ÖNSÖZ.. 4

(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) 4

MEVKUF ARAZİ, AKARAT VE NÜKUD HAKKINDA UMUMİ. 4

MALÂMATI HAVİDİR. 4

Mevkuf Arazinin Aksamı  : 4

Mevkuf Akar Atı M Akşamı   : 6

Müessesatı Hayriyeden Mesc İdler : 6

Müessesatı Hayriyyeden Zaviyeler, Kâr Vans Ar Aylar Çeşmeler : 8

Müessesat1  Hayriyeden  Makbereler : 9

İcarei  Vahideli Vakıflar 10

Mukataalı  Vakıflar  : 10

İcareteynli Vakiflar : 12

Vakıf Yeklerin Kiraya Verilmesi : 12

İcareteynli Vakıf Akarların Ferağ Ve Tefvizi 16

Marizlerin Ve Kas1rın1n Ferağları  : 17

Vefa Ve  İstiğlâl Tarikiyle Ferağ  : 18

Ferağ Ve Teferruga Vekâlet : 19

Ferağlarda İtiyaz Ve Hiyari Ayb İle Hiyari Rü'yet Vesaire : 19

Vakıfların  Taksimi  Ve  Mühayee  İle  İfrazı 20

Vakıfların Gasb Edilmesi 22

Nükudı   Mevkufenin Tenmiyesi 24

(DÖRDÜNCÜ BÖLÜM) 25

VAKIFLARA AİD   TAMİRAT VE İNŞAATA, 25

SARFİYATA, İSTİDANEYE, CİHETLERE, VAZİFELERE MAHSUS UMUMİ MALÛMATI HAVİDİR. 25

Vakıflara Aid Tamirat Ve  İnşaat 25

Bir Vakfa Aid Varidatın Başka Bir Vakfa Sarf Ve Naklinin Caiz Olub Olmaması  : 27

Vakıflar İçin İstidanenin Caiz Olub Olmaması 27

Cihetlerin Tevcihi  : 28

Cihetlerde İstinabenin Ve Ferağın Cereyanı : 29

Cihetlerin  Muattal Birakilmasi 30

Vazifelerin.Aksamı Ve Mürtezikaya Vakfın Gallesinden Vazifelerinin Nasıl Verileceği : 31

(BEŞİNCİ  BÖLÜM) 34

MÜTEVELLİLERE VE VAKIFLARA MÜTEALLİK DÂVALARA AİD UMUM! MALÛMATI HAVİDİR. 34

Mütevelli Olabilecek Kimseler  : 34

Mütevellilerin Ücrete İstihkakları 36

Kaimmekam   Mütevelli   Nasbi 37

Mütevellilerin   Ellerindeki  Vakıf  Mallarda Tasarruf-Ları 37

Mütevellilerin Sulh Ve İbraları 38

Mütevellilerin Zamin Ve Yeminleriyle Musaddak Olub Olmadıkları Hususlar : 39

Mütevellilerin İkrarları Ve Kendilerine Yemin Teveccüh Edib Etmeyen Hususlar 41

Mütevellilerin Muhasebeleri 42

Mütevellilerin Azillerini  İcab Edib Etmeyen Şeyler : 43

Vakıflarda Mesmu Olub Olmayan  Dâvalar 44

Vakıf Davalarında Hasım Olub Olamayanlar 46

Vakıflarda Makbul Olub Olmayan Şahadetler 47

Vakıflarda  Hisbe   Veya Tesamü'  Tarikiyle  Şahadet: 49

Vakıflarda  Beyylnelerin  Tercihi 50

Vakıflara Müteallik İkrarlar 51

Vakıflarda Müruru Zaman. 53

Bir Vakviye Sureti 54

On  üçüncü Kitap. 55

VASİYETLERE, VASİLERE DAİR HÜKÜMLERİ CAMİ OLUP BİR MUKADDİME İLE  İKİ  BÖLÜMDEN  İBARETTİR. 55

MUKADDİME.. 55

Vasiyetlere Ait Bazı  Istılahlar 55

(BİRİNCİ BÖLÜM) 56

VASİYETLERE DAİRDİR.. 56

Vasiyetlerin   Rüknü, Sebebi,  Kısımları, Hükmü. 56

Vasiyetlerin  Meşruiyetindeki  Hikmet Ve Maslahat 58

Vasiyetlerin Ait Şartları : Müsilere,   Musa   Lehlere, Musa  Bihlere. 58

Musa Leh Olup Olamayacak Ve Musa Bihin Tamamını Alıp Alamayacak Kimseler 61

Menfâatlere Müteallik Vasiyetler 64

Vasiyetlerin Cevazına, Butlanına Ait Bazı  Meseleler  : 66

Vasiyetlerden  Rucua Dair Bazı  Meseleler : 69

Vârislepin Vasiyetlere İcazetleri  : 71

Müteaddit Vasiyetlerden Hangilerinin Takdim Edileceğine Dair  Meseleler 72

Hayır Cihetlerine Ait Vasiyetlerin Tenfiz Suretler 73

Kariplere, Ehli Beyte, Cirane Vesaire Namına Yapılacak Vasiyetler 75

Terikenin Sülüsiyle Yapılan Vasiyetler 79

Terikeden Cüz' Sehm, Nasip Gibi Bir Şey Verilmesiyle Yapılan Vasiyetler1: 81

Borç İkrarı Suretiyle Yapılan Vasiyetler 82

Marizlerin Vasiyyetlerine Dair Bazı  Meseleler 82

Gayri Müslimlere Ait Vasiyyetler 83

(İKİNCİ BÖLÜM) 84

VESAYETLERE DAİRDİR. 84

Vesayet Akdine Müteallik Bazi Meseleler : 84

Vasilerin Evsafı Ve Azil Ve Tebdilleri 85

Münferit Vasilerin Tasarruf Atı 87

Müteaddit Vasilerin Tasarrufatı 89

Çocuklar Hakkinda Velayeti Tasarrufa Müteallik Bazı Meseleler  : 90

Vasiler İle Vârislerin Ter Ike* Ye Rücua Müstahik Olup Olmadıklarına  Dair   Bazı   Meseleler 91

Vasilerin Sözleriyle Tasdik Olunup Olunmadıkları: 92

Vasilerin Tazmini Ve Butlanı İcap Edip Etmeyen'baz! Tasarrufları 93

Vasilerin  İkrar Ve Şahadetleri 95

Hâkim Tarafından Vasi Nasb Edilmesini Mucip Sebepler: 96

Vasiyyi Muhtar İle Vasiyyi Mansub Arasl'ndaki Farklar: 97

ON DÖRDÜNCÜ K I TAB.. 98

MUKADDİME.. 98

VERASETE VE İNTİKALE AİD BAZI  ISTILAHLAR.. 98

VERASETE AİD ISTILAHLAR : 98

(BİRİNCİ BÖLÜM) 100

TERİKELERE VE TERİKELERİN MEVRUS VE MÜNTAKİL.. 100

OLDUĞU ŞAHISLARA VE SAİREYE MÜTEALLİKDİR. 100

Terikeye Tekfini Eden   Haklar   :   Meyyitin Teçhiz Ve. 100

Meyyitin Borçlarının Ödenmesi =  Kazai Deyun : 101

Meyyitin Vasiyetlerinin Tenfizi 103

Terîkenin Vârisler Arasında Taksîmî : 104

Vârislere  İntikal Edib Etmeyen  Haklar : 104


ÖNSÖZ

«Hukuki Islamiyye ve Istilâhatı Fıkhıyye» nin işbu beşinci cildi, islâm hukukunun müteşekkil olduğu kitaplardan meçhas-i fıkhiyeden üç kitab-dan müteşekkildir.

Bu cildi teşkil eden kitaplar ikinci kitabın 3, 4, 5 inci bölümleri iie on-üçüncü ve ondördüncüden ibarettir.

Bu kitaplar arasında mündericat itibarile büyük bir münasebet vardır. Çünkü bunlar, teberrüat mânasını muhtevidir. Bunlarda meccanen devr, temlik ve temellük gibi içtimaî hayâtın levazımından olan hükümler mün-demişdir.

Binaenaleyh aynı gayeleri müteveccih meseleleri, hükümleri ihtiva eden, bu cihetle aralarında büyük bir münasebet bulunan mezkûr bu üç kitap eserimizin işbu beşinci cildini teşkil etmekte bulunmuştur.

Tevfik, Allah Tealâ Hazretlerindendir.[1]

 

(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

 

MEVKUF ARAZİ, AKARAT VE NÜKUD HAKKINDA UMUMİ

MALÂMATI HAVİDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Mevkuf arazinin aksamı. Mevkuf akaratın aksamı. Müesses at ı hayrlyeden m esc İdi er. Müessesatı hayriyyeden zaviyeler, kâr* vansaraylar, çeımfrler. Müessesatı hayriyeden mahbereler, İcarei vahidelt vakıflar. Mukataalı vakıflar. Icareteynlİ vakıflar. Vakıf yerlerin kiraya ye­rilmesi, leareteynli vakıf akarların ferağ' ve tefvizi. Marizlerin ve kasırla­rın ferağları. Vefaen istiğlâl tarikiyle ferağ. Ferağ ve teferruga vekâlet. Ferağlarda İ'tlyaz ve hıyarı ayb İle hıyarı riiyet. Vakıfların taksimi ve mîi-hayee ile ifrazı. Vakıfların gasb edilmesi.  Nükudı mevkufentn tenmlyesi. [2]

 

Mevkuf Arazinin Aksamı  :

 

396 - : Vakıf arazi iki kısımdır. Bir kısmı, evkafı sahihadan olan ara-zii vakfiyedir ki, arazii memlûkeden iken şer'i şerife tevfikan bir cihete vakf edilmiş olan arazidir. Bu arazinin rakabesi ve bütün hukuki tasarru-fiyesi vakıf canibine aiddir. Bunlar da vâkıflarının şeraiti veçhile amel olu­nur. îkinci kısmı da evkafı gayri sahihadan olan arazii vakfiyedir ki, bun­lara tahsisat, irsadat da denir. Bunlar, esasen arazii emîriyeden, başka bir tabir ile arazii milliyeden, arazii memleketten iken bilâhare ifraz edilerek veliyyül'emr tarafından veya anın izniyle başkaları tarafından birer» cihe­te vakıf ve tahsis edilmiş olan araziden ibaretdir.

(Birinci cild Düsturda münderic olan 7 Şaban 1274 tarihli Arazi Kanu­nuna müracaat!)

397 - : Bir veliyyül'emr, beytülmale aid araziden bir parçayı kimseye temlik etmeksizin âmme mesalihi için, meselâ bir medresenin levazımı için vakıf etse tahsisat kabilinden olarak caiz olur.

Kezalik : ahaliden bir zat, araziyi milliyeden bir çiftliğiilemellük etme­den veliyyüT emrin izniyle beytülmalin masarifinden bir ciheti hayrîyyeye, meselâ bir mescidi şerifin mesalihine vakf etse tahsisat kabilinden olarak caiz olur.

Bir çok salâtin ve ümeranın vakıfları bu kabildendir.

398 - : Tahsisat kabilinden olan vakıflar da meşrutun lehleri bakımın­dan iki kısımdır.   Birinci kısım,   sahih tahsislerdir ki,   beytülmâle aid bir kısım varidatı, meselâ bir araziyi milliyenin rüsumunu, mahlûlâtın bedelle­rini beytülmaün maarifinden olan bir cihete, meselâ âmmeye aid bir has-tahanenin levazımına veliyyül'emrin tahsis etmesi gibi.

Bir yerdeki çeki ve kantar rüsumunun böyle bir cihete vakfı da bu ka­bildendir. Istanbulda bunun emsali vardır. Üçüncü Sultan Ahmedin Bebek­teki camii şerifinin böyle bir vakfı vardır.

Bu varidat, muhassasün lehası olan cihete sarf olunur. Bu, bir sahih ve lâzım vakıf hükmündendir. Bunu nakz ve ibtal, caiz olmaz.

îkinci kısım gayri sahih tahsislerdir ki bunlar da beytül'mâle aid bir takım varidatı, beytüîmâlin masarifinden olmayan bir cihete vakf ve tayin­den ibaretdir. Bu kısım vakıflar, veliyyiil'emrin reyîle nakz ve ibtal edile­bilir. Bunların şeraitine riayet lâzım gelmez, Tenkihi Hâmidî, îbni Nüceym risaleti, AH Efendi fetvası.

Beytülmalin masarifi için vergiler bahsine müracaat!.

399 - : Araziyi milliyeden iken tahsisat   kabilinden   olarak bir cihete vakıf ve tayin edilmiş olan yerler üç nevidir.

Birinci nevi; gerek rekabesi ve gerek hukuki tasarruf İyesi beytülmâle aid olub yalnız aşar ve rüsumu veliyyülemr canibinden bir cihete vakf edil­miş olan arazidir. Bu nev'in yalnız aşarı ve ferağ, intikal ve mahlûlât be­delleri vakıfları canibine aid olur. Bunlar yine sırf arazi gibi beytülmal ta--atından tapu ile ekincilere tefviz olunur. Bunlarda Arazi kanunnamesi hü­kümleri cereyan eder. Türkiyedeki arazü mevkufenin ekserisi bu kabildendir.

ikinci nevi; rakabesi ve aşariyle rüsumu beytülmâle aid olub yalnız hu­kuku tasarrufiyesi veliyyüTemr tarafından bir cihete vakıf ve tahsis edil­miş arazidir. Bunun aşar ve rüsumu beytülmâle verilir.

Üçüncü nevi; rakabesi beytülmâle aid olmakla beraber hem hukuku ta­sarrufiyesi, hem de aşar. ve rüsumu veliyyül'emr tarafından bir cihete tah­sis edilmiş bulunan arazidir. Bunun aşar ve rüsumu vakfı canibine aiddir.

Bu son iki nevi» ya bizzat vakıfları namına ziraat edilir veya başkasına icareye verilir. Varidatı meşrutun lehlerine sarf olunur. Bunlarda Arazi Kanunu hükümleri cereyan etmez. Binaenaleyh bunlarda ferağ ve intikal misiilû kanunî ^hükümler carî değildir. Arazi Kanunnamesine müracaat!..

400 - : Bir mahalde vakfı sahih ile tahsisat kabilinden olan vakıf, iç­tima edebilir.

Meselâ : bir kimse mâlik olduğu araziyi öşriye veya haraciyeyi veya sureti meşruada temellük etmiş olduğu arazii milliyeden bir parçayı bir cihete vakf etdiği gibi bu arazinin beytülmâle aid olan öşür veya haracı da veliyyülemr tarafından diğer bir cihete vakıf ve tahsis edilse bunda bu iki kısım vakıf toplanmış olur.

Bir arazinin böyle vakıf, edilmiş olmasiyle öşrü veya haracı sakıt olmuş olmaz. Çünkü öşür ile haraç için şer"i şerif, bir vecih tayin etmiştir. Vakıf edilmekle bu tegayyür etmez. Binaenaleyh bu öşür ve haraç da başka bir cihete tahsis edilebilir. Fetavayı Hayriyye.

401 - : Araziyi Öşriyye ve haraciyyedeu  bir yerin  mâliki    tarafından meşru suretde vuku bulan vakfı,  evkafı sahihadandır.

Kezalik araziyi mevattan bir mahallin veliyyül'emrin izniyle mülkiyet üzere ihya edilerek bir cihete vakf edilmesi de evkafı sahihadandır. Is'af, Ibni Nüceymin Mısır arazisi hakkındaki altıncı risaleti.

402 - : Araziyi öşriyye veya haraciyyeden olan bir memlekette kadim-denberi vakf edilmiş bir çiftlik hakkında  :  «İhtimal ki bu, mâliki vâris bı­rakmaksızın vefat etmekle beytülmâle aid olarak araziyi memleket hükmü­ne girmiştir de ondan sonra temellük    edilmeksizin vakf edilmişdir» diye onun  evkafı gayri  sahihadan  olduğuna  hükm  edilemez.   Çünkü  tevehhüme itibar yokdur. Kadim kıdemi üzere bırakılır ve müslümanların haklarındaki galebei zanna mebnl bunun vechi şer'i üzere yapılmış olduğuna kail olmak lâzımdır. Haniyye, Fetavayi Hayriye.

403 - : Arazii milliyyeden ifraz edilerek bir zata sahih suretde temlik edilen çiftliklerin ve sair arazi parçalarının o zat tarafından bir ciheti hay­ra yapılan vakfı, evkafı sahihadandır. Şeraitine riayet lâzım gelir. O zat, vc-liyüTemr olabileceği gibi ümeradan biri veya    başkası da olabilir. Risalei Ibni Nüceym. NetİcetüTfetâva.

404 - : Arazii milliyyeden bir mahallin eşhasa temlik edilmesinin sıh­hati, beytülmalden satın alınmasına mütcvakkıfdır. Şöyle ki  beytülmâlde müzayaka bulunduğu bir zamanda arazii miliyeden bir paranın semen-i mis­ille satın alınması sahihdir.     Fakat semeni  mislinden     noksan  fahiş     İle satın alınması temlikin sıhhatine manidir.  Velev ki tağyir bulunmasın.

Beytülmâlde müzayaka bulunmadığı takdirde ise böyle bir parçanın bey-tülmâlden ancak iki kat kıymetiyle satın alınması sahihdir. Bu takdirde iki kat kıymetinden noksanı fahiş ile satın alınsa sahih bir temlik hâsıl olmuş olmaz. Nitekim yetimlerin mallan hakkında da müteahhirîni fukahanın kavileri böyıedir. Müfta bir? olan da budur. Veliyyül'emr, müslümanların mesalihinin nazırı olduğundan yetimlerin vasisi gibidir. Beytülmal de mali yetim hükmündedir. Aliyyi Maksidînin Eşbah haşiyesi.

405 - : Kadimdenberi vakf edilen ve aslı araziyi milliyeden iken bey-' tülmâlden satın alındığı malûm bulunmuş olan arazinin,  evkafı sahihadan olduğuna hükm edilir. Bu satış    muamelesinin yukarıdaki    mesele veçhile meşru suretde yapılmış olduğu malûm olsun olmasın müsavidir. Çünkü as}

olan, sıhhatdir. Kadîm olan da hilâfına bir hüccet üzere terk edilir.

Fakat bu arazinin vakf edilmeden evvel, beytülmâl canibinden satın alınmış olduğu asla bilinemezse evkafı sahihadan olduğuna hükmedilemez. Bunun beytülmâl için bekası asidir. Dürri Muhtar, Reddi Muhtar.

406 - : Bir kimse arazii milUyyeden tapu ile tasarrufunda bulunan bir parçayı, meselâ bir çiftliği usulen temellük etmeden veya veliyyül'emrin iznini istihsal eylemeden bir cihete vakf etse bu, ne sahih evkafdan, ne do tahsisat kabilinden olmuş olmaz. Belki yine sırf arazii milliyeden bulunur.' Ve ayni hükümlere tabi olur. Bunlarda alım satırrî, hibe, vakıf ve sair tem­lik ve temellük vecihleri cari olmaz. Fetavâyi Feyziyye, Mülteka şerhi feraid.

407 - :  Arazii milliyyenin bir şahsa temlik edilebilmesi âmme masla-hatiyle mukayyetdir.    Binaenaleyh bir belde kenarında    bulunub kimsenin âlâkai şeriyesi bulunmayan bir mikdar millî mahalli usulü dairesinde bir şahsa parasiyle temlik caiz ise de âmme maslahatını ihlâl etdiği takdirde caiz olmaz. Bu hususda hacete değil, maslahata bakılır. Maslahat tahak-.kuk edince bir ihtiyaç bulunmasa da bu temlik, meşru olur. Müteahhirinin müfta.bih olan kavileri de bu veçhiledir. Eşbah.

408 - : Brazn" milliyyenin bir kimseye meccanen temliki sahih değildir.

Binaenaleyh böyle bir arazinin vakf edilmesi sahih- olmaz. Velev ki o kimsenin elinde bir temlikname bulunmuş olsun. Bu cihetledir ki beytülmâ-le aid araziden iktaât voliyle bazı ümeraya meccanen verilmiş olan yerle­rin vakıfları evkafı sahihadan sayılamaz, bunların şeraitine her halde riaL yet icab etmez. Şu kadar var ki bunların yukarıdaki meseleler veçhile âm­me mesalihine, birer ciheti hayra vakıf ve tayin edilmiş olanları tahsisat kabilinden olarak caiz bulunmuşdur. Bahri Raik, Dürri Muhtar,

409 - : Bir  beldenin arazisinden    bir    kısmını'   akar ittihaz ederek, meselâ : bir mescidi şerife vakf etmek veya bir kısmının ilâvesiyle bir mes­cidi şerifi genişletmek için veliyyül'emr tarafından izin verilse bakılır. Eğer o belde anveten fetih edilmiş ve arazisi gânimler arasında taksim edilmemiş İse bu izin, nafiz olur. Fakat o belde sulhan alınıp arazisi ahalisinin mülkünde ibka edilmiş veya anveten alınıp gânimler arasında mülkiyet üzere taksim olunise bu izin, nafiz olmaz. Çünkü başkasının mülkü vakf edilmiş olur. Reddi Muhtar.

410 - : Arzı havsın vakf edilmesi caiz değildir.

Arzı havz, sahibinin ekip biçmekden, ve haracını ödemekten âciz kal-masiyle_jnejia£ü>- fearacına mukabil olmak üzere veliyyül'emre def ve teslim ettiği arazi parçasıdır. Veliyyülemr, bu parçaya bunla mâlik olmayaca­ğından bunu bir cihete vakf etmesi caiz olamaz. Bahri Raik. [3]

 basa dön

 

Mevkuf Akar Atı M Akşamı   :

 

411 - : Vakıf akarlar, iki kısımdır. Birinci kısım, kiraya verilmek   için değil, belki ayni ile istifade olunmak üzere vakıf edilmiş olan yerlerdir. Bun­lara (müessesatı hayriye) adı verilir. Mâbedler, medreseler, mektepler, çeş­meler, kütüphaneler, imarethaneler,  hademei hayratın süknasma mahsus haneler, makbereler bu cümledendir.

İkinci kısım, icareye veriiib varidatının bir hayır cihetine sarf edilmesi meşrut bulunan akarlardır, ki bunlar da (icarei vâhideli vakıf akarât) (mu-kataah vakıf akarât),- (icareteynli vakıf akarât) nâmı ile üç kısma ay-nlmışdır.

412  - : Müessesatı hayriye iki nevidir. Birinci nevi, kendisinden fakir­lerin de, zenginlerin de intifa etmeleri caiz olan hayır müesseselerdir. Mes-cidier, kütüphaneler, misafirhaneler, köprüler, umumî makbereler gibi.

ikinci nevi, kendisinden yalnız fakirlerin intifâı caiz olup zenginlerin is­tifadeleri caiz. olmayan hayır müesseseleridir. Velev ki fukaraya mahsus ol­dukları vâkıfları tarafından tasrih edilmiş bulunmasın, imarethaneler, hastaların yiyecekleri ve ilâçları vakıf tarafından verilmek üzere tesis edilmiş olan vakıf hastahaneler gibi.

Şu kadar, var ki bu müesseselerden fakirler ile beraber zenginlerin de istifade edebilmeleri vâkıfları tarafından meşrut bulunursa bunlardan zenginler de intifa edebilirler.

Fakat bunlardan yalnız zenginlerin istifade etmeleri meşrut olursa va­kıf, sahih olmuş olmaz. (153) üncü meseleye müracat!. [4]

 basa dön

 

Müessesatı Hayriyeden Mesc İdler :

 

413 - : Mescidler (küçük büyük cevamii şerife) ; en mühim, dinî mües­seselerden bulunm&kdadır. Bir mescidi şerif, tamire muhtaç olub da vakfı müsaid bulunmasa beytülmâl tarafından tamir edilmek lâzım gelir. Çünkü, burası, müslümanların muhtaç oldukları bir ibadethanedir, bunun mamu riyeti âmme menafü icablarındandır. Böyle bir mescidi tamiri için kısmen icareye vermek sahih olmaz. T-ahtavî.

414 -  :  Bir mescidi şerifi tamir için ânın    evkafından olan bir şeyi, mahalle ahalisinin satmaları, hâkimin reyine mukarim "İsa da caiz olmaz. Hindiyye.

415 - : Mamur bir mescidi haricden bir zatın yıkıb yerine andan daha muhkem bir mescid yapmaya salâhiyeti yokdur. Fakat bir mahallenin veya karyenin kadim mescidi dar olmakla o mahalle veya karye ahâlisi, o mescidi yıkıb yerine kendi mallariyle geniş, evvelkisinden metin bir mescid yapmaları caizdir.

Bu takdirde burada cuma ve bayram namazlarını kılmak için veliyyül-emreden tekrar izin almak lâzım gelir. Behcetülfetâva. Ceridei iîmiyye.

416 - : Bir mescid dar olub cemaate kifayet etmese mütevelli, o mes­cidin bitişiğinde bulunub anın müstegallâtmdan ulan bir vakıf akarın ilâve­siyle o mescidi tevsi edebilir. Fakat bir hacet görülmediği takdirde bu ilâve edilen kısım, mescid olamaz. Bezzazİyye.

417 - : Bir mescidi tevsi etmeğe lüzum görüldüğü takdirde anın'yanında bulunup başkasının mülkü olan bir yer,  sahibi razı olmasa bile parasiyle alınıb mescide ilâve edilebilir.

Kezalik böyle bir mescidin yanında lüzumundan fazla geniş olub âmmeye mahsus bulunan bir meydan veya''yoldan bir mikdarı da âmmeye mahsus bulunan bir meydan veya yoldan bir miktarı da âmmeye zarar ver­mediği takdirde hâkimin re'yile mescide ilâve edilebilir.- Bazı fukahaya güre bu mescidin bulunduğu belde anveten alınmış İse bu ilâve caizdir. Sul-hen feth olunmuş ise caiz değildir. Reddi Muhtar, Hindiyye. (409) uncu meseleye müracaat

418 - : Yıkılmış oian bir mescidi şerifin yeniden yapılması için birik­miş olan gailesi kâfi bulunsa bu gaile ile omescidi yeniden inşa etmek caiz olur. Fetva bu veçhiledir. Fakat Hassafa göre bu gaile, vâkıfı tarafından mescidin tamirine meşrutdur, yeniden İmarına meşrut değildir. Binaenaleyh bununla o mescidi yeniden bina etmek caiz olmaz. Hindiyye.

419 - : Bir mescid, harab ve ahalisi müstağni olub içinde namaz kılın­maz bir hale gelse o mescid, imam Muhammede göre vâkıfının veya vârisi­nin mülküne avdet eder. Fakat İmam Ebu Yusüfe göre avdet etmez, ebe­diyen mescid kalır: Bunun satıhb semeninin ve varidatının başka bir mes­cide sarfı da  caiz olmaz.  Esah  ve müfta  bin olan da budur. imam Muhammede göre bu halde  mescidin  vâkıfı  veya  vârisi malûm olmazsa o mescid lukata hükmünde bulunur.

(imam Mâlik Üe îmam Şafiî ve bir rivayete göre imam Azam da mes-cidlerin asla satılamayacağına    kail olmuşdur.  Bir mescid harab olmak veya başka bir sebeble satılamaz.  Mescİdler,  menafii baki oldukça satıla­mayacağı gibi, menafii muattal bulundukça da satılamaz.  Nitekim ıtk hâ­disesi hiç bir sebeble muattal olmadığı gibi mu'taka her şeyden daha ziyade benzeyen mescidlerde de muattal olarak satılamaz.  Çünkü bunlar, insanla rın mülkünden ebediyyen çıkmışlardır. Elmuğni.)

(Şafiilere göre böyle harab, muattal bir mescidin enkazı yasaklanır veya hâkimin je'yile başka bir mescidin tamirine sarf edilir. Evlâ olan ken­disine en yakın olan mescidin tamirine -sarf edilmesidir. Bununla vâkıfın garazına    mümkün    olduğu kadar müraat    edilmiş olur.    TahfetüT muhtaç haşiyesi.)

(Hanbeli fukahasma göre muattal bir hâle gelen veya hırsızlardan dolayı içinde namaz kılınmadan korkulan bir mescid, başka yere tahvil edilebilir. Ve bir rivayete nazaran bir mescid ile hiç intifa kabil olmayınca satılması ciz olur. Kısmen satıhb semeniyle mütebaki kısmını tamire ihtiyaç görüldüğü, başka suretle de imareti- kabil olmadığı takdirde ise mütebakisini tamir için kısmen satılır. Eîmuğnî.)

420 - : İki mescidden biri kadimden beri harabe yüz tutmakla mahalle ahalisi, bunu satıb diğer yeni ^jan mescide sarf etmek isteseler bu, ne imam Muhammede ve ne de îmam' Ebu Yusüfe göre caiz olmaz.  Çünkü imam Muhammede göre harab - olan  bir   mescid,   vâkıfının  mülküne  avdet   eder, mahalle ahalisine intikal etmez ki anda bu veçhile tasarrufları caiz olsun, imam Ebu Yusüfe göre ise bir mescid harab olsa da yine ebediyen mescid olarak kalır, vâkıfının mülküne avdet etmediği cihetle başkasının mülküne evlâ bittarik avdet etmiş olamaz. Artık bunda böyle tasarrufları nasıl caiz olabilir. Hindiyye, Bezzazİyye, Vâkıat.

Maamafih banisi malûm olmayan bir mescid harab olmakla ahali, yeni bir mescid bina etseler, o harab mescidi, hâkimin izniyle satarak semenin­den bu yeni cami için istifadede bulunmaları, bir kavle göre caiz btflun-muşdur. Bu halde evvelki mescidin evkafı, bu yeni mescide sarf olunabilir. Hayriyye fetâvası.

Velhâsıl : mescidlerin âlât ve enkazı hususunda fetva îmamı Muham-medin kavline göredir ki bunlar müstağna anha olunca sahihlerine avdet eder. Asü mescidlerde ise müfta bih olan imam Ebu Yusüfün kavlidir ki vâkıflarının mülküne avdet etmezler. Bahri Raik.

421 - : Bir mahalle veya karye ahalisi dağılıb oradaki mescidi şerif, muattal ve müstağna anh bir hale gelse bunun ankaziyle o mahalle veya karyenin yakınında bulunub mescidi mevcud bulunmayan diğer bir mahalle­de  veya  karyede bir  mescidi  şerif  inşa  edilmesi caiz olur.  Bu  takdirde birinci mescidin gailesi, hâkimin reyile ikinci mescidin masarifine sarf olu­nur. Yoksa birinci mescidin yıkılmasiyle yeri, ankazı, veya gailesi vakıfın mülkiyetine avdet etmez, imam Âzam ile îmam Ebu Yusüfün kavileri bu veçhiledir. Nitekim evvelce de işaret olunmuşdur.

Kezalik bu harab ve müstağna anh mescidin mühimmatı için evvelce bir zat tarafından vakf edilmiş bulunan bir mikdar nükud da buna yakın olub varidatı az bulunan diğer bir mescidin levazımına hâkimin reyile sarf edile­bilir. Yoksa bu nükud, vâkıfının mülküne avdet etmez.

Böyle harab bir mescidin ankazını, ve akaratınm varidatını, başka bir mçscide sarf ve nakl caiz olmasa bundan bir takım mütegaİlibenin gayri meşru suretde istifade etmeleri melhuzdur. Binaenaleyh bir çok zevat, bu sarf ve naklin cevazına fetva vermişlerdir. Reddi Muhtar.

422 - : Bayram ve cenaze musallaları da bazı fukahaya göre mescid hükmünde olarak ebediyen musalla olarak kalır. Binaenaleyh vâkıfının vefa­tında vârislerine mevrus olmaz. Bu gibi mahallerde mücerred namaz kılın­mağa müsaade edildikde ebediyeti zikr edilmese de vâkıfının mülkü zail olur. Mecmaül'enhür.

423 - : Bir kimse hanesinin orta yerinde bir mescid ittihaz edib içinde namaz kılınmasına izin vermiş olsa da burası mescid   hükmünde   bulunmuş olmaz. Belki burası yine mülVünde kalmış olur.  Burasını dilerse satabilir, vefatinaa da vârislerine intikal eder. Meğer ki bu mescide cemaatin gele­bilmesi için hususî bir yol ifraz etsin. Dürer.

424 - : Bir mescidi fevkani olarak yapıb altında da o mescidin mesalihi için bazı akarat, ve meselâ serdab vücude getirmek caizdir. Ve bilâkis tah­tanı olmak üzere mescid yapıb üstünde o mescidin mesûlihi için bazı akarat yapmak, veya medrese yapmak veya hademeasine mahsus oda yapmak da caizdir.

Fakat mescidin masalihinin gayrisi için vücude getirilmesi caiz değildir.

Binaenaleyh bir kimse mescid olarak yapdığı bir binanın fevkinde veya tahtında kendi mülkü olmak üzere bir hane, bir bodrum, veya bir dükkân gibi bir şey yapsa o bina, mescid halini alamaz. O kimsenin vefatında vârislerine mevrus olur. Çünkü bunda hakkı abd baki kalmakla tam hâlisen lü'lâh olmaz. Mecmaül'enhar, Dürri Münteka, Tenkih.

425 - : Bidayeten tahtanı olarak yapılmış bir mescidi yıkıb da yerine akar yapmak, anın üstünde de mescidi bina etmek caiz olmaz. Çünkü ev­velce secdegâh ittihaz edilmiş olan bir mahallin şerefi ihlâl edilmiş olur. Kenz şerhi, Dürri Muhtar, Tenkih.

426 - : Bir malı bir mahalie mescidinin lâalettayin imam veya müezzi­nine vakf etmek sahih olmaz. Çünkü meçhul bir şahsa vakf edilmiş olur. Bunun sahih olması için şöyle vakf etmelidir : « Bu malımı şu mahalle mes­cidinde imam veya müezzin olacak her fakir zata vakf etdim, şu şart ile ki o mescid harab olunca vakfımın gailesi müslümanîann fakirlerine verilsin. Haniyye.

427 - : Bir malı bir mescidin tamiratı için veya kandillerinin yağı için vakf etmek caizdir. Bir mescidin yağı için vakf edilen bir gaile, o mescidin tamiratına sarf edilemez. Muhiti Burhanı.

428 - : Bir malı bir mescide tesadduk etmek, bir kavle göre caiz değil­dir. Çünkü mescidier tesadduka mahal olamaz. Fakat muhtar olan" diğer bir kavle göre bu tesadduk caizdir. Muhiti Bürhanî.

429 - : Bir camii şerifin kandilleri için vakf edilen bir yağ, bir kandil, sabaha kadar yaküamaz. Yalnız namaz kılınmasmdaki ihtiyaca göre gecenin üçde birisine veya yarısına kadar yaküabüir. Sabaha kadar yakılması caiz ol­maz.  Meğer ki böyle bir  âdet cari  olan  bir  mevzide  bulunsun.   Mescidi Haram, Mescidi Nebevî,, Mescidi Beytü'kuds gibi.

430 - : Kâbei muazzamanm dibacmı, mübaret örtüsünü eskiyince onun bunun ahvermesi caiz olmaz. Belki bu örtü, Kâbei Muazzamamn umuruna bir yardım olarak sarf edilmek üzere veîiyyül'emr    tarafıandVn satılabilir. Hindiyye.

431 - : Bir mescidi şerifde ramazanı şerif gecelerinde yakılmak' üzere verilen mumun, yağın bir mikdarı artsa bunu, verenin evvelce sarih izni bu­lunmadıkça o mescidin imam, kayyım gibi hademesi aralarında taksim ede mezler. Meğer ki o mescidin bulunduğu beldede bunların bu veçhile taksimi hakkında bir Örf bulunsun. Reddi Muhtar.

432 - : Bir kimse kendi malından bir mescide hasır, kilim gibi bir şey alıb. tefriş etmiş olduğu halde mescid harab olub kendisinden istiğna hâsıl olsa bu sergi, imam Muhammede göre hayatda ise o kimseye, değilse vâris­lerine aid olur. Müfta bih olan da budur. îmam Ebu Yusüfe göre ise bu, satılır, bedeli mescidin ihtiyacına sarf edilir, bu mescid bundan müstağni, olunca da başka bir mescidin levazımına sarf olunur.

Bir mescide kimin tarafından serilmiş olduğu bilinmeyen bir sergi ise eski olub müstağna anh bir hâle gelince - muhtar olan kavle göre - hâ­kimin reyi olmadıkça fakirlere verilemez, veya satılıb semeni ile mescid için başka bir sergi alınamaz. Muhiti Serahsî, Hindiyye.

(Şafiilerce de bir mescidin eskiyen veya kırılan veya    kırılmaya yüzı tutan ve yakılmayan başka bir şeye yaramıyan hasırları satılarak bedeli vak­fa aid olur.)

433 - :  Bir cemaat tarafından    yapılan    bir mescidi şerifin malzemci inşaiyesinden bazı şeyler, meselâ  : bir mikdar kereste artmakla bunu mes­cidin binası için mütevelliye teslim etseler bunlar o mescidin lüzum görüle­cek binasına sarf edilir. Yoksa anın hasırlarına, kandillerinin yağlarına sarf edilemez.

Fakat böyle bir teslim bulunmayınca o artan şeyler o cemaate aid olur, onlar da diledikleri veçhile tasarrufda bulunabilirler. Hindiyye.

434 - : Mescidlerde bulunan teneşirler, tabutlar cürüyüb istimal edile­mez bir hâle gelse hâkimin reyile satılırlar.    Fakat bunları mescid ehlinin rıtması - sahih olan kavle göre - caiz değildir. Haniyye.

435 - : Mescidlerin avlularında bulunan   meyva ağaçlarının meyvaları satılarak semeni o mescidlerin imaretine sarf edilir. Halkın bu mevvalar­dan yemeleri mubah olmaz. Meğer ki bu ağaçlar âmme için dikilmiş olsun. O halde her müslüman bu.meyvalardan yiyebilir. Reddi Muhtar.

436 - : Muhtelif  evkafı  bulunan  bir  mescidin     mütevellisi,  bunların gailelerini, birbirine karıştırabilir. Bunda bir beis yokdur. Ve bu mescidin ...JstegaHâtından biri harab olsa diğer müstagallâtının gailesinden tamir olu­nabilir. Vâkıfları  gerek müttehid olsun  ve gerek olmasın.  Çünkü bunların hepsi ayni  mescid için mevkuf bulunmuşdur. Vâkıât. Bezzaziyye. [5]

 basa dön

 

Müessesatı Hayriyyeden Zaviyeler, Kâr Vans Ar Aylar Çeşmeler :

 

437 - : Yolcuların, veya hudud bekçilerinin veya bir gısım tarikat eh linin içinde oturmaları için,  veya içinde fakirlere yemek yedirilmesi  için bina edilen ve «ribat» denilen vakıf hanlar,   kışlalar,   tekyeler, imarethane­lerde müessesatı hayriyyedendir.

Ribatlara vakf edilen akaraîann galleri bunlardaki fakirlere sarf edilir, ribatın tamirine veya müezzin gibi hademesine sarf edilmez. Meğer ki bunlar da fakir bulunsunlar, o halde bunlara da sair fakirler gibi zekât nisabından noksan mikdar verilebilir. Haniyye.-

438 - : Ribatlardaki ağaçların meyvalan. buraya misafir olacak kim­selere meşrut ise bunlar zengin de olsalar o meralardan istifade edebilirler. Fakat fakirlere meşrut olduğu malûm olunca zenginler istifade   edemezler. Meğer ki dut gibi kıymetsiz şeylerden olsun. O halde bundan zengin olan mi­safirlerin de yemelerinde beis ypkdur. Kimlere meşrut olduğu malûm olma takdirde de kıymetli olan meyvalardan zengin yolcular ihtiyaten yeme­melidirler. Çünkü fakirlere meşrut olması melhuzdur. îs'af, Hindiyye.

439 - : Ribata vasiyet edilen bir mal, anın tamiratına sarf edilir. Me­ğer ki bu malın ribatdaki fakirlere sarf edilmesini musînin dilemiş olduğu­na bir delil bulunsun. O halde bu mal o fakirlere verilir. Haniyye.

440 - : Ribata vakf edilmiş hayvanlar, arttığı ve masrafları çoğaldığı halde içlerinden bazıları yaşlanmak gibi bir sebeble intifa edilemez bir hâ­le gelince bunlar satılır,  kendilerinden   intifa  olunabileceklerden  kâfi  mik­dar ribata bırakılarak fazlası buna en yakm olan diğer bir ribata nakl edi­lir. Hindiyye, Bahri   Raik.

441 - : Bir ribatda vakf edilmiş bulunan bir hayvan veya bir silâh o ribatın harab ve müstağna anh olması üzerine ana en yakın olan diğer bir vakıf ribata nakl ve rabtedilir.

Kezalik böyle müstağna anh bulunan bir ribatın gailesi de ana en ka-rib bulunan diğer bir ribatın ihtiyacına sarf olunur. Binası ve arsası da îmam Muhammede göre vâkıfının mülküne avdet eder. Yine imam. Muham-mede göre anın civarında böyle bir ribat bulunmazsa o ribatın enkazı, ar­sası, ve gailesi anı vakf eden zatın hayatda ise kendisine, değilse vârisle­rine aid olur. Fakat bu aidiyet. îmam Ebu Yusüfün kavline muhalifdir. Bu­nunla fetva verilemez. Fethül'kadir, Hindiyye, Haniyye.

Bu gibi muattal, münderis vakıflar satıhb yerine mümkün mertebe di­ğer vakıflar tedarik edilmelidir. Velev ki tedarik edilecek vakıfların gaile­leri evvelki vakıfların gailelerinden az olsun. Fethül'kadir.

442 - : Bir ribat, viran oldukdân sonra tekrar yeniden yapılmakla ev­velce içinde oturanlar,  yine oturmak isteseler  bakılır.  Eğer  hiç bir odası kalmamak üzere yıkılmış  ise evvelce oturanların başkaları  üzerine hakkı rüchanlan olamaz. Fakat tertibi bozulmayıb yalnız bazı şeyler  ilâve veya tenkis edilmiş olunca evvelce oturanların rüchan hakları bulunur, Haniyye.

443 - : Büyük bir ırmağın kenarındaki bir ribatın kapısından o ırmak üzerine kurulmuş olan köprü, harab oiub da bu köprü olmaksızın içine gir­mek mümkün olamayacağı cihetle ribatın muattal ve harab olacağı muhak­kak bulunsa ribatın mesalihine mevkuf galleleuen bu köprünün inşa edil­mesinde bir beis bulunamaz. Fakat ribatın mesalihine vakf edilmemiş olan gaileler ile köprü inşa edilemez. Haniyye. Hindiyye.

444 - : Hacıların süknalarına meşrut haneler, hac mevsiminden sonra kiraya verilerek bedellerinden tamirleri yapılır. Fazla bir şey kalınca o da fakirlere dağıtılır.

Kezalik gazilerin ikametlerine mahsus vakıf hanelerin bazı kısımları boş kalsa bu kısımlar mütevelli tarafından kiraya verilerek bedellerinden tamirleri yapılır, artan mikdan da fakirlere verilir, Hindiyye.

445 - : Vakıf çeşmelerden, sebillerden fakirler de, zenginler de su içe­bilirler. Bunlardaki su içmeğe mahsus vakıf bardaklar, su içenin elinden teaddisi olmaksızın düşüb kırılsa kendisine    tazmini lâzım gelmez. Fakat teaddisi bulunursa,    yani vakıf edildiği   hususun    gayrisinde    kullanmakla düşüb kırılsa tazmini lâzım gelir. Cevhere.

Sebiller gibi suları yalnız içmeğe mahsus olan vakıf yerlerin sulariylo abdest alınması caiz olmaz. Muhiti Burhanı. [6]

 basa dön

 

Müessesat1  Hayriyeden  Makbereler :

 

446 - : Malcberler de pek mühim hayır müesseselerinden maduddur.

Müslümanların makbereîeri, hiç bir sebeble ilga veya başka bir mües­seseye veya mezrea haline kalb edilemez. Velev ki beldenin ortasında ka-lıb kendisine ölülerin defn edilmesi terk edilsin, ve kendisi münderis olub içinde mevta asarından bir şey kalmamış bulunsun. Çünkü bu makberelere .evvelce ölüler defn edilmekle bunların vakfiyyetindeki gaye taayyün ve te-karrür etmişdir. Bundan başka ölülerin hakları da dirilerin hakları gibi muhterem ve mahfuzdur. Bunların medfenlerine taarruz, haklarına tecavüz­dür. Bunların hatıratına hakaretdir. Eba ve ecdadının hukukuna, hatıratına riayet etmeyen bir nesil, kendi evlâd ve ahfadından nasıl hürmet bekliye-bilir?. Kabirleri tarumar edilen âbâ ve ecdad ; temessül ederek : «Bizleri bu hale getirmek için mi bu kıymetli toprakları kanımızla, canımızla mü­dafaa ederek sizlere bergüzar bıraktık?.» diye hitab edecek olsalar, bilmem ne cevap verebiliriz?. Bunun uhrevî mesuliyeti ise her veçhile düşünülme be sezadır!.

447 - : Gayri müslimlere aid makberelere de tecavüz olunamaz. Bun­lar münderiz olub mevta eseri kalmayınca müslümanlar için makbere itti­haz edilebilir. Ve umumî  vakıf makberelere    fakirler defn edileceği gibi zenginler de defn edilebilir. Haniyye.

448 - : Bir kimse bir darını  = arsasını makbere olmak üzere vakıf edince bunun üzerindeki binalar ile ağaçlar vakfa dahil olmazlar. Binaena­leyh bunların müstakar bulunduğu yerlerde - bina veya ağaç ile meşgul olduğu için vakıf dan hariç kâlıb vâkıfın mülkü bulunur. Muhiti Burhanı.

449 - : Bir arsa makbere olmak üzere vakf edildikden sonra üzerinde ağaçlar vücude gelse bakılır, eğer bunları diken malûm ise bunlar anın mülkü olur, malûm değilse hâkim, bunları dilerse satarak bedelini makbe-renin imaretine sarf eder. Arazii mevatdan bîr yer, ahali tarafından, makbere ittihaz edilse bunun üzerindeki ağaçlar, yine âmme için mubah olarak kalır. Haniyye, Bezzaziyye.

450 - : Bir kimse bir vakıf makberede kendi nefsi için bir kabir kaz­mış olsa bakılır. Eğer o makbere geniş ise başkasının bu kabirc taarruz etmemesi müstahabdır. Fakat geniş değilse başkası oraya Ölü defn edebi­lir. Şu kadar var ki bu halde o kimsenin kazıma ücreti  mikdanni tazmin etmesi lâzım gelir. Haniyye.

451 - : Bir kimse arsasını makbere ittihaz etdikten sonra arsa, su ba­sarak ve ziyade bozularak makbereye elverişli olmakdân çıkmakla nâs ora­ya ölülerini defn etmekden imtina etseler o arsa makbere hâlini iktisab et­miş olamaz.

Binaenaleyh o kimse, o arsayı mülkü olmak üzere satabilir. Hattâ kendi oğlunu burada defn etmiş bulunsa bile müşteri bunu buradan çıkar?

Fakat az bozulması dolayısiyle nâs ölülerini defn etmekden bilkülliyc imtine etmeseler, vakfiyetden çıkarak satılabilmesi caiz olmaz. Hindiyye.

452 - : Arazü öşriyye veya haraciyyeden bir yerin makbere ittihaz edil­mesiyle öşrü ve haracı - bir kavle göre - sakıt olmaz. Bunun yine bey-tülmâle verilmesi lâzım gelir. Fakat sahih görülen bir kavle göçe sakıt olur. Haniyye, Hayriyye.

453 - :   Köy ahalisinden bir kimse,  başkalarının     rızaları  olmaksızın makberelerinin bir tarafında kabirler için lüzumlu bulunan tuğla ve kerpiç gibi şeyleri koymak üzere bir oda vücude getirse bakılır. Eğer kabristanda genişlik yok ise bu, caiz olmaz. Fakat genişlik olub da bu oda yerine ihti­yaç yok ise caiz olur. Bilâhare ihtiyaç görülünce bunun, yerine de cenaze defn olunur, Haniyye. [7]

 basa dön

 

İcarei  Vahideli Vakıflar 

 

454 - : Icarei vâhideh vakıflar, ay ve sene gibi bir müddetle ve ecri . misilleriyle mütevellileri tarafından kiraya verilir,  alınacak kira bedelleri

de vakfiyelerindeki muayyen yerlere sarf edilir.

Bu misillû vakıf yerlerin kira müddetlen nihayet bulunca tekrar' ayni müstecirlerine veya başkalarına kiraya verilir. Bu vakıflarda müstecirle-rin ber hayat bulundukça tasarrufa istihkakları yokdur. Bunlarda ferağ ve intikal muamelesi de cereyan etmez. Kira müddeti nihayet bulunca raüste-cirin vakıfdan keffi yed ederek anı boş bir halde mütevellisine teslim etme­si veya mütevellisinin muvafakatiyle kirayı tecdit eylemesi lâzım gelir. Hi-daye. Tenkihi Hâmidî.

455- : îcarei vâhideli vakıfların kira müddetleri hususunda vâkıfla­rının şartlarına riayet edilir. Böyle bir şart bulunmayınca arazi, çiftlik gibi vakıf yerler, üçer seneden, sair vakıf yerler de birer seneden ziyade müd­detle icareye verilemez. Meğer ki daha ziyade müddetlerle kiraya verilme­lerinde bir menfaat ve maslahat bulunsun. O halde daha uzun müddtlerle kiraya verilmeleri hâkimin reyile caiz olabilir. Bilâkis müddetin uzun ol­ması, maslahata muhalif olduğu takdirde vakıf bir çiftlik bile üç sene müd­detle kiraya verilemez. Hindiyye, Eşbah.

456 - : Îcarei vâhideli bir vakfın müsteciri, icare müddeti hitam bu­lunca başkasına icareye verilmesine mani olamaz. Yani ; «Ben bu vakıf yerin şimdiye kadar müsteciri bulunduğum cihetle başkasının vereceği ki­rayı vererek onu yine ben isticar edeceğim» diyemez. Çünkü müddetin bit­mesiyle akdi icare sona ermiş, artık müstecirin bir hakkı kalmamışdır. Müs-te'cirlerin arasında ise vakfın faidesi bakımından fark bulunabilir. Artık sabık icare, müste'cire şer'an böyle bir rüchâniyyet bahş edemez.

Binaenaleyh adedi beyan edilmeksizin ayda şu kadar meblâğ ile kiraya verilmiş bir vakıf yerin mütevellisi, bir kaç ay geçtikden sonra o yeri baş­kasına kiraya verebilir. Buna müste'cir mani olamaz. NeticetüTfetâvâ.

457 - : îcarei vâhideli vakıf bir yeri, mütevellisi, haker = yani muka--' taa suretiyle kiraya veremez. Verirse sahih olmaz. Çünkü bu, bir icarei taviledir. Şu kadar var ki, böyle bir akar, yanar .veya yıkılır da yeniden ya­pılmasına vakfın gailesi müsaid olmadığı gibi kirasına mahsuben yapdır-mak üzere icarei vahide ile kiralayacak bir talîb de bulunmaz, istibdali de mümkün olmazsa o akarın arsası hâkimin reyile, veüyyüTemrin izniyle mu-kataaya rabt edilerek o suretle kiraya verilebilir.

458 - : îcarei vâhideli bir vakıf akarı,    mütevellisi    vâkıfının şartına muhalif olarak icareteyn suretiyle kiraya veremez, verirse sahih ve mute ber olmaz. Velev ki bu huşusda    müste'cire bir    sened de verilmiş olsun. Bfchcetül'fetâva.

Şu kadar var ki böyle bir va£&,' harab olub tamirine kâfi gailesi mev-cud olmadığı gibi kirası mukabilinde tamirini deruhde edecek bir müste'eir de bulunmasa,, mütevellisi hâkimin re'yi ve veliyyüTemrin izniyle bunu ica­reteyn suretiyle kiraya verebilir. Çünkü vakıflar hakkında enfa' ve eslâh olan cihet, iltizam edilir.

Ahiren Türkiyede mukataalı ve icareteynli vakıf usulü menedilmişdir. (114) üncü meseleye müracaat!.

459 - : Bir müddet tayin edilmeksizin bir çahsa İcar ve ferağ ile inti­kali tecviz edilmiş bir kısım vakıf akarlar da vardır ki bunlara, muayyt-n müddetlerle icareye verilen vakıflardan tefrik için «icarei vahidei kadimeli adı verilmişdir. Bu yoldaki muamele, esasen fıkha muhalifdir,  Bunlar bir nevi mukataalı vakıf emekdir. [8]       

 basa dön

 

Mukataalı  Vakıflar  :

 

460 - : Mukataalı vakıf. bir akarm arsası vakıf olub üzerinde bulunan binalar, ağaçlar, veya asmalar  =  bağ kütükleri bu arsanın mutsamfınm mülkü bulunur.

Binaenaleyh bu arsada da mülk gibi veraset hükmü cereyan eder. Yani bu arsa, mutasarrıfının vefatiyle asabadan veya zevil'erhamdan vesaireden olan vârislerinin tasarruflarına meselei mirasiyyeleri nisbetinde meccanen dahil olur. Yoksa mutasarrıfının bilâ veled vefatiyle üzerindeki ebniye ve saire vakıf namına zabt edilemez.

Maamafih bazan mukataalı vakıf bir arsa üzerindeki binalar, ağaçlar, veya asmalar da mâlikleri tarafından bir cihete vakf edilebilir. Bu hakir o arsanın mukataası, bu binalar ve saire vakfı tarafından verilmek lâzım ge­lir. Hayrüddinirremlî, NeticetüTfetâva.

461 - : Mukataalı vakıf yerler, üzerlerindeki binalara ve saire tabidirler. Binaenaleyh bu binalar ve saire her kimin mülküne girerse bunlara tebean o vakıf yerler de anın uhdei tasarrufuna girmiç

Meselâ : mukataalı vakıf bir arsa üzerindeki bina, mâliki tarafından satılınca bu, arsa da müşterinin tasarrufuna girer, mütevellinin iznine ve ayrıca ferağ muamelesine hacet yoktur.

Şu kadar var ki : bu binanın sahibi bunu satarken vakıf arsasını kendi tasarrufunda ibka eylediğini sarahaten dermeyan etmiş bulunursa bu arsa müşterinin tasarrufuna geçmiş olmaz,

Kezalik bu arsanın mutasarıfı, bunu mütevellinin izniyle başkasına ferağ edib de üzerindeki mülk binasını veya ağaçlarını sattığını tasrih et­mese rnücerred bu ferağ ile o bina veya ağaçlar mefruğun lehe satılmış olmaz.

462 - :  Mukataalı vakıfların    ferağlarında    mütevellinin izni  şartdır. Aksi takdirde ferağ, sahih olmaz.

Binaenaleyh bir kimse, tasarrufunda bulunub üzreinde ebniye, eşcar ve saire bulunmayan veya üzerindeki ebniye ve saire başkasına aid bulunan mukataalı vakıf bir arsayı mütevellinin izni olmaksızın âhara ferağ edemez.

Kezalik bir kimse, tasarrufunda bulunan mukataalı vakıf bir arsa üze­rindeki mülk ebniye ve sairesinin satmayıb yalnız o arsayı başkasına ferağ etmek istese bu ferağ, mütevellinin iznine mütevakkıf bulunur. Bu izin istihsal edilmedikçe ferağ, muteber olmaz. Çünkü mütevellinin izni, ferağı mütemmim ve musahhihdir. Camiül-icareteyn.

463 - : Mukataah vakıf bir arsa üzerindeki hane, dükkân, bağ, bahçe gibi bir akar başkasına hibe edilmek istenilse bu hibeden evvel mütevellinin izniyle o arsanın mevhubün lehe ferağ edilmesi lâzım' gelir. Mütevellinin İzni şarttır, bu izin bulunmadıkça hibe sahih olmaz. Meğer ki vâhib, henüz çocuk bulunan mevhubün lehin velisi bulunsun. Bu takdirde bu arsayı bu çocuğa işhad ederek hibe eylemesi kâfidir. Bu hibenin sıhhati, arsanın ferağ edilmesine tevakkuf etmez,

Kezalik bir kimse, yeri arzı miri, ağaçları kendi mülkü olan bahçesinin arsasını veliyyüTemrİn İzniyle bir şahsa ferağ etdikden: sonra o ağaçları da o şahsa hibe ve teslim etse bu hibe. sahih olmuş olur. Fetavayi Ali Efendi.

464 - : Mukataah vakıf arsa üzerindeki mülk binalar, ağaçlar, veya kütükler, müştereken mutasarrıfları arasında taksim edilince bunlara tebean üisa  mütevellinin    iznine mütevakkıf olmaksızın    taksim edilmiş olur. Amma ebniye ve saireden hâli olan mukataah vakıf bir arsanın hissedarlar anısında taksim edilebilmesi için mütevellisinin izni şartdır.

465 - : Mukataah vakıf bir arsa üzerinde binadan, ağâcdan .veya üzüm çubuklarından eser bulundukça o arsaya, bu bina ve sairenin mâliki muta­sarrıf olur.                                                                  -

Kezalik böyle bir arsa hâli kaldığı halde mutasarrıfı, mukataai kadime-sir.i "akü. ve zamaniyle eda etdikce bu arsa, mukataasının feshiyle elinden a ti namaz.

Fakat arsa hâli kaldığı ve mukataai kadimesi de vakfı tarafından veril­mediği takdirde mütevelli, mukataayı fesh ile o arsayı mutasarrıfının elinden a'jrak başkasına icra ve tevfiz edebilir. Neticetül'fetâvâ, Fetevâyı Ali Efendi.

466 - : Üzerinde mülk bina, ağaç veya asma bulunan mukataah \ukıV arsanın kadimen tahsis edilmiş olan mukataası,  hal ve zaman nazarun <> arsanın ecri mislinden noksan bulunsa bu mukataa, ecri misline muâdil bir mikdarda arttırılabilir.

(3 Zilkade 1295 tarihli Tevsii İntikal Kanununa göre de böyle bir mukataa, satış, ferağ ve intikal zamanlarında haddi lâyıkına iblâğ edilir.)

467 - : Mukataah vakıf bir arsa üzerindeki binalar, ağaçlar menkulât-dan sayılır, haklarında emvali menkule muamelesi cari olur. Binaenaleyah bunlarda şuf*a cereyan edemez. Nitekim sırf vakıflarda da r>uf'a cari değil­dir. Yahya Efendi.

468 - : Evkafı sahihadan olan mukataah bir arsa, ebniyeden, eşeardan, gürûmdan hali olunca mutasarrıfının vefatında yalnız erkek v kız  evlâ­dına müsavat üzere intikal eder. Sair vârislerine intikal etmez. MecmaüTenhîir.

Arsasiyle beraber üzerindeki ebniyesi ve sairesi de vakıf olan muka­taah yerler hakkında da hüküm böyledir. Mutasarrıfları bilâ veled vefat edince bunlar vakfına avdet eder, yoksa mutasarrıfının, meselâ pederine veya validesine intikal etmez. Fetavayı Ali Efendi.

Bilâhare Türkiyede intikal kanunîariyle bu gibi vakıfların intikali tevsi edilmişdir. Feraiz bahsine müracaat!,..

469 - :  Mukataah vakıf bir arsa, tahsisat kabilinden, bulunursa arazii milİiyeden madud- olacağı cihetle intikali Arazi Kanununa fcabi bulunur.

470 - : Arsası mukataah olarak bir zatın, binası da başka Bir zatın vakfı olan bir akar, üzerindeki bina yanıb sırf arsa halinde kalsa bina .mütevelli­sinin binayı tekrar yapabilmesi, arsa mütevellisinin iznine tevakkuf eder; Neticetül'fetâvâ.

471 - : Bir vakıf arsa üzerinde birisinin mülkü olan bina yanıp sırf arsa kalmakla  bu arsayı mütevellisine teslim etmek istese    kendisine kelevvçî mukataa ile mutasarrıf ol diye cebr olunamaz. Feyziyye.

472 - : Kadimen icareteynli vakıf bir mahal mekteb veya hastahanc gibi umumi bir müessese ittihaz edilse mütevellinin reyi ve veiiyyül'eınrin izniyle mukataaya rabt ve tahvili lâzım gelir.

(Böyle umumi bir müessese haline ifrağ edilen icareteynli vakıf bir' mahalde ferağ, intikal, mahlûliyct gibi muameleler cereyan ecSemiyeceği cihetle bu yüzden vakfı mutazarrır olur. Bu zararı telâfi için o mahallin tahriri emlâk defterinde yazılı bulunan muhammen bedeli, her kaç kuruş ise her bin kuruşda senevi on kuruş hesabiyle mukataa tahsis edilmesi 16 ramazan 1299 tarihli bir irade ile evkafça usul ittihaz edümişdir.

Binaenaleyh muhammen bedeli meselâ : on bin kuruş olsa senevi- yüz kuruş mukataa tahsis edilmesi lâzım gelir.)

473 - : Mukataah vakıfların bir kısmına mukataai kadimeli evkaf de-nilmekdedir ki bu, fıkhî bir tabir oîmayıb vakfa ve intikale aıd bazı'ia-nunlarda, ve nizamnamelerde müstamel bulunmuşdur. Bunun mahiyeti, ya mutlaka mukataah vakıflardan ibaretdir. Yahut arsası muktaaaya merbut vakıf olduğu gibi'üzerindeki bina ve saire de bir cihete meşrut ve icareteyn suretiyle tasarruf olunan bir vakıf dan ibaretdir.

Türkiyede bu kabil vakıflarda ferağ ve intikal muamelesi kabul edil­mişdir. Feraiz bahsine müracaat!. [9]

 basa dön

 

İcareteynli Vakiflar :

 

474 - Bir vakıf  akar, icareteynli bir hâle getirilmek için tâlib olan kimseden icar ve tefviz olunacağı zaman evvelâ (icarei muaccele) adiyle o

akarın kıymetine yakın bir meblâğ peşin olarak vakıf iijn alınarak bununla o akar imar edilir. Ve bu muaccele, vakfın sair masarifine de, meselâ mütezikasımn vazifelerine de sarf olunabilir. Mütevelli, ben bununla vakıf na­mına akar iştira edeceğim diyemez. Çünkü bu muaccele, asıl vakıfdan sa­yılmaz. Belki vakfın gailesinden sayılır.

Badehu her sene nihayetinde de (icarei müeccele) namiyle cüz'î bir meblâğ alınmak üzere o talibe tefviz ve teslim olunur .Netictülftâva, Ebül' hayr. (90, 113) üncü meselelere- müracaat!.

475 - : tcareteynli vakıf yerlerin rakabesi vakfı canibine; yalnız tasar. rufu da bil'icareteyn müstecirine aiddir. Bu müstecir, ber hayat oldukça bunda dilediği gibi tasarrufda bulunur, meselâ : bunu başkasına ferağ ede­bilir, veya bunu kendi hesabına başkasına kiraya verebilir. Vefat edince de erkek ve kız evlâdına bilâ bedel müsavat üzere intikal eder. Bilâ veled vefat edince de mahlûl olarak vakfına avdet eder.

Şu kadar var ki Türkiyede muhtelif tarihlerde neşredilen intikal kanun lariyle bu gibi vakıf yerlerin sair bir kısım vârislere intikali de kabul edil-mişdir. Bu intikal ashabından hiç bir kimse bulunmadığı takdirde mahiui olarak vakfı tarafından peşin bir bedel mukabilinde başkasına ferağ edilir ve her sene icarei müecce       de istifa olunur. Feraiz bahsine müracaat!..

476 - : Bir müteveffanın borcu, uhdei tasarrufundaki icareteynli vakıf­dan istifa edilemez. Çünkü dainlerin haklan mülk terikeye teallûk* eder, bu vakıf ise medyunun mülkü değildir, o bunun müste'cipidir. Mecmua! Cedide.

477 - : Mefkudlam vefatları hakikaten veya hükmen sabit olmadıkça uhdei tasarruflarmdaki icareteynii vakıf akarlar,    ashabı    intikalden olan vârislerine intikal etmez. (553) i\ncü meseleye müracaat!

478 - : Biribirine vâris olabilecek kimseler bir gemi içinde bulunarak gark olsalar, veya bir bina içinde bulunarak yıkılmasiyle    ankaz altında kalsalar, veya bir bina içinde yansalar  da  hangisinin  evvel vefat etdiği bilinmece biribirine vâris olamayacakları gibi uhdei tasarruflarındaki ica­reteynli vakıflar da birinden diğerine intikal etmez. Belki her birinin uhde­sindeki icareteynii vakıf, kendisinin ber hayat olub intkal eshabmdan bulunan sair vârislerine intikal eder.

479 - : îcareteynli bir vakıf akarın mutasarrıfı o akan kiraya verib başka bir beldeye gitdikde vakfın cabisi o akarın müterakim müeccelesini müste'cirden isteyemez. Çünkü bu müste'cir    .bunun edasını    iltizam etmiş değildir. Dürer.

480 - : îcareteynli bir vakıf akarın mutasarrıfı, başka bir beldeye gidib orada vefatı şayi olduğu ve  eshabı  intikalden kimsesi  bulunmadığı veya bulunduğu bilinemediği cihetle mütevellisi o akarı mahlûl oldu zanniyle başkasına muaccele) misliyyesiyle tefviz etdikden sonra mutasarrıfın ber hayat olduğu veya kendisi Ölmüş ise de intikal ashabından vârisi bulunduğu tebeyyün etse bunlar o akarı tev.fiz eden şahısdan geri alabilirler. O şahıs da vermiş olduğu muacceleyi mütevelliden istirdad eder. Bununla beraber mutasarrıfın veya vârislerinin bu tevfize icazet vererek o muacceleyi ken­dileri için artmaları da eaizdir.

481 - : Îcareteynli vakıf bir akarın    hissedarlarından    bazıları vefat edib de hissesi rnahlûl kalınca bakılır. Eğer bu   hisseyi diğer   hissedarlar, muaccelei misliyyesiyle tefevvuz ederlerse o veçhile muamele yapılır.    Ve eğer hissedarlar, bunu tefevvuzdan imtina edip kendi hisseleriyle. beraber satılmasına da razı olmaz ve bu hissenin ifrazı kabil ve başkasına    tefvizi vakıf hakkında nafi bulunursa mütevelli, bu hisseyi ifraz edip    muaccelei misüyesiyle bilmüyazede talibine tefviz edebilir. Fakat itirazı kabil olmazsa mûhâyee usuîü cereyan eder.

(Bu meseleyi üçüncü cilt Düsturan 440 inci sahifesinde mahlûl  vakıf meskenlere ve menzillere dair 19 Zilhicce 1288 tarihli bir nizamname nâtıkür.)

482 - : îcareteynli bir vakıf akarın   mutasarrıfı, o akarın binasını yıkıb .enkazını satamaz, istihlâk edemez, şayed satar veya istihlâk ederse o binanın mebniye kıymetini vakıf için mütevelliye zamin olur. Çünkü bu mutasarrıf, bu vakfın yalnız menfaatine mâlikdir, rakabesine mâlik değildir. [10]

 basa dön

 

Vakıf Yeklerin Kiraya Verilmesi :

 

483 - : Vakıf  yerlerin  kiraya verilmesi hususunda  vakfiyelerdeki  şe­raite mümkün oldukça riayet lâzım gelir.

Binaenaleyh §u kadar müddetle kiraya verilmesi meşrut olan bir vakıf akarı o nıüddetden ziyade noksan bir müddetle kiraya vermek caiz değildir. Meğer ki bu şarta riayet, vakıf için muzip olsun. (455) inci meseleye mü­racaat!.

484 - : Bir vakfın mütevellisi mevcud iken anın akarını hâkim, kiraya veremez. Velev ki o mütevelli hâkim tarafından nasb edilmiş olsun. Çünkü mütevellinin velayeti hassası vardır. Velayeti hassa ise hâkimin velayeti âmmesinden daha kuvvetlidir.

485 - : Vakıf yerler, ecri misilleriyle kiraya verilirler. Binaenaleyh mütevelli, vakıf bir yeri ecri mislinden fazlaya veya tam ecri misliyle kiraya verirse kira, sahih olur. Ecri mislinden noksan bir üc­retle kiraya verirse bakılır. Eğer bu bir noksanı yesir ise kira yine sahih olur, amma.bir noksanı fahiş ise sahih olmaz.

Kira hususunda noksanı yesir, beşde bir mikdarından aşağı olan nok­sandır. Noksanı fahiş de beşde bir.mikdarından ziyade bulunan noksandır.

Meselâ : bir vakıf hanenin ecri misli ayda on beş Ura olduğu hâlde on liraya giraya verilse sahih olmaz. Bu halde mütevelli, bu vakıf haneyi ya evvelki müste'cirine veya başkasına ecri misliyle tekrar kiraya verebilir. Feyziyye, Haniyye.

486 - : Mütevelli bedeli icarenin ecri misilden dûn olduğunu, müste'cir de ecri misi olduğunu iddia etse ziyadeyi inkâr etdiği için söz maalyemîn müste'cirin olur, mütevelli iddiasını' beyyine ile isbat-etmek lâzım gelir. Tenkih.,

487- : Mütevelli, vakfın akarını ecri mislinden noksanı fahiş ile kiraya verse ecri mislin ikmali lâzım gelir. Bu halde kiracı bunu ikmalden kaçınırsa mütevelli,  kirayı fesih ile o akarı ecri misliyle başkasına kiraya verir. Kiracı  o  akarı  bu  fesihden mukaddem  bir  müddet  istimal  etmiş  olunca kendisinden bu müddet için ecri misi ahmr.

Bu mesele, Hassaf'a göredir. Bununla da fetva verilmişdir. Fakal-Mu-hammed îbnül'fadla göre bu kiracı gâsıb hükmündedir, kendisine "ecri misi lâzım gelmez, belki hakkında gâsıb hükmü cereyan eder.  Ahkâmüssıgar.

488 - : Vakıf için kiralanacak şey de ecri misliyle kiralanır. Binaenaleyh bir kimseğ mütevellisi olduğu bir vakıf için lâzım gelen bir

şeyi ziyadei yesir ile isticar etse sahih olur. Fakat ziyadei fahişe ile isticar etse sahih olmaz.

Kira hususunda ziyadei yesire beşde bir mikdarından az olan ziyadedir. Ziyadei fahişe de beşde bir mikdan ve daha ziyade olan mikdardır.

Meselâ : bir mütevelli, vakfı namına ecri misli ayda on lira olan bir yeri, on iki liraya isticar etse sahih olmaz. Behcetül'fetâvâ.

489 - : Bir vakıf akar, bir müddet için ecri misline müsavi bir bedel ile kiraya verildiği halde bazı kîmseler, ligarazin bu bedelden ziyade ile kiraya talib olsalar, meselâ : vakıf bir hamam ecri misli olan şehri elli lira ile meşru suretde kiraya verilmiş iken bir kimse altmış beg liraya talib çıksa buna itibar olunamaz. Bu teannüt ve izrar kasdine mukarin olduğundan makbul değildir.

Fakat bu müddet esnasında nâsın rağbeti artıb o akarın ecri misli pek ziyade (ziyadei fühişe ile) artsa mütebaki müddet için kiracı üzerine bu artan ecri misli ikmal lâzım geiir. Bunu ikmale razı olmazsa mütevelli, ki­rayı fesih ile'o akarı başkasına ecri misliyle kiraya verir. Çünkü vakfı za­rardan siyanet lâzımdır. Müfta bih olan budur. Fakat diğer bir kavle na­zaran ecri mislin artmasından dolayı mütevelli, icareyi nakz edemez. Çünkü ecri misi, ancak akdi icare vaktinde itibare alınır.

Maamafih mütevelli, kirayı fesh etmeyib de müddet nihayet bulursa müstecirden fazla bir şey . istenilemez, yalnız vaktiyle tesmiye edilen kira bedelini vermekle mükellef olur.

Bu hususda ziyadi fahişeden maksad, tesmiye edilen bedelin yarısı kadar olan ziyadedir. Haniyye, Hidaye, Tenkihi Hâmidî, Fetavayı Hayriyye.

Şafiîlerce de mütevelli, vakfın akarım, bir muayyen şahsa veya bir cihete icarei sahihe ile icar etdikten sonra müddet içinde kira bedelleri artsa veya ziyade ile kiraya talibler zuhur etse - asah olan kavle göre - akdi icare münfesih olmaz. Nitekim satılan bir şeyin bilâhare kıymeti artmakla satış muamelesi mürtefi olmaz. Tuhfetülmuhtac.)

490 - Bir vakıf yer, meselâ üç sene müddetle ve ecri misline muadil bir bedel ile kiraya verildikden bir müddet sonra kira bedelleri tenezzül etse bundan dolayı bu vakfın icaresi fesih edilemez. Hindiyye.

491 - : Vakıf bir yerin tahakkuk edecek bir zarurete mebni ecri mislin­den noksan bir bedel ile, gabni fahiş bile olsa kiraya verilmesi caiz olur. Tamire muhtaç olub gailesi bulunmayan vakıf bir yerin müste'ciri tarafın­dan tamir edilmek üzere kiraya verilmesi gibi. Ki buna mersadh akar denir.

492  - : Vakıflarda da icarei müzafa caizdir.

Binaenaleyh vakıf bir akar, meselâ gelecek ayın ihtidasından itibaren icareye verilebilir. Bunu artık âkidîerden biri, henüz vakti gelmedi diye fesh edemez. Tenkihi Hâmidî.

493 - : Bir mütevelli, kiraya vermiş olduğu bir vakıf akarın akdi ica-resini, vakıf hakkında enfa' olmadıkça fesh ve ikale edemez, ederse sahih olmaz.

Fakat bir vakfın müstecirinden vakfa zarar vuku bulacağı tebeyyün ederse icare fesh edilir. Meselâ : müstecir, isticar etdiği akarı tahrib ettiği halde mütevelli, men'ine kadir olmasa hâkime müracaatîe icareyi fesh etdirir.

494 - Vakıf hakkındaki icare, sahih olsun, fâsid olsun, menfaati istifa ile veya menfaati istifaya temekkün ve iktidar bulunmakla ücreti' müstelzim olur.

Meselâ : bir kimse sahihen isticar etmiş olduğu vakıf bir mez'reayı ekmeyib muattal bıraksa kirasını vermekle mükellef bulunur. Yoksa bundan bilfi'l istifayı mehfaatde bulunması şart değildir.

Kezalik bir vakıf akarda akdi icare fâsiden vuku bulsa da kiracı üze­rine, menfaati istifa edince baligan mâ beleğ ecri misi lâzım gelir. Yoksa sırf emîâkae olduğu gibi ecri mislin tesmiye edilen bedeli tecavüz etmemesi şart değildir.

Bu fesad, gerek bedelin meçhul veya tesmiye edilmemiş olmasından ve gerek sair sıhhat şeraitinin  bulunmamasından  neşet  etsin  müsavidir.  Hin­diyye, Reddi Muhtar.

495 - : Bir vakıf akar, icarei bâtıla ile kiraya verilmiş olsa bile yine kiracı üzerine istimal etmekle ecri  misi lâzım  gelir.

496 - : Bir vakıf akar, harab olub mütevellisi imaretinden âciz kalınca bunu hâkim, icareye verib kirasından tamiratını yapar, mamur bir hâle gel-dikden sonra mütevellisine iade eder. Hindiyye,

497 -  : Bir kimse mütevellisi  bulunduğu  vakıf  bir yeri  kiraya  verib tamiratını müsteciri üzerine şart etse icare bâtıl olur. Çünkü tamirat mik-darı meçhuldür. Fakat tamirata sarf edilecek meblâğın mikdarını tayin ve bunun tamirata sarf edilmesi için kiracıya emr ederse icare sahih olmuş olur. Hindiyye.

498 - : Bir kimse vakıf etdiği bir akarın şehrî şu kadar kuruşdan ziyade bedel ile kiraya verilmesini şart etmiş  olsa da mütevelli, o akan bundan ziyade olan ecri misliyle kiraya verebilir. Çünkü vakfın menfaatini müstelzimdir,                       

409 - : Vakıf bir yerin kira bedeli, müstecirin zengin olan medyunu üzerine havale edilebilir. Mütevellinin bu haveleyi kabulü caizdir. Maama-fih bu halde kira bedeli için ayrıca bir kefil alınması evlâdır.  Hindiyye.

500  - : Vakıf bir yer, borç mukabilinde terhin edilemez. Binaenaleyh bir vakıf yeri mütevellisi, birisine terhin edib de mürtehin

o yerde ikamet etse üzerine ecri misi lâzım gelir. O yer, gerek ist.iğlâl için hazırlanmış olsun ve gerek olmasın. Fetvaca muhtar olan budur. Hindiyye.

501 - : Bir vakıf akarın mütevellisi,    başka bir beldede bulunmakla müsteciri, onun tamire muhtaç olan yerlerini hâkimin emriyle vakfa rücu etmek üzere kendi malinden kaderi maruf meblâğ sarf ederek tamir etse masrufunu kirasına mahsub edebilir. Ali Efendi Fetâvâsı.

502 - : Bir vakfın arazisini mütevellisi,  mevkufun aleyhim hakkında enf a   ve eslâh olmak şartiyle * muayyen müddetlerle, meselâ üç sene müd­detle müzareaya verebilir, bu caizdir. Şu hadar var ki bu müzareada nâsın aldanamayacağı kadar muhabat bulunmamalıdır. Hindiyle.

503 - : Vakıf bir mezrea, ziraat İçin kiraya verilmiş olduğu halde henüz ekinler yetişmeden kira müddeti nihayet bulsa ekin yetişinceye kadar mez­rea müstecirin elinde ecri'misliye ibka edilir.

504 - : Bir vakıf arazinin müstciri, o araziye zarar vermemek şartiyle mütevellisinin iznini almaksızın ağaç ve kürüm dikebilir. Fakat mütevellisinin izni olmaksızın orada havz yapamaz, hafriyatda bulunamaz. Bunların yapılmasında bir zarar yok ise mütevelli izin verebilir. Meğer ki mûs-tecirin o arazide « meşeddi müske > denilen bir hakkı kararı bulunsun, o takdirde vakfa muzir olmamak üzere müstecir, havız ve saire vücude getirebilir.

Dikilecek ağaçların müstecir ile vakıf arasında müşterek olmak Üzere dikilmesi, vakfa daha faydalı olacağından bazı yerlerde mutad bulunmusdur. Reddi* Muhtra.

505 - : Bir vakıf akarın müsteciri, o akarda «kirdar» veya «müşeddi müske» .gibi bir hak ki karara mâlik bulunsa, meselâ orası mülk ağaç-lariyle tamamen meşgul bulunsa icarenin hitamında o akarı ecri misliyle kiraya başkalarından evlâ olur,  o yerin başkasına kiraya  verilmesi caiz olmaz. .Çünkü bu suretle hem vakfın hukuku korunmuş,  hem de müstecir zarardan vikaye edilmiş olur. Hindiyye, Tenkihi Hâmidi.

506 - : Bir kimse fukaraya meşrut vakıf bir araziyi mütevellisinden kiralayarak üzerine gübre atdıkdan ve kendisi için ağaç dikdikden sonra vefat etse ağaçlar vârislerine intikal eder, bunları kal' etmeleri lâzım gelir. Gübrenin araziye vermiş olduğu kuvvetden dolayı vârislerin vakıfdan bir şey istemeye hakları olmaz. Hindiyye.

507 -  : Bir  kimsenin  mukataa ile uhdesinde bulunan  vakıf  bir yer üzerindeki bağı timar edilmemek yüzünden harab olub asla çubuk ve kütük­leri kalmadığı gibi vakfı canibine üç sene kadar mukataası da verümese mütevelli,  o yeri  başkasına  tapu ile tefviz edebilir.  Camiüi'icareteyn.

508 - : Bir kimse, bir vakıf arsayı muayyen mikdar ücreti muaccele ve müeccele ile mütevellisinden isticar etdikden sonra bir kaç sene zabt edib de müeccelesini inad ederek mütevellisine vermese, bu arsadan verdiği muaccele mikdarı intifa etmiş olduğu takdirde mütevelli, bunu kendisinden alıp başkasına icar edebilir. Camiül'icareteyn.

509 - : Bir kimse,, icarei muaccele ve müeccele ile mutasarrıf olduğu bir vakıf haneyi yandıkdan sonra tekrar yapdırmadığı gibi arsasının sekiz on senedenberi müeccelesini de inad edib vakfına vermese mütevelli,  bu arsayı andan ahb başkasına kiraya verebilir. Camiüricareteyn.

510 - : Bir kimse başka bir beldeye gidib icarei muaccele ve müeccele ile tasarrufunda bulunan bir vakıf yerin, meselâ dükkânın müeccelesini üç dört sene vakfı canibine göndermese mütevellisi, onu başkasına icar ede­bilir. Camiüricareteyn. Hattâ böyle bir müstecir, üç sene icarei müecceleyi vakfa vermese mütevelli ; bu üç sene için vakfın ecri mislini kendisinden istifaya müstahik olur. Ceridei ilmiyye.

511 - : Nâsın intifa ve istimaliyle mütefavit olmayan bir vakıf akarı müsteciri, müddet içinde başkasına icareye verebilir. Mütevelli, kira bede­lini kendi müstecirinden ister, yoksa ikinci müstecirden isteyemez. Birinci müstecir, bu akarı evvelki bedele muhalif bir cins bedel ile kiraya vermiş, veya bu akarda bina ihdas etmek gibi bazı tasarruflar yapmış ise vereceği kira bedelinden fazla alacağı bedel, kendisine tîyb olur, ve illâ olmaz. Bu ziyadeyi fakirlere tesadduü etmesi vâcib olur. Tenkihi ifâm idi, Fetavâyı Hayriyye.

512 - : Vakıf gediklerin bir kısmı  icarei vahidelidir ki bunların mu­tasarrıflarından seneden seneye muayyen bir mikdar K'ra bedeli alınır, ve bu gedikler temessük ile tasarruf olunur. Bir kısırn vak.F gedikler de hem icarei muacceleye, hem de icarei vâhideli adiyle bir icarei müeCceleye tabi bulunmuşdur. Bunların bir şahsa tefvizi zamanında   .kendisinden peşin bir ücret alındığı gibi seneden seneye de müeccele diye bir mikdar ücret alına gelmişdir. Bunlar icareteynli vakıflar gibi tedavül etmekde bulunmuş, ve bu' gedikler de ferağ ve intikal muamelâtı kabul edilmişdir.

(Birinci Sultan Hamidin vakfından han odaları ile İkinci Sultan Mahmud vakfından bakkal, hallâc ve arpacı ve keseci gibi bazı esnafa aid gedikler, icarei vâhideli bulunmuşlardır.

Bezmi Âlem Valide Sultan vakfından bahçe ve gömlekhane ve'su değir­meni gedikleri de hem icarei muaccele, hem de icarei müeccele suretiyle tasarruf olunan gediklerdendir. TavzihüTmüşkilât fî ahlkâmil'intikalât. (Ül. 92) nci meseleye müracaat.)

513 - : Fukaranın bilâ ücret ikametleri için vakıf ve şart edilen yerierde hâkimin tevcihiyle oturan    fakirlerden mütevelli, ücret    isteyemez. Şayed ücret  isteyib onlar  da lâzım  gelir  zanniyle  bir   mü,ddet  mütevelliye  kira bedeli verecek olsalar, bunu bilâhare     mütevelliden  islirdad     edebilirler. Çünkü vâkıfın şartı, şariin nassı gibi vacibürriayedir

514 - : Süknasi mevrut olan birvakıf yeri,  ne  mütevellisi ve ne de meşrutun lehi başkasına kiraya veremez. Çünkü bu akarın ayninde tasarrufa salâhiyetleri yokdur.  Fakat vakıfça  bir zaruret  veya  maslahat  tahakkuk ederse kiraya verilebilir. Harab olub  da meşrutun  lehin  tamir etmemesi gibi.

Maamafih böyle bir yeri meşrutun lehi başkasına iare edebilir. Çünkü ariyet, müsteir için bir hak îcab etmez, müsteîr, bir misafir mesabesin­dedir, îcare ise böyle değildir. Müstecir için bir hak icab eder, şartı vâkıf ise buna muhalifdir. Dürer, Tenkihi Hâmidî.

515 - : Süknası meşrut bir  haneyi,  münhasıran  meşrutun  lehi  olan kimse, şartı vâkıfa muhalif olarak bir müddet başkasına kiraya verib ücre­tini  almış     bulunsa     bu ücret     kendisinin     olur.     Mütevelli     bu ücre­ti vâkıf için taleb edemez. Çünkü men lehhüsükna, gâsib hükmünde olacağmdan bu ücret kendisinin olur. Şu kadar var ki bu, tenaısirie tiyb olmaz. Bazı ulemaya göre bunu tesadduk etmelidir. Bazı ulemaya göre de bunu vakfına red eylemelidir. Tenkihi Hâmidî.

516 - : Bir mütevelli, bir vakıf akan birine ecri misliyle kiraya vermek

istedjkde gailesinin meşrutun lehi olan kimse, «bu akarın gailesi bana meşrut olmakla bunu ben istimal ederim başkasına kiraya verdirmem» diye müte velliyi kiraya vermekden men edemez.

517 - : Bir vakıf akarı, gailesinin meşrutun lehi olan kimseye kiraya vermek şahindir. Meselâ : bir vakıf hanenin gailesi, kısmen bir camii şerifin imamına meşrut bulunsa  bu haneyi o imama kiraya  vermek ve kira be­delini gaileden müstahik olduğu fhikdara mahsub etmek sahih olur. Elveciz.

518 - : Bir kimse mütevellisi bulunduğu bir vakfın akarını, ecri mis­liyle de olsa nefsi için bizzat isticar edemez. Çünkü bir şahıs akdi icarenin iki tarafına tevellide bulunamaz. Fakat müracaat edeceği hâkim tarafından ecri misliyle kendisine icar edilebilir, bu sahihdir. Haniyye.

Bahri Raikde deniliyor ki : bu icar, vakıf hakkında hayırlı bulunmak şartiyle sahihdir. Fetva  da bu veçhiledir.

519 -  : Mütevelli,   vakıf  aakn   lehine     şahadetleri  kabul  olunmayan akribasma,  meselâ  evlâdına  veya  zevcesine  icar  edemez.  Böyle  bir  icar, ecri misliyle de olsa sahih olmaz. Çünkü bunda töhmet vardır.

Bu mesele, İmamı Azama göredir. Müfta bin olan da budur. Imameyne göre ise bu' icar. caizdir. Fakat bu gibi akribaya ecri mislinden ziyade ile icar, îmamı Azama göre de caizdir. Hindiyye, Mecmaül'enhür. Behcetül'fe-tâvâ.

520 -  :  Mütevellinin  veya  hâkimin  vefa', etmesiyle veya  azl  olunr.ıa-sîyle vakıf namına yapmış olduğu akdi icar.e münfesih olmaz. Çünkü icarc vakıf  namına yapılmışdır.   Akidin  vefaliyle butlanı   'âzın:  gelme Nitekim kiraya vekil olanın vefatiyle de kira bâtıl olmaz. Tenkihi Hânvdi.

Bizzat vâkıfın yapmış olduğu böyle bir akdi icarede vefatiyle istihsa-nen münfesih olmaz. Fakat kıyasa nazarim münfesih olur. IŞ'ou Bckril'iskâf. bunu ahz etmişdir.  Hindiyye.

521 - : Bir mütevelli, vakfın akarâtını kiraya verib de henüz kira be­dellerini toplamadan vefat etmekle veya azl utanmakla yerine başkası mü­tevelli tayin edilse bunları toplamak salâhiyeti bu yeni mütevelliye aid olur. Çünkü sâbik mütevellinin velayeti vefatiyle veya azliyle münkati oîmusdur ve bu akarât, vakıf namına kiraya verümişdir. Kinye, Nakdül'vesâil, Beh-cetül'fetâva.

522 - : Bir mütevelli, muayyen bir müddetle kiraya vermiş olduğu vaki' akaratm o müddete aid kira bedellerini tamamen kabz etmiş oldukdan sonra vefat etmek veya azl olunmakla yerine başkası mütevelli tayin edilse bu yeni mütevellinin zamanına müsadif müddet için tekrar kira bedeli istemeğe hakkı olamaz. Çünkü sabık mütevellinin kabziyle kiracının zimmeti beri ol-muşdur. Şu kadar var ki sabık mütevellinin bu bedelleri kabz etmiş olması sabit olmak lâzımdır. Tenkihi Hâmidî.

523 - : Bir vakfın mütevellisi o vakfı kiraya verse veya onda başka bir tasarrufda bulunsa da bunu bir sâkke - mukaveleye rabt etmek istese kimin tarafından, yani  :  vâkıf tarafından mı, yoksa hâkim tarafından mı müteevlli olduğunu mukavelenamede yazması lâzım  gelir.  Eğer  bunu yaz­mazsa mukavelename fâsid, yani ihticaca gayri salih olmuş olur.  Vasi do böyledir. Hangi cihetden vasi olduğunu tasrih etmesi lâzımdır. Çünkü vasi­lerin hükümleri, kendilerini vasi tayin edenlere nazaran ihtilâf eder.

Fakat bir mütevelli veya vasi, hâkim tarafından mütevelli veya vasi layin edilmiş olduğunu yazdığı halde hâkimin adını yazması mukavelename­nin sıhhatine halel vermez. Çünkü bununla tevliyet veya vesayet ciheti bi­linmiş olur. Hâkimin kim olduğu da o vesikanın tarihine müracaatla anla­şılır. Haniyye.

524 - : Bir kimse bir mütevelliden malûm zevata mevkuf bir akarı isti­car edib de senedinde  «Fülân oğlu fülân,  şöyle  demekle meşhur olan fülân zata mensuz evkafın mütevellisi fülân ibni fülândan şu akarı isticar etdi» diye yâzıb da vâkıfın asıl adını tahrir ve tarif etmese bu sahih olmuş olur.

Nitekim : «Malûm zevata meşrut bulunan fülân vakfın mütevellisi fülân ibni fülândan şu vakıf akarı kiraladım» tarzında yazdığı takdirde de sahih olur. Haniyye. [11]                                                                                                       

 basa dön

 

İcareteynli Vakıf Akarların Ferağ Ve Tefvizi  

 

525 - : Icareteynli vakıf yerlerin mutasarrıfları, bu yerleri gerek bir bedel mukabilinde ve gerek diğer bir mal ile mübadeleten ve gerek meccanen başkasına ferağ edebelirler.

Binanaleyh bir kimse, tasarrufundaki icareteynli vakıf bir haneyi mü­tevellisinin İzniyle birisine meccanen ve bilâ şart ferağ etse bilâhare mec­canen ferağa pişman olub mefruğun lehden bedel istemeğe veya o haneyi istir­dad kadir olamaz. NeticetüTfetâvâ.

526 - : Ferağ, icab ve kabul ile münakid, mütevellinin izniyle tamam olur.

Binaenaleyh icareteynli bir vakıf yerin mutasarrıfı, o yeri mütevellisinin izniyle bir kimseye ferağ o kimse de kabul etse ferağ muamelesi tamam olmuş olur. Fakat böyle bir muamele, o vakfın mütevellisinin izni lâhik olmasa sahih olmaz, yapılmamış gibi sayılır. Bu halde bu muameleden fariğ de, mefruğun leh de dönebilir.

Kezalik bu halde mefruğun leh vefat etse mefruğun bihe fariğ muta sarrıf olur. Bilâkis fariğ vefat eylese mefruğun bin. eshabı intikalden olan vârislerine intikal eder, vârisleri bulunmazsa vakfı canibine aid olur.

527 - :  Mütevellisinin izni bulunmaksızın bir vakıf    hakkında yapılan ferağ muamelesi, bir hâkim huzurunda    mütevellisinin izni bulunmaksızın bir hücrede rabt edilmiş olsa da sahih olmaz. Şu kadar var ki bir muha­keme neticesinde iki hasım tarafından birinin tasarrufunda bulunan icare­teynli bir vakıf akarın diğerine ferağı lâzım geldiği takdirde bu ferağ, usu­lüne tevfikan hâkim tarafından liechTmaslaha (meselâ mütevellinin gaybube­tine mebni vakfın gailesini ziyamdan siyanet için) muvakkaten bir kaimma-kam mütevelli nasb olunacak kimsenin izniyle sahih ve muteber olur. Netice. Fetavâyı Hayriyye.

528 - : Fariğin âkil, baliğ, ve ferağa razı olması şartdır. Binaenaleyh çocukların,     mecnunların,  matuhların     ferağları  muteber

olamayacağı gibi ikrahı muteber ile yapılan ferağlar da sahih olmaz. Mük-reh; ikrahın zevalinden sonra dilerse ferağı imza eder, ve dilerse fesh ey­ler. Çünkü ikrah, rızayı izale eder. Rıza ise bu gibi ,akidlerin sıhhatinde şartdır. Dürer, Netice, Behcetül'fetâvâ.     

529 - : Mücerred taahhüdle ferağa mecburiyet hâsıl olmaz. Binaenaleyh bir  kimse  tasarrufundaki     icareteynli bir. vakıf yeri  bir

şahsa ferağ edeceğini taahhüd etmiş olduğu halde mütevelli huzurunda fe­rağdan imtina etse ferağa cebr olunamaz. Çünkü mücerred vaid ile lüzum tahakkuk etmez. Hattâ bu hususdaki taahhüd ve mukaveleden dönecek tara­fın pişmanlık adiyle bir mikdar-meblâğ vermeyi taahhüd etmesi de hüküm süzdür. Rücu takdirinde böyle bir meblâğın verilmesine hükm olunamaz.

530 - : İcareteynli bir vakıf bir muayyen bedel mukabilinde ve müte­vellisinin izniyle bir şahsa bilâ şart kat'iyyen ferağ edildikden sonra o şa­hıs : «her ne zaman ferağ bedelini bana ödersen bu yeri sana iade ederim» diye fariğe vâd etse bu vadini ifaya mecbur olmaz, velev ki fariğe bu vadini nâtık bir sened vermiş olsun. Böyle lâhik bir şart, sabık akde iltihak etmez, Feyziyye.

Fakat ferağdan evvel, fariğ ile mefruğun leh arasında böyle bir muka­vele cereyan edib de anın üzerine ferağ yapılmış olursa fariğ, fjgrağ bedelini mefruğun lehe eda edinç mefruğun leh, o yeri mukavele mucebince fariğe red ve ferağa mecbur olur. Çünkü bu, bir vefaen ferağ kabilinden sayılır.

(Üçüncü cild Düsturun 447 nci sahifesindeki 1291 tarihine müsadif em­lâki sırfa nizamnamesinin on dokuzuncu maddesi şöyledir : «Senedde münderic olmayan rehin ve şart ve vefaen iştiğlâl dâvası istima olunmaz. Şöyle ki : bayi bir mülkü katiyyen satıb müşteri yedine usulü veçhile senedi mubayaa verilmişken rehin vermişdim, yahud vefa veya iştiğlâl tarikiyle yahut şöyle bir şart ile satmış idim diye dâva etmek mes-mu olmaz.»

531 - : îcareteynli vakıf bir akarın ölünceye kadar beslemek sartiyle ferağ edilmesi muteberdir.

Bu, halde bir kimse, uhdei tasarrufundaki, icareteynli bir vakıf akan, ölünceye kadar kendisini beslemek sartiyle bir şahsa mütevellisinin izniyle ferağ, o şahıs da teferrüğ ederek tapu senedine dere edildikden sonra mef-ruğün leh, ashabı intikalden asla-vâris bırakmaksızın vefat etse o akar, ber hayat bulunan fariğin uhdesine mütevellinin reyile iade olunur.

Fakat mefruğun lehin intikale müstahik varisi bulunub da fariği şart mucebince beslemeyi deruhde ederse iade cihetine gidilemez.

532 - : Bir kimse, uhdei tasarrufundaki icarteynli vakıf akarı, kendisini beslemek sartiyle ve mütevellisinin izniyle bir şahsa ferağ etdikden sonra mefruğun leh olan o şahıs, beslemeğe razı. iken bu &imse, ferağdan rücu ederek mefruğün bih olan akan o şahısdan istirdad edemez. Fakat mefru­ğun leh, şarta riayet etmeyib de fariği beslemese fariğ, ferağından döne­rek mefruğün bihi mütevellinin reyile mefruğün lehden istirdad edebilir.

(Ferağlar ,ewelce bey'e kıyas olunarak beslemek sartiyle yapılması caiz görülmemiş idi. Bilâhare meccanen vukubulan ferağların hibeye kıyas edilmesi daha muvafık görüldüğünden Mecellenin1 (850) inci maddesi mantu-kunca beslemek şartiyie hibe fâsid olmadığından meccanen ferağın fâsid ol­mayacağı nazara alınmış, bu şart ile vukubulacak ferağların senedat idare­since kabul olunarak o veçhile senetlerde yazılması 1296 tarihinde iradeye iktiran etmişdir.

Böyle tapu senedlerinde münderic olmayan şart dâvalarını dinlemekden hâkimlerin men'i hakkında da meşihat makamının iş'arı üzerine meclisi mahsusı vükelâ karariyle bij'istizan bir irade sâdır olmuşdur.

Dördüncü cild Düsturun 372 nci sahifesiyle beş numaralı Ceridei Meha-kimin 32 nci sahifesine müracaat!.)

533 - : Bir kimse,, uhdei tasarruf undaki'icareteynli bir yeri mütevelli­sinin izniyle bir şahsa meccanen ve bilâ şart ferağ etdikden sonra ashabı intikalden vâris bırakmaksızın vefat etse bu yere mütevelli müdahale ede­mez, ve bunun için mefruğün leh olan o -şahisdan icarei muaccele istemeğe hakkı  olamaz.

534 - : Bir kimse tasarrufundaki icareteynli bir vakıf akarı, başkasının tasarrufundaki icareteynli bir vakıf akar mukabilinde ferağ edebilir. Şu ka­dar var ki bu akarlar, başka başka vakıflardan ise bu ferağa o vakıflardan her birinin mütevellisi izin vermek lâzımdır.

535 - : Akdi bey'i ifsad eden şartlar, akdi ferağı da ifsad eder. Binaenaleyh bir kimse bil'icareteyn uhdesinde bulunan vakıf bir yeri,

mütevellisinin hıuurunda bir şartı müfsit ile bir şahsa ferağ, o şahıs da bu vekile- kabul edip mütevelli de bu şarta mukarin olarak ferağa izin verse ferağ fâsid ttlur. Çünkü ferağlar, icar kabilindendir. İcar ise menfaati bey' demek olduğundan bey'in fâsid olduğu şey ile icar muamelesi de fâsid olur.

Amma fariğ ile mefruğun lehin kendi aralarındaki mukaveleleri hüküm­süz olduğu cihetle bunlar kendi aralarında bir şartı müfsid ile ferağ hak­kında bir mukavele yapıp da sonra mütevellinin huzurunda bu şartdan bahsetmiyerek kat'î suretde ferağ yapsalar, mütevelli de böyle kat'î olarak izin verse ferağ muamelesi fâsid olmaz.

536 - : îcareteynli bir vakıf akarın hissedarlarından hiç biri : «hissemi teferrüğ eb>  veya  «hisseni bana ferağ  et»  diye şeriklerine  cebr. edemez. Bunlardan. her biri kendi hissesini dilediğine ferağ edebilir. Buna diğerleri mâni olamazlar.

537 - : Vakıflarda ne mütevelli için, ne de mevkufun aleyhim için şüf:a hakkı sabit olamaz. Binaenaleyh icareteynli bir vakıf akarın hissedarların­dan her biri kendi hissesini dilerse şerikine ve dilerse şerikinn iznini istihsale muhtaç olmaksızın haricden birine ferağ edebilir. Nitekim yukarıdaki me­sele buna natıkdır.

Kezalik mahlûl kalan bir hisseyi mütevelli, muaccelei misliyesîyle di­lerse diğer hissedarlara ve dilerse başka birine tefviz edebilir. Şu kadar var ki îrad nevinden olmayan icareteynli vakıf meskenler ve menzillerde mahlûl hisseye ber hayat olan hissedar talib olunca başkasına tefviz edil­memesi ve hattâ bu hissedar hakkında bazı tenzilât yapılması için vaktiyle Türkiyede bir nizamname mevcud bulunmuşdur.

(Üçüncü ciîd Düsturun 445 inci sahifesinde yazılı ve 19 zilhicce 1288 ta­rihli nizamnamenin ikinci maddesi şöyledir : «Hisseli hanelerin mahlûlâtı nısıf raddesinde veya nısıfdan ziyade olur ise bunu alacak hisseler için kıymeti muhammenesinden yüzde yirmisi ve nısıfdan az olduğu suretde sü-düs raddesine kadar kıymetli muhammenesinden yüzde otuzu, ve eğer sü-düsden dahi az ise yüzde ellisi tenzil ile hissedarlara mahsus muamelei ta-tadiliyye icra

538 - : Borçlu olarak vefat eden kimsenin uhdei tasarrufundaki icareteynli vakıf akar, borcu için başkasına ferağ olunmaz. Fakat borcu   vakfın karesine aid olunca ferağ olunabilir. Fetâvayı Abdurrahim. [12]

 basa dön

 

Marizlerin Ve Kas1rın1n Ferağları  :

 

539 - : Bir kimse uhdei tasarrufundaki icareteyrtli bir vakıf yeri, ma­razı mevtinde mütevellinin izniyle gerek ashabı ihtikalden olan bir vârisir ne, meselâ evlâdına veya zevcesine ve gerek bir yabancı şahsa ferağ ede­bilir, bu ferağa sair vârisleri itiraz edemezler. Çünkü bu, bir nevi teberrü-dür, vakıfdan nüzul demekdir. Marizin bu gibi teberrüü ise bütün malından muteberdir. Mecmuai Cedide.

540 - : Eshabı intikalden vârisi olmayan kimsenin marazı mevtindeki

ferağı muteber değildir. Binaenaleyh vefat edince uhdesindeki icareteynli vakıf, mahlûl olarak vakfı tarafına aid olur, hakkındaki ferağ, sahih olmaz.

Bu halde mefruğun leh, vermiş olduğu bedeli o kimsenin terikesinden istifa eder. Ataiyye, Fetâvayı Ali Efendi.

Bir seneyi mütecaviz bir müddettenberi hasta olan kimsenin hali müte-gayyir ve hastalığı müşted olmadan yapmış olduğu ferağ, her halde mute­berdir. Marazı mevt için münakehat ve vasiyet bahislerine müracaat!..-

541 - : Bir kimse marazı mevtinde eshabi intikalden varisi bulunmadı­ğı halde tasarrufundaki icareteynli vakıf bir yeri, başkasına ferağ etmek istedikde mütevelli : «bunun hastalığı belki marazı mevtdir» diyerek bu fe­rağa mani olamaz. Çünkü bir hastalığın marazı mevt clduğu mevt vuku bul­mayınca bilinemez, tevehhüme itibar olunamaz. Şu kadar var ki o kimsenin vefatiyle hastalığının marazı mevt olduğu tebeyyün edince ferağ muamelesi sahih olmamış olur. Bu takdirde mütevelli, mefruğun bihi mahlûl olmak üze re mefruğun lehden istirdad eder, velev ki ferağa izni havi sened vermiş olsun.

Mefruğun leh de vermiş olduğu bedeli fariğin terikesinden istifa eder. Ahkâmül'evkaf.

542 - : Kasnının icareteynli vakıf akarlarını velileri veya vasileri mü-sevvigatı şer'iyyeye mebni ahara ferağ edebilirler.

Binaenaleyh bir çocuğun, veya bir mecnunun veya bir matuhun uhdei tasarrufundaki icareteynli bir akar, haraba yüz tutub da varidatı masrafına kifayet etmese veya bunların nafakalarım başka suretle temin kabil olma­sa bu akarı hâkimin izniyle ve hâkimin huzurunda erbabı vukufun haber verecekleri bedeli mişl'ile mahımıdül'hal olan velîsinin veya muhtar veya mansub vasisinin başkasına ferağ etmesi sahihdir. Artık bu ferağa müda­hale edilemez.

Fakat müsevvigatı şer'iyyeden böyle bir şey bulunmaksızın yapılacak. bir ferağ, sahih olmaz. Bilâhare çocuk baliğ olunca veya mecnun ifakat bu­lunca bu akarı mütevellinin reyile mefruğun lehden geri alabilir. Netice-tül'fetâvâ.

543 - : Bir çocuğun velisi veya vasisi, anın uhdesindeki icareteynli bir vakıf akarı kendi nefsi için teferruğ edemez. Fakat mesağı şer'îye binaen hâkimin reyi ve mütevellinin izni ve bedeli misjli ile başka bir şahsa ferağ etdikden sonra o akarı o şahısdan kendi nefsi için teferruğ edebilir. Ahkâmüt evkaf.

544  - :  Hasırının velîleri veya vasileri, bunların haklarında hayır ve menfaati mucib olmak üzere icareteynli vakıf bir yeri hâkimin izni, müte­vellinin reyi ve bedeli misli ile bunlar için teferruğ edebilirler. Çünkü kasirîn hakkında hayırlı olan şeyleri yapmaya  velîlerinin,  vasilerinin salâhieytleri vardır. Edebül'evsiya. [13]

 basa dön

 

Vefa Ve  İstiğlâl Tarikiyle Ferağ  :

 

545  - : îcareteynli bir vakıf akarın taksimi kabil olsun olmasın, tama­mını veya nısıf, rubu gibi bir hissei şayiasını bir borç mukabilinde alacak­lıya vefa veya istiğlâl yoliyle ve mütevellinin izniyle ferağ etmek caizdir. Mütevellinin izni şart olduğundan, bulunmazsa bu ferağ sahih olmaz.

îştirâk üzere tasarruf olunan bir vakıf akarın hissei şayiası hakkında da hüküm böyledir.

546 - :  îstiğlâl yoliyle ferağ olunmuş olan icareteynli bir vakıf akar, fariğ tarafından tahliye ve mefruğun lehe teslim edilmelidir ki vefaen mef­ruğun lehin o akarı fariğe icar eylemesi sahih olsun. Dürri Muhtar fî ba-bissarf.

Binaenaleyh böyle tahliye ve teslim bulunmaksızın yapılan bir icar mu­amelesi bâtıldır. Bu halde mefruğun leh, böyle bir icara mebni fariğden ki­ra namiyle bir mikdar meblağ almış olsa fariğ, bu meblâğı asıl borcuna* mahsub edebilir. Fetavâyı Ali Efendi.

Şayed tahliye ve teslim bulunduğuna dair fariğin ikrarı sabit olsa üc­reti vermekden imtina edemez. İkrarında kâzib olduğunu iddia etse bu ik­rarında kâzib olmadığına dair mefruğun lehe yemin verdirebilir. Mecmuai Cedide.

547 - : Alacaklıya vefa veya istiğlâl yoliyle ferağ olunmuş olan bir va­kıf akarın icarei müeccelesi yine fariğ üzerine lâzım gelir, mefruğun lehe lâzım gelmez. Çünkü bunun asıl mutasarrıfı, fariğdir.

548 - : Vefaen ferağ edilmiş bir vakıf akarın menfaati yine fariğe aid-dir. Binaenaleyh fariğ, anı âhara kiraya verib bedelini kendisi için alabilir. Bu kiraya mefruğun leh müdahale edemez.

549 - : Vefa veya istiğlâî suretiyle ferağ edilmiş olan bir vakıf akar, mefruğün lehin bilâ veled vefatiyle mahîûl olmaz. Belki fariğ, borcunu mef­ruğun lehin vârislerine ödeyerek mütevellinin reyile ferağ muamelesini fek ctdirir, o akara yine mutasarrıf olur. Yoksa mütevelli, bu akarı mefruğün lehin mahlûlünden olmak üzere başkasına icar edemez, Neticetül'fet&vâ.

550 - : Vefa veya istiğlâî yoliyle ferağ olunmuş alan icareteynli bir ha­ne, bilâ teaddin yanıb sırf arsa halinde kalsa mefruğün lehin alacağı sa­kıt olmaz. Velev ki bu hane, kendi elinde bulunmuş olsun. Binaenaleyh ala­cağını fariğden istiyebilir. Behcetül'fetâvâ.

551 - : îcareteynli bir vakıf akar, muayyen bir zamana kadar borç öde-nilmediği takdirde yapılan ferağın kat'iyet kesb etmesi şartiyle bir alacak­lıya vefaen ferağ edilmiş bulunsa bu şarta itibar olunamaz.

Binaenaleyh fariğ, bu müddet içinde borcunu ödememekle ferağ, kat'i­yet kesbetmiş olmaz. Belki bilâhare borcunu mefruğun lehe ödeyince o aka­rı mütevellinin izniyle geri alabilir.

552 - : Vefaen ferağ edilen vakıf akarın mutasarrıfı, borcunu ödeyin­ce mütevellinin izniyle ferağı fek ettirip o akarı mefruğun lehden geri alır.

Şayed fariğ, borcunu ödemeden vefat ederek ashabı intikalden vâris bırakırsa mefruğun leh, alacağını İstifa edinceye kadar bu akan elinde tu­tabilir, vârisin buna müdahaleye salâhiyeti olamaz.

553 - : Vefaen ferağ edilen veya rehin olarak.alacaklıya teslim olu-$ıan bir vakıf akarın mutasarrıfı borcunu ödemeden bilâ veled vefat etse

bu akar borcu temin, belki mahlûl olarak vakfa aid olur. Ali Efendi.

Fakat tevsii intikali yapılmış vakıflardan ise vakfı tarafından muacce-lei misliyyesiyle başkasına tefviz olunur da vefaen mefruğün leh de alaca­ğını bu muacceleden istifa edebilir.

îcareteynle tasaruf olunan nizamh vakıf, gediklerde de bu istifa salâ­hiyeti vardır.

(Arazii emirîye ve mevkute ve müsakkafat ve müstagaliâtı vakfîyyenin badelmevt temini deyn etmesini gösteren ve birinci cilt Düsturun 242 net sa-hifesinde yazılı bulunan nizamnamenin üç maddesi :

îkinci madde - : Bir kimse mutasarrıf olduğu arazii emir iye ve mev-kufeyi deyni mukabilesinde memuru marifetiyle dayinine vefaen ferağ ve tefviz edib kablel'eda fevt oldukda deyni mezkûr, duyum saire gibi medyu­nun terikoi vâfiyyesinden istifa olunur. Eğer asla terikesi yok ise veya hut terikei mevcudesi düyununa vefa etmez ise medyunun gerek hakkı intikale nail olan veresesi ve hakkı tapu sahibi bulunsun ve gerek bulunmasın ol araziden deyne vefa edecek mikdarı bilmüzayede bedeli misliyle talibine tefviz olunarak deyni mezkûr tediye kıhnacakdır.

Üçüncü madde - : Bin iki yüz seksen dört senesi şehri seferinin on üçü tarihiyle müverrah kanun mucebince usuli intikaliyyesi tevsi ile icarei müeccelesi ecri misline iblâğ kılınmış olan müsakkafat ve müstagaliâtı mev-kufede dahî ikinci madde ahkâmı icra kıhnacakdır.

Dördüncü madde - : Vefaen ferağ olunan arazi ve müsakkafat ve müsta-gallâtm bedeli, medyun müteveffanın deyyine vefa etmezse dain olan kimse ne bakiyyei matlûbu için medyunun tasarrufunda olub da" vefaen ferağ olun­mamış olan diğer arazi ve müsakkafat ve müstegallâtına dahi ve taarruz edemez. Fi 24 ramazan 1286). [14]

 basa dön

 

Ferağ Ve Teferruga Vekâlet :      

 

554  - : Ferağa, teferruga tevkil caizdir,

İcareteynli bir vakıf akarın ferağına vekil olan kimse, o akarı kendi nefsi için teferruğ edemiyeceği gibi evlâdı, ebeveyni, zevcesi gibi lehlerine şahadeti muteber olmayan şahıslara da ferağ edemez.

Fakat müvekkil, bunlardan birine ferağ etmek dilediğine ferağda bulun­mak üzere mezuniyet verirse vekil, bunlara da ferağ edebilir.

555 - : îcareteynli bir vakıf akarı ferağa vekil olan, bu akan gabni fahiş ile ferağ edemez, ederse ferağ müvekkilinin icazetine mevkuf olarak münakid olur. Bu halde müvekkil, ferağı red ederse ferağ bâtıl olur, mef-ruğun bihi mütevellinin reyüe mefruğun lehden istirdad eder, velev ki tag-rir bulunmasın.

Bu mesele, imameynin bu hususda müfta bih olan kavillerine göredir, imamı Azama göre bey'a mutlak surette vekil olan kimse, aza da çoğa da satabilir. Bezzaziyye, Camiül'icareteyn.

556  - : Vefaen ferağ edilmiş bir vakıf akarın muayyen zamanda. borç Ödenemediği takdirde başkasına kat'iyyen ferağ edilib    bedelinden borcun ödenmesi için gerek vefaen mefruğün lehe ve gerek başka bir şahsa vefaen ferağ esnasında vekâlet vermek caizdir.

Binaenaleyh o müddetde borç ödenmezse vekil, vefaen mefruğün bihi bedeli misliyle başkasına kat'iyyen ferağ ederek bedelinden borcu ödeyebi­lir. Bu bedelden fazla bir şey kalırsa o da müvekkile verilir.

Sayed muayyen müddet hitam bulduğu halde vekil, o akarı katiyyen fe­rağ ile borcu ödemekten imtina ederse hâkim, ferağ ile borcu eda etmek üzere vekile emr ve tenbihde bulunur.

557 - : icareteynli vakıf bir akarı bir şahıs namma bilvekâle şu kadar meblâğ mukabilinde teferrüğa vekil olan kimse, o akan o kadar meblâğ ile kendi nefsi için mütevellisinin izniyle teferruğ ve namma sened istihsal ede­mez, ederse müvekkil, o akarı mütevellisinin    izniyle o vekilin uhdesinden nez" ve senedini ibtal etdirib kendi namına sened istihsal edebilir. Çünkü böyle bir muamele, müvekkili tağrire müedddî olur. Ve bu halde vekil, mü vekkilinin haberi olmaksızın nefsini vekâletden azl etmiş olur, bu azle ise müfta bih olan kavle nazaran kadir olamaz. Hidaye, Camiül'icareteyn.

558  - : Azli hakikîde vekilin azlinden haberdar olması şartdır. Azli hük­mîde ise şart değildir.

Binaenaleyh icareteynli bir vakıf akarı ferağa vekil olan kimse, müvek­kilinin kendisini gıyabında vekâletden vuku bulan azline vâkıf olmaksızın o akarı mütevellinin izniyle bir şahsa ferağ etse ferağı sahih olur. Amma azline muttali oldukdan sonra ferağda bulunması muteber olmaz.

Kezalik : müvekkili vefat etdiği halde bundan haberdar, olmaksızın o akarı "bir şahsa ferağ etse bu ferağ, sahih olmaz. Çünkü vefatdan itibaren hükmen azl vuku bulmuş olur.  

Binaenaleyh müvekkilin ashabı intikalden olan vârisleri mevcud iseler bu ferağa icazet vermeyib mefruğun bihi, mefruğun lehden istirdad ede­bilirler. Vârisleri mevcud olmadığı takdirde de mefruğun. bih, mahlûlen vak­fı tarafına aid olur. Mefruğun leh de vermiş olduğu ferağ bedelini istirdad eder.

Vekâlet bahsine de müracaat!. [15]

 basa dön

 

Ferağlarda İtiyaz Ve Hiyari Ayb İle Hiyari Rü'yet Ve­saire :

 

559 - :  İcareteynli vakıf yerlerin ferağları mukabilinde i'tiyaz, yani : bir bedeî alınması caizdir.

Binaenaleyh bir kimse tasarrufundaki vakıf bir yeri, bir bedel mukabi­linde birine ferağ etse bu bedeli andan taleb ve dâva edebilir. Bu bedeli vermeden vefat etse teriksinden taleb ve ahz olunur.

Bu gibi tasarruf haklarının ferağında i'tiyazın caiz olub olmayacağı fu-kahai kiram arasında ihtilaflı bir meseledir. Bazı fukahat bu gibi hukuki mücerrede mukabilinde bedel alınmasının ademi cevazına kail olmuşdur. Bu cihetle bedeli ferağ dâvalarını dinlememek lâzım gelir. Fakat diğer fu-kaha, bunun cevazına kail olmuşlardır. Bunların bu babdaki kavileri nâ-sın maslahat ve menfaatine daha uygun görüldüğü cihetle bu kavi, vaktiyle meşihatı islâmiyye tarafından tercih edilmiş ve bu hususda bir irade sâdır olarak Türkiyede buna göre amel oluna gelmiş, bunun hilâfına olan bir hü­küm, gayri nafiz bulunmuşdur. Hamevî Alel'eşbah.

560 - : Ferağ bedelleri, sair mülk mallar gibi mevrus olur. Binaenaleyh bir kimse tasarrufundaki bir vakıf yerini başkasına ferağ

edib henüz bedeli ferağı mefruğun lehden almadan vefat etse bu bedel, vâ­rislerine feraiz veçhile mevrus olur. Yoksa bu vakıf yerde carî olan intikal hükümleri nazara alınamaz. Nitekim bu gibi vakıf akarların müstecirlerine aid kira bedelleri de anların sırf malları mesabesindedir. Hamevî, Ataiyye.

561 - : İcareteynli vakıf akarların ferağlarında hıyarı ayb ve hıyarı rü-yet cereyan eder.

Binaenaleyh bir kimse başkasından teferrüğ etdiği bir vakıf akarın şer'en reddi müstelzim kadîm bir aybına bilâhare muttali olsa o akarı mü­tevellinin reyile fariğe reddedebilir.

Kezalik : bir kimse görmeksizin teferrüğ eylediği bir vakıf akan görün­ce muhayyerdir, dilerse o ferağı mütevellinin re'yile fesh etdirib ferağ be­delini istirdad edebilir. Behcetül'fetâvâ.

562 - : tcareteynli vakıf bir akarın ferağında tağrir bulunmaksızın gab-ni fahiş bulunsa, mağbun olan tarafın bu ferağı feshe salâhiyeti olamaz.

Fakat sagîr, mecnun gibi kasırîn hakkında velîlerinin veya vasilerinin noksanı fahiş ile olan ferağları sahih değildir, velev ki tağrir bulunmasın.

Binaenaleyh bunlar baliğ olunca veya ifakat bulunca mefruğun bihi is­tirdad edebilirler.                                           

Kezalik : vakıf bir akan mütevtllisi de bir şahsa noksanı fahiş İle tef­viz edemez, velev ki tağrir bulunmasın.                                 

563 - : Fariğ ile mefruğun lehden biri diğerini tağrir edib de ferağda gabni fahiş bulunduğu tahakkuk etse magbun olan taraf, mütevellinin reyi­le ferağı fesh edebili"

Meselâ : bir kimse icareteyn ile mutasarrıf olduğu vakıf odaları her gün için birer liraya icar olunur, her birinin gailesi yevmiye bir liradır di­yerek şu kadar bin kuruş bedel mukabilinde ve mütevellinin izniyle bir şah­sa ferağ ve teslim o şahıs da bu söze itimaden bunu kabul ve kabz İle be­delini tediye etdikden sonra odaların yevmî yetmişer kuruşa kiraya verildi­ği ve binaenaleyh gabni fahiş bulunduğu zahir olsa bu odaları red ederek verdiği ferağ bedelini istirdad edebilir.

Kezalik : bir kimse sadedil bir şahsın tasarrufundaki bir vakıf Hanenin aydan aya nihayet bin kuruş kira getirebileceğini ve buna binaen bedeli mislinin on bin kuruşdan ibaret bulunacağım söyliyerek o şahsı ikna etmek­le o haneyi on bin kuruş mukabilinde ve mütevellisinin izniyle teferrüğ et­dikden sonra o hanenin ferağ zamanında bedeli mislinin, meselâ onbeş bin kuruş olduğu bigarez vukuf erbabının mevsuk şahadetleriyle tebeyyün etse fariğ, mütevellinin reyile bu ferağı fesh ve bedeli reddederek o yeri istirdad edebilir. Behcetüle'fetâva, Ahkâmül'vakf.

564 - : Mefruğun bihin bir mikdarma, meselâ rubu hissesine bir müs-tahik zuhur edib de badel'isbat o mikdar müstahik için hükm olunsa mefru­ğun leh, anı mütevellinin reyile fariğe reddederek ferağ bedelini istirdad edebilir.

Binaenaleyh bir kimse şu akarın tamamı icareteyn ile benim tasarru-fumdadır» diyerek bir şahsa fariğ oldukdan sonra o akarın bir kısmına baş­kasının icareteyn ile mutasarrıf olduğu sabit olsa bu ferağ muamelesi fcsh edilebilir. Behce.

Kezalik : bir kimse bir akarı mütevellisi bulunduğu vakfın müstegallâ-tından olmak üzere icarei muaccele ve müeccele ile bir şahsa tefviz etdik-den sonra birisi çıkıb da «bu akar benim mülkümdür» diye dâva ve b'ımu bil'isbat istizharen yemin etdikden sonra lehine hükm olunsa o şahıs, ver­diği muacceleyi mütevelliden istirdad eder. [16]

 basa dön

 

Vakıfların  Taksimi  Ve  Mühayee  İle  İfrazı  

 

565 - : îki vakıf arasında ifraz suretiyle taksim caizdir.

Meselâ : Bir kimse, mülk arazisinin yarısını muayyen bir cihete vakf, sonra diğer yarısını da başka muayyen bir cihete vakıf ve her biri için ay­rı mütevelli tayin etse bu iki mütevelli, o vakfı taksim ederek her biri anın yarısında tasarruf edebilir. Çünkü her nısıf, ayrıca vakıf edilmekle iki va­kıf bulunmu§ olur.

Nitekim iki kimse tarafından müştereken mâlik oldukları bir akar hak­kında ayrı ayrı olarak yapdıkları vakıf hakkında da hüküm böyledir.

Fakat bunların vakfı müttehid olsa, masraflarının İttihadından dolayı kısmete hacet kalmaz. Reddi Muhtar, Tahtavî,

566 -: Bir kimse,bir akarının meselâ yansını vakf etse bu akarı ken­di kendine.taksime kalkışamaz, belki bunu hâkim taksim eder, yahut mül­künde tuttuğu kısmı bir şahsa satar, o şahıs bu mukasemeyi yapar, sonra bu kısmı o şahısdan birrıza satın alır. Hindiyye.

567 - : Müşterek, taksimi kabil bir akardaki hissesini bîr kimse vakf edib bunun sıhhatine bir hâkim hükm edecek olsa da bu akar, imamı Aza­ma göre taksim olunamaz. Bunda mühayee = nöbetleşmek cari olur. Ima-meyne göre ise taksim olunabilir. Hindiyle.

568 - : Müşterek bir akarın tamamı hissedarlar tarafından, (bir cihe­te) vakıf edilmiş olsa bunda kısmet ve mühayee icrası caiz olmaz. Nite­kim (565) inci meselede de. işaret olunmuşdur. Fethül'kadir.

569 - : Vakıflarda kısmeti cem, îmamı Azama göre caiz değildir, ima-meyne göre ise bir beldede bulunmak şartiyle caizdir.

Şöyle ki : bir kimse bir beldede başkaşiyle müştereken mâlik olduğu müteaddid arazi ve müsakkafatdan kendi hissesine aid olanları vakf etdik­den sonra vakfı ayırarak bu arazi ve müsakkafatdaki hisselerini bir yere toplamak istese îmameyne, ve Hilâli îbn Yahyaya göre caiz olursa da Imamı Azama göre caiz olmaz. Her birini kısmeti ferd suretiyle taksim etmek lâzım gelir.

Şu kadar var ki hâkim, bunların kısmeti cem suretiyle taksimini vakf için faideli görürse bu veçhile taksim eder.

Şayed bu mükaseme neticesinde bir tarafa bir az da muayyen mikdar para verilmesi lâzım gelirse bakılır : eğer bu parayı verecek olan vâkıf ise caiz olur. Çünkü bu halde kendi vakfım ayırmış, ortağının vakıf olma­yan hissesinden bir kısmını da parasiyle satın almış olur ki, bu kısım, vâ­kıfın mülkü olmuş olur. Fakat bu parayı alacak olan vâkıf ise caiz olmaz. Çünkü bu takdirde vakfının bir kısmını para ile satmış olur. Hindiyye, Ha-niyye, îs'af.

570 - : Müştereken tasarruf olunan icareteynli vakıf akarların şerikler arasında taksimi caizdir. Bu halde hissedarlardan biri, hâkime müracaatla kısmet ve hissesini ifraz etdirib başkasına ferağ etmek istese buna diğer hissedarlar mani olamazlar. Şu kadar var ki akar, taksime kabiliyetli ol­malı, ve her şerike isabet edecek kısım ile .intifa mümkün bulunmalıdır. Bununla beraber taksim, vakıf hakkında da daha faideli olmalı, sonra da bu taksime mütevelli izin vermelidir.

Binaenaleyh bu dört şart bulunmadıkça taksim, sahih ve muteber ol­maz. Neticeüü'fetâvâ, Ahkâmül'evkaf.

571 - : Vakıf hakkında muzir olan bir taksim, caiz değildir.

Bir taksimin muzir olması, vakıfdaki bir mikdar mahallin yolsuz kal­ması, veya küçük parçalara ayrıldığı takdirde şerefi zail olarak eski vâri datına noksan ânz olması gibi şeylerdir. Binaenaleyh hamam gibi, küçük  haneler gibi vakıf yerlerde taksim cereyan etmez.

572 - : Taksimi kabil ve nafi olan icareteynli müşterek vakıf yerlerde cebren kısmet cereyan eder. Şöyle ki  ;  böyle bir akarın hissedarlarından bir kaçı taksimine talib, diğerleri de bundan müctenib olunca hâkim, bina­ların ahvaline vâkıf kimseler marifetiyle hissedarların ve mütevellinin hu­zurlarında o akarın ebniyesiyle arsasını keşf ve takvim    etdirerek kabili kısmet olduğu ve vakıf hakkında nafi bulunduğu o kimselerin şahadetleriy-le tahakkuk ederse diğer hissedarların rızalarına bakmaksızın hepsinin ara­sında mütevellinin reyi ve kur'a keşidesiyle taksim ve her birinin hissesini fasıla vaz'ile tayin ve tefrik eder.

573 - : icareteynli vakıf bir akarın hissederlarından  bazıları çocuk, mecnun veya matuh bulunursa velilerinin veya   vasilerinin marifetleriyle taksim yapılır. Şu kadar var ki bu taksim, hem vakıf, hem de bu kasirîn hakkında enfa' olmak lâzımdır.

574  - : Müşterek vakıf bir yerin bırrıza veya bil'kaza taksiminde adalete riayet şartdir. Yani her hissedara verilecek kısım, kendisinin maksum-daki istihkakına muadil olmalı, bundan noksanı fahiş ile noksan bulunma­malıdır. Aksi takdirde hissedarlardan her hangi biri, taksimde gabni fahiş bulunduğunu bil'iddia isbat ederse taksim bozulur.

Bu halde kısmeti kazanın nakz edileceği hususunda ittifak vardır. Bir-rıza, vuku bulan kısmetin nakz edilmesi de sahih görülen kavle göredir. Vâfî şerhi.

575 - :   Müşterek bir yerin taksiminden sonra hissedarlar,     biribirini kısmete müteallik dâvadan ibra edecek olurlarsa artık hisselerinde noksan vukundan dolayı kısmeti nakz etdiremezler. Fakat    hissedarların arasında kasırindan kimse bulunursa velîsi veya vasisi marifetiyle yapılan taksim­den dolayı bu velinin veya vasinin ibrası muteber olmaz. Binaenaleyh bun larm hakkında gabn dâvası dinlenmesine mani olamaz.

576  - :  îcareteynli bir müşterek    vakıf akarın hissedarları    arasında kısmeti âdile İle taksim edilebilmesi için bazı hisselere nakid ilâvesine lü­zum görülse bu kısmet, mütevellinin izniyle bitterazi caiz olur. Fakat his­sedarlardan bazılarının imtinaı takdirinde hâkim tarafından cebren caiz ol­maz. Çünkü ne akarın, ne de menkulün kısmetine ortakların rızaları bulun­madıkça nakd, dahil olamaz. Dürri Muhtar.

577 - : Müteaddid ve müşterek icareteynli vakıf akarlarda cebren kıs­meti cem carî olmaz.

Binaenaleyh icareteynli iki parça vakıf akarın, müsavat üzere ortakla­rından biri, bu iki parçadan birinin kendisine, diğerinin de ortağına veril­mek üzere kısmeti cem ile taksim edilmesini, diğerinin imtinaına mükarin taleb etse hâkim, böyle bir taksim için hissedara cebr edemez. Belki böyle bir taksim, hissedarların kendi ri2alariyle yapılabilir.

578 - : îcareteyn suretiyle müştereken tasarruf olunan vakıf gedikle­rin taksimi, Türkiyede vaktiyle nizamen gayri kabil bulunmuştu.

Kezalik :  icareteynli bir vakıf akar içerisinde    müstakar vakıf gedik,1 veliyyül'emrin iradesi ve mütevellinin    marifeti ile lâğv edilmedikçe veya hissedarlarından birinin hissesine birrıza kasr edilmedikçe o gediğin müsta-karrün fihi olan akarın taksimi nizamen memnu bulunmuşdur. AhkâmüTev-kaf.

579 - :  îcareteynli bir vakıf akar, taksimi kabul etmez veya taksimi vakıf hakkında muzir olur da müşterek mutasarrıfları arasında şayian ta-saruf hususunda dâva ve niza vuku bularak bazıları mühayee ister, bazıları da bundan imtina ederse hâkim,    mütevellinin reyile bu akarın mühayee suretiyle tasarruf edilmesine hükm eder.

580 - : Vakıflarda mühayee, birrıza carî olursa da lâzım olmaz.

Binaenaleyh mevkufun aleyhim bitterazî mevkufu aralarında mühayee suretiyle taksim edebilirler.

Meselâ : bir cemaat, kendilerine mevkuf bulunan bir hanede muayyen müddetlerle ikamet edebilirler. Kezalik : kendilerine meşrut bir vakıf mez-reayı da aralarında taksim ederek her biri kendi hissedini kendi namına ekib biçebilir.

Fakat bu bir kısmeti hakikiye değildir. Bunlardan her hangi biri, bu kısmeti ibtal edebilir.

Maahaza böyle bir kısmet ve mühayeenin pek uzun müddetle olmaması lâzımdır. Çünkü hisselerdeki vakfiyetin unutulmasına ve her hissedarın kendi elindeki hissenin hassaten kendisine mevkuf bulunduğunu iddia etme­sine müeddî olabilir. Fethül'muin, Bahri Raik, Reddi Muhtar.

581 - :  Mühayeeden evvel geçen müddet,  mühayye nevbetine mahsub edilemez. Çünkü mühayee, husumetden sonra başlar.

Binanaîeyh icareteynli bir vakıf akarın hissedarlarından bazıları o akar­da bilâ mühayee'bir müddet müstakiîlen oturdukdan sonra birrıza veya hâ­kimin ve mütevellinin reyile mühayee icra etdirseler, bu mühayee icrası tarihinden itibaren her biri o akarda muayyen müddetlerle oturmaya müs-tahik olur. Evvelce müstakiîlen oturan hissedarların. oturmuş oldukları müddeti hesaba katarak o kadar da kendileri oturmak talebinde bulunamaz­lar. Kinye.

582 - : Mütevellinin reyine mukarin olmayan bir mühayee ve ifraz lü­zum ifade etmez. Şöyle ki - : bir kimse uhdei tasarrufunda bulunan ica­reteynli bir vakıf akarın bir mikdanm ayırarak kendi    tasarrufunda ibka, mütebakisini de başkasına ferağ edebilir. Fakat bu ifraz hususunda müte­vellinin izni şartdir. Nasıl ki ifraz edilecek mahallerden her biriyle ayrıca intifa kabil olması ve bu ifrazın vakıf hakkında daha faideli bulunması da-şartdır.

Binaenaleyh bu şartlar bulunmayınca ifraz lâzım, ferağ sahih olmaz.

583 - :  Süknaya meşrut vakıf bir hanede mühayee bil'ittifak caizdir. Vâkıfı tarafından süknaya meşrut olmayan    vakıf bir hanede mühayeenin cevazı ise muhteîefün findir. Vecizi Serahsî.

(Türkiyede evvelce icareteynli müşterek vakıflarda mühayee cereyan etmezdi. Mühayee cereyan etmemesi, şerikler arasında dâva ve niza vukuu­na bâis olduğundan Mecelle cemiyeti ilmiyyesince mühayee icrası muvafık görülerek o vecMe amel ve hükm olunması hakkında irade istihsali için meşihatı islâmiyye makamına müracaat edilmiş, meşihat makamının arzı üzerine de fî gurrei şaban 1296 tarahinde bir irade sâdir olmuşdur.) [17]

 basa dön

 

Vakıfların Gasb Edilmesi  

 

584 - : Vakıfların menfaatleri, ecri misüleriyle mazmundur. Binaenaleyh bir kimse vakıf bir yeri, muaddün lilistiğlâl olsun olmasın

bir müddet tegallüben zabt ve tasarruf edecek olsa o müddet için üzerine vakıf namına ecri misi lâzım gelir. Vakıf bir dükkânı veya medreseyi te­gallüben işgal gibi. Tenkihi Hâmidî.

585 - : Vakıflarda te'vili akd veya te'vili mülk ile tasarruf, ecri mis­lin lüzumuna mani olmaz.

Binaenaleyh bir kimse, «fülândan satın aldım» diye bir dükkâna mâli-kiyet iddiasiyle vaz'ı yed edib üzerinde bina içerisinde kuyu gibi şeyler te­sis- ederek bunlardan bir kaç sene müstefid oldukdan sonra bir vakfın mü­tevellisi, bu dükkânın vakfına aidiyetini mahkemede usulen isbat ve hüküm istihsal etse bu müddet için o kimse üzerine ecri misi lâzım gelir, Bezza-ziyye, Fetavayı Hayriyye.

586 - : Vakıf bir malın gasb edilmesi, kendisinden intifa edilmiş olma­sa da ecri misli müstelzim olur.

Binaenaleyh-bir kimse, gasb etdiği bir vakıf arsayı ekmeyib bir müd­det muattal bir halde bıraksa veya gasb etdiği vakıf bir hanede ikamet et-meyib anı boş bırakmış olsa da bunun gasb müddetine aid ecri mislini za-min olur. Neticetül'fetâvâ.

587 - : Vakıflarda iare caiz değildir.

Binaenaleyh vakıf bir akar, bir kimseye ariyet olarak verilemez. Şayed-bir vakıf yerin mütevellisi, o yerde bir kimseyi bir müddet ücretsiz oturt-sa Hilâle göre o kimseye bir şey lâzım gelmezse de müteahhir fukahanm kâffesine göre o kimse gâsıb hükmünde olacağından üzerine o müddetde va­kıf için ecri misil lâzım gelir. O yer, gerek istiğlâl için hazırlanmış olsun ve gerek olmasın müsavidir. Çünkü bu suretle vakfı siyanet ,mevkufün aley­himin haklarına riayet lâzımdır. Fetva da bu veçhiledir.

Nitekim mütevellinin izni olmaksızın vakıf bir yerde fuzulen ikamet eden kimse üzerine de bâligen mâ beleg ecri misi lâzım gelir. Hindiyye, pürer.

Süknaya meşrut bir hanenin meşrutun lehi tarafından birisine iare edil--mesi ise bundan müstesnada.

588 - : Bir kimse yarısı vakıf, yansı da kendi mülkü olan bir akarın tamamını bir müddet tegallüben zabt etse bu müddet için vakfın hissesine düşen ecri misli zamin olur.

589 - : Bir kimse süknası veya gailesi kendisiyle beraber başkalarına da megrut olan valuf bir hanenin tamamında tegaîlüben ikamet etse diğer meşrutun lehlerin hisseleri için ecri misi vermesi lâzım gelir. Kinye.

590 - : Bir kimse bir vakıf bahçeyi meyva ağaçlariyle beraber bir kaç sene tegallüben işgal edib de badehu bunları vakfa red etmek istese bu müddet içindeki gailesini de mevcud ise beraber reddetmesi lâzım gelir. Bu gaile, müstehlek olunca da mislini tazmin etmesi icab eder,

591 - : Bir kimse, ma'bed ve medrese gibi hayır müesseselerinden bi­rini haksız yere tegallüben yıkacak olsa mütevelli, bunu o kimseye kel'ev-vel bina etdirebilir, o kimse, buna mecburdur, yalnız noksanı zamin olması kifayet etmez.

Amma vakıf müstegallâtdan birini böyle tegallüben yıkacak olsa mü­tevelli, yıkılan binanın mebniyyen kıymetini tazmin etdirebilir, onu kema-fissâbık bina için cebr edemez. - Cebr edebileceğine kail olanlar da var­dır - Tenkihi Hâmidî, Reddi Muhtar, AH Efendi Fetâvası.

592 - : Bir vakıf gasb eden kimse, ona kendi malından bazı şeyler zi­yade ve ilâve etmiş bulunsa bakılır: eğer bu ziyade ilâve edilen şeyler, güb­re vermek, yeri aktarmak, ırmağı kazımak, badana yapmak gibi mali müte-kavvîm olmayan şeyler kabilinde ise bunlardan dolayı gâşıb bir şey isteye­mez. Ve eğer bu ilâve edilen şeyler, bina ve ağaç gibi mali mütekavvim ise gâsıb, bunları kaldırmakla mükellef olur. Meğer ki kaldırılması vakfa zarar versin.O halde mütevelli, binanın merfuan, ağaçların da makluen kıymetini, (diğer bir kavle göre bunların maklu, ve müstehikkul.kah olarak kıymetle­rinde hangisi az ise anı) gâsıba vererek bunları vakıf için zabt eder. Velev ki gâsıb razı olmasın.

Mütünı fıkhiyyeye göre mesele böyledir. Mecellede de böyle temellüki cebri kabul edilmiştir. Ahiren mülka fetvahanei âlice de böyle fetva verilmiş-dir. Fakat fetva kitablarına nazaran bunları satmaya sahibi razı olmazsa mütevelli, bunların kıymetlerini vakfın gailesinden vererek vakıf için ceb­ren-temellük edemez. Belki bunların sahibleri, bunların münhedim. münkali olacağı zamana kadar bekler, o zaman ankazlannı alır.

Nitekim bu gibi muhdes şeylerin kaî'ı.vakfa muzır, mütevelli de bunlan vakıf için temellükden mümteni oldukda bunların kendi kendilerine münkali olacakları zamana kadar sahihleri intizarda bulunmaya mecbur olurlar, şey'en feşey'en münkali oldukda enkazlarım ahz ederler. Hindiyye. Tahtavi. Reddi Muhtar.

593 - : Bir vakıf yeri vâkıfının, veya mütevellisinin elinden gasb eden kimse, gasbı sabit olduğu halde o yeri red etmekden  imtina etse hâkim, red edinceye kadar kendisini habs eder. Şayed gasb müddetinde vakfa bir noksan arıza olmuş ise anı da zamin olur. Bununla vakıf tamir edilir. Hin­diyye.

594 - : Gasb edilen vakıf bir yerine istirdadı mümkün olmamakla bilmuhakeme bedeli alınmış bulunsa bu bedel ile o vakıf için başka bir yer sa-tın alınır. Fakat bilâhre bu vakıf yer, red edilecek olsa âlâ hâlini vakıf ola-arak kalır, alınmış olan yer, vakfiyetden çıkar, bu halde mütevelli, bunu satarak semeninden gâsıbın verdiği bedeli öder. Bir mikdar noksan ka­lırsa bunu da mütevelli, kendi malından verir, bununla vakfın gailesine rücu edemez. Hindiyye.

595 - :  Bir mütevelli, kendisine vâkıf tarafından teslim edilen vakıf bir akan benimsiyerek vakfiyetini inkâr etse gâsıb olmuş olur.  Bu halde vâkıfın dâva ve isbatiyle o akar elinden alınır. Vâkıf vefat etmiş ise mev­kufun aleyhimin müracaatları üzerine hâkim tarafından bir hasım - davacı

nasb olunur.

Şayed bu inkâr tarihinden itibaren bu akara bir noksan arız.olmuş olur­sa mütevelli bunu da zamîn olur. Bununla o akarın noksanı tamir edilir. Hindiyye.

596 - : Gasb edilen bir vakıf hakkında hâkimin izni lâhik olmadıkça mevkufun aleyhimden hiç birinin husumete dâva  ikamesine hakkı ola­maz. Hindiyye.

597  - : Bir kimse kendisinden gasb edilen bir vakıf yer hakkında gâsib aleyhine beyyine ikame edecek olsa bu beyyine bil'icma kabul edilerek o yer kendisine reddedilir. Hindiyye.

598 - : Evkafı sahihadan bir tarla, bir müddet gazben zabt ve ziraat edilmekle o tarlaya noksanı arz, tereddüb etse bakılır: eğer o tarlanın nok­sanı arzı ecri mislinden daha az ise gâzib üzerine ecri misi ile hükm olu­nur. Ve eğer noksanı arzı, ecri mislinden daha ziyade ise bu noksan ile hükm edilir. Ahkâmüssigar.

Fakat Türkiyede tahsisat kabilinden olan araziyi mevkuf ede gâsıb üze rine.ne ecri misi ve ne de noksanı arz lâzım gelir. Çünkü bu arazi, ara­ziyi memleket hükmündedir.  Araziyi memlekette ise  gâsıb üzerine bunla­rın lâzım gelmiyeceği vaktiyle Arazi Kanuniyle kabul edilmişti.

(Düsturun birinci cildinde münderic 7 şaban 1274 Arazi Kanununun yir­mi birinci maddesinde şöyle deniliyor  :

21 Madde - Fuzulen veyahut tegallüben zabt ve ziraat olunub sâl be-sal hukuki arazi alınmış olan arazi, badeîmuhakeme memuru marifetiyle istirdad ve za.bt olundukdan sonra gerek memurunun ve gerek arazisini istirdad eden kimsenin ol araziyi fuzulî ve yahut tegallüben zabt ve zi­raat eyliyen şahısdan noksanı arz veyahut ecri misi almağa salâhiyeti yok-dur. -Sağır ve sagîre, mecnun ve mecmme ve matuh ve matuhenin arazi­sinde dahi hüküm bu veçhiledir.

Bu kanunun dördüncü maddesinde de şöyle denilmişdir :

«Memaliki mahrusede kâin araziyi mevkufenin ekserisi bu kabilden-. dir. Ve böyle tahsisat kabilinden olan araziyi mevkufenin araziyi emiriy-yei sirfe-gibi rakabesi beytülmâle aid olmasiyle bunlar hakkında bundan sonra zikr ve tafsil olunacak muamelâtı kanuniyye cari olur.) [18]

 basa dön

 

Nükudı   Mevkufenin Tenmiyesi  

 

599 - :  Nükudun  vakfı  müteamil  olarak  tecviz edilmişdir.  Nükudun vakfiyetini esasen îmam Züfer de tecviz etmişdir. Vakıf paralara aid bir kısım müseccel  vakfiyeler de Jmamı müşarünileyhin    kavline binaen bu vakıfların sıhhat ve lüzumuna hüküm verildiği görülmektedir.

Vakıf paralar, iki kısımdır : bir kısmı muhtaç olanlara bilâ ribh, yani: bir nema, bir faiz alınmaksızın ödüne verilmesi meşrut olan vakıf nükud-dur. Mütevelli, bu kısım vakıf paraları istirbah edemez, yani : bunun için bir muameîei şer'iyye suretiyle faiz = küzeşte alamaz. Çünkü vâkıfın şe­raitine ittiba vacibdir.                                                    

ikinci kısmı, bir ciheti hayra sarf edilecek bir ribh mukabilinde talih­lerine birrıza ikraz, edilmesi meşrut olan vakıf nükuddur. Mütevelli, bun­ları da ribh - küzeşte ilzam edilmek suretiyle ikraz eder. Başka türlü edemez.                                       

600 - :  Muameîei şeriyesiz alınan bir nbh, mutlaka haramı mahzdır. Fakat muameîei şeriyye suretinde îmam Ebu Yusüfe göre riba, mürtefi, nbh caiz olur.

Şöyle  ki   meselâ  mütevelli,  borç  alacak  kimsenin  bir  malını  vakıf namına peşin para ile yüz liraya satın alır, sonra bu malı parasını bir sene v sonra almak üzere o kimseye vakıf namına yüz on liraya satarsa bu bir mumelei meşruadan ibnret olmuş olur.

Bu nbh ilzamı muamelesi şöyle de yapılabilir : Meselâ mütevelli, vakfın malından bir kimseye bir sene müddetle yüz lira ikraz ve teslim eder, son­ra bir malı da vakıf namına bir sene müddetle o kimseye müeccelen on liraya satıb teslim eder. O kimse de bu malı kabz ve tesellüm etdikdeh son­ra bir şahsa hibe ve teslim eder, o şahıs da bu malı vakıf için mütevelliye hibe ve teslim eder. Bu suretle o kimse de vakfın yüz lira asıî mali vakıfdan, on lira da satılan mal bedelinden bir ribhi mülzem olarak alacağı sabit olur.

Bu, bir mahlası şer'îdir, bununla haramdan ihtiraz edilmiş olur. Yeti­min veya vakfın malını veli veya mütevelli, bir kimseye rıbıhsiz ikraz ede­mez, faiz alması ise haramdır, o halde meşru bir beyi ve şira vasıtasiyle bunların menfaatleri temin edilmiş, riba suretiyle bir muamele yapılmamış olur. Bu, dîni hikmet karinde gösterilen bir vüsat, bir suhulet, bir müsaade demekdir.

Resulü Ekrem, sallâîahü aleyhi vesellem efendimizden Dunun bir mialı mervîdir. Bununla emir buyurmuş oldukları rivayet ediîmişdir. Kadîhan.

Artık bu muameleyi, gayri meşru bir hiyîe telâkki etmek doğru değildir. Ümmeti merhume, bir muamelenin meşru olub olmadığını ancsak Resuli Ek­rem hazretlerinden bizzat veya bilvasıta telâkki etmekle bilebilir. Bir mua­melenin meşruiyeti tarafı risaletden haber verildiği takdird artık anın gayri meşruiyetine kim kail olabilir?.

601 - : Mâtevelli, istirbahi meşrut olan vakıf nükudu, ribh ilzam etme­den bir şahsa ikraz etse o şahisdan rıbh namına bir şey alamaz. Şayed ala­cak olursa müstakriz, bunu asıl borca mahsub     edebilir.  Çünkü bu ribh, haramı mahzdır. Maamafih bir kimse kendisine vacib olmayan bir şeyi ve­rince istirdad edebilir. Hamevî.

Fakat müstakriz : «şu meblâğ rıbıhdır, al vakfın masarifine sarf et» diye mütevelliye bir mikdar para verir, mütevelli de bunu vakfın umuruna sarf ederse artık müstakriz, bunu asıl borca mahsub edemez. Ali Efendi Fetavâsı.

602  - : îlzam edilen rıbh, borcun müddetine tevzi edilir.

Binaenaleyh bir kimse meselâ : bir senelik ilzamı nbh suretiyle bir va­kıf parayı bir sene müddetle istikraz etdiği halde altı ay sonra bu borcunu ödese, veya altı ay sonra vefat edib bu borç terikesinden hemen ödense altı aylık ribh sakıt olur. Yalnız altı aya isabet eden mikdarın vakfa veril­mesi lâzım gelir. Yoksa bir senelik rıbh lâzım gelmez. Kınye, Zekeriyya Efendi Fetâvası.

603 - : Borç istifa edilmedikçe mülzem nbh, devam eder.

Şöyle ki : bir vakıf para, meselâ üç sene müddetle ilzamı rıbh edilerek ikraz edildikden sonra müstakriz, bir sene sonunda vefat edib de terikesin­den üç sene nihayetine kadar bu borç Ödenmese mütevelli, bu üç senelik rıbhi bu terikeden almaya salâhiyetdar olur, yoksa müstekrrizin vefatiyle rıbhi müizem sakıt olmaz. Çünkü aksi takdirde vakıf mutazarrır olur. Sur-retüylfetâvâ Hamişi, îmadiyyeden.

Maahaza medyunun vefatiyle zimmetindeki borç. terikesîne raci olub bu tarihden itibaren mülzem rıbhın bâtıl olacağına dair mülga fetvahanei, âli tarafından fetva verilmişdir.

604 - : Vakıf bir para, ilzam edilen müddetin geçmesinden sonra bir müddet daha müstakrizin zimmetinde nbıh ilzam edilmeksizin kalacak olsa bu müddet için nbıh lâzım gelmez.

Meselâ : bir sene müddetle ve mülzem bir rıbh ile istidane edilen bir vakıf meblâğ, bu müddetten sonra bir sene daha medyunun zimmetinde ribh ilzam edilmeksizin kalsa bu ikinci.sene için ribh lâzım gelmez. Aksi takdirde riba tahakkuk eder. Çünkü bu borçlu, rıbhı iltizam etmiş değildir. Sürre-Löl'fetâvâ.

605 - : Bir muamelei şeriyye ile ilzam edilmeyen; bir rıbh, mücerred taahhüd edilmekle lâzım gelmez. Binaenaleyh bir vakfın nükudundan borç alan kimse, kendisine usulen bir nbıh ilzam edilmediği halde : « ben geçen her sene için vakfa şu kadar nbh veririm» demiş olsa mücerred bu va'dine mebni kendisinden mütevelli nbh almaya kadir olamaz. Abdurrahİm Fetâ-vas,

606 -  :  Bir mütevelli,  vakıf paralardan ödünç alan kimselere kendi malını «atmak suretiyle rıbıh ilzam etse bu nbıh, kendisinin olur. Şu kadar var ki kendisine tîyb olmaz.  Vakıf namına hiyanotde bulunmuş     olmakla azle müstahik olur. Abdurrahİm Fetâvası.

607 - : Bir mütevelli, vakıf paralan vâkıfının şart ve tayin etdiği mik-dardan ziyade hâkimin izniyle istirbah edebilir. Onu on bir hisabiyle ikrazı meşrut olan bir vakıf pjrrayr onu on bir buçuk hesabiyle ikraz gibi.

Fakat vakıfda müzayaka yok iken ziyadeye istirbah edilmesi caiz değil­dir. Ali Efendi Fetâvası.

608 - : Bir mütevelli, vakıf paraları bir müdet istirbah edemeyib mu­attal bir halde bıraksa bundan dolayı kendisine zaman lâzım gelmez.

609 - : Bir mütevelli, rehni kavi ile ikraz edilmesi meşrut bir vakıf pa­rayı rehinsiz oîarak veya kıymeti noksan bir rehin ile İkraz edip de bilâhare bu borcun tahsili mümkün olmasa mütevelli, noksanı zamin olur. Ali Efen di Fetâvası.

610 - : Bir mütevellinin istirbah kasdiyle ikraz etmiş olduğu vakıf pa­ralan azli veya vefatı halinde yerine mütevelli olan zat. borçlulardan kabz eder. bunları tahsil selâhiyeti. esah olan kavle göre mütevelliye aid olur.

611 - : Bir mütevelli, vakıf paraları kendi umuruna sarf İle    istihlâk etdikten sonra azl edilse bu paraları zamin olur, fakat aradan geçen müdet için kendisine bir rıbh tazmin etdirilemez. Çünkü bu rıbhı iltizam etmiş de­ğildir. Abdurrahİm Fetâvası.

612 - : Vakfa aid borçlar, emsaliyle kaza olunur.

Binaenaleyh bir kimse, vakfın her hangi cins nükudundan istikra etmiş ise borcunu o cins nükud ile ödemesi icab eder.

Meselâ : altın akçe istikraz" etmiş ise yine altın akçe vermesi lâzım e-lir. bunun yerine gümüş para veririm diyemez.

Maamafih bir kimse, meselâ şu kadar gümüş paradan ibaret olan borcu­nu buna muadil şu kadar altın ile birraz ödese. bilâhere pişman olub : «brn gümüş para ile borcumu ödeyeceğim» diye vermiş, olduğu altını istirdada kıyam edemez.

613 - : Vakfa olan borç, mümtaz düyundan değildir.

Binaenaleyh bir kimse, vakfa olan borcunu ödemeden vefat etse bu borcu, sair bordan üzerine takdim edilemez. Terikesi borçlarına kifayet etmezse mütevelli, sair alacaklılar gibi guremaya dahil olur.

614 - : Mütevelli, vakıf paralan istirbah etmediği veya vechi şer'î üze­re nbh uzam eylemediği cihetle gaile hâsıl olmasa mürtezika vakıfdan va­zifelerini alamazlar. $âyed mütevelli, asıl vakıf maldan verirse zamin ve il­zamı rıbh etmediğinden dolayı azle müstahik olur.

Maamafih mütevelli : cVakfın gailesindendir» diye mürtezikaya vazifele­rini verse bilâhare : «vakıfda gaile yok idi, asıl maldan verdim» diyerek ver­diği paraları mürtezikadan istirdad edemez. Fetâvayr Ali Efendi, Neticetül-fetâva. [19]

 basa dön

 (DÖRDÜNCÜ BÖLÜM)

 

VAKIFLARA AİD   TAMİRAT VE İNŞAATA,

SARFİYATA, İSTİDANEYE, CİHETLERE, VAZİFELERE MAHSUS UMUMİ MALÛMATI HAVİDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Vakıflara aid tamirat ve inşaat. Bir vakfa aid varida­tın başka bir vakfa sarf ve naklinin caiz olub olmaması. Vakıflar İçin istida-ne. Cihetlerin tevcihi. Cihetlerde istinabenin ve ferağın cereyanı. Cihetlerin muattal bırakılması. Vazifelerin aksamı ve mürtezikaya vakfın gailesinden vazifelerinin nasıl verileceği. [20]

 

Vakıflara Aid Tamirat Ve  İnşaat  

 

615 - : Vakıfların tamiratı vazifelerden mukaddemdir.

Binaenaleyh tamire muhtaç bulunan bir vakfın gailesi, evvelâ tamirine sarf edilir. Tamir yapılmadıkça vazifelere bîr şey verilmez. Vâkıf tarafından bu husus, şart edilmiş olsun olmasın müsavidir. Şayed mütevelli, gaileyi va­zifelere sarf edib de tamir için bir şey kalmazsa vazifelere sarf ettiği meb­lâğı zamin olur. Çünkü vâkıfın maksadı, vakfının devamiyle gailesinin müeb-beden sarf edilmesidir. Bu maksadı ise tamir İle kabil olabilir. Bu halde ima­ret ciheti iktizaen meşrut bulunmuş olur. Artık mütevelli, tamiri takdim et­meyince vâkıfın iktizaen olsun şartına muhalefet etmiş, kendisine mevdu olan emanete teaddîde bulunmuş, âdeta müvekkilinin enirine muhalefet eden bir vekil hükmünde bulunuvermişdir. Hidaye, Ankaravî HâmişJ.

616 - : Bir vakfın gailesi bir camii şerifin yalnız imam ve hatibine meş­rut bulunsa bu gaile, o camiin tamirine sarf olunamaz. Feyziyye.

Bir de imam, müezzin, ferraş, medrese müderrisi gibi hizmetlerinin mu-attaliyyetî zararı beyyini müsteizim olan hademei hayrat, imarete mülhak­tırlar, ki bunlara «erbabı şeair» denir.. Binaenaleyh bir mescid. tamire muh­taç olub gailesi hepsine kifayet etmediği gibi bu hademeye vazifeleri veril­mediği takdirde mescidin tatili lâzım gelecek olsa galiden bunların vazifeleri kesilemez. Belki gaile, tamirat ile beraber bunların vazifelerine - imkân nisbetinde - sarf edilir. Fakat hizmetlerinin devam etmemesinde zararı beyyin olmayan sair bir kısım hademeye bu tamir esnasında bir şey verilmez. Tenkihi Hâmiüı.

617 - : Gailesi fukaraya veya vâkıfın evlâdına meşrut olan bir vakıf haraba yüz tutunca mütevelli gailesinden evvelâ tamiratım yapar, sonra bir şey kalırsa anı da fukaraya veya evlâdı vâkıfa sarf eder, yoksa fukara ve­ya vâkıfın evlâdı, buna muhalefet ederek gailenin tamamını aramızda ikti-sam ederiz diyemezler. Mülteka, Damad.

618 - : Medrese, mekteb gibi vakıf bir mahal, tamire    muhtaç olduğu halde gailesi bulunmasa tamirine kâfi bîr mikdarının kiraya verilerek bede­liyle tamirini yapmak caiz olur, Mecmuai Cedide.

619 - : Süknası meşrut olan bir vakıf akar, tamire muhtaç oldukda bakı­lır. Eğer bu akarın gailesi vakıf dan tamir edilmesi vâkıf tarafından şart kılın­mış ise bu akar, vakfın gailesinden tamir edilir, çünkü vâkıfların bu gibi şartlarına riayet icab eder. Ve eğer vâkıf tarafından böyle şart edilmemiş veya cart edilmiş ise de vakıfda gaile bulunmamış olursa bu akarı onun meş­rutun îehi kendi malından teberrüan tamir eder.

Şayed meşrutun lehin tamire iktidarı olmaz, veya olur da tamirden kaçı­nırsa hâkim, o akarı mütevellisinin marifetiyle kirasına mahsuben tamir et­mek ü-zeıc başkasına kiraya verir, tamir masraf 'kiradan ödenince bu akar yine meşrutun lehine iade edilir. Şerhi Vatı

620 - : Süknası meşrut bir vakıf akarda meşrutun lehi kendi mâlinden badana ve saire gibi meremmeti müstehleke kabilinden bazı tamirler yapsa bunlar her halde vakfa teberru olmuş olur. Çünkü bu gibi aynini ahz etmek mümkün veya vakfa zarardan hali olmayan şeyler, helak olmuş sayılır.

Fakat bir oda1 ilâvesi gibi meremmcü gayri müstehleke   kabilinden bir şey ise bu kendisinin malı olur. vefatında da vârislerine mevrus olur.

Bu hr.ide o akar, bu meşrutun lehin vefatından sonra başka bir zata tev­cih edilince o zat, bu ilâve edilen binanın kıymetini müteveffanın vârisleri­ne vurı'î d binaya mâlik olur. Fakal bunu vermekden imtina etdiği takdirde o akar, ücretinden o binanın kıymeti temin ve tamamen vârislere ita edilin­ceye kadar hâkim tarafından başkasına kiraya verilir, badehu o zata iade ve tesüm olunur. Yoksa bu zat, o binanın hedm ve kal'ına razı olamaz. Is'af, Bahri Raik. C4ÛH) inci meseleye müracaat!.

621 - :  Süknası iki kimse arasında müşterek bir vakıf hane harab ol­makla bunların biri tamirden imtina edib diğeri hâkimin emriyle kendi ma-iından tamir eylese bu masrafını istifa    etmedikçe diğeri bu hanede sakin olamaz. Abdurrahim fetâvası.

622  - : Bîr vakfın müsteciri, mütevellinin emriyle vakıfda tamirat ya-

pınca bakılır: Bu tamirat, damın kiremitlerini aktarmak, mecurun ıslahına ve halelden vikayesine aid şeyler ise masrafını vakfın gailesinden olmak üze­re mütevelliden alabilir. Velev ki mütevelliden alması şart edilmiş olmasın. Fakat me'cur hanenin fırını tamir etmek, pislik çukurunu boşaltmak gibi mü-cerred müstecirin menafiine aid ise masrafını vakıfdan alamaz. Meğer ki al­ması şart edilmiş olsun. Tenkihi Hamîdi, Hayriyye.

623 - : îcareteynli bir vakıf yerin taksimi mümkün olmadığı veya vakıf hakkında muzir bulunduğu halde haraba yüz tutmakla hissedarlardan biri kirasına mahsuben malından tamir etmek, isteyib de diğer hissedarlar buna razı olmasalar, tamir etmek isteyen hissedar, hâkime müracaat eder. Hâkim rîe mütevellinin re'yile bu tamire ve masrafının kirasından istifasına izin ve­rirse o hissedar, yapacağı tamir masrafından sair hissedarlara isabet eden mikdarı istif edinceye kadar bu akarı kiraya verib bedelini alabilir.

624 - : îcareteynli bir vakıf akarı,  hissedarlarından biri diğerlerinin emri hâkimin izni olmaksızın kendi malından para sarf ederek tamir etse' müteberri olmuş olur.

Binaenaleyh diğer hissedarların hisselerine isabet eden masrafı anlar­dan isteyemez. Fakat hissedarların emirleri ve kendilrine rücua muvafaket-leri ile veya görülen lüzumuna mebni hâkimin izniyle tamir etdiği takdirde anların hisselerine isabet eden masrafı kendilerinden isteyebilir. Nefakatü''-hüiâsa.

625 - : Bir vakfın bizzat ayninden vücude gelen hâsılat, meselâ : mür:-hedim bir vakfın ankazı, o vakfın imaretine sarf edilir, m ür tezi kasın a sarf çdilemez. Çünkü bu, gaile kabilinden değil, mevkufun rakabesi cümlesindendir.

626 - : Vakıf müsakkafatın kadim vaziyetini tağyir caiz değildir. Me­ğer ki tağyir için bir zaruret ve vakıfça bir menfaat tahakkuk etsin. O tak­dirde hâkimin re'yi ve mütevellinin izniyle tağyiri caiz olur.

Meselâ : îcareteynli bir vakıf han, pek büyük olub zaman itibariyle ken­disinin hali hâzırından kira ile istifade kabil olmasa da küçük kısımlara ay­rılması ve bazı odalarının dükkân ittihaz edilmesi, maslahata muvafık, vak­fı için faideli olduğu tahakkuk eylese bu hanın kadim vaziyetini bu veçhile ıslah etmesi için mutasarrıfına mütevellisi tarafından hâkimin reyüe izin ve­rebilir.

627 - : Vakıf bir mezreayı mezreahkdan çıkararak üzerinde binalar, dükkânlar ve saire inşasiyle kiraya vermek caiz olmaz. Belki mezrea ola­rak istiğlâl olunması lâzım gelir. Fakat böyle vakıf arazi, beldenin hanele­rine bitişik olub da üzerinde bina veya dükkân inşa edilmekle intifa edilme­si, vakıf ve fukara hakkında ekin ekmek, ağaç dikmek suretiyle intifadan daha faideli bulunsa mütevelli, vakfın maliyle onda ebniye inşa ve icar ede­bilir. Bezzaziyye.

628 - : Bir kimse mütevellisi bulunduğu bir vakıf arşa üzerine bir bina yapınca veya dikince bakılır : eğer vakfın malından yapmış ise bu bina ve­ya ağaç da vakıf olmuş olur. Gerek nefsi için veya vakıf için yapdığım söy-liyerek işhadda bulunmuş olsun olmasın müsavidir. Ve eğer kendi malından yapmış ve binaya veya ağaç diğmeğe başlıyacağı zaman kendi nefsi için yapdığım söyliyerek işhadda bulunmuş ise bina veya ağaç kendisinin olur. Fakat bina veya ağaç dikme zamanında işhad etmeyib sükût eylemiş ise bi­na ve ağaç vakfın olur.

Bir de bu hususda mescidler müstesna bir halde bulunur. Şöyle ki : bir mescidin harimine dikilecek ağaçlar, işhad bulunsun bulunmasın her halde mescide aid olur. Çünkü hiç bir kimse kendi nefsi için mescide ağaç dike­mez. Rriüi Muhtar.

629 - : Bir kimse kendi vakfının mütevellisi olduğu halde kendi malın­dan o vakıf üzerinde bir bina yapsa ağaç dikip yetiştirse bunlar, kendisinin malı olmuş olur, vefatında vârislerine intikal eder. Velev ki bina ve dikme zamanında bunları kendi nefsi için yapdığım söyliyerek işhadda bulunmuş olmasın. Kadıhan. [21]

 basa dön

 

Bir Vakfa Aid Varidatın Başka Bir Vakfa Sarf Ve Nakli­nin Caiz Olub Olmaması  :

 

630 - : Cihetleriyle vâkıfları müttehid olan iki vakıf dan birinin fazla varidatını, gailesine zaaf arız olan diğer vakfın masarifine sarf etmek caizdir.

Meselâ bir kimse vakf etmiş olduğu bir medresenin tamiratı için bir akar, bu medresenin müderrislerinin vazifeleri için de diğer bir akar vakıf ve şart etdiği halde meşrut akarın gailesine bilâhare zaaf arız olub vazife­lere kifayet edemez olsa tamirata meşrut olan akarın gailesi fazlasından be vazifele;  -arf edilebilir. Çünkü bunlar, .bir şey gibidirler. Dürri Muhtar.

631 - : Cihetleri muhtelif olan iki vakıfdan birinin bir cihete meşrut olan gailesini, diğer vakfın masarifine sarfetmek caiz değildir. Velev ki vâ­kıfları müttehid olsun. Şaye3 mütevelli, sarf edecek olursa zamin olur.

Meselâ : bir kimse vakıf etdiği iki medreseden her birinin masrafı için bir akar vakf etmiş olsa bu medreselerden birinin akarının gailesi, diğer medresenin masrafına sarf edilemez.

Kezalik bir kimse bir mescid ile bir mekteb yapmış olsa bunlardan bi­rine vakıf etmiş olduğu akarın gailesi, diğerine sarf edilemez.  

Kezalik bir kimse biri süknaya, diğeri istiğlâle mahsûs olmak üzere flri menzil vakf etmiş olsa bunlardan birinin gailesi, diğerine sarf edilemez.

Kezalik iki kimseden her biri bir mescid yapmış oîsa birine meşrut aka­rın fazla varidatı, diğerine sarf edilemez. Dürri Muhtar, Reddi Muhtar.

632 - : Hayır müesseselerinden biri harab ve kendisinden istiğna hâsıl olunca varidatı, amn cinsinden olub varidatı az ve kendisine en yakın bulu­nan diğer bir hayır müessesesine hâkimin reyile sarf olunabilir.

Meselâ : vakıf bir imarethane harab olub müstağna anh bir hâle gelse vakıfakaratmın gailesi, amn yakinindeki diğer bir imarethaneye sarf edile­bilir.

Kezalik bir dere üzerinde bulunan vakıf bir köprü, o vadideki sulann geçilib başka bir dereye akmasiyle müstağna anh olub o diğer derenin köp­rüsü tamire muhtaç bulunsa bakılır : Eğer bu ikinci köprü de âmmeye aid olub birinci köprüye kendisinden daha yakın ve âmmeye aid bir köprü bu­lunmazsa o birinci köprünün varidatını, bu ikinci köprüye sarf etmek caiz olur. Hindiyye.

633 - : Kiraya verilib gailesi bir cihete sarf edilmek üzere vakf edilmiş olan bir mahal, harab olsa, imamı Muhammede göre de vâkıfının mülküne avdet etmez, belki bunun yalnız ankazı avdet eder. Fetva bu veçhiledir. Ar­sası yine vakıf olarak kalır, çünkü bu arsadan velev az bir kira ile intifa edilmesi mümkündür. Reddi Muhtar.

634 - : İstiğlâle mahsus olmayan vakıf bir bina veya vakıf bir havz ha­rab olub da tamiri mümkün olmamakla müstağna anh bir hâle gelse bunla­rın yerleriyle nakazı, îmam Muhammede göre vâkıflarına veya vârislerine aid olur. Bunlar Tnaîûm ve mevcud olmayınca o vakıf yerler; lûkata hük­münde olarak fakirlere tesadduk edilir. Fakirler de bunları satarak seme-niyle intifa ederler. Hindiyye. îmam Ebu Yusüfün muhtar olan kavli ise bu­na muhaliidir. [22]

 basa dön

 

Vakıflar İçin İstidanenin Caiz Olub Olmaması

 

635 - : Bir vakıf namına istidanede bulunmak, yani ödünç para almak, veya veresiye bir mal satın almak caiz değildir. Meğer ki vakfın maslahatı için bu istidaneye ihtiyaç görülsün.

Söyle k: : bir vakfın akarı tamire muhtaç olduğu halde gailesi filhal mevcud bulonmasa bakılır :. eğer ihtiyaç halinde mütevellinin istidanede bu­lunması, vâkıf tarafından vakfiyyesinde zikr edilmiş, ise mütevelli, kendi kendine istidanede bulunarak vakfın tamiratına sarf edebilir. Fakat böyle bir şey zikr edilmemiş İse istidane hâkimin iznine tevakkuf eder, Binaena­leyh mütevelli, hâkimin reyini istihsal etmedikçe istidanede bulunamaz- Ten-kini Hâmidî, Reddi Muhtar.

Mezhebrie mutemed olan budur. Fakat bazı ulemaya göre mütevelli, zaruret tahakkuk edince hâkimin izni olmaksızın da istikrazda. bulunabilirbahusus hâkim, uzak bir mahalde bulunub da kendisine müracaat müteazziı olursa. Haniyye, Hayriyye.

636 - : Müstegaliâtı tamire muhtaç olub filhâl gailesi mevcut bulunma­yan bir vakıf için rıbıhsız = faizsiz olarak istidane mümkün oldukça rıbıh ile istidane cihetine gidilemez. Fakat rıbıhsız istidane kabil olmayınca hâki­min emriyle ve muamelei §eriyye veçhile istidane caiz olur.

Binaenaleyh mütevelli, böylece istidane etdiği meblâğı vakfın tamirine kadri maruf olarak sarf edince bu meblâğ ile muayyen rıbhını - mukrize vermek için - bu vakfın müstakbel gailesinden istifa edebilir. Kendisi he­nüz istifa etmeden vefat edince vârisleri bunu biTisbat istifaya müstahik olurlar. Çünkü istidane edilmediği takdirde vakıf harab olub gidecekdir. Şer­hi Vehbaniyye, Behcetül'fetâvâ.

637 - : Bir vakfın mütevellisi, o vakfın filhal gailesi mevcud olmamak­la lüzum görülen tamirat ve mühimmatına hâkimin reyile ve vakfa rücu et­mek şartiyle kendi malından -kaderi maruf bir meblâğ sarf etmiş bulunsa bu meblâğı hayatında kendisi, vefatından sonra da vârisleri vakfın gailesinden istifa edebilirler. Şu kadar var ki hâkimin izniyle ve rücu şartiyle sarf edil­miş olduğu beyyine ile sabit olmalıdır. Aksi takdirde    mütevelli, müteberri olacağından vakfa rücu edemez. Tenkihİ Hâmidi.

638 - : Hademe ve mürtezikanın vazifelerini Ödemek için vakıf namına istidane caiz değildir. Mütevelli, bunlar için istidanede bulunacak oisa bunu kendi malından ödemesi lâzım gelir.

Fakat imam, hatib, müezzin gibi mesalihi mescidden bulunan hademenin vazifeleri için hâkimin reyile istidane tecviz edilm^şdr. Bu halde bununla vakfın gailesine rücu edebilir. Aksi takdirde mescidin muatta! kalmasına sebebiyet verilmiş olur. Tenkihi Hâmidî, Reddi Muhtar.

639 - :  Bir mütevelli, vakfın imar ve ıslahı için gailesi   mevcud iken kendi malından bir mikdar meblâğ sarf etse veya vakıf için bir şey satın alsa bu bir istidane sayılmaz. Bununla vakfın gailesine dıyaneten rücu ede­bilir, velev ki hâkimin reyi munzam bulunmasın. Şu kadar var ki vakfa rücu etmek niyyetiyle sarf etdiğine şahid ikame    etmedikçe hu: babdaki iddiası hükmen kabul olunmaz. Reddi Muhtar.

640 - : Bir vakfı bir kimse, meselâ o vakfın müüteciri, müteveHisinin emriyle vakfa rücu etmek üzere kendi malından tamir edecek olsa bununla vakfa rücu edebilir. Fakat gerek mütevellinin ve gerk mütvelli tarafından mezun olan kimsenin vakfa rücuu şart etmeksizin kendi malından vakfın ta­miratına sarf etdiği meblâğ, bir kavle göre teberru sayılır, bununla vakfa rücu edilemez. Diğer bir kavle göre de teberru sayılmaz. Bununla vakfa rü­cu edilebilir. Reddi Muhtar

(Hanbelî fukahasına göre bir mütevelli, hâkimin izni olmaksızın vakıf için bir maslahata mebni istidanede bulunabilir. Nitekim sair tasarrufatı da böyledir. Çünkü mütevelli, mütemendir. mutlakuttasarrufdur, hakkında izin ve i'timan sabitdir. Keşşafül'kına.) [23]

 basa dön

 

Cihetlerin Tevcihi  :

 

641 - : İmamet, hitabet, müderrislik, vaizlik, kurralık gibi ilmi cihet­lerin ve kayyımlık^ türbedarlık gibi bedenî cihetlerin ehil olmayanlara tev­cihi caiz değildir.

Binaenaleyh böyle bir cihet, ehil olmayan bir kimseye tevcih olunsa uh­desinden ref ile ehline tevcih edilmesi hâkim üzerin vâcib olur.

Bir cihetin nâ ehle tevcihinde iki bakımdan zulm ve teaddî vardır: biri­si, o cihetin ehil olmayana verilmesi, diğeri de o cihetden ehil olanın mah­rum bırakılmasıdır. Hayrüddin.

642 - : Hademesinin azl ve nasbi'mütevellisine meşrut olan bir vakfın tevcihatma hâkim müdahale edemez. Çünkü hâkimin velayeti meşrutun lehin velayetinden müteahhirdir. ftİeğer ki mütevelli; cihetleri nâ ehle tevcih ve­ya bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti haksız yere ref etsin, o takdirde hâkim müdahale edebilir. Bahri Raik.

643 - : Bir zata tevcih edilen bir cihet refini mucib bir sebeb bulunmak­sızın bilâhare başkasına da tevcih olunsa bu ikinci tevcih muteber olmaz. Fakat bir kimsenin uhdesindeki bir cihet, refini icab eden bir sebebden do­layı ref edilerek başkasına tevcih edilirse muteber olur. Artık o kimse, bu cihete müdahale edemez. Ali Efendi Fetâvası.

644 - : Cihetleri tevcih ve takrire memur olmayan bir hâkim, bir kim­seye bir cihet için takrir ve tevcih hücceti verdikden sonra o cihet, veliy-yül'emrin beratiyle başkasına tevcih olunsa o kimse, mücerred hâkimin tak­ririne mebni bu ciheti zabta'kadir olamaz. Behcetül'fetâvâ.

(Berat : bir zata bir cihetin tevcih veya bir vazifenin tahsis edildiğini veya bir rütbe ve imtiyazın verildiğini tasdik eden ferman demekdir. îlmiyye-ye verilen müderrislik cihet ve payesine «rüusi hümayun» denilmişdir.

Vaktiyle Türkiyede 2 Ramazanı şerif 1331 tarihli tevcihi cihat nizamna­mesi muçebince imamet, hitabet, müderrislik, meşihat, ve kürsü şeyhliği ve enbiyayı izam hazeratınuı türbedarlığı ve haremeyni şerif eyn ve beytül'-makdis hademeliği ile tevliyet ve zaviyedarlık ciheti beratı âli ile ve maa­da cihatı ilmiyye evkaf nezaretince verilecek bir vesikai resmiyye ile ve be­rata muhtaç olmayan cihatı bedeniyye de kezalik evkaf nezaretince veya nezaret namına mahallî evkaf idarelerince verilecek vesaik ile tasarruf olu­nurdu.)                   

645 - : Hidematmın ifası bir zamana müsadif olan iki cihetin bir zat uhdesinde cem'i caiz değildir, iki camii şerifde hitabet gibi.

Binaenaleyh bir zata böyle iki cihet tevcih edilse bunlardan dilediği uh­desinde ibka edilerek diğeri elinden alınır.

(Düsturun üçüncü cildinde yazılı 1290 tarihine müsadif tevcihi cihat ni-zamna;nesinin yedinci maddesinde şöyle denümidir :

«Eda ve ifaıs bir zamana tesadüf eyliyen ve. yahut birinin hizmeti di­ğerinin hizmetim hakkiyle ifaya mani olan iki ciheti müstakille şahsı vahide t&vcih olunmaz.»)

646 - : Cihetlerin meşrutun lehlerindeki vasıflar, birer sarih şart me­sabesindedir. Kendilerinde bu vasıfların bulunması aranır.

Binaenaleyh bir vasıf ile m utta sı f, bir sınıfa mensub zatlara meşrut edan cihetler, o vasfı haiz, o sınıfa dahil olmayan zatlara tevcih edilemez.

Meselâ : Hanefî fukahasma veya nakşibendî meşayihine meşrut olan bir cihet, Şafiî fukahasma, veya kadiri meşayihine tevcih edilemez. Tevcih edilecek olsa ref olunarak vâkıfın şartına riayet edilir. Çünkü vâkıfın şar­tı, şariin nassı gibi lâzurtürriayedir. Bahri Raik.

647 - : İmamet, müezzinlik, müderrislik gibi bir cihet, vefat eden mu­tasarrıfının o cihete ehl olan büyük evlâdına tevcih edilir. Başkasına. tevcih edilmesi lâik olmaz. Çünkü bununla maksadı şer'î hâsıl olmuş, ve cihet sa­hibinin hukukuna riayet edilmiş olur. Meğer ki o cihetin ayrıca bir meşru­tun lehi bulunsun. Feyziyye, Hızanatürrivâyat.

Ramazanı Şerif 1331 tarihli cihat nizamnamesinde şöyle denilmişdir.

6 - Madde : Meşruta olan cihat, ehliyeti tahakkuk eden meşrutun le­hine usuli şeriyyesine tevfikan tevcih olunur.

7. - Madde : Evkafı gayri sahihaya aid cihatin tevcihinde şartı vâkıfa riayet lâzım olmayıb gayri meşruta cihat gibi tevcih olunur.

8 - Madde : Meşrutiyet vech ile tasarruf olunmayan bir cihetin teVcihi lâzım geldikde müsabaka imtihanı bil'icra en ziyade isbatı ehliyet edenlere tevcih edilecekdir. Ancak babadan kalan postnişînliklerin evlâda tevcihi için bil'imtihan isbatı ehliyet kâfidir.

9 - Madde : Ciheti ilmiyye talibini meyanında icra kılınacak müsabaka imtihanında ehliyetde müsavi olanlar zuhur eder ve bunlar arasında mutasar­rıfı sabıkın evlâdı dahi bulunursa tercih olunacaktır.

10. Madde : Maddei sabıkada beyan olunan ehliyeti mütasaviye erbabı meyanında mutasarrıfı sabıkın evlâdı bulunmazsa birinci deredede mütevef­faya karabeti olan, ikinci derecede uhdesinde diğer cihet bulunmayan üçüncü derecede fakri hali bulunan tercih kılınır, dördüncü derecede kura medarı tercih ittihaz edilir.

11 - Madde : Büâ meşrutiyet tasarruf olunan ciheti İlmiyyeden birine tasarruf eden  kimsenin  vefatında  kebir  evlâdı bulunmaz  veya. imtihanda kazanamazsa ciheti mezkûre sagîr oğlu "bulunduğu halde bilmüsabaka isbatı ehliyet eden şahsı ahar niyabetiyle    sağiri mezkûre ve sağîri evlâdı mü­teaddid ise sinnen ekberine tevcih olunur.

12 - Madde : Tasarrufu meşrutiyet vech ile olmayan müteaddid cihati ümiyyenin mutasarrıfı kebir ve sagir evlâdım terk ederek vefat eyledikde cihati mezkûreden kebir oğullarının bilmüsabaka istihsal edebilecekleri birer adedinden maad kalacak cihet maddei sabıkaya tevfikan sagîr oğluna veya evlâdı sigarının sinnen  ekberine tevcih edilir.  Evlâdı kibarı  müsabakada kazanamaz veya fazla kalan cihet, müteaddid olur iseı evlâdı sigarına e"h faidelilerinden birer adedi kura ile taksim olunur. Ve sagîr oğlu bir dane ise cihati mezkûreden en faidelisi ana verilerek diğerleri haricden bilmüsa­baka ehliyet edenlere tevcih kılınır,

13 - Madde : kayyımlık, ferraşhk, türbedarlık gibi ciheti bedeniyyenin inhüâlinde mutasarrıfı sabıkın ehliyeti tahakkuk «den oğluna ve oğlu müte­addid olur ve ehliyetde müsavi bulunurlarsa ekberine ve oğlu ehil olmadığı veya sagir bulunduğu takdirde haricden ehil ve erbabına tevcih edilecekdir.

Madde : Sagîr iken uhdelerine binniyabe cihati ilmiyye tevcih edil­miş olanlar tariki tahsilde bulunmak şartiyle devr hanlık ve cüz' hanlık ve emsali için yirmi ve imamet ve hitabet ve müezzinlik cihetleri için yirmi beş, ve müderrislik ve tevcih müsabakaya muhtaç olan sair cihetler için otuz ya­şma kadar müsabaka imtihanı taleb edeceklerdir. On beş yaşına vâsıl oîub da tariki tahsilde bulunmayanların veya tariki tahsilde buîunub da zikr olu­nan cihat için muayyen olan sinleri tecavüz edinceye kadar a'zarı meşrua olmaksızın müsabakaya girmeyenlerin veya imtihanda müsabıkîarıyle müsavi dererecede leyakat ibraz edemiyenlerin uhdelerindeki cihat ref olunarak mü­sabakada kazananlara tevcih edilecekdir.) [24]

 basa dön

 

Cihetlerde İstinabenin Ve Ferağın Cereyanı :

 

648 - : Niyabete kabiliyeti olan cihetlerde hâkimin reyile istinabe, ya­ni : naib, vekil tayin etmek caizdir.

Binaenaleyh bir kimse, velev ki ma'zur olmasın, uhdesinde bulunan imamet, ifta, tedris gibi bir cihetin hizmetini eda için eh] olan bir zatı hâkimin reyile vekil tayin edebilir. Hattâ sahih görülen bir kavle nazaran özrü şer'î mevcud olunca  hâkimin  reyi bulunmaksızın da  istinabe caizdir.

Fakat hizmetini bizzat ifa etmesi vâkıf veya hâkim tarafından meşrut bulunan bir ciheti mutasarrıfı, mazur olmadıkça yerine başkasını vekil ta­yin edemez. Niyabeti kabil olmayan cihetlerde ise istinabe asla caiz değildir. Taallümi ilm gibi. Tahtavi. Tenkihi Hâmidi.

(Hanbelîlere göre de tedris, imamet, hitabet, ezan, bevvablık gibi husus­larda niyabet caizdir, velev ki vâkıf bundan neh yetmiş oisun. Şu kadar var ki naib. bunları edaya ehl olmalıdır.  Keşşafül'kına.)

649 - : Bîr Özrden dolayı yapılan istinabe, cihet sahibinin muayyen va­zifeyi almasına mani değildir. Bu halde vekâlet için bir ücret dermeyan edil­miş olunca vekil de vekâleti müddetince bu ücreti müvekkili olan cihet sa­hibinden alabilir. Çünkü bu vekâlet, bir nevi icare demekdir. Müteahhirini fukaha ise imamet, tedris, talimi kur'an gibi hususlar isticarı caiz görmüş­lerdir.

Fakat istinabe özre müstenid olmaz veya cihet sahibinin bizzat hizmetde bulunması meşrut bulunursa bu cihet sahibi vekâlet müddetince muayyen vazifeye müstahik olmaz.

Şayed vâkıf, imamet ve tedris gibi bir cihetin vazifesini o cihetin hizme­tini biifi'l ifa edene şart etmiş olursa o hizmeti gören vekil, bu vazifeye müs­tahik olarak bunu vakîfdan alabilir. Tahtavi, Reddi Muhtar. Tenkih.

650 - :  Okumaya mübaşeret edecekleri ezanlar veya dualar mukabilin­de bir camii şerifin müezzinlerine meşrut, müretteb olan vazifeye bu ezan ve duayı o müezzinler namına niyabeten ifa eden kimseler müstahik olurlar. Yoksa asıl olmaları itibariyle o müezzinler müstahik olmazlar. Çünkü bu va­zife o hizmetlerin mübaşirlerine meşrut bulunmuşdur. Tenkihi Hâmidi. -

651 - : Bir cihet sahibinin ademi ehliyeti, istinabe için bir Özür teşkil etmez. Çünkü ehliyeti olmayan kimseye bir cihetin tevcihi esasen sahih de­ğildir. Binaenaleyh uhdesine meselâ müderrislik tevcih edilen bir kimse, ca­hil bulunursa yerine bir âlim zatı vekil tayin etmekle tedris vazifesine müs­tahik olamaz. Tenkihi Hâmidî.

652 - :  Bir kimse uhdesindeki bir ciheti hâkimin tevcihine iktiran et­mek şartiyle başkasına ferağ ve o cihetden kasrı yed edebilir.

Fakat mefruğün îehin bu cihete ehliyeti hâkimin yanında tebeyyün et­meli, ve bu cihet mefruğün lehe hâkim tarafından tevcih edilmelidir. Böyle olmayınca ferağın hükmü olamaz. Çünkü böyle mücerred bîr ferağ, bir se­bebi zayıfdır, hâkimin takriri inzimam etmedikçe sahih olamaz. Tenkih.

453 - : Cihetlerden, vazifelerden bîr mal mukabilinde nüzul caizdir.

Meselâ : bir kimse uhdesindeki bir imamet veya hitabet cihetini malûm bir bedel mukabilinde ve hâkimin huzurunda her veçhile ehil olan bir zata ferağ, hâkim de o ferağı takrir edebilir. Bu halde fariğ, bedeli ferağa müs­tahik olur.

Bu hususda fukahayı kiramın ihtilâfı vardır. Bazı fukahaya göre bu, şüfa-cİ3 olduğu gibi hukuki mücerrede kabilindendir, bundan bir bedel mukabilinde feragat, caiz değildir. Binaenaleyh mefruğün leh, bedeli ferağdan fariği ibrâi âm ile ibra etmese bilâhare bu bedeli andan istirdad edebilir. Şeyhül'islâm Ali Efendi merhum bu veçhile fetva vermisdir. Tenkihi Hâmidi.

Fakat diğer bazı fukahaya göre bu i'tiyaz. caizdir. Bu zevatın kavli, as-ph maslahatına daha muvafık görüldüğü cihetle bu kavil üzere amel olun­ması için Şurayı Devlet ve mülga Mecelle Cemiyeti ve Meclisi Tedkikatı Şer'iyye tarafından verilen karar üzerine 1295 recebi şerifinde bir irade sâ-dir olmuş, ve andan sonra bu kavi üzere fetva verilmişdir.

654 - :  Bir cihet, bir bedel mukabilinde ve hâkimin    huzurunda ferağ cdiidikden sonra mefruğün leh. ferağ bedeli kendisine geri verildiği takdir­de ciheti fariğe iade edeceğine söz vermiş bulunsa bu sözü ifası lâzım gelmez. Çünkü böyle mücerred bir va'din ifasına - hukukan - mecburiyet yokdur. Fetavâyj Hayriyye. [25]

 basa dön

 

Cihetlerin  Muattal Birakilmasi  

 

655 - : Evkaf hizmetlerinde bîlâ Özrin terk ve lekâsüiü vuku bulan c; hat sahihlerinin cihetleri hâkim    tarafından ref edilir. Çünkü bu hizmetleri çıuattal bırakmak vâkıfların şeraitine muhalifdir. Vâkıfların bu gibi şeraiti­ne ademi riayet ise azli müstelzimdir. Tenkih.

656 - : Bir cihet sahibi başka beldeye gidib o ciheti üç aydan ziyade muattal bıraksa bakılır : Eğer o beldeye gitmesi hac Tarizesini ifa veya sıla' rahme riayet gibi vâcib bir sefer sebebiyle ise azle müstnhik <".ltrsa:'.. Şu ka­dar var ki bu tatil müddetince vazivesi kesilir, vazife alması helâl olmaz. Fakat böyle vâcib bir sefer sebebiyle değime azle müstahik olur. Bahri Ra-ik. Behce.

657 - : Bir müderris, haftada bazı günler ders okutmasa bakılırı : Eğer ücret, her gün ders okutmak üzere tahsis edilmiş ise ders okutmadığı Sün-'?re isabet eden ücrete müstahik olmaz. O günlerin ücreti medresenin tami­ratı gibi mesalihine sarf edilir. Fakat her gün için tasrih ve tahsis edilmemiş ise haftada cuma ve sah günleri tedrisde bulunmasa da o günlere isabet eden' ücreti de alabilir. Çünkü bu takdirde bugünler örfen tedrisden müstesnadır. Bu halde ramazanı şerif ile bayram günleri de tedrisden müstesna bulunur.

658 - : Bir mescidi şerifin imamı, hor beş vakitdc ifa edeceği imamet"mukabil şu kadar meblâğ meşrut olduğu halde bazı vakitlerde imametde bu­lunmasa o vakitlere isabet eden mikdara müstahik olamaz, bunu almış vak­fa red etmesi lâzım gelir. Su kadar var ki böyle bir imamın senede bir haf­ta kadar istirahatden veya köylerde akribasını ziyaretden veya musibet gibi bir sebebden dolayı imametini ifa edememesi şer'an ve âdeten me'fuddur. Reddi Muhtar.

659 - : Bir mescidi şerifin imamı, bir senelik gaileyi peşin olarak aldık dan sonra sene henüz tamam olmadan hizmetini terk etse, bazı fukahaya göre imametde bulunmadığı günlere isabet eden gaile mikdarı kendisinden geri alınır ki, vâkıfın gayesine yakın olan da budur. Diğer bazı fukahaya gö-

.re de eğer imam fakir ise bu gaile kendisine helâl olur.

Kezalik bir medresede oturan bir talibi ilm, bir senelik gaileyi peşin ola­rak aldıkdan sonra sene tamam olmadan o medreseyi bırakıb başka yere nakl eylese almış olduğu gaile, bir kavle göre kendisinden istirdad oluna­maz. Hindiyye, Reddi Muhtar.

660  - : Bir medrese ehline meşrut olan bir gaile, o medresede talebi ilm için sakin olanlara verilir. Bu medresede bir müddet sakin ölub daha uzun bir müddet hanelerine ikamet edenlere veya bu medresede ders ahb müte­madiyen hanelerinde sakin olanlara verilemez.

Böyle bir medrese sakinleri, bulundukları kasabadan çıkarak en az üç günlük bir mesafeye giderlerse veya bundan az bir mesafeye gidib de orada lâakal on beş gün kalırlarsa vazifelerini alamazlar. On beş günden az kal­dıkları takdirde de eğer maişetlerini temin gibi zarurî bir iş için çıkmış bu­lunurlarsa vazifelerini alabilirler. Fakat tenezzüh gibi zaruri olmayan bir iş için çıkıp kalmışlar ise vazifelerini yine alamazlar. Haniyye; Ankaravİ.

661 - : Bir mescidi şerif harab olub orada namaz kılınması kabil olma­sa vazife sahihleri vazifelerine müstahik olurlar. Zira bu muattaliyet kendi taraflarından vaki olmamışdır.

Kezalik : bir îmam kendisine iktida edecek cemaat bulamayib mescidde münferiden namaz kılsa muayyen ücrete müstahik olur.

Kezalik : bir müderris, tedrise müheyya iken okutacak talebe bulamasa muayyen ücrete müstahik olur.

Kezalik : bir münderris, tedrisi meşrut olan talebenin gayrisine tedrisde bulunsa veya içinde tedris meşrut olan medresede tedris müteazzir olmakla başka bir medresede tedrise devam etse vazifesin müstahik olur. Yoksa bu halde vakfın gailesi fukaraya verilmez. Tahtavî, Reddi Muhtar. [26]

 basa dön

 

Vazifelerin.Aksamı Ve Mürtezikaya Vakfın Gallesinden Vazifelerinin Nasıl Verileceği :

 

662 - : Vakıfların gailelerinden verilen vazifeler, hizmet mukabilinde olub olmamak itibariyle iki kısımdır : Hizmet mukabilinde olan vazifeler, sı­laya müşabih olmakla beraber ücret kabilindendir. Binaenaleyh buna istih­kak, hizmet iledir. Hizmet mukabilinde olmayan vazifeler ise meşrutun leh­leri ağniyadan ise sıla, atiyye sayılır, fukaradan ise sadakadan madud bu­lunur.

663 - : imamlık, müderrislik gibi bir hizmet, mukabilinde vakıf dan bir vazifeye sahib olan zat, bu hizmeti bir müddet mazeretsiz olarak terk etse bu müddet aid vazifeye müstahik olamaz. Çünkü bu vazifenin tamamına istihkak, meşrutun aleyh olan hizmetin tamamını ifa iledir.

664 - : Bir zat bir cihetin hizmetini bir kaç sene bil'ifa mukabilinde meş­rut vazifeyi .aldıktan sonra bir kimse çıkıp o cihetin kendisine meşrut olduğunu dâva ve isbat etmekle bu cihet.kendisine tevcih olunsa o geçmiş seneler aid vazifeyi o zatdan istirdad edemez. Çünkü onların mukabilindeki hizmeti ifa etmiş değildir.

Kezalik bir kimse, uhdesindeki cihetin, meselâ imametin tefinden bir müddet haberdar olmamakla hizmetini ifa etse haberdar oluncaya kadar va­zifeye müstahik olur. Zira bu hizmet, bir vazife mukabilidir.

665 - : Hizmet mukabili olmayan vazifelerin meşrutun lehlerine verile­bilmesi için gailenin zuhuruna, tabiri aharla gailenin tulûuna itibar olunur. Şöyle ki : meşrutun lehler, gailenin zuhuru ânında ber hayat iseler bu gai­leye müstahik olurlar. Ve gailenin zuhurundan sonra vefat etseler bu gaile­ye vârisleri müstahik olur.

Fakat daha gaile zuhur etmeden vefat etseler ileride zuhur edecek gai­leye müstahik olamazlar. Çünkü bu vazifeler, anların hakkında ya atiye ve­ya sadakadır. Bunlarda ise kabz bulunmadıkça mülkiyet sabit olamaz ve bu gibi sıla kabilinden olan şeyler, kabz edilmemiş olunca mevt ile sakıt olur.

Bir gailenin zuhuru, o gailenin salâhından, kabiliyeti intifaiyyesinden başkadır. Bu vazifelere istihkak için gailenin yalnız zuhuru kâfidir. Ekinle­rin başak haline gelmesi gibi. Vakıf müstegallâtm kira.müddetleri de gaile­nin zuhuru mesabesindedir.

Meselâ : bir akar, şehrî bin kuruşa kiraya verilmiş olsa her ayın hıta-miyle o ayın gailesi olan bin kuruş zuhur etmiş sayılır. (33) üncü meseleye bak!

666 - : Hizmet mukabilinde olmayan bir vazifenin, meselâ: bir seneli

ğini mutasarrıfı, peşin olarak kabz etdikden sonra henüz sene tamam olma­dan vefat etse senenin baki kısmına isabet eden rnikdar, terikesinden istir-dad olunamaz. Çünkü bu vazife, sıla kabilinden olduğu cihetle kabz ile mül­kiyet ifade eder. Tenkih, Reddi Muhtar.

667 - : Gaile, mürtezikaya istibatlarının    zamanı hulul edince verilir. Bunların gaileden hisselerini daha evvel isteyib almaya hakları olamaz.

Binaenaleyh mütevelli, istihkak zamanı hulul etmeden vazife sahiblerine vazifelerini vermemelidir, efdal olan budur. Çünkü bu zamandan evvel vefat, etmeleri muhtemeldir. Tenkihi Hâmidî, Ankaravi.

668 - : Her senenin vazifeleri yalnız o senenin gailesinden verilir. Me­ğer ki bir senenin vazifelerinin diğer senenin gailesinden verilebilmesi hak­kında vâkıf tarafından bi? şart, zikr edilmiş olsun.

Binaenaleyh bir vakfın bir sene gailesi hâsıl olmadığı halde ikinci sene hâsıl olsa vazife sahibleri evvelki seneye aid vazifelerini, bu ikinci senenin gailesinden alamazlar. Mütevelli, verecek olsa kendilerinden istirdad eder..

Fakat ikinci senenin gailesinden de verilebihresi meşrut olunca mütevelli vazifeleri bu gaileden de verebilir. Tenkihi Hâmidî.

(Hanbelilerden şeyh Nakİyyüddine göre bir mes'ftidin gailesi, bir sene muattal bulunsa gailesi muattal olmayan diğer senenin ücreti, bu iki seneye taksit Ve taksim olunur. Tâ ki her iki senede hizmet ifa edilmiş olsun. Çün­kü böyle bir taksim, tatilden hayırlıdır. Keşşafülkına".)

669 - : Mahsulü senevi olan vakıflarda sene ibtidasi, mahsulün yetişdi-ği zamandır. îkinci senenin iptidası da evvelki senenin nihayetinden mute­berdir. :

Böyle bir vakıfdan vazife alan kimse, sene esnasında azl edilse veya ve­fat etse sene ihtidasından azli veya vefatı tarihine kadar olan müddete isa­bet eden vazife, kendisine veya vârislerine verilir. Behcetül'fetâva.

670 - : Mahsulü senevi olub gailesi vâkıfın evlâdına meşrut bulunan bir vakıfda senenin yarısı geçdikden sonra vâkıfın    doğacak çocuğu o senenin gailesine müstahik olmaz. Fakat daha senenin yansı olmadan doğacak çocu­ğu, doğduğu tarihden itibaren kendisine isabet edecek gaileye müstahik olur.

Evlâdı evlâd hakkında da hüküm böyledir. Eşbah. Diğer bir kavle nazaran çocuk, gailenin tulûundan itibaren daha altı ay geçmeden doğarsa hisseye müstahik olur. Fakat en az altı ay sonra doğarsa , o senenin galîerine     müstahik olmaz,  ondan  sonraki senelerin gailelerine müstahik olur. Hassaf.

671 - : Gailenin bazı kimselere tevzii hususunda vâkıfın şartı mevcud ise ona riayet edilir. Mevcud değilse bakılır : eğer meşrutun lehler, mahsur bir cemaat    ise    adetlerine    göre taksim edilir.     Fakat gayrı mahsur bir bir kavim iseler mütevelli, bazısına çok. bazısına az verib bazılarına da bir şey vermeyebilir. Bir beldenin fukarasına meşrut gaile gibi. Fetâvayı Hayriyye.

(Hanbelî fukiıhasına göre bir vâkıfın gaile hakkındaki şeraiti malûm olunca o veçhile amel olunur. Mufassalan malûm olmayınca bakılır : Eğer gaile bir vakfın İmaret ve ıslahına meşrut ise bunlara hacet mikdarı sarf edilir. Ve eğer bir cemaate meşrut olub bu hususda - yani : emsali vakıf­larda ne nisbetde vazife verilmesi hakkında - müstemir, carî bir âdet var ise ana göre amel olunur,'böyle bir örf ve âdet bulunmayınca da müsavat üzere sarf edilir. Çünkü bunların arasında teşrik sabittir, tafzil ise sabit de­ğildir.

Erbabı vakıf, malûm olmadığı takdirde ise masrafı zikr edilmemiş mut­lak vakıflar kabilinden olmuş olur. Bu vakıflar hakkında ise Hanbelî fuka-hasının ihtilâfı vardır.

Şöyle ki : masrafı zikredilmemiş, veya zikr edilmekle beraber meçhul bulunas vakıflar, bir kavle göre bâtıldır. Bir kavle göre de şahindir. Sahih olduğuna nazaran bu vakfın gailesi nereye sarf edilecekdir?..

Neylül'meâribde beyan olunduğuna nazaran vâkıf, ciheti vakfı beyan etmeyib sükût etmiş bulunsa vakıf sahih olub mevkuf, vâkıfın neseben vâ­rislerine aid olur, bunu aralarında irsleri nisbetinde iktisam ederler ve ara­larında mirasda olduğu gibi hacb de cereyan eder.

Nitekim Hanbelîlere göre bir, vâkıf, bir malını yalnız evlâdına vakıf edib  başka bir şey söylememiş bulunsa evlâdı münkariz olunca vakfın gailesi neseben akribasına sarf edilir. Çünkü vakfın masrafı, gayesi birr ve ihsan­dır. Vâkıfın akribası ise birr ve ihsanına başkalarından daha lâikdir. Ak-riba bulunmadığı veya bulunduğu halde bilâhare münkariz olduğu takdirde de gaile fukaraya sarf edilir. Zira vakıfdan asıl maksad, aleddevam cari olacak bir sevabdır. Keşşafül'kına.

Neylül'meâribde de diniliyor ki : bir vakıf, münkatiül'âhır olub da vâ­kıfı her hayat bulunsa o vakıf, yine vakıf olarak vâkıfına rücu eder. Böyle bir vakfın ciheti münkati olmakla beraber vâkıfı da vefat etmiş bulunsa o zaman bu vakıf, vâkıfın akribasına ve bir kavle göre beytül'mâle, veya rne-sakine rücu eder.)

672 - : Vâkıf, vakfın masraflarını mikdar ve mahalli itibariyle tayin etmiş ise vakfın gailesi, imaretinden sonra o muayyen masraflraa şartı vâkıf mucebince sarf olunur. Fakat vâkıf, masrafın mikdarmi tayin etme­miş ise, meselâ mescidin imamına ve müezzinine senevi kaçar kuruş ve­rileceğini tasrif edilememiş ise vakfın gailesinden evvelâ imaretine sarf edilir, saniyen imam, medrese müderrisi gibi vakfın imaretine daha yakın olan cihat sahiblerine vazifeleri verilir, sâlisen tenvir ve tefriş gibi masraflara sarf edilir. Hindiyye.

673  - : îmaretden sonra mühim ve sair müstahiklerin haklarından mu­kaddem olan vazifeler;   imâma,  hatibe şart mucibince medresede tetrise, müdavime,    müderrise,    müezzine,    kandil    yakıcıya,    ferraşa,    mütevel­liye, kandil ve zeytinyağına, abdest suyuna, ve buna abdest alınacak yere getirenlere, ve mescidlerde içilecek suları kablanna dolduranlara verilecek vazifelerdir. Bunlara «şeairi vakıf» denir.

Mescidlerin nezafetini murakabeye memur olanlar, kütübhanecüer, meocidlerde müderrislik edenler, şeairden sayılmazlar. Tahtavî, Reddi Muhtar.            :

674 - : Vâkıf, gallei vakıfdan mevkufun aleyhimden birinin hissesini beyan edib diğerlerinin hisselerinden sükût etmiş bulunsa beyan edilen hisse, sahibine verilir, bakisini de diğerleri alırlar.

Meselâ   :   vâkıf, vakfımın gailesini Zeyd  ile Amre vakf etdim, Zeyde gailenin sülüsü verilsin» dese baki sülsani Amre verilir. Hindiyye, Ankaravı.

675  - : Vâkıfın beyan etdiği nisbî hisseler, mahreci tecavüz efee avl tarikiyle taksim olunur.

676 - : Vâkıf, gaileden muayyen bir cemaat olan mevkufun aleyhimden her birinin hisselerini tayin edip de^ bir mikdar baki kaldığı halde bu ba­ki için masraf tayin etmese bu baki, mevkufun aleyhime ale.sseviyye ve­rilir.

677 - : Vâkıf, muayyen mevkufun aleyhimden her biri için bir maktu mikdar tayin edip de gaile noksan zuhur etse, nisbet kaidesine göre tevzi yapılır, ziyade.zuhur edince bu ziyade kendilerine müsavat üzere taksim edilir.                                          

678 -  :  Mütevelli vakfın gailesini ne veçhile alırsa o veçhile vazife sahihlerine verir. Meselâ:  bir beldede bir Türk lirası yüz. kuruşa    rayiç olmakla mütevelli, vakfın varidatını yüz kuruş hesabiyle alsa, mürtezikaya da yüz kuruş hesabiyle verir. Mütevelli, bunu yüz on kuruş hesabiyle ver-miyeceği gibi mürtezika da bunu doksan kuruş hesabiyle alırız diyemezler. Ali Efendi Fetâvası.

679 - : Bir vakıf paraların vâkıfı, bu paralara noksan ânz olursa nb-hından tekmil edilmedikçe mürtezikaya vazifeleri verilmemesini şart etmiş bulunsa buna riayet lâzım gelir. Binaenaleyh asıl vakıf paralar noksanlaş-diğı halde mütevelli, bunları ikmal etmeden vazifeleri verecek olsa zamin olur. Çünkü şartı vâkıfa muhalefet, zamanı müstelzimdir.

680 - : Vakfın nemaları, gaileleri ve sair müteallikleri, vakıfların şer'i masraflarına sarf edilmek lâzım gelir. Mütevelli, kendisine tayin edilmiş üp-rctden ve ez kadîm, kendilerine avaid namiyle verilegelen şeylerden başka bir şey alamaz. Reddi Muhtar.

Kezalik bir vakfın müftekizası vakfın gailesinden vâkıfın tayin etdiği mikdardan fazla bir şey almak itiyadında bulunsalar, bunları zamin olur­lar. Hayriyye.

681 - : Bir vakfın gailesi, muayyen masraflarından fazla olunca bunun­la vakıf için müstagallât alınır. Bu fazla başka bir vakfa    veya fukaraya sarf edilemez. Ankaravî, Hayriyye.

682 - : Bir vâkıf, mürtezikanın vazifelerini arttırıb eksiltmesini ve is­tediği kimseleri vazife sahihleri arasına idhal veya anların arasından ihraç etmesini şart etse caiz olur. Ve bu salâhiyeti bir defa istimal etmekle ni­hayet bulur.

Fakat bu salâhiyetini merreten bade uhrâ veya her dilediği zaman is­timal edebilmesini şart etmiş olursa ber hayat oldukça vazifeleri arttırıb eksiltebilir, veya dilediği kimseleri idhal ve ihraç edebilir. Ancak vefatı günündeki hal, müstakar olub kalır, artık bu salâhiyet, istimal edilemez. Meğer ki vâkıf, bu salâhiyeti, vakfı akd ve tesis etdiği zaman, mütevelliye tamamen veya kısmen vermiş olsun. O takdirde mütevelli de bu salâhiyeti haiz olub istimal edebilir.

683 - : Vazife sahihleri arasına idhal edilecek kimse, tayin ile taay­yün eder, artık andan başkası idhal edilemez. Ve idhal ve ihraç salâhiyeti, ibtal ile bâtıl olur, badel'ibtal bu salâhiyet, artık istimal edilemez.

Bu salâhiyet bir kimseye, meselâ : mütevelliye bir zaman ile, meselâ : vâkıfın hayatda bulunmasile mukayyed olarak verilmesi de caizdir ki, bu zamandan sonra bu salâhiyet, zail olub istimal edilemez. ^ Bir de vâkıf tarafından bir kimseye meşrut olan bu salâhiyeti, o kimse başkasına, meselâ : vasisine veremez. Çünkü bu şart. yalnız kendisine maksurdur. Is'af, Hindiyye.

684 - : Bîr vakıf hademesinin vazifeleri, bazı sebeblerden dolayı hâki­min reyile  gallei  vakfın  fazlasından  arttırılarak  kifayet  mikdarına  iblâğ edilebilir.

Şöyle ki : evvelâ : fakir olan hademenin vazifelerine zam yapılabilir. Saniyen  : salâhı hal ile muttasıf vazife sahihlerinin vazifeleri arttırılabilir.

Salisen : vakfın hizmetlerine müdavim hademesi i^i ı muayyen vazi" \ vakit ve hâle n^znran idarelerine gayri kâfi olduğu ve bu vazife arttınl-madığı takdirde hizmetlerini terk edecekleri ve bu vazife ile o hizmetime başka ehil kimselerin rağbet göstermeyib bunlann muattal '. alncaih muhakk k bulunursa vazifeleri tezyid edilebilir.  Reddi Muhtar.

685 - :  Zaruret yüz göstermedikçe hâkim, vâkıfın : u1'   eînrjdi&i  vr/i-fcleri ihdas edemez. Böyle bir vazifeyi almak helâl olın; :. Fakat bir zarıı-:^i yüz gösterirce <« /.uman vazife ihdası caiz olur.    Bu  -urt-Ulc u vazifeyi

hâkim, ehline tevcih eder veya bu tevcih ve takriri mütevelliye havale eder. Cibayet vazifesi gibi.

Nitekim vâkıf, vazife ihdasını hâkim veya mütevelli için şart etmiş olunca da bunların vazife ihdas ve takriri caiz olur.

686 - : Mütevelli, vazife sahihlerinin hizmetlerini ifa etdiklerini inkâr etse vazife sahihleri maalyemîn sözleriyle tasdik olunurlar. Çünkü emin sa­yılırlar.

Kezalik : bir vazife sahibi vefat etse vârislerinin sözleri maalyemîn ka­bul olunur. Bu yemin ; ademi ilme, yani : «murislerinin hizmeti ifa etmemiş olduğunu bilmediklerine» dair yapılır.

Kezaîik : bir vakıfdan vazife sahibi olan bir zat, vefat etmekle vârisleri bu vazifeyi o zatın almamış olduğunu iddia etseler, bu sözleri yeminleriyle kabul olunur. Tenkihi Hâmidî.

687 - : Bir vakfın fazla gailesi bazı kimselere, meselâ : vâkıfın evL\d ve ahfadına meşrut bulunduğu takdirde bu  fazladan    bir mikdan vakfın müstakbel tamiratı için ihtiyat akçesi olarak tasarruf edilir, mütebakisi de meşrutun lehlere tevzi edilir. Tasarruf edilen mikdar, bunlara sarf edilemez. Velev ki vâkıf, vakfın imareti için böyle bir tasarrufda bulunulmasını şart etmiş olmasın. Tenkih.

688 - : Gailesinin fazlası, bazı    kimselere, meselâ : vâkıfın evlâdına meşrut olan bir vakfın mütevellisi,  «gailenin fazlasıdır» diye o kimselere bir mikdar para verdikden  sonra   :   «bu parayı vakfın fazlai gailesinden istifa etmek üzere kendi malımdan vermişdim, halbuki, fazla hâsıl olmadıı diyerek o paraları İstirdada kalkışamaz. Çünkü ikrardan dönmek, sahih de ğildir. Tenakuz ise dâvanın sıhhatine manidir. Ali Efendi Fetavâsi.

689 - : Bir vakfın gailesi, vâkıfın veya başkasının fukaradan olan ev­lâdına veya zürriyetine meşrut bulunsa gaile, zuhuru zamanında fukaradan bulunanlara sarf olunur. Bu zamandan evvelki veya sonraki zengin olraalan nazara alınmaz.  Zenginliğin tareyanı, sabit olan bir hakkı iskat edemez. Nitekim gailenin zuhurundan sonra Ölmekle de bu hak, sakıt olmaz.

Bu vakfın gailesi, bir arızaya mebni bir kaç sene taksim olunamayıh badehu taksim olunacak olsa, gaile, zuhuru zamanındaki fakirlere Verilir, yoksa taksimi zamanında fakir bulunanlara verilemez. Müfta bih olan bu­dur. Fakat Hassafa göre bu halde kısmet zamanı nazara alınır Gaile bu zamanda fakir bulunanlara    verilir, başkalarına verilmez. Reddi Muhtar. [27]

 basa dön

(BEŞİNCİ  BÖLÜM)

 

MÜTEVELLİLERE VE VAKIFLARA MÜTEALLİK DÂVALARA AİD UMUM! MALÛMATI HAVİDİR.

 

İÇİNDEKİLER : Mütevelli olabilecek kimseler. Mütevellilerin ücrete is­tihkakları. Kaİmmakam mütevelli nasbi. Mütevellilerin ellerindeki vakıf mallarda tasarrufları. Mütevellilerin sulh ve ibraları. Mütevellilerin zamin ve yeminerlyle musaddak olub olmadıkları hususlar. Mütevellilerin İkrarları ve tesamü tarikiyle şahadet. Vakıflarda beyyineelrin tercihi. Vakıflara müte-sebeleri.  Mütevellilerin azillerini  icab «dib etmeyen şeyler.

Vakıflarda mesmu olub olmayan dâvalar. Vakıf dâvalarında hasım olub olamayanlar. Vakıflarda makbul olub olmayan şahadetler. Vakıflarda hisbe ve tesamü tarikiyle şahadet. Vakıflarda beyyinelerin tercihi. Vakıflara müte­allik ikrarlar.  Vakıflarda  mürurı  zaman. [28]

 

Mütevelli Olabilecek Kimseler  :

 

690 - : Mütevellinin âkil, emin, fisk ile gayri maruf, vakfı bizzat veya najbi vasıtasiyle idareye muktedir olması şartdır.

Binaenaleyh bu vasıfları cami olmıyanlar, mütevelli nasb edilemezler. Çünkü o takdirde vakfın menfaatleri muhtel olur. Tevliyet, velayet kabilin-dendir. Bu evsafı cami olmayanlar ise velayeti haiz olamazlar.

691 - : Mütevellinin hür, müslim, erkek, basir olması şart değildir. Binaenaleyh evvelki meseledeki vasıfları cami olan bir köle, bir kadın,

veya bir âma bir vakfe mütevelli alabileceği gibi bir müslim de bir gayri müslimin vakfına mütevelli olabilir. Tenkih, Fetavâyı Hayriyye.

692  - : Tevliyetde bulûğ, şart değildir.

Binaenaleyh mümeyyiz, vakfı hıfza muktedir, âkil bir çocuğa da tevliyet, tevcih olunabilir. Nitekim hâkim tarafından mümeyyiz çocukları, ticarete de mezun olabilirler.

693 - : Bir kimse müteaddit vakıflara mütevelli olabileceği gibi mütead-did kimseler de bir vakfa bil'iştirâk mütevelli olabilirler. Çünkü bir şahsın müteaddid vazifeleri uhdesinde cem etmesi caiz olduğu gibi bir vazifenin de müteaddid kimseleree biliştirâk tevcihi caizdir. Eşbah.

694 - : Tevliyete talib olan kimselerin mütevelli nasb edilmeleri lâik değildir. Meşrutun leh olanlar ile tevliyetden haksız yere azl edilmiş bulunan­lar bundan müstesnadır. Bunların tevliyet talebinde bulunmaları, mütevelli tayin edilmelerine engel olamaz.

695 - : Mütevelli nasb etmek salâhiyeti evvelâ vâkıfa, saniyen vâkıfın vasiyyi muhtarına,  salisen meşrutun leh mütevellinin vasisine, rabian da salâhiyetdar olan hâkime aiddir. Mütevelli nasbına mezun olmayan bir hâ­kim ise mütevelli tayin edemez.

696 - : Vâkıfın hayatında tayin etdiği mütevelli vefat etse bakılır ; Eğer tevliyeti andan sonra başkasına şart etmiş ise o mütevelli olur. Şart etme­miş ise yeniden mütevelli tayin etmek salâhiyeti vâkıfa aid bulunur. Hâkim, buna müdahale edemez.

(Hanbelî mezhebine göre vâkıf, tevliyet ve nezareti bir kimseye şart etmediği veya etdiği kimse vefat eylediği takdird artık vâkıfın mütevelli veya nazır nasbına velayeti kalmaz. Çünkü kendi mâlikiyeti müntefi olmuşdur. Bu halde mevkufürf aleyh, muayyen bir insan veya mahsur bir cemaat ise her biri kendi hissesinde velayeti Hazarı haiz olur .Mevkufun aleyh, fu­kara gibi gayri mahsur veya mescid, medrese, makbere gibi bir şey ise tevliyet ve nezaret salâhiyeti hâkime veya naibine aid bulunur.

696 - : Hârisiye göre de mevkufun aleyh, mahsur bir cemaat    olunca bunlar mü§terek bir nezaret hakkını haiz olurlar.

Hanbelîlere göre meşrutun leh olan nazır - mütevelli, kendisine vâkıf tarafından şart edilmiş olmayınca yerine başkasını nazır tayin edemez ve başkasına vasiyetde bulunamaz. Çünkü onun nezareti şartdan müstefadır. Böyle bir nazır, kendisine vasiy tayini şart edilmedikçe bunları yapmaya saîâhiyetdar olamaz.  Keşşafül'kına.)

697 - : Bir vasıf ile meşrut olan tevliyet, o vasıfdan mahrum kimselere tevcih edilemez. Ve bu vasfın zevaliyle tevliyete istihkak zail olur.

Binaenaleyh meselâ : Istanbulda ikamet etmesi şartiyle mütevelli tayin edilen kimse, îstanbuldan başka bir yerde tevattun etse tevliyetden çıkar.

Kzalik : Başkasiyle izdivaç etmemesi şartiyle mütevelli olan bir kadın, izdivaç edince tevliyetden mahrum kalır, Hindiyye.

698 - : Bir mütevelli, kendi yerine başkasını mütevelli tayin etmek is­teyince bakılır : Eğer kendisine tevliyet, sureti âmmede tefviz edilmiş ise yerine başkasını tayin edebilir. Sonra bunu azl edemez. Meğer ki vâktf, tev­liyeti başkasına tevfiz ve anı azl etmek hakkını mütevelliye şart etmiş olsun,

Fakat tevliyet, sureti âmmede tevfiz edilmemiş ise mütevelli yerine baş-

kasını mütevelli tayin edemez. Bundan marazı mevt hali müstesnadır. Bu halde mütevelli, yerine bavkasını mütevelli tayin etse bu bir vasiyet mahi­yetinde olarak sahih olabilir.

Şu kadar var ki vâkıf, mütevellinin tevliyet için başkasını vasi tayin etmemesini şart etmiş olursa mütevelli, bu hususda vasi tayin edemez. Haniyye.

699 - : Bir mütevelli, tevliyet için bir vekil veya vasi tayin etdikden son­ra cünûnı muttuk ile mecnun olsa vekâlet ve vesayet bâtıl, mütevelli tayini salâhiyeti hâkime aid olur. Hindiyye.

700 - : Bir vâkıfın bir vakfına mütevelli tayin edilmiş olan kimse, o vakıfın diğer bir vakfına da mütevelli tayin edilmiş olmaz. Çünkü tevliyet, vekâlet kabilinden olduğu cihetle muayyen şeyler ile tekayyüd eder.

Binaenaleyh bu ikinci vakfa vâkıf, badehu hâkim tarafından istenilen münasib bir zat, mütevelli tayin edilebilir.

701 - : Vâkıfa muhalif ifade ve inha üzerine vuku bulan tevliyet tevcihi muteber değildir. Velev ki berat etdirilmiş olsun.

Binaenaleyh bir vâkfın tevliyeti evlâda meşrut iken bir kimse zuhur edib de vâkıfın evlâdı münkariz olduğunu iddia etmekle hâkim, tevliyeti kendi­sine tevcih etse de bilâhare bir zat zuhur ederek vâkıfın evlâdından oldu­ğunu dâva ve beyyine ile isbat eylese tevliyeti kendisin tevcih etdirebüir. Ali Efendi Fetâvası.

702 - : Bir vakfa bir belde hâkimi bir mütevelli, diğer bir belde hâkimi de başka bir mütevelli tayin etle ikisi de vakfın işlerini görebilir. Maamafih 'bu hâkimlerden biri, diğer hâkimin tayin etdiği mütevelliyi bir maslahat bu­lunduğu takdirde azl edebilir. Ankaravî.

703 - : Bir vâkıf, vakfına mütevelli nasb etmeden vefat edib bazı va­siyetlerinin tenfizine, velev marazı mevtinde bir zatı vasi tayin etmiş olsa bu zat, anın vakfına da mütevelli olmuş olur. Vasiyetinde bu ciheti zikr etmiş olması lâzım değildir..

Kezalik : bir meşrutun leh mütevelli, vefat edib de vasiyyi muhtarı bu­lunsa tevliyet, zu vasiye aid olur. Haniyye, Tahtavî, Tenkihi Hâmidî.

704 - : Bir vâkıf, mütevelli tayin etmeyib bir şahsı kendisine vasiyyi muhtar nasb etmiş olunca bu vasi, anın hem emvaline, hem de vakfına nezaret eder. Bunda ittifak vardır. Fakat vesayeti yalnız emvaline hasr et­miş olsa vasi, imamı Azama göre yine tevliyeti de haiz olursa da İmam Ebu Yusüfe ve bir rivayete nazaran îmam Muhammede göre tevliyeti haiz ola­maz.  Belki vesayet, musinin tahsis     eylediği şey ile mukayyed bulunur. Bezzaziyye, Tahtavî.

705 - : Yalnız vakıf iğlerini rüyet için vasi tayin edilen kimse, her hu-susda vasi olmuş olur.

Binaenaleyh musînin hem vakıflarına, hem de terikesine vesayetde bulu­nur. Hattâ vâkıf, bir vakfına bir zattı, diğer vakfına da başka bir zatı vasi tayin etmiş olsa bu iki zat, her iki vakıf için bü'iştirâk mütevelli tayin edilmiş olur. Vasinin vasisi de vâkıfın vâsisi hükmündedir.

706 - :Bir vâkıf, hem hayatında hem de öldükten sonra vakfına mü­tevelli olmak üzere bir zatı tayin ettiği   halde bir zatı da marazı mevtinde kendisine vasi tayin eylese bu vasi de vakfa mütevelli olur. Fakat bundan sonra diğer bir zatı da vasi tayin etse artık bu zat, yalnız vasî olmuş olur, vakfa mütevelli olmuş olamaz. Hindiyye.

707 - : Bir vâkıf; bir kimseyi mütevelli, diğer bir kimseyi de yalnız vaai tayin etdiğini tahsis etse bu vasi, mütevelliye müşareket edemez. Hindiyye, Reddi Muhtar.

708 - : Tevliyet, zaman ile mukayyed olabilir.

Binaenaleyh muayyen bir müddet için mütevelli tayin edilen kimsenin tevliyeti o müddetin hitamiyle nihayet bulur.

709 - : Tevliyeti kimseye meşrut olmayan bir vakfın ilk mütevellisi, îmam Ebu Yusuf e göre bizzat vâkıf olmuş olur. Çünkü vâkıf, vakfına baş­kalarından ehakdır. Bu halde vâkıf, vasisi olmaksızın vefat edince tevliye­tin tevcihi hâkimin reyine mütevakkıf bulunur. Şu var ki böyle meşrutür leh mütevellisi olmayan bir vakfın tevliyetine vâkıfın evlâdından, ehli bey­tinden mümkün mertebe münasib bir zat bulundukça hâkim, haricden kim­seyi mütevelli nasb edemez, şayed ederse veya sonradan münasibi yetişirse tevliyet o kimseden nez'edilerek evlâddan veya ehli beytden münasib olana tevcih edilir. Çünkü bunlar vakıf hakkında yabancılardan daha ziyade alâka gösterir. Müşfik bulunurlar. Meğer ki evlâda ve ehli beyte tevliyetin tevcih edilmemesi vâkıf tarafından şart edilmiş olsun. Ö takdirde bunlara tevcihi caiz olmaz.  Muhiti Burhanı.

710 - : Bir vakfın mütevellisi vefat eder veya azl olunur veya gaib bu­lunur da vâkıfı veya vâkıfının vasisi mevcud   bulunmazsa o vakfa derhal hâkim tarafından mütevelli nasb olunur. Yoksa sabık mütevellinin hisabah görülünceye kadar mütevelli tayini tehire bırakılmaz. Vakıf işlerinin muattal, gailenin ziyaa maruz bir halde bırakılması caiz değildir.

711 - :  Bir vakfın meşrutun leh mütevellisi, büâ müzahim teayyün ederse meşrutun leh, hâkimin tevcihine muhtaç olmaksızın mütevelli olmuş olur. Fakat bilâ müzahim teayyün etmezse tevliyet, hâkimin tevcihine müte vakkıf bulunur.

Meselâ : Bir vakfın tevliyesi, vâkıfın ekberi evlâdına meşrut olup da vâkıfın evlâdından biri diğerlerinden yaşça büyük bulunsa bu. hâkimin tev­cihine muhtaç olmaksızın mütevelli olur.

Kezalik : bir vakfın tevliyeti bir camii şerifin imamına veya resmî bir makama meşrut olsa o vakfa o camii şerifin imamı veya o makamın reisi hâkimin tevcihine muhtaç olmaksızın mütevelli olur.

Fakat bir vakfın tevliyeti, evlâdın erşedine meşrut olub da evlâd ara­sında erşediyyet iddiasında bulunan müteaddid kimseler bulunsa bunlardan hiç biri, erşediyetine hâkim tarafından hükm olunub uhdesine tevliyet tevcih edilmedikçe mütevelli olamaz.

712 - : Bir vakfın tevliyeti, vâkıfın ekberi evlâdına meşrut olduğu halde evlâdı arasında yaşları müsavi müteaddid kimseler bulunsa bakılır : bunlar vakfın umuruna vukuf itibariyle de müsavi iseler, tevliyet, hepsine müsa-" vat üzere tevcih olunur. Fakat biri diğerlerinden daha vukuflu bulunursa tevliye, tercihan buna tevcih edilir. Çünkü daha âlim, daha yaşlı olmak ter-ciha sebebdir. Tenkih.

713 - : Bir "vakfın tevliyeti vâkıfın «el'erşedü fel'erşed» evlâdına meş­rut olsa buna vâkıfın erkek olsun, kadın olsun evlâdının en ziyade reşid olanı müstahik olur. Vâkıfın evlâdından müteaddid kimseler, erşediyet iddiasında bulunsalar erşedîyeti beyyine ile sabit olan, mütevelli nasb olunur. Her bi­krinin erşediyetde müsavatı beyyine üe sabit olsa tevliyet, kendilerine mü­savat  üzere tevcih edilir. Erkeklik tercihe medar olmaz.

Rüşdden maksad, salâhı hal ve hüsni tasarrufdan ibaretdir. Tenkih, Reddi Muhtar.

714 - : Erşediyete şahadetde evlâdın hasr edilmesi, yani şâhidlerin bü­tün evlâdı vâkıfı tâdad ederek bunların arasında -müddeînin erşed bulundu­ğunu tasrih ederek şahadetde bulunmaları şartdır.

715 - : Vâkıfın evladından birinin erşediyetine beyyine ile hükm edildik-den sonra diğer biri çıkarak daha erşed olduğunu iddiada bulunsa bakılır: Eğer aradan geçen müddet, az ise bu iddia kabul olunmaz. Evvelki iddia, hükmün lehukiyle tercih etmiş olur. Fakat ikinci müddeinin birnici beyyine ikamesinden sonra erşed olabilmesi mümkün olan bir müddetden sonra vuku bulacak erşediyyet iddiası, makbul, beyyinesi mesmu olur. Bu takdirde şâ-hidler, ikinci müddeinin birinci müddeiden ela'n daha reşîd olduğuna şaha­det ederlerse tevliyet, evvelkisinden nez' edilerek ikinciye    tevcih olunur. Çünkü böyle bir müddet içinde erşediyyet kesb edilmesi kabildir. Bu hâ­disede mutlaka erşediyyete şahadet, yani ikinci müddeinin mutlaka erşerf oluğuna şahadet edilib birinci müddetden daha reşid olduğuna taarruz edil­memesi kifayet etmez. Reddi Muhtar.

716 - : Erşed, efdal, a'lem, esen gibi ismi tafdil sigalan bire de birden ziyadeye de tenavül eder.

Binaenaleyh bir vakfın tevliyeti, evlâdın efdaline meşrut olduğu halde evlâd arasında dlyanetde, sedad ve reşadda müsavi iki erkek veya iki ka­dın, veya bir erkek ile bir kadın bulunsa tevliyet, bunların ikisine tevcih olu­nur. Fakat bunlardan biri, vakfın işlerine daha âlim olursa o tercih olunur.

717 - : Tevliyeti evlâdın efdaline meşrut olan bir vakfın tevliyetini hâ­kim, evlâcbn efdaline tevcih etdikden bir müddet sonra daha efdali zuhur etse tevliyet, bu zuhur edene aid olur. MecmaüTenhür.

Şayed evlâdın efdaline meşrut olan bir tevliyeti evlâdın efdali kabul et­mese bu tevliyet, ehdaliyetde ani takib eden evlâda tevcih olunarak bu veçhile vâkıfın şartına mümkün1 mertebe riayet edilir. Tahtavî.

Vâkıflarda efdal ; vera' ve tekvasi daha ziyade, daha salih, vakfm iş­lerine daha vâkıf olan kimsedir. Ankaravî.

718 - Bir vakıf da tevliyetle nezaret vazifeleri bir şahsın uhdesinde cem edilemez. Binaenaleyh bir vakfın mütevellisi, anın nezaretini de kendi uhdesine tevcih ve berat etdiremez. Çünkü bunların cem'i, vâkıfın garezine, murakabe gayesine münafidü*. Ancak bazı yerlerde nazır, kayyım tabirleri mütevelli mânasında mütearefdir. O gibi yerlerde bir vakfın nazırı,  mü­tevellisini demek olacağından ayrıca bir mütevelli tayinine mahal kalmaz. Tayin edilecek olsa azle müstahik olur: Fetâvâyı Hayriyye, BehcetüTfetâvâ. [29]

 basa dön

 

Mütevellilerin Ücrete İstihkakları 

 

719 - : Bir vâkıf, mütevelli için ücret şart ve tayin etmiş olunca müte­velli, btı ücrete mevkufun aleyhim gibi müstahik olur. Vâkıf, bu ücreti mü­tevelliye ameli mukabilinde şart etmiş olmayınca müteveli, amelde bulunsun bulunmasın bu ücreti alabilir. Tenkih.

720 - : Hâkim, mütevelli için ecri misi mikdan ücret tayin edebilir. Velev ki vâkıf, vart etmiş olmasın. Fakat ecri mislinden ziyade ücret tayin edemez, edecek olsa mütevelliye helâl olmaz, Risalei îbni Nûceym.

Maamafih vâkıf tarafından tayin edilen ücret, ecri miskten noksan olun­ca hâkim, mütevellinin talebiyle bunu ecri misle iblâğ edebilir. Ve müte­velli çalışınca bu ücrete müstahik olur. Tahtavî.

721 - : Vâkıf veya hâkim, mütevelli için ücret şart ve tayin etmemiş olunca mütevelli, ancak hizmet mukabilinde ecri misle müstahik olur. Bundan ziyadesini alamab. Tevliyet, bihasebizzahir, ecri misi ile kabul edilir. Bu, mahud olduğundan meşrut gibidir. Hindiyye.

722 - : Vâkıfın akribasmdan olanlar, tevliyeti ücretsiz olarak kabul et­medikleri halde başkası ücretsiz kabul edecek olsa hâkim,  ehli vakf hak­kında enfa' ve aslâh olan ciheti nazara alır. Hindiyye.

723  - : Mütevelli, ücretini almak hususunda sair mevkufun aleyhimden mukaddemdir.

Binaenaleyh gallei vakıfdan evvelâ mütevelli ücretini tamamen alır, ba­dehu gailenin bakiyesi sair mevkufun aleyhime verilir. Gaileye noksan tari olsa bu noksana mütevelli iştirak etmez. Fetâvâyı Hayriyye.

724 - : Bir mütevelli, başkasını kendi yerine vekil tayin ve kendisine aid tevliyet ücretinden bir kısmını vekile ita ve bu vekili dilediği zaman azl edebilir.

725 - : Bir mütevellinin vasisi, mütevelli olunca mütevelliye meşrut tevliyet ücretini almaya müstahik olmaz. Belki hâkim tarafından tayin edi-lecek ecri misle müstahik olur. Meğer ki vâkıf, tevliyet için tayin etmiş olduğu ücretin her mütevelliye verilmesini şart etmiş bulunsun. Hindiyye. [30]

 basa dön

 

Kaimmekam   Mütevelli   Nasbi  

 

726 - : Mütevellisi mevcud olan bir vakfa ihtiyaç mes etmedikçe hâkim, kaimmekam mütevelli nasb edemez. Ederse tasarrufaü sahih, nafiz olmaz. Fakat şu bir kısım vakıflar için kaimmekam mütevelli nasb edilmesi caizdir:

(1)  : Mütevellileri aramb da bulunamayan vakıflar.

(2) : Mütevellileri  yerlerine vekil bırakmaksızın sefer müddeti uzak bir beldeye gıdib tegayyüb etmiş olan vakıflar.

(3)  : Meşrutun leh mütevellileri henüz doğmamış veya çocuk bulunmuş olan. vakıflar.

(4) : Mütevellileri bir, mutasarnflan başka başka olan vakıflar ki, böyle iki vakfa dair mutasarnflan arasında tecvüz dâvsı ve muhakemesi tahaddüs edince bu vakıflardan birine hâkim tarafından muhakeme için ayrıca mu­vakkaten bir mütevelli nasb olunur.

(5) : Tevliyet cihetleri münhal olub meşrutun lehleri taayyün etmediği ve kimseye tevcih edimediği halde bir kaç kimse tarafından tevliyetinin meş­rutun lehi oldukları iddia edilen vakıflardır ki, bunların arasında muhake­menin hitamına kadar hâkim tarafından bir kaimmekam mütevelli tayin edi­lir, anın muvacehesinde dâvaları dinlenilerek hüküm verilir.

 (6) : Mütevellileri hıyanetle ittiham edilen vakıflar ki mütevelli aleyhine dâva ikamesi için hâkim tarafından bir kaimmekam mütevelli nasb olunur.

(7) : Mütevellilerinin uhdei tasarruflarında bulunan icareteynli vakıflar ki, mütevellileri bu vakıfları başkalarına ferağ etmek isteyince birer kaimme­kam mütevelli nasb olunur.

(8) : Mütevellileri tarafından teferruğ edilecek icareteynli vakıflar ki, bir mütevelli böyle bir vakfı mutasarrıfından bir bedel mukabilinde kendisi için teferrüğ edecek olunca ferağa izin vermesi için bir kaimmekam müte­velli nasb olunur.   

(9) : Mütevellilerin borç almak istedikleri vakıf paralardır ki, müte­vellinin müracaatı üzerine hâkim, mütevelliye o vakıfdan ödünç verilmesi için muvakkaten bir kaimmekam mütevelli nasb eder.

(10) : Mütevellileri müstakimülhal oldukları halde vakıf İşlerini idare­den âciz bulunan vakıflardır ki hâkim, bu gibi mütevelliere yardım için birer kaimmekam müteveli nasb edebilir.

727 - :  Bir vakfın tevliyeti bütün evlâda meşrut olduğu halde bunla­rın içinde birisi gayri mümeyyiz bir çocuk bulunsa hâkim, bu çocuğun ye­rine dilerse haricden birini ve dilerse büyük kardeşlerini kaimmekam nasb eder. Enfeül'vesail, Reddi Muhtar.

728 - : Bir tevliyetin meşrutun lehi çocuk olunca baliğ olub vakfı ida­reye kadir olacağı zamaha kadar hâkim tarafından bir kaimmekam müte­velli nasb olunur. Bilâhare bu çocuk baliğ olub vakfı idareye kadir olunca hâkimin emriyle kaimmekamlığa nihayet verilerek tevliyet umurunu kendi­si idareye başlar. Fakat hâkimin emri olmaksızın bu kaimmekam mütevel­liyi telviyatden çıkaramaz. Hindiyye, Tenkihi Hâmidî.

729 - : Bir kimse mütevellisi olduğu vakıf akarların    müstecirlerinden yalnız icare bedellerini toplayıb mürtezikaya vermek üzere bir şahsı kaim­mekam mütevelli tayin etdiği halde o şahıs, mezun olmadığı halde bu akar­lardan mahlûl düşenleri taliblerine icarei muaccele ve müeccele ile icar et­se nafiz olmaz. Mütevelli bunları başkalarına icar edebilir. Çünkü bir ve­kâlet, müvekkilin takyid etdiği şey ile tekayyüd eder. Müvekkilinin takyid-lerine riayet etmeyen bir vekil ise fuzulî sayılır, CamiüTicaretevn.

730 - : Bir vakfa kaimmekam mütevelli tayin edebilmesi için hâkimin hükümet tarafından kaimmekam nasbına mezun olması şartdır. Bu mezuni­yeti haiz olmayan bir hâkimin kaimmekam mütevelli nasb etmesi sahih olmaz.

(Vaktiyle Derseadetle bilâdı seîâsedeki vakıf müsakkafat ve müstegallât için kaimmekam mütevelli nasbi evkaf müfettişliği makamına mahsus bulunmugdu.

(1287) tarihli evkaf nizamnamesinin 17 ve 31 inci maddelerinde kaimmekam mütevelliler hakkında bazı hükümler yazılıdır. (1299) tarihinde Şurayı Devlet Dahiliye Dairesinin kararı ve encümeni mahsust vükelânın tensibi mucebin-ce bümeşruta mütevellisi mevcut veya malûm olmayan veya ahar diyarda gaib bulunan evkafı mülhak amüsakkafat ve müstegallâtının senedat ida­resinde ferağ ve intikali vuku buldukda izin itasiyle ferağ ve intikal mua­melesinin tashihi zımnında liecelilmaslaha mezkûr vakıflar için muvakkaten kaimmekam mütevelli tayinine işbu senedat idaresi umun  şer'iyye memu­riyetine irade ile mezuniyet verilmişdi.

Türkiyede bilâhare mer'i bulunan emvali gayri menkulenin tasarrufuna dair 30 Mart 1329 tarihli muvakkat kanunun ikinci maddesinde : «Müsak­kafat ve müstegallâtı vakfiyyeye aid bilcümle muamelâtda mütevelli hazır olmadığı takdirde Defteri Hâkani müdür ve memur ve kâtibleri kaimme­kam mütevelli sıfatını haiz olarak doğrudan doğruya ifayı muameleye me­zundurlar» diye musarrahdır. Bu halde bunlar ferağ muamelelerinde kaim­mekam mütevelli sıfatını haizdirler.) [31]

 basa dön

 

Mütevellilerin   Ellerindeki  Vakıf  Mallarda Tasarruf-Ları  

 

731 - :  Mütevelliler, vakıfları tamir eder. korur, vakıfların bir kısım akaratını kiraya verir, kira paralarını toplar veya toplatır, bir kısım vakıf­ların ferağ ve tefviz muamelelerine izin verir, vakıfların hukukunu siyanel için icabında dâva ikame eder, vakıfların gailelerini meşrutun lehlerine sari'

v ve tevzi eder. Fakat mütevelliler, vâkıflar tarafından meşrut olmadıkça vazifeleri tevcih edemez, ederlerse muteber olmaz. Bu tevcih salâhiyeti hâ­kime aid bulunmuş olur. Tcnkİhi Hâmidi.

732 - : Mütevelliler,  kendi salâhiyetleri dahilinde bulunan  peyleri  biz­zat yaparlar. Vakıfların  lüzumlu tamirlerini yapmak, akarlarını  ecri  misi leriyle kiraya vermek gibi. Fak:;t kendi salâhiyet ve mezuniyetlerinde bu lunmayıb hâkimin reyine mütevakkıf bulunan şeylerde de hâkime müracaat ederler. Hâkim de o şeyleri ya bizzat yapehnr veya bunların yapılması için mütevellilere izin verir.  Aksi takdirde mütevellilerin tasarrufları  sahih oi-maz. Vakıf bir akarı vâkıfın şart etdiği müddetden ziyade bir müddetle ki­raya vermek gibi.

733 - : Bir vakfın iki mütevellisi bulunsa bunlardan birisi diğerinin n-yi olmaksızın o vakfın işlerini kendi başına göremez. Görecek olsa diğerinin icazetine mevkuf bulunur. İcazet vermeyib reddederse bâtıl olur.

Mütevelliler, daha ziyade olduğu takdirde de hepsinin muvafakati, inzi mamı reyi lâzımdır. Minehül'gaffar, NelicctüTfetâva.

734 - : Hâkim, mütevelliye sikadan bir zatı mütevelli olarak zam ve üâve etse bakılır : eğer bu ilâve asıl mütevellide hissedilen bir hiyanetden dolayı ise bu mütevelli, yalnız başına tasarrufda bulunamaz. Fakat mücer-red mütevelliye bir yardım maksadına müstenid İse asıl mütevelli, müsta-kilîen tasarrufda bulunabilir, munzam mütevellinin her. halde reyini alma­ya muhtaç olmaz. Dürri Münteka, Dürri Muhtar.

735 - : Bir vâkıf, vefatından sonra İki zatın mütevelli olmasını şart et­miş olmakla bilâhare bu iki zatdan biri vakfın işlerini diğer zata vasiyet ve badehu vefat etse ber hayat kalan zat, vakıfda müstakillen tasarrufat-da bulunbilir. Fakat îmamı Azamdan bir rivayete göre müstakillen tasar­ruf atda bulunamaz. Haniyye.

736 - : Bir vakfın hem mütevellisi, hem de nâzın bulunsa nazırın reyi olmadıkça mütevellinin tasarrufatı nafiz olmaz.  Çünkü bunlar, vâkıfın ve­killeri mesabesindedirler. Vâkıf, bunların ikisinin reyine itmad etmiş bulun­duğundan infiradları caiz değildir. Tenkihi Hâmidî.

737 - : Bir mütevellinin elinde mescidin malinden meselâ bin lira bu-îunub da bununla vakıf için alınacak akarın senevi kirası yüz lira tutmadı­ğı halde bununla şer'î bir veçhile yapılacak istirbah neticesinde senevi yüz liradan fazla faide temin edilecek olsa mütevelli, bununla akar satın ala­maz. Vâkıât.'

738  - :  Bir vâkıf,  vakfının  fazla  gailesini  «füîân  mescidin  kapısında tese'üî eden kimselere verilsin, diye şart etmiş olsa mütevelli, bu gaile faz­lasını sair mescidlerde veya mescidlerin    haricinde tese'ül eden fakirlere verebileceği gibi tese'ülde bulunmayan sair fakirlere de verebilir. Bu şarta riayet lâzım gelmez. Maamafih riayet edilmesi evlâdır. Bahri Raik.

739 - : Mütevelli, vakfın meyve ağaçlarını kesemez, başkasına satan.az. fakat vakfm çınar, söğüt gibi meyvasız ağaçlarını veya meyvah ağaçların kurumuş  kısımlarını kesdikden,     kopardıkdan  sonra  veya  evvel satabilir. Çünkü bu ağaçlar, gaile kabilindendir. Nitekim vakıf dut ağaçlarının yap­rakları da gaile kabilinden olub satılabilir.

Vakfın bu kabil ağaçlarını satın alan kimse, bunları tekrar sürecek yer­lerinden kesebilir, yoksa kaimeleı inden kesemez. Mütevelli buna mani ol­mazsa vakfa hıyanet etmiş olur. iîindiyyc.

740 - : Harab olan vakıf bir hanede ceiz ağacı gibi meyvah- ağaçlar bulunsa mütevelli, o haneyi tamı. için bu akaçları satamaz. Belki hanenin arsasını kiraya verir, ağaçların mevvn'av=nı satar, bunla1 m bedelleriyle1 haneyi tamir etdirir. Çünkü ağaç1 ir sauhncii v.ikfiyeti kalmı-z. Arsanın ki­raya verilmesi ise vakfiyetine mini cimaz. Bezznziyyc. Hindiyye, Reddi Muhtar.

741 - :  Bir vakıf üzüm bağındaki bir ağacın gölgesi, üzümlere iarar

verince bakılır  eğer ağacın hâsılatı, meyvaları, üzüm mahsulünden ,eksi-len mikdardan ziyade ise ağaç kesilmez ve illâ kesilir.

Nitekim rneyvasız bir ağacın gölgesi muzir olmakla beraber kesilib sa­tılması, vakfa daha faideli. bulunsa kesilib satılır. Bedeli gaile kabilinden olmuş olur.

742 - : Bir mütevelli, vakfı kurtarmak için açdığı dâvadan dolayı ilâm harcı gibi zarurî olan masrafları vakfm malından yapabilir. Ve mütevelli vakfa musallat olan bir zalimin elinden vakfı kurtarmak için - sahih gö­rülen kavle nazaran - vakfın malından bir mikdar şey verebilir. Hindiyye. Ahkâmül'evkaf. [32]

 basa dön

 

Mütevellilerin Sulh Ve İbraları  

 

743 - : Bir müvevellinin vakıf hakkında yapacağı sulh, vakıf için muzir ise sahih değildir.-Muzır değilse sahihdir.

Meselâ : bîr kirnse bir vakıf aleyhine şu kadar meblâğ veya bir akar dâva edince bakılır : Eğer o kimsenin beyyinesi yok ise kendisiyle bir şey üzerine sulh yapılması sahih olmaz. Çünkü bu sulh bedeli, teberrüan veril­miş olur. Mütevelli ise vakıf aleyhine teberrüde bulunamaz. Fakat o kimse­nin beyyinesi mevcud İse müddeasmdan az bir mikdar üzerine sulh yapıl­ması sahihdir. Zira bu sulh, vakfın nefine hadimdir.

Kezalik : bir mütevelli, bir kimseden vakıf namına bir şey dâva edib de müddeasım isbat için beyyinesi bulunsa veya o kimsenin yeminden nükûl v edeceği malûm olsa anınla bir şey üzerine sulh yapması sahih olmaz. Fa­kat mütevellinin beyyinesi olmadığı gibi o kimsenin de yemin edeceği müte-hakkik bulunsa anınla mütevellinin müddeadan ziyade olmamak üzere az çok bir bedel üzerine sulh yapması sahih olur. Artık busulhden o kimseye yemin tevcih edemez. Meğer ki sulhden sonra beyyineye zafer bulsun, o takdirde sulh bozulur. Kinye.

744  - : Bir mütevellinin ve yabancı bir şahsın kendi parasiyle bir kim­senin vakıf aleyhine açmış olduğu dâvadan sulh olması sahihdir. Velev* ki o kimsenin beyyinesi mevcud bulunmasın. Çünkü bu bedeli müddeiye teber­rüan "vermiş, bununla vakfa müracaate hakkı bulunmamış olacağından bu halde vakıf mutazarrır olmayacakdir.

745 - : Bir mütevelli, vakfa borçlu olan bir kimse ile borcun bir mik-dari üzerine sulh ve maadasından zimmetini İbra etdikde bakılır  : Eğer & kimse bu borcu mukir değilse, mütevellinin de bi/yyint^i movcud bulunmu­yorsa sulh, sahih olmuş olur.

Fakat  bu kimse borcunu' nmkir ise v> a, mütt vellinin bey yinesi mevruft

ise bakılır : Eğer o borç, mütevellinin yapmış olduğu bir akid sebebiyle hâ sil olmuş ise. sulh ve ibra, îmam Ebu Yusuf e göre sahih olmazsa da İmamı Âzam ile îmam Muhammede göre sahih olur. Bu. halde bedeli sulhden maa­dasını, mütevellinin vakıf için zamin olması lâzım gelir. Ve eğer mütevelli­nin yapmış olduğu bir akid sebebiyle hâsıl olmamış ise bu sulh ve ibra. bü'ittifak sahih olmaz.

Binaenaleyh mütevelli, o borcun tamamını bu sulh ve ibradan sonra da borçludan isteyib alabilir. Camiürfüsuleyn.

746 - :  Bir mütevelli, vakıf    namına dâva    etd'iği bir akarı müddea-leyhe terk ederek bir bedel mukabilinde sulh olsa bakılır : eğer mütevelli­nin beyyinesi var ise veya müddeaaleyhin yemin etmeyeceği muhakkak ise bu sulh, bir bey'e ve istibdal kabilinden olacağı cihetle sahih olmaz. Amma mütevellinin beyyinesi olmadığı gibi müddeaaleyhin yemin edeceği de ma­lûm bulunursa sulh, sahih olur. Bu halde mütevelli, dâvasında muhik ise bedeli sulhu alması helâl olur. Bu bedel ile vakıf için bir akar satın alması lâzım gelir. Ankaravî.

747 - : Ekkâr, yani : bir vakıf mezreanm ekincisi, vakfın mahsûlünü istihlâk etmekle mütevelli, bir bedel üzerine sulh olsa bakılır   :  Eğer mü' '.evcilinin müddeasma mutabık beyyinesi mevcud veya ekkâr, mukir ise ken­disiyle hat ve tenzil ile sulh, sahih olmaz. Meğer ki ekkâr, fakir bulunsun. Bu takdirde fahiş olmamak üzere hat ve tenzil ile sulh, sahih olur. Haniyye.

748 - : Bir mütevellinin tevliyet hususunda müşterekile sulh olması caiz değildir. Abdurrahim Fetâvası. [33]

 basa dön

 

Mütevellilerin Zamin Ve Yeminleriyle Musaddak Olub Olmadıkları Hususlar :

 

749 - : Bir mütevellinin mesağı şer'î bulunmaksızın vâkıfın şartına mu­halefet edib de bu yüzden vakfa zarar vermesi, hakkında zanarm müstel-zimdir.

Meselâ : rehn veya kefil ile istirbahı meşrut olan vakıf paralan.müte­vellisi, rehinsiz ve kefilsiz olarak bir kimseye ikraz edib de o kimsenin if-lâsiyie bu paraların tahsili kabil olmasa bunlan mütevelli zamin olur.

Kezalik : rehni kavi veya kefili meli, yani : borca maa ziyade kâfi bir rehn ile veya servet sahibi bir kefil ile istirbahı meşrut vakıf paralan mü­tevellisi kıymeti borç mikdanndan dûn bir rehn mukabilinde veya gayri melî bir kefil ile ikraz edib de bilâhare rehnin kıymeti borca kifayet etme­se veya kefilden borcu tahsil kabil olmasa mütevelli borcun tahsil edileme­yen mikdarım zamin olur.

Fakat rehn, kavi uiıâhare mürurı zaman ile kıymetine noksan arız olsa veya kefil servet sahibi iken muahharan fakir düşse mütevelliye zaman lâ­zım gelmez. Ali Efendi Fetâvası.

750 - : Mahkeme marifetiyle istirbahı meşrut vakıf paraları mütevel­lisi bizzat edib de bilâhare borçlu bunu inkâr've borcu olmadığına yemin etmekle isbatı mümkün olmasa bunu mütevelli zamin olur.

Kezalik : müstahkem bir yerde saklanması meşrut bulunan bir vakıf malı, mütevelli kendi evinde saklayıb çaldırsa bedelini zamin olur.

751 - : Bir mütevellinin şartı vâkıfa muhalif   bulunan sarfiyatı kabul olunmıyacağı gibi kadri marufdan zaid pîup zahiri hâlin mükezzib olacağı derecedeki sarfiyatı da kabul olunmaz.

Meselâ ; müstegallâtı, eykafi sahihadan olan bir vakfın gailesinden ba­zı kimselere şartı vâkıfa muhalif olarak vazife ihdas ve berat ita edilmekle, mütevelli, mücerred bu berata mebni p vazifeyi vakfın gailesinden ita etse bunu tazmin etmesi lâzım gelir. Feyziyye.

752 - : Bir vakfın mütevellisi, o vakfın maliyle irad olmak üzere ara-ziyi'memleket veya mevkufeden bir yer ve icareteynli bir vakıf akar tefev-vuz edemez. Ederse bedel olarak vermiş olduğu vakıf malını zamin ve azie müstahik olur.

753 - : Bir mütevelli, mevkuf bulunan bir şeyin ayninde taksir ederse zamin olur. Meselâ : mütevelli, vakfa aid kerestece ahşabı veya yıkılan bir mescidin ankazını veya bir mescidin mefruşatını muhafaza etmemekle ^un­lar zayi olsa bunlan tazmin etmesi lâzım gelir.

754 - : Bir mütevelli, vakfın nükudunu kendisinin ayni cinsinden olan nükudiyle veya başka vakıfların nükudiyle fark ve temyiz olunamayacak su-retde karışdırmış olsa vakfın nükudunu zamin olur. Fakat bir vakfın nüku­dunu yine bu vakfın başka nükudiyle karışdırmış olsa zamın olmaz. Haniy­ye, Ankaravî.

755 - : Bir mütevelli, vakfı icarei muaccele ve müeccele ile taîib olan­lara vermez de vakfın menafii fevt olursa vakfa gadr etmiş olur. Fakat bundan dolayı kendisine zaman lâzım gelmez. Camiüricareteyn.

756 - : Mütevelli, vakfın alacaklarını tahsildeki taksirinden- dolayı zar min olmaz.

Meselâ : mütevelli, kiraya verdiği vakıf akarın bedeli icaresini vaktiyle taleb etmediğinden dolayı bu bedel, tahsil edilemez bir hale gelse bundan mütevelliye zaman lâzım gelmez. Ankaravî, Reddi Muhtar.

757 - : Bir vakfın mütevellisi, o vakfın    gailesinden meselâ Medinei Münevvere fukarasına verilmesi meşrut olan şu kadar meblâğı kendisi gö-türmeyib başkasiyle göndermekle zayi olsa o meblâğı zamin olmaz.

758 - : Mütevellinin vakıf mallardaki eli, bir yedi emanetdir, bir yedi zaman değildir.

Binaenaleyh mütevellinin elinde bulunan bir vakıf mal, kendisinin tead-disi, taksiri bulunmaksızın telef olsa üzerine zaman lâzım gelmez.

759 - : Bir mütevelli, «vakfın gailesini kabz etmişdim, elimde zayi ol­du» dese, yahut «mevkufun aleyhime taksim etdim» deyib de onlar inkârda bulunsa söz, nefsinin beraeti hususunda mütevellinin olur. Binaenaleyh ken­disine artık zaman lâzım gelmez.

Fakat bununla mevkufun aleyhimin kendi haklarım almış olduklan sabit olmaz. Bunların vazifelerini aldıkları beyyine ile sabit olmadığı tak­dirde vakfın malından bunların tekrar verilmesi lâzım gelir. Haniyye, Vâ-kıat, Tahtavî, Tenkih.

760 - : Mütevellinin sözü, ekseri ulemaya göre kendisinin beraeti için hem sıla, hem de ücret kabilinden olan şeylerde kabul olunur.

Fakat Ebussuud merhuma göre mütevellinin sözü ; meselâ : vâkıfın zürriyetine verilmesi meşrut bir gailenin bu zürriyete verilmesi gibi sıla kabilinden bir hususa aid ise maalyemîn makbul olub kendisinin beraetini müstelzim bulunur. Fakat imam, hatib, müderris ücretleri gibi bir şeye aid ise makbul olmaz. Mütevellinin bunu isbat etmesi lâzımdır. Tenkih, Tah-taşî, Ankaravî Hamişi.

761 - : Bir mütevelli, vakfın gailesini vakfın masarifine sarf etdim» dedikde bakılır : Eğer emin ise kadri maruf masraflar hakkında yemini ile tasdik olunur. Fakat emin değilse, yani müfsid, mübzir ise yemini ile tasdik olunmaz, iddiasını beyyine ile isbat etmesi lâzım gelir. Bu hususda vakfın nâzın da mütevelli hükmündedir. Tenkihi Hâmidî.

762 - : Bir mütevelli, vakfın işlerini görmek için başkasını tevkiî edib de bu yüzden vakfa bir zarar gelse bu zararı zamin olmaz. Çünkü vekil tayin etmesi şer'an caizdir. Cevazı şer'i İse zamana manidir. Şu kadar var ki vekil, mütevellinin emini bulunmuş olmalıdır. Emini olmayan bir şahsa vakfın malını tevdi, teslim ve ikraz edemez. Eder de zayi olursa mütevelli, zamin olur. Emini hakkında ise hüküm böyle değildir.

Meselâ : mütevelli, vakfın. matlûbatını borçlulardan toplamak üzere emini olan bir kimseyi vekil edib o kimse de bunları toplayarak kendi umuruna sarf ile istihlâk etse mütevelli, bunu zamin olmaz. Belki zaman yalnız o kimseye teveccüh eder. CamiüTfüsuleyn.

763 - : Bir mütevelli, vakfın emvalini kendi umuruna sarf edemez ve

kendisinin ayni cinsden olan mallarına karışdıramaz, bundan kaçınması lâzımdır. Maamafih sarf etmiş veya kanşdırmış oldukdan sonra bedelini vakfa veya hâkime red ve teslim etse zamandan beri olur. Bu malları tekrar elde edince yine eli bir yedi emanet sayılır. Bezzaziye, Ankaravî.

764 - : Bir mütevelli, vakfa rücu etmek üzere kendi malından mürtezi-kaya  sarf  etdiğini  iddia etdiği meblâğ hususunda yeminiyle tasdik olun­maz. Bunu beyyine ile isbat etmesi lâzımdır.

Meselâ : bir. mütevelli, azl edildikten sonra lâhik mütevelli muvacehe­sinde : «ben kendi malımdan vakfa rücu etmek üzere vakfın işlerine reyi hâkim ile kadri maruf olarak şu mikdar meblâğ sarf etmişdim, onu bana vakfın gailesinden ver» diye dâva etse bunu beyyine ile isbat etmedikçe alamaz. Ankaravî.

765 - : Bir mütevelli, vakfın gailesini müstahik olanlara hâkimin kaza-siyle tevzi etdikden sonra bir zat çıkarak gailede    kendisinin de istihkakı olduğunu isbat etse mütevelliye tazmin etdiremez. Hissesini diğer müstahik-lerden alabilir. Fakat o mütevelli, hâkimin hükmü olmaksızın tevzi etmiş olursa o zatın hissesini zaniin olur. Tenkihi Hâmidî.

766 - : Bir mütevelli, vakfın gailesini kabz ettiği halde bundan mevkufun aleyhime istedikleri vazifelerini vermese yedi emaneti yedi zamana münkalib olurv Binaenaleyh bu gaile, bilâhare teaddî ve taksiri olmaksızın telef olsa veya kendisi mücehhilen vefat etse bunu zamin olmuş olur. Tenkihi Hâmidî.

767 - : Bilfi'l mütevellilerin sözleri makbul olan    hususlarda sikadan bulunan mâzul mütevellilerin, nazırların sözleri de teviiyet ve nezaretleri zamanına aid olmak üzere kabul olunur. Çünkü bunlar azî edilmekle emin olmakdan çıkmış olmazlar. Tenkihi Hâmidî, Reddî Muhtar.

768 - : Bir vakfın cabisi, «vakfın gallelernii müteveffa mütevellisine teslim  etmişdim» diye iddiada bulunsa    yeminiyle tasdik    olunur.  Çünkü zamanı münkirdir.

769 - : Mütevellinin,- cabinin sözleri kabul olunacak hususlarda «üzer­lerine red ve zaman lâzım  gelmediğine» yemin etmeleri-lâzımdır. Yemin etmedikçe zamandan beri olamazlar. Müfta bih olan kavi; budur.

Bazı ulemaya göre ise yemin lâzım gelmez, emin olduklan için mücerred sözleriyle tasdik olunurlar. Hayriyye, Tenkihi Hâmidî.

Maamafih bunların böyle yemînleriyle kabul edilmesi, îmamı Azama göredir. îmameyne göre ise sözleri mücerred yeminîeriyle kabul edilmez, iddialarına beyyine ikame etmeleri lâzımdır. Çünkü bunlar eciri müşterek­tirler. Eçiri müşterek ise mücerred yeminiyle kabul olunur. Mecellede îmamı Azamın kavli kabul edilmisdir.

770  - : Mütevellinin vakıf işleri için vekil tayin etdiği kimse hakkında da mütevelli hakkındaki hükümler carîdir.

Binaenaleyh mütevellinin yedi, bir yedi emanet olduğu gibi vekilinin. yedi de bir yedi emanetdir. Mütevellinin sözünün makbul olduğu, üzerine zaman lâzım gelmediği hususlarda vekilinin de sözü makbul olur, kendisine zaman lâzım gelmez. Hayriyye, Tenkili.    .

771 - : Bir mütevelli, marazı mevtinde:, «vakfın gailesinden mütevellisi olduğum sırada şu kadar meblâğ istihlâk etdim, onu malımdan verini» de-dikde vârisleri tasdik ederlerse bu meblâğ, anın bütün terikesinden verilir' Tekzib ederlerse hâkim, vârislere yemin tevcih eder, yani : o marizin bu ikrarının hakikate mukarin- olduğunu bilmediklerine yemin verdirir. Yemin­den nükûl ederlerse bu meblâğ, terikenin tamamından alınır. Fakat yemin

ederlerse yalnız sülüsünden istifa olunur. Hindİyye.' _

772 - : Bir mütevelli vefat edince kendisinde bulunan vakıf paralar, lâ-' hik mütevelliye teslim olunur. Fakat mütevellinin hali hayatında : «Ben o

paralar ile vakıf için fülân akan satm aldım» veya «O paraları fülâne borç verdim* veya «O paralar teaddî ve taksirim olmaksızın elimde zayi oldu» demesi gibi bir suretle o paraların halini beyan etmiş olduğu teayyün etse. terikesinden zaman lâzım gelmez.

773 - : Bir mütevellinin hali hayatında makbuzu olan vakıf paralar, nükudı mevkuf e gibi veya istibdal edilen .vakıf akarların bedelleri gibi asıl vakıf olmayıb da vakıf akarların icare, bedelleri gibi gallâtı vakfiyyeden ibaret bulunduğu halde o mütevelli, mücehhiîen vefat etse terikesinden taz­mini lâzım gelmez. Çünkü bunları masarifi vakfa sarf etmiş olması mel­huzdur. Fakat mütevellinin makbuzu asıl vakıf mal olduğu takdirde mü-cehhilen vefat edince terikesinden zaman lâzım gelir. Zira bunların masa­rifi vakfa sarfı caiz değildir. Ankaravî, Tenkih.

774 - : Lâhik mütevelli, sabık mütevellinin mücehhiîen vefatından ba hisle terikesinden tazminat dâvasında bulunmakla vârisleri : «Müteveffanın mah vakfı beyan etmiş olmakla mücehhiîen vefat etmediğini» veya «Bu malı hayatında icab eden cihetlere sarf etmiş olduğunu» dermeyan etseler söz lâhik mütevellinin, beyyine de vârislerin olur. Çünkü lâhik    mütevelli; zahirî, vârisler ise hilafı zahirî iddia etmektedir. Söz ise zahiri iddia edenen, yemin ise hilafı zahiri iddia edenindir. Hayriyye. [34]

 basa dön

 

Mütevellilerin İkrarları Ve Kendilerine Yemin Tevec­cüh Edib Etmeyen Hususlar

 

775 - : Bir mütevellinin vakıf aleyhine ikrarı muteber değildir. Bmnenaleyh bir mütevelli, vakıf namına elinde bulunan bir akar hakkın-

da bir kimsenin mülkiyet iddiasını tasdik ve itiraf etse caiz ve muteber olmaz.

776 - : Bir mütevelli, zürriyete meşrut vakıf bir gailede bir' ecnebinin de istihkakı olduğunu meşrutun aleyhimin inkârlarına mükarin ikrar etse sahih olmaz. Çünkü başkasının aleyhine ikrar, muteber değildir.

777 - : Bir mütevelli, diğer bir mütevelliye hitaben : «Senin mütevel­lisi bulunduğun vakfın  gailesi,  benim  mütevellisi olduğum vakfın aid ol­duğu cihatı birre mevkufdur»  diye  dâva, bu mütevelli xle bunu ikrar ve tasdik etse sahih oîmaz,

778 - : Mütevellinin şartı vâkıfa muvafık olan ikrarı ^muteberdir. Ban­dan artık rücu edemez.

Meselâ : bir^kıf, vakfının gailesini batnen bade batnin zürriyetine ve bu zürriyetin'den fecinin vefatında hissesinin evlâdına verilmesini ş«rt etmiş olub bu şartı-mütevelli de ikrar eylese muteber olur. Artık bu §artı bilâha­re inkâ  tetûıesi hükümsüzdür. Tenkihi Hâmidî.

779 - : Bir vakfın meşrutun leh mütevellisi, meşrutun leh olduğu sabit olmayan bir kimse hakkında  :  «Bu da vakfın meşrutun îeh mütevellisidir» dese bu ikrarı vakfiyyeye muhalif olsa bile kendi hakkında muteber olur. Binaenaleyh o kimse de kendisiyle beraber mütevelli olur. Ve o kimse vefat etse hâkim, anın yerine başka bir mütevelli tayin eder. Çünkü meşrutun leh olan mütevelli, kendisinin  müstakillen tevliyete müstahik olmadığını itiraf etmiş bulunmakdadır.

Fakat bu mukir olan mütevelli vefat edince ikrarı bâtıl olur, kendisin­den sonra meşrutun leh olan kim'ise tevliyet ana teveccüh eder. Tenkihi Hâmidî.

780 - : Bir mütevelli, vakıf akarın tamiratı için müsteciri    tarafından kadri maruf olarak sarf edildiği iddia edilen şu mikdar meblâğ alacağı ik­rar etse muteber olmaz. Bu sarfiyatın beyyine ile isbatı lâzımdır. Tenkih, Reddi Muhtar.

781 - : Bir kimse : «Bu akar, sadakai mevkufedir, hâkim babamı buna mütevelli tayin etmişti, babam da tevliyeti bana vasiyet ederek vefat etmiş-din> dese tevliyet hakkındaki sözü kabul olunmaz.

Kezalİk : bu vakıf akar, fülân şahsın elinde idi, vefat etti, tevliyeti ba-t.z vasiyet etmişti» dese sözü kabul olunmaz. Belki bu akarı o şahsın vâris-leVinc rcd etmesine emr olunur. Hindİyye.

782 - : Bir kimse elindeki bir akar için : 4Bu vakıfdır, tevliyeti fülân hâkim bana tevcih etmişdi» diye iddia etse hâkim, bir zaman intizar eder, başka müstahiki çıkmazsa tevliyeti o kimsenin elinde ibka eder. Haniyye,

783 - : Bir kimse elinde bulunan bir akar için : «Bu akan bir müsîii-man vücuhi hayra ve fukaraya vakıf ve bana teslim, tevliyetini de bana tef­viz etdi» dedikden sonra bir şahıs gelip : «Bu akarı ben vakf ederek bu kim­seye teslim ve tevliyetini tefviz etmişdim» diyerek andan istirdad etmek is-tedikde o kimse, bu şahsı tasdik eylese bu şahıs, o akarı o kimseden alabilir.

Fakat o şahıs : «Ben bu akarı vakf etmedim, ana vedia tarikiyle teslim etdim» deyib o kimse de : «Bu akar, bu şahsın mülkü idi, mezkûr vücuhi hay­ra vs fukaraya vakf etdb dese hâkim, o kimsenin : «Bu akar o şahsın mül­kü idi» tarzındaki ikrarım kabul etmez. Hindiyye.

784 - : Vakfa mütevellik dâvalarda vakfa aid bir akidde bulunduğu id­dia edilmeyen bir mütevelliye yemin teveccüh etmez.

Binaenaleyh bir mütevellinin elinde vakıf olmak üzere bulunan bir malı bir kimse : «Benim mülkümdür» diye biiâ beyyine dâva etse mütevelliye yemin verdiremez.

Kezalik : lâhik mütevelli, bir kimsenin sabık, mütevelliden ve vakfın pa­rasından şu kadar istikraz etmiş olduğu dâva o kimse de «Ben bu borcu mütevelliye tamamen teslim etmişdim» diye bilâ beyine defa tesaddi etse bu lâhik mütevelliye yemin tevcih edemez.

Kezalik ; Bir kimse; «§u vakfa şu kadar kuruş borcum vardır» diye ik­rar, badehu : «Hayır borcum yokdur, ben yalan yere ikrar etdim» diye id­dia etse ikrarında yalancı olmadığına dair mütevelliye yemin verdiremez. Çünkü mütevellinin bu yeminden nükûlü, vakif aleyhine bir ikrar mahiye­tinde bulunur. Mütevellinin vakıf aleyhine ikrarı ise sahih değildir. Binae­naleyh kendisine yemin tevcihinde bir faide yokdur.

785 - : Vakfa müteallik dâvalarda vakfa aid bir akidde bulunduğu id­dia edilen mütevelliye yemin tevcih edilebilir.

Binaenaleyh bir kimse, bir vakfın akarını mütevellisinden isticar etmiş olduğunu beyan ile akarın kendisine teslim edilmesini bilâ beyyine dâva, mütevelli de bu icare akdini inkâr etse o kimse : «Bu akarı kendisine icar etmediğine» dair mütevelliye yemin verdirebilir.

Kezalik : Bir kimse : «Vakfın levazımı için benden şu kadar eşya satın almışdın, semenini ver» diye mütevelliden inkârına mukarin dâva v&-teeyyi-ne ikamesinden izharı acz etse mütevelliye yemin tevcih edebilir,

Kezalik : Bir mütevelli, vakfın müstecirinden toplanmış kira bedellerini taleb etmekle müstecir : «Ben bu kira bedellerini tamamen sana verdim» diye bilâ beyyine iddia, mütevelli de inkâr etse bu bedelleri almadığına dair mütevelliye yemin verdirebüir. Hindiyye, Ahkâmüi'evkat. [35]

 basa dön

 

Mütevellilerin Muhasebeleri

 

786 - : Bir vakfın muhasebesini her sene görmek icab etmez. Bir kaç senede bir görülmesi de kifayet eder. Tahtavî, Dürri Münteka.

787 - : Bazı vakfiyelerde mütevellilerin her sene veya bir kaç senede bir hâkim marifetiyle muhasebelerinin yapılması meşrut bulunmuşdur. Bi­naenaleyh bu gibi vakıfların varidatını, sarfiyatını tedkik ve bir muhasebe cedveü tanzim ve imza etmek hâkimlere aiddir. Böyle bir şart bulunmayın­ca hâkim, mütevellinin tasarrufatına müdahale edemez.

Fakat bir mütevellinin vakıf hakkında hiyaneti, suiistimali bazı emare­lerden anlaşıldığı takdirde hâkim, vakfı siyanet için mütevellinin vakıf .hak­kındaki tasarrufatını teftiş ile muhasebesini rüyet edebilir. Hıyaneti, suiis­timali tahakkuk eden bir mütevelliyi tevliyetden azl eder, velev ki o müte­velli, bizzat vâkıf bulunsun.

(Türkiyede mülhak vakıflar mütevellilerinin muhasebeleri her yerde evkaf müdürleri vasıtasiyle yapılarak kaleme alman musabe cedvelleri va­kıflar umum müdürlüğünce tasdik edilmektedir.)

788 - : Emanet ve istikametle maruf bir mütevellinin vakfa aid sarfi­yatı hususunda bitarikiFicmal olan sözü kabul olunur. Bunların müfredatını muhasebe esnasında birer birer tefsir ve beyan etmesi için hâkim, kendisi­ne cebir etmez. Fakat hiyanetle müttehem olan bir mütevellinin bu gibi sar­fiyatını birer birer b'eyan etmesi lâzımdır. Aksi takdirde hâkim, habs et­meksizin iki üç gün tehdid suretiyle cebr eder. Buna rağmen yine alettefsir masraflarmı    beyân    etmez    veya      muhasebeden    imtina    ederse    ken­disine  ;  «Vakfın mallarına hıyanet etmediğine» dair yemin vermekle ikti-' fada bulunur. Kinye, Tenkihi Hâmidî, BehcetüTfetâva.

789 - : Bir vakfın vakfiyesinde mütevellilerin tasarrufatına hâkimlerin müdahale etmemeleri şart edilmiş olsa bile buna riayet lâzım gelmez. İca­bında mütevellinin tasarrufatı hâkim tarafından teftiş edilebilir.

(Şeyhâ!1 islâm Ebussuud Efendinin beyanına göre bu hususa dair 942 ta­rihinde bir irade de sâdir olmuşdur.)

790 - : Bir mütevellinin geçmiş senelere aid, görülmüş olan hisabatı tek­rar görülemez. Muhasebe defteriyle amel olunur. Meğer ki hisabatında bir şüphe mahalli bulunsun. O takdirde istizah maksadile tekrar hisabı görü­lebilir. Tenkihi Hâmidî.

791 - : Kendi tevliyet zamanının nisabım veren bir mütevelliden hâ­kim, evvelki mütevellinin nisabım da istiyemez. Sabık mütevellinin zarnapı-na aid muhasebe, hayatda iken kendisiyle, vefatından-sonra da vârisleriy-Ie görülür. Behcetül'fetâva.

792 - :  Hademei vakfın reyile görülmesi meşrut bir muhasebe, bizzat hâkim ile mütevelli arasında görülemez. Görülürse muteber olmaz. Hademenin reyife tekrar görülmesi icab eder. Çünkü vâkıfın şartı hilâfına hü­küm, nassın hilâfına hüküm gibidir ki caiz olamaz, Eş ban. [36]

 basa dön

 

Mütevellilerin Azillerini  İcab Edib Etmeyen Şeyler :

 

793 - : Hain olan her mütevellinin ve her nazırın azli vâcibdir. Velev ki mütevelli, bizzat vâkıf, bulunmuş olsun. Şu kadar var ki hiyanetin sübu-tü lâzımdır.

794 - : .Meşrutun leh bir mütevelliyi meşru bir sebeb olmadıkça ne vâ­kıf, ne de hâkim azl edemez. Şayet azl ederek yerine başkasını tayin et­seler muteber olmaz. Haniyye, Reddi Muhtar.

Fakat bazı fukahaya göre mütevellinin azli vakf için faideli olunca caiz olur. Çünkü vakıf için enfa' ve esjâh olan ihtiyar olunur. Tenkih.

795 - : Bir vâkıf, kadının tayin ve tevliyetine hükm etdiği bir mütevel­liyi haksız yere azl edemiyeceği gibi kendisinin tayin, kadının tevliyetine hüküm etdiği bir mütevelliyi de haksız yere azl edemez. Çünkü kadının hük­münü ibtale salâhiyeti yokdur. Reddi Muhtar.

796 - : Bir hâkim, bir vakfa nesb etdiği mütevelliyi hiyaneti tebeyyün etmedikçe azl edemez. Mensuse muvakıf olan ^budur. Fakat diğer bir kavle göre hâkim, mensub olan mütevelliyi sebebsiz1 yere de azl ve yerine başka­sını tayin deebilir. Artık- lâhik hâkim, sabık mütevelliye tevliyeti iade de­mez. Çünkü sabık hâkimin azl hükmü, bir maslahata hami olunur. Tahtavİ.

797 - : Bir vâkıf, tayin etmiş olduğu nâzın bir azil sebebi mevcud ol­sa da olmasa da ve nefsi için azil salâhiyetini şart etmiş bulunsa da bulun­masa da azl edebilir. Bu, imam Ebu Yusüfün kavlidir, müfta bih olan da budur. Fakat imam Muhammede göre azil şartı bulunmadıkça azl edemez. Bazı zevata göre de müfta bih olan budur.

Nitekim hâkimin tayin etmiş     olduğu bir nazırı» da vâkıf azl edemez, Tecnîs, Tahtavî.

798 - : Yalnız vakfın tescil edilmesi için  vâkıf tarafından mütevelli nasb edilmiş olan bir zatın tevliyeti, tescilin hitamiyle nihayet bulur. Çün­kü bu tevliyet, tevkil mesabesindedir. Vekil ise müvekkilün    fihin nihayet bulmasiyle bilâ azl münazil olur. Binaenaleyh böyle bir mütevelli, vâkıfın işlerine bilâhare müdahale .edemez. Ve münhal bulunan tevliyetin kendisine tevcihim iddiaya hakkı olamaz. Dürri Muhtar, Ali Efendi Fetâvası.

799  - : Vâkıfın vefatiyle tayin etmiş olduğu    mütevelli, münazil olur. Meğer ki vâkıf, hem hayatında hem de vefatından sonra mütevelli olmak üzere tayin etmiş olsun, imam Muhammede göre vâkıfın tayin etdiği müte­velli, vef atiyle her halde münazil olmaz. Reddi Muhtar.

800 - : Hâkimin vefatiyle veya azl edilmesiyle nasb etmiş olduğu mü­tevelli, münazil olmaz.' Çünkü hâkim, anîme namına velayeti haizdir. Âmme ise berdevamdır. Reddi Muhtar.

801 - : Bîr müetevellinin vakıf hakında meşağı şer'iye mükarin olma­yan her hangi bir tasarruf da kasden bulunması, vakfa hiyanet olub azlini mucibdir. Vakfın akarını bir zaruret olmaksızın bile bile noksanı fahiş ile kiraya vermek, vakfın akarım kendi mülkü olmak üzere başkasına satmak, vakfın gailesini vâkıfın şartına muhalif olarak kendi umuruna sarf etmek gij?i.

Böyle bir hareketde bulunan bir mütevellinin azli vâcibdir. Velev ki vâ­kıf, «mütevelli hain olsa bile azl edilmesin» diye şart etmiş bulunsun. Aksi takdirde şer'i şerife ve menafii vakfa muhalefet edilmiş olur. Hindiyye, MecmaüTenhür, Reddi Muhtar.                                                              ,

802  - : Bir mütevellinin vakıf arazide kendi nefsi için ekin ekmesi ağaç ' dikmesi veya bina yapması hiyanet olduğu gibi vakıf    hanede velev ecri misi ile olsun ikamet etmesi de bir. hiyânetdir. Binaenaleyh bundan dolayı azle müstahik olur.

803 - : Bir mütevellinin vakıf akar hakında : «Bu benim mülkümdür» diye vuku bulan İddiasını isbat edememesi, bir hiyanet olacağından azlini

icab eder.

Kezalik : bir mütevellinin elinde bulunan bir- akarın vakfiyeti dâva, ve mütevellinin mülkiyet iddiasiyle vakfiyeti inkârına mukarin bu akarın va­kıf olduğuna beyyine ile hükm olunsa mütevellinin tevliyetden azli lâzım gelir.

804 - : Bir mütevelli, vakıf bir şeyi gerek vakfın ve gerek başkasının borcundan dolayı bir kimseye rehn etse hiyanetde bulunmuş olur. Binaena­leyh bu halde ya azl olunur, veya kendisine başka bir mütevelli zam edilir. Bindiyye.                                 .

805 - : Bir kaç vakfın mütevellisi bulunan bir şahsın, yalnız bir vakıf hakkında hiyaneti sabit olsa bu vakıfların hepsinin tevliyetinden azl olunur. Çünkü hiyanet, tecezzi kabul etmez.

806  - : Vakıf işlerinde ihmal, tekâsül gösteren bir mütevelli azle müs­tahik olur.

807 - : Bir mütevelli, hiyanetile, taksiriyle azle müstahik olursa da hâ­kimin hükmü olmadan münazil olmaz. Tenkihi Hâmidî.

Binaenaleyh vakfa hiyanet etdiği halde hâkim tarafından azl edilmemiş bulunan bir mütevellinin bu hıyanetinden sonra vuku bulacak meşru tasar-rufatı nafiz ve muteber olur. Fakat azline hükümden sonra vakıf namına vuku bulacak tasarrufları asla nafiz ve muteber olmaz.

808 - :  Bir mütevelli, vakfın işlerini idareye kadir oldukça mücered kendisine arız olan, körlükden dolayı azl edilmez. Fakat mütevelli; körlük, sağırlık, felç gibi bir âfetden dolayı vakfın umurunu görmekden âciz bir halde bulunsa hâkim tarafından azl edilerek yerine başkası tayin edilir ve bu aczi zamanından itibaren tevliyet ücreti, sakıt olur. Ankaravî, Tenkih, Reddi Muhtar.

809 - : Bir mütevelli, mecnunı mutbak olunca, yani : bir seneden ziya­de imiidad eden bir cinnete tutulunca hükme muhtaç olmaksızın tevliyetden münazil olur. Sonra ifakat bulunca bakılır  :  eğer meşrutiyet üzere müte­velli ise tevliyet kendisine avdet eder,' ve illâ etmez. Tenkihi Hamidî.

810 - : Fişka, sefahate münhemik olan bir mütevelli, azle müstahik olur. Binaenaleyh böyle bir mütevelli, hiyaneti görülmese de hâkim tarafın­dan azledilebilir. Çünkü vakfın malım itlaf etmesi melhuzdur.

811 - : Fisk ve sefahate inhimakinden veya vakf hakkında, hıyanetin­den veya vakıf işlerine vukufsuzluğundan dolayı azl edilen bir mütevellinin, aradan hayli bir müddet geçib de ıslâhı nefs etdiği veya vakıf umuruna vu­kuf peyda eylediği tahakkuk etse kendisine yemden tevliyet tevcih edilebi­lir. Fakat bunlar tahakkuk etmedikçe bu tevcih caiz olmaz.

812 - : Mücerred şikâyet ve ta'n, mütevellinin azlini icab etmez. Binaenaleyh bir vakfın hademesi, mürtezikası    mütevellisinden hâkime

şikâyet etdikleri halde bu şikâyetlerinde mütevellinin azlini mucib, meşru bir sebeb beyan edemezlerse, veya beyan edib de isbatına kadir olamaz-larsa bununla mütevelli azl edilemez. Böyle bi şikâyete mebni bir hâkim tarafından azl edilen bir mütevelli, lâhik hâkime müracaatla haksız yere azl edilmiş olduğunu isbat ederse kendisine tevliyet iade edilir.-

813 - : Bir mütevelli, vâkıfa veya hâlume bildirilmek şartiyle kendisini tevliyetden azl edebilir. Fakat azlini bunlara bildirmedikçe tevliyetden mü* nazil olmaz. Vakıf hakkındaki tasamıfatı nafiz olur.

814 - : Tevliyeti bir kimseye meşrut olmayan bir vakfın mütevellisi, uhdesindeki tevliyeti hâkimin huzurunda başkasına ferağ ve kasrı yed edib hâkim de tahakkuk eden ehliyet ve kifayetine mebni tevliyeti mefrugun lehe tevcih ve takrir etse artık o mütevellinin bu yapdığı ferağdan rücua salâ­hiyeti kalmaz. Çünkü bu ferağ, fariğin azlini, mefruğun lehin nasbim mu-tazammmdır.

815 - :  Bir vakfın meşrut üzere mütevellisi    bulunan kimse, tevliyet hususundaki hakkı tasarrufunu tevliyete ehil olan, yani : bu hususda ada­let ve kifayeti müsellem bulunan bir zata ferağ ve tefviz ile    tevliyetden kasrı yed edebilir. Şöyle ki : bu babda hâkim, muhayyer bulunur, dilerse bu ferağı kabul ve takrir eder, dilerse red Fakat ehil olmayan kimseye yapılacak bir ferağı kabul etmez.

Maamafih bu ferağ, bir akdi lâzım değildir. Belki tevliyete başkasını tevkil demekdir. Binaenaleyh meşurtün leh. olan mütevelli, bu ferağdan bi­lâhare rücu edebilir. Bu tevliyetden bilkülliyye nüzulü, nefsini azl etmesi sahih değildir. Hattâ meşrutun leh mütevelli, vefat edince yapmış olduğu ferağ ~ bâtıl olub mefruğun lehin vakıf da tasarrufa salâhiyeti kalmaz, tev­liyet diğer meşrutun lehe teveccüh etmiş olur. Tenkihi Hamidî, Reddi Muhtar.

Meşrutun lehleri bulunan sair ciheüerdeki ferağlar da işbu tevliyetden ferağ mesabesindedir.

Meselâ : bir vakfın fazlai gailesine meşrutiyet üzere vâkıfın evlâdından biri mutasarrıf iken bu fazlayı nzasiyle bir şahsa ferağ ve hüccet ita ede­bilir. Fakat bilâhare nadim olunca bu fazlayı yine kendisi alabilir, yoksa o şahıs : «Bu fazla, mücered ferağ sebebiyle benim olmuşdur» diye anı men'e kadir olamaz. Behcetül'fetâva. [37]

 basa dön

 

Vakıflarda Mesmu Olub Olmayan  Dâvalar  

 

816 - : Bir malın vakfiyetine hüküm, âmme hakkında hüküm değildir. Binaenaleyh bir akarın vakfiyetine hükm edüdikden sonra bir kimse çı-

kıb o akarın kendi mülkü olduğunu usulen isbat etse vakfiyeti zail olur. Mutemed görülen kavi böyledir. Diğer bir kavle göre ise bir şeyin vakfiye­tine hüküm, kâffei nâs aleyhine hükümdür. Binaberin bu hükümden sonra bir kimse çıkıb da bu şeyin kendi mülkü olduğunu veya başka bir vakfa aid bulunduğunu iddia etse dâvası mesmu olmaz. Ebussuud Efendi bu veçhile fetva vermişdir.

817 - : Bir şeyin kadim bir vakıf olduğunu dâvada   vâkıfın adı zikre­dilmese de dâva mesmu olur. Hindiyye.

818 - : Bir şeyin vakfiyetini dâvada q şeye vâkıfın malikiyetini söyle­mek lâzımdır. Şöyle ki : bir mütevelli, bir şahsın elinde bulunan bir akar için «Bu akar fülânm vakfıdır, fülân cihete vakf etmişdir» diye dâva etse sahih olmaz. Belki : «Fülân kimse bu akara mâlik iken bunu fülân cihete vakf etmişdir» demelidir ki, dâvası sahih olsun. Çünkü insan bazan mâlik olmadığı bîr şeyi de vakf etmiş olabilir ki bu, gayri lâzım bir vakıf olmuş olur. Bezzaziye.

819 - : Bir kimse bir vâkıfın zürriyetinden veya karabetinden olduğu­nu beyan ile vakıfdan bir hak istese, meselâ  tevliyet iddiasında bulunsa vâkıf ile kendi arasındaki vasıtaları beyan etmesi lâzırn gelir. Silsilei nese­bini bu veçhile vâkıfa kavuşturmadıkça dâvası dinlenemez.

Meselâ : «Ben fülânm oğluyum, o da fülâmn oğludur, o da vâkıf fülâ-

nın oğludur demesi icab eder.

Fakat bir kimse, bir vâkıfın zürriyetinden veya karabetinden olduğu evvelce sabit bulunan bir şahsın neslinden veya f ir aşından bulunduğunu dâ­va ederse inkâr halinde yalnız o şahsın neslinden olduğunu isbat etmesi ki­fayet eder. Vâkıfa kadar olan vasıtaları beyan etmesi lâzım gelmez.

Meselâ : Bir kimse bir vâkıfın zürriyetinden olduğu müsbet bulunan bir müteveffanın oğlu olduğunu ve bu cihetle vâkıfın zürriyetinden olub meşru­tiyet üzere babasından münhal olan tevliyetin kendisine tevcih edilmesini dâva etse yalnız o müteveffanın oğlu olduğunu isbat edince tevliyeti zabt edebilir. Vâkıf ile aralarındaki vasıtaları beyan etmesi icab etmez.

820 - : Tevliyeti veya gailesi vâkıfın batnen bade batnin evlâdına müş­tereken meşrut olan bir vakfın tevliyetine veya gallesene vâkıfın meselâ : üçüncü batında evlâdından olduğu sabit bulunan bir zat mutasarrıf iken bir şahıs zuhur ederek «Ben de vâkıfın üçüncü batında avlâdından olub da za­tın amcazadesiyim» diye dâva ve bu zatın amcazadesi olduğunu beyyine ile isbat etse tevliyet veya gaile de ana müşarik olur, kendisiyle vâkıf arasın­daki vasıtaları ayrıca isbata muhtaç olmaz.

821 - : Tenakuzu müstelzim olan bir dâva vakıfda mesmu olamaz. Binaenaleyh bir kimse bir akarı bir şahsa satdıkdan sonra :  «Ben bu.

akarı vakf etmişdim» veya «Bu^akar bana mevkufdur» gibi bir dâvada bu­lunsa mücerred bu dâvası dinlenemez. Fakat böyle bir dâva beyyineye İk­tiran ederse kabul olunur. Çünkü vakıflarda dâva bulunmasa bile mücerred beyyine, yani ; şahadeti hisbe de makbuldür. Bu halde bu "kimsenin dâvası iki şahidin şahadetiyle sabit olsa vakfiyete hükm edilerek satış muamelesi bâtıl olmuş olur.

Bu takdirde o şahıs, vermiş olduğu semeni istirdad edebilir. Ve bu sa­tış akdine aklanarak üzerinde bina yapmış ise bunu da satana teslim ederek bu binanın kaimen kıymetini tazmin etdirebilir. Çünkü akdi muavezede al­datmak, zararın zamanını mucibdir.

Maamafih o şahıs, vermiş olduğu semeni istirdad edinceye kadar o akarı habs edemez. Çünkü bu habs, bir rehn mesabesindedir. Vakıf ise rehn edile­mez. Hindiyye, Tahtavî, Hayriyye.

822 - : Bir kimse bir akarın vakıf olduğuna kail olarak tevliyetini ka­bul etdikden sonra bu akarın kendi mülkü olduğunu dâva etse mesmu ol­maz.

Kezalik : bir kimse bir akarın evvelâ vakıf olduğunu, badehu kendisine mevrus bulunduğunu dâva etse bu irs dâvası mesmu olmaz. Meğer ki : «Bunu babam gayri lâzım olarak vakf etmişdi, yefatiyle bana miras kal-mışdır» diye iki iddiası arasını telif edebilsin.

823 - : Bir kimse bir arsayı bir şahısdan satın aldıkdan sonra : «Bu şahsın bu arsayı mescid veya makbere kılmış olduğunu beyyine ile isbat etse kabul olunur. Çünkü vakfiyetine sonradan muttali olmuş olması muhte­meldir. Ve bu hususda şahadeti hisbe de kâfidir."

824 - : Bir kimse : «şu akar fülân sahsa mevkufdur» dedikden sonra kendisine mevkuf olduğunu dâva etse mesmu olmaz.

Kezalik : bir kimse tasarrufunda olan bir akar için : «£ülâmn vakfıdır» diye o vakfın mütevellisine bu akar içindir müddet ücret verdikden sonra : «Bu akar benim mülkümdür» diye dâva etse mesmu olmaz.

825 - : Bir kimse bir akarı bir şahısdan satın aîdıkdan sonra bir zat. mütevelli sıfatiyle çıkıb : «Bu akar fülâmn evlâdına mevkufdur» diye vuku bulan dâvasını beyyine ile isbat ve hüküm istihsal etmekle o kimse verdiği semeni istirdad etmek istedikde o şahıs, «Evet., bu akar Öylece vakıf, edil-mişdi, fakat vâkıf vefat edince vârisleri hâkime müracaatla bu vakfın but-Iaânına hüküm aldığından bu akar terikeye red olunmuş ve terikenin taksi-miyle irsen bana isabetetmiş olmakla sattım» diye defi dermeyan ederek müddeasını isbat etse vakfiyet, mündefi olub bu akar o kimsenin elinde ka­lır. Hindiyye.

826 - : Bazı kimseler, bir akarı babalarından kendilerine mevrus mülk­leri olduğunu biliddia muayyen bir bedel mukabilinde bir şahsa sattıkdan sonra : «Bu akar fülân vakfın müstegallâtmdandır, babamızın bil'icareteyn tasarrufunda idi, vefatiyîe bize âdiyen intikal etti, bunu mülkümüz olmak üzere satışımız sahih değildir» diye dâva etseler mesmu olmaz. Çünkü sa-tışda bulunnıalariyle bu iddiaları arasında tenakuz vardır. Bu gibi dâvalar­da müddeaaleyhe yemin verdirilemez. Çünkü tahlif dâvanın sıhhatinden son­ra cereyan eder. Haniyye, Tenkihi Hamidî, Neticetülfetâva.

827  - : Bir kimse mütevellisinden icareteyn ile isticar etmiş olduğu bir vakıf akarın bir müddet müecpelesinİ verdikden sonra mütevelliye hitaben : «Bu akarın vakfiyetini isbat et. ve illâ badema ücret vermem» dese bu dâ­vası mesmu olmaz.

828 - : Bir kimse bir akarı icareteyn ile mütevellisinden isticar ve tc-fevvuz etdikden sonra : «Bu akar isticardan evvel benim mülküm idi» diye dâva etse mesmu olmaz. Çünkü bu ak?n isticar etmesi, p.na  mâlik olma­dığını ikrar demekdir. Bezzaziyyc.

829 - : Bir kimse tasarrufunda bulunan icareteynli bir vakıf akarı mü­tevellisinin izniyle bir şatisa ferağ edib o akara müteallik dâvadan o şah­sın zimmetini ibra etdikden sonra  :  «Ben o akarı ferağı bilveFa ile feraf; etmişdim» dese dâvası mesmu oîmaz. Çünkü bir şahsı bir aynden ibra et­mek, anın mülkiyetinden ve anda olan her hakdan ibra demekdir. Ankarâvî.

830 - : Bir' kimse tasarrufunda bulunan icareteynli bir akan mütevel­lisinin izniyle bir sahsa fariğ oldukdan sonra : «Ben o akarı namı müstear oîarak muvazaaten fariğ olmuşdum» diye o şahsın inkârına mukarin dâva ve muvazaayı nâtık ve o şahsın imza ve mührünü havi bir sened ibraz etse dâvası mesmu olur. Kendisi vefat etmiş olunca vârislerinin bu veçhile mu­vazaa iddiaları da dinlenir.

Bilâkis o şahıs vefat edib vârisleri bulunduğu takdirde de kendilerine karşı bu veçhile muvazaa dâvası dinlenir.

Fakat mefruğün leh olan o şahıs da asla ashabi intikalden kimse bırak­maksızın vefat edib o akar mahlûlen vakfı tarafına aid olsa artık muvazaa senedi mevcud olsa 'da bu muvazaa dâvsi mesmu olamaz.

831 - : Bir kimse tasarrufunda bulunan İca."eteynli bir akarı mütevel­lisinin izniyle bir şahsa kat'î surette ferağ etdikden sonra : «Bu ferağın bir istiğlâlden ibaret olduğunu ve bu hususda o şahıs ile muvazaa akd etdikle-rini ve badehu mütevellinin huzurunda kat'î suretde ferağ yapıldığını «O şah­sın inkârına mukarin dâva ve o şahsın imza ve mührünü havi bir muvaza senedi ibraz eylediği takdirde böyle bir dâvayı dinlemekden vaktiyle Tür-kiyede hâkimler bir irade ile memnu bulunmuşlardı.

832 - : Bir kimse mutasarrıf bulunduğu icareteynli bir akarı mütevel­lisinin izniyle bir şahsa ferağ edib badehu hâkimin huzurunda bu akarı mü­tevellisinin izniyle ve ferağı sahih ile o şahsa fariğ olduğunu ikrar ederek o şahsın eline bir kıt'a hüccet verdikden sonra : «Ben o akan şöyle bir şar­tı fâsid ile fariğ olmuşdum» diye dâva etse mesmu olmaz. Çünkü sabık ik­rarından rücu ile tenakuza düşmüş ve kendi ikrariyle tamam olan bir şeyi nakza sa'y etmiş olur ki, bu caiz değildir.

833 - : Bir kimse tasarrufundaki    icareteynli bir akarı mütevellisinin izniyle bir şahsa kat'î olarak fariğ oldukdan sonra : «Ben bu akarı ölünce­ye kadar görüb gözetmek şartiyle bu şahsa meccanen fariğ olmuşdum, bu şarta riayet etmediği cihetle bu akann bana reddini dilerim» diye o şahsın inkârına mukarin dâvada bulunsa dâvası    dinlenemez. Çünkü bu takdirde tenakuzda bulunmuş olur. Ve kişi ikrariyle muaheze olunur.

(Bunun içindir ki böyle bir dâvanın istima) olunmayacağına dair 18 Re­cep 1296 tarihinde bir irade sadir olmuşdur.)

834 - : Bir kimse bir akarın evvelâ kendi mülkü olduğunu dâva, bade­hu bu akarın, fülân zat tarafından fülân mescide vakf edilmiş olduğunu id­dia etse bu vakfiyet iddiası mesrr.u olmaz. Eindiyye.

835 - : Bir mütevelli, vakfın asıl malinden şu kadar meblağ makbuzu olduğunu ikrar edib badehu muhasebesi görüldüğünde : «Makbuzum o ka­dar değildir, evvelce yalan yere ikrar etmişdim» diye dâva etse mesmu ol­maz. Ali Efendi Fetâvası.

836 - : Bir zat, vakf etmiş olduğu araziyi bazı masraflar ihtiyar ederek ekdikden ve ekinler hâsıl oldukdan sonra : «Kendi tohumiyîe kendi nef­si için ekmiş olduğunu», ehli vakıf da vakıf için ekilmiş olduğunu iddia et­seler söz, o zatın olub ekinler kendisine aid olur. Şu kadar var ki bundan sonra vakıf namına ekmesine emr olunur.

Ayni iddiada bulunacak bir mütevelil de vâkıf hükmündedir. Hindiyye. [38]

 basa dön

 

Vakıf Davalarında Hasım Olub Olamayanlar  

 

837 - : İcareteynli vakıf akarların gerek rakabelerine ve gerek âdîyen tasarruflarına aid dâvalarda mütevellinin huzuru şartd.ır. O akarların müs-tecirleri gerek müddeî ve gerek müddeaaleyh bulunsunlar müsavidir.

Meselâ : Bir kimsenin tasarrufunda bulunan icareteynli bir hane için bir şahıs : «Bu benim mülkümdür veya bu icareteyn ile benim tasarrufum-dadır» diye dâva etse mütevellinin hazır bulunması icab .eder, bulunmazsa dâva sahih olmaz.

Kezalik : bir vakfın müstegallâtından olmak üzere bir kimsenin icare ile tasarrufunda bulunan bir arsayı bir kaç kimseler : «Bizim tariki hassı-mızdır» diye dâva etseler mütevellinin huzuru lâzım gelir. Ali Efendi Fe

tavası.

Fakat bir kimsenin icaresi altında bulunan bir akarı bîr şahıs gasb ede­cek olsa o kimse, müstecir sıfatiyle bunu gâsıbdan dâva edebilir. Mütevel­linin huzuru lâzım gelmez. Behcetül'fetavâ.

838 - :  Bir kimse başkasının tasarrufunda bulunan    icareteynli vakıf bir akarı bir müddet gasben zabt etse o müddet için üzerine lâzım gelen ecri misli dâvada hasmı mütevellidir, yoksa bil'icareteyn müstecir değildir. Meğer ki mütevelli, bu dâvaya müsteciri tevkil etmiş olsun.

Meselâ : bir kimse, bîr şahıs ile müştereken mutasarrıf oldukları ica­reteynli vakıf bir hanede bir müddet tegallüb tarikiyle "müstakillen ikamet etse o şahıs, bu müddetde haneden hissesinin ecri mislini mütevellinin tev-kiliyle vakıf için o kimseden dâva edib almaya kadir olur. Neticetülfetâva.

839 - : Bir kimse tasarrufundaki icareteynli vakıf bir akarı bir şahsa kiraya vermiş olsa toplanmış kira bedellerini, mütevelli hazır bulunmaksszın1 o şahısdan dâva edebilir. Çünkü bu kira bedelleri kendisine aiddir, bunların hakkında bizzat husumete salâhiyeti vardır.

Nitekim bedeli ferağ dâvasında da mütevellinin huzuru şart değildir.

Binaenaleyh bir kimse, tasarrufundaki icareteynli bir vakıf akarı mü­tevellisinin izniyle başkasına peşin olmayan bir bedel mukabilinde ferağ etmiş olsa bu bedeli bilâhare o şahısdan bizzat dâva edebilir.

840 - :  Arsası mukataah vakıf,    binalar ve ağaçlar gibi müştemelâtı mülk olan bir akann orsasına müteallik dâvada mütevellisinin huzuru şartdır. Fakat müştemelâtına aid dâvada mütevellisinin    huzuru şart değildir. Çünkü, bu müştemelâtda mütevellinin hakkı yokdur.

841 - : Bir kaç vakıf ile mahlut bulunan bir vakıf hakkındaki dâvada bütün bu vakıfların mütevellileri hazır bulunmak lâzımdır. Bazısının huzu­ru kifayet etmez.

842 - : Birbirine muttasıl, başka başka vakıflara aid iki bab icareteyn-li vakıf haneden birinin mutasarrıfı, bu haneye diğer hane mutasarrıfının tecavüz etdiğini dâva etse her iki vakfın mütevellisi hazır bulunmak lâzım gelir. (726) ncı meseledeki (4) üncü fıkraya bak!

843 - : Bir vakfın meşrutiyet üzere müştereken mütevellileri bulunan bir kaç kimseye karşı bir şahıs tevliyete istihkak dâvasında bulunsa bu mü­tevellilerden her hangi biri bu müddeiye hasım olabilir,    hepsinin huzuru lâzım gelmez.                        .                                

Meselâ : bir vakfın tevliyetine vâkıfın evlâdından üçüncü batında bu­lunan bir kaç kişi, meşrutiyet üzere mutasarrıflar iken bir şahıs zuhur edib de : «Ben vâkıfın ikinci batında evlâdındarum, tevliyet de batneri bade bat-nin evlâda meşrutdur. Binaenaleyh ben tevliyet hakkında sizden mukadde­mim» diye dâva ve bunu mütevellilerden yalnız birinin huzurunda beyyine ile isbat etse tevliyet, onlardan naz' edilerek bu müddeiye tevcih edilir.  

844  - :  Bir vakfın münhal bulunan tevliyetinin    meşrutun lehi henüz müteayyen bulunmamakla iki kişiden her biri tevliyete istihkak dâvasında bulunsa bu iki kişiden biri diğerine hasım olamaz. Belki anlara hasım olub muvacehesinde dâva olunmak üzere hâkim tarafından o Vakfa bir kaimme-kam mütevelli nasb olunur. (726) ncı meseledeki (5) inci fıkraya bak!..

845 - : Fukarayı karabete meşrut bir vakıfda fukarayı karabetden bu­lunmak dâvası, ya vâkıfa veya vasisine veya mütevelliye karşı açılır. Bu­nunla beraber mürtezikada vakfın gayesinden vazifelerini almışlar ise an­lar da hasım olabilirler. Bunlardan biri mevcud olmayınca hâkim, birini muvakkaten mütevelli tayin ederek '.uıın muvacehesinde dâva görülür, An-karavî.                                                .

846 - : Süknaları veya gaileleri meşrut olan vakıf akarlara müteallik dâvalarda hasım mütevellilerdir. Mürtezikanın, mevkufun aleyhimin hasım olub olamayacakları hususunda iki kavil vardır : Bir kavle göre bunlar da hasım olabilirler.

Meselâ : bir kimsenin mülkiyet üzere tasarrufunda bulunan bir hane. için bir şahıs : «Bu hane bana meşrut vakıf bir evdir, bunu sen fuzulî ola­rak işgal ediyorsun» diye inkâra mukarin daya etse bu dâvası mesmu olur. Çünkü kendisine aid bir hakkı iddia etmiş sayılır. Bu kavi, esah görülüyor. Mecellenin (1661) inci maddesi de bu kavle .müstenid bulunmuşdur.

Fakat müfta bih görülen diğer bir kavle göre de bu gibi dâvalarda yal­nız mütevelli, hasım olur, mürtezika hasım olamaz. Çünkü mürtezikanın hiikUtrı süknada veya gailededir, asıl vakıfda değildir.

Binaenaleyh bir kimsenin elinde bulunan bîr akar için bir şahıs çıkıp da : «Bu akar filân vakıfdan olub süknası veya gailesi bana meşrutdur/> diye inkâra muk&rin dâvn etse bakılır ; Eğer bu şahıs, iddia etdiği vakfın mütevellisi ise dâvası -biriHifak sahih olur, ve illâ sahih olmaz. Meğer ki hâkim, mçşruüin leh olan bir şahsı dâvaya mezun kılıb husumetini rey et­miş olsun, o takdirde bu meşrutun leh de hasım olabilir. CamiüTfüsuieyn,-HülâsaUirfctavâ, Fctavâyı Hayriyye.

847 - : Bir zat tarafından yapılmış bir vakfm meşrutun lehlerinden her biıi veya her birinin vekili,  meşrut  menfaata müteallik     dâvalarda  gerek nıüddei  ve .ucrek müddealeyh sıfatiyle diğerleri tarafından hasım olabilir. Kinye.

848 - : Menfaatleri umuma aid ve meşrut bulunan cami. makbere, has-tahane'gibi va'kıf müessesatı hayriyeyi dâvada    âmmeden her hangi biri. umum iKimına hasını olabilir.  Çünkü hakkullahı, âmmenin hukukunu istifa hususunda bir zat.  umumun  makamına  kaim olabilir.  Haniyye,  Mecellenin ' fî4-31 üncü maddesine müracaat. [39]

 basa dön

 

Vakıflarda Makbul Olub Olmayan Şahadetler  

 

849 - :  Bir mahallin kadim vakıf olduğuna    şahadet edenler, vâkıfın .ismini zikr etmeseler de şahadetleri kabul olunur.

Binaenaleyh kadim bir vakfın mütevellisi, bir şahsın elinde bulunan- bir hane-için : «Bu. mütevellisi bulunduğum vakfın müstegallâtındandır» diye inkâvr* mukarin dâva etmekle ikame etdiği şahidler, vâkıfın ismini beyan etmeksizin o hanenin kadim bir vakıf olduğuna şahadetdc bulunsalar şaha­detleri --îmam Eb.u Yusüfün vakıflarda müfta bih olan kavline nazaran -    caiz olur.

Vakıf kadim olmadığı takdirde ise bir kavle göre vâkıfın ismini zikr et­mek lâzımdır. Tahtavî, Neiicetülfetâva.

850 - :  Kadim olmayan  bir vakfa şahadetde vâkıfın vakf  etdiği  şeye vakfı zamanında mâlik olduğunu söylemek lâzımdır. Fakat vakıf, kadim isr sâhidlcrin vakıf edilen oyo vâkıfın hini  vakifda mâlik bulunmuş olduğunu söylemeleri lâzım gelmez.

851 - : Vâkıfın ikrarın;! ş.ıhadetde de vakf etdiği şeye ikrtırı zamanın­da mâlik bulunduğunu şahidlerin beyan etmeleri lâzımdır.

Binaenaleyh sahiciler  «Vâkıf bu akan vaki1 etdiğini ikrar etti ve bu akar o zamana kadar elinde bulunuyordu» diye şahadet etseler makbul ol­maz. Fakat : «Vâkıf bu akarı vakf etdiğini ikrar etdi ve bu ikrarı zama­nında o akara mâlik bulunuyordu» diye şahadetde bulunsalar makbul olur. Ankara vî.

852 - : Bir mahallin vakfiyetine şahadetde cihet ite masrafını beyan lâzımdır. Meğer ki kadim bir vakıf olsun.

Binaenaleyh şahidler, bir akarın kadim bir vakıf olduğuna şahadet edib de gailesinin nereye meşrut olduğunu beyan etmeseler şahadetleri ka­bul olunub gailesi fukaraya sarf edilir.

Fakat kadîm olmayan bir vakıfda «Bunun gailesi, meselâ : fülân mesci­de veya hastahaneye veya vâkıfın zürriyetine mevkuföur» denilmezse şa­hadet makbul olmaz. Bezaziye, Hindiye, Ankaravî.

853 - : Bir mahallin vakfiyetine şahadetde anın dört ve nihayet üç haddini  = sınırını beyan etmek lâzımdır.

Binaenaleyh şahidler, bir vakıf yerin hududunu beyan edemeseler ve yahut yalnız bir iki haddini beyan etseler şahadetleri makbul olmaz. Çün­kü olabilir ki vakf edilmiş olan yer, şahidlerin bildikleri yerden başka bu­lunmuş olur.

Şahitler, vakfın üç haddini'beyan edince dördüncü haddi, üçüncü had-din mebdeinden birinci had de müntehi oluncaya kadar olan had itibar edi­lir. Haniyye, Bezzaziye, Hindiyye.

854 - : Vakıf edildiği zamanda şahidlerce malûm ve muayyen bulunan bir mahallin vakfiyetine şahadetde hududunu başkaca beyan lâzım gelmez.

Binaenaleyh şahidler, fülân zat, ikametgâhı olduğunu bildiğimiz mülk konağını fülân cihete vakf etdiğine bizi şahid tuttu, fakat hududunu bize bildirmedi» diye şahadetde bulunsalar şahadetleri kabul olunur. Haniyye, Hindiyye.

855 - : Şahidler, vakf edilen bir mahallin hududunu beyan etdikleri hal­de bulunduğu mekânı tayin edemeseler    şahadetlerinin kabulüne mani ol­maz. Bu halde iddia edilen mahallin vakfiyeti sabit olar. Bulunduğu mekânı tayin için de başka şahidler ikamesine mecburiyet görülür. Haniyye, Be-zaziyye.

856 - : Şahidlerin vakfiyetde ittifakları kâfidir.    Mevkufun aleyhimde ihtilâfları şahadetlerinin kabulüne mani değildir.

Binaenaleyh iki şahid, bir akann vakfiyetinde ittifak etdikleri halde bunların biri akarın Zeyde, diğeri de Amr'e mevkuf olduğuna şahadetde bulunsalar bununla yalnız vakfiyet sabit olub gailesi fukaraya sarf edilir.

Kezalik : şahidlerden biri gailenin Zeyde, ve andan sonra evlâdına, diğer şahit de yalnız Zeyde mevkuf olduğuna şahadetde bulunsa yalnız Zey­de vakf edilmiş olduğu sabit olur. Çünkü onda şahidlerin ittifakları bulun-muşdur.

Kezalik ; şahidlerden biri Zeyd ile Amr, diğerleri de yalnız Zeyde mev­kuf olduğuna şahadet etse gailenin nısfı Zeyde, diğer nısfı da fukaraya aid olur. Hindiyye.

857 - : Bir vakfın zaman veya mekânında şahidlerin ihtilâf etmeleri, şahadetlerinin kabulüne mani değildir.

Meselâ : şahidlerden biri cuma günü Istanbulda vakıf yapıldığına, di­ğeri de cumartesi günü Edirnede vakf edildiğine şahadet etse şahadetleri caiz olur. Çünkü akdi vakf, tekerrür edebilir. Fakat şahitler, vakf edilen şeyin asıl mekânında ihtilâf etseler şahadetleri makbul olmaz. Hindiyye.

858 - : Şahidler, mevkufun mikdarını bümeseler de şahadetleri caiz olur. Şöyle ki  :  şahidler    vâkıfın bir akardaki hissesini yahut    murisinden

mevrus mikdarını vakıf -etdiğine şahadet edib de o hissenin ve mikdarın ne kadar olduğunu bümeseler şahadetleri yine kabul olunur. Hindiyye.

859 - : Vakıf edilen şeyin mikdannda şahidlerin ihtilâf etmeleri şaha­detlerinin kabulüne mani olmaz.

Meselâ : iki şahidden biri ; «Fülân zat mâlik olduğu şu akarının tama­mını, diğeri de : bunun nısfım fülân cihete vakfetti» diye şahadetde bulun­sa şahadetleri o akarın yarısı hakkında muteber olur. Çünkü bunda ittifak-.ları vardır. Bu mesele, Müşam vakfım tecviz eden imam Ebu Yusüfe gö­redir. Haniyye, Bezaziye.

860 - : iki şahidden biri, bir vakıf gailesinin bir cihete, meselâ sülüsü meşruttur diye' şahadet etdiği halde diğeri yarısının meşrut olduğuna şa­hadette bulunsa sülüs hakkında şahadetleri kabul olunur. Çünkü bunda itti­fakları vardır. Hindiyye.

861 - : Şâhidlerden bîri vâkıfın : «Şu akarını vakf etdiğine» diğeri de «o akar ile beraber fülân akarını da vakf etdiğine» şahadetde buluca İtti­fak etdikleri akar hakkında şahadetleri kabul olunur. Çünkü ekalle şaha­det makbuldür. Hindiyye.

862 - : Sâhidler, bir zatın vakıf yapmış olduğunu ikrar eylediğine şa­hadetde bulunup da vakf edilen şeyin ne olduğunu bilmeseler hâkim, o za­ta vakf etmiş olduğu şeyi beyan için cebr eder. Beyan edeceği mikdar hak­kında sözü muteber olur. Şayed beyan etmeden vefat etmiş olursa vârisleri anın makamına kaim olur. Hindiyye.

863 - : iki şahitten biri vâkıfın şu akarım fukara ve mesakine vakf ettiğine, diğeri de fukara ve mesâkin ile fukarayı karabetine de vakf etti­ğine şahadette bulunsa şahadetleri makbul olmaz. Çünkü fukarayi karabe­te şahadet eden, bütün gailenin fukara ve mesâkine aidiyetine şahadet et­memiş olur. Hindiyye.

864 - : Bir vâkıfın akribasmdan bulunan kimseler, anın vakfının fu­karayı karabetine meşrut olduğuna şahadet etseler şahadetleri makbul ol­maz. Velev ki kendileri filhal zengin bulunsunlar. Çünkü ilende fakir düşün­ce bundan hisse almaya müstahik olacaklardır. Hindiye.

865 - : Şâhidlerin kendi lehlerine şahadetlerini tazammun eden sebeb, zail olmayacak bir sebep ise şahadetleri kabul edilmez, fakat zaiî olacak bir sebep ise kabul edilir.

Meselâ ; bir vâkıfın zürriyetinden bulunan iki şahid, anın vakfının zür-riyetine meşrut olduğuna şahadet etseler makbul olmaz. Zira zürriyetden bulunmak sebebi zaiî olmaz. Fakat bir vâkıfın komşularından olan iki şâhid, anın vakfının ciranına ~ komşularına meşrut olduğuna şahadet etseler ka­bul olunur. Çünkü komşuluk zail olabilir.

Bir medresenin vakfına medrese ehlinin ve bir mahalle vakfına o ma­halle ahalisinin şahadetleri de bu kabilden olduğu cihetle makbuldür.

866 - : Asıl vakıf hakkında mütevellinin ve sair mürtezikanm şahadet­leri makbuldür.

Meselâ : bir kimse mütevellisi bulunduğu bir vakfın müstegallâtından olmak üzere bir akarın vakfiyetine başka bîr kimse ile beraber şahadette bulunsa şahadeti kabul olunur.

Kezalik : bir vakfın mütevellisi, başkasının elinde bulunan bir akar için : «Bu, mütevellisi bulunduğum vakfın müstegallâtındandır» diye dâva etdikde bu vakfın mürtezikasından bazı kimseler bu dâvaya şahadetde bu­lunsalar şahadetleri kabul olunur.

Kezalik : bir vakıf nükudun mütevellisi, bir şahsın zimmetinde asıl ma­lı vakıfdan şu kadar meblâğ alacağı bulunduğunu inkâra mukarin dâva et­mekle buna o vakfın mürtezikasından bazıları şahadette bulunsalar şaha­detleri muteber olur. Tahtavî, Dürri Muhtar, Ali Efendi fetâvası.

867 - :  Bir vakfın rıbhı veya gailesi hususunda lehine mürtezikasının şahadetleri makbul değildir.

Binaenaleyh bir vakıf nükudun mütevellisi, bir şahısdan ana ikraz et­miş olduğu şu kadar vakıf para için vechi şer'i üzere ilzam etmiş olduğu şu mikdar nbhdâva etmekle buna bu vakfın mürtezikası şahadetde bulun­salar makbul olmaz.

Kezalik : bir vakıf akarın mütevellisi, bir kimseden kira bedeli olarak şu mikdar meblâğ dâva etmekle buna bu vakfın mürtezikası şahadetde bu­lunsalar şahadetleri kabul edilmez. Çünkü mürtezikanm meşhudun bihde haklan vardır, kendi lehlerine şahadetde bulunmuş gibi olurlar. Bahri Raik, Ali Efendi Fetâvası.

868 - : Müvellinin şahidleri hasr etmesi veya  şahidim yoktur  demesi bilâhare başka şahid ikamesine mani değildir. Çünkü bir mütevellinin böy­le yapması, vakıf aleyhine ikrar olacağından bâtıldır.

Binaenaleyh, vakfa aid bir dâvada «hiç şahidim yoktur» dese veya «fü-lân ve fülândan başka şahidim yokdur» dese de badehu başka şahid ikame edebilir.

869 - : Bir kimsenin zürriyeti vakıfdan olduğuna şahadet eden şahit­ler, o kimse ile vâkıf arasındaki vasıtaları beyan etmeleri lâzımdır. O kim­senin yalnız zürriyeti vâkıftan olduğuna şahadet    etmeleri makbul olmaz. Fakat o kimse vâkıfın zürriyetinden olduğu     evvelce sabit olan bir zatın zürriyet veya akribasmdan olduğunu dâva ettiği takdirde şahitlerin bu veç­hile şahadetleri kifayet eder. Vasıtaları beyana hacet kalmaz.

Meselâ : hâkim, vâkıfının karabetine meşrut bir vakifda bir kimsenin karabetine hükm etse de bilâhare bir şahıs çıkıp o kimsenin oğlu olduğuna beyyine ikame eylese bu vakfa istihkakı için kifayet eder. îs'af.

870 - : Bir kimse bir şahsın elinde bulunan bir akar için:  «Bu benini mülkümdür, bunu bana ver» diye dâva o şahıs da «Hayır bu vakıfdır» diye def dermeyan etse de o kimsenin beyyinesi bulunmayıb yemin tevcih istese bakılır   :   Eğer bu kimse, o şahsın yemininden nükûlü takdirinde o akarın kıymetini almak isterse o şahsa yemin verdirebilir. Fakat o akarın aynini almak  isterse yemin  verdiremez.  Çünkü, yeminden  nükûl,   ikrar  demekdir. Vakıf aleyhine ikrar ise sahih değildir. Haniyye, Bezaziyye.

871 - :   Menfaati kendisine meşrut bir hâkimin huzurunda bir vakfın gerek aslı ve gerek gailesi dâva ve şahadet ikame edilemez. .

Binaenaleyh gailesi bir beldenin hâkimine meşrut olan bir vakfın mü­tevellisi, o beldede bir şahsın mülkiyet üzere tasarrufunda bulunan bir akar hakkında vakfın müstegallâtından olmak üzere bu hâkimin huzurunda in­kâra mukarin dâva ve beyyine ikame etmekle hüküm ve hüccet istihsal ey­lese bunlar muteber olmaz. Çünkü bir hâkim, kendi lehine ve lehlerine şa­hadet edemiyeceği kimselerin lehlerine hükm edemez. Belki o beldede bu gibi dâvalara bakacak başka hâkim var ise anın huzurunda dâva açılır, yok ise Mecellenin (1809) uncu maddesine göre hareket olunur. Eşbah, Behce-tül'fetâva. [40]

 basa dön

 

Vakıflarda  Hisbe   Veya Tesamü'  Tarikiyle  Şahadet:

 

872  - : Bir şeyin asü vakfiyetini isbat için dâvayı hisbe kabul olunduğu gibi şahadeti hisbe de kabul olunur.

Fakat bir vakfın varidatı hakkında şahadeti hisbe kabul olunmaz. Dâvayı hisbede müddeî, müddeasını isbat edemezse müddeaaleyhe yemin teklif ede­mez. Reddi Muhtar.

873 - : Bir vakfiyetin sübutü için vuku bulan şahadeti hisbe de özürsüz yere tehir bulunmamalıdır, bulunursa kabul olunmaz.

Binaenaleyh mülkiyet üzere satılan bir akarın vakfiyetine şahadetde bulunan kimseler, satış ve teslim muamelelerine vâkıf oldukları halde özür­leri bulunmaksızın şahadetlerini bir müadet tehir etmiş bulunsalar fâsik sayılacaklarından artık şahadetleri kabul edilemez. Tenkih, Reddi Muhtar.

874 - : Vakıflarda şahadet üzerine şahadet ve erkekler ile beraber ka­dınların şahadetleri makbul olduğu gibi asıl vakıf hakkında şöhretle, yani: tesamü' ile şahadet de caiz olur. Velev ki şahidler tesamü* ile şahadet et­tiklerini hâkimin huzurunda tasrih etsinler. Çünkü bu sayede kadim vakıf­lar, ziyadan siyanet edilmiş olur. Müfta bih olan budur. Mecellenin (1688) inci maddesinde bu, kabul edilmişdir.

Fakat bazı fukahaya göre tesamü ile şahadet edildiği beyan edilirse şahadet muteber olmaz. Hindiyye', Damad, Ankaravî.

(Tesamü ile şahadet, şahidlerin gördüklerine değil, işitmiş olduklarına şahadet etmeleri demektir. Şahadet bahsine müracaat.)

875 - : Kadim olsun olmasın, âmmeye aid bulunsun bulunmasın asıl vakıf hakkında te'samü' ile şahadet muteber ise de vakfiyetine şahadet edi­lecek şeye zilyedin tasarrufu, esbabı mülkden şer'î bir sebebe müstenit ol­mamak lâzımdır. Aksi takdirde tesamü' ile şahadet kabul olunamaz.

Meselâ : bir mütevelli, bir kimsenin elinde bulunan bir akar için : «Bu mütevellisi bulunduğunu vakfın müstegallâtındandır» diye dâva etmekle o kimse; bey', hibe, irs gibi esbabı mülkden bir sebeb beyan etmiyerek : «Hayır bu benim mülkümdür> diye vakfiyeti inkar etse bu vakfa şahitlerin tesamü' ile şahadetleri kabul edilir. Fakat : «Ben bu akarı fülândan satın aldım, o sebeple benim mülkümdür» diye bir sebebi şer'î dermeyan ederek vakfiyeti inkâr etse şahitlerin sema' ile şahadetleri kifayet etmez, belki vak­fın tescil edilmiş olduğutiu isbat lâzım gelir. Çünkü tescil edilmemiş bir vakfın bilâhare ibtal edilerek satılmış, olması melhuzdur. Tescil hususunda ise sema' ile şahadet kabul olunmaz. Feyziyye, Ali Efendi Fet&vasi, Mec-muai Cedide.

876 - : Bir vakfın yalnız şurutu hakkında tesamü' ile şahadet, müfta bih olan kavle nazaran kabul olunmaz.

Meselâ bir vakfın gailesi fülân cihete meşruttur diye dâva edilmekle bazı kimseler buna sema' ile şahadetde bulunsalar şahadetleri muteber olmaz.

Şu kadar var ki bir vakfın.aslı hasım tarafından inkâr edilmekle gâhid-ler onun asıl vakfiyetine sema' ile şahadet zımnında şurutuna da veya tev­liyetine de sema' ile şahadetde bulunsalar kabul olunur. Çünkü bizzat tec­viz olunmayan bir şey, bittaba' tecviz olunabilir. Hülâsa, Fetâvayı Ali Efendi.

877 - : Mücerred sâkk ile, münkatiüssübut vakfiyye ile vakfiyyet sabit olmaz. Çünkü yazı yazıya benziyeceği gibi bü gibi yazılar da tezvir ihti­fali de mevcuddur. Binaenaleyh geçmiş hâkimlerden birinin hükmünü ve şahidlerin imzalarım havi olarak ibraz edilen bir ilâm ile, bir vakfiyye ile hükm edilemez.

Fakat mahakimden birinin sicilâtında mukayyed bulunan bir vakfiye ile amel olunur. Zira bu takdirde vakfiyenin sıhhati kuvvet bulmuş olur.

Kezalik : Defteri Hâkani kadim kuyudunda mevcut bulunan vakfiyye ka-yitleri de muteberdir. Bununla beyyineye muhtaç olmaksızın amel olunur. Tahtavî, Reddi Muhtar, Mecelle.

Kezalik : kadîmden, meselâ yüz seneden beri mazmuniyle amel oluna-gelenatik, mamulün bina vakfiyenin mündericatı da muteberdir, bununla amel  olur,  bunu     mazmununu     isbata lüzum yokdur.     Camiül'icareteyn. (163, 262) nci meselelere müracaat!.

878 - : Bir vakfın şeraiti bir mahkemenin sicillâtında mevcud ve müs-bet ise ana mütabeat lâzım gelir. Mevcud değilse kadim zamanlardan beri mer'î ve mamul olan ve müstefîz bulunan muameleye devam olunur. Bun­lardan biri bulunmayınca vakıf hakkında bir şey iddia eden kimsenin bunu şahadetle isbat etmesi lâzım gelir. Böyle bir isbat da bulunmadığı takdirde gailesi fukaraya sarf edilir. Meğer ki vakfın bir vechi şer'î ile butlanı zahir oisun, o takdirde vakıf, vâkıfının veya vârisinin mülküne ve bunlar yok ise beytül'mâle avdet eder. Dürri Muhtar. [41]

 basa dön

 

Vakıflarda  Beyylnelerin  Tercihi

 

879 - : Bir vakfın hali sıhatde vukuuna dair olan beyyine, marazı mevt halinde vukuuna dair olan beyyineden evlâdır.

Binaenaleyh tescil ve mütevelliye teslim edilmiş bir vakıf hakkında vâ­kıfın sülüsi emvali müsaid olmamakla vârisleri : «Vâkıf bunu marazı mev­tinde vakf etmigdir» diye dâva, mâtevelli de hali sıhhatinde vakf etmişdir? dîye iddia ve her iki taraf iddiasına beyyine ikame etse mütevellinin bey-raaesi tercih olunur. Ali Efendi Fetâvası.

Kezalik : intikal eshabından kimsesi bulunmayan bir zat, uhdei tasarru­fundaki icareteynlİ vakıf akarı bir şahsa fariğ oldukdan sonra vefat et-csekle vakfm mütevellisi, ferağın. marazı mevtde vukuiyle sahih olrnayıb aiarın mahlûlen vakfı tarafına aidiyetini dâva, mefruğun leh ise ferağın hali *sıhatde vuku bulduğunu iddia etse mefruğun lehin beyyinesi takdim

880 - : Zahiri iddia edenin sözü, hilafı zahiri iddia edenin de beyyinesi evlâdır.

Binaenaleyh bir kimse tasarrufunda bulunan icareteynlİ vakıf bir arsa üzsrinde kendi maliyle bir bina yapdıkdan sonra mütevelli : «Sen bu binayı masrafını kirasına mahsub etmek üzere benim emrimle vakıf için yapdm» dfye dâva, o kimse de : «Hayır bunu kendi nefsim için yapdım» diye iddia ese söz, o kimsenin olubmütevellinin beyyinesi tercih olunur. Çünkü müte­vellinin iddiası, hilafı zahirdir. Beyyineler ise hilafı zahiri isbat içindr. Aiaiyye.

881 - : Vakıflarda takyid ve tahsis beyyinesi, ıtlak ve umum beyyine-s±Dden evlâdır. Binaenaleyh bir vakfın gailesi hakkında ihtilâf vuku bulub &* vâkıfın evlâdından bazıları gailenin alel'ıltak umum evlâda meşrut oî-dciğunu, diğerleri de batnen bade batnin evlâda meşrut bulunduğunu iddia enseler, bu ikinci kısmın beyyüıeleri tercih olunur. Çünkü mukayyedi isbat, h-Iâfı zahiri ve bu cihetle ziyadeyi isbat demek olduğundan mutlakı isbatdan mrjkadderndir.

Kezalik : bir taraf gailenin mutlaka evlâda meşrut olduğunu, diğer taraf da yalnız erkek evlâda meşrut ve mahsus bulunduğunu iddia etse erkek ev­lâda tahsis beyyinesi müreccah bulunur. Attabiyye,  Tenkihi Hamidî.

882 - : Şöhreti şayiaya iktiran eden beyyine, buna mukterin olmayandan e-siâchr. Binaenaleyh bir vakfın mütevellisi, bir arazi hakkında : «Bu benim mütevellisi bulunduğum vakfın arazisidir» diye dâva, beytülmâl memuru : «Bu arazii milliyyedendir» diye iddia edib ikisi de beyyine ikame etmek istese bakıhr : Eğer bu arazinin vakfiyeti hakkında bir şöhreti şayia var ise mütevellinin beyyinesi, bilâkis araziyi memleketden olduğuna dair bir şöh­reti şayia var ise beytüimal memurunun beyyinesi tercih olunur. Böyle bir S^iret bulunmayınca o arazi, mütevellinin elinde ise beytülmâl memurunun, bilâkis beytülmal memurunun elinde ise mütevellisinin beyyinesi tercih olu-nrsr. Çünkü haricin beyyinesi, zilyedin beyyinesinden mukaddemdr. Zira ha­riç, müddeîdir, beyyine ise müddeîye aiddir.

Böyle bir dâva neticeisnde mütevelli, müddeasını şöhreti şayia ile isbat edib hâkim tarafından mucebince hüküm ve hüccet verüdikden sonra diğer taraf da müddeasını şöhreti şayia ile isbat edeceğini söylese artık buna iltifat olunmaz. Behcetül'fetâva.

883 - :  Mukaddem tarihli vakıf hakkındaki beyyine, muahyar tarihli vakıf hakkındaki beyyineden evlâdır.

Şöyle ki : iki mütevelliden her biri bir mahallin vakıf edildiği tarihi beyan ile bunun kendi vakfına aidiyetini iddia etse tarihi mukaddem olan mütevellinin beyyinesi tercih olunur. Velev ki bu mütevelli, züyed bulun­sun. Kınye/ Mecmaüle'nhür.

884 - : Bir kimsenin elinde bulunan bir akar hakkında iki mütevelli­den her biri kendi vakfına, aid olmak üzere dâva ve tarih beyan etmeksizin beyyine ikame etse o akarın yarısı bir vakıfdan; diğer yarısı da öbür va-kıfdan olmuş olur. Çünkü mütevellilerin ikisi de zilyed değildir. îkisi de ta­rih beyan etmemişdir. Binaenaleyh birinin beyyinesi, diğerinin beyyinesine tercih edilemez. Bahri Raik, îbni Abidin.

885 - : Bir kimse elinde bulunan bir mal hakkında  :  bunu fülân vâ­kıfın sabık bir tarih ile satmış olduğunu, hariç bir şahıs da : bunu o vâkıfın lâhik bir tarih ile vakf etmiş    bulunduğunu    iddia etse zilyed    bulunan o kimsenin beyyinesi tercih olunur. Ganimi Bağdadî.

886 - : Hariç bir kimse, bir vakfın arsasında bulunan bir imare­tin kendi mülkü olduğunu iddia, mütevelli de bu imaretin vakfa ai­diyetini dermeyan etse o haricin beyyinesi müreccah olur. Tenkihi Hâ-midî.

887 - : Bir vakfın fesadı hakkındaki beyyine, sıhhati hakkındaki beyyineden1 evlâdır. Binaenaleyh bir müteveffanın vârisi elinde bulunan bir akar hakkında bir zat, mütevelli sıfatiyle : «Bu akar müteveffa tarafından fülân cihete vakfı sahih ile vakf edilmişdir.» diye dâva, vâris de : «Müf-sid bir şarta mebni vakfın fâsid bulunmuş» olduğunu iddia etse vârisin fesad beyyinesi tercih olunur. Çünkü bu beysine, ziyadeyi veya hilafı zahiri müsbitdir. Müeyyid zade.

888 - : Beyyine hususunda vakıf dâvasiyle mutlak mülk dâvası müsa­vidir.

Binaenaleyh bir mütevelli, bir mahallin vakıf olduğunu dâva edib müd-deaaleyh de «Bu mahal benim mülkümdür» diye mülki mutlak iddiasında bulunsa bunlardan hangisi zilyed ise diğerinin beyyinesi tercih olunur.

Bir kavle göre burada vakıf beyyinesi müreccahdır. Bu, îmam Ebu Yusüfün kavlidir. Ettarikatülvâzıha.

Kezalik : iki mütevelliden her biri bir mahallin kendi vakfından olduğu­nu iddia etdiği takdirde o mahal, bunlardan hangisinin elinde ise diğerinin beyyinesi  müreccah  bulunur.

889 - : Vakıflarda bir kira bedelinin ecri misi olduğuna dair oîan bey­yine. o bedelin ecri mislden dûn bulunduğuna dair olan beyyine üzerine tercih olunur. Tenkİhi Hâmidî.

890 - : Bir mütevelli, vakfın ağaçlarını satdikdan sonra bunları kurumuş, telef olmaya yüz tutmuş olduğundan dolayı saldığını  iddia, ehli  vakıf da bunların müsmir bulunduğunu dâva etse mütevellinin beyyinesi tercih olu­nur. Tenkihi Hamidî. [42]

 basa dön

 

Vakıflara Müteallik İkrarlar 

 

891 - :  Bir kimse elinde bulunan  bir akar  için,, «Bu akar  vakıfdır» dese bu sözü o akarın vakıfedümiş olduğunu ikrara hami edilir, yoksa ye­niden inşai vakfa hami edilmez. Binaenaleyh bunda inşayı vakf için lâzım gelen vakıf şeraiti aranmaz. Tatar Haniyye, Reddi Muhtar.

892 - :  Bir müteveffanın vârisleri ellerinde bulunan bir akar için   : «Bunu müverrisimiz fülân vakf etmişdir» diye ikrar etmekle beraber her biri vakf için başka bir cihet beyan etse ikrarları muteber olub her varisin hissesi, beyan etdiği cihete -sarf edilir.  Bu vârisler arasında  çocuk veya gaib bulunursa. anların hisseleri hakkında baliğ ve hâzır olacakları zamana kadar bir hüküm verilemez. Hâkim bu vakıf için dilediğini mütevelli tayin edebilir. Haniyye, Bezaziyye.

893 -  :   Bir kimse elindeki bir akar  için   :   «Bu müteveffa  babamın veya ceddimin sadakai mevkufesidir » diye ikrar etse yalnız kendi hakkında sahih olur. Hattâ başka vâris bulunmadığı halde tevliyetini de İddia etse istihsanen kabul olunur.  Tevliyet iddiasında bulunmazsa hâkim,  dilediğini mütevelli tayin edebilir. Hindiyye.

894 - : Bir müteveffanın münhasıran vârisi bulunan iki oğlundan biri, elinde bulunan bir akar için  : «Bu, babamın bana vakfıdır» diye ikrarda bulunduğu halde diğer oğlu :  «Hayır bu akar ikimize mevkufdur» diye id­diada bulunsa söz bunun olur. Yalnız kendisine mevkuf bulunduğunu söyliyen oğlun bu iddiasını isbat etmesi lâzım gelir. Hindiyye.

895 - : Bir vakfın gailesi hakkında    mevkufun aleyhin ikrarı yalnız kendi hakkında muteberdir. Velev ki vakfiyeye muhalif olsun, diğer mevku­fun aleyhlere sirayet Binaenaleyh bir vâkıfın oğullarından bir zat : «Bu vakfın gailesi vâkıfın evlâdiyle fülânın zürriyetine mevkufdur» diye ikrar, diğerleri de: « Gailenin yalnız evlâdı vâkıfa aidiyetini iddia etseler, o sakın'bu ikrarı yalnız kendi hissesinde muteber olur. Hindiyye.

896 - :  Bir kimse elindeki bir akar için   :  «Bu fülân zatındır, bursı vakf etmişdir» diye ikrar edince bakılır : o zat, ber hayat ve hâzır ise ken­disine müracaat edilir, vakfiyeti tasdik ederse vakıf sabit olur. Vakfiyesi tasdik etmeyib yalnız kendisinin mülkü olduğunu    tasdik ederse mülkiyeti sabit olub vakfiyet sabit olmaz. O zat ber hayat değilse tasdik ve tekzü hakkı vârislerine aid olur. Vârislerinin bazısı tasdik, bazısı da tekzib ederse yalnız tasdik edenlerin hisseleri vakf olur, diğerlerinin hisseleri kendi mülk­leri bulunur. Hindiyye.

897 - : Bir kimse elindeki bir akar için vâkıfını ve mevkufun aleyhini söylemeksizin «Bu vakıfdır» veya «Bu sadakai mevkufedir» diye ikrar etse ikrarı caiz oiub bu akar fakirlere vakf edilmiş sayılır, ve o kimsenin elinde bırakılır. Gailesini fakirlere kendisi taksim eder.

Bu kimse bu ikrarından sonra : «Bu akarın vâkıfı benim» dese bu sözü de kabul edilir. Fakat :  «Bunun vâkıfı fülân zatdır» derse kabul olunmaz.

Şayed bir şahıs çıkıb da bu akarın vâkıfı bulunduğunu dâva etmekle o kimse : «Hayır bunun vâkıfı benim» diye iddia ve bunu beyyine ile isbsî etse o şahsın husumeti bertaraf olur. Haniyye, Bezaziyye, Hindiyye.

898 - : Bir kimse elindeki bir akar için marazı mevtinde : «Bu akan mâliki bulunan  bir  zat,  fülânvefülân  şahıslar da fakirlere ve miskinlere vakf etmişdir» dese bu ikrarı malının tamamından muteber olarak o akar vakıf olmuş olur. Bu takdirde gailesinin iki sülüsü , o muayyen şahıslara, bir sülüsü de fakirler ile miskinlere verilir.

899 - : 'Bir kimse elinde bulunan bir akar için :  «Bu, Zeyd Üe Amre vakifdır» diye ikrar etdikden sonra : «Bu yalnız Zeyde» veya «Zeyd ve Anrr ile beraber Bişre» veya «bunlara değil, başkalarına mevkufdur» dese bu ikinci ikrarı muteber olmaz. Çünkü sabık ikrarından rücu etmiş olur. İk­rardan rücu ise caiz değildir.

900 - : Bir kimse başkasının elindeki bir akar için : «Bu vakifdır» diye ikrar etdikden sonra o   akar» irs veya iştira ve ittihab gibi cebrî veya ih­tiyari bir sebeble mâlik olsa o akar, bu ikrarını mebni vakıf olmuş olar. Hindiyye, Tahtavi.

901 - : Bir vakıf hakkındaki ilk ikrara şahadet muteberdir, muahhar ikrara şahadet muteber değildir. Söyle ki : bir kimsenin elindeki bir için iki şahid, «Bu akarın fülân zat ile anın nesline mevkuf bulund bu kimse ikrar etti» diye şahadet etdikleri gibi diğer iki sâhid de : «Bu akarın başka bir zat Üe nesline mevkuf olduğunu bu kimse ikrar etti» diye şahadette bulunsalar bakılır : Bu iki ikrardan hangisinin tarihi mu­kaddem ise o muteber olup diğeri bâtıl olur. Şayet bu iki ikrardan han­gisinin mukaddem olduğu bilinemezse o akarın gailesinin bu iki zümreye münasafaten aidiyetine hükrn olunur. Haniyye, Bezaziyye.

902 - : Bir vakfın meşrutun lehi olan kimse, meşrutun leh olduğu sabit olmayan bir şahsın da meşrutun leh olduğunu ikrar etse bu ikrarı yalnız kendi hakkında muteber olur. O şahıs yalnız bu mukırrin hissesine iştirak" eder. Çünkü ikrar bir hücceti kasıradır.  Binaenaleyh  bu ikrar,  sair  meş­rutun lehler hakkında muteber olmaz. Ve bu ikrar ile mukırrin evlâdı da ilzam edilemez.

Meselâ : gailesi vâkıfının evlâdına ve evlâdı evlâdına meşrut olan bir vakfın gailesine vâkıfın evlâdından Zeyd ile Amr vâkıfın şartı mucebince mutasarrıf iken Zeyd, Bişr için «Vâkıfın evlâdındandır» diye İkrar etse ken­di hissesine sülüs nisbetinde Bişr iştirak eder. Fakat Amrin hissesine iştirak edemiyeceği gibi Zeyd vefat etse Bişr, Zeydin evlâdına aid olacak hisseye de iştirak edemez. Meğer ki kendisinin de evlâdı vâkıfdan olduğu ayrıca beyyine i-Ie sabit olsun. Behcetül'fetâva, vesaire.

903 - :  Icareteynli bir vakfın rikabesi aleyhine mutasarrıfının ikrarı muteber değildir.

Meselâ : Bir kimse uhdei tasarrufundaki ıcareteynli bir akarın başka­sına aid bir mülk olduğunu veya başka bir vakfın müstegallâtında bulun­duğunu bir dâva neticesinde ikrar etse muteber olmaz. Çünkü bu, başkası aleyhine ikrardır. Bir de bu kimse, bir müstecirdir, isticar etmiş olduğu şeyin rakabesinde tasarrufa salâhiyeti olamaz. Zahire.      

904 - :  Bir gayri müslim, elinde bulunan bir akar için  :   «Bunu bir müsüm fakirlere veya hacce veya gazaya veya müslümanlarca tekarrüb ve ibadet kabilinden olan diğer cihetlere vakf eylemişdir» diye ikrar etse bu ikrarı caiz olur.  O akarın gailesinin bu  beyan etdiği  hususa sarfı iktiza eder.

Fakat : «Bunu bir müslim kiliseye veya müslümanlarca ibadetden sayıl­mayan sair her hangi bir cihete vakf etmişdir» diye ikrar etse bu ikrarı bâtıl olur. O akar elinden alınarak beytülmâle verilir. Hindiyye.

905 - : Va'di mücerred, ikrar olmadığından ilzamı icab etmez.

Binaenaleyh bir vakıf nükudun lâhik mütevellisi, bir kimseden sabık mütevellisinin ödünç vermesiyle vakfın nükudundan zimmetinde şu kadar meblâğ borı bulunduğunu dâva etmekle o kimse bunu inkâr etmekle bera­ber : «Eğer sabık mütevelli böyle bir iddiada bulunursa bu meblâğı vakfa öderim» diye va'd, sabık mütevelli de :  «Evet., ben bu kimseye o kadar meblâğ Ödünç vermişdim» diye inkâra mukarin beyan etse o kimsenin mü­cerred va'dine mebni bu meblâğı vakfa vermesi lâzım gelmez.

Fakat sabık mütevellinin bu ifadesini tasdik ederse bu, bir ikrar olaca­ğından o meblâğı vakfa ödemesi lâzım gelir. Haniyye, Ahkâmülevkaf. [43]

 basa dön

 

Vakıflarda Müruru Zaman  

 

906 - : Akar olsun, nükud ve saire olsun asıl vakıflara ve tahsisat ka­bilinden olan vakıf arazinin rakabesine ve akarlara mahsus tariki hâs, mesîl ve hakki şirbe müteallik dâvalarda mürurı zaman müddeti otuz altı senedir. Vakıf akarların tasarruflarına, gailelerine, mukataalarına, vakıf paraların rıbhına ve tevliyetine müteallik dâvalarda mürurı zaman müddeti on beş senedir.

Tahsisat kabiln en olan vakıf arazinin tasarrufuna müteallik dâvalarda da on senedir.

Müddeabihin mahiyetine göre bilâ özrin böyle bir müddetle terk edilmiş olan bir dâva, artık mesmu olmaz. Çünkü bir dâvanın bu kadar uzun bir müddet bilâ özür terk edilmesi, ademi hakka delâler eder. Hiyleye, tez-virata meydan verilmemesi için bu müddetlerden sonra dâvayı dinlemekden hâkimler memnu bulunmuşlardır.

Otuz altı seneden ibaret olan pıüruri zaman, bir hükmi ictihadîdir, fukahaca müsellem^ bulunmakdadır. Bunun dûnündeki mürurı zaman müd-deüeri de veliyyüremrin iradesine, kanunlara müstenid olduğundan bunlar tebeddül edebilir.

Maamafih mürurı zamana mebni bir dâvanın dinlenilmemesi. bir hakkın sukutunu icab eder. Eğer müddei haklı ise müddealeyhe manevî mesuliyet teveccüh eder, müddeinin hakkını vermedikçe veya kendisinden istihlâlde bu­lunmadıkça bu mesuliyetden kurtulamaz. Nitekim «tekadümi zaman ile hak sakıt olmaz» kaidesi islâm hukukunca bir esasdır.

907 - : Yukarıdaki mesele mucebince bir kimse bir akarı bir vakfın mütevellisi muvacehesinde otuz altı sene mülkiyet üzere elinde tuttuğu halde mütevelli, bu müddet içinde özürsüz yere sükût etmiş iken bilâhare : «Bu akar mütevellisi bulunduğum vakfın otuz altı seneden mukaddem zamandım beri müstegallâtmdan bulunmuşdur» diye dâva etse dinlenilemez.

Kezalik : bir vakfın mütevellisi, bir akan o vakfın müstegallâtmdan olmak üzere diğer bir vakfın mütevellisi muvacehesinde otuz altı sene kiraya verib durmuş iken bu ikinci mütevelli, bu müddet içinde bilâ özrin sükût etmiş bulunduğu halde bilâhare o akarın kendi vakfına aidiyetini dâva etse dinlenilemez.

Kezalik   :  bir kimse,  bir  şahıs  ile  bir  beldede  otuz. altı sene beraber oturmuş, kendisinden bir şey dâva etmemiş iken muahharan mütevellisi bulunduğu vakıf paraların aslından o şahsın zimmetinde şu kadar meblâğ alacağı olduğunu inkârına mukarin dâva etse mesmu olmaz.

908 - : (906) ncı mesele mucebince bir kimse icareteynli vakıf bir akara bir şahsın muvacehesinde on beş sene bü'icareteyn mutasarrıf bulunmuş, o şahıs da bilâ özür sükût etmiş iken bilâhare o.şahıs : «Bu akar bu müd-detden daha mukaddemden beri icareteyn ile benim tasarrufumda bulun-muşdur» diye inkâra mukarin dâva etse dinlenilemez.

Kezalik : Bir mütevelli, bir şahıs ile bir yerde on beş sene oturub kendi­sinden bilâ özrin bir şey dâva etmemiş iken bilâhare : «Mütevellisi bulun­duğum vakıf paralardan almış olduğun ödünç neticesinde rıbhı şer'î olarak zimmetinde şu kadar meblâğ kalmışdır, onu vakfa ver» diye inkâra mukarin dâva etse mesmu olmaz.

909 - : Fariğ ile mefruğun lehin ve müntekalün minh ile müntekalün ileyhin tasarruf  müddetleri biribirine zam olunur,  tamamı  mürurı  saman müddetini doldurunca dâva dinlenilemez.

Meselâ : Bir kimse icareteynli bir vakıf akara bir şahsın muvacehe­sinde on sene mutasarrıf olub badehu başkasına ferağ etmekle o da beş sene mutasarrıf oldukdan sonra o şahıs, bu müddet içinde bilâ özrin sükût etmiş iken bilâhare : «Bu akar o tarihden mukaddem bir zamandanberi icareteyn ile benim tasarrufumdadır» diye dâva etse mesmu olmaz.

910 - : Bir mütevelli bir kimsenin otuz altı senedenberi tasarrufunda bulunan bir akar için :  «Bu akar mütevellisi bulunduğum vakfın müstegal-lâtındandır, o müddette sana kiraya vermiştim» diye dâva, o kimse de  : «Bu akar benim mülkümdür» diye mütevellinin   dâvasını   inkâr etse bakılır: Eğer bu akarın bu müddetde vakıf namına o kimseye kiraya verilmiş olduğu nâs  arasında maruf ve meşhur ise mütevellinin  dâvası dinlenilir,  değilse dinlenilemez.

911 -  :  Mütevellisi mevcud bulunmayan bir vakıfdaki tasarruf müd­deti, ne olursa olsun mürurı zamanı vücude getiremez.

Binaenaleyh tevliyeti münhal bulunan bir vakfa bir kimse mürurı za­man mikdanna baliğ bir müddetle ve mülkiyet iddiasiyle mutasarrıf olsa da bilâhare tayin edilecek mütevellinin açacağı vakfiyet dâvası mesmu olur.

912 - : Tevliyet ve gailesi batnen bade batnin vâkıfın evlâdına meşrut olan bir vakıf akarı batni evveldeki evlâddan biri bir şahsa satıp teslim etmekle o şahıs  bu akara otuz beş sene mikdarı  vaz'i  yed  ve  tasarruf ettikten sonra batni evvel, münkariz olmakla batni sanideki evlâdı mütevelli olub bir iki sene mürurunda : «O akan vakıf olmak üzere o şahısdan dâva etseler dâvaları mesmu olur. Çünkü evvelki batnin inkırazından sonra he­nüz iki sene geçmiş, dâvaya henüz salahiyetli bulunmuşlardır.

Binaenaleyh bundan evvel geçen müddet, mürurı zaman müddetine mahsub edilmez, ikinci batnin zamanında da otuz altı sene geçmelidir ki mürurı zaman vücude gelmiş olsun.

Kezalik : bir vâkıfın batnen bade batnin evlâdına ve evlâdı evlâdına meşrut olan bir tevliyeti haneden bir şahıs, vâkıfın. mukaddem batında buluna evlâdı muvacehesinde meselâ on dört sene zabt edip sonra bu batn münkariz olmakla bundan sonraki batında bulunan evlâd, bir iki sene mü­rurunu müteakib tevliyet dâvasında bulunsalar dâvaları mesmu olur. Mü-cerred iki batın arasında on beş sene geçmekle mürurı zaman teşekkül etmiş etemaz. Başka bir tabir ile bu iki müddet biribirine zam. edilemez, yeniden bilâ özür dâvasız on beş sene geçmesi lâzımdır.

Fakat bir batın zamanında mürun zaman müddeti tamam olsa artık andan sonraki batınların dâvaya salâhiyetleri kalır mı kalmaz mı?. Bu, halle muhtaç bir meseledir. Bu hususda bir sarahat yokdur. Merhum fetva emini Ali Haydar Efendinin beyanına nazaran «batnı evvel zamanında mürurı zaman müddeti tamam olsa dahi batnı saninin hakkı dâvası olsa gerekdir.» Çünkü anlar için dâvaya salâhiyet, batnı evvelden sonra gelmiş bulunacaktır,

Tertibüssunuf fî ahkâmilvukuf.

913 - : Mücerret mürurı zaman iddiası, müddeinin dâvasını def etmez, Melki mürurı zaman iddiasiyle beraber müddeînin dâvasını inkâr veya müd-deabihe malikiyet iddiasında bulunmak da lâzımdır.

Binaenaleyh bir kimsenin kendisinden bir hak talebinde bulunan şahsa karşı «Dâvada mürurı zaman vardır» demesi kifayet etmez. Müddeabİh deyn ise «Benim borcum yokdur, dâvada mürurı zaman vardır» denilmelidir. Müd-deabih ayn ise : «Bu benim mülkümdür veya bu bana miras kalmışdır veya ben bunu satın almışımdır, bununla beraber hâdisede mürurı zaman vardır» gibi bir şey denilmelidir ki defi, sahih olsun.

Maahaza mücerred mürurı zaman iddiası kabul edilemez. Bunu inkâr vukuunda beyyine ile isbat da lâzımdır,

914 - : Müddeinin dâvasını, ikrar etmesi muteber olan bîr müddeaaley hin sarahaten veya zımnen ikrarda bulunması, mürurı zamanı bertaraf eder.

Meselâ : Bir mütevelli «Hu akar mütevellisi bulunduğum vakfın müste-galie^ındandır, ^sen bunu otuz altı senedenberi haksız yere zabt etmiş bulu­nuyorsun» diye bir şahısdan dâva, o şahıs da «Evet bu vakfın müstagallâ-tındandır, fakat mürurı zaman vaki olmuşdur, artık dâvaya salâhiyetin ka! mamışttr& diye vakfiyeti sarahaten ikrarda bulunsa bu mürun zaman müda­faası dinlenilemez, akarın mütevelliye reddi lâzım gelir.

Kezalik : bir kimse kendi muvacehesinde icareteynli bir vakıf akara on beş seneden ziyade mutasarrıf olan bir şahsa : «Bu akar, icareteyn ile be­nim tahtı tasarrufumda idi, sen bunu gasb ettin» diye dâva, o şahıs da : Sen bu akarı mütevellisinin izniyle bana ferağ etmiştin» diye müdafaada bulunsa vakfiyeti zımnen ikrar etmiş olacağından bu ferağ müdafaasını is-bat etmesi lâzım gelir, İsbat edemediği, müddei de teklif edilen yeminden nükûl  etmediği  takdirde  o  akarı  müddeiye  red  etmesi  iktiza  eder.

Merhum fetva emini Ali Haydar Efendi. Mecelle şerhinde ve (Terti-b'üssünuf fi ahkâmilvukuf) adlı eserinin (1640) inci maddesinde bu kavli il­tizam etmekdedir. Sevab olan da bu olsa gerektir.

Fakat merhum fetva emini Ömer Hilmi Efendinin (İthafül'ahlâf fi ah-kâmil'evkaf) unvanlı eserinin (4Î0) inci meselesine nazaran bu hâdisede müddeaaleyh, ferağı beyyine ile isbata mecbur olmayıb mücerred mürun zamana mebni akar elinde ibka olunur.

915 - : Mütevellinin ikrariyle vakıf hakkındaki mürun zaman bertaraf Dlmaz. Çünkü mütevellilerin vakıf aleyhine ikrarları muteber değildir.

Binaenaleyh bir mütevelli, bir akara vakfın müstegallâtından olmak üze­re otuz altı sene vaz'ı yed etdiği halde bir kimse çıkıb o akann kendi mülkü olduğunu dâva, mütevellide onun mülkü olduğunu ikrar etse bu ikrar mu-;ebcr olmadığından bu dâvadaki mürun zaman müddeti zail olmayıb o akar vakfiyetini muhafaza eder.

916 - : Cami, mescid, namazgah, çeşme, sebil, ribat, makbere gibi me-.lafii âmmeye aid olan müessesatı hayriye dâvalarında mürun zaman carî eğildir.

Bilûmum vakıflarda mürun zamanın asla cari olmadığına kail olan 'ukaha da vardır. Bu hususa dair (Tertibüssünuf fi ahkâmil'vukuf) da güzel 3ir mütalâa vardır. [44]

 basa dön

 

Bir Vakviye Sureti

 

Mürun zaman için dâva bahsine de müraenat edilmeli! Mahkemei Evkaf Reisi ve Mecelle sarihi meşhur Muhammed Atıf Efendi nerhumun tescil clmiş olduğu bir vakfiyye suretini bir numune olmak üzere curaya kaydediyoruz  : kitabı sıhhat nisabın tahrir ve inşa ye testir ve imlâsına bâis ve badi oldu ki medinei Mardin ahalisinden olup Dersaadette Boğaziçinde esbak Buldur mutasarrıfı saadetlû Abdülganî Paşa Hazretlerinin sakin olduğu sahilhanede müsafereten sakin liebeveyn büraderi medinei mezkûre nakibül' eşrafı Esseyid Muhammed Hindî Efendi ibni Esseyyid Osman M vakfı âtübe-yana lieicelittescili vel'itmam veîvakfi vettekmil mütevelli nasb ve tayin eylediği Bağdat ahalisinden Geylânî zade Esseyyid Muhammed Reşid ibni Seyyid Said mahzarında ikrarı sahihi şer'î ve itirafı sarihi mer'î edip ye­dimde olan üç yüz üç senesi kânunusaninin yirminci günü tarihiyle müverre-ha senedi hâkanî mantukunca Mardinde tekye mahallesinde vaki iki tarafdan tariki âm ve iki tarafdan Muhammed Zemzem Hibni Abdillah ve Muhammed Ali ibni Abdurrahman menzilleri ile mahdud fevkani iki oda ve bir eyvan ve bir abdesthane ve tahtanı iki oda ve iki sof fa ve bir abdesthane ve bir ahır ve bir rnutbah ve bir bi'ri ma1 ve iki serayı müştemil bir bab mülk hanem ile yine yedimde olup iki yüz doksan bir senesi cümadel'ûllâsınm üçüncü günü tarihile muverreha ve ol tarihde Mardin naibi Elhac Hüseyin Hilmi Efendinin imza ve hatmini haviye bir kıt'a hücceti .şer'iyye natıka olduğu üzere Mardin haricinde Makirkatla nam mevkide vaki kibleten ali Sibran bağı ve Ahmet Bektaşi bağı ve garben Elhac Ahmed Efendi bağı ve şimaien tariki âm ile mahdut vemüştemilâtı malûme ve gürüm ve eşca-n müsmire ve mai carîyi havi bir bab mülk köşkden altı sehim itibariyle dört sehim hissesi benim ve iki sehim hissesi aharın uhdesinde olup mezkûr uhdemde olan dört sehim hisseden bir sehmini uhdemde bil'ibka maada üç sehim hissei şayiamı hasbeten Hlîâhi tealâ ve taleben limerzati rabbihiî'âlâ vakfı sahihi şer'î ve habsi sarihi mer'î ile vakf ve habs edib şöyle şart ey­ledim ki hanei mezkûr tarikatı aliyei rüfaiyyeye mensub dergâhı şerif ola­rak derununda şeyh olanlar müridâniyle beraber sakin olup haftada iki gün, yani : cuma günü ve pazartesi gecesi tarikati aliyyei mezkûre âyini icra oluna. Ve zikr olunan üç sehim hisse köşk ve bahçei mezkûrun gürüm ve eşcarı bâ yedi mütevelli müştereki bulunan ile alâ ma emken İslah ve ter­biye oîunub hâsıl olan menafi ve semeratı ve yahut müştereki ile maan aha­ra icar olunub hâsıl olan ücretinin nıfsı ve mezkûr meşihat vakfının tevliyet ihayatta oldukça nefsime ve badel'memat evlâdı zükûrumun ve ev­lâdı evlâdı zükûrumun ve evlâdı evlâdı evlâdı zükûrumun ekber ve erşedine ve maazallâhi tealâ evlâdı evlâdı evlâdı zükûr münkariz olur ise evlâdı inasjmm ve evlâdı evlâdı inasımın ve evlâdı ev­lâdı evlâdı inasımın ekber ve erşedine meşrut olub evlâdı inas ta­raflarından bir mürşidi kâmili tevkil ile meşihati mezkûre hizme tini ifa ettireler ve neuzûbillâh bade inkırazÜ'kül tarikati aliyei mefkureden müstahlef irşadi sâlikine kadir sülehadan bir zat şeyh ve mütevelli ola ve hâsılat ve galleî merkufhenin nısfı diğeri tekye ve bağı mezkûsün tamir ve imarlarına sarf oluna ve vakfı mezkûrun tebdil ve tağyir ve teksir ve tev-kiri merreten bade uhra yed ve meşiyyetimde ola ve mürurı eyyam ile şe­raiti mezkûreye riayeti müteazzire olur ise menafii vakıf mutlaka fukafayı müslimine sarf oluna ve bu tayini şürut ve tebyini kuyud birle mevkuf mez­kûrları bundan bir sene mukaddem mütevelli mumaileyhe teslim eylediğim­de oldahi vakfiyet üzere tesellüm ve kabz ve kabul ve sair mütevellilerin evkafda tasarrufları misillû tasarruf eyledi dedikde gıbbettasdik vâkıfı mu­maileyh bazı eimei izam aleyhim rahmetülmelikil'allâm kavullerine teşeb­büs ile vakfı mezburdan rücu ve mevkufı mezkûri mülküne istirdad ve mü-tevelüi mezbur dahi vâkıfın1 mücerred vakfiyyet kavliyle ve teslim ilelmü-tevelli ile vakf sahih ve lâzım olduğuna dair olan kavli müfta hibe temes-sük birle red ve teslimden imtina ederek hâkimi muvakkıi sadrı kitab vef-fekahüllahü tealâ bissıdkı vessevab Efendi huzurunda kema hüvel mestur fîlkütübilfıkhiyye müterafian ve her biri mübtegasmca fasl ve hasme ta-liban olduklarında hâkimi mumaileyh dahi canibi vakfı evlâ ve teşyidi me-bani hayn ahra görüp âlimen bilhilâf velcari beyneîeimmetireslâf alâ kav­li menyerahü mineîeimmeülmüctehidin ndvanullahi tealâ aleyhim ecmain vakfı mezkûrun sıhhatine ve lüzumuna ve şürutunun cevazına hükmi sahihi şer'î ve kazai sarihi mer'î etmeğin vakfı mezkûr min bad sahih ve lâzım olup nakz ve ibtali muhal ve tebdil ve tağyiri vâkıfı mumaileyhden gayre adimüTihtimaroldu. Cerâ zâlike ve hurrire fi

Dâva vekillerinden İbrahim Hakkı Bey îbni Ali Riza Hoca zade Muhammet Ziyaüddin Efendi îbni İbrahim

ve gayrihim îşbu vakfiyye, mülga Meşihatı' îslâmiyye dairesi sicülâtı şer'iyye mah­zenindeki defteri mahsusda mukayyeddir. [45]

basa dön

On  üçüncü Kitap

 

VASİYETLERE, VASİLERE DAİR HÜKÜMLERİ CAMİ OLUP BİR MUKADDİME İLE  İKİ  BÖLÜMDEN  İBARETTİR.

 

MUKADDİME

 

Vasiyetlere Ait Bazı  Istılahlar 

 

1 - :  Vasiyet, lûgatde -emir, bir işi birisine ısmarlama demekdir. Cc-m'i : vesâyadır. istilanda : «bir malı veya menfaati mâ badelmevte = ölüm­den sonraya izafetle bir şahsa, veya bir hayır cihetine.teberru yoliyle. yani meccanen temlik etmektir.

izah : «BâdelmevU kaydiyle hibe gibi filhal vaki olan teberrüler hariç kaldığı gibi. «teberru yoliyle» kaydiyle de bir malı satmak veya kiraya ver­mek gibi muayezat hariç kalmışdır.

2 - :  Musa bih;   kendisiyle vasiyet olunan, yani ölümden sonraya iza­fetle teberrüan temlik edilen mal veya menfaatdir.

3  - : Musa leh; kendisine vasiyet olunan şahıs veya bir hayır cihetidir.

4 - : Vasiyeti mürsele; mûsa binin mikdan malûm olup da sülüs, rubu gibi bir kesir ile mukayyet olmayan vasiyettir. Bir şahsa meselâ on bin ku­ruş vasiyet edilmesi gibi.

5 - : Vasiyeti gayri mür