya kiraya tezyid eylemek murad eyledikde müs-tecir, «benim burada gediğim bulunduğundan mukarrer olan kiradan başka bir şey taleb eylemeğe hakkın yokdur.» deyu dâvaya kıyam ve tenfizi meram eylemekle o misillû dükkân ve bostan ve sairenin hem vakfı kadîm ve hem de sahihlerinin haklan müsadere olunmuş oldu.

Suüstimalâtın bir nevi dahi ferağ ve intikal harçlarının ve mahlûlât muaccelâtınm nısfı mütevelli ve cabi ve kâtiblere verilib nısfı diğerinin hazinei evkaf da tevkif blunmasıdır. Bu usulün ittihazından, maksad, güya bu paralar hazinei evkafda tecemmu edecek ve her vakfın hayrat ve mebratı tamire muhtaç oldukda nükudu müterakimesinden tesviye olunacak îdi. Halbuki, evkaf hazinesinde müteaddid kalemler ve pek çok memuriyetler ihdas olunmakla bunlara ve haricden'şuna buna maaşlar ve muayyenatlar ve sevab itikadiyle nevbenev tahaddüs eden tekyelere taamiyeler ve tayin­ler tahsis ve biner ve bin beşer yüz keseler sarfiyle müceddeden ve ta-miren tekyeler inşa olunmakla vakıfların mebaliği müterakimeleri izaa kı­lındı, ve hayrat ve mebratın tamire ihtiyaçları mahalleli ve mütevelliler taraflarından evkaf nezaretine haber verildikçe vakıfların hâsılatı mütera-kimesi defterlerde mevcud ise de veznede mefkud idüğünden bizzarure ge­çiştirilir oldu. Evkaf hazinesi bu hususda müddealeyh olduğu halde hâkimlik sıfatım dahi haiz olmasiyle vakıfların hâmisi olacak iken muhribi oldu.

Tanzimatın zuhuriyle bilcümle salâtîn vesaire arazii mevkufesi maliye hazinesi tarafından zabt ve ta'şir olunub indel'hisab arazii mevkufei mezbu-re hâsılatı öşriyyesi, senevi kırk dört bin keseye baliğ olmakla şehriyeye bittaksim hazinei maliyeden evkafa ita kılınır idi. Sonraları Fuat Paşa mer­hum, işbu bedeli maktua, maliyenin evkafa verdiği paraya iune namım verib muvazenei umumiyede açık göründükçe tenkis ede ede rubu derecesinden aşağı tenzil eyledi.

Cevamii saire hayratı selâtinin ise ekser varidatları, arazii mevkufe hâ­sılatı olduğundan ve bervechi meşruh bundan tenzilâtı külliye vuku buldu­ğundan masrafları karşılıksız kalmak hasabiyle bizzarure şunun bunun va­kıfları hâsılatiyle idare olunmaları icab eyledi. Binaenaleyh pek çok ashabı hayratın mebratları harab ve merük oldu ki, meşhudı enamdır. înteha.»

1277 senesi zilhiccesinin sekizinci gününden itibaren gedik itibariyle se-ned itasının kat'iyyen men edilmiş olduğunu yukarıda yazmışdık. (92) nci meseleye müracaat.

Icareteynli ve mukataah vakıflara gelince bunların yeniden tesisi de Düsturun on altıncı cildinde 230 numaralı Vakıflar Kanununun 26 ve 27 nci maddeleriyle kat'iyyen men edilmişdir. Ve bu gibi mevcud vakıflar birer be­del mukabilinde mutasarruflarına temlik edilmekdedir. Bu maddeleri aynen yazıyoruz :

(Madde 26) : Bu kanunun neşrinden sonra vakıf mallar mukataaya ve icareteyne bağlanamaz.

(Madde 27) : Mevcud mukataah toprakların veya ıcareteynli gayri-men­kullerin mülkiyetleri icare veya mukataalarınm yirmi misli bir tâviz karşı­lığında mutasarnfine geçilir. Tâviz, ister toptan, ister taksit ile ödensin, ilk Ödeme yılı için tahakkuk ettirilen kira veya mukataa üzerinden hisab olunur.

 (Madde 28) : Yukarıdaki maddede yazılı tâvizler toptan ödendiği takdir­de gayri menkulün mülkiyeti mutasarrıfı adına tapuda tescil olunur...

Bu kanunun neşri tarihi : 13 Haziran 1935. Sayı 3027 dır.

Bu muamele için beş sene tayin edilmişti, badehu cebrî olarak mülkiyet kaydi yapılacaktı. Bilâhare bu müddet on sene daha uzatılmıştır. Maamafih her ferağ vukuunda bu yirmi senelik icurei muaccele, mikdarından biraz tenzilât yapılarak mutasarrıfından vakıf namına birden alınmakda, metru­kün leh namına mülk olarak kayd muamelesi yapılmakdadır.

Böyle istif edilecek paralar, vakıfları namına muhafaza edilerek bun­lar ileicarei vahideli olmak üzere yeniden vakıf akarlar vücude getirilmesi muvafık görülebilir. Fakat bu paralar güzelce muhafaza edilmediği takdir­de bu vakıflar büsbütün sönmüş, bir takım müessesatı hayriye varidatsız kalmış, vakıfların şeraitini ifaya imkân kalmamış olacakdır, [26]

 basa dön

 

Vakıflarda Müstamel Kelimeler :

 

115 - : Vakıflarda kullanılan başlıca tabirler : vakf ettim, habs ettim, tesbil ettim, tasadduk ettim, te'bid ettim, tahrim ettim lâfızlarıdır. Evvelki üç tabir, vakıfda sarihdir. Diğer üç tabir ise kinayedir, bunlardan biriyle ni­yet bulunmadıkça vakıf münakid, sahih nlmaz. Cevhere.

(Hanbelî fukahasının beyanına göre de vakıflarda kullanılan lâfızlar, üçü sarih, üçü de kinaye olmak üzere altıdır, sarih olanlar : «vakf ettim, habs ettim, tesbü ettim» tabirleridir ki bunlar ile yapılan vakıflar, başka bir tabir ilâvesine muhtaç olmaksızın sahih olur. Çünkü bunlar örfen vakıfda müstameldirler, başkasına ihtimalleri yokdur. Kinaye olanlar da : «tasadduk ettim, tahrim ettim, te'bid ettim» tabirleridir ki bunlar ile vakfın sıhhat ve İnikadı ya niyete veya «sadakai mevkufe sadakai müebbede» gibi bir tabir ilâvesine muhtaç bulunur. Zira bu kinaî tabirler, yalnız vakıfda müstamel değildir, başka mânalarda  da bil'işLirâk müstameldirler. Neylül'meâi'eb.

Şafiî fukahasınca da : «şu cihete vakıfdır» veya «şunun üzerine mevku­fedir» gibi tabirler, vakıfda sarihdir. Tesbil ve tahbis kelimelerinin müş-tekkatı da bu hususda sahih olan kavle göre sarihdir. «Şu akarım şu cihete mahbusdur» denilmesi gibi. «Şu malımı sadakai muharreme» veya «sadakai müebbede» veya «sadakai mevkufe olarak tesadduk ettim» veya «şu malımı satılmaz veya bağışlanmaz olarak tesadduk ettim» tâbirleri de esah olan kavle göre sarihdir. Yalnız «tesadduk ettim» sözü vakıfda ne sarihdir, ne de kinayedir. Binaenaleyh bununla niyet edilse de vakıf münakid olmaz Meğer ki bir ciheti âmme izafe edilmek suretiyle vakfa niyet edilsin, «şu ma­lımı fukaraya tesadduk ettim» gibi ki, bu takdirde kinaî bir tabir olarak bu­nunla indenniyye vakfiyet hâsıl olur. «Tahrim ettim», «tebid ettim» tabirleri de esah olan kavle göre sarih değil, kinayedir. Çünkü bunlar, vakıfda müstakillen müstamel değildirler. Yalnız bir rivayete göre bunlar da garazı ifa­de etdikleri cihetle vakıfda sarilidirler. Nihayetül'muhtac.) (Maliküerce vakf ettim, habs ettim, tahbîs ettim sözleriyle vakıf münakid olur, tesadduk ettim söziyle münakid olmaz. Meğer ki satılmasın, hibe edilmesin gibi bir ka­yıt ile mukayyet olsun. Muhtasarı Ebizziya ve Şerhi.)

116 - : Vakfiyeti ifade edib etmeyen tabirlerden bir kısmı şunlardır :

(1) : «Şu-mülküm Allah Tealâ için müebbeden mevkufdur» sözile fakir­ler için vakıf münakid olur,

(2) : «Şu arazim Allah için sadakadır» veya «Allah için mevkufedir» ve­ya «Allah için sadakai mevkufedir» sözleriyle de vakıf münakid olur. Ebed kaydi zikr edilsin edilmesin.  «Livechillah mevkutedir» veya  «Allahın seva­bını taleb için mevkufedir» veya «hayır ve bir vechi üzerine mevkufdur» de­nilmesi de böyledir.

(3) : «Şu arazim fülân zata» veya «fülânın evlâdına sadakai mevkufe­dir» söziyle vakıf münakid olur. Bunun gailesi, ber hayat   oldukça bunlara aid olub vefatlarında fakirlere sarf edilir.

(4) : «Şu akarım fülân zata mevkufdur» veya «evlâdına mevkufdur» ve­ya -mahsur olan -«akribamın fakirlerine veya yetimlerine mevkufdur» sözleriyle de imam Ebu Yusüfe göre vakıf münakid olur. Çünkü müşarüni­leyhe göre te'bidi tasrih şart değildir. Fakat imam Muhammede göre bunlar ile vakıf münakid olmaz. Çünkü yalnız münkati, münkariz olacak kimselere vakf edilmiş bulunur.

(5) : «Şu malım sadakai mevkufedir»    söziyle de imam Ebu Yusüfe ve Hilâl ibni Yahyaya göre vakıf münakid olur. Çünkü sadakanın masrafı ma­lûmudur. Mevkufe tabiri ile de nezr -adak ihtimali bertaraf edilmiş olur.

(6) : «Şu akarım-mevkufdur» söziyle de imam Ebu   Yusüfe göre vakıf münakid olur. Çünkü bu söz ile örfen fukaraya vakf yapılmış olur. Fakat hi­lâle vesair fukahaya göre bununla vakıf münakid olmaz. Zira vakıf, fakire de zengine de yapılabilir. Burada ise bunlar tasrih edilmemiş    olduğundan vakıf bâtıl olur. Maamafih bu hususda bir çok âlimler, imam Ebu Yusüfün kavline göre fetva vermişlerdir. «Şu akarım fukaraya mevkufdur»    söziyle Hilâle göre de vakıf sahih olur.

(7) : «Şu arazim hali hayatımda ve vefatımdan sonra müebbeden sada­kai muharrerredir» veya «mevkuf, mahbus bir sadakadır» veya «müebbeden bir sadakadır» söziyle de fukara namına vakıf   münakid olur. Şu kadar var ki bu suretle yapılan bir vakıf, nezr hükmündedir, bunun gailesini vâkıfının nezr olarak tesadduk etmesi icab eder. Fakat bunda vasiyet mahiyeti de bu­lunduğundan bundan rücu da edebilir, Rücu etmediği takdirde ise vefatında yalnız sülüsi terikesinden muteber olur.

 (8) : «Şu hanemi vefatımdan sonra vakf ettim» sözü vasiyet sayılıb rücu bulunmayınca terikesinin sülüsünden sahihi olur.

«Vefatından sonra vakf edilmesini vasiyet etmek» de bu hükümdedir.

(9) : «Şu arazim sadakadır» veya «şu arazimi fakirlere tesadduk ettim» sözleri nezr sayılır. Binaenaleyh bu arazinin ayni veya kıymeti fakirlere te­sadduk edilse nezr ifa edilmiş olur. Tesadduk edilmezse vârislere intikal eder.

«Şu arazim vücuhi hayre» veya «vücuhi birre sadakadır» denilmesi de vakıf olmayıb nezrden ibaretdir.

(10) : «Şu hanef sadakadır, satılamaz» sözü de nezrdir, vakıf değildir Fakat buna «satılamaz, bağışlanamaz ve mevrus olmaz» tabirleri ilâve edi­lirse fukra namına vakıf olmuş olur.

(11) : «Şu akarım sadakai mevkufei müebbedededir» sözü îmamı Azama göre nezr sayılır, gailesini tasadduk lâzım gelir, bilâhare    varislere intikal eder. İmam Muhammede göre de mütevelliye teslime muhtaç olur, teslim vu­ku bulunca bir vakıfi lâzım olmuş bulunur. Fakat îmam Ebu Yusüfe göre teslim bulunmazsa da söz ile vakfiyet tahakkuk eder.

(12) : «Malımın sülüsü vakıfdır» denilince bakılır. Bu mal, nakidden iba­ret ise bununla vakıf sahih olmaz. Amma akrdan ibaret ise fukara namına sahihi olmuş olur. Bir kavle göre de masrafı beyan edilmeyince sahih olma-maması müfta bihdir.

(13) : «Şu hanemi fülân mescidin kandil yağına tahsis etdim» söziyle bu hane o mescide vakf edilmiş olur. Mütevelli bunun gailesini yağdan başka bir şeye sarf edemez.

(14) : «Şu hanemi fülân mescidin imameti cihetine, namazlarım, oruç­larımdan dolayı «tesbil etdim» söziyle de vakıf sahihi olur. Fakat namazlar ve oruçlar gerine geçmez.

(15) : «Şu evim vefatımdan sonra mescide müsebbeldir» denilse bakılar, eğer sülüsi malı kâfi ve mescid muayyen ise bir vasiyet olarak sahihi olur ve illâ olmaz,

Tesbil, müsebbel sözleri tükcede çok müstamel değildir.

(16) : «Şu akarım benden hac ve bende ömre uğurunda sadakai mevku-fedir» tabiriyle vakıf, sahih olarak münakid olur. Fakat «benden» tabiri bu­lunmazsa sahih olmaz.

(17) : «Şu evimin gailesinden her ay şu kadar ekmek alıb fakirlere da­ğıtınız» denilse o ev, vakıf olmuş olur.

(18) :  «Bu akarım mahbusdur» veya «bu akarım hapisdir» sözleriyle va­kıf yapılmasında örf carî ise vakıf, sahih olur ve illâ bâtıl olur. Haniyye, Hindiyye, Bahri Raik. [27]

 basa dön

 

Vakıfların  Sıhhatinde Şart Olan Şeyler  

 

117 - : Vâkıfın temlik ve teberrüe ehil olması şartdır. Binaenaleyh çocukların, mecnunların, matuhların ve rakiklerin vakıfları

sahih olmaz. Şu kadar var ki mevlâsı tarafından mezun olan bir rakikin yapacağı vakıf, mevlâsı namına vekâlet ve niyabet tarikiyle yapılmış ola­cağından sahihdir. Maamafih rakik borçlu olduğu takdirde efendisi tarafın­dan vakfa mezun olsa da kendi kazancı olan malı vakf etmesi sahih değildir. Ötedenberi darüsaade ağaları gibi kölelerin yapmış oldukları vakıflar, mâlikleri bulunan hükümdarların izinlerine müstenit bulunmuştur. Bunun içindir ki vakfiyelerinde tarafı sultanîden vakfa mezun bulundukları yazıl-mışdır.

118  - : Vâkıfın vakfa rızası şartdır.

Binaenaleyh cebir ile, ikrahı muteber ile yapılan bir vakıf sahih ol­maz. İkrah, gerek mülci ve gerek gayri mülci olsun, ikrah bahsine müra­caat!...

Şu kudar var ki mükreh, ikrahın zevalinden sonra mucîz olsa vakıf, sahih olur.

119 - : Vâkıfın borcundan veya sefehinden dolayı mahcur bulunmaması şartdır.

Binaenaleyh borcundan veya sefahatinden dolayı hacr edilmiş olan kimsenin yapacağı vakıf sahih olmaz. Böyle bir medyunun yapacağı vakıf, fesh edilib borcu için satılır.

Maamafih sefehinden dolayı mahcur olan şahsın bu halde bir malını kendi nefsine, badehu munkati olmayacak bir cihete vakf etmesi, imam Ebu Yusüfe göre sahihdir. Muhakkiklerce de muhtar olan budur. Çünkü sefihi mahcur, başkasına infak ve teberrüden memnu ise de kendi nefsine infak ve teberrüden memnu değildir. Bu vakıf halinde başkasına teberru var ise de bu teberru, kendisinin vefatından sonradır. Cumhurı fukahaya göre ise hâki­min hükmüne iktiran etmek şartiyle sahih olur, ve illâ olmaz. Hindiyye, Bahri Raik, Damad, Tahtavî.

120 - : Vakfın müneccez olması şartdır.

Binaenaleyh vakıf aninde mevcud ve muhakkak olmayan bir şeye talik suretiyle yapılan bir vakıf,  sahih olmaz.

Meselâ : bir kimse «şu işim görülürse şu akarım vakıf olsun» dese de badehu o işi görülse bu akarı vakıf olmuş olmaz.

Kezalik : «Şu haneye mâlik olursam vakıf olsun» dese de bilâhare o ha­neye mâlik olsa vakıf olmuş olmaz.

Kezalik : «Şu akarımı fülân zat dilerse vakf etdim» deyib o zat da dilese vakıf olmuş olmaz.

Fakat kendi mülkünde bulunan bir mal hakkında : «Şu mal benim mülküm ise vakıf olsun» dese vakıf, sahih olur. Çünkü böyle mevcud ve muhakkak olan bir şeye talik tenciz hükmündedir.

Kezalik : bir kimse «Şu hastalığımdan ölürsem şu akarım vakıf olsun» dese sahih olmaz. Bilâhare o hastalıkdan ölsün ölmesin müsavidir. Fakat «şu hastalığımdan ölürsem şu akarımı vakf ediniz» dese vasiyet olarak sahih olur. Çünkü birinci sııretde vakıf, şarta talik udilınişdir ki bu, caiz; değildir. İkinci suretde ise vakıf değil, vakfa tevkii şarta talik edilmişdir ki, bu caizdir. Muhiti Burhanı, Mülteka.

Müstakbel bir zamana muzaf olarak yapılacak bir vakfa gelince, bu da tencize münafi olduğundan sahih olmaz. «Şu akarımı gelecek senenin ihti­dasından itibaren şu cihete vakf etdim» denilmesi gibi.

Fakat «şu akarım vefatımdan sonra vakıf olsun» denilse bu, vasiyet ka­bilinden olarak badelvefat terikenin sülüsünden sahih olur. Bundan rücu da şahindir. Bu halde rücu bulunmaksızın vefa vuku bulunca bakılır, terike­nin sülüsü müsait olur veya vârisler ziyadeye icazet verirse o akar tama­men vakıf olmuş olur. Fakat sülüs, müsaid olmaz. Varisler de icazet ver­mezse sülüs mikdan hakkında vakıf, sahih olur. Tenkihi Ha m idî. MecmaüT enhür.

(Malikilere göre vakıflarda tenciz, şart değildir. Bir zamana izafe edi­len vakıflar da şahindir, «Şu akarım gelecek aydan itibaren fülân cihete vakifdır.» denilmesi gibi. Şerhi Hırsı.)

121 - : Vakıfda te'bid şartdır. Şu kadar var ki bu te'bidi vakıf eder­ken tasrih etmek, İmamı Muhammede göre şart ise de îmam Ebu Yusüfe göre şart değildir, muhtar olan da budur.

Binaenaleyh muvakkat olan bir vakıf, bil'ittifak sahih olmaz.

Meselâ : bir kimse bir akarını on sene müddetle vakf etse veya bir akarını hini hâcetde saüb bedelini kendi ihtiyacına sarf etmek şartiyle vakf etse bu vakıf, sahih olmaz. Fakat vakf etdiği akarın ileride satılarak bedeliylu vakf için daha faideli bir akar satın alınmasını şart etse bu halde vakıf sahih ve muteber olur. Şu kadar var ki bu satış muamelesine hâki­min reyi munzam olmak lâzımdır. Haniyye, Bezzaziyye, Dürer.

(Malikilere göre vakıfların sıhhatinde tebid şart değildir. Birer müd­detle yapılan vakıflar da sahihdir. Bu müddet hitamında vakıf vâkıfın mül­küne  avdet v(]cv   :

Bir haneyi bir sene müddetle bir cihete vakf etmek gibi ki sene niha­yetinde vakf hitam bulur. Kezalik bir haneyi muayyen bir şahsa mahsus olmak üzere vakıf etmek gibi ki, o şahıs vefat edince hane vakfiyetden çıkarak vâkıfına avdet eder. Muhtasarı Ebizziya, Şerhi Muhammedirhırşî.

 (Şafiîlerce de vakıflarda tebid ve tenciz şartdir. Binaenaleyh muayyen bir müddetle veya bir şarta talik ile yapılan vakıf, bâtıldır. Ancak bir kimse bir arsasını meselâ bir sene müddetle mescid veya makbere yapsa müebbed olarak mescid veya makbere yapmış olur. Bir de vefat haline talik suretiyle yapılan bir vakıf, vasiyet hükmünde olarak sahih olur. Tuhfetül'muhtac.)

122 - : Vakıf için müebbed bir masraf tayini, diğer bir tabir ile vakiin gailesinin  müebbeden     münkati  olmıyacak bir cihete  tahsisi  şartdır.   Fu­karaya, mesacide, mesalihi haremeyni muhteremeyne tahsis gibi. Böyle bir cihet zikr edilmezse vakıf sahih olmaz. Hattâ cihet olarak yalnız muayyen bir mescid zikr edilse kifayet etmez. Çünkü bu mevkufun aleyh olan mes­cidin harab ve münderis olması muhtemeldir. Bu, imamı Azam ile İmam Muhammede göredir, imam Ebu Yusüfe göre ise böyle müebbed bir cihet zikr ve tasrih-i şart değildir. Belki evlâd gibi    münkatî olacak bir cihat zikr edilse de vakıf sahih olur. Bundan sonra fukaraya sarf edilir, velev ki fukara zikr edilmesin. Çünkü vâkıfın maksadı zaten vakfın devamiyle gaile­nin fukaraya aidiyetidir. Böyle bir şart, delâleten sabitdir, vakfın mahiye­tinde mündemicdir. FethüTkadir, Hindiyye, Dürer, Damad.

123 - : Vakf edilen şeyin ayn olması şartdır.

Binaenaleyh bir kimse, başkasının zimmetinde olan nükud veya men-kulâtdan ibaret bir alacağını daha kabz etmeden bir cihete vakf etse sahih olmaz. Bu alacağı bilâhare kendi umuruna sarf edebilir. Ve daha almadan vefat etse varislerine intikal eder. Şu kadar var ki böyle bir alacak bir ciheti hayre vakf olmak üzere vasiyet edilse sahih olub hakkında vasiyet hükümleri cereyan eder.

Kezalik bir malın aynini değil de yalnız menafiini vakf etmek sahih de­ğildir. Fakat bir malın gailesini bazı kimselere vasiyet sahihdir.

Bir de bir kimse : «Şu malımın gailesini müebbeden fakirlere sadaka etdim» dese o malı bitarikil'iktîza fakirlere vakf etmiş olur. Feyziyye, Da­mad,   Fetavayı Ali  Efendi.

124 - : Vakf edilecek malın akar olması şartdır.

Binaenaleyh menkulâtdan olan bir malın asaleten vakf edilmesi sahih olmaz. Çünkü menkulde tebid bulunamaz. Fakat akara tebean menkulün vakfı sahihdir. Bir babda gerek örf ve âdet bulunsun ve gerek bulunmasın. Bir çiftliğin ziraat aletleriyle, tohum ve hayvan ile, ve o arazide çalışıb «ekere» adını alan köleler ile birlikde vakf edilmesi gibi. Çünkü bizzat tec­viz edilmeyen bir §ey, bittaba' tecviz edilebilir. Nitekim yere tebean hakkı şirbin, kanevata tebean suyun vakfı da böylece caizdir.

Bir de cihadda kullanılacak silâhlar ile «kera's> denilen atların, deve­lerin vakf edilmesi örfe bakılmaksızın caiz görülmüşdür. Sair menkulâtın, meselâ  cihada mahsus  olmayanların     hayvanların,  nebatatın,  mefruşatın,

huliyyaün,  nükudun  vakf edilmesi  örfe  tabidir. Bunların  vakf  edilmeleri mütearef olan beldelerde vakfiyetleri sahih.olur. Ve illâ sahih olmaz.

Bu hususdaki teamülden maksad, mutlaka mütearef, kesirülvuku bulun-makdır. Yoksa yalnız sahabei kiram ile tabiinin ve müctehidlerin teamül-eri değildir. Hanİyye, Tatar Haniyye, Bezzaziye, Dürer, Mecmaül'enhür, Muhiti Bürhanî.

125  - : Vakıf edilecek binalar ile ağaçların kal'a müstahik bulunma­ması şartdır. inauiıaluyh bir kimse, gasben etinde bulunan bir arsa üzerine kendisi için yapdirdığı bir binayı veya dikdiği ağaçları bir cihete vakf edecek olsa sahih olmaz. Çünkü bunlar, sökülüb atılmaya müstahik şeylerdir.

Kezalik bir kimse tasarrufunda bulunan vakıf bir arsa veya araziyi milliyeden bir tarla üzerinde mütevellinin ve veliyyül'emrin izni olmaksızın nefsi için yapdirdığı binayı veya dikdiği ağaçlan vakf etse sahih olmaz. Fakat bunların izniyle yapdırdığı binayı veya dikdiği ağaçlan vakf etmesi sahihdir. Mukataah vakıflarda olduğu gibi. Çünkü bunlar hakkı bekayı haizdirler.

Bir de Türkiyede Arazi Kanununun yirmi beşinci maddesi hükmü cari olduğu takdirde bir kimse, tapu ile tasarrufunda bulunan böyle bir arazi üzerinde velıyyülemrden izin istihsal etmeksizin ağaç dikdikden sonra üç sene mürur edib de o ağaçları kendilerinden intifa olunmak derecesine geldik-den sonra vakf etse sahih olur. Çünkü artık bu halde bu ağaçlar, mezkûr kanuna göre kal'a müstahik olmakdan çıkar.

Bu yemiş ağaçları araziye tabi olmayib sahibinin mülkü olarak hâsıla­tından her sene öşr alınır, ve böyle ağaçları hâsılatından öşr alınan bağ ve bahçelerin yerleri için mukataa takdir olunamaz. Arazi Kanunu, birinci cild Düsturun  165 inci sahifesi.

126 - : Vakf edilen şeyin muayyen ve malûm olması şartdır.

Binaenaleyh bir kimse, tayin etmeksizin : «malımdan bir şey vakf et­lim» veya «şu iki akarımdan birini vakf etdim» veya «şu zeytin ağaçlarım­dan yirmi adedini vakf etdim» veya «§u arsamdan leâalettayin §u kadar ırşm mahallini vakf etdim» dese bununla vakıf, sahih olmaz.

Kezalih : bir kimse bir akarını vakf etdiği halde andaki ağaçaln vakf-ian istisna etse vakfı caiz olmaz. Çünkü ağaçlar, mevzileriyle beraber va-tıfdan müstesna bulunmuş olacağından vakf altına giren kısım, meçhul bu­lunmuş olur. Vakıfda ademi cehalet ise şartdır. Hindiyye.

127 - : Vakf edilen şeyin vakf ânında vâkıfın malı bulunması şartdır. Binaenaleyh başkasının    malını füzulen veya gasb ederek vakf etmek sahih olmaz. Hattâ vâkıf, o mala bilâhare bir sebeble mâlik olsa da bu vakıf, sıhhate inkılâb etmez. Şu kadar var ki füzulen yapılan bir vakıf, mal sahibinin icazeti lâhik olunca sahih olur. Çünkü icazeti lahika, vekâleti sa­bıka gibidir.

Icareteynli bir akarın mutasarrıfı tarafından bir cihete vakf edilmesi de sahih değildir. Çünkü bunun mutasarrıfı, müsteeir mesabesinde olub bu­nun aynine değil, yalnız menfaatine malikdir.

(Malikîlere göre başkasının mülkünü vakf, tesadduk, hibe ve ıtk bâtıldır. Velev ki bilâhare maliki icazet versin.)

128 - : Vakıfda  şartı hiyar  bulunmaması  şartdır.

Binaenaleyh muhayyerlik şartiyle yapılan bir vakf, sahih olmaz. Mese­lâ bir kimse muayyen veya gayri muayyen bir müddet içinde vakfı nakz edib etmemek hususunda muhayyer olmak üzere bir malını vakf etse bu vakf, İmam Muhammede göre sahih olmaz. Hattâ muhayyerliği ibtal etdim dese de vakıf sıhhate münakib olmaz. Hilâl ibni Yahya da bu kavli ihtiyar etmişdir. Bundan yalnız mescid müstesnadır. Şöyle ki : bir kimse muhayyer olmak üzere bir mülkünü mescid olarak vakf etse bu muhayyerliği bâtıl olub vakıf sahih olmuş olur. İmam Ebu Yusüi'e güre ise vâkıf için üç gün muhayyerlik şartı sahihdir. Tatar Haniyye, Hindiyye, Camiül'füsuleyn.

129 - : Vakfın meşrutun lehi zikr edilince bunun kat'î suretde tayin edilib cehaletden, terdîdden beri olması şartdır' Binaenaleyh bir kimse : «Şu akarımı fülân mescide veya fülân mektebe vakf etdim » diye terdid ile vakf etse sahih olmaz. Şu kadar var ki vâkıf, gailenin sarfı hususunda mütevelliyi muhayyer kılabilir.

Meselâ : Bir vâkıf, mütevelli vakfımın gailesini dilerse şu mescidin tenviratına ve dilerse fülân medresenin levazımına veya vücuhi hayırdan münasib gördüğü her hangi bir cihete sarf etsin» diye şart edecek olsa bu, vakfın sıhhatini ihlâl etmez. «Vakfımdan verilen vazifeleri mütevelli, dilerse azaltsın, dilerse arttırsm» denilmesi de böyledir. Bahri Raik, Mec-maül'enhür.

130 - : Mevkufun aleyh, haddi zatında, hem de vâkıfın itikadınca iba­det ve kurbet nev'inden bulunmak şartdır.

Binaenaleyh bir müslüman bir malını bir mabedin hademesine vakf et­mesi sahih olduğu gibi bir zimmînin bir malım fukaraya veya beytüTmak-disin tenviratına vakf etmesi de sahihdir. Fakat bir müslümanm muganni­lere, nayihalara vakf etmesi sahih olmadığı gibi bir zimmînin bunlara veya bîr mescide vakf etmesi de sahih değildir.

Zimmîlûrin savmea veya kilise binası için yapdıkları vakıflar da vasi­yete kıyasen îmamı Azama göre sahih ise de.Imameyne göre sahih değil dir. Çünkü bunlar zimmîlerin itikadınca birer kurbiyet ise de haddi zatında kurbet değildir.

Zimmîlerin vakıfları da sıhhat ve ademi sıhhat hususunda vasiyetleri gibidir. Vesaya bahsine müracaat. Is'af, Kadıhan, Reddül'muhtar.

Bir zimmî, bir malım ebvabı hayra vakf edib ebvabı hayr ise itikadın-ca bî'aları, ateşgedeleri imardan ve fakirlere sadaka vermekderi ibaret bu­lunsa vakfından sadaka hususuna icazet verilir, maadası ibtal edilir. Hin-diyye.

(Şafiilerce bir zimmînin malını bir ciheti ma'siyete, meselâ kenise ima­retine vakf etmesi, islâm mahkemelerine müracaat etmedikçe bâtıl, sayıl­maz. Tuhfe.)

131 - : Mevkufun aleyhin tebeai ecnebiyeden gayri müslim olmaması şartdır.

Binaenaleyh bir müslim veya bir zimmî bir malını ecnebi tabiiyetinde bulunan bir gayri müslime vakf etse sahih olmaz. Reddi Muhtar. [28]

 basa dön

 

Vakıfların Sıhhatinde Şart Olmayan Şeyler  :

 

132 - : Vâkıf ile mevkufun aleyhin dinde müttehid olmaları şart değil­dir.

Binaenaleyh bir müslim, vakf etdiği malının gailesini zimmîlerin fakirle­rine ve bilâkis bir gayri müslim de vakf eylediği malının menfaatini müs­lim fakirlere şart etse vakfı sahih olur.

133 - : Vâkıfın islâm tabiiyetinde bulunması şart değildir. Binaenaleyh İslâm diyarında bulunan bir müste'menin yapacağı  vakıf, şahindir.

134 - : Mevkufun aleyhin mükellef olması şart değildir. Binaenaleyh çocuklara, mecnunlara ve rakiklerin azad edilmelerine tah­sis edilen vakıflar sahihdir.

135 - : Mevkufun aleyhin zikr ve tayini şart değildir. Binaenaleyh bir mal vakf edildiği zaman mevkufun aleyh zikr edilme­se vakıf, sahih olub o malın gailesi fakirlere sarf olunur.

136 - : Mevkufun aleyhin madud, mahsur olması şart değildir. Binaenaleyh vakf edilen bir akarın gailesi alel'itlak fukaraya şart edil­se vakıf sahih olur.

137 - : Mevkufun meşgul olmaması şart değildir. Binaenaleyh gerek vâkıfın ve gerek başkasının eşyasiyle meşgul bulu­nan bir yeri, meselâ bir haneyi, o eşyayı çıkarmadan vakf etmek sahihdir.

Mevkuf e başkasının hakkı taallûk etmemek şart değildir.

Binaenaleyh başkasına terhin veya icar edilmiş olan bir akarı vakf et­mek sahihdir. Şu kadar var ki vakf ile rehn veya icar bozulmuş, olmaz. Rehn fek edilince, kira müddeti de nihayet bulunca veya her hangi bir su­retle fesh edilince o akar, vakf edildiği cihete aid olur,

Şayed vâkıf, borcunu ödemeden vefat ederse bakılır, eğer borcuna kâfi başka malı var ise ondan borcu verilerek o akar vakfiyet üzere kalır. Am­ma böyle bir malı yok ise vakfa itibar olunmaz, vakf edilen merhun akar, satılarak borcu ödenir. Haniyye.

139 - : Mevkufun hududunu tayin etmek şart değildir. Binaenaleyh işaret ve tavsif ile bilinen veya şöhretine mebni tahdidden

müstağni bulunan bir akarın sınırlarını beyan etmeksizin vakf etmek şahin­dir.

140 - : Mevkufun müfrez olması şart değildir.

Binaenaleyh bir kimse bir akardaki nısıf, sülüs, rubu gibi bir hissel şayiasını vakf etse sahih olur.

Kezalik : bir mülkünü tamamen vakf etdiği halde anın nısıf, rubu gibi bir mikdarı şayiine bir müstahik çıkıb istihkakına hükm olunsa o mikdardan maadasında vakıf bozulmayıb alâhalihi kalır, o akar gerek kabili kısmet olsun ve gerek olmasın müsavidir. Bu gibi şüyuı asli veya şüyuu tarî, vak­fın sıhhatine mani olmaz. Bu mesele, imam Ebu Yusüfe göredir. Müteah-hirîn bu veçhile fetva vermişlerdir. Muhtar olan da budur. Çünkü imam Yusüfe göre vakıflar, bilâ temlik iskatı mülkden ibaretdir, kabza muhtaç olmadığından sıhhatine şüyu mani değildir.

Fakat imam Muhammede göre değirmen, hamam gibi kabili kısmet ol­madığı takdirde vakıf sahih olursa da kabili kısmet olunca sahih olmaz. Çünkü müşarünileyhe göre bu gibi vakıflarda kabz şart olduğundan kabili kabz olmayan şeylerde vakıf sahih olmaz. Buhara fukahasının fetvaları da bu veçhiledir.

Bir de mescid veya makbere olmak üzere bir mülkün hissei şayiasını vakf etmek bîl'ittifak sahih olmaz. Gerek kabili kısmet olsun ve gerek ol­masın. Çünkü kısmet veya muhayee takdirinde mescid olan mahallin mes­cid olmakdan mahrumiyeti, makbere olan yerden de ölülerin çıkarılması gi­bi mahzurlar melhuzdur. Hindiyye, Mecmaül'enhür. (Eimmei selâseye göre müşam vakfı sahihdir. Elmuğnî.)

141 - : Vakıf zamanında mefküfün aleyhin mevcud olması şart değil­dir.

Binaenaleyh bir kimse henüz evlâdı olmadığı halde bir malını vakf edib gailesini evlâdına şart etse, racih olan kavle göre vakf, sahih olur. Bilâha­re tevellüd edecek evlâdı bu gaileye müstahik bulunur. Bu gaile, evlâdın zuhuruna kadar fakirlere sarf edilir.

Kezalik bir kimse mescid veya medrese gibi bir hayır eseri vücude ge­tirmek için bir arsa hazırlayıb da bu eseri henüz bina etmeden bunun için vakf etdiği bir takım akaratın gailesini şart eylese, sahih olan kavle naza­ran bu vakıf caiz olur. Bu gaile, o eser bina edilinceye kadar fakirlere sarf edilir. Arsa tehiyye edilmediği takdirde hakikaten madume vakf edilmiş ola­cağından sahih olmaz. Bahri Raik, Tenkihi Hâmidî.

(Mühimme) : böyle bidayeten meşrutun lehi henüz mevcud olmayan bir vakfa (munkatiülevvel) denir. Bilâkis meşrutun lehi evvelce mevcud iken sonradan münkati ve münkariz olan bir vakfa da (münkatiülâhır) denir. Vâ­kıfın zürriyetine meşrut olan bir vakıf gibi ki o zürriyetin inkıraziyle mün­katiülâhır olmuş olur. Bu halde de vakfın gailesi, fakirlere sarf edilir.

Meşrutünlehi bidayeten mevcud iken bir aralık münkariz olub badehu yine zuhur eden bir vakfa da (münkatiürevsat) denilir. Şöyle ki bir kimse yapdığı vakfın gailesini, erkek zürriyetine şart edib ve bu zürriyet, bir müd­det gaileye mutaasarrıf oldukdan sonra yalnız kız evlâdını terk ederek ve­fat etmekle meşrutun leh münkati olsa da bilâhare bu kızdan erkek evlâd zuhur etse bu vakıf, (münkatiürevsat) olmuş olur. Bu inkıta esnasında da gaile fakirlere sarf edilir.

Meşrutun lehi münkariz olmak ihtimali bulunan bir vakıfda vâkıf, müeb-bed bir cihet zikr etmeli, meselâ : «bu vakfın gailesi, zürriyetimin fukara­sına meşrutdur. Onlar münkariz olunca mutlaka fukaraya sarf olunacakdır» diye vakfiyede tasrih eylemelidir. Ta ki eimmei kiram arasındaki ihtilâf ber taraf edilmiş olsun. (123) üncü meseleye bak!

(Malikîlere göre müebbed bir vakfın tayin ve şart edilmiş olduğu cihet, münkati olunca gailesi, vâkıfın asabasından kendisine en yakın olan ve bu inkıta zamanında fakir bulunan kimselere raci olur. Bunda erkek ile dişi müsavidir. Şerhi Hırşî.) [29]

 basa dön

 

Bazı Sahih Olub Olmayan Vakiflar :

 

142 - : Bir kimsenin satın alıb bedelini vermiş bulunduğu bir malı he­nüz kabz etmeden vakf etmesi sahihdir. Fakat bedelini vermemiş olduğu takdirde vakıf, bu bedeli ödeyinceye kadar muallâk, mevkuf kalır, ödeyince sahih ve nafiz olur. Çünkü vakıf, ıtka benzer, satın alınan bir memlûkü semeni verildiği takdirde kablelekabz azad    etmek caiz ve nafizdir. Semeni verilmediği takdirde ise kablele'kabz itakı mevkuf bulunur. Haniyye.

143 - : Vakıflar, fâsid şartlar ile sahih ve bu şartlar ise bâtıl olur.

Binaenaleyh bir kimse bir akarını kendisine şu kadar meblâğ Ödünç ver­mek üzere bir şuhsa vakf etse vakıf caiz oîub bu şart, muteber olmaz. Ni­tekim itakda da fâsid şartlar bâtıldır.

Kezalik : bir kimsenin fâsiden satın aldığı bir malı kabz etdikden son­ra vakıf etmesi sahihdir. Bu vakıf yapıldıkdan sonra artık o malı satanın s"atış muamelesini feshe hakkı kalmaz. Şu kadar var ki bu vakf edilen ma­lın kıymetini o kimsenin satan şahsa zamin olması lâzım gelir. Çünkü o kim­se bu malı sahibinin sarahaten veya delâleten rızasiyle kabz etmekle ana mâlik bulunmuş ve anı vakf etmekle elinden çıkarmış olur. Fakat bir kim­senin fâsiden satın aldığı bir malı henüz kabz etmeden vakf etmesi sahih değildir. Çünkü bu satış muamelesini alan ile satandan her biri fesh ede­bilir. Fâsiden hibe de bu hususda bey'i fâsid hükmündedir. Dürer.

144 - : Bâtıl bir satış ile alman bir malın -kabz bulunsun bulunma­sın -vakf edilmesi sahih değildir. Çünkü bâtıl olan bir akd üzerine hüküm terettüb etmez, bununla müşteri o mala malik olmaz ki vakfı sahih olsun.

Binaenaleyh bir yetimin akarını, tagrîr bulunsun bulunmasın, semeni mislinden, değer fiyatından noksanı fahiş ile velîsinden veya vasisinden sa­tın alıb bir cihete vakf etmek bâtıldır. Yetim baliğ olunca bu akan müte­velliden istirdad edebilir.

Kezalik vakfı lâzım ile vakf edilmiş bir malı satın alıb da vakf etmek bâtıldır. Çünkü bu mal, başkasının mülkü olamaz ki vakfı sahih olsun. Meş­ru suretde yapılan istibdaller müstesna!.

Beytülmâle aid bir malı, semeni mislinden noksanı fahiş ile beytülmal emininden satın aiıb vakf etmek de bâtıldır.

Vakıf mallar ile beytülmâle aid mallar, yetimlerin malları hükmündedir. Tenkihi Hâmidî, Mecelle.

145 - : Bir kimse muayyen bir müddet içinde muhayyer olmak üzere satın alıb kabz etdiği bir malı, bu muhayyerlik müddeti nihayet bulmadan vakf etse sahih olur. Çünkü bu muhayyerlik, müşterinin o mala mâlik olma­sına mani değildir, onu vakf etmesi, muhayyerliğini iskat demekdir.

Kezalik : bir kimse, böyle muayyen bir müddet içinde muhayyer olmak üzere satmış olduğu bir mâlını henüz o müddet geçmeden vakf etse sahih olur. Velev ki bu malı kendisinin izniyle müşteri kabz etmiş olsun. Çünkü satıcının muhayyerliği satdığı malın mülkünden çıkmasına manidir. Binaenaleyh bu muhayyerlik müddeti içinde o malda hibe ıtk, vakıf gibi tasarruf­ları sahihdir. Mecmaül'enhür.

146 - :  Bir cihete meşrut vakf bir arsa üzerine mütevellisinin izniyle başkası tarafından yapılan bir binanın veya dikilen ağaçların yine o cihete vakf edilmesi bü'ittifak sahihdir. Sair bir cihete vakf edilmesinde ise ihti­lâf vardır. Esah görülen bir kavle göre bu vakıf sahih değildir. Fakat el-yevm mamulün bıh olan kavle göre bu da sahihdir, Mecmaül'enhür.

147 - : Bir kimsenin kendi akarını, bir vakfın şürutu dairesinde o vak­fa vakf etmesi sahihdir. îbni Nüceym.

148 - : Masrafı erbabı ihtiyacı ihtiva eden, veya livechillah veya lita-lebi sevabillah gibi Hak Tealâmn mukaddes bir ismine mukarin olan veya sadaka lâfzım havi bulunan vakıflar, te'bid ifade ederek sahih olur.

Meselâ : Vâkıf, «şu akarımı evlâdıma, badehu fukaraya vakf etdim» veya «bunu livechillahı tealâ vakf etdim veya «bu akarım bir sadakai mev-kufedir» dese müebbed suretde vakf etmiş olur.

149 - : örf en ihtiyaca delâlet eden bir lâfz ile yapılan vakıflar, sahih­dir. Gaileleri, mevkufun aleyhim arasında muhtaç olanlara sarf edilir. Ye­timlere, kötürümlere, kur'an okuyuculara, fukahaya, ehli hadise vakıf gibi.

Bu bakımdan «sofiye» adına yapılan vakıflar da caizdir. Çünkü sofiye arasında fakrı hal, galibdir. Bazı zevata göre sofiye namına vakıf sahih de­ğildir. Çünkü sofiye namı altında itikatları meçhul veya fâsid muhtelif zürn-reler vardır. Buna karşı deniliyor ki : sofiye tabiriyle tarikatı marziyye es-habımn kasd edilmesi âdettir. Sui ahval sahihleri ise hakikaten sofiyeden madud olamazlar, velev ki kendilerine bu namı vermiş olsunlar. Binaenaleyh mutlak suretde «sofiye» denilince bunlar dahil olmayıb vakıf sahih olur. Reddi Muhtar.

150 - :  İmamet, müezzinlik, tedrisi    ulûm, talimi kur'an için yapılan vakıflar, müteahhirini fukahamn, yani üç yüz tarihi hicrisinden sonra ye­tişen ulemayı dinin ictihadlarına göre sahihdir. Çünkü bir zaruretden, ve ihtiyacı âmmeden dolayı bu hizmetler için İsticar caizdir. Binaenaleyh vak­fın gailesinden bunlara verilen vazife, sıla olmayıb bir ücret mahiyetinde bulunsa da yine helâl olmak iâzım gelir.

Fakat ibadeti mücerrede hakkında isticar caiz olmadığından vakıf da caiz olmaz. Meselâ namaz kılmak, oruç tutmak, kur'an okumak, kabirlerde kur'an tilâvetinde bulunmak için bir kimseye bir ücret verilmesi caiz değil­dir. Çünkü bir ücret bukabilinde yapılan bir ibadetin, meselâ okunan bir kur'anın sevabı olmaz ki bundan dolayı müste'cirin veya vâkıfın maksadı hâsıl olsun. Bir de ecir olan kimse, deruhde etdiği hizmeti ifaya mecburdur, ifa etmezse kendisine hâkini tiirufından cebr olunabilir. Halbuki böyle bir tâat ve ibadet için kimseye cebr edilemez. Binaenaleyh isticar, sahih bulun­mamış olur. Minhetülhâlık, Şifaül'alÜ filvasiyyeti bilhamati vettehalil.

(Eimmei selâse de talimi kur'an için isticarı caiz görmüşlerdir.)

151 - : Beni Hâşim namına vakıf ve vasiyet caizdir. Zekât itası ise ca­iz değildir. Haniyye.

Muhiti Bürhanîde deniliyor ki : «-Resuli Ekrem Sallallahü aleyhi vesel-lemin akribasına vakıf caizdir. Her ne kadar onlara sadaka helâl değilse de. Fakat îmam Ebu Yusüfden mervi olduğuna göre vakıfda tesmiye edil­dikleri takdirde sadakati vakfın Haşımîlere sarfı caiz olur. Bu da onlara vakfın cevazına delildir. Maaamafih bir rivayete göre Resuluîlahm ehline vakıf caiz değildir, sadaka caiz olmadığı gibi, sadakanın farz ile tetavvu kısmı müsavidir. Fakat Kudurî şerhinde yazıldığına nazaran zekât, nezir, keffaret gibi sadakai vacibe, ehli beyte verilemezse de sıla ve tetavvu veç­hile olan sadakalar ehli beyte verilebilir. Bu halde ehli beyt namına yapı­lacak vakıfların ve sıla kabilinden olarak verilecek sadakaların caiz olub olmamasında iki rivayet bulunmuş oluyor.»

152 - : Yolcuların,  mücahidlerin ikametgâhları için. tesis edilmiş  olan vakıf hanların, ribatların mesalihi için, ve hastahanelerde hizmet etmeleri için kölelerin, cariyelerin vakıf edilmeleri caizdir. Bu cariyeler, hâkimin iz­niyle kocaya verilebilir, böyle bir vakıf cariye, hür olan bir erkeğe tezvic edilse doğacak çocuk validesine tebuan vakfın memlûkü olur. Fakat bu va­kıf köleleri evlendirmek caiz değildir. Çünkü üzerlerine rhehr, nafaka lâzım gelecekdir.  Vakfın kölesini  vakfın  cariyesiyle    evlendirmek  caiz değildir. Hindiyye, Fetavayı Abdürrahim.

153 - :  Yalnız ağniyaya yapılan bir vakıf sahih değildir.  Fakat evve­lâ mahsur olan ağniyaya, bunlardan sonra da fukaraya tahsis edilen vakıf­lar sahihdir. Bu halde vakfın gailesi evvelâ ganilere, onlar münkariz olduk-dan sonra da fakirlere sarf edilir. Hindiyye, Muhiti Serahsî.

(Şafülerce yalnız ağniyaya yapılan vakıf da -esah olan kavle göre -sahihdir. Hatta akribanın ağniyasına hasr edilen bir vakfın sıhhati, meczum görülmekdedir. Tuhfetül'muhtac.)

154 - : örf ve âdet bulunan yerlerde menkulâtın vakfı sahihdir. Meselâ : mesahifi şerifenin bir mescide müebbeden vakfı sahihdir. Boyle bir mushafı o mescidin cemaati, komşuları ve gelib geçen yolcular oku­yabilir. Yoksa bundan istifade yalnız o mescidin cemaatine, ahalisine ikti sar etmez.

Kezalik dinî, ilmî kitablarm vakfı sahihdir. Bu kîtablann, vâkıfın tayin etdiği mahalden başka yere nakli caiz değildir. Binaenaleyh muayyen bir kütübhane dahilinde okunması meşrut olan vakıf kitablar, oradan harice çı­karılamaz. Çünkü kitablarm mâliki olan vâkıf, bunları bu veçhile vakf ede­bilir, onun bu şartına riayet vacibdir.

Kezalik : müessesati hayriyyede kullanılacak mefruşat ile evaninin, ve­lime cemiyetlerinde gelinlere emanet verilecek huliyyatın, yolculara sütleri ikram edilmek üzere ribatlara tahsis edilmiş olan koyun, keçi, inek gibi hayvanların, tohumları bulunmayan fakir ekincilere ödüne verilecek hubu­batın, cenazelerde kullanılacak tabut, kefenlik siyab, kazma, kürek gibi alât ve edevatın, meşru suretde istirbah olunarak gailesi bir cihete sarf edilmek üzere tahsis edilmiş nükudun vakf edilmesi sahihdir. Haniyye, Tatar Haniy-ye, Bezzaziye, Dürer, MecmaüTenhür.

(Hanbelîlere göre itlaf edilmeksizin kendisinden intifa kabil olmayan şeylerin vakf edilmesi caiz değildir. Altın, gümüş, mum, taam gibi. Şu kadar var ki altından, gümüşden yapılan huliyyat, giyinilmek, emanet verilmek üzere vakf edilebilir. îmam Şafiînin mezhebi de böyledir. Çünkü tahallî, mühim maksadlardan ve cari olan âdetlerdendir. Şer'i şerif, bu huliyyatın sahihlerinden zekâtın ıskatını nazarı itibara almışdır, ve bunların tezeyyün İçin icareye verilmesini de tevciz buyurmuşdur. Fakat İmam Ahmedden ri­vayet edilen diğer bir kavle göre bu gibi huliyyatın vakf edilmesi sahih de­ğildir. Elmuğnî.)

155 - :  Bir kimse, ber hayat oldukça dilediği gibi tasarruf etmek ve­fat edince de satılıb semeni istenilen vücuhi hayre sarf olunmak üzere bir akarını vakf etse sahih olmaz. Şu kadar var ki bu vakf zımnında o akarın satılıb fakirlere tesadduk edilmesini vasiyet etmiş olacağından hakkında va­siyet hükmü cereyan eder. Tatar Haniyye, Tenkiti.

156 - : Vasiyet edilmiş bir malın musı tarafından vakf edilmesi, va-siyetden rücu sayılır. Meselâ : bir kimse bir akarını bir şahsa vasiyet et­miş olduğu halde bilâhare bir mescide vakf etse bu vakıf sahih, vasiyet ise bâtıl olur,

Kezalik bir kimse, emvalinin sülüsünü bir şahsa vasiyet ettiği haled muahharan bir akarını bir cihete vakf etse bu akar vasiyete dahil olmaz. Binaenaleyh bu kimsenin vefatında muşa leh olan şahıs, bu akarın sülüsü­nü almaya kadir olamaz. Neticetül'fetâvâ.

157 - : Mülk bir arsayı mülkiyetde ibka edib de anın üzerindeki mülk binayı veya mülk ağaçları, üzüm çubuklarını bir cihete vakf etmek sahih olmaz. Damad.

158 - : Mualecatın vakfı esasen sahih değildir. Fakat fukara ile ağni-yaya vakf edilecek olursa, -bu hususda örf carî olan yerlerde -caiz olur. Zenginler de fakirlere tebean bu vakfa dahil olurlar.

159  - : Erkek sığır    hayvanını ve emsalini damızlık için    vakf etmek caiz değildir.

160 - : Bir zimmî, yapdığı vakfın gailesini yalnız hıristiyan olan evlâ­dının fukarasına şart edib müslim olan veya başka bir dine dönen evlâdının fakirlerine verilmesini dermeyan etmiş olsa vakfı sahih olııb bu şarta ria­yet lâzım gelir. Binaenaleyh mütevelli, hilâfına hareket ederse zamin olur. Çünkü bir vâkıf, vakfının gailesini dilediği fakirlere tahsis edebilir. Reddi Muhtar.

161 - : Bir müslüman,  neuzübillâh irtidad edince yapmış olduğu va­kıflar bâtıl olur, varislerine intikal eder. Çünkü irtidad, güzel amelleri ıs­kat eder. îster ölsün, ister öldürülsün ve ister islâmiyete dönsün müsavidir. Şu kadar var ki islâmiyete döndükten sonra yeniden vakf ederse sahih olur.

Bir erkeğin irtidad halinde yapdığı vakf ise mevkufdur. Islama rücu ederse vakfı sahih olur. Fakat ölür veya Öldürülürse veya ecnebi memleke­tine kaçıp iltihakına hükm edilirse bâtıl olur.

Mürtedenin vakfı ise sahihdir. Çünkü o, irtidadından dolayı öldürülmez. Demek ki vakıf zamanından sonra arız olan irtidad, vakfı ibtal etmekdedir. Vakıf zamanına mukarin olan irtidad ise vakfı derhal ibtal etmemekdedir. Evkafı Hassaf, Reddi Muhtar.

162 - : Geçmiş hükümdarlar  tarafından vakf edilib tapu ile birisinin uhdesine verilmiş olan tarlalar, çayırlar,    başka bir cihete vakf olunamaz, îbni Nüceym.

163 - : îlân ve i§had bulunmaksızın yalnız bir vakfiye yazıvermekle va­kıf, sahih olmuş olmaz. Çünkü mücerred hat ve hatem ile amel olunamaz. Bunlar biribirine benziyebilir, tşhad bulunmadıkça yalnız yazı hüccet olamaz.

Binaenaleyh yapılan bir vakıf hakkındaki vakıfname, şahitlerin huzu-zunda okunarak mazmunu ilân ve işhad olunmalıdır ki muteber olsun. Bu üân ve işhad, bir ikrar demekdir. însan ise kendi ikrariyle ilzam olunur.

Hattâ bâr kimse, bir vasiyetname yazıb bunu okumaksızın şahidlere hi­taben : «Bunun içinde yazılı olan şeylere şahadetde bulununuz» demiş olsa sahih olan kavle nazaran şahidlerin buna şahadet etmeleri caiz olmaz. Va­kıf da vasiyet mesabesindedir. Geçmiş kadıların imzalarını ihtiva etse de bu gibi vakfiyeler ile beyyine, ikrar, yeminden nükûl gibi bir hüccet bulun­madıkça amel olunamaz. Hattâ bir akarın kapısı üzerinde bulumıb vakfiyetini nâtık olan bir kitabe ile, bir levha ile do şahidlerin şahadetleri bulun­madıkça hâkim hükm edemez. Hamevî Alel'eşbah.

Mahkemelerden birinin sicilâtında mukayyet bulunan bir vakfiye ise bun­dan müstesnadır, anınla amel olunur.

(Malikîlere göre vakıf, şurutunun işaasiyle sabit olacağı gibi medrese­lere mevkuf kitabların üzerlerindeki vakfiyeti gösterir yazılar ile de ve ka­dim medreseler, hanikahlar, ağaçlar, ve hayvanlar üzerindeki yazılar, kita­belerle de sabit olur. Şerhi Hırşî.) [30]

 basa dön

 

Vakıflara Zikr Edilmeksizin Dahil Olub Olmayan Şeyler:

 

164 - : Vakf edilen yere tebean onun tariki hassı, hakkı şirbi, hakkı mesîî gibi hukuk ve merafiki de zikr edilmiş olmasa da vakf olmuş olur.

Binaenaleyh bir kimse : «Şu hanem fakirlere sadakai mevkufedir» deyib de onun yolu ile hakkı şirbini zikr etmese bunlar da istihsanen vakfa dahil olmuş olurlar. Çünkü bir hane istiklâl veya ikamet için vakf edilir. Bu ise yol ile, su ile kabil olabilir. Yere tebean suyun vakf olması da böyledir. Haniye.

165 - : Bir arsa vakf edilince üzerinde bulunan binalar, ağaçlar, üzüm çubukları da zikr edilmeksizin vakfa dahil olur. Fakat hini vakıfda ağaçlar üzerinde bulunan meyyalar, veya bostanda bulunan sebzeler, veya tarlada bulunan ekinler vakfa dahil olmaz, vâkıfın mülkü olarak kalır.  Şu kadar var ki bu meyvaları ve emsalini vakf veçhile değil, nezr veçhile fakirlere tesadduk etmek lâzım gelir. Hilâl ibni Yahyanm reyi bu veçhiledir. Hindiy-ye, Mecmaül'enhür.

Maahaza makbere olmak üzere vakf edilen bir arsa üzerinde bulunan ağaçlar, vakfa dahil olmaz. Nitekim vakf edilen her hangi bir arsa üzerin­deki kesilmiş, toplanmış ağaçlar da vakfa dahil olmazlar. Haniyye, Bezza-ziyye.

166 - : Bir arsa vakf edilince üzerinde mevcud bulunan nerkis ve zağf-ran soğanları, gül ve yasemin ağaçlan vakfa dahil olur. Şeker kamışı, gül­ler, kına ve yasemin yaprakları ve sair ekinler dahil olmaz. Bunlar vâkıfa aid bulunur. Şu kadar var ki bu gibi vakfa tebean dahil olmayan şeylerin vakfa duhulü tasrih edilirse o vakit vakfa dahi! olurlar. Bezzaziyye.

167 - : Bir hane vakf edilib de hukuk ve merafikından bir şey zikr edil­mese hanenin satılması takdirinde satılışına tabi olacak şeyler, vakf edil­mesine de tabi olur, ayrıca tasrih edilmeleri icab etmez.

168 - : Vakf edilen bir akarın hududu beyan edildiği halde müştemelâtının bir kısmı noksan zikr edilse hududa itibar olunur. Bu hudud içinde bu­lunan müştemelâtın hepsi de vakfa dahil olur.

Meselâ hududu arbaası bildirilerek vakf edilen bir hanenin on odayı müştemil olduğu söylendiği veya vakfiyede yazıldığı halde on beş odayı müş-temil bulunsa bunların hepsi de vakfa dahil bulunmuş olur. Çünkü hudud zikredildikden sonra müştemelâtı zikre hacet yokdur. Akarlar hududlariyle bilinir, isimleriyle değil. Artık böyle zikri şart olmayan bir şeyi söylemeyib terk etmek, vakfın sıhhatine zarar vermez. Fetavayı Hayriyye.

Fakat hududu beyan edilerek vakf edilen bir mahallin müştemelâtmdan bazılarını vakıfdan istisna ve mülkiyette ibka etmek caizdir. İki daireye ayrılmış olan bir hanın hududunu beyan ile bu dairelerden yalnız birinin vakıf, diğerinin de mülkiyetde ibka edilmesi gibi. Dürri Muhtar.

169 - : Vakf edilen bir hissei şayi, beyan edilen mikdardan ziyade zu­hur etse de mecmuu vakıf olmuş olur.

Meselâ : bir kimse «Şu hanedeki sülüs mikdarından ibaret olan şayi his­semi vakf etdim» dediği halde o hanenin yarısına şayian mâlik bulunmuş olduğu zahir olsa bunun böyle yarısı vakf edilmiş olur. Kadıhan. [31]

 basa dön

 

Hasta Olanların Yaptıkları Vakıflar  :

 

170 - : Marazı mevtde yapılan vakıf, vasiyet olarak lâzım olur. Velev ki m âba delme vte izafe edilmesin. Çünkü böyle bir marizin tasarrufatı mâ-badelmevte muzaf gibidir. Müfta bih olan da budur, imamı Azamdan diğer bir rivayete göre mâbadelmevte izafe edilmedikçe lâzım olmaz. Muhiti Bür-hanî.

Vakıflar ile vasiyetler arasında sıkı bir münasebet vardır. Bir kısım vakıflarda vasiyet hükümleri cereyan eder, bir kısım vakıfların hükmü va­siyetlere kıyas ile tayin edilir, ve vakıflar vasiyetlerin nazjri sayılır.

171 - : Marazı mevt ile mariz olan kimse, borcu terikesinden ziyade ol­duğu halde bir malını vakf edib de bu hal üzere vefat etse alacaklıları bu vakfı tutmayıb o malı kısmeti guremaya idhal etdirebilirler. Çünkü borçlu­nun marazı mevtinde guremanın haklarını ibtale müeddî  olacak tasarruf­ları nafiz değildir. Kadıhan, Fetavayı Ali Efendi.

Marazı mevt bahsine müracaat!.

172 - : Bir kimse marazı mevtinde borcu ve varisi bulunmadığı halde bütün emvalini bir cihete vakf etse buna beytülmal emini müdahale edemez. Çünkü borcu, varisi olmayan kimsenin marazı mevtindeki teberrüatı bütün emvalinden muteberdir. Nitekim vasiyeti hakkında da hüküm böyledir. Bez-zaziye, Ali Efendi Fetvası.

173 - : Bir kimse marazı mevtinde varisleri bulunduğu halde bir malı­nı vakf etse sülüsi malinden muteber olur. Meğer ki vârisleri ziyadeye ica­zet versinler. Nitekim sair teberrüatı hakkında da hüküm böyledir.

Bu icazet, vâkıfın vefatından sonra olmak lâzımdır. Vefatından evvel vârislerin icazetleri veya redleri muteber değildir. Çünkü kendileri için bu halde henüz bir hak. sabit olmamışdir.

Terikenin üçde biri vakfa müsaid olunca vârislerin icazetlerine bakıl­maz, vakıf tamamiyle sahih olur. Fakat terikenin üçde biri müsaid olmadı­ğı gibi vârisler de mücîz olmasalar vakıf, yalnız üçde bir mikdarı hakkında caiz olur, ziyade mirasa idhal edilir.

Vârislerden bir kısmı, ziyadeye icazet verdiği halde diğer bir kısmı ica­zet vermese terikenin sülüs mikdariyle beraber icazet veren vârislerin bu ziyade mikdarındaki hisseleri de vakıf olmuş olur.

Şayed icazet vermeyen vâris, vakf edilen maldan hissesine düşen parça­yı başkasına satdıkdan sonra vâkıfın sair malı zuhur ederek sülüsi malın vakfa müsait olduğu anlaşılsa artık o satış muamelesi bozulmaz. Belki satı­lan hisse, o varise tazmin etdirilir. Zamamen alınan meblâğ ile o hisse ye­rine vakf olmak üzere başka bir mal satın alınır. Is'af, Haniyye.

174 - : Bir müteveffanın marazı mevtinde yapmış olduğu vakıf, malı­nın üçde birinden ziyade olmakla bu ziyadeye vârislerinden her biri icazet verdiği halde yalnız birisi icazet vermeden, meselâ çocuk olub da henüz ba­liğ olmadan vefat etmekle veraseti icazet veren vârislere münhasır olsa bu vefat eden vârisin hissesi hakkında vakfın sahih olması için ber bayat olan vârislerin tekrar icazet vermeleri lâzımdır. Kendi hisseleri hakkındaki İca­zetleri kifayet etmez. Çünkü bu hisseye yeniden mâlik olmuşlardır. Fetava-yı tbni Nüceym.

175 - : Bir kimse marazı mevtinde bütün emvalini müseccelen, yani hâ­kimin hükmüne mukarin olarak vakf edib de vârisi yalmz zevcesinden ibaret olduğu halde vefat etse bakılır. Eğer zevcesi icazet verirse vakıf, tamamen sahih olur. Amma icazet vermezse terikesinin altıda biri zevcesine aid olub mütebakisi vakf olmuş olur.

Şöyle ki : terikesi- altıdan tashih edilir, bunun sülüsü olan iki vakıf olur, sülüsam olan dördün bir rubu da zevceye verilir, geri kalan üç de yine vak­fa aid olur ki, mecmuu altıda beş etmiş olur. Nitekim vasiyetde de hüküm böyledir.

176 - : Bir kadın, marazı mevtinde bütün    emvalini müseccelen vakf edib de vefatında vâris olarak yalnız kocasını terk etmiş bulunsa bakılır. Eğer kocası icazet verirse vaktf olduğu gibi kalır, icazet vermediği takdirde ise terikenin sülüsü kocasına aid olub sülüsam da vakf olmuş olur. Vesaya-yi velvaliciyye.

177 - : Bir kimsenin hasta iken yapmış olduğu bir vakıf, bütün emva­line aid olsa da bilâhare sıhhat bulunca tamamı  hakkında muteber olur. Çünkü zail olan bir hastalık, sıhhat hükmündedir.

Binaenaleyh bilâhare vârisleri, bu vakfın hastalık zamanında yapılmış olmasına mebni terikenin sülüsünden muteber olmasını iddiaya kalkışamaz­lar. Haniyye, Mülteka.

178 - : Bir seneden ziyade süren müzmin bir maraz, meselâ bir felç, bir sellürrie, bir kötürümlük, hastanın hali tegayyür etmedikçe sıhhat hük­mündedir.

Binaenaleyh böyle bir hastalığa bir seneden ziyade tutulan bir kimsenin bu müddet içinde müseccelen yapmış olduğu vakıf, bütün emvalinden mu­teberdir. Fakat hali tegayyür etdikden sonra yapacağı vakıf, o hastahkdan vefat edince terikesinin sülüsünden muteber olur. Bu haide vârisleri vakfın sülüsden zaid olan mikdarını kabul etmiyebilirler. HülâsatüTfetâvâ.

179 - : Bir müteveffa, marazı mevtinde vakf etdiği bir malının men­faatini vârislerinden birine ve onun vefatından sonra da bir ciheti hayra, meselâ fakirlere şart etmiş bulunsa bakılır. Eğer bu mala terikesinin sülü­sü müsaid ise vakıf sahih olmuş olur. Bu suretde sair vârisler icazet verir­lerse bu menfaat, yalmz meşrutun leh olan vârise kalır, mücîz olmadıkları takdirde ise bu menfaate bütün vârisler, hissei irsiyyeleri veçhile müstahik olurlar. Meşrutun leh olan vâris, berhayat iken diğer vârislerden biri ve­fat etse hissesi vârislerine intikal eder. Fakat meşrutun leh olan vâris vefat edince bu menfaat, artık ikinci derecede meşrutun leh bulunan cihete, me­selâ fukaraya aid olur, sair vârisler buna müstahik olamazlar. Vakfı Hassaf.

180  - : Bir kimse marazı mevtinde bir malını vakf edib gailesini vâ­rislerinden bazılarına şart etse de meşrutun leh olarak başka bir ciheti hayr, beyan etmemiş bulunsa bakılır. Eğer vefatında sair vârisleri bu vakfa ica­zet verirse hükmüne riayet edilir. Fakat icazet vermezlerse vakıf bâtıl olub ö mal, bütün vârislerine mevrus olur. Velev ki terikesinin sülüsü müsaid bu­lunsun. Çünkü bu vakıf, bir vasiyet mesabesindedir. Vârislere vasiyet ise muteber değildir. Vakfın ise binnetice münkati olmayacak bir cihete aidi­yeti lâzımdır. Bu vakıfda ise böyle bir cihet yokdur. Cevhere.

181 - : Bir kimsenin marazı mevtinde mescid olmak üzere vakf etdiği bir akara terikesinin sülüsü müsaid bulunmadığı gibi vârisleri de icazet ver-meşeler, vakıf bâtıl olub o akar tamamen vârislere intikal eder. Çünkü mu­şa' olan bir yerin mescid olmak üzree vakf edilmesi caiz değildir. Mülteka, Damad. (140) inci meseleye bak!.

182 - : Bir kimse marazı mevtinde meselâ hanesini evvelâ kızlarına sonra bunların evlâdına ve evlâdlarımn evlâdlarına, bunların inkırazlarından sonra da fukaraya vakf edib do vefatında iki kızile baba bir kız karde­şini, terike olarak da yalnız bu hanesini terk etse vakfı bu hanenin sülüsü hakkında sahih olur. Kız kardeşi bu vakfa icazet vermeyince hanenin sülü-sanı bu varisler arasında sehimleri nisbetinde taksim olunur. Sülüs mikda-rın gailesi de kızlar yaşadıkça vârisler arasında yine sehimlerine göre tak­sim olunur. Fakat bu kızlar ölünce gaile vâkıfın şartı mucibince bunların evlâdlarına ve evlâdlarmın evlâdına sarf edilir, artık bunda vârislerin hak­ları kalmaz.

Kezalik : bir kimse marazı mevtinde bir akarım münhasıran vârisi bu-Junan üç kızına vakf etse bu akarın üçde biri kat'iyyen vakf olmuş olur. Üçde ikisi de bu kızların arzusuna tabi olur. Binaenaleyh icazet verirlerse itamamen vakıf olur.

Bu meseleler, İmamı Ebu Yusüfe göredir, imam Muhammede göre ka-Ibili kısmet olan bir müşaın böyle kısmetden evvel vakf edilmesi caiz değil-|dir. ReddüTmuhtar.

183 - : Bir kimse marazı mevtinde bir akarını kendi velediyle veledinin veledine, vakıf edib de başka malı bulunmasa, bakılır, eğer vârisler icazet verirse o akar velediye veledinin veledi arasında müsavat üzere tamamen vakf olmuş olur. icazet vermedikleri takdirde ise yalnız sülüsü veledinin ve­ledine vakıf olur, sülüsanı da vârislerine aid bulunur. Çünkü bu vakıf, va­siyet hükmünde olduğundan yalnız vâris olmayan  veledin veledi hakkında nafiz bulunmuş ulur. Hİndiyye.

184 - : Marazı mevtde vuku bulan vakıf, vasiyete takdim edilemez. Binaenaleyh bir kimse marazı mevtinde bir akarını bir cihete vakıf etmiş olduğu gibi bazı vasiyetlerde de bulunsa da bunların mecmuu terikenin sülüsünden zaid olsa vârisleri de icazet vermeseler bu sülüs, vakıf ile sair vasiyetler arasında taksim olunur. Şöyle ki vesâya sahibleri vasiyetlere, ehli vakf da bu akarın kıymetine darb olunur. Vesâya sahibleri kendilerine isabet eden mikdarları alırlar, bu akarın kıymetine isabet eden mikdar da mevkufun aleyhim için vakf olmuş olur. Hindiyye. Meselâ : terikenin tama­mı 6000 lira olduğu halde akarın kıymeti 300 lira, vasiyetlerden birinin nıik-darı 1200, diğerininki de 1500 lira olsa mecmuu (3000) lira eder ki terikenin sülüsünden 1000 lira fazla demekdir. Bu surette akarın kıymetinin sülüsü olan 100 lira ile 1200 liranın sülüsü olan dört yüz lira ve diğer vasiyete ait 1500 liranın sülüsü olan 500 lira tenzil edilerek vakfa 200 lira, birinci vasi­yete 800 lira, diğer vasiyete de 1000 lira düşmüş olur ki mecmuu 2000 lira­dır. Bu da terikenin sülüsüne muadildir.

185 - : Bir kimse hali sıhhatinde vakf etmiş olduğu bir akarın vakfi-yetini marazı mevtinde tescil etdirse bu vakf, terikesinin tamamından muteber olur. Yoksa vasiyet hükmünde olarak terikesinin sülüsünden muteber olmaz. Çünkü müneccezen vuku bulan tasarruflarda tasarruf haline itibar olunur. Bu tasarruf ise sıhhat haline müsadif bulunmuşdur. Binaenaleyh te­rikenin tamamından muteber olur. Mülteka.

(Malikîlere göre bir kimsenin marazı mevtinde vârisine vakfı bâtıldır. Çünkü bu, vasiyet demekdir. Muhtasarı Ebizziya Şerhi.) [32]

 basa dön

 

Vakıfların Birer Akdi Lâzım Olub Olmaması Hususun­daki İhtilâf

 

186 - : Vakıf, islâm hukukunca caizdir. Yalnız olmakla kalmayıb ayni zamanda pek memduhdur, kurübatdan maduddur, insaniyete yardımdan iba­ret bulunduğu cihetle pek müstahsendir. Bu hususda müetehidler arasında ittifk vardır. Yalnız fukahadan Şüreyh vakfın cevazına kail olmamış kavline istinat ederek vakıf sebebiyle vârisleri muayyen hisselerinden mahrum bırakmanın cevazına muhalif bulunmuşdur.

Fakat bu zatın bu içtihadı, vakfın meşruiyetini gösteren delillere muha­lif, âmmei müsliminin bu babdaki teamülüne gayri muvafık, şahısların ken­di malları üzerindeki hürriyeti tasaııufiyetlerine münaVi olduğundan bu hu-susdaki ittifakı ihlâl edecek mahiyetde değildir.

187 - : Vakıf, esasen caiz, usulü dairesinde sahih olmakla beraber her halde bir akdi lâzım mıdır? Yani vakfın hükmüne riayet edilmesi, bunun vâ­kıfı veya vâkıfın vârisleri tarafından mülkiyete irca edilmemesi her halde icab eder mi?. Bu hususda müetehidler arasında ihtilâf vardır. Nitekim aşa­ğıdaki tafsilâtdan anlaşılacakdır. Ancak dört tarikden biriyle yapılan bir vakfın lâzım olacağı hakkında Eimmei Hanefiyenin ittifakları vardır. Şöyle ki :

(Birinci tarik) : Bir kimse bir mülkünü usulü dairesinde bir cihete vakf edib de bunun lüzumuna salâhiyetdar olan bir hâkim tarafından hükm edil­se bu, bir vakfı lâzım olmuş olur. Artık bundan dönülemez. Çünkü bu hüküm, istihada mahal olan bir meseleye müsadif olduğundan muteberdir. Hâkjmin, ietihad mevzii olan bir yerdeki hükmü ise caizdir, nafizdir. Buna tescili vakf denir.

(îkinci tarik) : Bir kimse vefatından sonraya izafe ederek «Ben öldüğüm zaman şu mülküm fülân cihete vakf olsun» deyib bundan rücu etmeden vefat etse terikesinin sülüsünden muteber olmak üzere lâzım olur. Çünkü böyle bir vakıf vasiyet hükmündedir. Vasiyetin cevazı, lüzumu ise şer'an sabitdir.

(Üçüncü tarik) : Bir kimse «şu malımı hayatımda ve vefatımdan sonra fülân cihete müebbeden vakf etdim» deyib bundan dönmeden vefat etse bu vakıf, hayatında nezir, vefatında da vesiyet hükmünde bulunmuş, binaena­leyh terikesinin sülüsünden muteber olmak üzere lâzım olmuş olur,

(Dördüncü tarik) : Bir kimsenin vakf ve tarikini ifraz etmiş ve içinde na­maz kılınması için nâsa izin vermiş olduğu bir mescidde bir kere olsun ezan ve ikamete mukarin olarak cemaatle alenî namaz kılıma bunun hakkındaki vakfiyet, kesbi kat'iyet etmiş olur. Artık bu vakıfdan dönülemez. Çünkü bu, hakka tekarrüb için yapıhb âmmei müslimîn için terk ve teslim edilmiş ola­cağı cihetle mahza Allah Tealâmn mülkü sayılır. Artık hiç bir kimsenin mül­küne dahil olamaz.

İşte bu dört tarikden biriyle yapılan bir vakfın lüzumunda îmamı Azam ile imameyn arasında tam bir ittifak vardır. Diğer vakıflar hakkında ise aşa­ğıdaki meseleler veçhile İhtilâf mevcuddur.

188 - : imamı Azama göre hükme iktiran etmeyen veya mabadelmevte izafe edilmeyen veya mescidden ibaret olub içinde bir kere olsun cemaatle namaz kılınmamış bulunan bir vakıf, lüzum ifade etmez. Belki vâkıf, vakf Ptdiği şeye kemafissabık malik bulunacağından dilerse vakfından rücu ede­rek o şeyi satabilir, başkasına bağışlayabilir, kendi ölünce de bu şey, varisle­rine intikal eder.

Bu halde vakıf, îmamı Azama göre : «Bir mülkün menfaatini bir cihete tahsis etmekdir ki, vâkıf bundan dönebilir ve bu müik vâkıfın vefatiyle va­rislerine intikal eder, meğer ki hâkimin hükmüne iktiran etsin veya mabadel­mevte izafe rücu etmeden vâkıf vefat etsin, veya mescid olub içinde vâkıfın izniyle velev bir defa cemaatle cehren namaz kılınsın. Bu halde vakıf lüzum ifade edib artık bundan dönülemez.

Bir rivayete göre vakıfdan başka olmak üzere yalnız bir kimsenin "na­maz kılması da kâfidir.

İmam ve müezzin tayin edilen bir zatın ezan ve ikamet ile yolnız başına kılacağı bir namaz da cemaatle namaz sayılır. Bununla da o yer bilittifak mescid olmuş, olur. Fethülkadir, Dürer. Hilâlin beyanına göre vâkıfın tek ba­şına namaz kılması da kifayet eder. Fakat Hasan ibni Ziyadın imamı Azam­dan rivayetine göre bu kifayet etmez. Muhiti Burhanı.

189 - : tmam Ebu Yusüfe göre bir mülk, sahibi tarafından mücerred vakf edilmekle lüzum ifade eder. Mâlikinin mülkünden çıkar, başkasının mül­küne girmez, belki tahsis edildiği cihete, meselâ ammenin menfaatine âid olup hassatan mülkü ilâhi hükmünde bulunur. Artık vâkıf, bunu mülkü­ne irca edemez, vefatından sonra da bu mal, vârislerine intikal etmez. Bunun lüzumu, tamamiyyeti için hükme hacet bulunmadığı gibi başkasına tevdi ve teslime de ihtiyaç yokdur. Mescid, makbere veya han gibi vakf edilen bir yer mücerred tahliye edilmekle, yani nâsın gelib namaz kılmalarına, cenaze koymalarına, içinde misafir olmalarına müheyya bir halde bulundurulmakla bir vakfı lâzım olmuş olur. Yoksa bu vakfın lüzumu orada bilfiil namaz kılın­masına ve saireye tevakkuf etmez.

Bu halde vakıf, İmam Ebu Yusüfe göre : «Bir mülkün menfaatini bir ci­hete tahsis etmekdir ki, bununla o mülk hâkimin hükmüne ve başkasının kabz ve tesellümüne muhtaç olmaksızın mâlikinin mülkünden çıkar, mahza mülkü ilâhî hükmünde olub başkasının mülküne girmez, artık bundan rücu da kabil olmaz. Bu, iskatat kabilinden bir akdi lâzımdır.

190 - : İmam Muhammede güre bir mülk, mücerred vakıf ve başkasına teslim edilmekle lüzum İfade eder. Şöyle ki : vakf edilen bir mal, akar kabi­linden olub mütevelliye teslinfedilirse, veya mescid olub içinde bir kere ol­sun ezan ve ikametle ve cehren cemeatla namaz kılımrsa veya bu mescid mü­tevelliye veya hâkime veya naibine teslim edilirse veya makbere olub içine bir kişi olsun det'n edilirse veya han, ribat gibi bir şey olub içinde bir yolcu, bir mücahid misafir olursa veya çeşme olub suyundan bir kişi olsun içerse, veyahut han, ribat gibi bir şey olub içinde bir yolcu, bir mücahid müsafir olursa veya çeşme olub mütevelliye teslim edilirse bir vakfı lâzım olmuş olur, artık andan dönülemez.

Makberenin mütevelliye teslimi kâfi görülmemekdedir. Çünkü makbere-nin âdete nazaran mütevellisi olmaz, onun teslimi, bir defa-olsun içine ölü defn edilmekle vücude gelir. Mebsut, Dürer, Hindiyye Muhiti Burhanı.

Velhâsıl : teslim bulunmaksızın mücerred : «Bu malı fülân cihete vakf otdim» demekle vakıf, lüzum ifade etmez. Demek ki teslim, vakfın tamamiy­yeti, lüzumu için bir şartdır.

Bu halde vakıf. İmam Muhammede göre : «menfaati, bir cihete tahsis ve ayni, mütevelliye veya içinde namaz kılmak veya misafir olmak gibi bir mas lahata mebni nâsa teslim edilen bir maldır ki, bu suretle sahibinin mülkünden çıkmış olur, başkasının mülküne girmez, mahza mülki ilâhî hükmünde olub artık ondan rücu edilemez.»

(Eimmei selâse ile sair bir kısım müctehidlere göre de vakıf, mücerred vâkıfın : «vakf etdim» demesiyle lâzım olur. Artık ondan dönülemez.

Maliki fukahası diyor ki : bir vakfın lüzumu, hâkimin hükmüne muhtaç değildir, mücerred vakf edilmekle lâzım olur, artık vâkıf rücu edemez. Şu ka­dar var ki: bir vâkıf, vakfına bir hâkim veya başkası musallat olduğu takdir­de kendisinin veya varisinin mülküne avdet etmesini şart etmiş olsa bu şartı muteber olur. Muhtasarı Ebizziya Şerhi, Hirşî.)

(îmam Ahmedden bir rivayete göre de bir mal, mücerred vakf edilmekle, bir vakfı lâzım olmuş olmaz. Belki başkasına teslim, edilmesi de icab eder. Çünkü bu, bir malı teberru etmekden ibaretdir. Başkasına verilmedikçe mücerred vakf eldim demekle mülkiyetden çıkarak lâzım olmuş olmaz, hibede, vasiyetde olduğu gibi. Elmuğnî.

Maahaza Hanbelî f