YİRMÎ BİRİNCİ KİTAP. 1

REHNE AİT ISTILAHLAR: 1

(BİRİNCİ BÖLÜM) 2

REHNE AİD BAZI MESELELERİ HAVİDİR. 2

Rehnin Rüknü : 2

Rehnin İnikadının Ve Lüzumunun Şartları : 3

Rehnin Hikmet’İ Teşriiyesi 9

Rehne Dahil Olup Olmayan Şeyler : 9

Rehnin Fesh Edilip Edilememesi : 10

Râhinin, Mürtehinin Veya Rehnin Taaddüdü : 11

Merhunun Masrafları 12

Âriyet Alınıp Verilen Rehinler = Rehn I Mustear ; 13

(İKİNCİ BÖLÜM) 15

REHİNLERE AİD HÜKÜMLER VE İTİLAFLAR HAKKINDADIR.. 15

Yed-İ Adlde Ulam Rekinlerin Hükümleri : 20

Mer.Hunün Satıl!B Satılamaması : 21

Rehnlere Aid İhtilâflar : 22

YİRMİ İKİNCİ KİTAB.. 25

ŞİRKETLER HAKKINDA OLUB BİR MUKADDİME İLE DÖRT BÖLÜME AYRILMIŞTIR   25

(MUKADDİME) 25

Şirketler Hakkinda Olub Bir Mukaddime İle. 25

(BİRİNCİ     BOLÜM) 27

ŞİRKETLERE  MÜTEALLİK  MESELELERİ   MUHTEVİDİR.. 27

Şirketlerin Umumî Mahiyeti, Meşrutiyeti Ve Hikmet-I Teşri İyesi : 27

Şirket-I Mülkün Mahiyeti, Taksimi Ve Ahkâmı : 28

Şirketi Deyne Ve Müşterek Gayri Müşterek Düyuna Dair Meseleler 31

Müşterek Deynlerin Hükmleri: 32

Şirketi İbaheye Dair Meseleler : 33

Şirketi Akdih Mahiyeti Ve Taksimi : 34

Şîrket-İ Akdin Her Kısmına Şâmil Umumî Şartlar : 35

Şirketi Emvale Mahsus Şartlar : 36

Şirket-Î Akde Müteallik  Bazı  Zabıtalar  : 37

Şirketi İnanın Şirketi Emval Kısmına Aid Meseleler : 38

Şirket-İ İnanl Şirket-İ Amal Kısmına Dair Meseleler : 41

Şirketi Vücuhe Müteallik Meseleler : 42

Sîrketi Müfavezeye Müteallik Meseleler : 43

Şirketi "Vıüzarebenin Mahiyeti Ve Taksimi : 44

Şirketi Müzarebenin Sıhhatinin Şartları : 45

Şirket-! Müzarebenin  Hükmleri  : 46

Malîkilere Göre Şirketlerin  Nevileri : 48

Maliki Lere Göre Müzarebede Rebbül'mâl İle Âmilin Haiz Oldukları Haklar : 49

Müzarebede Amilin De Şu Gibi Hakları Vardır : 50

Şafîîlere Göre Şirketler  : 51

Şeriklerin Ticaret Malında Ve Şaibede Tasarrufları   : 51

Şafiî'lere Göre Şirketi  Müzarebe : 51

Hanbelî'lere Göre Müzarebenin Sıhhati İçin Şu Gibi Şartlar Vardır : 53

Hanbelîlere Göre  Şirketlerde Dermeyan   Edilen  Şartlar : 53

Zahirilere Göre Şirketler : 54

(İKİNCİ BÖLÜM) 54

MÜZAREA İLE MÜSAKATA DAİRDİR.. 54

Müzareanın  Sıhhatine  Aid  Şartlar  : 55

Müzareadan Akîdlerin  Sıjret-İ İstifadeleri  : 56

Müzareanın İnfisahını Sebep Olan Şeyler 56

Müsakatın Mahiteti 56

Malikilere Göre Müzarea : 57

Maliki'lere Göre Müsakat ; 58

Şafiî'lerce Müzarea : 58

Şafiî'lere Göre Müsakat : 58

Hanbelî'lere Göre Müzareanın Rüknü. Hükmü, Şeraiti 59

Hanbelilere Göre Müsakat : 59

Zahirîlere Göre Müzarea : 60

Zahirîlere Göre Mügakese = Müsakat. : 61

(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM) 61

MÜŞTEREK ŞEYLERİN  TAKSİMİNE,    MUHAYEEYE VE MÜŞTEREK MALLARIN TAMİRATINA VE SAİR MASRAFLARINA DAİRDİR. 61

Kısmetin Rüknüne Ve Keyfiyetine Aid Meseleler : 62

Kısmetin Şartları : 62

Kısmetin Neviler! : 64

Kısmet-İ Cem'e Dair Meseleler : 65

Kısmet-İ Tefrika Dair Meseleler : 65

Kısmetin Hükmleri : 66

Kısmetlerde Cari Muhayyerlikler : 68

Kısmetin Fesh Ve İkalesi : 69

Muhayeeye =  Menfaatlerin Taksimine Aid Meseleler: 69

Muhayeenîn Îfraz Ve Mübadele  Mahiyetinde Olması : 70

Muhayeenin Sureti İfası Ve Feshi : 71

Müşterek Malların Tamiratına ".Ve Sair Esarifine Aid Meseleler : 71

Müşterek Ve Gayrı Müşterek Irmakların Islahına Dâtr Meseleler ; 73

Malikî'lere Göre Kısmet : 74

Şafiî'lere Göre Kısmet : 75

Hanbelîtere Göre Kısmet : 76

Zâhirîtere  Göre  Kısmet  : 77

Lahika: Kura Hakkındadır: 77

(DÖKDÜNCÜ BÖLÜM) 78

MÜLKİYYET VE TASARRUF HAKLARINA VE ÎHYA-İ  MEVAT ÎLE ISTİYADA AİD KAİDELERE, MESELELERE DAİRDİR. 78

Cîvariyyet Muamelelerine Aid Bazı Meseleler : 79

Yollara Aid Meseleler : 81

Hakkı Mürura Ve Hakkı Mecra Ve Mesile Aid Meseleler : 81

Mubah Olan Şeylerin Keyfiyeti İstimlâki  : 82

Mubah Olan Şeylerin Umumî Hükmleri: 83

Hakkı Şirbe Ve Hakkı Şefeye Müteallik Meseleler: 84

Şafii'lere Göre Müşterek Ayan Ve Menafi : 84

İhya-Î Mevata Müteallik Meseleler: 85

Arazi-İ Mevatda Kazılan Kuyuların Ve Akıtılan Suların Ve Dikilen Ağaçların Harimleri : 86

Malikî'lere Göre Îhya-İ Mevat : 87

Şafiî'lere Göre İhya-İ Mevat : 87

Hanbelî'lere Göre İhya-T Mevat : 88

Zahirî'lere Göre Îhya-Î Mevat : 88

Sayd Ve İstiyada: Dair Hükmler : 88

Yenilmeleri Helal Olub Olmayan Av Hayvanları: 90

Malîkî'lere Göre Sayd Ve İstiyad : 90

Şafiî'lere Göre Sayd Ve İstiyad : 92

Hanbelî'lere Göre Sayd Ve Îstîyad : 92

Zâhirî'lere Göre Sayd Ve İstiyad : 92

YİRMİ ÜÇÜNCÜ KİTAB.. 93

MUKADDİME.. 93

Mefkuda, Lakite Ve Lukataya Müteallik Istılahlar 93

(BİRİNCİ  BÖLÜM) 94

MEFKUDLARA DAİR MESAİLİ MUHTEVİDİR.. 94

Mefkudun Mahiyeti Ve Hukukî Vaziyeti : 94

Hâkimin Mefkut Üzerinde Velayeti Ve Hakkında Bazı Tasarrufları : 96

Mefkud İçîn Kayyim Nasb Edilmesi Ve Kayyimin Yapıp Yapamayacağı İşler : 96

 

 

 

 

«Hukuku Islâmiyye ve Istılâhafı fıkhiyye unvanlı eserin İşbu yedinci cil-di; muamelâtı hukukiyyeye ait bej kitaptan müteşekkildir. Bu kitaplar bu ese­rin yirmi birinci, yirmi İkinci, yirmi üçüncü, yirmi dördüncü ve yirmi beşinci kitaplarını teşkil etmektedir. Şöyîe ki:

(20)  nci kitap, vekâletlere dairdir.

(21)  ncikitap, rehine müteallik olup bir mukaddime İle iki bölümü muhte­vidir.

(22)  nci kitap, şirketler hakkında olup,   bir mukaddime ile dört   bölüme münkasimdir.

(23)  üncü kitap, mefkudlara, (akitlere, lukatalara aid olup bir mukaddime ife üç bölüme ayrılmıştır.

(24)  üncü kitap, hacr ve İkraha aid olup bir mukaddime İle İki bölümden müteşekkildir.

(25)  İnci kitap, gasb ile itlaf hükümlerine dair olup bir mukaddime İle iki bölümü muhtevidir.

Bu yedinci cildi teşkil eden kitaplardan yirmi üçüncü kitab müstesna diğer kitaplarda mü nd er iç mes'eieîer meceKei ahkâmı adliyenin bu husustaki mad­delerini ktsmen, aynen veya kısmen mealen cami olduğu gibi daha birçok lâ-zırnlı ahkâm ve izahatı da havi bulunmuştur.

Bu kitaplarda bir ki sun mesailin hikmet-f teşriiyyesine işaret editmtî bir takım hukukî mes'eleler hakkındaki muhterem müçtehitterimizin yüksek içtihadları, nikatı nazarları en yüksek nazariyyatı hukukıyyeden olmak üzere kaydedilmiştir. Hak Tealâ Hazretlerinden muvaffakiyetler niyaz eyleriz.[1]

 

YİRMÎ BİRİNCİ KİTAP

 

REHNE AİT ISTILAHLAR:

 

1 - (Rehin): Lügatte sabit dâim, payidar demektir. Herhangi bir sebep-den dolayı bir şeyi mahbûs, mevkuf kılmak manasınadır.   Istüâhı   fukahada «Bir malı ondan tamamen veya kısmen istifası mümkün olan bir hakk-ı malî mukabilinde o hak sahibinin veya başkasının elinde birrıza mahpus ve mev­kuf kılmaktır.» Böyle hapis edilen mala «Merhun» denildiği gibi «Rehin» de de­nilir. Cem'i Ruhun, rihandır.

2 - (Rehin - Rehine): Bir şeyi rehin etmek manasınadır, rnerhun mâna­sında müstameldir. Cem'i rehayindir. Rehin bırakmaya «îrham> da denir.

3 - (Râhin): Rehin veren hakikaten veya hükmen medyun olup rehin ve­ren kimsedir.

4 - (Mürtehİn): Hak sahibi sıfatiyle rehin alan kimsedir. Bir şey muka­bilinde rehin olarak alıkonulan şeye de «Mürtehen» denir.

5 - (îrtihan): Bir hakkın istifasını temin için rehin almaktır,

6 - (RebrH sahih): Sıhhat şartlarını cami olan diğer   tâbirile   aslen ve vasfen sahih olan akd-i rehindir.

7 - (Rehn-i fâsid): Aslen sahih olup vasfen sahih olmayan, yani: haddi zatında mün'akid olup ancak bazı haricî vasıfları itibariyle gayrı rneşrû bulu­nan rehindir. Muşai veya meşgulü rehin vermek gibi.

8 - (Kehn-i bâtıl): Aslen sahih olmayan rehindir. Mal olmayan bir şeyi rehin vermek ve binefsi mazmun olmayan birşey mukabilinde rehin almak gibi.

9 - (Terhin): Bir malı bir hak mukabilinde rehin vermek, mahpus bulun­durmaktır.

10 - (Fekk-i rehn): Rehni İzâle etmek, borcu verip merhunu rehniyetten tahlis etmektir. «Fükuk>, «îftikâk» kurtarmak manasınadır. «Fikâk» de hem rehni veya esiri kurtarmak manasınadır,   hem de tahüse sebep olan §ey demektir.

11 - (Tahliye): Boşaltmak, halâs etmek,   bir şeyi kabz etmek için imkân bahş olmak, yani: Kabza mani olan şeyleri izâle ile kabzı mümkün olacak bir durumda bulundurmaktır.

12 - (Yedi adil): Adil sayılan kimsenin eli, nezdi, şahsı demektir ki, ema­net kendisine tevdi olunur:     Rehin bahsinde adiden maksad, râhin ile mürte-hinin veya hâkimin emniyet edilip rehnin yanına  tevdi ve teslim ettiği âkü kim­sedir. Haddi zatında adaletle muttasıf olsun olmasın.

13 - (Mümatele): Borcu, borcun vâdesini bugün S'arın diye uzatıp dur­maktır. Buna «Metal» de denir. Sahibine de «Mümatil» denir.

14 - (Deyni muaccel): Derhâl verilmesi lâzım olan borçtur. Peşin para ile alınan bir malın zimmete teâllûk eden semeni  gibi.

15 - (Denyi Müecce): Bir müddetle tecil edilmiş olan borçtur. Bir sene müddetle istikraz edilen para gibi.

16 - (Deyni hail): Müeccel iken müddeti nihayet bulup hülûl eden borçtur.

17 - (Hakikaten deyn): Borç alınan para bedeli icare gibi.

18 - (Hükmen deyn): Misliyle veya kıymetiyle mezmun olan ayan gibi. Magsub veya bey'i fâsid ile makbuz bir mal bu kabildendir. [2]

basa dön

(BİRİNCİ BÖLÜM)

 

REHNE AİD BAZI MESELELERİ HAVİDİR.

 

ÎÇÎNDEKÎLER: REHNÎN RÜKNÜ. REHNÎN İNİKADININ VE LÜZU­MUNUN ŞARTLARI. REHNÎN HÎKMET-I TEŞRÎİYYESI. REHNE DAHÎL OLUP OLMAYAN ŞEYLER. REHNÎN FESH EDÎLÎP EDİLE­MEMESİ. RÂHÎNÎN, MÜRTEHtNÎN VEYA REHNÎN TAADDÜDÜ. MERHUNUN MASRAFLARI. ARÎYET ALINIP VERÎLEN REHNLER[3]

 

Rehnin Rüknü :

 

19 - : Rehnin rüknü, icap ve kabul ile kabzdır. Şöyle ki: Rehin, râhin ile müstehinin icap ve kabuliyle mün'akid, mürtehinin veya adlin kabzetmesiyle tamam olur. Yoksa yalnız icap ile rehin mün'akid olmaz ve icap ile kabulden sonra hakikaten kabz veya kabz makamına kaim olan tahliye bulunmadıkça rehin lâzım olmaz.

Binaenaleyh râhin, merhunu mürtehine daha teslim etmeden rücu edebilir. Artık bu rücudan sonra mürtehinin rehni kabz etmesi muteber değildir.

20 - : Rehin, mürtehin hakkında bir menfaati mahza olmayıp minvechin muaveze mânasını mutazammm olduğundan onun hıfziyle mükellef olup telef ve ziyaı takdirinde alacağı tamamen veya kısmen sâkit olacağından rehini bir-riza kabul etmesi veya icapda bulunması lâzımdır.

Râhin dahi esasen rehin vermeğe mecbur olmayıp bidayeten müteberri sayılacağından onun da birriza icap veya kabulü lâzımdır.

Kabzın lüzumuna gelince, rehin vermekte râhinin istifadesi olmadığından rehin, bir nevi teberru mahiyetindedir. Bu cihetle tamamiyeti kabza muhtaç­tır. Ve rehin hükmen alacağı istifa sayılacağından bu cihetle de kabza muh­taçtır. Bir de rehinden asıl maksad, râhinin borcunu bir an evvel koşmasını temindir. Bu da mürtehinin rehni kabz etmesiyle kabil olabilir.

Binaenaleyh kabz lâzımdır. Hattâ akdi rehin esnasında merhunun yedi râ-hinde kalmasa şart kılinsa akid fâsid olur (Hindiyye).

Bir de terhin edilen bir mülkün mücerred sened ve hüccetini mürtehine teslim etmek, o mülkü teslim makamına kaim olmayacağından bununla mer-hun kabz edilmiş sayılamaz (Ali Efendi fevatası).'

Maamafih bazı fukahaya göre rehin yalnız icap ve kabul ile mün'akid ve lâzım olur, lüzumu kabza muhtaç bulunmaz.

21 - : Rehnin icap ve kabulü, örf ve âdette terhin için kullanılan tâbir­lerdir.                                                                  

Meselâ : Râhin «Bu şeyi sana borcum mukabilinde rehin ettim!» deyip mürtehin de «Kabul ettim.» veya «Razi oldum.» veya «Aldım.» dese rehin, mün'akid olur.   «Bunu rehin al.», «Bu rehin olsun.» sözleri de icap sayılır.

22 - : Rehnin inikadı için rehin lâfzının veya bunun müştakkatmdan bir lâfsın söylenmesi şart değildir. Rehin hususunda rızaya delâlet eden sair tâbir­ler ile de rehin mün'akid olur.

Meselâ: Bir kimse, satın aldığı bir şeyin parası mukabilinde bayie bir mal verip de «Parasını verinceye kadar bunu alıkoy.» deyip bayi de ahkoysa o mal, imamı Âzam ile imam Muhammed'e göre rehin edilmiş olur. Fakat imam Ebû Yusuf ile Eimmei Selâseye göre bu tâbir ile rehin değil, vedia akdedil­miş olur. Çünkü bu tâbirin rehine de, iydaa da ihtimâli vardır, îyda ise zamanı icap etmediği cihetle rehinden daha azdır. Bu itibarla iydain sübûtu iktiza et­miş olur.

23 - : Rehin teati ile, mükâtebe ile ve dilsizin mahud işaretüe de mün'­akid olur.

Meselâ : Bir kimse, bir şahısdan şu kadar kuruşa bir saat satm alıp ona bir mal vererek «Saatin semenini sana verinceye kadar bu malı imsak et.» de­se bu mal rehin ediimiş olur. Bu sözü ile akdi rehin mânasını ityan etmiş­tir. Ukudda itibar ise meâniyedir (Bedayi),

Hattâ müşterinin parasını vermeden satın aldığı şeyi kabs ettikten sonra semeni mukabilinde bayiine rehin bırakması da caizdir. Fakat böyle satın alı­nan bir malı müşteri, daha köbz etmeden semeni mukabilinde terhin edemez. Çünkü bu mal, kablelkabz kendi sememyle mazmundur, ayrıca rehin ile tazmi­ne mahal yoktur. Beyi, merasine müracaat!.

(Malikrîere göre rel-n, bir borcu tevsik için kabz edilen maldır, Maama-fih rehni mücerred icap ve kabul ile mün'akid ve îâzim olur. Rehnin sıhhati için mürtehinin rehini kabz etmesi şart değildir ve kabz. rehnin mahiyetine da­hil değildir. Şu kadar var ki, mürtehin, merhunu kabz etmeyi taleb eder, râ­hin de teslime mecbur olur.

îbni Hacibe göre rehin, kabzdan evvel sahih olursa da kabz bulunmadıkça tamam olmaz (Muhtasar-i Ebizziya, Düsûkî).

(Şafiî'lere göre de rehin, bir malın aynini bir deyin mukabilinde vesika kılmaktır ki, o deynin Ödenmesi müteazzir olunca bu maldan istifasa cihetine gidilsin. Rehin, icap ve kabul ile sahih ve kabz ile lâzım olur.

Rehinin lügatte sübût ve hapis mânasına olduğuna şu hadisi şerif de delâ­let eder: ( üj^^ oa.^^Uı^' > yani: Ölmüş bir müminin ru­hu borcu mukabilinde mahbusdur, makamı kerimden mehcurdur.

Râhin hakkında rehinin iüzûmu râhinin ikbazına = rehni kabz ettirmesine, kabza izin vermesine veya mürtehinin kabzına mütevakkıftır. Bu kabza mü-

saade ve bilfiil kabz ise akdi salâhiyeti olan kimseler tarafından vuku bulmak icap eder. Aksi takdirde kabz ve ikbaz muteber olmaz. Meselâ: Çocukların, mecnunların mehcurlann kabz ve ikbazları sahih değildir.

Rehinde iki tarafdan niyabet = Vekâlet ceryan eder, yani Râhin de mür­tehin de kendi yerine başkasını tevkil edebilir. Ancak mürtehinin- râhini kab­za naib tâyin etmesi caiz değildir. Çünkü kabız ile makbuzun ittihadı mümteni-dir (Tuhfetüîmuhtaç).

(Hanbelî'lere göre de rehin, deyni ayin ile tevsikadır ki, deyni başka su­retle tediye müteazzir olunca o deynin tamamını veya bir kısmını bu ayinden veya bunun semeninden ahz etmek mümkün olur.

Rehin, icap ve kabul ile mün'akid, kabz ve lâzım olur. Şöyie ki: Rehnin râhin hakkında lüzumu, mürtehinin veya vekilinin veya râhin ile mürtehinin bilittifak tâyin edecekleri kimsenin rehini kabz etmesine muhtaçtır. Râhinin izni olmadıkça kabz muteber olmaz ve râhinin izininden sonra da kabz bulun­madıkça rehinde tasartfufatı nafizdir.

Merhun, akd-i rehinden evvel mürtehinin elinde gasben veya ariyet veya vedia olarak veya bir akd-i fâsid ile bulunmuş olsa mücerred bu akd ile re­hin, lâzım olur, ayrıca kabza muhtaç olmaz.

Rehin, muatat tarikile de mün'akid olur.

Rehin, hak zamanında, yani: Borcun zimmete taallûku ânında ve hak za­manından sonra akdedüebüir. Fakat hakdan evvel akdedilemez. Çünkü rehin, hakka tâbidir, ona takaddüm edemez (Keşşafülkına).

(Zâhirî'lere göre de rehin, kabz ile tamam olur. Nefsi akidde ~ Rehin ak­di esnasında mürtehin tarafından merhun kabz edilmedikçe rehin caiz olmaz. Çünkü Kuranı Kerimde buyurulmuştur.

Rehni, bir sikanın - Adlin yanına bırakmayı şart koşmak caiz değildir. Başkasının kabzı kabz sayılmaz, Katade, Hakem Ebû Süleyman ve îbni Ebi Leylâ'nın kavilleri de böyledir. Dâyinden başkasının rehini kabz etmesini ig-tirat, kitabulîahta bulunmayan bir şart olmakla bâtıldır.

Müdayene akdi esnasında alınan rehin, muteberdir. Müdayenenin tamamen akdinden sonra verilen rehin muteber değildir, Râhin bunu dilediği zaman mürtehid istirdad edebilir (ElmuhaUa).

Zâbirî'lerin hukuk dairesini bu kadar tezyik ederek edillei şeriyenin pek geniş şümulüne infazı nazar edememeleri, bir kimsenin bir hakkı dilediği za­man teberruan tevsik etmesinin cevazım ve bir kimsenin saîâhiyettar olduğu bir akdi usûlü dâiresinde başkasına vekâleten havale edebilmesinin meşruiye­tini düşünememeleri istiğraba şayandır.

Davud-u Zâhirİ'ye göre rehin, yalnız sefer haline mahsusdur. Seferde bor­cu yazacak kâtip bulunmazsa rehin verilebilir. Bu rehin yalnız bey'ide, selemde karzda muayyen bir müddete kadar istitrat edilebilir. Fakat sair muamelât­ta rehin verilmesini şart koşmak caiz değildir. Çünkü kitabullahda mezkûr ol­mayan bir şart bâtıldır.

Mücahidde rehinin yalnız sefer   halinde   caiz   olacağına   kaildir.   Çünkü âyeti kerimesi rehinin cevazını sefer haline hasret­miştir. Bir müddete kadar olan deyin ise ya bey'i veya selem veya karz sure­tiyle olur, bunu tecavüz edemez.

Hali hazarda rehin verilmesi ise bir müddetle mukayyed ve akd zamanın­da meşrut olmamak üzere caiz olabilir ki bu, râhin tarafından bir teberru sa­yılır. Nehi edilmeyen bir şey ile tetavvü ise güzeldir. Resûli Ekrem, saliallâhü taâlâ aleyhi vesellemin yirmi sa' arpa mukabilinde zirhini rehin bırakmış ol­ması da bu kabildendir (Elmuhallâ).

Fakat sair müctehidlere göre rehin yalnız sefer haline münhasır değildir. Ayeti kerimede seferin zikr edilmesi galibi ahvale nazarandır. Yoksa rehin hu­susunda sefer ile hazerin farkı yoktur.

'Filvaki sefer halinde borcu tevsika daha ziyade ihtiyaç görülebilir: Misa­fir, mefkud gibidir, o halde dâyin, vesikaya muhtaç olur. Hazır ise böyle de­ğildir. Onan hakkında kalb galib ahvalde mutmain bulunur. Fakat bu nokta-i nazar rehnîn hali hazarda iştiratına bir mani teşkil etmez (Bedayi, Elmizanül'-kübra).    [4]                                                                                                      

 basa dön

 

Rehnin İnikadının Ve Lüzumunun Şartları :

 

24 - : Rehinin sahihen inikadında râhinin ve mürtehinin âkil ve mümey­yiz olması lüzumu için de kabz bulunması şarttır. Âkidîerin baliğ ve hür olma­ları şart değildir.

Binaenaleyh gayrı mümeyyiz çocukların, mecnunların rehin ve irtihanları bâtıldır. Mümeyyiz olan bir çocuğun rehin verip alması ise şahindir. Şu kadar var ki ticarete mezun olmayan mümeyyiz çocuğun rehin ve irtiham velisinin icazetine mevkuf bulunur.

Ticarete mezun bir kölenin de rehin ve irtiham caizdir. Çünkü bunlar ti­caretin tâbilerindendır (Bedayi).

25 - : Merhunun satılmaya salih bir şey olması şarttır. Binaenaleyh, merhunun akd vaktinde mevcud, mutekavvim makdûrütteslûn, bir mal olması lâzımdır. Fehin zamanında henüz mevcud olmayan veya vücud ile adem arasında mütereddit bulunan veya meçhul veya lâşe gibi gay-n mutekavvim olan veya hür insan veya saydıharam gibi alınıp satılması ca­iz bulunmayan bir şeyi terhin sahih değildir.

Mekilât, mevzunat ve meskukât, cinsleri ve hilaf-ı   cinsleri   mukabilinde terhin edilebilir. Bunlar kendi cinsleri mukabilinde terhin edildikten sonra te­lef olsalar rehin oldukarı borç mukabilinde telef olmuş olurlar. Bunların cev detine, ademi cevdetine itibar olunmaz (Hindiyye).

26 - : Merhunun mukabili olan hakkın deyn ise bir deyni sahih ve ayn ise binefsihi mazmun olması şarttır.

Binaenaleyh istikraz edilen bir meblağ için, magsub bir mal için, makbuz olan bir mebiin semeni için, bir icarenin bedeli için rehin almak caizdir. Fa­kat emanet olan bir mal için, mudarebe ve şirket mallan için rehin caiz de­ğildirler. Çünkü bunlar mazmun değildirler.

Kazalik : Hakk-ı şüf'a, hakk-ı kısas gibi asla. mahal olmayan bir şey için rehin almak sahih değildir. Şayed alınırsa rehin olmayıp   emanet bulunmuş olur. Mürtehinin elinde teaddisi olmaksızın telef olsa asla zaman lâzım gelmez, Kezalik : Bir mebi, kabz edilmedikçe semeni mukabilinde rehin almak ca­iz olmaz.

Çünkü mebi, kabîelkabz binefsihi değil, kendi semeniyle mazmundur, bâ-yün elinde telef olsa müşteriden semeni almaya hakkı kalmaz. Artık böyle bir . şey ile mazmun olanın diğer mütehalif bir şey ile de rnazmûn olması caiz ola-. maz. Fakat mebi kabz olunduktna sonra semeni mukabilinde bayie bir mal re­hin verilebilir. Hattâ mebiin kendisi de bu semene mukabil terhin edilebilir. Kezalik : Mekfûlünanhın kendi emriyle müneccezen kefil olan kimseye mal kabilinden olan mekfûlünbih mukabilinde rehin vermesi caizdir. Velevki kefil, mekfûlünbihi mekfûîünlehe vermiş olmasın. Fakat kefalet, binnefsden dolayı kefile rehin vermek caiz değildir. Çünkü bu halde mekfûlünbihin rehnden isti­fası kabil değildir. Mal hakkındaki kefaleti muallâkada da şartın vücudundan evvel rehin verilmesi sahih değildir. Zira kefalet bil'mal henüz hulul etmemiş­tir. Bilâ emir kefaletten dolayı da rehin verilmesi sahih değildir. Çünkü bu halde kefilin mekfûlünanha müracaata hakkı yoktur ki onun mukabilinde re­hin alabilsin (Hindiyye, MecmaüTenhür).

27 - : Râhinin hakkiyle merhunun meşgul olmaması şarttır. Meşgul o!-ur-sa akdi rehn, fâsid olur.

Meselâ : Yemişli ağacı yemişsiz olarak veya bir yeri üzerindeki   ağaçlar dahil olmaksızın veya mülk bir tarlayı üzerindeki ekinler müstesna olarak ter­hin etmek sahih değildir. Çünkü bu halde merhunu müstakilen kabz muhaldir. Fakat bunlar terhin edilip de üzerlerindeki muttasıl şeylerden sükût edil­se onlar da beraberce rehn edilmiş olur.

Kezalik : Bir kimse içerisinde kendisine ait eşya bulunan bir hanesini ter­hin ve teslim etse rehin sahih olmaz. Haneyi bu eşyadan tahliye ettikten sonra teslif etmesi lâzım gelir.

Amma başkasının hakkiyle meşgul olması rehnin cevazım ihlâl etmez. Bi­naenaleyh bir kimse hanesini içinde başkasının eşyası bulunduğu halde terhin edebilir. Bunlar kendi eşyası yanında vedia olduğu gibi mürtehinin yanında da vedia olur.

Kezalik : Râhin, hanesinin içinde bulunan kendi eşyasını mürtehine evve­lâ vedia verip sonra da bu haneyi terhin ederek o eşya ile beraber teslim ey-leşe rehin veteslim sahih olur (Haniyye, Ankaravî, Reddilmuhtar).

28  - : -Akdi rehnin şarta muallâk veya müstakbel zamana   muzaf olma­ması şarttır. Çünkü rehn ile irtihan, ifa ve istifa mânasını mütezammin oldu­ğundan bey'e benzerler. Bey'in şarta taliki ve müstakbele izafesi sahih olma­dığından rehnin talik ve izafesi de sahih olmaz (Bedayi).

29 - : Mukabilinde rehin verilecek hakkın terhin zamanında mevcud ol­ması şarttır. Binaenaleyh mâdûm, melhuz bir borç mukabilinde rehin verilme­si sahih değildir. Meselâ: Bir kimse, borcunu ödedikten sonra dâyine hitaben «Borcumdan sana birşey vereceğim, kaîıp kalmadığını bilmiyorum, belki bir şey kalmıştır, şu malımı onun mukabilinde sana terhin ediyorum.» deyip dâyin de kabul etse ve bu borçtan bir şey kalmamış olduğu anlaşılsa bu mal, rehin mahiyetinde bulunmuş olmaz. Bu halde mürtehinin elinde telef olsa zamanı lâ­zım gelmez.

Kezalik : Bir kimse, bir şahsa «Senin bende sabit olacak alacağın mukabi­linde bu malımı sana rehnettim.» deyip o şahıs da kabul etse bu rehin hük­münde olmaz. Çünkü elyevm sabit veya sebeb-i vücubi mevcud olmayan bir alacak, mâdûm demektir (Haniyye, Dürerülhükkâm).

30 - : Rehnin teberru veçhile verilmesi, yajıi: Râhinin rızasına mukarin olması şarttır. Yoksa dâyinin icbarına mebni yapılan bir rehn muamelesi sa­hih olmaz. Hattâ bir kimse, bir malını semeni mukabilinde filân şeyi rehnet-mek Üzere bir şahsa satsa beyi sahih olur. Fakat o şahıs o şeyi rehn etmekten imtina etse rehn etmesine cebir olunamaz. Çünkü rehn bir nevi   teberrudur. Müteberri hakkında ise cebir cari olamaz. Şu kadar var ki bu takdirde bayi muhayyer olur, dilerse bu bey'e rehinsiz olarak razi olur ve dilerse bu bey'i fesh eder. Bâyiin bu muhayyerliğine «Hıyar-: vasf-ı semen» denilir (Reddi-muhtar).

31 - : Rehnin vakti kabzda mûşâ bulunmaması şarttır.

Binaenaleyh mûşâın rehniyeti sahih olmaz. Gerek kabili kısmet olsun ve gerek olmasın ve gerek şerike ve gerek yabancıya terhin edilsin. Şuyû da ge­rek mukarin ve gerek târî bulunsun müsavidir.

Meselâ : Bir hanenin nısfı şâyiini, bir arsa üzerindeki binayı arsasız ve bir vakıf yer üzerindeki bağ ve bahçeyi rehn etmek sahih olmaz. Böyle bir ter­hin muamelesi fâsiddir.

Maamafih şuyûi târî sebebiyle rehnin fesadına îmamı Azam ile îmam Mu-hammed kail olmuştur. îmam Ebû Yusuf, bunun fesadına kail değildir. Zira beka ihtidadan esnektir. Binaenaleyh bir hane tamamen terhine ve teslim edil­dikten sonra yarısı bilistihkak zabt ediise îmam Ebû Yusuf'a göre rehn nsid olmaz.

Mûşâın rehniyeti hakkında Hanefî fukahasının ihtilâfı vardır. Bazılarına Söre bu rehn bâtıldır. îmam Kerhî bunu ihtiyar etmiştir. Bazılarına göre de fâsiddir. Alâüddm-i tsbîcabî de buna zâhib olmuştur (Şibli).

32  - : Zarureten sabit olan şuyû ile rehin fâsid olmaz.

Meselâ : Râhin, mürtehine iki kumaş verip «Bunun birisini şu alacağına rehin, diğerini de bizaa = Sermaye olarak al.» deyip mürtehin de bunların iki­sini alıp tesellüm etse rehniyet, bu kumaşların ikisine şayi, yani : Bunlardan her birinin yansı merhun olmuş olur. Çünkü bu iki kumasdan biri rehin olmak hususunda diğerinden evlâ değildir (Reddimuhtar).

33 - : Bir falın tamamı terhin edildikten sonra onu mûşâ değil1, muayyen ve müfrez bir kısmı, meselâ yansı bilistihkak, zabt edilse bakisinde rehin sahih ve bu kısım borcun tamamına mukabil rehin olarak mahbus olur. Bu hâki kısım, mürtehinin elinde telef olsa borcdan-hissesiyle telef olur, yoksa bu­nun kıymeti borcun tamamına kâfi olsa da borcun tamamı sâkit olmaz.

Meselâ: Bin lira borç mukabilinde bin iki yüz lira kıymetinde ki bir hane­nin tamamı terhin edilmiş iken bunun müfrez olan yansım bir müstahik çıkıp zabt etse mütebaki yansı bu bin lira mukabilinde rehin olarak kalır. Bu bin lira Ödenmeyince bu kısım rshniyetten çıkmaz. Fakat bu kısım, mürtehinin elinde iken telef olsa borçtan buna isabet eden beş yüz lira sâkit olur, mütebaki beş yüz lira mürtehin râhine rücu eder. Çünkü bu hanenin fazla olan kıymeti mür­tehinin elinde emanet bulunmuş olur.

Nitekim bir borç mukabilinde bir akd ile iki muayyen, müfrez mal terhin edilip birine müstahik çıktığı takdirde de hükm böyledir (Haniyye, Bezzaziyy6)

34 - : Vâdedilen bir deyn mukabilinde rehin verilmesi sahihtir. Çünkü mev'ud bir mal, hacet bakımından mevcud gibi sayılır. Ve insan olan, va­dinde hulf etmez. Bu vâd ekserimev'udu ifaya müfzi olur. Bu cihetle mev'ud deyn, mâdûm sayılmaz. Böyle bir rehne «Makbuz âlâ sevmirrehn» de denir. Meselâ : Bir kimsenin vereceğini vâdettiği yüz Ura ödünç mukabilinde bir mal rehin olarak verilebilir. Bu halde o kimse bu vadini ifaya   mecbur değildir. İfa etmediği takdirde rehin kendisinden istirdat olunur. Ancak o kimse, mu­ayyen bir miktar meblâğ ödünç vereceğini vâdetmiş oldukdan sonra aldığı re­hin daha o meblâğı vermeden kendisinin veya adlin elinde telef olsa bakılır : Eğer vâdedilen meblâğ, bu rehnin kıymetine müsavi veya ondan az ise o kim" se bu meblâğı râhine vermeğe mecbur olur. Amma vâdedilen meblâğ,  rehnin kıymetinden fazla ise o kimse yalnız rehnin kıymetini zâmin olur, ziyadesinden mes'ul olmaz.

35 - : Ödünç verilmesi vâdedilip mukabilinde rehin alman meblâğın mik­tarı malûm bulunmazsa bunda rivayetler muhteliftir. Bir rivayete göre bu re­hin  mazmun olmaz. Diğer bir rivayete göre mürtehin, râhine dilediği miktar da bir meblâğ ikraz etmeğe mecbur olur.   Çünkü mürtehin rehni bir miktar, meblâğ mukabilinde kabz etmiş olmakla bu miktarın beyanı mürtehine ait olur. Meçhulü ikrarda olduğu gibi.

Böyle vâdedilen miktarı meçhul bir meblâğ için verilen rehin, mürtehinin elinde telef olsa imam Ebû Yusuf'a göre mürtehin, rehnin kıymetini baiiğan mâbelâğ râhine zâmin olur. îmam Muhammed'e göre ise mürtehinin en az bir dirhem miktarı gümüş vermesi lâzım gelir. Zira vereceği ödüncün bundan da­ha az olacağı tahmin edilemez.

36 - : Bir kimse, ödünç vereceği miktarı muayyen meblâğı mukabilinde rehin aldıktan sonra o meblâğın bir kısmını verip mütebakisini vermekten im­tina etse onu vermeğe icbar edilemez. O rehin, bu verilen miktar mukabilinde merhun olur (Haniyye, Zeyleî, Hindiyye, Ankaravî).

37 - : Başkasının malini rizasiyle terhin caizdir. Hattâ bir çocuğun ma­lını babası veya vâsiyyi muhtarı veya ceddi sahihi kendi borcu   mukabilinde terhin edebilir. Bu istihsanen caizdir. Çünkü bunlar çocuğun malını başkasına vedia vermeğe salâhiyeddar olduklarından rehin vermeğe de evvelâ bittarik salahiyetli bulunurlar. Zira vedia telefi hainde mazmun değildir, rehin ise te­lefi takdirinde deyn le mazmundur.

Bu terhin, sahih olduğundan çocuk baliğ olunca borç eda edilmeden rehni istirdat edemez. Belki «Borcunu ver de rehni kurtararak sahibine red et.» di ye râhine emrolunur. Bu rehin mürtehinin elinde telef olsa mukabilinde borç-dan ne miktar sâkit olursa o miktarı râhin çocuğa zâmin olur, ziyadesini zâ­min olmaz. Çünkü ziyadesi mürtehinin elinde emanet bulunmuştur.

Fakat bu borcu çocuk büyüyüp tediye etse bu tediye ettiği miktarın tama- . miyle rücu eder, müteberri sayılmaz. Çünkü malını   rehniyyetten tahlis için borcu kazaya muztar bulunmuş olur ve râhin tarafından borcunu tediyeye de-lâleten memur sayılır (Bedayi, Zeyleî).

Kezalik : Bir kimse sâğir evlâdının malından kendisi için borç aldığı meb­lâğ mukabilinde bir malını terhin ederek onun namına yanında hapis ve imsak edebilir. Bu şahindir. Fakat vasinin bu terhine salâhiyeti yoktur (Hindiyye).

38 - : Marazı mevt ile marizin rehin vermesi sahihdir. Şu kadar var ki. vereceği rehnin kıymeti mukabili olan borçtan ziyade bulunursa bu ziyade te­berru sayılmaz. Rehin telef olunca hem borç sâkit olur, hem de rehnin fazla olan kıymeti m örteninden'alınır. Bir de marizin rehni sair alacaklıları hakkın­da nafiz olmaz. Binaenaleyh borcu terekesinden ziyade olduğu halde vefat etse sair alacaklıları bu rehni kısmeti guramaya ithâl ederler. Bu mariz, bu suretie garimlerinden birini diğerlerine tercih etmiş sayılır ki buna salâhiyeti yok­tur (Bezzaziyye, Behcetülfetava).

39 - : Vakıfların, arazM müliyenin rehin bırakılması caiz değildir. Çün­kü bunlar mal-ı şahsî değildir. Binaenaleyh bilicareteyn tasarruf olunan mev­kuf müsakkafat, müstegallât ve arazi-i emiriye = MÜliyye denilen yerler, borç mukabilinde terhin edilemez. Vakıa mütevellinin veya ^razi idarelerinin izniyle bunların vefaen ferağı caiz ise de bu ferağ muamelesi ile rehn arasuv da ismen fark olduğu gibi hükmen de fark vardır. Şöyle ki: Merhunun telefi takdirinde borç sâkit olur. Vefaen mefruğ olan böyîe bir akar veya arazinin mefruğunleh elinde telef olması, meselâ yanması veya sular altında kalıp ken­disinden istifade edilemez bir hale gelmesi takdirinde ise borç sâkit olmaz. Ve bu gibi vakıf bir akar veya arazi ferağ edilmeyerek emlâk-i sırf e gibi terhin edilse bunun hükmü olmaz. Râhin, bu merhunu daha borcunu vermeden geri alabilir ve geri almadan bunlar mürtehinin elinde telef olsa mukabilinde borç sâkit olmaz (Abdürrahif fetavası, Dürerülhükkâm).

Malikî'lere göre de rehinlerin inikadı, cevaz ve ademi cevazı hakkında şu gibi meseleler mevcuddur.

(1) : Rehnin sıhhati için râhinin ehliyeti bey'i haiz olması, rehnin nefazı için de râhinin fükelîef, reşid bulunması şarttır. Binaenaleyh mümeyyiz çocu­ğun, sefihin, kölenin rehinleri mün'akid olursa da lâzım olmaz, velilerinin ica­zetine mevkuf bulunur. Mecnunun, gayrı mümeyyiz çocuğun İse bey'i sahih olmadığından rehni de sahih olmaz.

(2) : Rehn, deyn mukabilinde alınır, muayyen bir ayin veya muayyen bir aynin menfaati mukabilinde rehin alınamaz.

Meselâ : Bir kimsenin satın aldığı bir haneye belki bir müstahik çıkar di­ye bayiinden rehin alması sahih değildir.

Kezalik : Bir kimsenin isticar ettiği muayyen bir hayvan bilistihkak zabt edildiği takdirde kendisine aynen getirip teslim eylemesi için" mucirden rehin alması sahih olmaz.

(3) : Mukabilinde rehin verilecek hakkın filhâl veya âtiyen mevcud bulun­ması lâzımdır. Binaenaleyh zimmette hâlen mevcud bir borca rehin verilmesi caiz olduğu gibi cu'le, meselâ: Kaçmış bir, hayvanı bulup getiren kimseye ve­rileceği deruhde edilen bir paraya rehin vermek de caizdir.

(4) : Rehin, mubayaa veya karz akdi esnasında meşrut bulunursa mute­ber olur ve illâ rehin, bu bâtıl teberrudur, riayeti icap etmez.

(5) : Borcu borç mukabilinde terhin caizdir. Şöyle ki: îki kimseden her birinin diğerine borcu olsa bunlardan biri, kendi alacağını kendi borcu mukabi­linde diğerine rehin verebilir. Elverir ki rehin olacak deynin müddeti, rehin verilecek deynin müddetine müsavi veya ondan eb'ah olsun. Bu, şarttır. Re-

hin olacak deynin müddeti daha yakın veya muaccel olursa terhin caiz olmaz. Bu, selef sayılır. Selem mebhasine müracaat!.

(6) : Bir kimsenin bir şahsa, o şahsın da başka bir zata borcu olsa o şa­hıs, bu kimsedeki alacağını o zata terhin edebilir. Ö şart ile ki, bu borcun ve­sikasını = Müdayene senedini o zata verip bunun kabzına işhadda bulunsun. Bu muamele yapılırken mürtehin ile medyunun bir arada   bulundurulması bir şartı kemaldir, yoksa rehinin sıhhati buna mütevakkıf değildir.

(7) : Bir rehnin borç miktarından fazla olan kıymetini de mürtehinin ri-zasiyle başka bir borç mukabilinde terhin etmek caizdir. Rehin bir yedi emin­de ise mürtehinîn değil, o eminin rizasi şarttır.

Meselâ : Bir kimse, bin lira kıymetinde olan bir hanesini altı yüz lira bor­cu mukabilinde terhin ettikten sonra mütebaki dört yüz lira kıymetini de mür­tehinin rizasiyle başkasına olan bir borcuda rehin gösterebilir. Bu borçların müddetleri müsavi olsun olmasın. Bu fazlayı mürtehine olrm diğer bir borcuna da rehin verebilir. Fakat şu şart ile ki mürtehine olan ikinci borcun müddeti, birinci borcun müddetine müsavi olmalı, ondan s.z veya çok olmamalı. Çünkü tarihi mukaddem olan borç için rehin satılınca diğer borç da Ödenir. O borç daha müddeti gelmeden tacil edilmiş olur ki' bu bir selef demektir. Birinci borç, bir beyiden dolayı ise bu halde beyi ile selef cem olmuş olur, karzdan dolayı ise karşılıklı iki selefi intaç eder ki, doğru değildir.

(8) : Muşâın bey'i, hibesi, vakfı sahih olduğu gibi terhini de caizdir. Me­selâ akar, uruz, hayvan gibi bir malın hissesi bir borç mukabilinde rehin ve­rilebilir. Bu maî, gerek temamen medyuna ait olsun ve gerek olmasın. Bu ma hn tamamı râhine ait ise mürtehin bunun tamamına vaz-ı yed eder. Tâ ki re hinde râhinin eli cevelân ederek rehniyyeti ibtâl etmesin. Fakat bu malın bir kısmı başkasına ait ise mürtehin yalnız rehin verilen hisseyi ihraz ile iktifa eder.

Râhin, hisse-i şayiasını terhin edeceğinden dolayı şerikinden istizana mec­bur değildir. Çünkü bu terhinde şerikine zarar yoktur. Zira o. râhin yerine mür­tehin ile beraber tasarrufta bulunur. Onun hissesine rehinin taallûku yoktur. Şu kadar var ki şerikinden istizan etmesi, hatırına riayet için mendubdur.

Bu, îbni Kasım'a göredir. Eşheb'e göre böyle hisse-i şayia terhin edildiği takdirde şerikden istizan vâcibdir. Çünkü rehin, diğer hisse-i şayianın derhal-satılmasına mani oîur. îbni Kasım'a göre ise mani.oîmaz.

(9) : Müşterek bir maldaki bir hisse-i şayia terhin edilince bakılır :   Bu maî kabili taksim ise şerik, kendi hissesini râhinin izniyle ifraz ettirerek onun izni olmaksızın satıp müşteriye teslim edebilir.-Rehin veren şerikin hissesi-ae   bu   ifraz edilen kısmın   münferiden   satılmasından   dolayı   noksan   âriz olursa tamamının satıldığı takdirdeki fazla fark ne ise onu râhin olan şerik, diğer şerikten alır.   Bu alacağı fazla   miktar,   mürtehinin   alacağı   cinsden

değilse o da rehin olur. Alacağı cinsinden olunca bundan borç ödenir. Meğer ki yerine başka bir rehin daha verilsin.

(10) : Akdi rehne münafi şarta mukarin olan irtihan bâtıldır.  

Meseîâ : Rehni râhinin elinden mürtehinin kabz etmemesi veya borcun za­manı hulul edince rehnin satılmaması şart edilse rehin mün'akid olmaz,

(11) : Mürtehin, rehni daha kabz etmeden râhin ölse veya iflâs veya tecen-nün etse veya marazı mevt ile mariz olsa rehin bâtıl olur.

Kezalik : Mürtehin, râhinin merhunda ikamet etmesine veya merhunu ica-reye vermesine izin verse rehin bâtıl olur. Velev ki râhin merhunda ikamet et­mesin, merhunu icareye vermesin. Borç rehinsiz kalmış olur.

(12) :Mürtehin, rehni râhine veya râhinin izniyle başkasına mutlak'suret­te, yani: Bir müddet sonra rehniyyete iadesi meşrut veya bu hususda bir örf mevcud olmaksızın iare etse rehin bâtıl olur. Fakat rehnin bilâhare rehniyye­te iadesi şartiyle iare edilmesi rehni1 iptal etmez (Şerh-i Ebü'berekât).

Şafii'lere göre de rehnin şeraiti ve saire hakkında şu gibi meseleler vardır:

(1) : Râhin ile mürtehinin mutlakuttasarruf, yani : Teberrua ehil olma şarttır.

Binaenaleyh bir kimse velisi bulunduğu bir çocuğun veya mecnunun ve­ya sefilin malını rehin veremez ve bunların namına rehin alamaz. Meğer ki bir zaruret bulunsun veya bunların mallarını semeni müeccel olarak satmaya lüzum görülsün.

(2) : Merhunun satılmaya salih ayin olması şarttır.

Binaenaleyh menfaati terhin sahih değildir. Çünkü menfaat, şeyen fe'şe-yen telef olur.

Kezalik : Deyni terhin de sahih değildir. Zira deyne kabzdsn evvel vusuk yoktur. Kabzdan sonr ada deyn olarak kalmaz. Ancak merhunun itlafından do­layı mutlifin zimmetine terettüb eden bedeli, merhuna mukabil rehnolur. Râ-hiıi mütlifi bundan ibra edemez.

(3) : Mernûnünbihin bir lâzım deyin olması şarttır.   Velev ki bu deyin, zekât veya menfaat kabilinden olsun. Şöyle ki: Verileceği vakti hulul eden bir bir zekât borcu mukabilinde rehin verileceği gibi bir ecirin zmmetine taallûk eden amel mukabilinde, de rehin verilebilir. Çünkü bu amel, rehnin satümasiyle istifa edilebilir. Fakat icareye verilen bir ayin mukabilinde rehin alınamaz. Zira merhunu satarak semeninden bu ayni istifa etmek kabil olmaz.

(4) : Müşai - Bir maldan hisse-i şayiayı   şerike de başkasma da rehin vermek şahindir. Bunun kabzı, tamamını kabz suretiîe olur. Müşâ, akar ise bu rehin şerikin iznine muhtaç olmaz, menkûl ise muhtaç olur. Şerik isin verme­diği halde mürtehin, rehnin şerikin elinde bulunmasına razi olsa rehn   icaiz olur, şerik kabz hususunda mürtehinin naibi sayılır. Şerik buna da izin vermezse hâkim bir adi ikame eder,o müşterek ma'ı şerikler namına olarak o adle tevdi eyler.

(5) : Akdi rehinde rehnin muktezasına mutabık veya akdi rehn için mas­lahata muvafık veya garezden hali bir şart dermeyan edilse akdin sıhhatine mani olmaz. Mürtehinin sair alacaklılara takaddüm edeceğini veya akdi rehne işhad edilmesini veya merhunun ancak şu kadar yemesini şart koşmak gibi.

Fakat mürtehine muzir, râhine nafi bir şart dermeyan edilse şart da. re­hin de bâtıl olur. Borcun vakti hulul edince rehnin salmamasını veya değer fiatinden fazlaya satılmasını şart koşmak gibi.

Bilâkis mürtehine faideli, râhine zararlı bir şart dermeyan edilse şart bâ­tıl olacağı gibi ezhar olan kavle göre rehin de bâtıl olur. Mürtehinin merhun-dan bir miktar ile veya bir zaman ile takyid etmeksizin istifadesini şart koş­mak gibi.

(6) : Semere, nitac = Dul gibi rehnin zevaldi vücuda gelirse bunların ria merhun olması şart edilse şart da akd de fâsid olur. Çünkü bunlar filhâl ma-durndur, meçhuldür.

(7) : Bir deyin mukabilinde bir rehin verildikten sonra başka bir rehin da-1 ha verilebilir. Bu caizdir, velev ki rehinlerin cinsleri mütefavit bulunsun. Fa­kat mürtehinin kabz etmiş olduğu bir rehin başka bir deyin mukabilinde de ter­hin edilemez, imam Şafiî'nin kavli cedidine göre bu caiz değildir. Velev ki bu her iki borca kâfi olsun. Çünkü bu halde bu rehnin vesika olmak kıymeti azal­mış olur.

(8) : Vedia gibi emaoet bir mal mukabilinde rehin alınması sahih olma­dığı gibi müstear veya rıağsub bir ayin mukabilinde de terhin sahih değildir. Çünkü emanetler zaten mezmun değildirler, Müstear ve magsub bir ayni ise merhunun semeninden istifa kabiî değildir. Maamafih magsub bir malı sahibi­ne derhal reddetmek icap eder.

(9) : Fiîhâî sabit olmayan bir deyn mukabilinde rehin vermek sahih de^ Sildir. İstikraz edilecek bir para veya satın alınacak bir malın semeni veya zevcenin müstakbel nefekası mukabilinde şimdiden rehin vermek gibi. Çünkü rehin, bir hak mukabilinde bir vesikadır, bu hakka takaddüm edemez.

(10) : Borcun hululü zamanında merhunun mürtehine satılmış olması şart kılmsa beyi de terhin de fâsid olur. Çünkü böyle talik edilen bir beyi ve tevkit edilen bir rehinfâsiddir, sahih olamaz. O halde bu merhun; borç müddetinin hululüne kadar emanet sayılır, çünkü bu bir rehn-i fâsiddir, hululünden sonra İse mazmun olur, zira bunun hakkındaki beyi, fâsiddir (Tuhfetülmuhtaç).

Hanbelî'lere göre de rehinlerde şu şartlar carîdir :

(1) : Akdi rehin, müneccez olmalıdır. Binaenaleyh rehnin bir şarta taliki sahih değildir.

(2) : Râhin, bey'i ve şırası sahih olacak bir kimse olmalıdır. Binaenaleyh büâizin mehcurun rehni sahih değildir.

(3) : Râhin, rehnin maliki olmalı veya onu terhine maliki tarafından me­zun bulunmalıdır. Meselâ : Bir kimse, isticar veya istiare suretiyle menafiine malik olduğu bir haneyi mucirinin veya muirinin izniyle rehin   verebilir.

(4) : Rehin, hakka mukarin veya hakdan sonra verilmelidir. Binaenaleyh henüz zimmete taallûk etmeyen bir borç mukabilinde rehin verilmesi sahih de­ğildir,

(5) : Rehin, cinsen, kadren ve sıfaten malûm bir ayin olmalıdır. Deyin ve menfaat rehin olamaz.

(6) : Akdi rehnin iktiza ettiği hususlar hakkındaki şart, sahihdir.   Rehni mürtehinin veya adlin satmasını şart koşmak gibi. Fakat akdi rehnin iktiza et­mediği veya rehne münafi olan hususlardaki şart. sahih değildir.   Maamafih bu şartın fesadına mebni akdi rehin de fâsid olmuş olmaz. Rehnin menafimin mürtehine aid olmasını veya rehni mürtehinin kabz etmesini veya borcun hulu­lü zamanında rehnin satılmamasını veya rehnin mürtehince mazmun olmasını şart koşmak gibi.

(7) : Muşaı şerike de başkasına da terhin sahihdir. Bir müşa'daki hisse-i şayianın yalnız bir kısmını terhin de caizdir. Rehn verilen muşa, akar gibi gay­rı menkûl olunca râhin, bu merhun ile mürtehinin arasını tahliye eder, velev-kİ şeriki hazır bulunmasın ve izin vermesin. Çünkü bu tahliyeden dolayı şeri­ke bir zarar'lâhik olmaz. Bu muşa, elbise, hayvanat gibi menkûl olup şerik ile mürtehin bunun kendilerinden birinin veya başkasının elinde bulunmasın arazi olurlarsa caiz olur. Razi olmazlarsa hâkim bunu bir şahsın eline emaneten ve­ya bir ücretle testim eder. Çünkü mürtehinin kabzı vacibdir. Bu kabz ise mu­şa hakkında münferiden mümkün değildir. Artık vacib olan kabza vesile olsun diye bu veçhile muamele lâzım gelir. Hâkim bu müşaı icareye de verebilir. Zira bunda şerik ile mürtehin için masiahat vardır (Keşşafülkına, Neylülme-arib).

Zâhirî'îere göre de rehnin cevaz ve ademi   cevazında şu gibi meseleler vardır:

(1) : Satılması caiz olan her şeyin terhini caizdir. Satılması caiz olmayan şeylerin terhini ise caiz değildir. Çünkü rehin, mürtehm için mümatale vukuu­na karşı bir vesikadır, bununla intisaf = îstifa-i hak kabil olur. Bu ise ancak satılabilecek bir şeyde mümkün olur,

(2) : Bir malı satın alıp semeni mukabilinde bayiine rehin bırakmak caiz değildir. Böyle bir beyi, mefsuhdur. Şu kadar var ki, bayi semeni peşin olarak satmış ise semeni alıncaya kadar mebii elinde tutabilir.

(3) : Bir borç akdi esnasında sahih bir surette terhin edilen bir mal, bi­lâhare yapılacak ikinci bir borçdan dolayıda terhin edilemez, terhin edilse ikin­ci akid bâtıl olur. Çünkü rehin birinci akid hakkında sahih olmuştur, artık onu başka bir akde nakil caiz olmaz.

(4) : Dinarlar, dirhemler matbu - Meşkûk olsunlar olmasınlar rehin ola-.-bilirler. Bu caizdir, imam Malik'e göre bunlar matbu olmayınca terhin edile­mezler,

(5) : Bir borç mukabilinde verilen rehnin tamamına veya bir kısmına bir müstahik zuhur etse rehniyyet de, müdayene akdi de bâtıl olur. Çünkü râhin ile mürtehin müdayeneyi rehnin sıhhatine meb ni akdetmişlerdir. Artık bu re­hin sahih olmayınca o müdayene de asla sahih olmaz.

(6) : Bir cemaat kendilerine ak ,bir mal-ı müştereki bir şahsa terhin et­seler veya bir şahıs bir malını bir cemaate birden terhin eylese bu cemaat­ten herhangi bir ferd kendi hissesine düşen borcu ödese onun o rehindeki hak­kı, rehin olmaktan çıkar, diğer şeriklerin hisseleri rehin olarak kalır.

Kezalik : O bir şahıs cemaatten bazılarına borcunu ödese bunların hakk-ı irtihanları sâkit olur, bunların hisselerine rehinden isabet eden kısmı, râhine rücu eder. Diğer şeriklerin hisseleri kendi miktarlarına rehin olarak kalır. Çünkü bunlardan her birinin kendine mahsus hükmü vardır. Nitekim Kuranı Kerimde: Duyurulmuştur. Yani: Herkesin kazancı kendisinedir ve bir yük. sahibi başkasının yükünü taşımaz.

(7) : Müşaı, yani bir'mal-ı müşterekdeki hissei şayiayı terhin caizdir. Tak­simi kabil olsun olmasın, terhin edecek şerikin yanında bulunsun bulunmasın müsavidir. îki şerikin bir maîa vazıyedleri nasıl.caiz ve muteber ise mürtehin ile diğer hissedarın vazıyedleri de öylece caiz ve muteberdir.

Her maîm kabzı kendi haline göre kabil olur. Menkûlâttan olan bir şeyde­ki kabz. onu vaz-ı yed ile kendi yanma nakl ile olur. Hane, arazi gibi nakii kabiî olmayan bir şeydeki kabz da onu zabtına itlâk-ı yed ile olur. Müşâ olan bir şeyde mürtehinin kabzı, o şeydeki hissesine râhinin şerikiyle beraber olan kabzı gibi o'muş olur. aralarında fark yoktur. Eğer müşâda kabz sahih olmaz­sa onda şeriklerin de kabız bulunmamış olmaları lâzım gelir. Öyle olunca da o mal rnahme bulunur, onun üzerindeki bir kimsenin eli bulunmamak iktiza eder. Bu ise bir emirdir ki, bunu din de ıyan da tekzib eder. Çünkü bunda şe­riklerin tasarrufu mülk ile tasarrufta bulunmaları dinen caizdir, bu müşâın birer müddetle şeriklerin elinde bulunması veya bunu bilittifak bir kimsenin yanına bırakmaları da müşahede ile sabit hallerdendir. Âyet-i Kerimede de buyuruîmuştur. Bu nazmı kerimdeki rehin mutlaktır, müşâ tahsis edilmemiştir. Eğer bunu terhini caiz olmasaydı Hak Taâlâ Hazretleri bunu istisna ederdi. Osmanülbetti, îbni Ebi Leylâ, îmam Malik, İmam Şafiî ve saire de buna kaildirler. îmamı Âzam üe ashabına göre ise müşâı terhin caiz değildir.

Hanefiyye, iki insanın şayian malik oldukları bir malı bir kimseye terhin etmelerini caiz görmemiş oldukları halde bir kimsenin iki kimseden bir sefeka = Bir akd ile istikraz eylediği bir borç mukabilinde bir malım, meselâ bir arsasını bu iki kimseye terhin etmesini caiz görmemişlerdir. Bu ise bilâ.delil farktır, tenakuzu müstelzimdir (Elmuhallâ).

Hanefiyyenin ise bu hususdaki noktai nazarları şöyledir: Rehnin mUcebi, raürtehinin alacağını alıncaya kadar rehni elinde rrüstakillen rehniyyet üzere haps ve imsak ede-bümesidir. Halbuki müşâın rehniyyeti caiz olsa mürtehin, şerik olmayınca merhunu bir gün kendis bihükrnirrehn imsak edecek bir gün de râhine veya râhinin şerikine iade eyleyecektir. Mürtehin, şerik olduğu tak­dirde de merhunu. bir gün bihükrnirrehn, bir gün de bihükmü'mülk elinde bu­lunduracaktır. Bu halde merhun sanki bir gün rehnedümiş, bir gün de reh-nedilmemiş gibi oiur.

Maamafih rehinden maksad. mürtehinîn alacağını lâyıkiyîe tevsiktir. Hal-bu l;i müşaiyyet buna mânidir. Çünkü müşâı iştira hususunda1 nasın rağbeti azdır, satılmasına lüzum görülünce müşkilât yüz gösterir, mürtehin bunun ta­sarrufunda da aleleksear müşkülâta maruz kalır. nazmı ke­riminde ise rehinler makbuz olmakla mukayyed bulunmuştur. Bu makbuziyet, mutlak olduğundan kemaline masrufdur, müşaiyyet bu kefaîe münafidir.

Hanefice de deyin bir, sefka bir oldukdan sonra mürtehin olacak kimsele­rin müteaddid olması rehnin sıhhatine mani olmaz. Binaenaleyh bir kimse bir kaç kimseden müşterek oldukları bir parayı istikraz etse bu para mukabilin­de bir malını bu kimselere terhin edebilir. Zâhirîyye mezhebinin pek mutaas-sıb bir imamı olan îbni Hazmın buna muhalif isnadatta bulunması, Hanefi mez­hebini güzelce tetkik etmediğine delâlet eder. Müteaddid kimselerin şayian malik oldukları bir malı bir şahsa terhin etmeleri ise matlûp olan kabzın ke­maline mani olmayacağından caiz görümüştür. Artık tenakuz iddiasına ve sa-ireye mahal yoktur.[5]

 basa dön

 

Rehnin Hikmet’İ Teşriiyesi

 

40 - : Rehnin meşruiyeti kitap ile, sünnet ile, icma-ı ümmet ve kıyası fukaha ile Sabittir. Rehin, hem sefer, ve hem de ikamet halinde alınıp verile­bilir. Müsaferet halinde daha ziyade ihtiyaca ve ihtiyata binaen rehn muamele

si mutad olduğundan  ayeti kerimes bu itiyadı galib olan

hale nazaran sefer halinde rehn alınmasını âmir bulunmuştur. Yoksa ikamet halinde de rehin alınmasına mani değildir. Resûli Ekrem sallallâhü taâîâ aleyhi vesellem efendimiz, Medinei münevverede hali ikametinde bir yehudiden veresiye aldığı bir miktar zahire mukabilinde mübarek zırhını terhin buyur­muştu. Nebiyyi alişan efendimiz, bu suretle hali ikamette de velev gayrı nes­limden olsun rehin mukabilinde bir mal almanın cevazını göstermiş, başkala­rına yük olmaktan ise rehin mukabilinde veresiye mal almayı tercih buyur­muş, bu hususda da ümmetine iktisadî, ahlâkî bir ders vermiştir. Bu hâdise ise o Resulü Ekremin dünya emvaline tama' etmiyerek ne kadar muttekıya-ne bir halde yaşamış olduğuna bir şahid bulunmuştur.

Maamafih rehin muamelesi, Ötedenberi milletler arasında carî ola gei-miştir. Peygamberi zîşan efendimiz ise bu muameleyi menetmerniş, belki na­şı bu muamele üzerine takrir buyurmuştur. Bu cihetle de rehnin meşruiyeti hakkında ümmeti merhumenin icmaı tahakkuk etmiştir.

Rehin, teminat kabilin dendir. Bunda hem dâyine, hem de medyuna yani hem mürtehine, hem de râhine ait faideler vardır. Mürtehin, rehin hakkirda ki emri ilâhiye imtisâlinden dolayı sevaba nail olur. Ve aldığı rehin sebebiy­le hakkından emin olur, müsterihülkaîb bulunur, medyun olan râhinin muma-talesi, imkân ve iflâsı yüzünden alacağının zayi olacağı endişesinden kurttur. Râhine gelince bunun rehinden istifadesi daha ziyadedir. Çünkü insaniar va­kit vakit borç para almak, veresiye mal almak mecburiyetinde kalırlar. İnan bu sayede haysiyetini, şerefini muhafaza eder, iktisadî menfaatlerini tenine muvaffak olur. Fakat ço kkere teminat vermedikçe bu babdaki ihtiyacın; iza­le edemez. Binaenaleyh rehin sayesinde bu ihtiyacını bertaraf eder. Bu sa­yede hem ödünç almış, hem de rehin verdiği malı, mezhebi Hanefiye nazaran mürtehinin zamanında bulundurmuş olur, rehnin telefi takdirinde kıymeti nis-betinde borcundan kurtulur. Hâsılı rehin bir vesikadır. Bununla borç tevsik edilmiş olur.

Bir şeyi tevsik ve tekide medar olan şeye «Vesika» denir. Cem'i vesaiktir (Hindiyye, Zeyîeî, Elmuhallâ). [6]

 basa dön

 

Rehne Dahil Olup Olmayan Şeyler :

 

41 - : Beyide zikredilmeksizin dahil olan müştemelât, rehinde dahi da­hil olduğu gibi bir arsa rehn edildikte Üzerindek bilcümle ağaçlariyle meyvala-n ve sair dikilmiş, ekilmiş şeyleri de sarahaten zikredilmese bile rehne da­hil olur.

Meselâ : Bir kimse üzerinde ağaç, meyva veya ekin bulunan bir arsennı rehin verse bu ağaç ile saire de rehne dahil olur. Çünkü bunlarsız rehin cari olmaz. Relini tashih için bunlar dahil olurlar. Ve illâ arsa, râhinin mülkü ile meşgul bulunmuş olur. Meşgulü ise şagılsiz olarak terhin caiz değildir (T=n-kih-iHâmidî).

42 - : [Merhundan mütevellid ziyada asıl merhun ile beraber merhun olur.

Meselâ : Merhunun südü, yünü, yavrusu, meyvası gibi mütevellid nema­sı râhine ait olup merhum ile beraber mürtehinin elinde rehnolarak kalır. Bu nema helak olsa mazmun olmaksızın helak olmuş olur. Çünkü bu ziyada teba­an merhundur. Tâbi olan bir şeyin ise aslin mukabili olan şeyden hissesi ola­maz. Asıl rehin helak olub bu nema baki kalsa borç asılın yevmi kabzindeki kıymetiyle bu nemanın fekki rehn zamanındaki kıymetine taksim olunur. Ası­la isabet eden borç sâkit olur, nemaya isabet eden miktar ile de rehin fekke-dilir.

Meselâ : Borç miktarı doksan, asıl rehin kıymeti de doksan, nemanın kıy­meti de otuz lira olsa, nemamn kıymeti, asıl rehnin üçde birine müsavi bulun­muş olur. Bu halde borcun dörtte üçü olan (67) lira (50) kuruş asıl rehnin his­sesi olmakla onun telefiyle bu miktar sâkit olur. Borcun dörtte biri olan (22) lira (50) kuruş da nemanın hissesi olacağından râhin, bu (22) lira (50) kuru­şu vererek nemayı rehniyetten kurtarır, borcunu tamamen ödemiş olur.

43 - : Rehinde büyümek, semizlemek gibi fasıl olan ziyade-i muttasıle-i mütevellide asıl rehin hükmündedir. Ondan ayrılamaz. Rehin arsa üzerine ya­pılan bina gibi ziyade-i muttasıle-i gayr-i mütevellide ile merhun akar ve hayvanın ücretleri gibi ziyade-i münfesile-i gayrı mütevellide İse asıl rehn ile beraber merhun olmaz. Binaenaleyh bunları râhin, mürtehinden alabilir.

44 - : Mürtehin rehnîn nemasını, meselâ merhun bağın mahsulünü râ­hinin rızası, ibahesi olmaksızın istihlâk etse bunu râhine zâmin olur. Merhu­nun doğacak yavrusu veya yavrusunun yavrusu da bu nema kabilindendir, mürtehinin elinde rehn olarak kalır. Borç asılın yevm-i terhinindeki, yavrula­rın da rehni fek zamanındam kıymetlerine taksi molunur (Hindiyye).

45 - : Bir rehn, râhin ile mürtehinin rizalariyle   başka bir rehne tebdil edilebilir.

Meselâ : Bir kimse borcu olan yüz lira mukabilinde bir halısını rehin bı­rakmış iken bilâhare bir saat getirib «Bunu rehn olarak ai.» dese mürtehin de halıyı reddedip saati alsa yüz lira mukabilinde bu saat merhun olur, halı rehn olmaktan çıkar. Fakat mürtehin saati kabz etmedikçe hah râhine reddedilsin edilmesin rehin olmakta devam eder. Kezalik : Saati kabz ettiği halde halıyı reddetmedikçe de halı rehniyette kalmış, saat emanet bulunmuş olur. Mecel-le'de bu kabul edilmiştir.

Fakat diğer bir kavle göre mürtehin ikinci rehni kabz edince birinci re­hin, rehnyetten çıkar, velev ki râhine henüz reddedilmemiş olsun (Mecmaül enhür, Hindiyye, Bezzaziyye).

46  - : Rehn akdedildikten sonra râhinin veya kefilinin veya hariçden bi­rinin merhunu tezyid etmesi caizdir. Yani  Bunlardan biri akdedilen rehn ba­ki iken ona başka bir malı da rehin olarak ilâve edebilir. Bu sahihdir. Bu ziyade de asıl akde mültehik olur, â gibi olur. Bu iki malın mecmuu, Ünde merhun bulunur.

asıl akd bu iki mal Ü2erine yapılmış zamanında mevcud olan borç

Meselâ : Bir kimse, istikraz ettiği yüz lira mukabilinde yüz lira kıyme­tinde bir saatini rehn bırakdıkdan sonra bir de elli lira kıymetinde bir yüzü­ğünü ilâveten rehin verse bu ikisi yüz lira mukabilinde terhin edilmiş olur. Bi­naenaleyh bu rehinlerden biri telef olsa borç bununla baki rehne bir nisbet dairesinde taksim edilerek telef olana isabet eden miktar, borçdan sâkit olur.

Meselâ saat telef olsa borcun üçde ikisi sâkit olup yüzüğe tekabül eden . üçde biri kalır. Rehinlerin kabz edildikleri gündeki kıymetlerine itibar olunur.

Borcun bir kısmı tediye edildikden sonra ikinci rehin verilse bu, birinci rehin ile beraber mütebaki borç mukabilinde rehn olmuş olur. Ve borcun ta-mamı tediye edilmedikçe bu rehinlerden hiç biri fek edilemez.

47 - : Mukabilinde rehin alınan bir borcun miktarı yine o rehne mukabil olmak üzere mürtehin tarafından tezyid edilebilir. Bu halde o rehin o iki borç mukabilinde merhun bulunur. Bu iki borç nev'an müttehid olsun olmasın müsa­vidir. Çünkü rehnîn kıymeti boredan noksan ve-ziyade olmasına nazaran reh-rıi tezyide lüzum görülebileceği gibi borcu tezyide de hacet görülebilir.

Meselâ : Bir kimse, bir şahsa olan yüz lira borcu mukabilinde iki yüz li­ra kıymetindeki bir saatini rehin olarak teslim ettikten sonra yine bu saate mukabil olmak üzere o şahısdan elli lira daha ödünç alsa bu saat yüz elli liraya mukabil rehin olmuş olur.Binaenaleyh bu saat telef olsa her iki borç da sâkit.olur. Yalnız borcun biri cdense saat rehniyetten çıkmış olmaz.

Bu mesele, îmam Ebû Yusuf'a göredir. Mecellede de bu kabul edilmiştir. Fakat imamı Âzam ile imam Muhammed'e göre bir rehin mukabilinde borcu tezyid sahih değildir, bu rehnîn ziyade edilen miktara şümulü olamaz. Çünkü bu ziyade şuyûu icap eder. Rehnin bir kısmı birinci borca, bir kısmı da ikin­ci borca mukabil olmak lâzım gelir, rehinde ise şüyu meşru değildir. Bu hal­de birinci borç tediye edilince merhun rehin olmaktan kurtulur (Hida/e, înâye)

(Malikî'lere göre terhin edilen hayvanın üzerinde terhin zamanında mev­cud yünü ve rehn verilen cariyenin rahminde mevcud yavrusu ve hurma ağa­cının yanında mevcud fesîîesi rehne dahil olur. Fakat rehnin gailesi: meselâ südü, semeresi, doğan yavrusu, anların balı, akarın veya hayvanın kira bede­li gibi şeyler rehne dahil olmaz. Meğerki bunların rehne dahil olması meşrut olsun. O zaman bunlar da dahil olurlar (Şerhi Ebilberekât).

(Hanbelî'lere göre de merhun yerlerde hüdayı nabit suretiyle olsun olma­sın tenebbüt ederi şeyler rehne dahil olur. Çünkü bunlar merhunun nemasur

Bir borç mukabilinde rehni tezyid sahihdir, fakat bir rehin mukabilinde borcu tezyid sahih değildir. Meselâ : Bir borç mukabilinde bir mal terhin ediî­dikden sonra başka bir mal de terhin edilebilir. Çünkü bu, bir tevsikadır. Fa­kat bir kimseden istikraz edilen yüz lira mukabilinde bir mal rehin verildik­ten sonra o kimseden tekrar borç alman elli lira mukabilinde de o malı rehin göstermek sahih olmaz. Çünkü o mal merhundur, rehniyetle meşguldür. Meş­gul ise artık işgal edilemez (Keşşafülkına, Müntehel'iradat). [7]

 basa dön

 

Rehnin Fesh Edilip Edilememesi :

 

48 - : Mürtehin, bizzat rehni feshedebilir. Çünkü rehin onun hakkında lâ­zım değildir. Onu hapis etmek hakkına maliktir, bu hakkım iskat edebilir. Bi­naenaleyh mürtehin, akdi rehni feshederek merhunu   râhine bu fesh üzerine reddedince merhun rehin olmaktan çıkar, artık râhinin elinde telef olsa muka­bilinde boredan bir şey sakit olmaz.

Fakat rehin, bâdelfesh râhine reddedilmedikçe mazmun olmaktan çıkmaz, mürtehirin elinde telef mukabilinde borç sâkit olur. Zira mücerred feşh-i akd ile rehin bâtıl olmaz (Ankaravî, Hindiyye).

49 - : Râhin, mürtehinin rızası olmadıkça makbuz olan rehni feshede-mez. Çünkü bu rehne mürtehinin hakk-ı hapsi taallûk etmiştir, râhin bunu ken­di kendine iskat edemez. Fakat henüzmakbuz olmayan bir rehin hakkındaki akdi fesh edip merhunu dâyinine vermekten imtina edebilir.

Bir de râhin. terhin hususnda-hiyarı şart ile muhayyer bulunursa bu mu­hayyerliği esnasında akdi rehni mürtehinin rızası olmaksızın feshedebilir. Şa-yed, rehn, bu muhayyerlik esnasında mürtehinin elinde telef olursa mürtehin muhayyer olur, dilerse bu rehni mukabili olan alacağım mahsub eder, onunla mazmun tutar ve dilerse bu rehnin kıymetini tazmin eder. Alacağı olduğu gibi râhinin zimmetinde kalır (Bezzaziyye).

50 - : Râhin ile mürtehin, akd'i rehni kendi rizalariyle bilittifak feshe­debilirler. Maamafih bu halde de mürtehin, o rehn mukabilindeki alacağım râ-hinden istifade edinceye kadar merhunu yanında hapsedebilir. Ve merhun yi' ne o alacağına karşılık bulunur, Merhun mürtehinin elinde mevcud, borç da râhinin zimmetinde sabit oldukça merhundan rehn hükmü sâkit olmaz. Fakat mürtehin, alacağını râhine hibe ederse veya bu alacağından râhini ibra eyler­se artık rehni yanında hapis edemez.

51 - : Akd-i rehin, bazen bir muamele zımnında münfesih olur.

Meselâ : Mürtehin merhunu râhinin emriyle başkasına kiraya verip tes­lim etse icare sahih olub akd-i rehn münfesih olur.

Kezalik : Râhin, mürtehinin izniyle merhunu ahere icar ve teslim etse akdi rehn münfesih olur.

Kezallk : Râhin, merhunu mürtehine satsa akd-i rehn münfesih olur. Hat­tâ bundan srjnra bu bey'i ikalede bulunsalar bile rehniyyet avdet etmez. Meğer ki, yeniden bitterazi akdi rehnde bulunsunlar (Hamevi. Ibni Nüceym fetavâsı)

(Malikî'lere göre râhin, henüz mürtehin tarafından kabz edilmemiş olan merhunu satsa beyi caiz, rehn münfesih olur. Fakat kabz edildikten sonra sat­sa bakılır : Eğer borcdan aza satmış veya borç beyiden münbais uruz kabi linden olup daha müddeti hulul etmeden satmış olsa mürtehin bu bey'i red edebilir. Fakat râhinin semeni borca kifayet ettiği veya kifayet etmediği hal de bakiyyesini râhin ikmâl eylediği, borç da mutlaka ayin veya karzdan mün­bais araz bulunduğu takdirde mürtehin bu satış muamelesini red edemez.

Bir de mürtehin, rehnin satılmasına icazet verires alacağı rehnin seme ninden teaccül eder, borca kifayet etmezse mütebâkisiyle de râhine müraca-atte bulunur (Muhtasar-ı Ebizziya, Şerh-i Ebilberekât).

(Şafiî'lere göre de mürtehin tarafından kabz edilen rehnde mürtehinin iz ni olmadıkça râhinin bey'i, vakıf, başkasına terhin gibi mülkü izale edecek ta­sarruflarda bulunmaya hakkı yoktur. Ancak râhin musir olduğu takdirde re-, hin bırakmış olduğu köle veya cariyesini azad edebilir. Ezhar olan kavle gö­re bu itak muamelesi nafiz olur.Bunun azad edildiği gündeki kıymeti râhinin rehin olarak mürtehine teslim etmesi icap eder.

Fakat râhin fakir ise bu itak muamelesi nafiz olmaz. Hattâ bilahare bor­cu eda olunsa da yine nafiz olmaz. Çünkü bu muamele, maniin vücuduna meb-ni lâğv bulunmuştur.

Kezalik : Borç hallolsa veya icare müddetinin inkizasından evvel hulul edecek olsa râhinin merhunu icareye vermesi de nafiz olmaz (Tuhfetüİmuhtaç)

(Hanbelî'îere göre de râhin, merhunu ya mürtehine veya mürtehinin izniy­le başkasına icar veya iare etse rehnin lüzumu yine devam eder. bununla mür­tehinin kabzı fâsid olmaz. Şu kadar var ki, iare takdirinde merhun müsteîr üzerine mazmun olur, bu müsteîr ister merhun olsun ve ister başkası olsun. Çünkü ariyetler mazmundur.

Makbuz olan bir rehinde râhinin hibe ,vakıf, bey'i, başkasına terhin, mehr veya talâka bedel itası gibi tasarrufları sahih olmaz. Çünkü bunlar, mürtehi­nin vesikadaki hakkını iptal eder. Bundan itak meselesi müstesnadır. Bu ma-âttahrim nafizdir, velevki râhin mu'sir olsun. Râhin mu'sir ise azad ettiği merhun köle veya cariyenin azad ettiği gündeki kıymetini rehnolmak üzere vermeğe mecbur olur.

Fakat mu'sir olup bilâhare müşir olsa bakılır : Eğer borcun vakti henüz hulul etmemiş ise kendisinden azad ettiği rakikin kıymeti alınarak rehin yerine konulur. Vakti hulul etmiş ise râhinden yalnız borcunu Ödemesi ta!eb olunur. Mürtehin, râhinin tasarruflarına izin verse rehniyyet bâtıl olur (Keşşefülkına).

 Kütüb-i fıkhiyyemizde ve Mizanülkübra'da yazıldığı Üzere imamı Azam ile îmam Ahmed'e göre merhunun it akı her halde nafiz olur. Fakat tmamı Azama göre merhun olan rakik, mevlâsı mu'sir olunca mürtehin için kıymeti hususunda kazanç sahasına atılır. Mevlâsı musir olunca da oriun kıymetine düşen borç miktarını rehin olarak mürtehine vermesi lâzım gelir. Mezheb-i Hanbelî'ye nazaran mevlâ mu'sir olunca azad edilen rakik istisa ile mükellef olmaz. Yani : Kıymeti miktarına göre borcu ödemek için kazanç sahasına atıl­ması icap etmez.

Merhun olan sair mallarda râhinin tasarrufu caiz olmadığı halde köleler, cariyeler hakkında caiz, nafiz olması, İslâm Hukukunun hürriyyete, insanla­rı esaretten kurtarıp hürriyete kavuşturmaya ne kadar hadim olduğunu gös­termektedir. Vakıa Şeriat-ı îslâmiye, kendi müntesiblerini rakikler, esirler hakkında daima şefkat ve merhamet göstermeğe teşvik etmekte, bunları azad etmeği ibadet ve kurbet saymaktadır.)

(Zahirî'lere göre de rehin ölse, telef olsa, bozulsa, köle olup kaçsa, cari­ye oiup efendisinden gebe kalsa veya azad edilse veya rahin satsa veya biri­sine hibe veya tasadduk etse veya mehr verse bütün bunar nafiz olub rehin bâ­tıl = Münfesih olur. Mukabili olan borç alâhalihi kalır, râhin bu rehne muka-, bil bedel olarak başka rehin vermeke mükelef olmaz. Çünkü bu hususda bir emri şer'î yoktur. Zimmetler ise esasen beriedirler. Meğer ki adem-i beraeti hakkında Kuran'dan veya hâdisden bir nas bulunsun. Râhin ise malında ta-sarrufdan menediiemez. Meğer ki râhinin borcunu vermesi için başka malı bu­lunmasın. Bu takdirde itakı, hibesi, sadakası bâtıl olur. Nitekim bir hâdis-i şe­rif rde buyurulmuştur. Fakat bey'i ve mehr vermesi yine bâtıl olfaz (Elmuhallâ). [8]

 basa dön

 

Râhinin, Mürtehinin Veya Rehnin Taaddüdü :

 

49 - : Râhinin, mürtehinin veya rehnin müteaddit olması caizdir. Şöyle ki: Bir borç mukabilinde müteaddit malları bir akd ile veya tezyit suretiyle terhin caiz olduğu gibi müteaddit kimselere olan borç mukabilinde de bir malı bir akd ile terhin caizdir.

Kezafik : Müteaddit kimselerin bir malı borçları mukabilinde bir kimseye veya müteaddit kimselere bir akd ile terhin etmeleri caizdir. Nitekim aşağı­daki meselelerde izah edilmiştir. Tezyid-i rehn için (46) inci meseleye müra­caat!.

50 - : Bir medyunun iki dâyinine bir malını bir safka = Akd ile rehin vermesi caizdir. Bu dâyinler, gerek o deyinde müşterek olsunlar ve gerek ol­masınlar. Bu bir rehin o iki deynin mecmuu mukabilinde merhun olmuş olur. Bu iki deynin ikisi de ödenmedikçe rehn olmaktan kurtulmaz. Çünkü bir safka üe yapılmış, borcun rnecmuuna izafe edilmiştir.

Bu rehin, kabili taksim ise dâyinlerden her biri o rehin aissesine düşeni bizzat hıfz eder. Şâyed dâyinlerden biri kendi hissesini bizzat hıfz etmez, diğer dâyinin elinde bırakır da onun elinde telef olursa İmamı Azama göre bu hisse­sini zaman-ı gasb ile zâmin olur. Bunu başkasına vermekle müteaddi sayılır.

Fakat bu rehin kabili taksim olmazsa bunu dâyinler ya münavebeten hıfz ederler, her biri kendi nöbetinde diğerinin adli = Emini mesabesinde bulunur. Yahud birisin izniyle diğeri bu rehni yanında muhafaza eder.

Medyun, bu dâyinlerden birine borcunu ödeyince rehnin tamamı diğer dâ­yinin yanında kalır. Şayed bu rehin, bu mürtehinîerin yanında iken telef ol­sa vakti kabzdaki kıymeti mürtehinîerin alacakları nisbetinde mazmun olur.

51 - : Bir kimsenin iki veya daha ziyade şahısda olan alacağı için bun­lardan bir akd ile bir rehin alması caizdir. Bu rehn bu alacakların mecmuuna mukabl merhun olmuş olur. Bu rehin o borçlular arasında müşterek olsun ol­masın. Yalnız birine aid olursa diğerlerine nazaran bir rehn-i müstear oîmuş olur.

Binaenaleyh bu medyunlardan biri borcunu tediye etse de rehnin bir kıs­mını tahlis edemez. Şu kadar var ki böyle râhinîerden biri borcunu verdikden sonra rehin. ,mürtehinin elinde telef oîsa o rehnin kıymetinden o borca, isabet eden miktarı mürtehinden geri alır.

52 - : Rehni birriza tebdil caizdir. Şu kadar var ki mürtehin ikinci reh­ni kabz edib birinci rehni râhine reddetmedikçe birinci rehin  rehniyetten  çık­maz. Reddedence ikinci rehin, merhun olur (Hindîyye).

53 - : Dâyin, medyurtdan rehin aldığı gibi o medyunun kefilinden de bi­lâhare ayrıca rehn alsa da bu iki rehinden her bîri borca kâfi bulunduğu halde ikinci rehin telef olsa borcun yarısı sâkit olur. Fakat îmanı" E bû Yusuf'a isnad edilen diğer bir kavle göre eğer kefil, birinci rehinden   -haberdar değilse bu ikinci rehnin telef oîmasıyle borcun tamamı sâkit'olur. Demek ki bu takdirde" bu rehin, o borcun tamamına müstakilleri, münferiden terhin edilmiş sayılıyor (Hindiyye).

54 - : Bir medyun bir malını iki dâyinine veya bir dâyinin başka başka alacakları mukabilinde ayrı ayrı akidler ile terhin eylese akidler fâsid olur. Hattâ bir malın yarısını borcun bir nektarına karşı   rehn ettikten sonra diğer yansını da oborcun mütebaki miktarı için rehn eylese şuyû husule gelmiş ola cağından her iki akid de fâsil olmuş olur. Bu takdirde bu rehin,   mürtehinih elinde emanet sayılır, telefi takdirinde mürtehne zaman lâzım gelmez. Meğer ki kendisinden iadesi istenildiği halde iadeden .imtina etmş olsun, o halde mer-hunun kıymetini zamanı gasb. ile zâmin olur.

Kezalik : Bir mal iki dâyine bir akd ile terhin edilmekle beraber her biri­nin rehinden olan hissesi tasrih edilse, meselâ bu malın üçde ikisi bir borç, üç . de biri de diğer borç mukabilinde terhin edildiği söylense akdi rehn fâsid olur (Hülâsa, Hindiyye, Ankaravî).

(Maliki'lere göre evvelce de yazmış olduğumuz veçhile bir mal bir borç mukabilinde rehin verildikten sonra boredan zaid kıymeti de diğer, bir borç mukabilinde rehin gösterilebilir. Binaenaleyh bir mal evvelâ bîr borç sonra da başkasına olan diğer1 bir borç mukabilinde terhin edüdikde bakılır: İkinci borcun müddeti daha evvel hulul edince bu rehin, kabili kısmet ise iki horc arasında taksim olunur. Evvelâ birinci borç için kifayet edecek miktarı veri­lir, mütebakisi de ikinci borca tahsis edilir. Meğer ki mütebakisi ikinci bore­dan ziyade olsun, o halde bu rehinden ikinci borca kifayet miktarı verilir, reh­nin bakiyyesi temamen birinci borç mukabilinde rehn olarak kalır.

Fakat merhun kabili kısmet değilse satılır, semeninden her iki borç bir­likte ödenir. Birinci boredan fazlaya satılamıyacağı takdirde ise bu borcun zamanı hulul edinceye kadar satümaz.

Birinci borcun müddeti daha evvel hulul edince de rehin, kabili taksim ise taksim olunur, değilse satılır, evvelâ birinci borç, sonra da bakıyyesinden ikin­ci borç ödenir. iki borcun zamanı müsavi olunca da merhun satılır, taksim cihetine gidil­mez. Çünkü bu taksim,.çok kere noksan bir semen ile satılmaya müeddi olur.[9]

 basa dön

 

Merhunun Masrafları

 

55 -  Mürtehin, merhunu bizzat hıfz edeceği gibi emin olan zevcesi, oğ­lu gibi iyaline ve müfaveze veya inan suretiyle şerikine veya aylık veya se­nelik ücretle isticar etmiş olduğu emin hizmetçisine hıfz ettirebilir.

Kezalik : Bir kadın aîmiş oiduğu rehni kocasına hıfz ettirebilir. Binaena­leyh merhun bunlardan birinin yanında telef olsa zaman lâzım gelmez. Fakat bunlardan başkasının yanında hıfz ettirilse telefi takdirinde mürtehine zaman-ı gasb lâzım gelir.

Bazı fukâhaya-göre merhunu muhafaza edecek emin, mürtehinin iyai inden bulunmalıdır, yani : Onunla beraber bir yerde sakin olmalıdır. Bu şarttır. Bi-, naenaleyh mürtehin, merhunu iyalinden bulunmayan bir emine hıfz ettirir de merhun zayi olursa mürtehine zaman-ı gasb lâzım gelir. Mecelle'de bu kavle İtibar edilmemiştir.

56 - : Merhunun muhafazasına mahsus kira ve bekçi ücreti gibi masraf­ları mürtehine aittir. Velev ki bu masraflar merhunun kıymetinden fazla ol­sun ve- merhun gerek mürfehinin ve gerek adlin elinde bulunsun. Çünkü mer­hunun muhafaza menfaati mürtehine aiddir. Hattâ merhunun muhafazası için râhinin mürtehine ücret vermesi şart edilse buna itibar olunmaz. Zira merhu-nu hıfz etmek mürtehin üzerine zaten vacibdir, bu rehn onun elinde kendi ma­lı menzilesindedir.

57 - : Merhunun aynini ibka veya menafiini islâh için yapılacak masraf­lar râhine aiddir. Meselâ: Merhun hayvanın yemi ve suyu, çoban ücreti, mer­hun akarın tamiri, merhun bahçenin sulanması, merhun hurma ağaçlarının telkihi = Aşılanması ve otlarının ayıklanması, merhun değirmen harkının te­mizlenmesi gibi masraflar râhine lâzım gelir. Çünkü merhun da, onun menafii de esasen râhinin mülküdür.

Merhunun vergisi, öşrü, haracı da râhine aiddir.   Çünkü bunlar   mülkün meunetidirler.

58 - : Merhun hayvanın firarı halinde mürtehinin etine iadesi ücreti mür­tehine aid olacağı gibi bu hayvanın   hastalıklarından ve yaralarından dolayı muaceles de mürtehine aiddir. Şu kadar v£r ki, merhunun kıymeti borcdan fazla olursa bu fazla mürtehinin elinde emanet olacağından buna isabet eden iade ücreti râhine lâzım gelir.

Meselâ : Borcun miktarı on lira. hayvanın kıymeti ise otuz lira olup iadesi için üç lira sarf edilse bunun bir lirasını mürtehin, iki lirasını da râhin verir. Çünkü emanet miktarı merhunun üçde ikisine muadildir (Haniyye, Lisanülhük-kâm).

59 - : Râhin ile mürtehinden birisi diğerine aid olan masrafı kendi ken­dine, yani: Hâkimin veya başkasının emri olmaksızın yapsa bunu teberruan yapmış olur, diğerinden isteyemez. Çünkü bir kimse, başkasına aid bir masra­fı onun emri veya hâkimin izni olmaksızın yaparsa müteberri sayılır.

Fakat râhin ile mürtehinden biri diğerine aid bir masrafı onun emriyle ya­parsa ona rücu edebilir. Kezalik : Bunlardan biri kendisine aid masrafı yap­maktan kaçınmakla diğerinin müracaatı üzerine hâkim ona rücu etmek üzere, yani: Onun için bir borç olacağını tasrih ederek kendi malından yapmak için bu müracaat edene izin verirse bu, yapacağı masrafı ondan alabilir. Masraf-dan kaçman, gerek hazır ve gerek gaib olsun müsavidir.

Bu mesele, îmam Ebû Yusuf'a göredir. îmamı Azama göre kaçman, hazır ise hâkimin bu hükmü onun hakkında muteber olmayacağından üzerine yapı­lacak masraf ile rücu edilemez. Çünkü hazır olanı hükimin hacre salâhiyeti yoktur, bu babdaki izni nafiz olsa onu hacretmiş olur (Zeyleî, Reddimuhtar).

60 - : Mürtehin, râhinin imtinaına binaen hâkimin izniyle merhuna m* î rafda bulunsa bu masraf bedelini almak için de rehni elinde hapsedebilir. V? bu merhun mürtehinin elinde telef olup   kıymeti borç ile bu masrafa tekabül eylese hem borç, hem de bu masraf bedeli sâkit olur.

Fakat diğer bir kavle göre mürtehin, yaptığı masraf bedelini istifa için bu merhunu hapis edemez (Bezzaziyye, Hindiyye. Reddimuhtar. Mecelle).

'Malikî'lere göre mürtehin, merhuna yaptığı infaktan dolayı râhine rücu eder. Bu râhinin zimmetinde ayrıca bir borç olur, merhun bu borç mukabilin­de de rehin olmuş olmaz. Asıl bürc ödenince merhun rehniyyetten çıkar. Mür­tehin, bu infakından dolayı alacağı hususunda râhinin diğer alacaklılarından beri olur. Meğer ki râhin, merhunun nafakası için de rehin olacağını tasrih etmiş olsun (Serh-i Ebilberekât).

(Şafiî'lere görede merhunun aynini İpkaya sebep olan meuneti merhunun mâliki üzerine lâzım gelir. Râhin, mürtehinin hakkını muhafaza için bu menû-neti vermeğe mecburdur. Merhunun hıfzına, su verilmesine, kurutulmasına ajd ücretler de bu meûnet kabiîindendir (Tuhfetülmuhtaç).

(Han bel i'ler e göre de merhunun taamına, kisvesine meskenine, muhafaza­sına, tedavisi ücretine, saky ve telkihine, teçhiz ve tekfinine aid bütün masraf­ları râhine aiddir. Maamafih râhin, merhunun müdavaU.ıa cebr edilemez.

Mürtehin, râhine rücu "etmek için Tahinden istizana kadir olduğu halde is­tizan etmeden merhuna infakda bulunsa müteberri sayılır. Çünkü istizan, et­memekle tefritte bulunmuş olur. Rücuda muaveze mânası vardır. Bu cihet'e sair muavezat gibi izin ve rızaya muhtaç bulunur (Neylül'mearib). [10]

 basa dön

 

Âriyet Alınıp Verilen Rehinler = Rehn I Mustear ;

 

61 - : Bir kimse, başkasının mahra ondan ariyet alarak onun izniyle ken­di borcu mukabilinde rehin verebilir. Buna «Rehni müstear? denir. Bu rehni sahibi bir şey ile takyid etmeyip mutlak surette vermiş olunca müsteir.   bunu dilediği veçhile az çok bir borç mukabilinde terhin edebilir.

Fakat bir kimse başkasının malını izni olmaksızın birisine rehin verirse gasıb olmuş olur. Bu takdirde mal sahibi akdi rehni Tesh ederek merhunu istirdat edebilir. Bu rehin, mürtehinin elinde telef olmuş veya istihlâk edilmiş olunca sahibi muhayyerdir, bunu dilerse râhine ve dilerse mürtehine tazmin et­tirir (Haniyye, Hindiyye).

62 - : Rehin verilmek üzere istiare olunan malın terhin edilmesine sahibi - Şu kadar kuruş veya şu cins mal mukabilinde   veya filân şahsa ve yahut filân beldede rehin ver - diye mukayyeden izin verse müsteir bunu ancak

vechiie terhin edebilir. Sahibinin kayd ve şartına muhalefet edemez. Meselâ şu kad?r kuruştan ne fazla, ne de noksan bir borç mukabilinde rehin veremez. Çünkü muîr, kendi mülâhazasına göre malının terhin edilmesini bu gibi bir kayd ile takyid etmiştir, ona muhalefete râhinin hakkı yoktur. Ezcümle tâyin edilen miktardan fazla bir borç mukabilinde terhin edilmesi, borcun vaktiyle verilemeyeceğinden dolayı merhunun rehniyyette fazla kalmasını intaç ede-biîir. Noksan miktar bir borca karşılık olarak terhin edilmesi de merhunun telefi takdirinde yalnız borç miktariyle mazmun olacağından, tâbr-i aharla muîr o malının tam kıymetini râhinden alamayacağından muîrin zararını müs-telzim olur.

63 - : Bir kimse başkasından istiare ettiği malı, müîrin dermeyan ettiği kayd ve şarta muhalif surette terhin etse gasıb sayılır. Bu halde muîr muhay­yerdir, dilerse akd-î rebne icazetverir ve dilerse bunu râhinin huzurunda mür-tehinden dâva ederek akd-i rehnifesh üe.merhunu istirdad eder. Bu mal telef olduğu takdirde de misliyâttan ise mislini, kiyemiyyattnn ise kıymetini dilerse müsteire ve dilerse mürtehine tazmin ettirir. Mürtehine tazmin ettirince o da bununla rahme rücu eder, hem bunu,, hem de asıl alacağını ondan tamamen istifa eyler:

64 - : Rehn-i müstear, râhinin elinde terhinden evvel de muîrin itlâk ve takyidi veçhile terhin edildikten sonra emanet hükmünde bulunur.   Şu kadar var ki, böyle rehin verilmiş olduğu müddetçe borç   mukabilinde mazmun bu­lunur.

Binaenaleyh bu rehin, mürtehinin elinde telef olsa kıymeti miktarı borç sâkit olur. Ma! sahibi, yani muîrde bu rehin mukabilinde boredan ne miktar sâkit oîmu olursa yalnız o kadarını müsteirden alabilir. Fazlasını alamaz. Çünkü o, yine emanet bulunmuştur.     

65 - : Râhin, rnüstear olan rehni fekketmekden âciz olmakla muîr. râhi­nin borcunu odese rehnin helaki takdirinde borcun ne miktarı sakıt olacaksa o miktar ile müsteire rücu edebilir. Fazlasiyle edemez.

Meselâ : Râhin, yüz lira kıymetinde olan rehn-İ müsteârı muîrin izniyle iki yüz lira miktarı borcu mukabilnde terhin etmiş olsa muîr, bu iki yüz lira borcu ödeyince müsteire ancak rehnin kıymeti ulan yüz lira ile rücu edebilir.

Mürtehin, alacağını alıp rehni muîre teslim etmekten imtina edemez, bu­nu kabule icbar edilir (Kadihan, Mecelle» Dürerülhükkâm).

(Malikî'lere göre de rehn için başkasının mahra istiare caizdir. Müsteîr borcunu ödemezse bu rehn satılıp semeninden borç Ödenir. Bu halde muîr, bu-oun istiare günündeki kıymetiyle müteire rücu eder. Borcu ödeme için satıl­dığında kıymeti daha fazla olsa bu fazla miktar müsteîre aid olur. Müsteİr, bu rehni vaktiyle selef tarikiyle satın almış gibi sayılır.

muîr, müsteîre o malîn terhin günündeki kıymetiyle göre de borç için satıldığı gündeki kıymetiyle rücu ey

Meselâ : Borç yüz Ura olduğu halde rehin yüa elli liraya satılsa yüz elli lira ile rücu edilir. Bilâkis yüz elli Ura olduğu halde merhun yüz liraya sa­tılsa rriüsteîrin muîre yüz lira vermesi lâzım gelir» velevki onun terhin veya istiare günündeki kıymeti daha fazla veya daha noksan olsun (Şerh-i Kebîr, Düsûkî).

Şafiî'lere göre de rehin vermek için başkasının malını ariyet almak ca­izdir. Bu müstear mal, bir kavle göre rehin verildikden sonra da ariyet hük­münde olarak mazmun bulunur. Ezhar olan diğer bir kavle göre ise badetter-hin mazmun oimaz. Şöyle ki: Bu mal, râhinin etinde telef olsa bunu zâmin olur. Çünkü o müsteirdir. Fakat mürtehinin elinde telef olsa ne râhine, ne de mür­tehine zaman lâzım gelmez. Zira mürtehin emindir. Bu halde borç râhînin zim­metinden sükût etmiş olmaz.

Bir mal, rehin verilmek için ariyet ahnaeağı zaman borcun cinsini, mik­tarını, sıfatını ve mürtehinin kim olduğunu söylemek şarttır. Çünkü bunlara göre garez ihtilâf eder, muîr ona göre malını iare eder.

Müstear rehni mürtehin kabz ettikten sonra artık sahibi istirdada kıyam edemez. Çünkü aksi takdirde rehin almakta bir faide bulunmamış olur.

Borcun vakti hulul ettiği halde tediyesi cihetine gidilmezse müstear rehnin satılması için muîre müracaat olunur. Borcu ödemeyip malını kurtarmazsa o mal hâkim tarafından satılır, muîr de bu mal ne ile satılmış ise onunla müs­teire rücu eder (Tuhfetülmuhtac).

Hanbeİî'lere göre de merhunun müstear bir mal olması caizdir. Bu halde merhun telef olsa bunu yalnız müsteîr zâmin olur. Çünkü ariyetler mutlaka mazmundur (Keşşaf ülkına).

(Zâhirî'lere göre ise bir kimse, kendi borcu için ne bir yabancının ve ne de zevcesinin veya büyük, küçük evlâdının bir malım terhin edemez. Mal sa­hibinin ister rızası olsun, ister olmasın. Çünkü merhunu irtihandan çıkarmak caiz oîmaz, ancak ya râhinin mülkünden çıkmasıyle veya helâkıyle, veya re­hin zamanındaki isminin değişeceği veçhile istihaleye uğramasiyle veya mu­kabilinde terhin edildiği hakkın ödenmesiyle rehniyyetten çıkar. Artık râhin için ariyet verilen bir n>al hakkında bütün bunları başkasının iltizam etmesi bir şarttır ki bu, kitabullahda mezkûr değildir. Binaenaleyh bu iltizam bâtıl-dır. Malını terhin için ariyet verecek bir şâhıs, o malı dilediği vakit istirdad edebilir. Çünkü onun hakkında rehinlere mahsus hükm carî oîmaz (Elmu-hallaâ). [11]

basa dön

 

 (İKİNCİ BÖLÜM)

 

REHİNLERE AİD HÜKÜMLER VE İTİLAFLAR HAKKINDADIR

 

İÇİNDEKİLER: SAHİH REHİNLERİN HÜKMLEBİ.  FÂSÎD VEYA

BÂTIL REHİNLERİN HÜKMLERl. RÂHÎN İLE MÜRTEHÎNÎN MERHUNDA   TASARRUFLARI.   YED-1   ADLDE   OLAN   REHİNLERİN HÜKMLERl MEHUNUN SATÎÎJP SATILMAMASI.  REHİNLERE AÎD İHTİLÂFLAR. [12]

 

66 - : Bir rehin sahihen akdedilince mürtehin, alacağını istifa edinceye kadar merhunu elinde haps ve imsake müstahik olur, ve râhin vefat ederse mürtehin sair garimlerden ehak olarak merhundan ilk evvel kendisi alacağını istifa eder. Merhun borca kifayet etmezse mürtehin, râhiniri sair terekesine müracaat ederek başka alacaklılar var ise onlar ile beraber terekeden alacağı nisbetinde hisse alabilir. Merhundan fazîa bir şey kalırsa o da râhinin vâris­lerine veya sair garimlerine aid bulunur.

Hâsılı mürtehin, râhinin hayatmd amerhuna râhinin sair alacaklılarından ehak olduğu gibi vefatından sonra da ehaktır (Bedayi, Mecmaül'fetâvâ).

67 - : Rehinler, fekkedilebiUr. Bir rehnin fekkedilmesi, borcun râhin ta­rafından veya vârisleri ve yahut teberruan başkaları tarafından Ödenmesiyle veya mürtehinin rahim borcundan ibra veya alacağını ona hibe edip onun da kabul etmesiyle husule gelir.

68 - : Bir kimse, bir şahısdaki müteaddit alacaklarının her biri muka­bilinde başka bir rehin almış bulunsa her rehn hakkında mukabil olduğu bor­ca göre muamele yapılır. Bir rehnin mukabili olan borç verilince o rehin, re­hin olmaktan çıkar, diğer borçlara karşılık olarak tevkif edilemez. Artık bu rehin hakkında mürtehin ile râhinin sair garimleri müsavi bir vaziyette bulu­nurlar.

69 - : Rehnin mevcudiyeti, karşılığı olan borcun râhinden mutaîebesi-ne mani olmaz. Borç, muaccel ise derhal ve müeccel ise vakti gelince onu râ­hinden istemeğe mürtehinin salâhiyeti vardır. Bu halde râhine borcunu ver­mesi için emir olunabilir. Meğer ki râhin, merhunun salimen mevcud olduğu­nu itiraf etmesin. O halde merhunun - ihzarı masrafa muhtaç değişe hâki­min emriyle - mahkemeye ihzar edilmesi lâzım gelir. Fakat masrafa muh­taç ise râhin taleb ettiği takdirde mürtehine merhunun telef olmadığına dair yemin teklif eder.                                                                                    

70 - : Evvelâ borç tediye edilmedikçe rehnin râhine iadesi icap etmez. Çünkü rehin, vesikadır. Borcun tediyesinden evvel iadesi icap etse onun ve­sikalığı iptal edilmiş olur.

71 - : Rehin, borcun tamamına tekabül eder, bir kısmının Ödenmesiy­le rehnin kısmen iadesi lâzım gelmez, belki borcun bakiyyesi de tamamen ödenmedikçe mürtehin, rehnin bir kısmını iadeye mecbur olmaz, yine tama­mını hapse salâhiyeti vardır. Fakat mürtehin isterse rehnin bir kısmını veya tamamını râhine reddedebilir.

72 - : Terhin edilen iki şeyden her biri için borcdan bir miktar tâyin edil­miş olursa o miktarın tediyesi halinde ona mukabil olan rehnin râhine iadesi Lâzım gelir.

Meselâ : Borç alman yüz lira mukabilinde bir hali seccade ile bir saat, bir akd ile rehn ve teslim edilip halı için yetmiş, saat için de otuz lira tayin edilmiş bulununca râhin yetmiş lirayı verince ona mukabil olan seccadeyi, otuz lirayı verince de saati istirdad edeblir.

Fakayt bu iki rehinden herbiri için böyle borcdan bir miktar tâyin edilmiş olmazsa borcun tamamı verilmedikçe bunları geri almaya râhinin hakkı ola­maz.

73 - : Rehnedilmesine mutlak surette izin verilmiş olan müstear bir reh-ni tahlis ile kendisine teslim etmek için muîrin, müsteîr olan râhine emret­meğe salâhiyeti vardır. Amma iare br vakt ile mukayyed bulunmuş olursa vak­ti hulul etmedikçe, mûîr rehni kurtarıp kendisine aide etmesi için müsteiri muahaze edemez.

74 - : Rehni,   müstearin rehniyyeti,   ne muîrin,   ne müsteîrin ve ne de mürtehinin vefatiyle bâtıl olmaz. Binaenaleyh bu rehin, mukabili olan borç ta­mamen ödenmedikçe rehniyyetten kurtulamaz. Çünkü buna muîrin rizasiyle mürtehinin hakkı taallûk etmiştir (Kadıhan).

75 - : Müsteîr olan râhin müflisen - Asla malı olmaksızın vefat etse rehn-i müstear; mürtehinin elinde hali üzere merhun olarak kalır, bu rehn, karşılığı olan borç tamamen ödenmedikçe mürtehinden alınamaz.  Ve bu rehn, muîrin rizası olmadıkça da satılamaz. Çünkü bu rehin, onun mülküdür. O, bu rehnin yalnız hapsine razı olmuştur, satılmasına razı olmamıştır. Fakat rmi-îr, bunu satıp bununla borcu ödemek isterse bakılır: Eğer bu rehnin parası borca yetişirse mürtehinin rizasına bakmaksızın satabilir. Yetişmezse mür­tehinin rızası olmadıkça satamaz. Zira ilerde rehnin kıymetinin artması veya borcun tamamını muîrin Ödemesi melhuzdur (Dürrümuhtar, Hindiyye).

76 - : Rehni ariyet veren, borcu terekesinden daha çok olduğu halde va-fat etse râhine kendi malından borcu ödeyerek bu müstear rehni tahlis' ile sa­hibine reddetmek, üzere emrolunur. Eğer râhin, yoksulluğu yüzünden borcunu tediyeden aciz bulunursa o rehn hali kahr. Su kadar var ki, muîrirj vâris'ı üzere mürtfehinin elinde merhraı olarak

Muîrm garimleri bu rehnin satılmasını isterlerse bakılır : Semeni mürte­hinin alacağına kifayet ederse mürtebinin rızasına bakmaksızın satabilirler, kifayet etmezse mürtehinin rizası olmaksızın satamazlar (Durrümuhtar).

77 - : Müsteîr olan râhin, fakri sebebiyle borcunu ödemekten aciz oldu­ğu takdirde muîr, o borcu kendi malından mürtehine vererek onu rehniyyet-ten tahîis edebilir. üVFaîr, malım kurtarmak için bu borcu vermeğe mecbur ol­duğundan mütebcrri sayılmaz. Belki bu rehnin mürtehin elinde helaki takdî; rinde borcdan ne miktar sâkit oîacak idiyse o miktar ile müsteîre rücu eder.. Fazlasında müteberri olur (Mirat-i Mecelle).

78 - : Mürtehinin elindeki rehin, taaddisi ve taksiri olmaksızın   teîef ol­sa yevm-i kabzmdaki kîymeti miktarı borcdan sâkit olur. Rehnin kıymeti nok­san olunca borcun mütebaki kısmım da mürtehin alır. Rehnin kıymeti zaid olunca ziyade miktarı mürtehinni elinde emanet bulunmuş olacağından bunu zâmin olmaz. Amma taaddisi veya taksiri bulunursa bu ziyadeyi de zâmin olur. Rehnin kıymeti borca müsavi olunca da mukabilinde borcun tamamı sâkit olur.

Kezaîik ; Mürtehinin elinde iken rehne noksan âriz olsa bakılır: Eğer ay­nine âriz olmuş ise bu noksan sebebiyle rehnin kıymetinden eksilen miktar nisbetinde borç sâkit olur. Fakat bu noksan-ı es'ar itibariyle merhunun kıyme­tine âriz olmuş İse bundan dolayı borcdan bir şey sâkit olmaz (Hindiyye).

79 - : Merhun. mürtehinin elinde   telef oldukdan sonra ona bir müstahik zuhur etse muhayyer olur. Dilerse bu merhunun bedelini râhine tazmin ettirir. Çünkü râhin gasib bulunmuştur: Bu takdirde râhin zâmin olduğu şey ile mür­tehine rücu edemez. Ancak râhinden bu merhunun yevmi terhinindeki kıy­meti nisbetinde borç sâkit olur. Çünkü râhin, bu merhuna zamaniyle malik olmuş olur. Müstahik dilerse bu merhunun bedelini mürtehine tazmine ettirir. O da bununla râhine rücu eder, bundan başka alacağım da râhinden ayrıca isteyip istifa eder' Zira râhin tarafından tağrir edilmiş, rehn elinden çıkmış­tır (Haniyye, Bezzaziyye).

80 - : Bir kimse,, iki şahsa olan borcu için bir rehin vermiş olsa her iki şahsa olan borcunu temamen tediye etmedikçe bu rehini tahlis edemez. Birine oîan borcunu tamamen tediye etse bu rehn, diğer alacaklının yanında yine iki borca mukabil merhun olarak kalır. Bu halde rehin, bunun yanında telef olsa iki borç nisbetinde mazmun olur. Alacağını istifa etmiş olan dâyin, alacağın­dan rehnin telefi sebebiyle ne miktar sâkit olması iktiza ederse onu râhine red eylemesi lâzım gelir. Fakat ikinci dâyinin taaddisi veya taksri yüzünden telef olsa bu dâyin, bu rehnin misliyyattan ise mislini ve kıyemiyattan ise itlaf günündeki kıymetini zâmin olur. Bu takdirde rehnin yevm-i kabızdaki kıymeti, itlafı günündeki kıymetinden ziyade ise bu ziyade miktar kendi kendine telef olmuş gibi sayılarak iki borç nisbetinde mazmun olur.

Meselâ : Bir altın saat, iki dâyine yüzer lira alacakları mukabilinde terhin edilip birinin alacağı oian yüz lira tediye edilmekle saat diğer dâyinin yanın­da kalıp taksir yüzünden zayi olmakla zaman-ı gasb lâzım gelse bakılır: Eğer saatin terhin zamanındaki kıymeti iki yüz, zayi olduğu samandaki kıymeti de iki yüz veya daha ziyade ise ikinci dâyin, bu kıymeti zâmin olur, yüz lirasını alacağına mahsub eder, yüz lirasını veya daha fazlasını da râhine verir. Bi­rinci dâyine bir şey lâzım gelmez. Fakat bu saatin kıymeti terhin = Kabz 2a-manında iki yüz elli, şayi olduğu zaman iki yüz lira ise ikinci dâyin, bu iki yüz lirayı zaman-ı gasb ile zâmin olmakla beraber elli lirayı da birinci dâ-yün ile nısfıyyet üzere zamanı rehn ile zâmin olurlar. Bu ziyada âfet-î. sema-viyye üe telef olmuş gibi sayılır. Binaenaleyh birinci dâyinin kabz etmiş oldu­ğu yüz liradan yirmi beş lirasını râhiae iade etmesi icap eder.

te renin Binaenaleyh râhin vefat edince bakılır: Vârisleri mükellef kimseler Iseonun

zım gelir. Amma vârisler çocuk veya mecnun gibi gayrı mükellef iseler veya mükellef olup da gaib, yani: sefer müddetinden uzak bir yerde iseler mütevef­fa râhinin vasiyyi muhtarı veya vasiyyi mensubi mürtehinin izniyle rehni se­meni misliyle satar, bununla borcu tediye eder. Fakat mürtehin. razi veya reh­nin semeni borca kâfi olmadıkça, rehin satılamaz. Çünkü rehnin semeni bor­ca kifayet etmediği takdirde ileride kıymetinin artması mülâhazasüe bu rehni sattırmakdan imtinaa mürtehinin hakkı vardır.

Mürtehin vefat edinde de rehin, onun varisleri yarunda yır.c rehn olarak kalır (Bezzaziyye, Mecelle, Dürerülhükkâm).

üikî'lere göre de rehnîn başlıca hükmü, mürtehinin hakkını r^hindon istifa etmesi ve bu istifa zamanına kadar rehni elinde hapis edebilmesidir. Kâhin borcunu ödemek için rehni satmaktan imtina ederse hâkim, satar.

Râhin gaib oîub borç ile rehin sabit olunca da-hâkim» rehni satar, velev-ki râhinin rehinden başka bir mahnı satmak evlâ olsun. Çünkü mürtehinin hakkı rehnin aynine taalluk etmiştir.

Kâhin refeni satmaktan imtina etmekle hâkim tarafından hapis, darb edi­lemez, tehdit de edilemez.

Bir şahsın borcuna mukabil oîan bir rehin, o şahsın elinde kıymeti borc­dan fazla olduğu halde telef olsa bakılır: Eğer o rehin, kabili ihfa bir şey olup telef olduğuna dair beyyine buunmazaa o'mürtehin olan şahs, bunun ta-

mam kıymetini zâmin olur. Fakat kabili ihfa bir şey olmaz veya olduğu halde telefine dair beyyine bulunursa bu telefden dolayı mürtehme hiç bir şey lâzım gelmez, bunun mukabilinde borç da sâkit olmaz.

Kabili ihfa olan bir mal. iki şahsa terhin edildiği halde birinin elinde iken telef olsa da bu teîef hakkında beyyinesi bulunmasa elinde bulunan şahsın ala­cağı mukabilinde telel olmuş olur, f azasını ikinci mürtehine zâmin olmaz. Çün­kü bu vaziül'yed olan rnürtehin emindir. Bu halde ikinci mürtehin râhine mü­racaat eder, alacağını ondan ister alır veya kendisine başka bir rehin verilir.

Bir kimse, bir alacağı mukabilinde libas gibi bir malın yarısını rehin aîdı-ğı halde o malın tamamını kabz etse de o mal elinde telef olsa bunun kıyme­tinin yarısını zâmin olur, yansı hakkında mütemen bulunur.

Borcun bir kısmı tediye edilse veya râhine hibe veya tasadduk edilse de karşılığı olan rehin, müteaddit olsa bile yine tamamen mütebaki borç muka­bilinde rehin olarak kalır. Çünkü rehinlerden her biri, her cüz'ü; borçların her biri ve her cüz'ü mukabilinde rehindir. Maamafih olabilir ki, fiatlerinde noksanlık vukua gelir,_ rehnin bir kısmı mütebaki borca kifayet etmez. Reh­nin bir kısmı büistihkak zabt edildiği takdirde de bakiyyesi borcun tamamı mu­kabilinde rehin olarak kalır.

Mürtehin, elinde bulunan rehnin telef olduğunu veya sirkat edildiğini veya ihtirak ettiğim iddia etse bakılır: Eğer rehin; silâh, siyab, huîiyyat gibi ihfa-sı kabil şeylerden olduğu halde mürtehinin bu iddiasına beyyinesi bulunmazsa veya bir şahidi olduğu halde yemin etmezse bu rehni zâmin olur. Yani; Bunun imsliyyattan ise mislini ve kıyemiyyattan ise irtihan edildiği veya zıyaı iddia olunduğu gündeki kıymetini râhine öder. Velev ki borç ödenmiş veya râhine hibe edilmiş olsun. Velev ki mürtehinin beraeti evvelce meşrut bulunsun. Çün­kü bu beraet, bir şeyi vücubundan evvel ıskat demektir ki, muteber olmaz. An­cak eşhebe göre böyle'bir şart mevcud olunca mürtehine zaman lâzım gelmez.

Fakat rehin, mürtehinin değil, eminin elinde bulunmuş ise veya rehin, meyva ve ekin gibi olub mevzıları olan ağaçta veya tarlada bırakılmış ise ve­ya rehin, mürtehinin elinde olduğu halde akar, köle gibi kabili ihfa bulunmayan bir şey ise veya mürtehinin iddiasına beyyinesi mevcud ise veya rehnin bulunduğu yer yanıp rehnin de kısmen muhterik olduğu görülüb bilinmekte bu- ' lunmuş ise mürtehine zaman lâzım gelmez. Velev ki râhin, bu hallerde de mürtehine zamanın sübûtunu şart koşmuş olsun.

Maamafih mürtehin, iddia ettiği bu telef veya ziya veya ihtiraktan dola­yı tahlif de olunur. Bunların ketm ve setr edilmeyip telef, zayi veya muhterik olduklarına dair yemin eder, yeminden kaçınır ise hapis edilir, hapis uzayınca iddiası diyaneten kabul olunur, kabili ihfa olmayan rehinden dolayı kendisine yine zaman lâzım gelmez (Muhtasarı Ebizziya, Şerh-i Ebilberekât, Düsûkî).

(Şafiî'lere göre de rehnin hükmü, borcun tediyesine kadar mürtehinin reh-ne müstahik olmasıdır. Şöyle ki: Rehin kabz ile lâzım olunca onu yanında tut­mak hakkı mürtehine ait olur. Ancak râhinin intifa etmesi için icab eden yer­lerde rehn muvakkaten râhine verilir. Rehnin fekki, râhinin borcundan her­hangi bir veçhile beri olmasiyle husule gelir. Borcdan bir miktarı baki olduk­ça rehin, münfek olmaz. Meğer ki mürtehin razi olsun.

Maamafih bir borç mukabilinde merriun olan bir tereke, mürtehinin fes-hiîe münfesih olarak rehniyyetten çıkmaz. Çünkü rehin, ölünün zimmetinin borcdan beraeti maslahatı içindir, bu maslahat ihlâl edilemez.

Merhun mürtehinin elinde emanettir. Kabili ihfa olsun olmasın bunun âfet-i semaviyye ile telef oîmasile rehniyyet bâtıl olur, fakat borcdan bir şey sakıt olmaz. Mürtehine taaddisi bulunmadıkça zaman lâzım gelmez. Nitekim vedia­da da hükm böyledir.

Borcun vakti hulul ettiği halde tediyesi cihetine gidilmese veya rehnin bo­zulmasından korkulsa rehnin satılması lâzım gelir. Rehn satılınca semeninden en evveî mürtehinin alacağı verilir. Çünkü onun hakkı sair alacaklılardan ev-, vel rehne taallûk etmiştir.

Rehni mürtehinin izniyle Tahin veya vekili satar. Mürtehin izin vermezse hâkim, mürtehine «Ya izin ver veya râhini alacağından ibra et.» diye emre­der. Bilâkis rnürtehin satılmasını istediği halde râhin, rehnin satılmasından kaçınsa hâkim, kendisine «Ya borcunu ver veya rehni sat.» diye emreder. Râ­hin bu kaçınmasında ısrar ederse, hâkim, mürtehinin zararını def için rehni satarak borcu öder.

Rehin verilen bir köle veya bir hayvan kısas veya diyeti müsteîzim ola­cak surette bir ecnebi hakkında cinayette bulunsa bu rehne ilk evvel mecniy­yünaleyhın hakkı taallûk eder, artık bu rehin hakkında kısas icra edilse veya bu rehin diyetten dolayı satılsa rehniyyeti bâtıl olur. Meğer ki satıldığı tak­dirde semeninden fazla bir şey kalsın.

Mecniyyünaleyhın hakkı bu rehnin şahsına taallûk etutiği halde mürtehi­nin hakkı yalnız buna değil, râhinin zimmetine de taallûk eder, bu cihetle mür-tehinin hakkı herhalde mahfuzdur. Binaenaleyh mecniyyünaleyhin hakkı tak­dim olunur. Çünkü rehnin şahsiyeti mürtehine tahsis edilse mecniyyünaleyhin hakkını istifaya muhal kalmamış olur (Tuhfetülmuhtaç).

(Hanbeîî'lere göre de mürtehin, kabz etmiş olduğu rehin üzerinde bir hakk-ı hapsi, bir imtiyazı vardır. Fakat rehn henüz kabzedümeden râhin ve­fat etse vârisleri kabza izin vermeğe mecbur olmazlar. Fakat izin vermek is­tedikleri takdirde bakılır: Eğer müteveffanın- başka borcu yok ise vârislerinin bu İzne salâhiyeti olur, fakat başka borcu da bulunursa vârisleri rehni mürte-

hine tahsis edemezler. Çünkü bu takdirde mürtehinin lüzûm-u hakkından evvel terekeye sair alacaklıların da hakları taallûk etmiştir. Bir, de rahmin başka malı bulunmazsa zekâtım merhundan çıkarıp vere­bilir. Veîev ki mürtehin izin vermesin. Çünkü zekât, bu merhunun aynine ta­allûk etmiş olur. Nasıl ki cinayet işleyen merhun bir kölenin vereceği diyet de

Rehin, telef olsa yerine başka rehin vermeğe rahim mecbur oîmaz,  Eehin, mürtehinin taaddisi ve taksiri olmaksızın telef olsa mürtehin  Fakat rehn, mürtehinin taaddisi veya taksiri neticesinde telef olursa

Gaib oîan bir râhinin hükmü, hasır olup borcunu Ödemekten imtina eden bir râhinin hükmü gibidir, Binaenaleyh bu haîde hâkim, rehn satarak borcu tahin ile mürtehinden biri vefat etse, vârisleri yerine kaim olur.

(Zahirîlere göre de rehin, jorariehmin elinde borcunu istifa edinceye ka­dar mahbus bulunur. Râhin, borcunun bir kısmını verse bunun mukabilinde rehnin bir kısmını istirdad edemez. Çünkü rehnin tamamı borcun tamamı mu­kabilinde terhin edilmiştir. Borcun bir'kısmının sükutiyle rehnin bir kısmından

Mürtehin, rehnin bozulmasından korkarsa hâkime müracaat ederek o ren-ni sattırması vacib olur. Hâkin), rehin satınca semenim gaîb ise râhin namına tevkif eder, borcun zams.iu hulul etmiş ise mürtehine alacağını bundan verir, Hâkime müracaat kabil olmayan bir yerde mürtehin. bu rehni satabilir.  Bir malın siyama meydan Vermez. Bu bir teavün kabiîinden âyet: kerimesi bunu Batıktır. Rehnin semeni, rehinden başkadır. Rehin, merhun hakkında akd edilmiş­tir, semeni hakkında değil. Binaenaleyh bu semen, râhinin sair emvali gibi bir

Kâhin veya mürtehin vefat-edince rehin bâtıl olur, Rehni mürtehin vefat edince rahme, râhin vefat edince vârislerine reddetmek lâzım gelir. 'Müeccel olan borç, muaccel olur. Rehnin semenine mürtehin, sair garimlerdert ehak

Rehin; mürtehinin hakkıdır, vefat edince vârislerine, garimlerien intikâl etmez. Çünkü yalnız emval mevrûs olur, emanetler vekâletler, vasiyetler gibi emval kabilinden olmayan haklar mevrûs olmaz.

Eâhin ölünce de rehin bâtıl olur.-Çünkü mürtehin, râhin ile akd-i rehnde bulunmuştur, vârisleriyle değil Rehin telef olunca mukabili olan borç alâha; lihi kalır, sâkit olmaz. Ebû Sevr, Ebû Süleyman da buna kaüdir.

Bir taifeye göre rehn, teîef olunca mukabilinde borç tamamen sâkit olur, Borcun miktarı, rehnin kıymetinden gerek fazla ve gerek noksan olsun, râhin ile mürtehinden biri diğerine bir şey zâmin olmaz. Hasen-i Basrî, tbrahimi Ne-haî, Şüreyh, Şâbî, Zühri, Katade buna kaildirler (Elmuhallâ).

82 - : Rehni fâsid ile kabz edilen mal, boredan mukaddem teslim ve te­sellüm edilmiş olunca rehn-i sahih ile kabz edilen mal hükmünde olur. Şöyle ki: Bir kimse, bir şahısdan istikraz edeceği bir meblâğ mukabilinde o şahsa bir malım fâsiden terhin edib sonra da o şahıs bu meblâğı o kimseye itâ et­se de badehu bu rehin mürtehinin elinde telef olsa kıymeti miktarı borç sâkit olur. Ve mürtehin bu rehne râhinin gerek hayatında ve gerek vefatında sair alacaklılarından ehak bulunur. Yığ sHİlin borcunu tamamen ödemedikçe bu- reh­ni fesadına mebni istirdada kıya demez.

83 - : Rehn-i fasidin kabzı borca takaddüm etmezse hakkında rehn-i sa­hih hükmü carî olmaz. Bir kimsenin istikraz ve kabz ettiği bir para raukabi-.linde bilâhare bir malını fâsiden terhin etmesi gibi. Bu takdirde akd-İ rehn fesh edilince mürtehin alacağını alıncaya kadar bu rehni hapis edemez. Ve râhin vefat edince mürtehin bu rehne râhinin sair alacaklılarından ehak ol-mas (Hindiyye, Ankaravî).

84 - : Rehn-i' bâtıl ile kaba edilen .mal, mürtehinin veya adlin elinde sırf emanettir. Binaenaleyh taaddisi-veya takâiri bulunmaksızın telef olsa mukabi­linde borç sâkit olmaz, kabz edene zaman lâzsm gelmez. Ye bu rehni râhin dileaıgı saman olursa, kıymetini zamanı gasb ile sâmirs olur (CamiüTmusuleyn, Reddimuhtar).

(Malikî'lere göre de bir malın meçhul bir müddetle veresiye satılması gi­bi fâsid bir beyi'den veya borç alınan ceyyid bir para yerine redî para yeril­mesi gibi fâsid bir karzdan dolayı rehin verilmesi meşrut olmakla bunun lüzu­mu zannedilerek terhin edilen mal, geri alınabilir, velev ki mebi telef olmuş-olsun. Bu, bir rehn-i fâsiddir. Şu kadaî var ki, böyle bir lüzum olmadığı hslâ& bu rehin verilse de sonra mebi telef olsa o rehin müşteri üzerine lâzım gelen misli veya kıymet mukabilinde rehn olarak kalır (Şerh-i Ebiiberekât, Düsûkî).

(Şafiî'lere göre fâsiden akd edilen rehinlerde zamanın lüzumu ve adem-ı

 Râhln, mürtehinin imi bulunmadıkça rehni başkasına terhin edemez. Bu terhin bâtıldır. Birinci mürtehin, bunu dâva ederek istirdad edebilir, tkinci mürtehinin elinde telef olsa misliyyattan ise mislini, kıyemiyyattan se kıymetini tazmin ettirir ve bu bedcî rehin yerine kaim olur (Reddimuhtar).

86 - : Mürtehin de râhinin izni olmaksızın rehni başkasına terhin edemez. Edecek oisa râhin, bunu birinci mürtehinin huzurunda ikinci mürtehinden dâ~ m ederek istirdad ederek birinci mürtehinin yanında rehniyyette ibka eder. Bu rehin ikinci mürtehinin elinde telef olmuş olsa râhin muhayyer oîur, bunu İilerse birinci ve dilerse ikinci mürtehine tazmin ettirir. Birinci mürtehine tazmin ettirirse onun yapmış olduğu bu terhin nafiz olur. Çünkü bu zaman ile 3 rehne malik olmuş bulunur. îkinci mürtehine tazmin ettirirse ö da birinci mürtehine rücu eder, ondan hem alacağını, hem de bu rehnin zâmin olduğu bedelini alır (Reddimuhtar, Hindiyye).

87 - : Râhin, mürtehinin izniyle rehni başkasına terhin ve teslim edebi­lir. Bu halde evvelki rehin bâtıl, ikinci rehin sahih olur. Bundan sonra merhun ikinci mürtehinin elinde telef olsa birinci mürtehinin alacağından bir şey sâ-kit olmaz.

Mürtehin dahi râhinin izniyle rehni başkasına terhin ve teslim edebilir. Bu takdirde birinci rehin bâtıl, ikinci rehin bir rehni müstear kabilinden olarak sahih olur. Şu kadar var ki, râhinin izni bir şart ile, bir^ayd ile mukayyed ise mürtehinin    ona riayet etmesi lâzım gelir (Kindiyye).

88 - : Mürtehin, râhinin rızası olmaksızın rehni satsa bu, bir bey-i fu­zûlî kabilinden olur. Binaenaleyh râhin muhayyerdir, dilerse bu bey'i fesh eder, dilerse icazet şartlan mevcud olduğu halde icazet vererek bu bey'i ten- , fiz eîyer. Fesh takdirinde bakılır: Satılan rehn mevcud ise râhin onu müş­terinin elinden alarak yine rehn olmak üzere mürtehine teslim eder, telef ol­muş ise râhin onun kıymetini isterse müşteriye ve İsterse mürtehine tazmin ettirir.

89 - : Râhinin izniyle mürtehinin rehni satması sahih ve nafizdir. Hattâ râhin mürtehine «Rehni tellala ver satsın da hakkını al.» demekle mürtehin tellala verip elinde merhun telef olsa mürtehine zaman lâzım gelmez.

Kezalik: Hehnm fesadından korkulur da hâkime müracaat mümkün bulun­mazsa mürtehin rehni satabilir (Lisanül'bükkâm, Dürerül'hükkâm).

90 - : Râhin «Filân güne kadar borcumu ödemezsem rehnî satıp seme­ninden alacağını al.» diye mürtehini tevkil etse de o günde borcunu ödeye-mese mürtehin o rehni satarak alacağını istifa edebilir. (Ali Efend fetavası). Fakat râhin, mürtehinin rızası olmaksızın rehni satamaz, satacak olsa nafiz olmaz, mürtehinin hakk-ı hapsine halel gelmez bu bey'in nefazı mürtehinin iz­nine mevkuf bulunur. Fakat borç Ödenirse veya mürtehin râhini ibra ederse

veya bu bey'e icazet verirse bey'i nafiz olur, rehin rehniyyetterı çıkar, mür­tehinin rehni teslim etmesi lâzım gelir.

İcazet tadirinde borç hali üzere kalır, satılan merhunun semeni bu borç mukabilinde rehin olur, velev ki henüz müşteriden kabs edilmiş olmasın. Her ne kadar mebiin semeni kabz edilmedikçe deyn olub iptidaen rehn edilmezse de tebean rehn edilebilir. Esah olan kavle göre bu semenin rehn olmasını ica­zet zamanında şart koşmaya da lüzum yoktur.

Amma mürtehin bu bey'e icazet vermezse müşteri muhayyer olur. Diler­se rehnin fekkine kadar belker, dilerse hâkime müracaat ederek bu bey'i fesh ettirir. Mebiin merhun olduğuna evvelce muttali bulunmuş olsun olma­sın müsavidir. Bunu kendisi fesh edemez (Haniyye, Hindiyye).

91 - : Râhin ile mürtehinden her biri diğerinin izniyle rehni başkasına ariyet verebilir, sonra her biri onu rehniyyete iade edebilir,

Müsteîr, rehne vaz-ı yed edince rehin mürtehinin zamanından çıkar, ar­tık müsteîrin elinde telef olsa mukabilinde mürtehinin alacağından bir şey sâ-kit olmaz. Çünkü rehnin mazmun olması, mürtehinin kabzı itibariyledir, kabz ise mün'kazi olmuşdur.

Fakat bu merhun rehniyyette baki olduğundan mürtehinin bundaki hakkı berdevamdır. Zira iare bir akd-i lâzım olmadığından akd-i rehni İptal etmez. Binaenaleyh müsteîrin elinde iken râhin vefat edip bir takım alacaklıları bu­lunsa bu merhuna mürtehin sair alacaklılardan ehak olur. Bu hususda idâ da iare hükmündedir (Hindiyye, Haniyye, MecmaüTenhür).

92 - : Râhin ile mürtehinden biri diğerinin izniyle merhunu başkasına kiraya verse veya hibe veya bey' etse merhun rehn olmaktan çıkar, yeniden akd yapılmadıkça rehniyyete avdet etmez.

îcare suretinde bedel-i icar râhine aid olur. Fakat mürtehin merhunu râ­hinin izni olmaksızın bir kimseye icar etse ücret kendisine aid olursa da tiyb olmaz. Bu halde merhun müstecirin elinde telef olsa mürtehin bunu zaman-ı gasb ile zâmin olur.

93 - : Kâhin, mürtehinin izni olmaksızın merhunu başkasına kiraya ver­se mürtehin muhayyer olur, dilerse icazet verir, o halde rehn bâtıl, bedel-i icare râhine aid olur ve dilerse muhayyer olmayıp merhunu rehniyyete iade eder.

94 - : Râhin, rehni mürtehine icar edip icare namına yeniden kabz bu­lunsa rehn bâtıl olur. Artık icare müddeti esnasında bu mecur telef olsa ema­net olarak telef olmuş olur, mukabilinde mürtehinin alacağı sâkit olmaz.

95 - : Mürtehin, merhunu râhine iydâ veya iare edebilir. Meselâ : mer­hun araziyi ziraat etmek veya merhun hanede âriyeten oturmak için bunları râhine iare edebilir. Bu takdirde rehn mürtehinin zamanından çıkar, râhinin elinde telef olursa boredan bir şey sâkit olmaz. Fakat merhun yine rehniyyet-

te baki olduğundan râhin vefat etse mürtehin, bu merhuna râhinin sair ala­caklılarından yine ehak olur, mürtehin hakkını tamajnen almadıkça bu reh ne başkaları müdahale edemez.

Amma râhin, merhunu mürtehine icar edemez. Ederse akd-i rehn bâtıl olur. (Döter, MecmaüTenhür, Dürrümuhtar).

96 - : Mürtehin, râhinin izin ve ibaresiyle rehni istimal eder, meyva ve süd gibi hâsılatını alabilir. Hattâ bu istimal zamanında merhun tam emanet mahiyetini ahr. Telef olursa mukabilinde borç sâkit olmaz. İstimalden sonra telef olursa yine samanı rehn ile mazmun olur. Bu istihlâk edilen hâsıîatin mukabilinde borcdan bir §ey sâkit olmaz. Ancak istikraz edilen bir meblâğ mukabilinde verilen rehnin hâsılatından roukriz olan rnürtehinin istifade etme­si, akd-i rehn esnasında şart kılınırsa bu, bir nevi ribâ olacağından mekruh görülmüştür. Fakat böyle şart kılınmamış olunca bilâhare rahmin izniyle bun­lardan istifade etmekte dlyâneten bir beis yoktur (Hindiyye, Ebüssuûd).

râhinin izni olmadıkça rehinden istifade edemez. Me­selâ ; Merhun hanenin içinde oturamaz, bahçe ise meyvasmi alıp yiyemez, hayvan ise südünden veya rükûbundan istifade edemes, kitap ise mütalâada bulunamaz. Çünkü mürtehinin hakkı merhunu hapisden ibarettir, ondan inti­fa değildir. Şu kadar var ki. bu istifadeden dolayı mürtehine .bir ücret lâzım gelmez. Velev ki merhus, müaddün liristiglâî bulunmuş olsun. Ancak bu veç­hile istimal ile rehn telef olursa veya kıymetine noksan gelirse mürtehin bun­ları zâmin olur. Meselâ; Mürtehinin bilâizin râkib oduğu hayvan bu rükûb ha­linde telef olsa tam kıymetini tasmin etmesi lâzım gelir,, (Mecmaül'enhür, Ten-virûlfebsâr).

97 - : Evvelce de beyan olunduğu üzere asıl rehn ile beraber ondan mü-tevellid ziyade de merhun olacağından bunların mecmuu deyne mukabil bu­lunur. Yani : Borç asi rehnin yevnri kabzmdaki  kıymetiyle bu ziyadenin yevm-i istihlakindeki kıymeti mukabilinde mazmun olur. Binaenaleyh asıl mer­hun mürtehinin elinde telef Gİsa borcdan buna mukabil olan miktarı sâkit, olur, ziyadeye mukabil olan miktarı sâkit olmaz, belki mürtehin bu ziyadeyi rehn olarak elinde tutar.     

Meselâ : On lira mukabilinde terhin edilen sekiz lira kyımetindeki bir ko­yunun iki Ura kıymetinde bir kuzusu teveîlüd etmiş bulunsa bu koyunun te-lefiyle borcdan sekiz lira sukut eder, kuzu mukabilinde iki lirası kalmış olur. Bu kuzu da telef olsa veya istihlâk edilse o iki lira da sâkit olur.

98 - : Fakat mürtehin telef olmuş olsa Kuranım Juymetine

 kuzuyu rahmin izniyle kesip yemiş, sonra da koyun  koyunun kıymetine isabet eden sekiz Ura sâkit olur.  eden mütebaki iki lirayı ise mürtehin râhinden alabilir. Çünkü bu kuzuyu her ne kadar mürtehin yemiş ise de râhnin izniyle ye­miş olduğundan bunu râhin itlaf etmiş sayılır (Ebüssuûd, Ankaravi).

99 - : Mürtehinin izni olmadıkça râhin dahi rehinden intifa edemez. Bu intifa rehne muzir olsun olmasın. Çünkü rehnin hükmü, hapistir. Bu intifa ise hapse münafidir Şerh-i mecma*).

100 - : Mürtehn, başka yere gideceği zaman yolda emniyet mevcud olup râhin tarafından menedümemiş olunca rehrıi beraber götürebilir. Velev ki gö­türmesi meunete muhtaç olsun. Bu meunet = Masraf mürtehine aid olur.'

Bu mesele, İmamı Azama güredir, İmameyne göre ne mürtehin, ne de adi, rebni başka "yere götüremezler. Hattâ deniliyor kî; Merhuhun rehn edildiği beldede hıfzı râhin tarafından şart koşulmuş olsa bu şart, bazı fukahaya göre muteberdir, bazı fukahaya göre de muteber değildir (LisanüThükkâm, Anka-ravî, Reddirriuhtar).

101 - : Râhin; rehnin nemasından, menafimden mürtehinin istifadesine izin verdikten sonra bundan dönebilir. Fakat râhin, her ne zaman mürtehi-ni bu istifadeden ır.enederse mürtehinin müstakbei bir izin ile bu istifadeye mezun olduğunu söyler, mürtehin de bunu kabul ederse artık borç verilince­ye kadar mürtehin bundan istifade edebilir. Meselâ : Merhun hanede otura­bilir (Hindiyye).            

(Maliki1 lere göre*râhin. merhunda tasarrufatta bulunamaz, merhun üze­rinde eîinin cevelâm caiz olmaz, bu rehniyyete münafidir (Şerh-i Kebîr). îmam Maîik'e göre mürtehin, akar ve arazi kabilinden olan bir rehnin men­faatini bir müddet için kendisine aid olmayı şart koşabilir. Bu şart hayvan ile elbisede ve uruzda    ise mekruhtur (Elmuhallâ).

(Şafiî'lere göre râhin, merhunun kıymetini azaltmıyacak surette merhun-dan intifa edebilir, buna hakkı vardır, Meselâ : Merhun hayvana şehir içinde binebilir, merhun hanede ikamet edebilir. Bu intifa için merhunun mürtehin-den istirdadına hacet görülürse istirdad edilir. Mürtehin de rahim töhmeti) görürse bu istirdadına işhatda buiunur.

Râhin. merhunun üzerine bina yapamaz, ağaç dikemez. Bunları yapacak olsa borcun zamanı hulul etmedikçe bunlar sökülüp atüamaz. Borcun zamanı gelince bakılır: Eğer bunlar ile meşgul arsanın kıymeti borca kifayet etmez de bunlar kaldırılınca arsanın kıymeti artacak olursa borcu tamamen Ödemek için bunların kal-u ref'i vücuben lâzım geîir. Meğer ki râhin borcunu başka malından tamamen ödesin (Tuhfetüi'muhtaç).

(Hanbelî'lere göre mürtehinin izni olmadıkça râhin, mürtehinden intifa edemez, meselâ: Merhunu icareye veremez, istihdam edemez. Mürtehin izin verince de bundan bilâhare rücu edebilir.

Borcun henüz vakti hulul etmiş olmayınca râhin. merhun yer üzerine ağaç

dikebilir. Çünkü borcun tediye zamanına kadar bu yerin menfaatini tatil et­mek, malı tazyi demektir ki, bundan nehî olunmuştur. Fakat borcun zamanı hulul etmiş ise râhin, ya borcunu hemen vermeğe veya merhunu satmaya mec bur olacağından bu ağaç dikmeğe mahal yoktur (Keşşafülkma). îmam Ah-med'e ve tshak'a göre mürtehin, merhunun südünden istifade edebilir (E3-muhallâ).

Zâhirî'lere göre rehnin menafii terhinden evvel olduğu gibi yine râhine aiddir. Merhun hayvanın südü ve rükûbu da böyledir. Meğer kî râhin bu hay­vana infakda bulunmasın. O halde mürtehin yapacağı infak mukabilinde bu hayvanın südünü alır, üzerine râkib olabilir, mukabilinde alacağı sâkit olmaz.

Râhin, merhunu kiraya verebilir, zuhura gelecek semerelerinden yiyebi­lir, cariyesi ise istifraş edebilir, akar ise içinde oturabilir, hayvan ise yünü­nü alabilir. Çünkü merhun rehn sebebiyle râhînin mülkünden çıkmış değildir. Artık râhin kendi malından intifadan menedilemez. Elverir ki merhun, mür-tehinin elinde bulunmasın, onu rizası olmadıkça veya borç ödenmedikçe râ-hinin mülkünden çıkarmaya salâhiyeti bulunmasın.

Mürtehin ise râhînin rizası olmadıkça merhundan istifade edemez. Nite­kim bir   hâdis-i s.erfde buyurulmuştur: Yani: Sizin kanlarınız ve mallarınız sizlere haksız yere-helâl olmaz, haramdır (El-muhallâ).  [13]                                                       

 basa dön

 

Yed-İ Adlde Ulam Rekinlerin Hükümleri :

 

102 - : Râhin ile mürtehin, rehni emniyet ettikleri bir kimseye tevdi et­mek üzere mukavele edip o kimse de razı olarak kabz etse sahih ve bu kabz ile rehin tamam olur. Bu kimseye «Adî» denir.

103 - : Adlin eli, mürtehiıtin eli gibidir.

Binaenaleyh adi, mürtehin makammakaim olub rehni mürtehn gibi hıfz eder. ehin, bu adlin elinde telef olsa rnürtehinin elinde telef olmuş gibi olur. Adlin taaddüdü de caizdir (Muhit, Hindiyye).

104 - : Adlin eli bir bakımdan da rahmin eli gibidir.

Meselâ: Merhunun râhin yanında gasben bulunduş olduğu tahakkuk etse adlin elinde de gasben bulunmuş sayılır. Binaenaleyh bu merhun adlin elinde telef oldukdan sonra tnüstahikki zuhur etse muhayyer olur. Bunun bedelini dilerse râhine ve dilerse acile tazmin ettirir. Adle tazmin ettirince o da bunun­la râhine rucu eder, rnürtehine rücu edemez (Ebüssufid).

105 - : Rehin akdedilirken merhunu müntehinin kabz etmesi şart edil­miş olsa da badehu râhin ile mürtehin ittifak ederek rehni yedi adle vaz ede­bilirler. Bunların bu ittifakları akd-i rehnde terazileri gibidir. Çünkü  iptida-i

akdde adlin mürtehin makamına kaim olması caiz olduğundan bekaen de ca izdir (Muhît-i Serahsî).

106 - : Merhunun yed-i adle vaz edilmesi akd zamanında şart edilmeyip bilâhare merhun mürtehin ile râhinin rizalariyle yedi adle tevdi edilse o mer­hunu yalnız mürtehin, râhinin rizası olmaksızın adîden alabilir. Fakat râhin, mürtehinin İzni olmadıkça alamaz. Çünkü mürtehin, merhunu zaten kendi elin­de tutmaya salâhiyeti olmakla bunu muvakkaten tevdi etmiş olduğu adiden ge­ri alabilir. Fakat râhinin borcunu ödemedikçe rehni mürtehinden almaya salâ­hiyeti olmadığından adiden de almaya salâhiyeti olamaz (Reddimuhtar).

107 - : Mürtehin, rehni henüz kabz etmeden râhin adi tâyin edilemez.

Kezalik : Kefilin vereceği rehne mekfûlünanh adi olamıyacağı gibi mekfû-lünanhın vereceği rehne de kefili adi tâyin edilemez.

Kezalik : Müdaribin rehnine rebbülmâl, rebbülmâlin rehnine müdarib a'dl nasb edilemez.

Kezalik : Şirketi raufaveze ve şirket-i inan ile şerik olanlardan birisinin bu ticaret borcu için vereceği rehne diğer şerik adi tâyin edilemez. Yani: Akd edilen rehn bunlardan birinin adi sıfatiyle kabz eyîemesiyle tamam olmaz, Çün kü bu suretlerin hepsinde de birinin eli diğerinin eli gibidir, rehin başka bir ele teslim edilmiş sayılamaz.

Fakat merhun, icab ve kabul ile akdden sonra raürtehin tarafından kabz edilse de badehu bunlardan birine teslim edilse rehnin sıhhatine halel gelmez (Hindiyye, Dürerülhükkâm).

108 - : Akd-i rehin esnasında merhunun kendisine tevdi meşrut olan adi, borç baki cldukca rehni râhinin rizası olmadıkça mürtehine, mürtehinin riza­sı olmadıkça da râhine veremez. Verirse istirdad eder. Çünkü bu dehne hem râhinin, hem de mürtehinin hakkı taallûk etmektedir. Daha istirdad etmeden rehin telef olsa adî, onun misliyyattan ise mislini, kıyemiyyattan ise kıymetini zâmin olur. Zira kendi mezuniyetinin haricine çıkmakla taaddide bulunmuş­tur.

Adlin bu suretle tazmin edeceği şey kabz edildikten sonra râhin Ue mür­tehinin yine, ittifakıyle bu adlin veya sair bir adlin yanına bırakılır. Bunlar it­tifak edemezlerse müracaat edecekleri hâkim tarafından bir yed-i adle tes­lim edilir. Bilâhare borç râhin tarafından verilince adlin tazmin etmiş olduğu bedel kendisine aid olur, bunu kimin elinde ise ondan ister alır (Hindiyye).

109 - : Merhunu muhafaza etmekte olan adi vefat edince vârisleri kendi yerine kaim olamazlar. Râhin ile mürtehin, o rehni birriza başka bir adle veya hinin lecek bâtıl

kendilerinden birine tevdi ederler. Bu hususda ittifak edemezlerse mürtemüracaatı üzerine hâkim tarafından bir yed-i adle veya adaletçe müteadle muadil görülünce mürtehinin eline teslim edilir. Birinci adi rehni satmaya vekil bulunmuş olsa bunun ysrine ikame ediadl, bu vekâleti haiz bulunmuş olamaz. Çünkü vekâlet, vekilin vefatiyle olur (Hindiyye, Tatarhaniyye).

110 - : Adi merhunu emin olan bir kimsenin yanma tevdi edebilir. Fakat zaruret bulunmadıkça emin olmayan kimseye tevdi edemez. Ederse telefi zarnan-î gasb ile zâmin olur (Haniyye, Ankaravî}-Şafıî'lere göre de râhin ile mürtehin rehni hilittifak   başkasının yanma vaz

(Hanbeîflere göre de râhin ile mürtehin merhunu bir başkasının yanma vaz edebilirler. Bunun bir kişi olması caiz olduğu gibi müteaddid olması da caizdir. Bayie adi tâyin edilen kimsenin erkek, kadın, müslim, gayrı müsîim olması âa caizdir. Fakat caizüttasarruf olmayan bir kimsenin, meselâ bir ço­cuğun veya bir sefihin yanına vaz etmeleri caiz değildir. Bunlar mürtehinin vekili sayılamazlar, bunların rehni gabz etmeleri muteber olmaz.'

îki kişinin yanma vaz edilmesi meşrut bir rehn, bir kişinin yanma vaz edilemez ve bunlardan biri rehni yalnız basma hıfz edemez, birlikte hıfz et­meleri icab eder. Bunlardan biri rehni diğerine teslim etse telefi takdirinde yansını zâmin olur.

Kezalik : Adi, rehni râhin ile mürtehin me.vcud olduğu halde başka bir -şahsın yanına hıraksa da telef olsa bunu adî ile o şahıs zâmin olur.

Adi, rehni iade ettiği, mürtehin ile râhin de bunu almaktan imtina etmedi­ği halde hâkim, bu rehni bir eminin yanma bıraksa telefi takdirinde bunu hâ­kim ile o emin birlikte zâmin olurlar. Çünkü hâkim, bunu müstahikleri bulun­duğu halde başkasının yanma def etmekle taaddide bulunmuş olur. Emin de başkasının malım muktezi bulunmaksızın ahz ettiği için taaddide bulunmuş sayılır (Keşşafülkına). [14]

 basa dön

 

Mer.Hunün Satıl!B Satılamaması :

 

111 - : Râhin ile mürtehinden birisi   diğerinin izin ve rızası   olmadıkça rehni satamaz. Hattâ râhin borcu ödemek için rehni alıp satmak istese mür­tehin ona razi olmayabilir Çünkü borcunu alıncaya kadar rehni hapis etmeğe salâhiyeti vardır. (Tenkih-i Hamidî, Hindiyye).

112  - : Mürtehin, rahmin izni olmaksızın merhunu satsa füzûlen satmış olur. Râhin dilerse icazet verir ve dilerse bey'i fesheder, merhunu yine mür-tehine iade eder. Merhun müşterinin elinde telef olmuş olsa artık bey'e icazet verilemez. Bu takdirde râhin. onu dilerse müşteriye ve dilerse mürtehine taz­min ettirir (Dürerülhükkâm).

113 - : Mukabilinde rehin verilmiş olan bir borcun Ödenecek zamanı hu-

îûl ettiği haîde râhin bunu ödemekders imtina etse müracaat vukuunda hâkim tarafında «Borcunu öde» diye râhine emr olunur. Râhin borcu ödemez, rehnin satılmasından da kaçınırsa hâkim, rehni hakikî kıymetiyle satarak semenin­den borcu mürtehine öder.

114 - :Maamafih rehin, borç cinsinden ise mürtehin, alacağını bundan alabilir, bunda rahmin ması veya hâkimin kazası iktiza etmes (Haniyye). imtina ederse rehni saüp borcunu Ödeyinceye kadar hâkim tarafından ha­pis olunur. Yoksa bu rehni hâkim sata-mas. Çünkü medyun olan hürrü. hecir caiz değildir. îmarneyrae göre isesabik meselede beyan olunduğu üzere hâkim, rehni bizzat satabilir. Çünkü böyle bir medyunun hacri imameyne göre caizdr. müracaat eder. Hâkim de ya bizzat satar veya^.satması için mürtehine isin verir. Siyleru isteyebilir. Zira rehne malik bilinmezse mürtehin o rehve bulunursa râhin muhayyer olur,  mebii rehniyyete iade eyle?

rehni mürtehin, gaib oîan râhinin veya de mezkûr icazet şartları da mercızd

» bey'e icazet verir, dilerse bey'i fesh em mebi telef olmuş bulunursa mürtelnm onun

115 - : Eehn olan bağ ve bostanın meyva ve sebze gibi zevaid-i mütevel-Üdasi yetişse tele? olmalarından korkulsun korkulmasın bunlar hazır ise râiunin, gaib ise hâkimin izn ve rey'ile satılabilir. Fakat bunları râhinin veya hâ­kimin izni olmadıkça mürtehin satamaz. Çünkü mürtehin, rehni ve zevaidini hapse müstahiktir, bunları satmaya hakkı yoktur. Meğer ki hâdise hâkim bu­lunmayan bir yerde vücuda gelsin veya hâkimin reyini istihsâle mübaşeret takdirinde aradan günler geçerek zevaidin bozulub telef olması muhakkak bu­lunsun, o halde mürtehin bunları kendi kendine satabilir.

116 - : Fakat râhinin iznini veya hâkimin reyni istihsâl mümkün olduğu halde bunlar temin edilmeksizin mürtehin tarafından satılacak olsa mürtehine za­man lâzım gelir. Râhin muhayyer olur. Bunları dilerse mürtehine ve diler.se müşteriye tazmin ettirir. Çünkü mürtehin gasıb, müşter ide gasıbül'gasıb sa­yılır.

118  - : Mürtehin, merhun olan bağ ve bostanın meyvasını, sebzesini hâ­kimin emri olmaksızın toplayıp hıfz edebilir. Çünkü bu muamele merhunu mu­hafaza mahiyetindedir. Merhunu muhafaza ise mürtehinin hakkıdır. Şu kadar var ki, mürtehin bunları toplarken bağa ve ağaçlara noksan vermemek lâzım­dır. Noksan verirse bu noksan miktarı alalacağmdan sâkit olur.

119 - : Râhin, vakt-i edası hulul etmiş olan borcunu ödemek için rehni satmaya mürtehini veya adli veya vekâlete ehl olan diğer bir şahsı veya bun­lardan ikisini veya her üçünü tevkil edebilir, bu şahindir. Çünkü râhin, reh­ni bizzat satabileceği gibi buna başkasını da vekil tâyin edebilir. Artık râhin, bu vekili mürtehinin rizası olmaksızın vekâletten azl edemez. Bu vekâlet, ge­rek akd-i rehn zamanında şart edilmiş ve gerek akdden sonra icra kılınmış ol­sun müsavidir. Çünkü buna r örteninin hakkı taallûk etmiştir. Kezalik mürte­hin de bunu azl edemez. ZK-ı onu vekil tâyin eden, mürtehin değildir (Hidaye, Haniyye).

120 - : Rehni satmaya tt Tki3, borcun vakt-i edasının hululüne izafetle ca­iz olduğu gibi müneccezen de > aiz olur. Vekâletletle satılan rehnin semeni de yine merhun olur. Binaenaleyh bu semen, mürtehinin veya adlin elinde iken telef olsa bunun mikdarınca borç sâkit olur (Şerh-i Mecmâ*)-

121 - : Rehni satmaya vekil olan kimse, bunu bizzat satabilir, bunun için hâkimin reyini istihsâle hacet yoktur. Merhun gerek menkûl ve gerek gayrı menkûl olsun. Bunun semeni bu vekilin elinde veya müşterinin müflisen vefa-tiyîe zimmetinde telef olsa mürtehinin elinde telef olmuş gibi sayılır, mukabi li olan borç bu semen nisbetinde sâkit olur.

Kezalik : Rehni satmaya vekil olan adi, onu sattıkdan sonra semeninin elin­de telef olduğunu iddia etse tasdik olunur. Zira onun eli yed-i emanettir. Bu se­men, mürtehin üzerine telef olarak mukabilinde alacağı sâkit olur (Dürrehül-hükkâm).

122 - : Rehni satmaya vekil olan kimse, borcun vakt-i edası hulul edince rehni satarak semenini mürtehine teslim eder, ondan evvel satamaz. Satarsa nafiz olmaz. Vakti hulul ettiği halde satmakdan imtina ederse rehni satmak üzere râhine cebr olunur. O da satmaktan kaçınır inad ederse hâkim satar ve eğer râhinin varisleri gaib bulunursa rehni satmak üzere vekile cebr olunur. İnad ederse hâkim satar. Cebrin keyfiyeti, vekili hâkimin bir kaç gün haps­etmesinden ibarettir.

Râhinin veya mürtehinin vefatiyle veya tecennün etmesiyle bu vekil vekâ­letten mün'azil olmaz. Fakat vekil ölürse veya ifakati ümid edilemez bir halde tecennün ederse vekâlet bâtıl olur, hükmü kalmaz (Hindiyye, Ibni Nüceym).

123 - : Merhunu satmaya vekil olan adle bu hususda cebr edilip ediîemi-yeceği tafsilâta tâbidir. Şöyle ki: Bu vekâlet, akdi rehn zamanında meşrut ise vekil, merhunu satmaya mecbur olur, bilâhare icra kılınmış ise mecbur olmaz. Bu, îmam Ebû Yusuf'a göredir. îmam Muhammed'e göre ise bu ikinci takdir­de de vekil, rehni satmaya mecburdur. Esah olan da budur. Mecellede de bu kabul edilmiştir (Muhît-i Burhanî). [15]

 basa dön

 

Rehnlere Aid İhtilâflar :

 

124  - : Dâyin ile medyun rehn verilmiş olup olmadığında  ithilâf etseler söz, rehni inkçr edenindir. (Eşbah).

125 - : Rahin ile mürtehin, merhumun ibraz edilen mal olup olmadığında ihtilâf etseler söz, mürtehinindir. Çünkü kabız olan, odur (Reddimuhtar-.

126  - : Râhin, şu kadar borcu mukabilinde meselâ: Yüz lira kıymetli bir terhin ve teslim ettiğini dâva ve beyyine  ile isbat etmekle mürtehinin elli lira kıymetinde bir saat ibraz ederek rehnin bundan ibaret olduğunu iddia ey-îese bu sözü râhin tarafından tasdik edilmedikçe kabul olunmaz (Hindiyye).

127 :  Râhin, meselâ «Şu saati rehn ve teslim etmiştim.», mürtehin de «Şu bileziği rehn ve teslim etmiştin.» diye ihtilâf ve beyyine ikame etseler ba­kılır: Eğer bu saat ile bilezik mürtehinin elinde mevcud ise mürtehinin bey­yinesi tercih olunur. Amma saat ile bilezik telef olmuş ve bileziğin kıymeti sa­atin kıymetinden ziyade bulunmuş ise râhinin beyyinesi müreccah olur.

128  -  Mürtehin, meselâ «Şu saat ile şu bileziğin ikisini de rehn ve tes­lim etmiştin.» diye dâva, râhin de yalnız saati terhin ve teslim etmiş olduğu­nu iddia eylese söz, râhinindir. Mürtehinin beyyinesi tercih olunur. Çünkü zi­yade beyyinesi evlâdır (Haniyye).

129 - : Mürtehin, kabz etmiş olduğu merhunu râhine reddettiğini dâva, râhin de bu reddi inkâr etse söz, maâl'yemin râhinin olur. Çünkü râhni, mür­tehinin zamandan beraetini münkirdir.

130 - : Mürtehin, rehni badelkabz râhine reddetmekle onun elinde telef

pldu&unu iddiaf râhin de mürtehinin elinde iken telef olduğunu dâva etse söz, maâFyemin râhinin olur, çünkü reddi münkirdir ve râhinin beyyinesi tercih olunur. Çünkü râhinin beyyinesi ziyadeyi müsbittir. Yalnız mürtehin beyyine ikame ederse o da kabul olunur (Reddimuhtar, Bezzaziyye).

131 - : Mürtehin, rehnin daha kabz edilmeden râhinin elinde telef oldu­ğunu, râhin de kabz ettikten sonra mürtehinin elinde telef olduğunu iddia ey-îese söz, mürtehinindü-. Zira zamanı münkirdir. îkisi de beyyine ikame etse râhinin beyyinesi tercih olunur. Çünkü ziyadeyi müsbittir (Hindiyye, Bezza­ziyye).

132 - : Rehn beyyinesi,   vedia beyyinesine,    beyi beyyinesi ve hibe İle kabz beyyinesi de rehn. beyyinesine tercih olunur.

Binaenaleyh medyun, dâyine vermiş olduğu bir malı rehn olarak verdi­ğini dâva, dâyin de o malı kendisine medyun hibe etmekle kabz eylediğini id­dia eylese dayının  beyyinesi tercih olunur.

133 - : Eâhin, meselâ: yüz lira borcu olduğu halde bir malını terhin et­tikten sonra bu malı yalnız, elli lira mukabilinde terhin etmiş olduğunu iddia, mürtehin de tam yüz lira mukabilinde rehin vermiş olduğunu dâva etse söz, maâl'yemin râhinindir. Çünkü borcun tamamına rehin vermiş olduğunu mün­kirdir, (Haniyye).

134 - : Bir mal terhin edildikten sonra râhin, o malı meselâ: Yüs lira mukabilinde rehin vermiş olduğunu, mürtehin de elli lira mukabilnde terhin edildiğini İddia eylese rehn mevcud, kıymeti de yüz lira ise tehalüt carî olur. ikisi de yemin ederse rehn râhine red olunur. Tehalüfden evvel rehn telef ol­sa söz; mürtehinindir. Çünkü mürtehin, ziyade borcun sukutunu    münkirdir (Haniyye),

135 - : Mürtehin ile rehni bey'e vekil olan adî, meselâ:  Yüzyirmi lira mukabilinde merhun olan bir malın yüz liraya satıldığını iddia, râhin de yüz liradan fazlaya satıldığını dâva etse söz, adi ile mürtehinindir. Çünkü ziyade­yi münkirdirler. Râhinin beyyinesi tercih olunur. Amma râhin, bu bey'i in­kâr Ue rehnin bu vekil elinde telef olduğunu iddia edip rehnin kıymeti de bor­ca müsavi olsa söz, râhinin olur.

136  - : Merhunun meselâ : Yüz liraya satıldığını râhin, doksan liraya satıldığını vekil, seksen liraya satıldığını da mürtehin   iddia ettikde bakılır: Eğer seksen lirayı mürtehin kabz etmiş ise söz, mürtehinindir, râhinden yir­mi lira daha alabilir. Fakat beyyine ikame etseler râhinin beyyinesi tercih olunur. Çünkü ziyadeyi müsbittir.

137 - : Rehni satmaya vekil, rehni meselâ: Yüz liraya satıp bunu mür-tehine verdiğine dair beyyine ikame ettiği halde râhin de merhunun satılma-

yıp vekilin elinde telef olduğuna beyyine ikame etse râhinin beyyinesi kabul olunmaz.

138 - : Bir kimse, bir şahisdan istikraz etmiş olduğu meselâ: Yüz lira .mukabilinde yine yüz lira kıymetli bir malını terhin ve bunu satmaya o şah­si tevkil etmiş olmakla mürtehin bulunan o şahıs bu malı meselâ : Elli lira­ya sattığını iddia, râhin olan kimse de «Hayır bu malı satmadın, elinde telef oldu.» diye dâva etse bakılır: Eğer mürtehin, iddiasına beyyine ikEime ederse kabul olunur, ikame edemezse râhin, mürtehinin o malı sattığını bilmediğine tahlil olunur. Yemin ederse bu borç sâkit olur (Haniyye).

139 - : Hâhİn ile mürtehin, rehnin taksir neticesinde zayi olup olmadı­ğında ihtilâf, etseler, râhin taksir iddiasını ısbât edemezse   mürtehin, taksiri olmadığı hususunda yeminiyle tasdik olunur, rehnin kıymeti borcdan ziyade ise bu ziyade kendisinden istenilemez (AU Efendi fetavası).

140 - : Dâyin, medyunun resûli vasitasiyîe kendisine gönderilmiş olan rehni kabz ettiğini inkâr edip de medyun bunu isbat edememekle rehni resû-iinden taleb etse, resûli de «Ben senin emrinle götürüp dâyne verdim,» dese resul yeminiyle tasdik olunur. Çünkü medyunun emini bulunmuştur (Abdür-rahim fetavası).

141 - : Râhin gaib olub rehn yed-i adîde bulunmakla mürtehin, bu adlin rehni satmaya vekâleti bölündüğünü iddia, adi de bu vekâleti inkâr etse mür­tehinin ikame edeceği beyyine kabul olunur.

142 - : Rehni satmaya vekil olan adi, rehnin semenini kabz ile mürtehi-nirs teslim ettiğini iddia, mürtehin de inkâr etse söz, yeminiyle adlin olur. Çün­kü adi, emindir. Bu halde mürtehinin aiacağı sâkit olur.

143 - ; Râhin, borcun edası vakti henüz hulul etmediğini iddia, mürte-hindd hululünü dâva, etse söz, mürtehinlndii'. Zira borcun tecili, mürtehinden müstefad olur.

Fakat vekil tarafından satılması, müstakbel bir zamana izafe edûen bir rehn hakkında ihtilâf edüib mürtehin, meselâ: O zamanın şu ay bağında hu­lulünü iddia, râhin de daha sonraki ay başında hulul edeceğini dermeyan et­se söz, râhinin olur, Çünkü vekili satmaya taslit etmek, râhin tarafından müs­tefad olur.

144 - : Mürtehin, «Rehn bana bir aralık iare edilmişti, bu iare hükmiy­le istimal ettiğim zamanda telef oldu, binaenaleyh mukabilinde alacağım sâ­kit olmamıştır.» diye iddia, râhin de bu istimalden evvel veya sonra telef ol­duğunu ve binaberin borcun   sâkit olduğunu dâva etse söz, mürtehinindir.  Çünkü zamanı münkirdir. Râhinin de beyyinesi tercih olunur (Haniyye, Anka-ravî).

145 - : Mürtehin, merhunun telef olduğunu iddia, râhin de inkâr etse mürtehinin beyyinesi kabul olunur.    Beyyinesi bulunmazsa yeminiyle tasdik olunur. Binaenaleyh mukabilinde borç sâkt olur. Rehnin kıymeti fazla olsa mürtehin bunu zâmin olmaz (Tenkih).

146 - : Râhin, telef olan merhunun meselâ: Yüz lira kıymetinde oldu­ğunu, mürtehin de seksen lira kıymetinde bulunduğunu iddia etse söz, mür-tehinindir. îkisi de beyyine ikame etseler râhinin beyyinesi,    ziyadeyi müsbit olduğu için tercih olunur (Mülteka, Tenkih).

Rehnin telefi, rehnin intifaa salih olmayacak bir hale gelmesiyle olur.

147 - : Medyun, şöyle bir malım rehin vermiş olduğunu mürtehinin inkâ­rına mukarin dâva ettiği halde şâhidleri «Râhinin kendilerince meçhul bir şe­yi terhin ve teslim ettiğini gördüklerine» şehadet etseler bu sehadetleri mak­bul olmaz. Fakat medyunun bu iddiası üzerine şâhidleri «Mürtehinin rehn ola­rak bir mal aldığım iki ar ettiğine» şehadet edib bunu tarif ve tavsif edemese-ler bu sehadetleri makbul olur. Bu halde bu malın neden ibaret olduğunu be­yana mürtehin mecbur olur, bunda söz, mürtehinindir (Hindiyye).

148 - : Medhun, rehin verdiğini inkâr, dâyin de medyunun rehin verdi­ğini iddia etse bakılır: Eğer mürtehin «Şu malı rehn olarak kabul ve kabz et­tim.» diye iddiada bulunursa dâvası mesmu olur. Amma râhine karşı beyyine ikame edip de merhunu kabz eylediğini söylemezse dâvası sahih olmaz. Çün­kü rehnin tamamiyyeti kabza muhtaçtır.

149 - : Râhn ile mürtehin, merhun daha kabz edilmemiş iken mürtehin tarafından rehnin kabz edildiğinde   tasaddukda bulunsalar bu da kabz hük­mündedir. Artık râhin bu ikrariyle muahaze olunur. Hattâ şahidler   «Rehni mürtehinin kabz ettiğini râhin ikrar etti.» diye şehadette bulunsalar bu şeha-detleri makbul olur. «Kabz ederken gördük.» demelerine hacet yoktur. Veİev ki bu dâva esnasında merhun râhinin elinde bulunsun. Bu, kabzı isbata manî olmaz. Çünkü onun elinde âriyeten bulunmuş olabilir (Ankaravî).

150 - : Râhin, merhunun kıymeti kendisine ayıb âriz olmadan evvel me­selâ: Yüz lira idi diye dâva, mürtehin de bundan az olduğunu iddia etse râ­hinin beyyinesi tercih olunur.

Kezalik: Râhin, merhunu selim ve kıymeti şu kadar olarak teslim ettiğini dâva, mürtehin de maib ve kıymeti ondan noksan olarak teslim ettiğini iddia etse râhinin beyyinesi müreccah olur.

151 - : Merhun helak olduktan sonra mürtehin, merhunun kıymeti borç miktarından az olduğunu iddia, râhin de merhunun kıymetinin borca müsavi

dâva etse mürtehinin beyyinesi tercih olunur.

152 - : Rehn için bir malı iare eden kimse, bu malın rehniyyetden daha fekkedilmeden helak olduğunu dâva, râhin olan müsteîr de bu ,malın fek edil-dikden sonra helak olduğunu iddia etse o mûîr olan kimsenin beyyinesi tercih olunur.

Kezalik: Muir, müstear malın terhin edildikten sonra helakini dâva, müs-tair de daha terhin edilmeden helak olduğunu iddia eylese nıuirin beyyinesi tercih olunur.

153 - : Râhin, mürtehinin alacağını aidıkdan sonra yanında rehnin he­lak olduğunu dâva, mürtehin de alacağını alıp rehni red etmiş bulunduğunu id­dia eylese râhinin beyyinesi tercih olunur.

154 - : Haricde iki kimse, bir malın iştira ve irtihanı hususunda ihtilâf -da bulunsalar bakılır: Eğer ikisi de tarih beyan etmezse iştira beyyinesi ter­cih olunur. Jtrtihan hakkındaki beyyinede tarih zikr edildiği halde iştira bey-yinesinde zikr edilmese rehn beyyinesi müreccah olur.

Kezalik : îrtihan beyyinesindeki tarih mukaddem, iştira beyyinesindeki tarih muahhar olsa yine rehn beyyinesi tercih olunur.

155 - : Bir mala vaziülyed olan kimse, tarih beyan etmeksizin rehniyyet üzere beyyine ikame, haricden biri de bilâ tarih iştira beyyinesi- ikame etse rehn beyyinesi müreccah olur.

Zilyed'in sabık bir tarih beyaniyle ikame edeceği rehn beyyinesi de hari­cin muehher tarihli iştira beyyinesine tercih olunur.

Fakat haricin iştiraya dair beyyines indeki tarihi mukaddem, ziFyedin rehn hakkındaki tarih müehher olursa iştira beyyinesi tercih olunur.

156 - : Zil'yed, iştira üzerine tarih beyan ile beyyine ikame ettiği gibi hariç de ayni tarihde irtihanda bulunmuş olduğuna beyyine ikame etse iştira beyyinesi tercih olunur.

157 - : îki kimseden her biri berhayat bir şahsa aid bir malın yalnız kendisine rehn edilmiş olduğunu iddiada bulunsa bakılır: Eğer bu mal bu iki kimseden yalnız birinin elinde ise ona terhin edilmiş olduğuna hükmedilir. Diğer tarih beyan etse de bakılmaz. Çünkü zilyedin kabzı bu malın kendisine evvelce terhin edilmiş olduğuna delildir. Meğer ki züyed olmayan, o malın kendisine daha evvel tarhın ve teslim edilmiş olduğunu isbat etsin.

Fakat bu mal o iki kimsenin meân elinde veya râhinin elinde ise o iki kimseden hangisinin beyan ettiği terhin tarihi mukaddem ise onun için hükm olunur. Yalnız birisi beyan ederse onun lehine hükm olunur. Hiç biri tarih be­yan etmez veya beyan ettikleri tarih müsavi bulunursa rshniyyet iddiaları red olunur. Zira bir malın iki şahsa bîr ânda başka başka terhin edilmesi muhal­dir. Bu halde o rehn, telef olsa emaneten telef olmuş olur. Çünkü böyle bâtıl bir rehnin hükmü yoktur (Ebüssuûd, Dürerülhükkâm).

158 - : îki kimseden her biri, bir müteveffaya aid bir malın yalnız ken­disine terhin edilmiş olduğunu iddia etse bakılır: İkisi de irtihan ve kabz hak­kında tarih beyan eder de birinin tarihi mukaddem bulunursa onun için hükm olunur. Fakat hiç biri tarih beyan etmez veya beyan ettikleri tarih müsavi olur, rehn de yalnız birisinin elinde bulunursa onun elinde bırakılır. Bunun kabz-ı yedi, sabıkıyetine delildir. Amma ikisinin de elinde bulunmaz da mese­lâ rahinin terekesi arasında bulunursa bu merhun İmamı Âzam le imam Mu-harmnede göre o iki kimsenin arasında nısfiyyet üzere hükm olunur. Çünkü râhînûı mevtinden sonra her birinin maksadı rehnin satılıp semeninden alaca­ğının istifa edilmesidir. Bu ise şirketi kabildir, bunda müaşiyyet bahis mev­zuu değildir (Şerh-i Mecma', Reddinıuhtar, Dürerülhükkâm). [16]

basa dön

 

YİRMİ İKİNCİ KİTAB

 

ŞİRKETLER HAKKINDA OLUB BİR MUKADDİME İLE DÖRT BÖLÜME AYRILMIŞTIR

 

(MUKADDİME)

 

Şirketler Hakkinda Olub Bir Mukaddime İle

 

1 - (Hâli) : Duvar, çit, tahta perde, Cem'i; Hitandır.

2 - (Hacim) : Bir şeyin çevresinde bulunan yer = Saha ki o şeyin hu­kuku ve merafıki cümlesindendir. Bu yerde sahibinden   başkasının tasarruf etmesi haram ve memnu olduğu cihetle buna «Harîm» denilmiştir.

3 - (Hakk-ı mecra) : Bir yerden sulan akıtmak, kehrizi geçirmek salâ­hiyetidir. Buna «Hakk-ı mesil» de denir.

4 - (Hakk-H mürur) : Bir yoldan, bir yerden gelip gitmek salâhiyetidir.

5 - (Hakk-ı şirb) : Ekin ve hayvan sulamak için su ile intifa etmek nö­betine müstahik olmaktır.

Şirb kelimesi, lügatte hayvan ve cemad için rakid veya carî olan bir su­dan hisse manasınadır.

6 - (Kakk-! şefe) : İnsanların ve hayvanların bir sudan ahb içmeğe müs­tahik olmasıdır. Şefe, lügatte dudak demektir. Burada şefeden maksad, ha­rareti defetmek, taâra pişirmek, temizlik yapmak için kullanılması iktiza eden sudan ibarettir.

7 - (İbza) : Bir kimsenin kân tamamen kendisine aid olmak üzere baş­kasına sermaye vermesidir. Bu sermayeye «Bizaa» bunu veren kimseye «Müb-zi\ bunu alan şahsa da «Müstehzi'» denilir. Bu halde rihbin tamamı sermaye sahibine aid olur.

Bir şahsa kârın tamamı kendisine aid olmak üzere sermaye vermek sure­tiyle yapılan bir akd ise bir «Karz» muamelesidir.

8 - (İhya) : îmar demektir ki araziyi hayat-ı namiye sahibi kılmak, yani: Onu ziraate elverişli bir hale getirmektir.

9 - (ArarJ-l mevat) :   Danislâmda bir kimsenin mülkü veya vakfı ve bir kasabanın veya karyenin mer'ası veya baltalığı veya mezarlığı olmadığı halde

aksai ümrandan uzak bulunur. Şöyle ki Kasabanın veya kariyenin en kenarın­daki hanelerden cehirüssavt olan kimsenin sadası işidilmiyecek kadar uzak olur.

10 - (Kanat) : Yerde su isâle edecek künk ve kârizdir. Cem'i: Kanevat ve kanadır. Süngüye de kanat denir.

11 - (Kısmet) ı Taksim etmek, bir şeyi bölmek demektir. Yani : Müte-addid kimselerin bir şeydeki hisse-i şayialarım bir mikyas ile tâyin ve tahsis etmektir. Mesel: Mekilâttaki hisse-i şayia keyl ile, mezruattaki şayi hisse zira' ile temyiz ve ifraz edilir.

Kısmetler, kısmet-i ayan, kısmet-i menafi namiyle ikiye ayrılır. Ayan hakkındaki kısmetler de kısmet-i cemi', kısmet-i tefrik nevilerine ayrılır. Ve bu kısmet-i cemi' ile tefrikden her biri kısmet-i riza, kısmet-i kaza nevilerine ayrılır.

12 - (Kısmet-i ayan) : Menkûl veya gayrı menkûl ayinlerdeki şayi hak­lan tâyin ve tahsis etmekten ibarettir.

14 - (Kssprset-i cemi') : Müşterek ayinlerin kısımlara bölünerek bunların ferdinde şayi olan hisselerin birer kısmında cemi' edilmiş olmasından ibaret­tir. Üç kimse arasında müşterek olan otuz koyunu onar onar üçe taksim gibi ki hisseler onar koyunda cem edilmiş olur.

13 - (Kısmet-! menâfi') : Müşterek îenfaatleri tâyin ve tahsis den iba­ret olup kıyemiyyatta carî bulunur. Bu halde ayinleri baki olup kendileriyle intifa mümkün olur. Müşterek bir hanede şeriklerin muayyen vakitlerde mü-navebeten ikamet etmeleri gibi.

15 - : (Kısmet-i tefrik) : Bir müşterek aynin taksim olunub her cüz'ün-de şayi olan hisselerin birer kurunda tâyin edilmesinden ibarettir. Bir arsanın ikiye taksimi gibi. Buna «Eismet-i ferd» de denir.

16 - (Kssrî-,i rıza) : Şeriklerin" kendi rizalariyle yaptıkları kısmettir ki, ya kendi aralarında birriza taksim ederler veya hepsinin birriza müracaatiyle hâkim taksim eyler.

17  - {K(smeî-i kaza) : Şeriklerden basılarının talebi üzerine hâkim tara­fından cebren ve hükmen yapılan taksimdir.

18  - (Kelâ) : Ot, saki olmayan ve nabit olunca yerlere serilen nebattır ki, ağaçlara şâmil olmaz. Mantar dahi üt hükmündedir. Deve dikeni denilen otun saki .= sapı, kök ile dallar arasındaki kısmı olup bir derece yerden yükseldiği için fukahaca ot sayılmayıp ağaç sayılmıştır.

19 - (Marre) : Ammeye aid yollardan mürur ve ubur edenlerdir.

20 - (Muftayee) : Menfaatleri taksimde nibaret olup zamanen ve mekâ-nen mühayee nevilerine ayrılır. Meselâ: Müşterek bir hanede bir ay bir seri-  " kin, bir ay da diğer şerikin oturması «Zamanen mühayee» dir. Bu hanenin bir kısmında bir şerikin, diğer kısmında da diğer şerikin oturması da mekânen mühayeedir.

21 - (Merafık) : Lügatte mirfek'in cem'i olup dirsek manasınadır. Istı-lahda bir şeyin tetümmatından, müşternelâtından olup kendisine ihtiyaç görü­len şeyler demektir. Bir hanenin su yolları gibi.

22  - (Müsennat) : Sinur, su bendi, su harklarının kenarlarıdır.   Cem'i : Müsenneyatdir.

23  - (ftflüsâkat) : Bir tarafdan eşcar, diğer tarafdan da terbiye ve İska olmak, hâsıl olan meyva, semere de aralarında bir nisbet dairesinde taksim edilmek üzere yapılan bir nevi şirkettir. Buna «Muamele filesraar» da denir. Yonca gibi, üzüm çubukları gibi bir seneden ziyade yerde kalan nebatat, eş-cardan maduddur.

24 - (Müzârea') : Bir tarafdan arazi, diğer, taraf dan da amel, yani: Zira­at olup hâsılat aralarında müşaen taksim olunmak üzere yapılan bir nevi şir­kettir. Müzârea'ya muhabere, münakale de denir.                 '

Müzârea', zeri' maddesinden alınmıştır. Zeri' ise lügatte tohum ekmek manasınadır. Buna «Ziraat» de denir."Tohum ekene «Zarf», tohum ekilecek yere «Mezrea» denilmektedir.

25 -. (Re'süi'maî) : Sermaye, bir ticaret, bir şirket için kullanılan asıl mal

26 - (Rîbh) : Faide, kâr, demektir. Meselâ: Yüz kuruşa alınan bir mal, yüz on kuruşa satılsa bu on kuruş ribh olmuş olur. Cem'i: Erbahdır. îrbah da bir maldan kâr temin etmektir.

27 - (Sayd) : Av, av avlamak = Istıyad, avcılık etmek.

28 - (Şirket)  Lügatte ortaklık, ortak olmak manasınadır. îstüahda bir şeyin birden yizade kimselere ihtisası ve o kimselerin o şey ile imtiyazı demek­tir. Maamafîh şirket tâbiri, böyle bir ihtisasa sebeb olan akd-i şirket yerinde de rnütearefdir.

Şirket sahihlerinden her birine şerik, müşterik ve müşârik denir. Şirke­tin sermayesi olan mala da mal-i müşterek, mal-i müşterekünfîh' denilir. Or­taklığa da «îştirâk» tâbir olunur.

Şirketler başlıca §irket-i mülk, şirket-i akd ve girket-i ibahe kısımlarına

ayrılır.

29 - (ŞlrkeH mülk) : Bir malın birden ziyade kimselere esbab-ı temellük-den biriyle muhtes olmasıdır ki, ihtiyarî ve gayrı ihtyarî   nevîerine ayrılır. Şöyle ki: İştira, ittihab, kabul.vasiyyet gibi şerklerin fiilleryle sabit olan şir­ket, bir şirket-î ihtiyariyedir. Tevarüs gibi veya malların birbirinden koîaylik-la*tefrik edilemeyecek surette ihtilâli gibi bir sebeble vücuda gelib şeriklerin 'fiilleriyle, sabit o'mayan şirket de bir şirket-i gayrı ihtiyariyyedir. Bir hanede veya birbirine karışmış olan bir miktar zahirede iki kimsenin hisse sahibi ol­ması gibi ki bunlara şerik, müteşârik, hissedar denilir.

30 - (ŞirkeH akd) : iki veya daha ziyade kimseler arasında bir akd ile, yani: bir icab ve kabuî ile husule gelen şirkettir ki, kazanılacak bir kâr ara­larında müşterek olmak üzere yapılır.

Şirket-i akd, şirket-i inan, şirket-i müfaveze kısımlarına ayrılır. Bunlar­dan her biri de şirketi emval, şirket-i amal ve şirketi vucuh nevilerine mün-kasim olur.

31  - (ŞirkeM tbaha) : Mubah-olan şeyleri, Yani: Muhrez bulunmayan su­lar, hüdayı nabit otlar ve av hayvanları gibi filasü kimsenin mülkü olmayan şeyleri ahz ve ihraz ile temellük hususunda âmmenin   müteşârik olmasından . ibarettir.

32 - (ŞirkeM inan) : Ticaret gibi bir maksadla iki veya daha ziyade kim­se tarafından sermaye konularak akd edilen bir şirkettir. Bu şirkette şerikle­rin arasında müsavat-ı tamme meşrut bulunmaz. .Meselâ: Birinni sermayesi bin, diğerinin sermayesi beş yüz lira olabilir. '..               

'İnan, zuhur manasınadır, dizgin mânasını da müfittir. Bu şirkete inan de­nilmesi, ya bazı mallarda şirketin zuhur etmesinden veya bu şirket 'sebebiyle ticaretin dizgini elde edilmiş olmasından dolayıdır.

Şöyle de deniliyor' ki; Bir hayvana râkib olan, onun dizginini bir eliyle tu­tar, diğer eliyle de başka amelde bulunabilir. Bu şirkette de   şeriklerden her ' biri, sermayenin bir kısmında inan-ı tasarrufu gerilime havale eder, bazısında etmez. Bu cihetle buna bu ad verilmiştir.

33 - (Şirket-i müfaveze) : Şerikler arasında hem sermayenin miktarı ve hem de ribhden hisseleri mütesavi bir halde buîunub hiç birinin fazla ticarete elverişli,malı bulunmamak üzere akd edilen bir şirkettir.    •

İmamı Azarn ile imam Muhammed'e göre bu şirkette şeriklerin tasarrufa-tî da müsavat üzere olmak şarttır. Binaenaleyh şeriklerden birinin ahb sata­bileceği bir şeyi diğerleri de ahb satabilmelidirler. Bu halde bir müslüman, bir gayrı müslim ile şirketi müfavezede bulunamaz. Çünkü bir gayrı müsiim, şa-rab, hinzir gibi şeyleri alıb satabileceği halde bir müslim ahb satamaz.

îmanı Ebû'Yusuf'a göre-tasarruf atta müsavat §art değildir.

Müfaveze suretiyle şirketi akd edenlere «Müfavizin   denir.

Müfaveze lâfzi ya tefvizden müştakdir Müsavat mânasını ifade eder, şe­rikler, ticaret malîarmm hepsinde birbirine bütün tasarrufati tefviz ettiği ci­hetle buna bu ad veriSmişir. Ve yahud intişar ve zuhur mânasını müfid olan fevz ve feyezan lâfzından rne'huzdur. Bu şiiket, bütün tasarrufatta zuhur ve intişar üzere -mebni olduğundan bu namı almıştır.. Ve ihtimâl ki böyle bir şir­ket, feyz ve berekete vesile olacağı cihetle böyle tesmiye edilmiştir.

34 - (Şirket-! «nwâf) : Bir şirkettir ki şerikler, ortaya sermaye olarak bir miktar mal koyub ya birlikde veya ayrı   ayrı veya bu ciheti şart etmeksizin alıb satmada bulunurlar, hâsıl oian. kârı da aralarında bir nisbet   dahilinde taksim ederler.

35 - (Şirksfî âmâ!) : Bir şirkettir ki şerikler, kendi amellerini = Çalışma­larını sermaye edih başkalarından iş taahhüd ve iltizam ederler,, husule gelen kazancı da aralarında taksimde bulunurlar. Buna «Şirket-i ebdan», «Şirket-i sanayb, «Şirket-i   takabbül» de denilir. İki   mimarın, iki terzinin' veya bir mimar ile bir boyacının ortak olmaları gibi.

35 - (ŞirkeM yücuh) ; Birden ziyade kimselerin sermayeleri olmadığı halde kendi itibariyle veresiye mal alıb satmaları ve ribhini aralarında taksim etmeleri suretiyle akd edilen bir şirkettir. Buna «Şirket-i mefalis» de denilir.

Bu şirket, vecahet ve itibar sahihleri tarafından akd edileceği cihetle «Şir­ket-i vücuh», sermayeleri bulunmadığı cihetle de «Şirket-i mefalis» adını* al­mıştır.

36 - (Şirketi müzabere) Bir tarafdan sermaye, diğer tarafdan say' ve amel olmak üzere akd edilen bir nevi şirkettir. Sermaye sahibine «RabbüTmal» amile de «Müzaribs- denilir.

37  - (ŞîrkeM ayin) : Muayyen, .mevcud, iştiraki   kabil olan bir maldaki ortaklikdan ibarettir. îki kimsenin satın almış oldukları bir hanedeki ortaklık­ları gibi.

38  - (ŞirkeH deyn) : İki veya daha ziyade   kimseye aid oiub bir sebeb-den dolayı bir şahsın zimmetinde sabit olan alacakdaki ortaklıkdan ibarettir, îki kimsenin satmış oldukları müşterek bir malîarmm semeninden dolayı müş­terinin   zimmetindeki   alacaklarındaki   iştirakleri   gibi. Böyle bir   alacağa «Deyn-i müşterek» denir. Müttehid bir sebebden dolayı olmaksızın'medyunun zimmetinde bir şahsa veya müteaddid şahıslara aid olan borçlara da «Deyn-i gayrı müşterek» denilir.

39 - (ŞirkeM ihtiyariye) : Şeriklerin fiilleriyle   husule gelen iştiraktir. îki kimse tarafından ortak olarak alınan bir hanedeki şirket gibi.

40 - (ŞîrkeM cebriye) : Şeriklerin fiilleriyle değil, başka bir sebeble husu­le gelen şirkettir. Tevarüs ile veya birbirinden temyizi güç malların kendi ken­dilerine karışmalariyle husule gelen iştirak gibi.

41  - (Tahcîr) : Arazinin etrafına başkaları   tarafından el konulmaması için taş ve saire vazetmekdir.

42  - (Tekabbül) : Kabul etmek, bir işi teahhüd ve iltizam   eylemekdir. Bir hanenin yapılmasını, bir libasın dikilmesini deruhde etmek gibi. [17]

basa dön

 

(BİRİNCİ     BOLÜM)

 

ŞİRKETLERE  MÜTEALLİK  MESELELERİ   MUHTEVİDİR

 

İÇİNDEKİLER : ŞİRKETLERİN UMUMİ MAHÎYETÎ, MEŞRUİYETİ VE HlKMET-I TEŞRÎÎYESÎ, ŞÎRKET-Î MÜLKÜN. MAHÎYETÎ, TAKSÎMÎ VE AH­KÂMI, MÜŞTEREK AYANIN KEYFlYET-I TASARRUFU ŞÎRKET-I DEYNE VE MÜŞTEREK VE GAYRI MÜŞTEREK DÜYUNA DAtR MESELELER. MÜŞTEREK DÜYUNUN HUKMLERÎ. ŞlRKET-I ÎBAHEYE DAÎR MESE­LELER, ŞÎRKET-Î AKDÎN MAHİYETİ VE TAKSÎMl. ŞÎRKET-I AKDlN HER KISMINA ŞÂMİL UMUMÎ ŞARTLARI. ŞÎRKET-I EMVALE MAHSUS ŞART­LAR. ŞlRKET-I AKDE MÜTEALLİK BAZI ZABITALAR.

ŞÎRKET-1 ÎNANIN ŞÎRKET-Î EMVAL KISMINA AÎD 'MESELELER. ŞİR­KETİ İNANIN ŞÎRKET-Î AMAL KISMINA DAÎR MESELELER. ŞÎRKET4 VÜCUHE MÜTEALLİK MESELELER. ŞÎRKET-Î MÜFAVEZEYE MÜTEAL­LİK MESELELER. ŞÎRKET-I MÜZAREBENÎN MAHÎYETÎ VE TAKSÎMÎ. ŞÎKET-I MÜZAREBENÎN SIHHATİNİN ŞARTLARI. ŞÎRKET-Î MÜZAREBE­NÎN HUKMLERI. MEZAHlBÎ SAÎREYE AlD MESELELER. [18]

 

Şirketlerin Umumî Mahiyeti, Meşrutiyeti Ve Hikmet-I Teşri İyesi :

 

43 - : Alelıtlak şirket, lügatte en az iki nasibin, iki hissenin birbirinden temeyyüz etmeyecek surette karışması veya veya karıştırılma sidir. Hukuk ba­kımından şirket ise bir malda, bir amelde, bir ribihde veya bir mal ile amelde ve ribhde en az iki kimsenin ya ihtiyarî veya gayrı ihtiyarî bir surette ortak olmalarıdır.

Şirketler, ıstılah kısmında da görüldüğü üzere şirket-i mülk, şirket-i iba-he, şirket-i akd kısımlarına ayrılır. Şirket-i akd de başlıca şirket-i inan, şir­ket-i müfaveze, şirket-i vücuh, şirket-i müdarebe nevilerine ayrılmıştır. Ni­tekim sırasiyle izah edilecektir.

44 - : Şirketlerin meşruiyeti, kitabulîah ile, sünnet-i nebeviyye ile icma-ı ümmet ile sabittir. Nitekim bir âyeti kerimede onlar terekenin

üçde birinde ortakdırlar). buyurulmuştur. Bu bir şirket-i mülk meselesi de-mekdir.

âyeti celilesi de kadîm tarihdenberi insanlar arasında şirketlerin mevcudiye­tini ve bir çok ortakların birbirinin hukukuna tecavüz ettiklerini natık bulun­maktadır.

Evet., Buyurulmuş oluyor ki: Mallannı karıştırmış olan bir çok ortaklar* dan .bazısı» bazısının hukukuna tecavüz eder durur, ancak   iyman edib salih

emellerde bulunanlar müstesna, bunlar ise ne kadar azdırlar.

Resûli Ekrem, sallallâhü aleyhi ve sellem efendimiz, meb'us oldukları za­man da nas arasında şirket muameleleri carî bulunuyordu. Naşı bu muamele­ler üzerine bırakmış, bunları menetmeyib takrir buyurmuştu.

Hattâ peygamberi sişan efendimiz, vaktiyle Saib îbni Şureyk adında bir zat ile ortak bulunmuşlardı. Saib, Mekke-i Mükerremenin fethi günü huzuru nebevîyeye gelerek: Yâ ResûlaîIah Beni tanıdınız mı?, diye sormuş,'Resûli 'efham efendimiz hazretleri de müdara eder, ne de mücadelede bulunurduk. (Mebsut-ı serahsî) Diğer bir rivayete göra Resüli Ekrem   Hasretleri   şöyle merhaba kardeşime, ortağıma. Ne de mücadelede bulunurdu. Ey Saib! Sen cahiliyet devrinde bir takım işler ya­pa? îdin ki, senden kabul edilmezdi,, bugün ise o işler senden kabul edilir. Ya"ni: Onlar, islâmiyet nazarında birer meşru ameldir (Fethülkadir).

Velhasıl : Şirket muameleleri, kadîm asırlarda olduğu gibi a sn saadetten samanımıza kadar da büâinkâr cereyan ederek bu" hususda bir teamül takar-

45 - : Şirketlerin hikmeH teşriiyyesirıe gelince bu da zahirdir iirketîeı, veraset gibi bir sebeble gayrı ihtiyarî olarak vücuda DJğer bir, kısım şirketler de medenî, içtimaî, ihtiyaçlar, zaruretler bilihtiyar teşkil edilmektedir.       

Usûli dairesinde yapılan meşru şirketler, şüphe yok ki pek fal Bir çok işler vardır ki, Öyle bir İki şahsın servetiyle, mesaisiyle meydana gelmez. Nice muazzam müesseseler vardır ki, bir çok- kimselerin müşterek sermayeleriyle, çalışmalariyle vücuda gelebilmişlerdir,

Maamafih bazı kimseler vardır ki, sermaye sahibi oldukları halde çalış­mak kabiliyetinden mahrumdur. Bilâkis bir kısmı kimselerde vardır, ki, ça­lışmaya kabiliyetli oldukları halde sermayeye malik değildirler, İşte bu gibi kimseier arasında bir taraf dan sermaye, diğer tarafdan amel olmak üzere şirketler akd edilmesi de hem her iki tarafın, hem de içtimaî hey'etin menfa­atleri icabından bulunur.

Hâsüı metin, müstakim, mütebassir kimseler arasında meşru surette te­essüs edecek şirketlerden ferdler de, cemiyetler de pek çok müstefid olurlar.

Bir hâdis-i şerif de :buyurulmuştur. Ya­ni: Allah Tealâ buyurur ki: Biri diğerine hiyanet etmedikçe ben iki şerikin üçüncüsüyüm, fakat hangisi arkadaşına hiyanet edince ben aralarından çıka­rım. Yani: Onları yardımdan, muvaffakiyetten mahrum bırakırım.

Bu hâdis-i şerif, şöyle de rivayet edilmiştir : yani: Allah Tealânın yed-i inayeti, iki şerik üzerindedir, bunlardan biri arkadagına hiyanet etmedikçe. Fakat biri diğerine hiyanet etti mi, yed-i inayetini onlar­dan kaldırır, onları muvaffakiyetten mahrum bırakır. (Ebû Davûd. Dare Kutnî).

Velhâsıl : Meşru surette devam eden şirketlerin faideleri, lüzumları bedii­ni olduğundan bunların meşrûiyyetindeki hikmeti daha ziyade tavzihe hacet yokdur. [19]

 basa dön

 

Şirket-I Mülkün Mahiyeti, Taksimi Ve Ahkâmı :

 

46 - : Şirket-i mülk, - Istılah kısmında da yazıldığı üzere - esbab-ı te-mellükden bir sebeble   veya malların halt ve ihtilâtı ile husule gelen bir işti-râkdir ki, ihtiyari ve cebrî 'kısımlarına ayrıldığı gibi şirketi ayn, şirket-i deyn kısımlarına da ayrılır.

Meselâ : iki kimse, bir malı satın alsalar o mal aralarında müşterek olur.

Kezalik : Bir kimsenin bir altım başkasının o cinsinden olan iki altını ile karîşib da temyizi kabil olmasa aralarında cebrî olarak bir şirketi ayn vücu­da gelir. Bu halde bu altınların ikisi zayi olsa kalan bîr altının üçde biri bir altın sahibine, üçde ikisi de iki altın sahibine aid olur. Çünkü bu üç altının her birinde ikili birli olarak atalarında bir şirket vücuda gelmiştir (Mecelle, Mec-maül'enhür).

47 - : Müteaddid vedüerin vediayı hıfzdaki igtirâkları, bu şirket-i ihtiya-riyyedir. Amma bir haneye rüzgârın esib de düşürmüş olduğu bir libas o hane sahihleri arasında bir şirketi cebriyye   kabilinden olarak   müşterek bulunur (M ecmaüTenhür).

48 - : Bir kimse, müstakilen malik olduğu birmalda keyfe   mayeşa = Dilediği gibi tasarruf edebüeceği gibi müteaddid kimseler de müştereken ma­lik oldukları bir malda biiittifak diledikleri veçhile tasarruf edebilirler. Mese­lâ: Müşetreken malik oldukları bir haneyi biiittifak satabilirler veya başkası­na hibe veya vakf edebilirler.

49 - : Bir müşterek hanede, sahihleri mümkün ise birlikde sakin olabilir­ler, biri diğerine mani olamaz. Fakat birinin rızası olmadıkça diğeri o haneye yabancı bir şahsı ithâl edemez, ması olmayan şerikin bunu men'e hakkı var­dır (Tenkih-i Hâmidî).

50 - : Bir müşterek mülkde hissedarlardan biri, dîğer-erinin sarahaten veya del&leten olan izniyle müstakiîîen tasarruf edebilir, meselâ: Onu sata­bilir, icareye verebilir. Fakat kendisine izin veren   hissedara   muzir olacak veçhile tasarrufda bulunamaz. Meğer ki bu tasarrufa da serahaten hin ver­miş olsun (Kadıhan).

51 - : Hissedarlardan bîri, diğerine «Hisseni bana sat, kiraya ver veya benim hisemi al, isticar et.» diye cebredemez. Çünkü bu gibi muamelelerde riza şarttır. Fakat bir müşterek kabili kısmet bulunup hissedar da gaib de-gelse değil hissedar bu mülkü cebren ve kayhen taksim ve kabili kısmet de-giîse muhayee ettirebilir (Mecelle Tankih.),

52 - : Şirketi mülk ile müşterek olan malların hasılatı, hissedarlar ara­sında hisselerine gdre taksim olunur. Binaenalyh bir müşterek hayvanın sü-dünden, yavrularından veya yününden hissedarların birine hissesinden fazla bir şey cart edilse sahih olmaz. Meselâ: Bir hanenin üçte biri bir şahsın, üç­te ikisi de diğer bir şahsıo olduğu halde bu hanenin bedeli icarını yan yarıya almayı şart kılmış olsalar bu şart, muteber olmaz Asi müîkdeki nisbet; buna münafidir.

53 - : Hayvanların yavruları, müîkiyyette analarına tâbidir. Binaena­leyh birinin atı, başkasının kısrağına aşsa hasıl olan yavrusu kısrak sahibine aid olur.

Kezalİk: Birinin dişi* diğerinin erkek güvercinleri bulunsa .yavruları dS-şi güvercin sahibine aid bulunur (Hindiyye).

54 - : Şirket'i müîkde şeriklerden her bîri, diğerinin hissesinde ecnebi dir. Yoksa şirket akdde olduğu gibi bîri diğerinin vekili değildir.

Binaenaleyh müteşariklerden birinin izni olmadıkça diğeri onun hissesin­de tasarruf edemez. Meselâ; Müşterek bir hayvanı sahiplerinden biri, diğe rinin izni olmaksızın kiraya veremez, iare edemez. Hayvan, müstecirin veya müsteîrin elinde telefolsa diğeri ona hissesne tazmin ettirebilir.

Kezalik: Müşterek beygire binip veya yük yükletip giderken beygir telef olsa diğerinin hissesini tazmn eder.

Kazalik: Müşterek beygiri bir müddet istimal etmekle hayvan zebun olub fiatine noksan gelse diğerinin noksan ı kıymetten hissesini zâmin olur. Çünkü zilyed olan şerik, düğer şerikin hissesine nazaran mustevda hükmündedir. Müs-tevda ise sahibinin izni olmaksızın vediayı başkasına icar ve iare ve istimal edemez.

Fakat müşterek hane bundan müstesnadır. Şöyle ki bu hane, sükna hu­susunda ve içerisine girip çıkmak gibi sükenanın tâbilerînden olan ahvalde sahiplerinden her birinin vechf kemal üzere mülkü mahsusimiş gibi itibar olunur.

Binaenaleyh bunlardan biri, diğerinden izin almaksızın bu halde bir müddet sakin o!sa kendi müstakil mülkünde sakin olmuş gibi sayılır. Bu ci­hetle ortağının hissesi için ücret vermesi icab etmez. Çünkü bunu mülk tevi-îiyle istimal etmiş olur. Meğer ki şeriki çocuk veya vakf veya beytüi'mal olsun. O takdirde şerikine aid hissenin ecri mislini vermesi lâzım gelir (Ten-kih- Hamdı, Mirati Mecelle).

55 - : Müşterek hanede hazır olan sahibiyle gaib olan sahibinin hissele-ri. birbirinden müfrez, yani: Usuline tevfikan taksim    edilmiş olursa hazır olan sahibi, gaibin hissesinde oturamaz. Ve hâkimin izni olmaksızın başka sına kiraya veremez. Şu kadar var ki, boş durmakla harab olmasından kor­kutursa kayfiyet hâkime bildirilir. Hâkim de o müfrez hisseyi   kiraya verib bedelini gaib için saklar (Hizanetül müftîn).

56 - : Müşterek bir mülkde hazır olan şerikin gaib olan şerik muzir ol­mayacak veçhile kendi hissesi mikdannea intifama gaibin rızası var sayılır.

Meselâ: Müşterek hadım, gün aşın istihdam edilebilir. Buna delâleten riza vardır (Reddîmuhiar).

57 - : Müstimilinin istimaliyle muhtelif olan müşterek mülkden hazır o-îan şerikin hissesi kadar intifama gaib şerikin delâleten rizası bulunamaz.

Meselâ : Müşterek elbiseyi sahiplerinden bîri, diğerinin serahaten rızası bulunmadıkça giyemez. Ve müşterek şerikeîerden biri, diğer şerikin gıyabın­da binemez. Fakat yük taşımak, çift sürmek gibi müstamüinin ihtüâfiyle fuhtelif olmayan işlerde hisses kadar istimal edebilir (Hindiyye).

58  - : Hanede sükena, müstamilinin istimaliyle ihtilâf etmez.

Binaenaleyh maksum olmayıp yarı yarıya müşterek bulunan bir hanenin sahiplerinden biri gaib oisa diğeri muhayyerdir; Dilerse o haneden yalnız hissesi kadar intifa eder, Meselâ: Orada altı ay kendisi oturur, altı ay da şe­riki namına onu terk eder. Bu takdirde gaib olan şerik de hissesini istifa etmiş sayılır, bilâhare gelince ayrıca hır müddet oturmaya düstahik olmaz. Ve edilirse hazır olan şerik o haneden aleddevam, yani; Hissesinden daha zi­yade intifa eder, meselâ: Gaib şerikin zuhuruna kadar orada oturur, elverir ki bu hal, o haneye muzir olmasın. Bu takdirde galib olan şerik de gelince o kadar müddet bu hanede durabilir, hakkı muhfuz bulunmuş olur.

Mahaza hazır şerikin dairesi halkı kalabalık bulunursa gaibin serahaten izni olmadıkça bu hanede oturamaz. Zira bu halde hane, müstemilinin istima­liyle ihtilâf eden şeyler kabilinden olur.

Gayrı meşhur bir rivayete göre hazır olan hissedar, müşterek honeniiı yarısında, meselâ: Harem ve selâmlık daireleri var ise dâima harem daire sinde oturur» selâmlık dairesini boş bırakır (Haniyye, Dererüîhükâm).

59 - : Müşterek bir ayinde muhayee, yani menafi taksim carî olur. Şöy­le  ki:   Şeriklerden bazıları,  husumette bulunarak  muhayee talebinde bulu­nursa muhayee carî ve muteber olur.

Binaenaleyh birmüşterek hanede hazır bulunan sahihlerinden biri, diğe­rinin hissesi için ücret vermeksizin bir müddet müstakillen otursa diğeri o müddet için kendi hissesinin ücretini isteyemez veya kendisinin o kadar müd­det oturmasını talep edemez, velevki bu hane muaddün lilistiglâl olsun. Çün­kü şeriklerden her birinin ikameti mülk tevilime müsteniddir. Muhayee ise husumetden sonra muteberdir. Şu kadar var ki diğer şerik, hane kabili tak­sim olduğu takdirde taksim edilmesini isteyebilir veya bundan sonra mute­ber olmak üzere muhayee yapılmasını taieb edebilir.

Fakat müşterek hane sahiplerinden biri gâib bulunursa geldiğinde o da o hanede o kadar müddet sakin olabilir. Bu mesele, imam Muhammed'den mervidir. Fukahayı kiram, bunu istisan etmiştir. Fetva da bunun üzerinedir.

Şayed bu hane sahiplerinden biri yetim veya vakf olursa hissesinin ecri mislini o hanede sakin olan şerikden almaya müstahik olur (Feyziyye, Red dimuhtar).

60 - : Müşterek bir malı sahiplerinden biri, başka bir şahsa kiraya ve-rib ücretinin tamamım aldıkda bakılır: Eğer diğer sahipleri, icazet   şartları mevcud olduğu halde bu kiraya icazet verirlerse bu ücretden hisselerini hük­men alabilirler, ve eğer icazet vermez veya icazet şeraiti mevcud bulunmaz i-se bu hisselerini hükmen alamazlar. Çünkü bu mucir olan şerik, gasib mesabe­sindedir. Menafii gasb ise lâzimüzzaman değildir.Şu kadar var ki, bu hisse­ler, o şerike tıyb olmaz, bunu şeriklerine vermesi veya tasadduk   eylemesi diyanet muktezasıdır.

Fakat o mal, muaddün lilistiglâl ise veya diğer şerikler çocuk veya vakf veya beytül'mâî ise hisselerinin ecri mislini kiraya veren şeriklerden alırlar. Ve eğer ecri müsemma, ecri misilden ziyade ise bu ziyadeyi de red veya ta­sadduk etmek diyaneten lâzımdır (Reddimuhtar, Tenkih-i Hâmidî).

61 - : Müşterek    haneyi hazır olan sahibinin kiraya verib ücretinden kendi hissesini alması, gaib şerikin hissesini de hıfz etmesi caizdir. Binaena­leyh gaib gelince bu hissesini o hazır şerikden alır (Tenkih).

62 - : Şeriklerden birinin hissesi, diğerinin elinde vedia hükmündedir. Binaenaleyh bunu razi olmadığı   kimseye idâ, iare, icar, terhin edemez.

Edib de o mal, telef olsa müşarikinin hissesini zâmin olur (Tenkih,   Bezza-ziyye).

63 - : Hissedarlardan biri, kendi hissesini şerikine satabileceği veya hibe, vasiyet, bedeli icar gibi bir tarik ile mülkünden çıkarabileceği gibî şeri­kinden izin almaksızın başkasına da satabilir. Şerikinin yalnız bazı hususlar­da hakk-ı şüf ası vardır.

Fakat müşareket, halt veya ihtilât suretiyle husule gelse, meselâ: iki kı­sım buğday birbirine karışdırılsa şeriklerden biri, müşarikinin izni olmadık­ça bu maldaki hissesini başkasına satamaz. Çünkü bu takdirde şerikler, bu mahlut mâlin her birine, meselâ: Her danesine şayian malın değildirler. Belki her daneye karışmadan evvel hangisi malik ise kanşdıktan sonra da yine a, müstakillen malikdır. Ancak bu halt ve ihtilât neticesinde bir şirket husû Le gelmişdir. Binaenaleyh şeriklerden biri, kendi hissesini başkasına satın­ca bu hisseyi şerikinin hissesiyle mahlut olmaksızın müşteriye teslime muk­tedir olamaz. Bu halde bu satış muamelesi, şirikinin iznine mütevakkıf bulu­nur (Mecmaaül'enhür).

64 - : Müşterek bağ ve bahçe sahiplerinden biri gaib olunca diğeri on­ları timar ve muhafaza ile husûîe gelen meyvalardan kendi hissesini ahz ve istiklâk eder, gaibin hissesini de satıb semenini tevkif eyler. Yahud meyvala-nn tamamını satıb gaibin semeninden   hissesini saklar. Gaib gelince muhay­yerdir: Dilerse bu satış muamelesine razi olur, semenden hissesini alır, di­lerse razi olmayıb meyvaîardan hissesini şerikine tazminettirir. Bu şerik on­ların haracını vermiş ise muteberri sayılır. Çünkü hâkime müracaat etmeksi­zin kendi kendine hareket etmiş, gaibin borcunu emri olmaksızın ödemiş olur (Kadihan,, Reddimuhtar).

65 - : Müşterek araziyi müşariklerden biri, diğerlerinin izniyle ve ara­larında müşterek tohum ile ekse hâsüat aralarında müşterek olur.

Müşariklerden biri, diğerlerinin izniyle kendi tohumunu ekse hâsılatı yalnız kendisine aid olur. Bu, bir iare muamelesi demektir. Bu yüzden, ara­ziye noksan hasıl olsa bunu tazmin lâzım gelmez.

Müşariklerden biri, diğerlerinin izinleri olmaksızın müşterek tohumu ek­se diğerlerinin tohumdan hisselerini zâmin olur. Araziye noksan âriz olmuş olursa ondan da diğerlerinin hisselerini ödemesi iktiza eder,

66  - : Müşterek arazi sahiplerinden biri, diğerlerinin izinleri olmaksızın kendi tohumıyle ziraatte bulunsa bakılır: Eğer ekilen şeyler   yetişmiş veya yetişmeğe yaklaşmış ise diğerlerinin âdeti belde üzere mahsulâttan sülüs veya rubu' gibi bir hisse almaya salâhiyetleri olmaz. Velev ki arazi, kiraya verilmek için tâyin edilmiş bulunsun. Çünkü bu şerik, kısmen kendi mülkün­den intifa etmiştir. Şu kadar var ki, bu takdirde ziraatle araziye noksan gel­miş olursa diğerleri, kendi hisselerine düşen noksanı bu müşarike   tezmin ettirebilirler.

Mahazara    diğer şerikler, çocuk veya vakf veya beytül'mal olursa on lara ecri misi verilmesi de lâzım gelir.

67 - Yukarıdaki mesele veçhile ekilen ekin, eğer yetişmiş   olduğu halde henüz idrâke yaklaşmamış bulunursa diğer şerikler, hazır olunca bu ekil mi§ araziyi aralarında hisselerine göre taksim edebilirler. Bu ekini eken şe­rikin nasibinde kalan miktar, hali üzere bırakılır, diğer şeriklerin hisselerin­de kalan miktar, koparılabilir. Bu sebeble araziye noksan gelmiş ise bun­dan dolayı da sair şeriklerin hissesini tazmin lâzım geîir. Çünkü diğer şerik­lerin hisseleri gasb edilmiş demektir.

Ve ekilen şeyler, henüz bitmemiş ise diğer şerikler, muhayyerdirler; Ya ekinin yetişmesine kadar bekler, sonra biter ekinleri kopartırlar ve ya­hut îmam Ebû Yusuf'a göre tohumun mislini vererek bu ekinlere iştirak vechi üzere temellük ederler. Bu yüzden araziye noksan âriz olmuş ise bu­nu da tazmin ettirebilirler. Meğer ki bu arazi, arazi-i emiriyyeden olsun. O halde Türkiyedeki arazi kanununa göre noksanı arzi tazmin ettirmeğe diğer şeriklerin hakkı yoktur {Camiül-füsûleyn, Tenkih-i Hamidî, Dererül-hükkâm).

68 - : Müşterek arazi sahiplerinden bazısı gaib oldukda bakılır: Eğer o arazide ziraaün noksanı erzi mucib olmayıp erze nafi' olacağı bilinirse ha­zır olan şerik, o arabinin tamamını ekebilir. Çünkü bu vechüe ziraate gaibin delâleten izni vardır. Bu halde gaib olan şerik gelince o da bu arazinin ta­mamından ve o nisbet dahilinde zipaatte bulunabilir.

Meselâ: Arazi, hazır ile gaib olan şerik arasında münasafeten müşte­rek bulunmuş ise gaib gelince o da hazır şerikin ziraatte bulunmuş olduğu müddet miktarı ekin ekebilir.

Fakat ziraatin o araziye noksan vereceği veya ziraatın terk edilmesi, o araziye nafi, onun kuvvetlenmesini mucib olacağı malûm olursa o arazi­nin ekilmesine gaib şerikin delâleten izni bulunmuş olmaz.

Binaenaleyh bu halde hazır oîan şerik, o arazinin hiç bir miktarını eke­mez. Buna muhalif olan kavi, doğru görülmemektedir.

Şâyed hazır oîan şerik, o arazinin tamamını ekdirirde oraya noksan â-riz olursa gaib oîan şerik geldikde ona noksan arzden hissesini tazmin etti-

Bu tafsilât, hazır olan şerikin hâkime müracaat etmemiş olduğu takdirde­dir. Amma hâkinıe müracaat ederse her halde öşür veya mukasama' suretiyle haracı erz zayi olmamak için o arazinin tamamını ekmek için kendisine hâ­kim izin verir. Bu halde gaib gelince noksanı erz dâvasında bulunamaz (C&miül'füsûleyn, Bahrirâik, Dürerülhükkâm).

Arazi-i emiriyye de ise kanun-i mahsus hükmü carî olur.

69 - : irsen intikal eden arazide vârislerden bazısı, müşterek olan to­humu diğerlerinin veya çocuk iseler varislerinin izniyle ekse hasılatı hepsi­nin arasında müşterek olur. Fakat içlerinden birisi, kendi tohumunu veya onların izinleri olmaksızın müşterek tohumu ekse mahsulâtı kendisinin olur. Bu halde diğer vârislerin tohumdan hisselerinin mislini ve ziraatle azariye noksan arız olmuş ise bundan da sair vârislerin hisselerini zâmin olur (Ten-kib, Reddimuhtar).

70  - : Varislerden bîri, diğerlerinin izinleri oîmaksuın terekeden kab-lelkısme bir mikdar para veya sair bir mal alıb bununla alış verişte bulun­sa zararı yalnız kendisine aid olur, kâr ettiği surette   bundan sair   vârisler alamazlar. Bu kâr, îmam Ebu Yusuf'a göre o vârise tıyb olur. Çünkü o vâris, bu kâra bir zaman mukabilinde malik olmuştur. îmamı Âzam ile îmam Mu-hammed'e göre tıyb olmaz, bunu tasadduk etmes îiâzım gelir. Zira kârın tıyp olması mülk ile zamana mübtenidir. Mülk işe taaddi üe husule gelmez. Taad-di esbabı mülkden değildir, belki zamanı edâ ânında vakt-i gaâba istinaden mülk husule gelir. Müstenid ise minvechin, sabit, minveehin gayrı sabittir. Binaenaleyh tam bir müik bulunmadığından kâr, o vârise tıyb olmaz (Hida-ye, GayetüTbeyan).

71 - : Bir veya müteaddid ölülerin vârisleri bunların terekelerini tak­sim etmeyib de onda amel ederek miktarını çoğaltsalar bakılır: Eğer birinin kesbi, diğerlerinin kesbleriııden temeyyüz edilmeyecek bir halde ise kazanç aralarında bisseviye taksim edilir, biri diğerinden ziyade hisse alamaz. Fa­kat asi terıkedeki hisseleri âlâhaliha feraiz mucabince müşte-rek olur (Hâ-midiyye). [20]

 basa dön

 

Şirketi Deyne Ve Müşterek Gayri Müşterek Düyuna Dair Meseleler

 

72 - : Birden ziyade kimselerin bir veya müteaddid şahıs   zimmetinde olan ve birbirine müsavi vaya mütefavit miktarda   alacakları,    hakikaten veya.hükmen bir sebebden naşi olursa bu   alacak, o kimselerin   aralarında Sirket-î mülk ile müşterek bir deyn olur. Fakat bir sebebden naşi olmazsa müşterek bir deyn olmaz. Nitekim aşağıdaki meselelerden tevazzuh edecek-dir (DüiTümuhtar).

73 - : Bir müteveffanın terk ettiği ayan, kendi vârisleri veya musaieh-lerî arasında hisselerine göre müşterek olduğu gibi başkası zimmetinde olan alacağı da bunların beyninde hisselerine göre müşterek olur. Çünkü bu ala­cak, sebeb-i vahîd olan irsden veya vasiyetden. dolayıdır.

74 - : Müşterek bir malı itlaf eden kimsenin zamanen deyni olan meb­lâğ, o malın sahibleri arasında hisselerine göre müşterek olur. Çünkü sebeb-i deyn, müttehitdir ki, o da itlâfdan ibarettir.             '    .

75 - : Müteaddid kimseler aralarında   müşterek olan şu kadar meblağ: veya mekilâttan, mevzunattan veya adediyyat-ı mütekaribeden bir şeyi bir şahsa veya müteaddid şahıslara birlikte borç verseler bu borç, o kimseler beynin müşterek bir alacak olur. Çünkü bu alacak bir sebebden, yani: Kan muamelesinden münbaisdir.

Binaenaleyh bu kimselerden biri, bu alacakdan kendi hissesini veya bir kısmını kabz etse diğerleri de müşterek olub bundan hisselerini alabilirler (Hidaye).

Fakat bu kimseler, bir şahsa başka başka paralar ve saire borç verseler her biri başka bir alacaklı olur .Bunlar o kimseler arasında müşterek olmaz. Zira borcun sebebi olan ikraz muamelesi, müteaddiddir, velevki bu borçla­rın hepsine dair bir sened verilmiş olsun (Feyziyye).

76 - : Müşterek bir mal, bir sefka ile, yani :.Bir akd ile satüıb da sa­hihlerinden hiç birinin hissesi, satış ânında zikr ve tesmiye edilmese bun­dan dolayı müşteri zimmetinde olan alacakları bir müşterek deyn olur.

Amma satış ânında her birinin satılan şeyin semeninde olan hissesinin miktarı veya nev'i tesmiye ve tâyin kıhnsa, meselâ: «Birinin hissesi şukadar diğerinin hisseside bukadar kuruş ve yahut birinin hissesi hâlis meskukât, diğerinin hissesi de mağşuş meskukât» diye hisseleri tefrik ve temyiz edil­se bayiler, mebiinsemeninde müteşarik olmayıb her biri başka bir alacaklı olur. Çünkü tesmiyeye tefik, bayiler hakkında sefkayı tefrik gibidir (Nihaye),

Kezalik : Şeriklerden biri, şayi hissesini bir şahsa sattıktan sonra diğeri de hisse-i şayiasını ayrıca t'r akd ile yine o şahsa satsa bunun semeninde ortak olmayıb her biri başka bir alacaklı olur. Çünkü bu deynler, ayrı ayrı sebebler ile vacip olmuştur.

77 - : Müşterek bir mal, şerikler tarafından   malum bir ücretle ve bir îefka ile bir şahsa kiraya veriîib hiç birisinin hissesi icar ânında zîkr ve tes-niye edilmese bu şerikler, o ücretle hisselerine göre ortak olurlar.

78 - : îki kimse, müstakilleri malik oldukları birer malı bir safka ile bir şahsa satıb semeninden hisselerini satış ânında zikr ve tesmiye etmeseler o şahıs zimmetindeki alacakları aralarında müşterek olur.

Meselâ : Birinin bin kuruş kıymetinde bir atı, diğerinin de bes yüz ku­ruş kıymetinde bir kısrağı olub ikisini birlikte şu kadar kuruşa satsalar bu meblâğ, bunların arasında bu hayvanların kıymetleri   nisbetinde   müşterek

bir alarak olur, bunun üçde ikisi at sahibine, üçte biri de kısrak sahibine verilir.

Fakat herbiri kendi hayvanına şu kadar kuruş semen tesmiye ederse her biri başka bir alacaklı olub hayvanların mecmu-i esmanı bir müşterek deyn ol­maz.

Kezalik : îki kimse ,birer mallarını bir şahsa başka başka sefkaîer ile satsalar veya kiraya verseler bedeli müşterek bir deyn olmayıb her biri baş­ka bir alacaklı bulunmuş olur. Çünkü sefkalar müteaddiddir.

79 - : İki kimse, bir şahsın borcunu onun emriyle olan kefaletleri hase­biyle aralarından müştereken olan bir maldan tediye etseler mekfûlünanh olan o şahısdaki bu alacakları aralarında müşterek olur (Hindiyye).

80 - : Bir kimse, borcunu ödemek üzere iki şahsa emr edib onlar da bu borcu tediye ettiklerinde bakılır: Eğerbunu    aralarında    müşterek olan bir maldan vermişler ise o kimsede olan alacakları bir müşterek borç olur. Fakat aralarında müşterek olmayan bir maldan ödeyib de her birinin hissesi ha­kikaten mütemeyyiz bulunursa bu alacak, müşterek bir deyn olmaz. Mücer-red birlikde ödemiş olmaları, bu alacağın müşterek olmasını icab    etmez (Hindiyye).

81 - : Bir deyn, müşterek olmayınca dâyinlerden her biri, kendi alaca­ğını medyundan ayrıca taleb ve istifa edebilir ve her birisi ne kabz   ederse kendi alacağına mahsub eder, diğer alacaklı bundan hisse alamaz, velevki medyunun başka malı bulunmasın. Çünkü medyum berhayat olunca borçla­rı mallarına değil zimmetine taallûk eder. Medyun ise berhayat oldukça nef­sine velayeti bulunacağından mahcur olmadıkça garimlerinden bazılarının ala­caklarını tercihan tediye edebilir  (Hindiyye, Tenkih). [21]

 basa dön

 

Müşterek Deynlerin Hükmleri:

 

82 - : Bir deyn, müşterek olunca dâninlerden her biri kendi   hissesini medyundan taleb ve dâva edebilir, hepsinin birlikte dâva etmeleri icab et­mez.

Binaenaleyh dâyinlerden biri, değerlerinin gıyabında hâkime müraca­at ile hissesini medyundan taîeb etse vermesi için hâkim tarafından emr olu­nur. Şu kadar var ki, bumüşterek deynden dâyinlerin biri her ne miktar ve ne cins kabz ederse bu da diğer dâyinler ile aralarından müşterek olur. Mak­buz, gerek deynin misli olsun ve gerek ondan edna veya âlâ bulunsun. Ma-'amafih bu halde kabız olmayan dâyin, muhayyerdir: Dilerse hissesiyle ka­bız olan dâyine müracaat eder ve dilerse makbuzu kabıza terk ile hissesini medyundan ister.

Fakat müşterek dâyinîerden biri, kabz ettiği kendi hissesi elinde kaza­ra '.elef olsa veya bu hissesini medyuna hibe veya medyunu bundan ibra et­se, diğer dâyin, hissesini o şerikine tazmin ettiremez. Be!ki medyundan is

83 - : Dâyinlerden biri mü-fter-ek deyndeki hissesini ahb da sarf ve istin-lâi etse şeriki muhayyer olur: DUerse ona bu müstehîek makbuzda olan his sesini tazmin ettirir, kabız, onu yılnız kendi hissesine mahsub edemez, ve di­lerse bu makbuzu kabıza terk ile kendi hissesini medyundan taleb eder,

Meselâ : iki kimse arasında münaisefeten müşterek olan bin kuruş alacak-daa birisi hissesi olan beş yüz kuruşu medyundan ahb sarf ve istihlâk etse şeriki dilerse iki yüz elli kuruşu ona tazmin ettirir, medyunun zimmetinde kalan b«ş yüz kuruş da aralarında yine müşterek olur. Ve dilerse tazmin ectir-meyib medyunun zimmetindeki beş. yüz kuraş yalnız kendisine aid oîur (Beria-yi. Hİndiyye). '

84 - : Varislerden biri, deyni müşterekdeki hissesi mukabilinde cinsi hi­laf'2a bir mal üzerine sulh olsa diğer dâyin muhayyer olur: Dilerse bedeli suliü mu&alâha yapan şerikine terk ederek medyundan kendi,hissesini taleb eder ve dilerse şerikinin yaptığı musalâhaya muvafakat eyler. Bu takdirde bu şerik, muhayyerdir: Dilerse bedeli sulhden müşarikine isabet eden mikta­rı <:ca teslim eder ve dilerse deynden müşarikinin hissesine isabet eden nuk-tan ona tediye eyler (Dürerülhükkâm, MecmaürenhÜr).

85 - : Müşterek dâyinlerden biri, müşterek deynden bir şey kabz etme-yib yalnız hissesine bedel medyundan bir mata1 satın alsa diğer dâyinler, sa-tın alan dâyin razi olmadıkça o matada müşarik olmazlar. Çünkü bu müşteri, o cetaa bu deyn sebebiyle değil, belki akdi şira sebebiyle malik   olmuştyr.\ Akdi şira ile binefsihi mülkiyyeti raüâbittir.

Bu halde diğer dâyinler muhayyerdirler:'Dilerlerse bu mataın semenin-deo kendi hisselerini bu müşteri oîan âkylne tazmin ettirirler. Çünkü bu metaa aid =emenln bir, kısrm kendilerine aîddir. Ve dilerlerse hisselerini medyundan isterler; Amma bu şerikler, o metaı müştereken almak hususunda ittifak «er­lerse o meta, aralarında müşterek olur. Medyunun zimmetinde kalan müteba­ki deyn'de yine aralarında müşter-ak bulunur (Hindiyye).

86 - : Dâyinterden biri, yukarıdaki meseleler veçhile müşterek deynden bir -ücdarım veya tamamını gerek kabz et-Jn ve gerek kendi hissesine bedel bir rai satın alsın ve gerek alcca^ı mukabilinde bir mal üzerine medyun 2e sulh olsun diğer dayinl?r hersurette muhayyerdirler; Dilerlerse şeriklerinin1 bu ıruamelesini muciz olurlar, hisselerini mevcud ise aynen ve muüstehkk ise bedeîen ondan alırlar. Ve dilerierse muciz olmayıb hisselerini medyundan isterler, Şayed medyundaki alacakîan - onun iflâsı sebebiyle - batarsa his­sesini kabz etmiş olan dâyine rücu öderler. Mukaddema muciz olmamaları, rücua mani olmaz. Çünkü diğer dâyinlerin bu kabza riza göstermeleri, medyu­nun zimmetindeki baki hisselerin kendilerine salim kalması içindir. Bu hisse­ler, salim kalmayınca hakkı müracaatları avdet eder.

Bu iflâs meselesi, imarneyne göredir. îmamı Azama göre iflâs, ancak medyunu müflisin vcfatiyle tahakkuk eder. Medyun vefat etmedikçe iflâsın­dan dolayı diğer dâyinlerin, hissesini alan şeriklerine bu müracaatîeri caiz olmaz (Mecelle şerhi: Aüf Efendi).

87 - : Dâyinlerden biri, müşterek deyndeki hissesine bedel medyunu üc­ret iîe istihdam veya medyunun bir malını isticar etse diğerleri   muhayyer olurlar, dilerlerse ücretten kendi hissesine isabet edeni ona tazmin ettirir ve dikirse hissesini medyundan ister (Hİndiyye).

88 - : Dâyinlerden biri, müşterek deynde olan hissesini medyundan alıb da elinde kazara telef olsa şeriklerinin bu makbuzda olan   hisselerini gâmln olmaz, bu dâyin yalnız kendi hissesini  istifa etmiş olur. Medyunda kalan ala­cak da diğer şeriklere aid olur (Hindiyye).

89 - : Müşterek dâyinîerden bîri, deynden kendi hissesi için medyundan aldığı rehn, telef olsa şerikleri muhayyer olurlar. Dilerlerse medyuna müra­caat ederler ve dilerlerse mürtehin olan şerike kendi hisselerini tazmin etti­rirler.

{Meselâ: Yan yarıya müşterek olan borcun miktarı yüz lira oîub da iki dâyinden biri kendi hissesi için almış olduğu elli liralık bir rehn telef olsa bu müşterek alacağın yarısı sâkit utacağından diğer dâyin, muhayyer olur. di­lerse bu rehinden kendi hissesine dü>c-n yirmi beş lirayı o rnürtehîne tazmin ettirir, bu halde mütebaki elli lira aralarında müşterek olur ve dilerse hissesi oîan elli lirayı tamamen, medyundan isteyib alır.

90 - : Dâyinîerden biri, müşterek  deyndeki hissesi için medyundan kefil aldığı veya hissesini bir kimse üzerine havale ettiği surette kefilden veya mu­hal ünaleyhden ahz ve kabz   edeceği meblâğda diğer dâyin, dilerse kendisine mügarik oîur, mütebaki deyn yine aralarında müşterek kalır. Ve dilerse ken­di hakkının tamamım medyundan ister alır.

91 - : Müşterek dâyinlerden biri, mü§terekdeyndeki kendi hissesini ta mamen veya kısmen medyuna hibe etse veya medyunun zimmetini ondan ib­ra eylese hibesi veya ibrası sahih olur, deynin o miktarı hemen sukut eder. Bu vahib veya mübri olan dâyin, şerikinin hissesini zâmin olmaz.   Çünkü bir §ey kabz ve istifa etmiş, değildir.

92 - : Müşterek bir deynde dâyinlerden biri, medyunun bir malını   itlaf etmekle bu mal, kendisinin alacağına zamanen takas edilse şeriki muhayyer olur, dilerse ondan hissesini alabilir. Çünkü takas ile müşterek deynin bir mik-darı kabz edilmiş demekdir, ve dijerse tam hissesini medyundan ister.

Fakat müşterek deynin medyun zimmetinde sübutundan mukaddem olan bir sebeble dâyinlerden birinin medyuna borcu olub da bu borç, dâyinin müş­terek deyndeki hissesiyle takas edilse müşariki ona hissesini tazmin ettire­mez. Zira bu takdirde dâyn, müşterek deyni kabz etmiş olmaz ki, şeriki ken­disine hissesini tazmin ettirebilsin (Hidaye, Kifaye, Ebüssuûd).

93 - : Dâyinlerden biri, diğerlerinin izni olmaksızın - hiç birinîn   akdi-le vacib olmayan - müşterek bir alacağı, meselâ: Tevarüs ettikleri muaccel bir deyni tamamen veya kısmen tecil ve tehir edemez.    Böyle bir tecil, ne kendi hissesinde ve ne de şerikinin hissesinde sahih olmaz. Zira böyle bir tecil, ya şerikinin hakkında tasarrufdur veya deynin kableîkabz taksimi demekdir ki, bunlar caiz değildir.

Bu mesele, imamı Âzam ile imam Muhammed'e göredir, imam Ebû Yu­suf'a göre bu tecil, sahihdir (Nihaye).

94 - : Bir deyn, şeriklerden birinin akdile, meselâ: îdanesiyle vacib ol­muş olsa bakılır: Eğer bunlar şirketi inan ile şerik iseler idaneye mübaşeret eden şerikin bu deyni tecili sahih olur (Bahrirâik).

Bir de şeriklerden biri, müşterek deynin şu kadar müddet müeccel oldu­ğunu ikrar ettiği halde diğerleri inkâr eylese ikrar edenin hissesinde ikrarı bi-littifak sahih olur (Nihaye).

95 - : Bir malı müştereken satın almak, müşterilerin birbirine kefaletini mütezammin değildir. Binaenaleyh bir kimse, iki   şahsa bir akd ile bir mal satsa her birinden alacak hissesini başka bayka taleb eder. Müşteriler, birbi­rine kefil olmadıkça birinin borcu diğerinden mutalebe olunamaz.

Bir malı müştereken isticar, istikraz, havale, itlaf da bu hükmdedir.  

Meselâ : Bir kimse, bir malını iki şahsa bir akd ile kiraya verse her bi­rinden hissesini ayrıca ister alır', bu şahıslar birbirine kefil olmadıkça biri diğerinin hissesiyle mutalebe olunamaz (Dürerülhükkâm). [22]

 basa dön

 

Şirketi İbaheye Dair Meseleler :

 

96 - : Bir kimsenin daire-i ihrazına dahil bulunmayan sular, otlar, ateş­ler, sahradaki av hayvanları, cibal-i mübahedeki hüdayi nabit ağaçlar,- sahib-siz yerlerdeki hüdayi nabit ağaçların meyvalan nas arasında   şirket-i ibahe ile müşterek olub bunlardan istifade etmeleri kendilerine mubahtır.   Nitekim aşağıda izah edilecektir.

Fakat böyle bir suyu, otu, ateşi, av hayvanını, ağacı veya meyvayı bir kimse kendi tesebbübiyle elde ettiği veya yetiştirdiği takdirde ona müstakil-len malik olacağından onun rizası olmadıkça bundan başkasının istifade et­mesi mubah olmaz.

97 - : Yer altından akıp giden sular, kimsenin mülkü değildir. Binaena­leyh bunlarda nas, ibahe suretiyle müşterekdir. Meselâ: Bir kimse, hanesin­de bir kuyu kazsa çıkacak sudan istifade edebilir. Onun yanındaki hane sahi­bi de kendi hanesinde bir kuyu kazıyarak suyundan müstefid olabilir. Velev ki bunun neticesinde komşusunun kuyusundan su çekilsin. Çünkü yer altında­ki sular, kimsenin mülkü değildir ki, bunun çekilmesine sebeb olan şeye mani olabilsin (Haniyye, Tenvir).

98 - : Muayyen bîr şahsın sayf ve ameliyle kendisi için çıkarılmış ol­mayıb nasm intifa etmesi için vücuda getirilmiş olan kuyular, nas arasında şirketi ibahe ile müşterek ve mubah olan şeylerdendir.

Herkesin intifaı için, yollarda ve menzühanelerde kazılmış olan kuyular, bu cümledendir.

99 - : Bilumum denizler ve sahibi bulunmayan göller, nas arasında müş­terekdir. Bunlardan herkes, âmmeye zarar vermeyecek suretle istifade ede­bilir, Meselâ: Kendi tarlasına cedvel açabilir.

Fakat bir kimse, kendi çiftliğine suları çevirib büyük bir göl şeklinde da­ire-i ihrazına alsa bunda başkaları müşterek olmaz (Reddimuhtar,   Tahtavî).

100 - : Bir kimsenin mülkünde bulımmayıb âmmeye mahsus olan nehir­ler, yani: Mukasamaya ve bir cemaatin mülkü olan mecralara dahil olmayan ırmaklar da nas arasında şirket-i ibahe ile müşterek ve mubah şeylerdir. Bi­naenaleyh bunlardan da âmmeye zarar vermemek şartiyle herkes    istifade edebilir (Bence).

Nîl, Fırat, Dicle, Tuna, Tunca, Şattül'arab gibi nehirler, bü cümledendir (Reddimuhtar, Zeylei).

101 - : Memelûk olan, yani; Mukasamaya dahil oîub bir cemaatin mül-kündeki mecralara dahil bulunan nehirler iki nevidir. Birinci nevi; o nehir­lerdir ki, suları şerikler arasında müteferrik ve münkasim olur, fakat onla­rın arazisinde tamamen mahv olmayıb bakiyyesi âmmeye mubah olan mefa-zelere, kırlara akar gider. Bu kabilden olan nehirler, minvechin âmm oldu­ğundan bunlara da «Nehr-i âm» denilir, bunlarda da gayrı   memlûk nehirler «ibi süf'a cari olmaz.

Itkinci nevi; nehr-i hasdır ki, suyu mahdud kimselerin arazisinde mütefer­rik ve münkasim olur, bu arazinin nihayetine varınca mahy olub, kıriara men fezi bulunmaz- Bu nevi nehirlerde şüf'a carî olur (Dürerülhükkâm).

102 - : Sahîbsiz yerlerde hüdayi nabit olan otlar, nas   arasında şirketi ibahe Üe müşterek ve mubah olduğu gibi bir kimsenin mülkünde sebebiyyeti olmaksızın hüdayî nabit olan otlar da böyle müşterek ve mübahdır. Bü otların kablelihraz bey'i bâtıldır (Netice).

Amma bu hususda o kimsenin îesebbübü olsa, şöyle ki; Arazisini saky etse, yahud etrafına hendek çevirmek gibi bir veçhile înbat için idad ve te-hiyye eylese veya ot için sürse o arazîde hâsıl olan nebatat, kendisinin malı olur, başkaları onun izni olmaksızın bu nebatatdan bir şey alamazlar, alıb da istihlâk etseler bedelini zâmin olurlar (Hindfyye).

103 - : Cibal i mübahedeki, yani: Kimsenin yedi temellüküne geçmemiş oîan dağlardaki hüdayi nabit ağaçlar da nas arasında müşferek ve mubahtır. Binaenaleyh bu ağaşîan herkes kesib istimal edebilir.

104 - : Bir kimsenin mülkünde hüdayi nabit olan ağaçlar, kendisinin mül­küdür. Bunda şirketi ibahe yoktur, kendisinin izni oîmadıkca bu. ağaçları baş-itaları îhtitabda bulunamaz, bulunacak olsalar zâtnin olurlar, sahibi bunların Kaimen kıymetierini tazmin ettirebilir. Gasb mebhasine müracaat!.

105 - : Bir kimse, kendisinin mülkündekî veya yedi tasarrufunda bulu­nan arazideki veya kendisinin dikmiş olduğu bir ağacı aşılasa aşı kaleminden süren filizler, kendisinin mülkü olduğu gibi meyvaları da kendisinin   mülkü olur. Binaenaleyh onun izni olmaksızın başkaları bu filizleri ve bu rneyvaları alamazlar. Alırlarsa zâmin olurlar. Fakat bu kimse, mrcerred bu aşılamasiy-!e ağacın nefsine malik olamaz.

106 - : Bir kimse, bir karye ahalisinin merasındaki veya başkasınu müs-takilîen veya kendisiyle müştereken mülkündeki bir ağacı-aşılasa aşı kale­minden süren filizlere ve meyvalara malik olur. Bu üç   surette - bir kavle göre - bu ağaca da temellük etmiş bulunur. Bu evelki iki takdirde bu aşıla­yan kimse, o ağacın gayrı maktu olarak Ipymetini ve üzerinde   aşılamadan evel insanların yemelerine salih meyvalan var ise onların da kıymetini zâ­min olur. Son üçüncü takdirde ise ağacın bulunduğu yer, taksim olunarak bu ağaç aşılayanın hissesine isabet ederse febihâ, diğer şerikin   hissesine isabet ederse aşılamalar kal' olunur (Zahriyye, Ebüssuüd fetâvâsı).

107 - : Bir kimse, nefsi içün ektiği tohumun her türlü hâsılatına malik olur, velevki ektiği tarla başkasının olsun. Şu kadar var ki tohumu tarla sahi binin izni olmaksızın ekmiş ise sahibi, hâsılatı her ne zaman isterse kal' ettirebilir ve bu ziraatle arazisine ârtz olan noksanı kıymeti de tazmin ettirebi­lir, fakat hâsılatı ahz «demez.

Tohum, başkalaryle müşterek oba onlara yalnız bu tohumdaki hisselerini vermek lâzım geîir, hâsılata onlar da iştirak edemezler (Zeyleî. Tenkihi Hâ-midî).

108 - : Bir kimsenin arazisine nehrin veya selin getirdiği çamur, onun mülküdür, başkaları buna taarruz edemez. Bunda iştirak yoktur. Fakat neh­rin cibaî-i mübaheden bir kimsenin arazisine getirdiği çalı, çırpı, ağaç o kim­senin mülkü olmaz, bunu herkes alabilir. (Dürerülhükkâm).

109 - : Av, nas arasında müşterek ve avlamak mübahdır. Binaenaleyh herkes, kırlarda veya başkalarının arazisi dahilinde av avlayabilir. Arazi sa­hibi ava müdahale edemeî. Şu kadar var ki, avlamağın mubah olması için başlıca iki şart vardır: Birisi, bu avlamak âmmeye roozir olmamalıdır. Söy­le ki; Avcılık, hayvanların nüfürini ve insani arın havf ve îztirabını mudb olursa bundan menediîû*. Diğeri de avlamak; telehhi için, eğlenmek için ol­mamalıdır. Bir istifade maksud olmayıb da müeerred telehhi için olursa mü-

Bir de deniliyor ki: Av avlamayı bir hirfet ve sanat ittihaz  etmemelidir, bu halde mubah olmaz. Av avlamak ile iştigal insana gaflet getirir. Nitekim bir hâdis-i şerif de:   (Hindiyye, Abdülhalim). [23]

 basa dön

 

Şirketi Akdih Mahiyeti Ve Taksimi :

 

110  - : Şirketi akd, iki veya daha ziyade müteşarikler arasında asi ile ribh hakkında yapüan bir akd-i mahsusdan ibaretdir. Asldan maksad, serma­ye olacağı gibi amei ve itibar da olabilir. Binaenaleyh şirketler: Şirketi em­val, şirketi amal, şirket vücuh kısımlarına ayrılırlar.   Bunlardan her biri de şirketi inan veya şirketi müfaveze nevilerine ayrılırlar. Nitekim ileride izah edüecekdir,

111 - : Şirket-i akdin rüknü, lâfzan ve manen icab ve kabuldür.

Meselâ: Bir kimse, bir şahsa «Şu kadar lira sermaye üe ahz ve itâ etmek üzere seninle şerik oldum.» deyib o şahıs da «Kabul ettim.» dese îâfzen icab ve kabul Üe bir şirketi emval mün'akid olur.

Ve eğer birisi diğerine meselâ: Bin lira verib «Bunun üzerine sen de bin Ura koy ve mal satın al, her ne kâr hâsıl olursa aramızda yan yarıya müş­terek olsun.» deyib diğeri de onun dediği gibi yapsa manen kabulde bulun­muş olmakla yine bir şirketi emval, mün'akid olur.

112 - : Şerikler, ortaya sermaya olmak üzere bir miktar mal fcrnia birlikde veya ayrı ayrı ve yahud mutlaka, yani: Birlikde veya aynıca! ması şart edilmeksizin alış veriş etmek    ve hâsıl olacak ribhi

bir nisbet dairesinde taksim eylemek üzere şirket akd ederlerse ket-i emval olur.

Şerikler, yalnız amellerini - çalışmalarını sermaye edib de dan 15 tekabbül, yani: Teahhüd ve iltizam ederek hâsıl olacak kisbi, jt!c reti aralarında taksim etmek üzere şirket akd ederlerse bu da bir ne-amel olur. Buna «Şirket-i eb'dan, şirket-i sanayi ve şirket-i tekabbüa i-ie-nir. Nitekim iki terzinin veya bir terzi ile bir boyacının şerik olmalar;xc büdendir. işlerinin ve dükkânlarının ayrı ayrı olması ,bu şirkete maisidir.

Ve eğer şerikler, sermayeleri olmadığı halde mücerred kendi itiiziT-7 le veresiye mal aîıb satarak husule gelecek kârı beyinlerinde taksin  üzere şirket akd etmiş olurlarsa bu da bir şirket-i vücuh olmuş olur.Eti­kete «Şirketi mefalis» de denilmiştir.

113 - ; Şerikler, aralarında müsavat-i tamme şart etmeksizin şiâtac etmiş bulunurlarsa bununla bîr şirket-i inan, vücuda gelmiş olur.

Meselâ: iki şerikden biri bin, diğeri iki bin lira sermaye vaz' edü=2? yen cins malları ahb satmak ve kârı aralarında sermayelerine göre üL:rl olmak üzere tevzi etmek üzere bir şirket akd etseler bu, bir şirketi ûe"~ ve şirket-i emvalde dahil bulunur.

114 - : Şerikler, aralarında malca, tasarrufça ve kârca tam olmak üzere şirket akd ederek sermaye-i şirket olabilecek bilumum c şirkete idhaî etmiş olsalar bir şîrket-i müfaveze vücuda gelmiş olur. de şeriklerin sermayeleri ve ribhden hisseleri mütesavi bulunur.

Meselâ: Bir kimse vefat edib de sermaye-i şirket olabilecek ları bulunmayan oğulları, babalarından kendilerine kalan bütün maye ittihaz ederek her türlü veya bir nevi mal ahb satmak ve kârınla­rında müsavat üzere taksim etmek şartiyle şirket-i müfaveze akd edasi

Fakat böyle tam bir müsavat üzere şirket vukuu nadirdir. Hattâ pil­den biri bir aralık sermaye-i şirket ittihazına elverişli bir mal elde ete me­selâ: Kendisine bir lira hibe edilse aralarındaki şirket-i müfaveze, şansa müsavat zail olduğundan şirket-i inana münkalib olur. [24]

 basa dön

 

Şîrket-İ Akdin Her Kısmına Şâmil Umumî Şartlar :

 

115 - : Şirketi akdin her kısmı vekâleti mutazammmdir. Şöyle tef­lerden her   biri tasarrufda, yani alıb satmakda ve ahardan ücretle bül etmekde diğerinin vekilidir. Eğer bu vekâlet bulunmasa diğerinin mülküne bir mah idhâl edemez. Bu vekâlet sebebiyledir rik tahsil ettiği şeyin meselâ yarısını bitarikü'asâle nefsi için, diğer yansı­nı da bitarikiTvekâle şeriki için tahsil etmiş olur.

Binaenaleyh vekâletde akl ve temyiz şart olduğu gibi alelumum şirket­lerde de şeriklerin âkil ve mümeyyiz' olmaları şarttır.

Vekâlet sahih olmayan hususlarda şirket de sahih olmaz, tstiyad, ih-titab gibi (Tahtavî).

116 - : Şirketi müfaveze, vekâleti mütazammin olduğu gibi kefa­leti de mütazammindir. Bir şerik üzerine ne kadar borç lâhik olursa diğer şerik, bunun cümlesini kefalet hasebiyle zamin olur. Bu cihetle müfayizle-rin kefalete de ehiyetleri şarttır. Binaenaleyh çocuklar, mümeyyiz olsa­lar da şirketi müfaveze akd edemezler (Bedayi).

117 -   : Şirketi inart, yalnız vekâleti mütazammin olub kefaleti mü­tazammin değildir. Binaenaleyh şirketi inan akd edilirken kefalet zikr edil­mediği takdirde şerikler birbirinin kefili olmuş olmazlar. Bu şirket, müsa­vat iktiza etmediğinden kefalete hacet yoktur. Bunun içindir ki mezun olan çocuklar, matuhlar da şirketi inan akd edebilirler.

Fakat kefalete eni olan şerikler, şirketi inanın hiyniakdinde birbirine kefil olmalarını zikr etmiş olurlarsa yekdiğerinin kefili olurlar. (Bahrirâik).

118 - : Şirketlerin her birinde şerikler arasında rihbin ne cihetle taksim edileceğini tâyin şarttır. Bu cihet, mübhem ve meçhul kalırsa şir­ket, fâsid olur. Çünkü şirketde makudünaleyh, ribhdir, m akudun aleyhin meçhuliystî ise akdin fesadın mucibdir. Bu halde ribh, herkesin sermaye­sine göre taksim edilir (Hindiyye, Kefevî).

119 -  :  Şerikler arasında taksim olunacak rihbin hassaları; msf, sülüs, rubu gibi cüz'i şayi olmak şartdır.

Binaenaleyh şeriklerden birine ribhden maktuan şu kadar meblâğ verilmek üzere bir mukavele yapılsa şirket, fâsid olur. Çünkü o miktar meblâğdan ziyade ribh hâsıl olmamak ihtimâli vardır. Bu halde diğer şe­rikler, ribhden mahrum kalarak şirket, mün'kati olur (Bedayi, MecmaüT enhür). [25]

 basa dön

 

Şirketi Emvale Mahsus Şartlar :

 

120 -  : Şirketi emvaled sermayenin nukud kabilinden olması şart­tır. Bu nukudun bir cinsden olması şart değildir. Biri altın, diğeri gümüş sikke olabilir.

Ribh olan nikel sikkeler de Örfen nükud sayılır. Çünkü bunlar" da es­man olarak tedavül eder. Bütün Eimme-i Hanefiyye buna kaildir. Fakat bir rivayete göre bu, İmam Muhammed'e göredir. Müftabîh olan da bu­dur, îmaıru Azam ile İmam Ebû Yûsuf e göre böyle fulus sikkeler resul' mal olamazlar. Çünkü bunların kıymetleri vakit vakit tebeddül eder de uruz kabilinden olurlar. (Fuhüstanî, Mecmaül'enhür).

«Rayiç olan evrakı nakdiyye de nikel sikkeler mesabesindedir.»

121 - : Sikke halinde olmayan altın ve gümüş ile alış veriş yapıl­ması nas arasında müteamil olunca bunlar da nükud hükmünde olurlar. Müteamil olmayınca uruz hükmünde olarak sermaye olamazlar. Nitekim zamanımızda müteamil değildir.

«Nukre» eridilmiş olan altın ve gümüştür. «Tibr» ise madenden çı-karıhb da henüz sinaet = Kuyumculuk görmeyen altın ve gümüşdür ki, bunlara «Gayrı mazrub» denir (Kuhüstanî, Mecmaül'enhür).

122 - : Sermayenin ayin olması şarttır. Deyn, yani: Nasın zimmet­lerinde olan alacak sermaye-i şirket olamaz.

Meselâ: İki kimse, başkası zimmetinde olan alacaklarını sermaye it­tihaz edib de onun üzerine şirket akd edemezler. Hattâ birinin sermaye­si ayn, diğerinin sermayesi deyn olsa şirket yine sahih olmaz. Çünkü deyn, medyundan başkasına temlik edilemez. Ve. deyn istifa edilmedikçe bu­nunla alış veriş ederek kazanmak mümkün olamaz.

Sermaye olan malın jkdi şira vaktinde gaib olmaması da şarttır. Fa­kat bunun akdi şirket samanında gaib bulunması şirkete zarar vermez (Bahrirâik, Keddimuht r).

123 -  : Uruz ya akar gibi nükuddan sayılmayan mallar üzerine şir­ket akdi sahih olmaz, ya/i: Bunlar sermaye-i şiTket olamaz. Meğerki iki kimse, böyle nükud kabilinden olmayan mallarını sermaye-i şirket etmek istediklerinde her biri malının yansını diğerine satıb da bunlar da şir­ket-i mülkle iştirakleri hâsıl oldukdan sonra bu müşterek malları üzeri­ne inan veya mufaveze yoliyle akdi şirket etsinler, bu caizdir. Aksi tak­dirde şeriklerden her biri, zâmin ve malik olmadığı bir malın ribhine müstahik olur ki bu, doğru değildir.

124 -  : îki kimse, misliyatdan olan bir nevi mallarını, meselâ: Bi­rer miktar buğdaylarını birbirine karıştırıp da aralarında şirket-i mülk hâsıl oldukdan sonra işbu mahlut malı sermaye ittihaz ederek onun üze­rine akd-i şirket edebilirler.

Bu misliyyat, minvechin semendir. Şu cihetleki, bunlar zimmette de­yin olmak üzere sabit olarak mukabilinde mal alınabilir. Ve minvechîn uruzdur. Çünkü bunlar akdde tâyin ile taayyün eder. Artık iki şibih ile amel olunarak birbirine karıştırıldığı suretde semen, karıştırılmadığı tak­dirde uruz sayılmıştır. (Mecmaürenhür).

125 -  : Bir neviden olmayan şeylerin, meselâ: Buğday ile arpanın birbirine karıştınlmasiyle şirket-i mülk vücuda     gelirse de  şirketi akd vücuda getirilemez (Reddimuhtar).

Misliyattan olmayan adediyyatı mütefavide gibi kiyemiyyattan olan mâlların birbirine karıştınlmasiyle de akdi şirket sahih olmaz (Mecma­ül'enhür).

126 -  : Şirketlere nazaran menfaatler uruz gibjdir. Uruz, serma­ye-i şirket olamayacağı gibi menafi de sermaye-i şirket olamaz.

Binaenaleyh bir kimsenin beygiri, diğer bir şahsın da eğertakımı veya çuvalları olub da bunları icar ile hâsıl olan ücreti beyinlerinde tak­sim etmek üzere şerik olsalar, şirket fâsid olub elde edilen ücret, bey­gir sahibine aid olur. Eğertakımı veya çuvallar beygire tâbi olmakla sa­hibi ücretten hisse alamayıb ancak baliğen mâbelâğ eğerinin veya çu­vallarının ecri mislini alır.

Fakat iki kimseden biri kendi hayvaniyle, diğeri de meselâ kendi çuvallariyle amel etmek üzere yük naklini takabbül ve taahhüdde iştirak etseler bu, sahih olur. Bu halde ücreti aralarında şart ettikleri veçhile taksim ederler. (Bahrirâik, Hindiyye).

127 - ; Bir kimsenin hayvanı üzerine bir şahıs emtiasını yükleye­rek gezdirib satmak ve bu emtianın ribhi aralarında müşterek olmak üze­re şirket akdetseler fâsid olur. Çünkü bunlardan birinin re'sül'mâli araz­dır, diğerinin re'sül'mâli de menfaatidir. Bu halde hâsıl olan kâr, emtia sahibine aid bulunur. Çünkü bu kâr, onun emtiasının bedelidir. Hayvan sahibi de emtia sahibinden hayvanının ecri mislini alır. Zira hayvan sa­hibi hayvanına bilâbedel yük yükletilmesine razi bulunmamıştır.

128  -  :  Şirket hususunda hane,   dükkân, sefine  de hayvan hük­mündedir. Binaenaleyh bir kimse, başkasının dükkânında emtiasını satıb da rib­hi beyinlerinde müşterek olmak üzere şerik olsalar şirket, fâsid olur. Em­tianın ribhi sahibine aid olub dükkân sahibi de dükkânının ecri mislini alır. (Kadıhan).

129 - : Bir kimse, ineğini veya tavuklarını besleyib hâsılatı ara­larında müşterek olmak üzere bir şahsa verse bu şirket, fâsid olur. Bu halde hâsılat, inek veya tavuk sahibine aid olub o şahıs da alefinin bedeline ve amelinin ecri misline müstahik bulunur. (DürerüThükkâm). [26]

 basa dön

 

Şirket-Î Akde Müteallik  Bazı  Zabıtalar  :

 

130 -  : Amel,  takvim ile  mütekavvim  olur, yani:  îş, tâyini kıy­met ile kıymetlenir ve bir şahsın ameli, diğer şahsin ameline nisbetle da­ha kıymetli olabilir.

Meselâ: Şirkei-i inan ile şerik olan iki kimsenin sermayeleri miite-savi ve ikisinin dahi alettesavi amel etmesi meşrut olduğu halde birine ribhden fazla hisse itası şart kılınsa caiz olur. Çünkü birisi ahz ve itada daha mahir ve ameli ziyade ve daha faideli olabilir.

Hâsılı ücret, amelin bedelidir. Şerikler ise amel hususunda mütefa-yit olabilirler. Binaenaleyh birinin ribhden hissesi fazla kabul edilebilir. Bu, bir istihsan neticesidr. Kıyasa nazaran amelleri ve sermayeleri mü­savi olunca ribhden hisseleri de müsavi olmaktır. Aksi takdirde fala alan, zâmin olmadığı bir şey, yani: Yapmadığı. fazla amel mukabilinde ribh almış olur. İmam Züferin kavli böyledir. Fakat sair eimmeye göre bu fazla mikdar, bir ribh değildir, belki amelin bedelidir. Çünkü ribİL kendisiyle re'sülmâl arasında mücaneset iktiza eder. Burada ise mücsne-set yoktur. Zira re'sülmâl; ameldir, ribh ise maldır. Bu halde bu, bir rîbfe değil, bir bedeldir. (Mecmaül'enhür).

131 -  : Ribhe istihkak, mal ile veya amel ile olduğu gibi bazen t-man ile de o!ur. Çünkü zamanı amel, yani: îş takabbül ve .taahhüd Et­mek, bir nevi ameldir.

Meselâ: Şirketi müzarebede ribhe rebbülmâl mâliyle, müzarib de ameliyle müstahik olur. Sanayi sahihlerinden biri, yanma bir şakird aM> da takabbül ve taahhüd eylediği işleri alacağı ücretin msfiyle veya sülü-süyle ona gördürse caiz olub iş sahihlerinden alman ücretin nısfına veya sülüsüne o şakird ameliyle müstahik olduğu gibi üstad da ücretin diğer nısfına veya sülüsüne iş sahibine karşı ameli zâmin ve müteahhid oîzs-siyle müstahik olur. (Dürer, Bahrirâik).

132 - : Bir kimse,  dükkânına erbabı  sanayiden birini koyub ve takabbül ve taahhüd eylediği işleri ona gördürüb de hâsıl olacak ücreti aralarında yan yarıya taksim etmek üzere şirketi sanayi = Şirketi aael akd eyleseler istihsanen caiz olur. Nasm bu veçhile teamülü bilânekir ca­rîdir. Bu  halde dükkâna konulan sahibi sanat da iş takabbül edebüi. Çünkü aralarındaki şirket, vekâleti mutazammmdır. Ücreti yine aralana-da müşterek olur. Dükkân sahibi onu iş takabbül etmekden menetse şir­ket, caiz olmaz. Dükkân sahibinin yarım hisseye istihkakı ancak ameli zâmin ve müteahhid olmasiyledir. Maamafih bu nısıf hisseye istihkakı zımmında dükkânın menfaatine de nail olmuş, dükkân muattal olmakdan kurtulmuş olur.  (Tatarhaniyye).

133 - : Yukarıda yazılı üç amrdan, yani: Maldan, amelden ve za­mandan biri bulunmazsa ribhe istihkak husule gelmez.

Meselâ: Bir kimse, bir şahsa hitaben: «Sen kendi malınla ticaret et de ribhi aramızda müşterek olsun.» deyib o şahıs da kabul etse bunun­la şirket husule gelmiş olmaz. Binaenaleyh o kimse, hâsıl olacak ribhden hisse alamaz. {Dürer. Gurer).

134 - : Bir kimse, bir şahsa «Bana şu kadar para ödünç ver de alış veriş yapayım, kâr aramızda şu nisbette müşterek olsun-.» deyib o şa­hıs da bu parayı ödünç verse kârın tamamı o kimsenin olur. O şahıs bun dan hisse alamaz. Çünkü müstakriz, kabz eylediği borç paraya malik olur, bunda mukrizin mülkü kalmaz, bunda ameli ve zamanı da bulunmadığın^ dan bunun nemasına müstahik olmaz. (Hidaye).

135 - : Şirketi inanda iki şerikin sermayeleri müsavi olduğu hal­de birinin amel ettiği halde ribhin sülüsünü alacağı, diğerinin ise amel et­mediği halde .ribhin sülüsanını alacağı me'şrut olsa bu amel. etmeyecek şerik, bu ziyade ribhe müstahik olmaz. Belki ribh aralarında sermayele­rinin miktarına göre taksim edilir. Zira bu ziyadeye tekabül edecek bir mal, bir amel veya zaman yokdur. (Dürerürhükkâm).

136 - : Ribhe istihkak, akdi şirket zamanında irad edilen meşru şarta göredir, bilâhare yapılacak işe göre değildir.

Binaenaleyh amel etmesi meşrut olan şerik, ameî etmese bile amel

etmiş gibi sayılır, amel etmemesi şirketin, infisahını icab etmez.

Miselâ: Şirketi sahihe ile- şerik olan iki kimsenin ikisi dahî amel etmek üzere şart edilmiş olduğu halde yalnız birisi amel edib de diğeri - hastalığı veya müsaferetı gibi bir özre ve yahud özürsüz yere amden - amel etmese bile şerikler, birbirinin vekili olduğundan şerikinin ameî et­mesiyle kendisi dahi amel etmiş gibi sayılarak kâr aralarında şart eyle­dikleri veçhile taksim olunur.

Fakat amelden kaçınan şerik, arkadaşına: «Ben seninle şirketle amel etmiyeceğim = Ben seninle ortak olarak çalışmayacağım» dese arkada­şının yalnız çalışarak, kazanacağı kâra ortak olamaz. Çünkü şerikin o sö­zü:  «Şirketi fesh eyledim.» demektir. Dürrümuhtar).

137 - : Şirketi inan veya şirketi müfaveze ile şerik olanlar, bir­birinin eminidir. Şirket malları üzerindeki elleri birer yedi emanettir.

Binaenaleyh her birinin elinde şirketin malları vedia hükmündedir, taaddisi ve taksiri olmaksızın birisinin elinde mali şirket telef olsa şeri­kinin hissesini zâmin olmaz.

Meselâ: Şeriklerden biri, diğerinin izniyle şirket malini vapur ile baş­ka bir memlekete götürmekte İken vapur gark olub o mal telef olsa ken­disine mes'uiiyet teveccüh etmez.

Bu şeriklerden biri, mali şirketin kısmen veya tamamen yanında te­lef olduğunu veya bunu şerikine def ve teslim eylediğini iddia etse sö­zü meâl'yemin kabul olunur. (Feyziyye, Mecmaül'enhür).

138 - : Şirketi inan tarikiyle olan şirketi emvalde sermaye şerik­ler arasında mütesaviyen veya mütefazılan müşterek olur. Amma birin­den yalnız sermaye, diğerinden de yalnız amel olmak üzere şirket akde-dilirse bakılır: Eğer  ribhi beyinlerinde müşterek olmak üzere mukave­le yapılmış ise bu şirket, müzarebe olur. Nitekim ileride görülecekdir. Ve eğer ribhin tamamen âmile aidiyeti kabul edilmiş ise bu, karz olur. Ve eğer ribhin tamamen sermaye sahibine aid olması şart edilmiş ise o ser­maye, amilin  elinde bizaa, amil .de  müstabzi olur. Müstabzi ise vekil-i müteberri hükmüne olduğundan kâr ve bilâtaaddin vuku bulacak ziyan tamamen mal sahibine aid olur.

Mübzi vefat edince bizaa münfesih olur. Müstebzi bu vefata gerek vakıf olsun ve gerek olmasın (Bedayi, Hindiyye).

139 - : Şeriklerden biri ölse veya cünuni mutbik ile mecnun olsa şirketi akd, münfesih olur. Çünkü şirket vekâleti mütezammindir. Vefat veya cünun halinde ise vekâlet kalmaz. Bu cihetle bu infisah, bir azl-i hük­mî mesabesinde olduğundan bunda şerikin vefatına veya mecnun olması­na diğer şeriklerin ıttılaı şart değildir. Şu kadar var ki, şerikler ikiden zi­yade olduğu surette şirketin infisahı yalnız fevt veya mecnun olan şerik hakkında olub diğerleri arasında şirket yine devam eder. (Mecmaürenhür, Dürerül'hükkâm).

140 - : Şeriklerden birinin şirketi inkâr   etmesiyle veya diğerine «Seninle amel etmem» demesiyle ve şeriklerden birinin hacr edilmesiyle veya sermayenin tamamen zayi olmasiyîe veya şeriklerden yalnız birinin sermayesinin daha halt ve şira bulunmadan evvel telef olmasiyîe ve mu­vakkat olan şirket müddetinin nihayet bulmasiyle akdi şirket, münfesih olur.

Şirketi mülk ise şeriklerden birinin vefatiyle münfesih olmaz. Belki müşterek mülk, berhayat olan şerik ile vefat eden şerikin vârisleri arasın­da yine müşterek oiur. (Bahrirâik, Reddimuhtar).

141 -  : Şeriklerden birinin feskiyle şirket münfesih olur. Fakat bu feshi diğer şerikin bilmesi şarttır. Çünkü bu, bir azli kasdî mesabesinde­dir. Binaenaleyh birinin fesh ettiği diğerinin malûmu olmadıkça şirket devam eder. (Tatarhaniyye).

142 - : Şerikler, şirketi fesh edib de mevcud nükud birinin, zim­metler de olan alacak da diğerinin, yahud mevcud nükud birinin, d'ıkkâ-nindaki emtia ve zimmetlerdeki alacak da diğerinin olmak üzere iktisam etseler kısmet, sahih olmaz. Çünkü alacak haddizatında madûm olduğun­dan kablelkabz taksimi sahih değildir. Bu suretde mevcud nükuddan veya şirketin uruzundan biri ne kabz ederse diğeri de ona ortak olur. Zimmet lerdeki alacak da aralarında hisselerine göre müşterek kalır.

143 - : Şirketlerden biri, şirket mallarından bir miktarını alıb da imâl ederken diğer şerikin ayn veya deyn kabilinden olan hissesini mü-cehhilen vefat etse, yani: Ne yaptığını, nereye bıraktığım ve ne olduğunu kimseye bildirmemiş olsa şerikinin bu maldaki hissesi terekesinden isti­fa olunur. (Kmye, Bahrirâik). [27]

 basa dön

 

Şirketi İnanın Şirketi Emval Kısmına Aid Meseleler :

 

144 - : Şirketi inaır, şirketi müfavezeden şu beş veçhile ayrılır:

(1) : Şirket-i inan ile şerik olanların sermayeleri mütesavi olmak şart değildir, birinin sermayesi diğerinin sermayesinden daha ziyade olabilir.

(2) : Şirket-i inanda şeriklerden her birisi bU'cümle nakidlerini. ser­mayeye salih mallarını sermayeye idhal etmeğe mecbur değildir. Mallan mn mecmuu veya bir miktarı üzerine şirket akd edebilirler. Bu cihetle ser­mayelerinden fazla sermaye-i şirket olabilecek mallan, meselâ: Nakidleri bulunabilir.   .

(3) : Şirketi inan ile şeriklerin sermayeleri kıymetçe mütefavit, muhte-lifülcins dahi olabilir. Bin altın ile dört bin gümüş lira gibi. Müfaveze de ise sermayeler muhtelif ül'cins olunca kıymetleri müsavi olmak şarttır.

(4) : Şirketi inanda rihbin müsavat üzere taksimini mukavele caiz ol­duğu gibi mütefazılan taksimim mukavele de caizdir.

(5) : Şirketi inan, umum ticaret üzerine akd olunabileceği gibi hasse-ten bir nevi ticaret, meselâ: Zahire alış verişi üzerine de akd olunabilir. Müfavezede ise - bir kavle göre - umum ticaret üzerine yapılabilir, bir nevi ticaret üzerine yapılamaz. (Hindiyye, Dürerülhükkâm).

145 -  : Şirketi sahibede rihbin ne   veçhile taksimi   şart edilirse şer'i şerife muvafık olunca - her halde o şarta riayet olunur.

Şeriklerin satın aldıkları emtianın taksimi arzu edildikde bu emtia için iştira vaktindeki kıymet takdir ve tâyin olunarak kâr dahi o nisbet üzere taksim edilir. (Bahrirâik).

Şirket-i faside de ise ribh ve faide sermayelerin miktarına göre tak­sim olunur. Şeriklerden birine fazla verilmesi şart edilmiş olsa ona itibar olunmaz. Çünkü bu halde tesmiye sahih olmayacağından tefazul şartı bâtıl olur, mal aralarında şirket-i mülk ile müşterek kalır. Şirket-i mülkde ise ribh ve hâsılat hissedarların hisselerine göre taksim edilir.

Şirket-i faside de sermaye yalnız bir tarafa aid olursa ribhin tamamı bu sermaye sahibine aid olur, diğeri yalnız ecri misline müstahik bulu­nur. Bu şirkette hiç bir tarafdan sermaye bulunmazsa ribh, yalnız âmilin olur., (Mecmaül'enhür, Reddimuhtar).

146 - : Bir şirket malında taaddi ve taksir   bulunmaksızın husule gelen zarar ve ziyan her halde sermayelerin miktarına göre münkasim olur; diğer veçhile şart edilse ona itibar olunmaz.    Çünkü bir hâdis-i şerif'de «Kibh şart olunduğu üzeredir, zarar ve hasar ise iki mülk miktarına göre­dir.» diye buyurulmuştur. (Mecmaül'enhür).                                

147 -  : Sermayeler gerek müsavi ve gerek mütefazil olsun, şerikler kân aralarında sermayelerinin miktarına göre taksim etmek üzere şart et­seler sahih olur ve kâr ile ziyan aralarında şart ettikleri veçhile sermaye­lerinin miktarına göre taksim olunur. Bu surette gerek ikisinin dahi amel etmesi şart olunsun ve gerek yalnız birinin amel etmesi şart kılınsın mü­savidir. Şu kadar var ki, yalnız birisinin amelde bulunması meşrut olduğu takdirde onun elinde diğerinin sermayesi bizaa hükmünde olur, o serma­yenin kâr ve ziyanı sermaye sahibine aid bulunur. (Reddimuhtar).

148 -  : Şeriklerin sermayeleri mütesavi olduğunu halde birine ribh-' den fazla hisse meselâ: Ribhin sülüsanı şart edilse bakılır: Eğer ikisinin de alesseviyye amel etmesi meşrut ise şirket, sahih ve şart muteber olur. Çün­kü onun amelde mehareti daha ziyade olabilir. Ve Eğer yalnız birisinin amel etmesi veya birisinin daha çok çalışması meşrut oîub bu amel, ribh­den hissesi ziyade olan şerik üzerine şart edilmiş ise şirket yine sahih ve muteber olur. Bu suretde bu şerik maliyle sermayenin ribhine, ameliyle de ribhden fazla hisseye müstahik olur. Şu kadar var ki, hu suretde bunun elinde şerikinin sermayesi malı müzarebe hükmünde olarak müzarebeye şe-, bih bir şirketi inan ve amel vücuda gelmiş olur. Ve eğer amel, ribhden,his­sesi az olan şerik üzerine şart edilmiş olursa bu şart caiz olmaz, kâr ve zi­yan beyinlerinde sermayelerinin miktarına göre taksim olunur. Zira kâr eğer şart ettikleri veçhile taksim olunsa amil olmayan şerikin alacağı faz-layav maldan ve amel ile zamandan bir şey mukabil olmaz, kâra istihkak ise bu üç şeyden biriyle olur. (Hindiyye, Dürerürhükkâm).

149 -  : Şeriklerin  serniayeleri mütefazil,   meselâ:  Birinin   serma­yesi bin, diğerinin sermayesi iki bin lira olduğu halde rebhin taksimi ara­larında müsavat üzere meşrut bulunsa sermayesi az olan şerikin serma­yesine nisbetle ribhden fazla hisse alması şart edilmiş olacağından, şerik­lerin sermayeleri mütesavi olduğu halde ribhden birisine fazla şart edil­miş gibi olur.

Binaenaleyh bu akdde ikisinin yahud ribhden hissesi ziyade, yani: Sermayesi az olan şerikin amel etmesi şart edilmiş ise caiz ve şart mute­ber olur. Çünkü bu şerik maliyle sermayenin ribhine, amelile de ziyade hisseye müstahik olur. Ve eğer yalnız ribhden hissesi az, yani: Sermayesi çok olan şerikin amel etmesi şart edilmiş ise bu şart caiz olmayıb, kâr be­yinlerinde sermayeleri miktarına göre taksim olunur. Çünkü bu takdirde bu fazla alınacak ribhe mukabil bir mal, bir amel veya bir zaman bulun­mamış olur.

150 -  : Şeriklerden biri meselâ: Bin lira, diğeri ise beş yüz lira ser maye vaz edib amel bin lirayı yaz eden şerik üzerine, ribhin çoğu da amel etmeyecek olan şerik için şart edilse şirket, sahih ve şart muteber olur. (îbni Abidin).

151 - : Şeriklerin her biri, şirketin malını gerek peşin para ile ve gerek veresiye olarak az çok beha ile -gabni fahiş olsa da- satabilir, velev ki lehine şahadeti caiz olmayan bir kimseye satsın. Çünkü birbirine karşı bu hususda vekâleti haizdirler. Bu babda şirket-i inan ile şirket-i nıü-faveze müsavidir. .(Reddimuhtar, Dürerürhükkâm).

152 -  : Şeriklerden hangisi olursa olsun elinde şirketin sermayesi mevcud olduğu halde peşin para ile veresiye mal satın alabilir, bu ticaret muktezasıdır. Fakat gabni fahiş ile mal iştira edemez-, edecek olsa almış olduğu kendisinin olur, şirketin olmaz. Nitekim şıraya vekil olan hakkın­da da hükm böyledir. (Velvaliciyye).

153 -  : Şeriklerden biri, elinde şirketin sermayesi kalmamış olun-, ca şirket için mal iştira edemez, ederse o mal kendisinin olur. Çünkü o mal şirket namına alınmış olsa onun bedelini kısmen diğer şerikin vermesi lâ­zım gelecekdir. Halbuki o şerik bunu iltizam etmemiştir. Şayed bu alınan male ortak olmak isterse o zaman aralarında müşterek olur. (Reddimuhtar).

154 - : Şeriklerden biri, ticaretleri cinsinden olmayan bir şeyi şirketin parusiyle /eya kendi parasiyle satın alsa o mal kendisinin olur, şeriki ondan hisse almaz. Çünkü bunu almaya vekâleti haiz değildir. Fakat biri­sinin elinde şirketin sermayesi varken ticaretleri cinsinden olan bir malj kendi parısiyle satın alsa yine şirketin olur. Zira bu malın iştirası husu­sunda şeriki namına vekil mesabesinde bulunmuştur, onu bu mala kısmen hakkı taalluk etmiştir.

Meselâ: Kumaşçılık etmek üzere akdi şirket eden iki kimseden biri kendi parasiyle bir at alsa kendisinin olub şeriki o ata hissedar olamaz. Amma elinde şirketin sermayesi varken bir kumaş alsa şirketin olur. Ve alırken, «Ben bu kumaşı kendim için alıyorum, şerikimin bunda hissesi yokdur.» diye işhad etse bile müfid olmayıb o kumaş şerikiyle beyinlerin­de müşterek olur.

Fakat şerikine hitaben: «Ben bu malı kendim için alacağım» deyib o da «Peki» dese ondan sonra alınca kendisinin olur. (Haniyye, Bahrirâik).

155 - : Şirket-i inanda hufcuk-u akd, ancak şeriki âkide aiddir. Nite­kim sırf vekâletde de böyledir.

Binaenaleyh şeriklerden birinin satın aldığı malı kabz ile semenini öde­mek yalnız onun üzerine lâzım gelir. Bu cihetle şirketi inanda birinin sa­tın aldığı malın semeni ancak ondan mutalebe olunub şerikinden mutale­be olunamaz. Zira şirketi inan, kefaleti mutazammın değildir. Fakat şirke­ti inanda kefalet de zikr edilmiş olursa o suretde semen her ikisinden de istenilebilir.

156 - : Şirketi inanda şeriklerden birinin emvali şirketten sattığı ma­lın semenini kabz etmek ve bu hususda mahkemeye müracaatla husumet­te bulun.nak ancak onun hakkıdır. Çünkü âkid odur. Bu cihetle müşteri semeni iiğer şerike verse yalnız semeni kabız olan o şerikin hissesinden beri olub ikid olan şerikin hissesinden beri olmaz. Ve yine bu cihetledir ki, âkid   >lan şerik, sattığı malın semenini kabza ahar kimseyi tevkil etse şeriki onu azl edemez. Zira âkidin başkasını kabzı semene tevkil etmeğe hakki vardır.

Amma şirketin mallarından birini bey ve gira veya icare için şerik­lerden birinin tevkil ettiği saksı diğer şerik azledebilir. Çünkü bunlara şeriklerden her birinin bizzat mübaşerete hakkı olduğun dan'birinin bu hu-susdaki vekilini diğeri azle müstahik bulunur. (Kadıhan, Reddimuhtar).

152 - : Satılan şeyi ayıbından dolayı red, hukuk-u akiddendir.

Binaenaleyh şirketi inanda şeriklerden birinirr satın aldığı malı diğeri kadîm ayıbından dolayı reddemez. Ve, şeriklerden birinin mali şirketten sattığı mal, ayıbı kadîminden dolayı diğer şerike red olunamaz. Fakat satan şerike red olunabilir, hükme muhtaç değildir. Bu hususda o şerikin aybı ikran da muteberdir.

158 - : Akid olan şerik, peşin olarak sattığı malın semenini şeriki­nin rizası olmaksızın da tecil edebilir. Fakat âkid olmayan şerik, tecil eder­se kendi hissesinde bile caiz olmaz. Imameyne göre ise, yalnız kendi hisse­sinde caiz olur. (Mebsut, Mecelle şerhi: Atıf Efendinin).

159 - : Şeriklerden her biri, şirketin malını bir kimseye vedia ola­rak bırakabilir ve ibza edebilir, yani: Kâr sermaye sahibine aid olub âmil meccanen çalışıb sermaye sahibi için kâr elde etmek üzere mali şirketi bi-zaa voliyle başkasına verebilir. Ve müzarebeye de verebilir. Çünkü müza-rebe, şirketi emvalin dûnündedir, bu şirket, müzarebeyi de tazammün eder.

160 - : Şeriklerden her biri, şirket namına akdi icarede bulunabilir: Meselâ: Şirketin mallarını hıfz için dükkân tutabilir, ve şirketin maliyle şirket namına ticarette bulunmak üzere ecir isticar edebilir. Çünkü bun­lar tüccar arasında mûtaddır.

Fakat bu şeriklerden biri, değer şeriklerin izinleri olmadıkoa mali şir­keti temyizi müteazzir veya müteassir olacak bir surette kendi malına ka-nşdıramaz. Veya başka bir şahs ile şirketi inanda veya müfavezede bulu­namaz. Böyle yapar da şirketin malı zayi olursa şeriklerinin hisselerini zâmin olur. (Hulûsa, Bahrirâik}.

161 - : Şeriklerden biri, diğerinin sarihan izni olmadıkça mali şir-ketden başkasına ikraz edemez. Çünkü karz, ibtidaen teberrudur. Şerik­lerden birinin teberrua salâhiyyeti yoktur. Bu hususda şirketi inan ile mü-faveze arasında fark mevcud değildir. Amma şirket için istikraz edebilir. Zira istikraz, ticaret ve mübadele, mesabesindedir. (Bahrirâik, Reddimuh­tar).

162 - : Şeriklerden biri, şirket İçin ne miktar para istikraz ederse şerikinin de büiştirak borcu olur. Şu kadar var ki, şirket, bir şirketi inan ise mukriz, bu parayı yalnız müstakriz olan şerikden taleb eder, müfaveze ise müstakrizin şerikinden de taleb edebilir.

Maamafih bir kavle göre şirketi inan ile şerik olanlar, şirket namına istikrazda bulunamazlar, velevki birbirine istikraz için serahaten izin ver­miş olsunlar. Çünkü istikraza tevkil, bâtıldır. (Kadıhan, Bahrirâik).

163 - : Şirket-i inan ile şeriklerden her biri, diğerine «Reyinle amel et.» veya «Dilediğini yap.» diyerek şirket işini birbirinin reyine tefviz et­seler her biri tevabii ticaretten olan şeyleri yapabilir. Şöyle ki: Mal-i şir­keti, şirketin borcuna mukabil terhin edebilih Şirketin alacağı için rehin alabilir, şirketin malı ile sefer edebilir, şirketin malını kendi maliyle ka­rıştırabilir ve başka kimse ile şirket-i inan akd edebilir. (Dürrümuhtar).

164 - : Şirket-i inan ile veya şirket-i müfaveze ile şeriklerden biri, diğer şeriklerin sarih izinleri olmadıkça şirkete aid bir malı  itlaf veya ivazsız olarak başkasına temlik veya vakf tesis edemez.

Meselâ: Bir kimse, şerikinin sarih izni olmadıkça «Mücerred reyinle amel et.» demesine mebni şirketin malından bir kimseye ikraz ve hibe ede­mez. Hibe ederse şeriki hakkında nafiz olmaz. Ancak ekmek, et, meyva misilli cüz'î şeylerin hibesi bundan müstesnadır. Bunların ihda edilmesi mûtaddır. (Zahire, Hindiyye).

165 - : Şeriklerin mezun oldukları hususlardan bazılarını bir şeri­kin ortaklarından nehiy etmesi muteberdir.

Binaenaleyh iki şerikden biri, diğerini «Mali şirketle ahar diyare git­me» yahud «Veresiye mal satma» diye nehiy etmiş iken, diğeri dinlemeyib ahar diyara gitse yahud veresiye mal satsa vâki olan zarardan şerikinin hissesini zâmin olur. Başka diyara gidib de kâr temin etse bu kâr, hasse-ten kendisinin olur. Çünkü gasıb mesabesinde, bulunmuştur. Veresiye mal sattığı surette ise satan şerikin kendi hissesinde beyi, nafiz, bu satışı nehiy .etmiş olan şerikin hissesinde ise beyi, iznine mevkufen mün'akid olur. Eğer - şeraiti icazet mevcud olduğu halde- izin verirse kâr aralarında müş­terek olur, izin vermezse mebi kaim ise hissesinde beyi fesh edebilir. Me-bi telef olmuş ise hissesini satan şerikine tazmin ettirebilir. Ve bu surette o malın kârı hassaten satan şerikin olur (Bahrirâik, Reddimuhtar).

166 - : Şirket-i inanın muamelelerinde şeriklerden birinin borç ik­rar etmesi, bunu münkir olan diğer şerike sirayet etmez. Şöyle ki: O dey-nin ancak kendi akd ve muamelesi ile olduğunu ikrar etmiş ise tamamım kendisinin ödemesi lâzım gelir. Zira âkid odur. Hukuk-u akd ise âkide aid-dir. Ve eğer şerikiyîe birlikde icra eylediği muameleden.dolayı bu borcun husule geldiğini ikrar etmiş ise kendi hissesi miktarını ödemesi lâzım ge­lir. Ve eğer yalnız şerikinin yapmış olduğu bir    muameleden dolayı bir borç husule geldiğini ikrar eylemiş ise ne kendisine, ne de şerikine bir şey lâzım gelmez. Çünkü başkası aleyhine olan ikrar, bâtıldır. Bu husus-da ikrar edilecek ayn de deyn hükmündedir. Meselâ: Şirketi inan ile şe­riklerden biri, şirketin malinden olmak üzere elinde    bulunan bir meta hakkında «Bu filân kimsenin malıdır.» diye ikrar eylese şerikine sirayet etmez, yalnız kendi hissesi hakkında nafiz olur. (Reddimuhtar).

167 - : Şeriklerden biri, umuru şirket için gece olmadan avdet ede­rek ailesi arasında beytutet edebileceği mesafeden uzak bir mahale şerikinin nehyi olmaksızın - gittikde mekûlât ve kira gibi masraflarını şir­ketin malından alır. Yani: Bu masraflar, kâr var ise kârdan* yok ise re' sülmâlden tesviye  edilir.  (Hindiyye. Tehzib, Hizânetüi'muftîn). [28]

 basa dön

 

Şirket-İ İnanl Şirket-İ Amal Kısmına Dair Meseleler :

 

168 - : Şirket-i amal ki, iş takabbül etmek üzere akd edilen bir şir ketten ibarettir,  bu şirkette müşterek ecirler müstecirler tarafından  ta-leb ve teklif olunan amelin ifasını teahhüd ve iltizam etmiş bulunurlar.

Bu ecirler, ameli = Yapılacak işleri müsavat üzere müteahhid ve zâ­min olmak şartiyle şirket akd edebilecekleri gibi amelin meselâ: Sülüsü nü biri, sülüsamnı da diğeri ifa etmek şartiyle de akd-i şirketde buluna bilirler.

îmanı Züfer'den bir rivayete göre bu şirketi amal caiz değildir. Çün­kü ribhde şirket, re'sülmâlde şirket üzerine ibtina eder. Bu şirket-i amal­de ise şeriklerin aslı şirkete mevzu malları yoktur. Artık böyle asi olma­yınca" temyiz nasıl tasavvur olunur? İmam Şafiî'nin kavli de böyledir.

Buna cevaben deniliyor ki: Bu şirketdsn maksud, tevkil suretiyle mal tahsil etmekdir. Bu ise tevkil kabul etlen hususlardandır. Binaenaleyh caiz olur. (Mecmaül'enhür).

169  - :  Şirket-i amalde amelin ve mekânın  ittihadı şart  değildir. Binaenaleyh bir terzi, bir kunduracı ile şirket-i amalde' bulunabilir. İmam Züfer'e göre amel ile mekânın ittihadı şartdır. Çünkü aksi tak dirde birinin tekabbül ettiği ameli ifadan diğerleri aciz bulunmuş olur­lar. İmam Malikin kavli de böyledir. Bize göre bu şirketin sıhhati vekâ­let itibariyledir. Bir ameli tekabbül ise sahilidir, müvekkil üzerine bilfiil amel lâzım değildir, bu ameli ücretle ikame edebilir.  (Mecmaüî'enhür).

170  - : Şirket-i amalde müddet tâyini şart değildir.  Ancak tekab­bül edilecek işlerin helâl olması şartdır. Aksi takdirde şirket vücuda gel­miş olmaz.

Meselâ: Mısır'da olduğu gibi ücretle cenazeye ağlamak için şirket akd edenlerden biri ağlayarak para alsa diğerleri bunda müşterek olmaz. Çün-kü bu, esasen helâl değildir.

171 - : Şeriklerden her biri iş tekabbül ve teahhüd edebilir. Çün­kü şirket, vekâleti mutazammındır. Biri tekabbül edib de diğeri amel et­mek de caizdir. Şu kadar var ki, ameli meşrut olan şerikin tekabbül et­memesi meşrut olmamalıdır. Meşrut olursa caiz olmaz. Bu, şirketin muk-

tezasına münafidir.

Şirketi sanayi ile şerik olan iki terzinin biri metaı kabul ile kesib biçmek, diğeri de dikmek üzere mukavele yapsalar bu da caiz olur. Elve rir ki birinin ameli tekabbül etmemesi sarahaten şart edilmiş olmasın. Bu şart ile şirket akdi caiz değildir. Çünkü tekabbül etmemesi meşrut olan şerikden vekâlet nefiy edilmiş olur. (Reddimuhtar, Mecelle şerhi: Atıf Efendinin).

172 - : Şirketi amalde iş tekabbül etmek hususunda, şerikler birbi­rinin vekilidir. Velevki o işe bizzat ehil olmasın. Maamafih şirketi amâüc inan ^ısraı,  deruhde edilen amelin zamanı hususunda şirketi müfavezs hükmündedir. Binaenaleyh birinin tekabbül ettiği işin ifası, eğer bizzat önün üzerine şart edilmemiş ise hem bihukmiFasale kendisine, hem de bi-hükmil'kefale şerikine lâzım gelir. Bu cihetle şeriklerden birinin tekab­bül eylediği işin ifasını müstecir, her hangisinden dilerse taleb eder vs şeriklerden her biri o işi ifaya mecbur olur. Birisi, «Bu işi şerikim tekab­bül etmiş ben karışmam.» diyemez. Meğer ki şeriklerden birinin bizzat ameli şart kılınmış olsun. (Dürerülhükkâm).

173 - : Şirketi amal ile şerik olanların birinden bir kimse, meselâ: Dikilmek üzere sana şöyle  bir kumaş verdim.»  diye dâva ettiği halde iiğer şerik bu kumaşı ve ücretini aldığmı ikrar etse bu ikrar, ..diğer şerik hakkında da muteber olur. Çünkü bu hususda şirketi müfaveze ile şerik­ler gibidirler.

Kezalik : Yapılan işin ücretini müstecirlerden alız ve kabz hususun­da da şirketi amalin inan kısmı, müfaveze hükmündedir.

Binaenaleyh şeriklerden her biri. ameli gerek bizzat teahhüd etmiş olsun ve gerek olmasın, müstecirden ücretin tamamını taleb edebilir, favüt şart edilse yine caiz olur. Meselâ: Şerikler mütesaviyen amel etmek Müstecir dahi hangisine verse borcundan kurtulur. (Bahrirâik, MecmaüT enhür).

174 - : Şeriklerden biri, tekabbül ettiği işi bizzat ifaya mecbur de­ğildir, bunu dilerse kendisi yapar ve dilerse şerikine veya başka birine yapdırır. Fakat müstecir, bizzat onun yapmasını şart koşarsa o halde ken­disinin yapması lâzım gelir. (HindiyyeV

175 - :  Şirketi amalin inan kısmında  şerikler,  kazanacakları kârı aralarında şart ettikleri veçhile taksim  ederler. Yani: Mütesaviyen tak­sim etmek üzere şart etmişler ise müsavat üzere taksim ederler. Ve eğer mütefazılan, yani: Meselâ sülüs ve süîüsan veçhile taksim üzere şart et­mişler ise ikili birli qlarak .taksim ederler. Hattâ amelde tesavi, kârda teve kazancı ikili birli olarak taksim eylemek üzere şart etseler caiz olur. Çünkü birisi sanatda daha mahir ve ameli daha iyi olabilir. Maamafih ma hir olmasa da böyle bir şart, şahindir. (Bahrirâik, Reddimuhtar).

176 - : Şerikler, ameli zâmin olduklarından dolayı  ücrete müsta: hik olurlar.

Binaenaleyh biri mariz olmak veya bir tarafa gitmek veya boş dur­mak gibi bir veçhile işlemeyib de yalnız şeriki işlese hâsıl olan kisb ve ücret yine şart etdikîeri veçhile taksim olunur. (Bahrirâik).

177 - : Şeriklerden birinin sun'iylenıüstecerünfîh telef veya sakat olsa bunu bütün şerikler zâmin olurlar. Müstecir, hasar ve ziyanı şerikler­den her hangisine dilerse tazmin etdirir ve bu    ziyan, şerikler arasında miktarı zamana göre taksim olunur.

Meselâ: îki kimse, bir işi münasefeten tekabbül ve teahhüd etmek şartiyle akdi şirket etmişler ise aralarında ziyan dahi yarı yarıya taksim olunur. Ve eğer sülüs ve sülüsan veçhile amel tekabbül ve teahhüd et­mek üzere akdi şirket etmişler ise ziyanı dahi ikili birli olarak taksim olunur, hilâfına olan şart ve mukavele muteber değildir. (Hindiyye).

Vuku bulan ziyan, şeriklerin sun'iyle olmayıb mümkünüttaharrüz bu­lunmamış ise şeriklere bilittifak zaman lâzım gelmez. Mümkünüttaharrüz bulunmuş ise îmam-ı Azama göre yine zaman icab etmez. îcare mebha sine de müracaat!.

178 - : Tekabbülde ve amelde müteşarik olmak üzere  hammalla-rın şirket akd etmeleri şahindir...

Meselâ: İki hammal, bir yükün naklini deruhde edib bunu yüklene­rek arkalariyle gotürseîer ücrete münasıfeten mürtahik olurlar. Fakat yalnız amelde müteşarik olmak üzere han-malların şirket akd etmeleri fâ-siddir. Çünkü şirketi amal, asi işi tekabbülden ibaretdir. Bunda ise te­kabbül bulunmamışdır. (Bahrirâik, Hindiyye).

179 - : Dükkân birinin, alât ve edevat da diğerinin olarak iki kim­se amel tekabbül etmek üzere şirket akd etseler sahih olur.

Meselâ: İki terziden birinin dükkânı, diğerinin de alât ve edevatı bu­lunmakla birlikde terzilik işlerini kabul etmek üzere şirket akd etseler caiz olur. Fakat birinin yalnız dükkânı veya alât ve edevatı buhmub amel etse diğeri tarafından olmak üzere şirket akd etseler fâsid olub âmilin kazancı yalnız kendisine aid bulunur, diğeri dükkânının veya alât ve ede­vatının ecri mislini alır. Çünkü şirketi amalde makudun&leyh ameldir. Bunda ise birinden amel, diğerinden ayin bulunmuşdur. (Bahrirâik, Red­dimuhtar).

180 - : Birinin meselâ: Bir esteri, diğerinin de bir devesi ohib da bunlar bir hamule naklini mütesaviyen tekabbül ve teahhüd etmek üzere şirketi  amal akd etseler sahih olur, hâsıl olan kisb ve ücret aralarında münasefeten taksim  olunur.  Deve  yükünün  ziyade     olmasına  bakılmaz, Çünkü şirketi amalde şerikler zamanı amel ije bedele müstahik olurlar.

Amma bunlar, âmâli tekabbül üzerine akdi şirket etmeyib de ester ve deveyi aynen icar etmek ve hâsıl olan ücreti aralarında taksim eylemek üzere şerik olsalar şirket, fâsid olub ester ve deveden hangisi ne miktar ücretle kiraya verilirse bu ücret müstakillen sahibine aid olur. Çünkü yal­nız onun malının menfaatidir. Fakat diğeri tahmil ve naklde ona yardım etmiş ise bu amelinin ecri mislini alır, bu ecri misi, îmam Ebû Yûsuf £ göre ücretin yansını tecavüz etmez, İmam Muhammed'e göre ise baliğen' mabelâğ lâzım gelir. (Hindiyye, Reddimuhtar).

181 - : Bir kimse, kendisinin iyalinde bulunan, yani: Yiyeceği, gi­yeceği gibi lâzım mesarifini tesviye eylediği oğlu ile birlikde olarak ic­rayı sanatda bulunsa kazancının kâffesi, o kimsenin- olur, oğlu muin sa­yılır, babasından ecri misi alamaz.

Bir kimsenin iyalinde bulunan zevcesi veya kardeşi hakkında da hükm böyledir.

Nitekim bir kimse, ağaç gars ederken iyalinde bulunan oğlu, ona yardım etse veya ağacı tamamen oğlu dikse o ağaç o kimsenin olur, oğlu ona müşarik olmaz (Ankaravî fetâvâsı).

182 - : Babasının iyalinde olmayıb başka hanede yaşayan bir kim­senin kazanacağı mallar kendisinindir, buna babası haksız yere müdaha­le edemez.

Kezalik : Oğlun veya kardeşin veya zevcenin kendisine mahsus ayrı­ca "bir sanatı olub onunla para kazansa bu kazancı kendisine aid olur. Ni­tekim bunlara irsen veya sair bir suretle isabet eden mal da müstakiller. kendilerine aiddir.

Kezalik : Üç ,dÖrt kardeş bir aile halinde yaşayıb biri diğerinin iya­linde olmayarak babalarından kalan mallan tenmiye etseler kazançları aralarında müsavat üzere müşterek olur, çalışmaların d aki, reylerindeki ihtilâfları nazarı itibara alınmaz. (Hindiyye, Reddimuhtar, Tenkih-i Hâ-midî, Dürerül'hükkâm). [29]

 basa dön

 

Şirketi Vücuhe Müteallik Meseleler :

 

183 - : Şirketi inan kabilinden olan bir şirketi vücuhde şeriklerir satın aldıkları mallarda alettesavi hissedarı olmaları şart değildir. Fakat şirketi müfaveze kabilinden olan bir şirketi vücuhde şeriklerin bu mallar­da müsavat üzere hissedar olmaları şarttır.

Meselâ: Şirketi inan kısmında şeriklerin aldıkları bir mal, araîann-da nısfiyyet üzere olabileceği gibi ikili birli de olabilir. Müfaveze kısmın­da ise hisselerin mutlaka müsavi olması lâzımdır.

Maamafih şirketi vücuh, bir nevi ticaret üzerine olabileceği gibi bü­tün ticaretler üzerine de olabilir. Evvelkisine «Şirketi vücuh-i hassa», ikin­cisine de «Şirketi vücuh-i âmme» denilir. (Mecmaül'enhür, Reddimuhtar).

184- : Şirketi vücuhde şeriklerin ribhe istihkakları, satın aldıkla­rı malların kendilerine teveccüh edecek zamanına müsteniddir. Bu mal­ların semenini şeriklerin tazmin etmeleri bu mallardaki hisselerine göre olur, çünkü garamet, ganimete göredir. Binaenaleyh her şerik, bu mal­ların ne miktarını zâmin ise ribhine de o nisbette müstahik olur.

Meselâ: îki kimse satın aldıkları bir malın sülüsü birinin, sülüsanı da diğerinin olmak, semenini de o veçhile zâmin bulunmak üzere şirket akd etseler ribhin de sülüsü birinin, süiüsanı da diğerinin olur. Eğer bi­rine satın alınan maldaki hissesinden fazla ribh şart edilse şirket, sahih olub şart, lâğv bulunur. Binaenaleyh kazanç, o maldaki hisselerine göre taksim edilir.

Şöyle ki: Aldıkları eşyanın aralarında yan yanya olmasını şart eder­lerse kâr dahi yan yarıya olur. Ve eğer ikili birli olmak üzere şart eder­lerse ribh dahi ikili birli olur. Amma aldıkları eşyanın nisfiyyet üzere ol­ması meşrut olduğu halde ribhin sülüs ve sülüsan veçhile taksimini şart etseler bu şarta itibar olunmayıb ribh aralarında münasafeten taksim olu­nur. (Velvaliciyye).

185 - : Şirketi vücuhde zarar ve ziyan da her halde şeriklerin sa­tın aldıkları maldaki hisselerine göre taksim olunur. Başka türlü şart edilse lâğv olur, akdi şıraya gerek birlikde mübaşeret etsinler ve gerek yalnız birisi mübaşeret eylesin.

Meselâ : îki şerik, alış verişlerinde mutazarrır oldukları suretde eğer satın aldıkları mal, aralarında nisfiyyet üzere olmak şartiyîe akdi şirket etmişler ise bu 2arar ve ziyan dahi aralarında müsavat üzere taksim olu­nur. Ve eğer o malda sülüs ve sülüsan nisbetinde hissedar olmak şartiyîe akdi şirket etmişler İse zarar ve ziyan dahi ikili birli olarak taksim olu­nur. Bu zararın başka türlü taksimini şart etmiş olsalar ona itibar olun­maz. Zarar ettikleri malı gerek birlikde satın alsınlar ve ^erek yalnız bi­risi şirket için satın almış olsun. Çünkü her biri bu hususda diğerinin vekilidir. (Hindiyye, Dürerül'hükkâm). [30]

 basa dön

 

Sîrketi Müfavezeye Müteallik Meseleler :

 

186 - : Müfavizlerden biri üzerine ticaret, gasb veya kefalet gibi bir sebeble lâzım gelen şey, diğeri üzerine de lâzım gelir. Çünkü bunlar birbirinin kefilidirler.  Binaenaleyh birinin ikrarı,  kendi hakkında  nasıl nafiz îse şeriki hakkında da böylece nafizdir. Ve biri borç ikrar ettikde mü-karrünleh 'her hangisinden dilerse isteyebilir. Beyi, şira, icare gibi şirket carî olan muamelâttan dolayı müfavizlerden birine her ne türlü borç te­veccüh eder ise diğerine de teveccüh eder.

Fakat müfavizlerden biri, lehinde sehadeti esiz olmayan bir şahıs için. meselâ: Zevcesi veya oğlu lehine bir şey ikrar eyiese bu ikrar, kendi hak­kında nafiz olursa da şeriki hakkında nafiz olmaz. İmam-ı Azam'ın kav­li budur, ezhar olan da bundan ibarettir. îmameyne göre ise bu ikrar. şeriki hakkında da nafiz olur.

187 - : Müfavizlerden biri için ticaret ev emsaliyle sabit olan şeyi; diğeri de mutalebe ve kabz edebilir. Zira aralarında bir vekâlet carîdir.

Binaenaleyh müfavizleiden biri, satın aldığı şeyi ayıbından dolay; bayiine red edebileceği gibi diğeri, de red edebilir... Nitekim bunlardan birinin sattığı şey. ayıbından dolayı kendisine red olunabileceği .gibi di­ğerlerine de red olunabilir.                                                                 .

Kezaîik : Müfavizlerden birinin sattığı malı, müşteriye; teslim etme­si kendisinden taleb olunacağı gibi şerikinden de taleb olunabilir. Ve bunlardan birinin ahere icar ettiği şirket malının icare bedelini kendisi taleb edeceği gibi. şeriki de taleb edebilir. (Bahrirâik).

188 - : Müfavizlerden birinin aldığı'mal, şirket carî olan emvalden olunca şirket için alınmış olur. Velevki kendisi için aldığına işhadda bu­lunsun. Çünkü şirketi müfavezenin muktezası müsavat olup müfavizler­den her biri tasarrufda diğerinin makamına kaimdir. Bu cihetle birisi­nin iştirası, hepsinin birlikde iştirası gibidir. Bundan iki mesele müstes­nadır. Söyle ki: Müfavizîerden biri kendisine ve elıl ve iyâline mahsus al­dığı mekûlâ ve elbise ve oturmak için iştira ve isticar ettiği hane ve sair havaic-i z-arüriyye yalnız kendisinindir, şerikinin bunda hakkı yoktur. Bu istihsanen- sabittir. Çünkü bunlar müfavezenin muktezasmdan istisnai bir haldedir. Fakat bayi veya mucir, bunların semenini de bihasbelkefale di­ğer şerikden taleb edebilir.          

Kezalik: Müfavizlerden biri, şerikine hitaben meselâ: «Şu haneyi bil­hassa kendim için almak isterim»  deyip, şeriki de «Evet..,  kendin içir. al.» dedikden sonra satın alsa bu hane kendisinin olur. Fakat böyle bir muamele neticesinde müfavizlerden birinin sermayesi diğerinin sermaye­sinden noksan kalırsa aralarındaki şirketi müfaveze, şirketi inana mün-kalib olur. (Bahrirâik, Velvaliciyye).

189 - : Müfavezenin şirketi emval kısmında şeriklerin miktarı ser­mayeleri ve ribhden hisseleri mütesavi olmak şart olduğu gibi birinin ser-maye-i şirketten fazla sermaye-i şirket olabilecek malı, yani: Nükudu vc-va nükud hükmünde olan emvali bulunmamak da şarttır. Bu şartlar, mü-favezede ibtidaen şart olduğu gibi intihaen de şarttır. Her ne zaman biri­nin bu kabil malı artsa veya eksilse şirketi müfaveze, şirketi inana mün-. kalib olur.         

Amma birinin sermaye-i şirketten fazla sermaye-i şirket  olmayacak, malı-, yani: Uruzu veya akarı yahud ahar kimse zimmetinde alacağı veya kendisine irsen intikâl edib nasın zimmetlerinde bulunan matlûbatı bu­lunsa müfavezeye zarar vermez. Böyle bir alacak, kabz ve istifa edilme­dikçe madum mesabesindedir. (Bedayi, Hizanetül'müftîn).   '

190 - : Şirketi amalde şeriklerin her biri, herhangi bir isi tekabbül ve iltizam edebilmek ve alesseviyye ameli zâmin ve müteahhid olmak, ve faide ile zararda, vediada mütesavi ve birine şirket sebebiyle ne terettüb ederse diğeri ona kefil bulunmak üzere şirket akd etseler bu, bir şirketi müfaveze olur. Bu şirkette feriklerin malda, sanatta müsavi, mekânen müttehid olmaları şart değildir. Deruhde ettikleri şeyleri her ikisinin bîr­den imâl etmeleri de lâzım değildir. Bir terzi ile bir marangozun iştiraki gibi. Ancak kazanacakları kârın aralarında münasafeten müşterek olması lâzımdır. Bu suretde her hangisinden olursa olsun ecîr ve dükkân ücreti mutalebe olunabilir ve kendilerinden bir şahıs bir meta' dâva edib de bi­risi ikrar etse bu ikrar, şeriki hakkında da nafiz olur, velevki .şeriki in­kâr etsin. (Hindiyye, Dürrümuhtar}.

191 - : Şirketi amalin cevazı için başlıca iki şart vardır. Biri, yapı­lacak iş haddizatında -helâl olmalıdır. Diğeri .de yapılacak işde tevkil caiz ve bu işin yapılmasından dolayı ücrete istihkak hâsıl olmalıdır. Binaen­aleyh sirkat gibi, tese'ül gibi şeylerde iştirak caiz olmaz. (Abdürrahîm fe-tâvâsi)

192 - : Mükellef iki kimse, veresiye mal alıp satmak ve satın alı­nan mal ile semeni ve kân aralarında yan yarıya müşterek bulunmak ve her biri diğerine maîen kefil olmak üzere şirket akd etseler, şirketi vü-cu'hun müfaveze kısmı vücuda gelmiş-oltir; müfaveze lâfzını tasrifte lü­zum kalmaz.

Fakat şirketi vücuh, yukarıdaki veçhile takyîd edilmeyib alelitlâk zikr olunursa taarüfe nazaran şirketi inarra münsarif olur. (Bahrirâüâ

193 - : Şirketi müfaveze akdi iki suretle olur: Biri, yalnız müfave­ze lâfzının söylenmesiyle olur, velevki söyleyenler, bunun mânasını bil-mesinler.

Meselâ: îki kimseden biri «Seninle mal alib satmak hususunda aidi müfavezede bulunuyorum deyib diğeri de-bunu kabul etse şirketi müfa-veze vücuda gelir. Müfavezenin bütün şartlarını dermeyan etmeleri icab etmez. Diğeri de müfavezenin bütün şeraiti, yani: Muktezayati tâdâd olun­mak suretiyle vücuda gelir. Velev ki müfaveze lâfzı söylenmesin.

Fakat müfavsze lâfzı söylerrmeksizin veya onun bütün şeraiti olunmaksızın alelıtlak şirket akd olunursa bu, şirketi inandan ibaret olur. (Hindivye).

194 - :  Müfavezeye aid  şartlardan  birisi  bulunmaz veya  bilâhare zail olursa müfaveze, şirketi inan olur.

Meselâ : Şirketi emvalde müfavizîerden birinin eline irs, hibe, veya vasiyet tarikiyle bir mal geçse bakılır: Eğer nükud gibi sermaye-i şirket olabilecek bir mal ise sermayede tesavi şartı fevt olacağından müfaveze inana münkalib olur. Amma uruz ve akar ve duyûn gibi sermaye-i şirket olmayan mal ise müfavezeye zarar vermez. Fakat düyundan bir miktarı olsun istifa edilirse müfaveze, şirketi inana münkalib olur. (MecmaüTen-hür, Reddimuhtar).

195 - : Şirketi müfavezede şart olan şeylerin tamamı, şirketi inan­da şart değildir. Sermayede tesavi gibi. Fakat şirketi inanın sıhhati için şart olan şeylerin mecmuu, müfavezenin sıhhati için de şarttır. Bunlar al­tıdır. Şöyle ki: Şerikler âkil ve mümeyyiz olmalıdırlar, sermaye ayin ol­malıdır, sermaye nükud kabilinden olmalıdır. Makudünaleyh vekâleti ka-bi! olmalıdır. Hâsıl olan ribh. malû m ÜT miktar olmalıdır. Şeriklere verile­cek ribh. nısıf veya nıbu' gibi cüz'i şayi bulunmalıdır.    (115 - 119) uncu meselelere de müracaat!.

196 - : Şirketi inan ile  şerik olanlar, tasarrufça her ne yapabilir­ler ise müfavizler de onu yapabilirler.

Meselâ : Şirketi inan ile şerik olanlar gibi müfavizîerden her biri de şirketin malını peşin veya veresiye olarak az ve çok beha ile satabilir, ve bu mal ile peşin veya veresiye mal satın alabilir. Bunlardan biri şir­ketin umuru için başka diyara gitse masrafını şirketin malından alabilii ve bunlardan her biri şirketin malını idâ ve ibza edebilir, müzarebeye de verebilir.

Fakat şirketi müfaveze ile şerik olanların her yapabilecekleri tasar­rufu, şirketi inan ile şerik olanlar yapamazlar.

Meselâ : Müfavizierden biri, şerikinin izni olmaksızın şirket namına  diğer şahıs ile şirketi inan akd edebilir.    Bu muamelesi kendi hakkında nafiz olduğu gibi diğer müfaviz hakkında da nafiz olur. Halbuki şirketi inan ile şeriklerden biri diğerinin izni olmadıkça başkasiyle şirke­ti inan veya müfaveze akd edemez.

Kezalik : Müfavizierden biri rehin alabilir, rehin verebilir, rehn ve irtihanı ikrarda bulunabilir. Şirketi inan ile şerik olanlardan biri ise -şe­riklerinin izin ve muvafakati olmadıkça - bunları yapamaz (Hindivye, Dü-r er ÜT hokkam). [31]

 basa dön

 

Şirketi "Vıüzarebenin Mahiyeti Ve Taksimi :

 

197 - : Müzarebe, bir şirketi ribhdir, bir tarafdan sermaye, diğer tarafdan sây ve amel olmak üzere yapılan bir nevi şirke.tdir ki, sermaye, tamamen bir veya müteaddid kimselere aiddir, bu sermayeyi çalışıp ten-miye etmek de diğer bir kimseye aiddir. Elde edilecek kâr ise aralarında bir nisbet dahilinde müşterek bulunur.

Sermaye sahibine rebbüTmal, âmile = Çalışacak şahsa da «Müzarib» denilir.

Müzarebeye mukaraze, kiraz da denilmiştir. Çünkü mal sahibi bu ma'j katı' ve ifraz ederek âmile teslim eder.

Şayed sermaye ile kâr bir tarafa aid olub diğer taraf için yalnız amel meşrut olursa bu akde «Bizaa» denir ki, bu da caizdir.

Bilâkis sermaye bir zata aid olub bunun ribhi tamamen âmile tah­sis edilirse bu halde sermaye, âmile ikraz edilmiş olur. Bundan, sermaye sahibi bir şey alamaz.

198 -  :  Müzarebenin rüknü, müzarebeye delâlet eden bir  lâfz île icab ve kabulden ibarettir.

Meselâ : Sermaye sahibi müzaribe hitaben: «Şu sermayeyi al, kân aramızda yarı yarıya yahud ikili birli taksim olunmak üzere müzarebe-ten say' ve amel et» dese yahud: «Şu paralan al, sermaye et, ribhi bey­nimizde şu nisbetîe müşterek olsun.» demek gibi müzarebe mânasını ifa­de eder bir söz söylese, müzarib dahi kabul eylese aralarında müzarebe mün'akid olur.                                            

Mükareze, muamele, iâfzları da müzarebe yerinde kullanılabilir. Ma! sahibi «Şu malı mükarezeten al, ticarette bulun, kân münasafeten ara­mızda müşterek olsun.» deyib diğeri de: Aldım veya razi oldum veya ka- bul ettim  gibi bir şey söylese  müzarebenin rüknü  tamam  olmuş  olur. (Bedayi, Hindiyye).

199 - : Müzarebe, müzarebe-i mutlaka, müzarebe-i mukayyede m-miyle iki kısımdır. Müzarebe-i mutlaka; zaman mekân ve bir nevi tica ret ile ve bayi ile müşteriyi tâyin ile nıukayyed olmayan müzarebedt. Müzarebe-i mukayyede ise zaman ile veya mekân ile veya bîr nevi ticaret ile veya bunların ikisiyle veya mecmuiyle takyid olunan müzarebedir.

Meselâ: «Filân vakit veya filân yerde ve yahud filân cins mal al sa; ve yahud filân kimseler ile veya filân belde ahalisiyle alış veriş et.» de­nilse müzarebe-i mukayyede  ölür.                      .

200 - : Müzarebenin takyidi, akdi şirket zamanında olabileceği p bi akdden sonra da olabilir, Müzaribin bu kayda riâyeti lâzımdır. Çii:-kü müzarebe, tevkildir, tahsisde ise faide vardır. Zira ticaret mekâcli-nn, vakitlerin, metalarm, şahısların ihtilâfiyle muhtelif olur. Şu kacr var ki, bu takyid, müfid,_ olmalıdır. Ve şirketin sermayesi uruza tahrî edilmemiş bulunmalıdır. Ve illâ kayda riâyet lâzım gelmez.,

Meselâ: Sermaye sahibi: «Satın alacağın emtiayı peşin para ile si> ma.» dediği halde müzarib, o emtiayı veresiye satacağı bir beha ile pe­şin paraya satabilir. Çünkü bu «satma» sözü, müfid değildir.

Kezalik : Sermaye uruza tahvil edilmiş ise artık rebbülmal müz£T-bi takyid edemez. Velev ki kaydı müfid olsun. Zira bu tahvilden sona rebbüTmal, müzaribi azle salâhiyettar olmadığından takyid ve tahsise salâhiyeti yoktur. (Bahrirâik,  Mecmaüî'enhür, Dürrü muhtar).

201 - : Rebbül'mal ile müzarib, müzarebenin mukayyed olub d-madığm'da ihtilâf etseler bakılır: Eğer daha tasarruf vaki olmamış & söz, rebbül'mâlindir. Tasarruf vaki olmuş ise söz. meâl'yemin itlâk idi-asmda bulunan müzaribindir. Çünkü müzarebede asi olan, itlâkdır. fe gisi beyyine ikame ederse kabul olunur. Rebbül'mal ile müzarib başia başka nevi ile takyid iddiasında bulunsalar, meselâ: Birisi kumaş, diffr-ri ise erzak alıb satmak hususunda şirket akd etmiş olduklanm idia eylese söz, rebbül'mâlindir. Çünkü ikisi de tahsis üzerine ittifak .etmiş­tir. Bu hususdaki izin ise rebbül'malden müstefad bulunmuş olacağa-dan söz onundur. Bu halde beyyine müzaribindir. Zira o, kendisine te­veccüh" edecek zamanı bu suretle nefye muhtacdır. (Bahrirâik, MecmasT enhür, Reddimuhtar).    [32] 

 basa dön

 

Şirketi Müzarebenin Sıhhatinin Şartları :

 

202 - :  Müzarebenin  sıhhati için - aşağıdaki meselelerde  göste­rildiği  üzere - yedi şart vardır. Bu şartlardan biri bulunmayınca mü­zarebe fâsid olur.

203 - : Rebbül'malin tevkile,  müzaribin de  ifa'i vekâlete  ehliyet­leri şarttır. Binaenaleyh âkidlerin ehliyeti,  yani: .Akil ve baliğ olmaları veya hud' ticarete mezun, gayn baliğ,  mümeyyiz bulunmaları  lâzımdır. (Dürer),

204 - : Re'sül'mâlin esmandan ayrr olması, yani: Serrnaye-i şirket olabilecek altın, gümüş paralar ile sair rayiç meskukât kabilinden bu­ma! bulunması şarttır.

Binaenaleyh uruz, akar, mekiiât, mevzunat ile nasın veya müzari­bin zimmetindeki alacak müzarebede re'sülmâl olamaz. Fakat rebbüTmal. uruzdan bir şey verib de, «Bunu sat semeniyle müzarebeten amel et.» deyib müzarib de. kabul ve kabz ederek o malı satıb bedeli olan nükudu sermaye edinse müzarebe sahih olur.

«Filânın zimmetinde alacağım olan şu kadar kuruşu kabz et, onu müzarebe voliyle kullan» deyib müzarib de kabul etse sahih olur. Çünkü kabz edilirken bir deyn, ayn olacağından re'sülmâl olmaya sa^ lih olur.

Yedi eminde veya zamanda bulunan bir mal da re'sülmal olabilir. Birisinin elinde vedia veya magsub bulunan nükud gibi.

Müzarebede sermayenin muşa olması da caizdir. Rebbül'mal tarafın­dan müzaribe meselâ: tki bin lira teslim edilerek bunun yansı sana Ödünç olsun, diğer yarısı ile de müzarebeten amel et, kâr aramızda yan yarıya müşterek olsun.» deyip o da kabz ve kabul etse müzarebe sahih olur. (Red­dimuhtar).

205 - : Re'sülmalin âkidler indinde malûm olmasi şarttır. Bu malû-nıiyyet, ya tesmiye ile olur: «Şu kadar yüzlük altını sana müzarebe için verdim.» demek gibi. Veya işaret ile olur: Elinde bulunan altınlara işaret ederek «Bunları sana müzarebe için verdim.» demek gibi. (MecmalüTeıv hür).

206 - : Ribhin şayi olması, yani: Âkidlerin ribhden hisseleri nısıf, sülüs gibi bir cüz'ü şayi olarak tâyin edilmesi şarttır.

Binaenaleyh rebbül'mal ile müzaribden birine ribhden muayyen bir miktar şart edilse, meselâ: «Ribhden evvel emirde yüz lira rebbüTroâle veriîib mütebakisi de aralarında msfiyyet üzere taksim edilsin.» diye nıukavele yapılsa müzarebe fâsid olur. Çünkü bu yüz liradan fazla ribh olma yabilir. O halde müzarebe, mün'kati olmuş olur. (Velvaliciyye, MecmaüT enhür).

207 - : Re'sülmâlin müzaribe teslim edilmesi şarttır. Çünkü tesiûı edilmedikçe müzaribin amel etmesi kabil olamaz.

Binaenaleyh sermayenin müzaribe teslimi şartı ihlâl edilerek rebbüT mâlin müzarib ile birlikde ameli şart edilse müzarebe fâsid olur.

Fakat rebbül'mâlin müzarib ile beraber çalışması şart edilmediği hal­de müzarib kendisine teslim edilmiş olan sermayenin bir miktarını reb-bül'mâle kendi rizasiyle verse bu, bir istiane kabilinden olarak caiz olur. (Dürer., Velvaliciyye, Bahrirâik).

208 - : Rebbül'mâl ile müzaribin ribhden hisselerinin miktarı akdi müzarebe zamanında malûm bulunması şarttır.

Binaenaleyh âkidlerin ribhden hisseleri nısıf, sülüs gibi bir cüz'ü şayi olarak tâyin edilmek lâzımdır. Çünkü müzarebede makudünaleyh ribh-dir. Makudunaleyhin cehaleti ise akdin fesadını icab eder. (Dürer).

209 - Müzaribe verilecek hissenin ribhden olması şartdır. Binaenaleyh bu hissenin yalnız re'sülmâîden ve yahud bir miktarı re1sülmâlden, bir miktarı da ribhden verilmesi mukavele edilse müzarebe fâ­sid olur. (Tahtavî).

210 - : RebbüVmâî ile müzarib, akd-i müzarebenin sıhhat ve fesa­dında ihtilâf etseler söz, sıhhatini iddia edenindir. Çünkü ukudda sıhhat, asidir.  (Dürrümuhtar). [33]

 basa dön

 

Şirket-! Müzarebenin  Hükmleri  :   

 

211 - : Müzarib, emindir, onun elindeki sorrnayo kısmen vedia hük­mündedir. Sermayede tasarruf etmesi husufunda rebbül'mâlîn  akilidir kâr ederse onda şerik olur, taaddisi ve taksiri olmnknzın sermaye tele! olursa zâmin olmaz. Fakat mukavele şeraitine muhalefet ederse gâsıb sa­yılır. Ribh kendisine aid olur. (Mülteka).

212 - : Müzarebe-i mutlakada müzarib, müzarib,    mücerred akdi müzarebe ile müzarebenin levazım ve teferruatından olan işleri yapmağa mezun olur. Çünkü bunların hepsi de tüccarın  yapmakta olduğu umur­dandır. (Mecmaürenhür.)

Şöyle ki: Evvelâ: Satıb kâr etmek için mal satın alır. Fakat gabni fa­hiş ile mal satın alsa kendisi için almış olur, müzarebe nisabına dahil olmaz. Sâyed müzarib iki kimse olursa yalnız birisi satın alamayıb birlikte iştira etmeleri lâzım gelir. Binaenaleyh birisi diğerinin izni olmaksızın sa­tın alsa malın yansını zâmin olub kâr ve zararı kendisine aid olur. (Vel­valiciyye).

tianiyen : Gerek peşin para ile ve gerek veresiye olarak az ve çofc beha ile mal satabilir. Fakat tacirler arasında Örf ve âdet olduğu merte­be mühlet verebilir, yoksa beynettüccar maruf olmayan uzun müddet ile mal satamaz. Bir de rebbül'mâl peşin para ile satmasını emr etmiş olur­sa artık veresiye satamaz. (Reddimuhtar tekmilesi).

Müzarib, müzarebe  malım rebbül'mâle de satabilir. Salisen ;  Müzarib,  sattığı malın "semenini  havaleten kabul edebilir. Çünkü bu veçhile havale tacirler arasında âdetdir.

Râbian : Müzarib, başkasını bey' ve şiraya ve kabz ile husumete tev­kil edebilir. Bu da tacirlerin âdetleri cümlesindendir. (Hindiyye).

Hâmisen : Mali nıüzarebeyi ida ve rebbül'mâle veya başkasına ibza edebilir. Müzarebe için rehn ve irtihanda bulunabilir, icar ve isticar ede­bilir, meselâ: İş görmek için ecirleri ve eşyayı başka yere götürmek için nakil vasıtalarını isticarda bulunabilir.

Sâdisen : Alış veriş etmek üzere berren ve bahren ahar beldeye gide­bilir, bu müzarebenin muktezasıdır. Meğer ki rebbül'mâl gitmesini şart koşmuş olsun (Dürrümuhtar, Reddimuhtar).

213 - : Müzarebe-i mutlakada mali müzarebeyi müzarib kendi ma­liyle karıştırmaya ve müzarebeye vermeğe mücerred akd-i müzarebe ile mezun olmaz.  Fakat  müzariblerin  müzarebe  mallarım  kendi  mallariyle karıştırmaları âdet olan beldede ise -müzarebe-i mutlakada - müzarib ona da mezun bulunur. {Hindiyye, Tatarhaniyye).

214 - :  Müzarebe-i  mutlakada rebbül'mâl,  müzaribe  hitaben:  «Re­yinle amel et.» diyerek müzarebe umurunu onun re'yine tefviz etmiş olsa müzarbi her halde, yani: Adet olsun olmasın müzarebe malım kendi ma­liyle karıştırmağa  ve müzarebeye vermeğe  mezun olur,  buna delaleten izin vardır. Amma müzarebe malından hibe ve ikraz etmeğe ve sermaye­den ziyade borç altına girmeğe bu surette dahi mezun olmayıb bunların yapılabilmesi rebbül'mâlin serahaten izin vermesine mevkufdur.

Kezalik : Sermaye kamilen uruza tahavvül eyledikten sonra müzarib, şu kadar para ile veresiye bir mal iştira edemez, ederse hasseten kendi­sinin olur. Ve bu halde o uruzu ıslâh veya başka bir mahalle nakl için de istidanede bulunamaz. îstidane eder de sarf eylerse müteberri sayı­lır. (Mecmaül'enhür, Reddimuhtar).

215 - : Müzarib, serahaten veya delâleten izne mebni kendi maliy­le müzarebe malını karıştırdığı surette hâsıl olan ribh, sermayeleri mik­tarına, göre taksim edilir, yani: Müzaribin kendi sermayesinin kârı kendi­sine aid olur. Müzarebe malının kârı da rebbül'mâl ile aralannda şart ettikleri veçhile taksim edilir. (Tatarhaniyye).

216 - : Müzarib, rebbül'mâlin serahaten izniyle sermayeden ziya­de olarak veresiye mal alsa borç da bu mal da ikisi arasında şirketi vü-cuh ile müşterek olur. Asıl müzarebe malının ribhi ise yine beyinlerin de şart ettikleri veçhile taksim edilir, müzarebenin mucebi tagayyür et­mez. (Kuhüstânî, Reddimuhtar).

217 - : Müzarebe-i sahihada müzarib, müzarebe işiyle bulunduğu beldeden sabahleyin hareket edib de akşama kadar hanesine avdet ede­meyeceği başka bir yere giderse maruf masarifini müzarebe malinden alır. Çünkü nefsini bu uğurda haps ve tahsis etmiş olacağından bu sebep­le kendisinin ve hizmetçisinin nafakasına müstahik olur. Fakat müzare­be fâsiden akd edilmiş olsa müzarib bu nafakaya müstahik olmaz, bunu kendi malından ödemek lâzım gelir. Çünkü bu takdirde müzarib; şerik değil, ecirdir. Kezalik: Rebbül'mâl, müzaribe iane için sefere çıksa' ken­disinin, hizmetçisinin ve hayvanının nafakaları müzarebe malından lâzım gelmez. (Mecmaürbahreyn, Heddimuhtar tekmiîesi).

218 - : Müzarebe-i mukayyedede rebbül'mâlin kendisine müfid olan kayd ve şartı ne ise müzaribin ona riayet etmesi lâzım gelir. Meselâ: Fi­lân yerde, filân vakitde veya filân cins emtia ile ticaret edilmesi meşrut olunca müzarib bunun hilâfına haraket edemez. Bu gibi kaydlar, müfid­dir. Zira ticaret, mekânların, vakitlerin, metalann ihtilaliyle muhtelif olur.

Bu gibi takyidîer, sermaye-i şirket nakden mevcud bulundukça mu­teberdir, yalnız akd zamanına münhasır değildir. (Dürer., DürerüThük-kâm).

219 - : Müzarib, rebbül'mâl tarafından verilen mezuniyetin hari­cine çıkar, müfid olan kayd ve şarta muhalefet ederse gâsib olur, Çünkü bu hareketile başkasının malına taaddide bulunmuştur. Bu halde müzari­bin ettiği alış verişin kâr ve zararı kendisine aid olur ve müzarebe malı vifaka avdetden evvel telef olursa onu zâmin ulur. Fakat alış veriş yap­madan eski hale dönerse zaman zail olub müzarebe akd-i evvel ile aîâ-haliha devam eder. (MecmatiTenhür). maliyle filân mahalle gitme.»  ya-müzaribi nehy etmiş iken müzarib buîüTmâl,  « hud «Veresiye mal satma.» na muhalefet ederek mal-i müzarebe ile o mahalle gidib bu. malı bilâ ta-addin telef olsa ve ya'hud veresiye mal satıb da parası batsa müzarib bu malı zâmin olur.

221 - : Rebbül'mâl, müzarebeyi bir vakt ile tevkit etti de o vak­tin geçmesiyle müzarebe münfesih olur.  İnfisah  tarihine kadar şirketin zimemi nasda olan alacağı - az çok ribh bulunduğu takdirde - müzarib tahsile mecburdur. Çünkü bu halde müzarib bir ecir mesabesindedir, ala­cağı ribh mukabilinde bu tahsil ile müvazzefdir. Fakat tahsili lâzım gelen duyûn içinde ribh bulunmazsa müzarib bu düyunu tahsüe mecbur olmaz. Belki bunu kabz ve tahsil için rebbül'mâli tevkil etmesi lâzım gelir. Zira âkid, müzaribdir, hukuk-u akd kendisine râcidir. (Kâfi, Bahrirâlk, Dürrü-muhtar).

222  - : Rebbül'mâl müzaribi azl edebilir. Çünkü müzarib bir vekil mesabesindedir. Fakat onu azl edince bu azli ona bildirmesi lâzım gelir. Binaenaleyh kendisinin azline vakıf oluncaya kadar müzaribin vaki ola­cak tasarrufatı muteber olur. Müzarib azline vakıf olunca da vekâleti ni­hayet bulur, artık elindeki nükudda tasarruf edemez. Amma elinde nü-kuddan başka mal bulunursa onu satıb nakde tebdil edebilir. Fakat bu­nunla tekrar mal alamaz, rebbül'mâl, elde bulunub re'sül'mâlin hilafı olan malı kıymeüyle kabul ederse bu takdirde müzarib o malı satamaz.

Rebbül'mâlin vefatı takdirinde de müzarib, bir kavle göre bu vefat-dan haberdar olmadıkça mün'azil olmaz. Diğer bir kavle göre ise haber­dar olsun1 olmasın mün'azil olur, bu bir azl-i hükmîdir.

Müzarib de kendisim azl edebilir. Çünkü müzarebe.iki taraf hakkın-da da lâzım olmayan akdlerdendir. (Haniyye, MinehüT gaffar, Mecelle şer­hi: Atıf Efendinin).

223 - : Müzarib ancak amel mukabilinde ribhe müstahik olur. Amel ise ancak akd ile mütekavvim olur. Binaenaleyh müzarebs-i sahihe akdin­de müzaribe ne miktar şart edilmiş ise ona göre rihhden hisse alır.

Ribhin bir kısmı bir ecnebiye şart edilmiş olsa bakılır: Eğer o ecne­binin ameli meşrut ise bu ribhe müstahik olur, meşrut değilse müstahik olmaz, belki onun hissesi rebbül'mâle aid olur. Böyle1 bir şart, müzarebe­nin sıhhatine halel vermez. (Dürer., Reddimuhtar).

224 - : Rebbül'mâlin ribhe istihkakı sermaye olarak verdiği mal iledir.

Binaenaleyh müzarebe-i fâsidede ribhin mecmuu ona aiddir. Bu hal­de müzarib, ""rebbül'mâlin eciri menzilesinde olub ondan ecri mislini alır Çünkü müzarebenin fesadına mebni ribh tesmiyesi bâtıl olmuştur. Muzarib ise meccanen amele razi değildir. Şu kadar var ki. bu ecri misi, akd zamanında şart eyledikleri miktarı tecavüz edemez. Zira bu miktara razi olmuştur, ve ribh yoksa ecri misle de müstahik olmaz. Bu îmam Ebû Yû-süf'e göredir, Mecelle'de de bu kabul edilmiştir. Fakat îmam Muham-med'e ve Eimme-i Selâseye göre ribh olsun olmasın müzarib bu halde ba-Hğen mûbelâğ ecri misline müstahik olur. (Mecmuaüî'enhür).

225 - : Müzarebe malından bir miktarı bilâ taaddin telef olsa evvei emirde ribhden mahsub olunub re'sül'mâle sirayet ettirilmez. Çünkü ribh tâbidir. Re'süî'mâl ise asîdir. Telef ise tâ-bie münsarif olur. Müzaribin ta addisi takdirinde ise kendisine zaman teveccüh eder.

Ve eğer telef olan miktar, ribhirr miktarını tecavüz edib de re'sül1 mâle sirayet ederse müzarib onu zâmin olmaz. Bu ziyan gerek müzaribin ameliyle olsun ve gerek olmasın. Zira müzarib, emindir. Elverir ki taad-dişi ve taksiri bulunmasın. Bu hususda müzarebenin sahih oîmasiyle fâ­sid olması arasında fark yokdur, zaman lâzım gelmez, bu malın telef ol­ması hususunda müzaribin sözü kabul olunur, o emindir.

Bu ademi fark, İmam-ı Azam'a göredir. Zahirürrivaye olan da budur. îmameyne göre ise müzarebe fâsid olunca bu mal, mazmun bulunur. (Mec-maül'enhür).

226 - : Müzarebede zarar ve ziyan, ribhin miktarım tecavüz ettiği veya asla ribh bulurrmadığı takdirde, rebbüî'mâle aid olur. Hattâ zarar ve ziyanın müzarib ile rebbül'mâl arasında müşterek olması veya bunun ka­milen müzaribe aid bulunması şart edilse bu şarta itibar olunmaz ve bu­nunla akdi müzarebe fâsid olmaz. Çünkü fâsid şartlar, müzarebeyi ifsâd etmez. (Dürer., Mecinaül'enhür).

227 - : Müzarebe şu on sebebden biriyle münfesih olur. di Rebbül'mâlin vefatı. (2) Müzaribin vefatı, (3t Rebbül'mâlin cünû-nu mütbik ile cinneti, (4) Müzaribin bu veçhile cinneti, (5) Rebbüî'mâle sefeh veya hacr sebebiyle mehcuriyyet tereyani, (6) Bu halin müzaribe tereyani. (7) Müzarebe muvakkat olub vaktin geçmesi, (8) Rebbül'mâlin rnüzaribî azl etmesi, (9) Müzaribin istifa etmesi, (10) Daha tasarruf vuku bulmadan sermayenin telef olması.  (Reddimuhtar tekmiîesi).

228 - : Müzarib vefat veya tecennün etse bakılır: Eğer müzarebe mali; uruz halinde olub da rebbüî'mâî, re'sül'mâli nakd olarak ister de o uruzu kıymetiyle kabulden imtina ederse müzahirin vasisi, o uruzu sa tıb nakde tahvil ederek rebbül'mâlin re'sül'mâüni ve ribhden hissesini kendisine verir.

Bilâkis rebbül'mâl vefat eder de mali müzarebe nakid halinde bulunursa artık müzarib, vârislerin izinleri olmadıkça bu nakidde tasarruf edemez. Ve eğer uruz halinde ise müzarib onu rebbül'mâlin beldesinde satarak nakde tahvil eder, başka uruz mukabilinde satacak olsa bunu da satarak nakde tahvil etmesi lâzım gelir. Ve re'süî'mâl ile ribhden hisse­lerini vârislere verir. (Dürrürnuhtar tekmile).

229 - : Müzarib, mücehhilen ölse, yani: Müzarebe malının ne ol­duğunu, nerede kaldığını bildirmeksizin vefat etse müzarebenin re'sül' mâli terekesinden tazmin edilir. Bu halde vârisleri, «Mali müzarebeyi mü-verrisimiz rebbül'mâle red etmiş idi.» diye iddia etseler beyyinesiz kabul edilmez.

Müzarib, medyun olduğu halde vefat etti de eğer mali müzarebe ma­ruf ise rebbül'mâl, re'sül'mâline ve bunun ribhinden hissesine ehakk olur, bunlara sair alacaklılar müdahale edemezler. (Hindiyye, Reddimuh­tar). [34]

 basa dön

 

Malîkilere Göre Şirketlerin  Nevileri :

 

(Malikî'lerce şirketler, şirketi irs, şirketi ganimet, şirketi mubayaa, şirketi zimem, şirketi inan, şirketi amel, şirketi vücuh, şirketi cebir, şir­keti müfaveze, şirketi müzarebe namiyie ön nev'e ayrılır. Bunlara dair sırasiyle mücmelen malûmat verilecektir.

(1) Şirketi irs, vârislerin bir ayne malikiyyette miras yoliyle  içtima etmeleridir.

(2) Şirketi ganimet, islâm askerlerinin cihad  neticesinde elde etmiş oldukları ganimet mallarının mülküyetinde içtima etmeleridir.

(3) Şirketi mubayaa, iki veya daha ziyade kimsenin bir malı, meselâ: Bir haneyi satın almak hususunda içtima etmeleridir.

Bu üç nevi şirkete Hanefî fukahası, «Şirketi mülk adını vermişler­dir. Bu üç nevi şirketin hükmüne gelince Malikî'lere göre bu şerikler­den hiç biri, ortaklarının izni olmadıkça bu mallarda tasarrufda buluna­maz, tasarrufda bulunursa bir kavle göre gâsıb gibi olur, diğer bir kavle göre olmaz.

Binaenaleyh şeriklerden biri aralarında mülken müşterek bir yeri ekse veya orada bina yapsa evvelki kavle göre ekinleri kopanlır. binası hadm edilir. îkinci kavle göre ise bunlar hali üzere terk edilir. Bunları yapan şerik, bu yerden diğer şeriklere aid hisselerin kirasını verir, ken­disi de bu şeriklerden o binanın hisseleri nisbetinde kıymetini almaya müstahak olur. Çünkü bunu şirket şübhesinden dolayı bina etmiştir.

Kezâlik: Bir binanın alt katına biri, üst katma da diğeri malik olmak üzere iki kimse, bir hanede müşterek olsalar da üst kat sahibi, bir kat daha bina etmek istese buna müsaade edilmeyebilir. Meğerki yapı­lacak bina, alt kata ne hâlen ve ne de âtiyen muzîr bulunmasın. Bu hu-susda ehli hibreye müracaat edilir.                                                 

Kezalik : Bir kaç kimse arasında müşterek olan bir hane yıkılmakla bunlardan biri tamirini istediği halde diğerleri imtina etseler, tamirini isteyen şerik, bunu tamir ederek masrafını istifa edinceye fcadar bütün, varidatına müstevli olabilir. Badehu bu varidatı hisseleri nisbeünde iktisam ederler. Nitekim diğer şerikler, masrafdan hisselerine- düşen mikT tan verdikleri takdirde de hükm böyledir.

Şirketi mubayaada sermaye, altın veya gümüş sikke olacağı gibi bir tarafdan nakid, diğer tarafdan uruz veya her iki tarafdan da uruz olabilir, cinsleri müttefik olsun olmasın. Şirkette sermaye ittihaz edilen uruzun akd-i şirket zamanındaki kıymetine itibar olunur. Meselâ: İki şerikden biri bin altın, diğeri de bin altın kıymetinde uruz sermaye vaz etse ara­larında şirket, nisfiyyet üzere tesis edilmiş olur.

Fakat bir tarafdan altın, diğer tarafdan gümüş para sermaye ittihaz edilemez. Çünkü bu halde sarf ile şirket, içtima etmiş olur. Şâyed böyle bir sermaye ile amel edilecek olsa şeriklerden her biri kendi re'sül'mâlinl alır, kâr da her on dinara bir dinar ve her on dirheme bir dirhem veril­mek üzere taksim edilir. Zarar takdirinde de bu nisbet nazara alınır.

(4) Şirketi zimem, iki kimsenin gayrı muayyen bir şeyi zimmetlerine terettüb edecek semeni müeccel ile, yani : Veresiye olarak satın slıb her biri diğerine kelif olmak, sonra, da o şeyi satıb eîde    edecekleri kârını aralarında iktisam eylemek üzere yapdıkları bir akdi şirkettir.

En şirket, caiz görülmemekdedir. Maamafih bu şirket akd edilerek deruhde edilen iş görülmüş olunca şerikler, ittifak etmiş oldukları veçhi­le kârdan hisselerini alırlar.    .

(5) Şirketi inan, iki veya daha ziyâde kimsenin bir ticaret hususunda iştirak etmeleridir, bir veçhile ki bunlardan biri diğerinin izni olmadıkça ta^arrufda bulunamayacakdır, sanki her biri, diğerinin' inanını - Dizgi­nini elinde tutmuş, onun  hareketini kendisi  tanzim eîmekde bulu-nmuş-dur. Binaenaleyh birisi diğerinin izni olmaksızın tasarrufda bulunsa izni olmayan şerik bunu red- edebilir.

Şâyed şeriklerden birinin mutlak suretde tasarrufu salâhiyyeti olub diğerlerinin olmamak üzere iştiratda bulunsalar bu, fâsid olur. Zahir olan budur. Bunun tasarrufu mukayyed olan şerik hakkında şirketi inan, ta­sarrufu mutlak bulunan şerik hakkında da şirketi jnüfaveze olacağına kail olanlar da vardır.

(6) Şirketi amel, iki veya daha ziyade sanat  ehlinin    birükde amel edib amellerinin ücretini amelleri nisbetinde iktisam etmek üzere akdi şirketde bulunmalarıdır. Şu şart ile ki, sanatları terzilik, dokumacılık, demircilik veya marangozluk gibi müttehid bulunsun. Binaenaleyh terzi ile demircinin veya marangoz ile dokumacının iştirakleri sahih değildir. Fakat iki saniden birinin sanatı diğerinin sa­natına mütevakkıf bulunursa bunların iştiraki şahindir. Dezine dalıp inci çıkaracak kimsenin onu bindirib onun için imsak' edecek olan kayık sahi­biyle iştiraki gibi. Kezalik: İki kimsenin kırları, madenleri, kuyuları veya nehirleri kazımak, bina yapmak, tuğla, .kiremit işleriyle uğraşmak, dağ­lardan taşları kesib çıkarmak için şirket akd etmeleri caizdir. Şu şart ile ki, her ikisi de bir mevzide çalışmalarına devam etsinler. Çünkü böyle el işleri hakkında müşarik olanların başka başka mevzilerde çalışmaları caiz değildir. Bu şirkete «Şirket-i eb'dan» da denilmişdir.

(7) Şirketi vücuh, vecahet, şöhret ve şan sahibi olan bir zatın veca-hetdsn mahrum, şöhretsiz, raeşhul bir şans ile ittifak edib bu şahsa aid ticaret mallarını satmayı deruhde ederek mukabilinde    kârdan bir hisse almasından ibaretdir.

Bu şirket de Malikî'lerce memnudur. Çünkü o zatın vçcaheti, naşı kendisine itimada ve kendisinden iştiraya sevk eder, bu suretle nas tağrir edilmiş olabilir. Şâyed böyle bir şirket muamelesi fiilen vuku bulmuş olursa o vecih olan zat, yalnız ecri misline müstahik olur. Bu vecihden o malı satın alan da dilerse onu bu vecihe red ve dilerse semerliyle im-sâk eyler.

(8) Şirketi cebir, bir meta' hakkında ticaretde bulunmayı itina etmiş olan bir tacirin huzurunda o metaı ticaret maksadiyle iştira eden kim­seye o tacirin cebren iştirak edebilmesidir. Bu babda bir Örf vardır. Maa­mafih bu hususda üçü metaa, üçü de onu satın alan kimseye aid olmak üzere altı şart vardır., Şöyle ki:                        .       .

(1) Meta, satılışı âdeten olan bir çarşıda satın alınmalıdır.

(2) Bu meta, raücerred ticaret için alınmalıdır. Hane eşyası veya sak-sanılmak için alınırsa bunda başkasının hakkı olamaz.

(3) Bu ticaret, satın alındığı beldede olmalıdır. O meta, onunla başka yere sefer edilmek üzere alınırsa onda şirkete icbar edilemez.

(4) Tacir,  metaın iştirası zamanında çarşıda hazır bulunmalıdır.

(5) Tacir, bu satılan metaın tacirlerinden bulunmalıdır.

(6) Tacir, iştira zamanında bir şey söylememiş olmalıdır. Maamafih müşteri  «Ben bu malı nefsim için alıyorum,    başkasiyle

ortak olmayı istemem, her kim fiatini artırıb almak isterse alsın.» dese iştirake mecbur edilemez.

(9) Şirketi müfaveze, iki veya daha ziyade    kimsenin vaz etdikîeri mallar ile ticaretde bulunmak hususunda ortak olmalarıdır. Şu veçhile ki: Her birinin kendi re'sül'mâli miktarınca kârdan bilâ tefavüt hissesi olacakdır. Ve şeriklerden her biri diğerine mutlak suretde tasarruf hür-riyeti verecekdir. Ve her biri diğerinin gerek huzurunda ve gerek gıyabın­da dilediği gibi alış verişde, icar ve isticarda bulunacakdır.

Bu şirket, muhtelif neviler hakkında akd edileceği gibi bir nevi eşya hakkında da akd edilebilir. Fakat bazı zevata göre eşyanın nevileri taad-düd etmeyince bu, müfaveze değil, şirketi inan olmuş olur.

İmam Malik Hazretlerinin «Müfaveze nedir, bilmem.» dediği ve bu cihetle bunun cevazına kail olmadığı rivayet olunmaktadır.

(10) Şirketi müzarebe, bu bir akdi tevkildir ki: Sermaye sahibinin bir şahsa ticaret edib kârını aralarında müşaen iktisam etmek üzere mikdan malûm veya örfen nakid yerinde carî bir mal vermesinden ibaretdir.

Nakid yerine ticaret malı veya hayvanveya hububat verilirse mü zarebe fâsid olur. Bu halde kânn hepsi de sermaye sahibine aid olur, nitekim zarar da ona aiddir. Amil olan şahıs ise sermaye kâr temin etmiş olsun olmasın ecri misline müstahik olur. Bununla beraber eğer kâr mev-cud ise bu şahıs, bir sermaye misilli bir nakdin âdete nazaran temin edeceği kârından, müzarebe-i sahihe takdirinde alacağı mikdar nisbetin-de bir hisseye de müstahik olur.

Müzarebe malı,  âmil elinde gayrı    mazmundur.  Binaenaleyh tefrit, kendi kendine telef olursa zamanı lâzım gelmez. [35]

 basa dön

 

Maliki Lere Göre Müzarebede Rebbül'mâl İle Âmilin Haiz Oldukları Haklar :

 

Müzarebede rebbül'mâle aid haklar, şunlardır :

(1) Rebbürmâl âmilin deniz seferinde bulunmasını veya    geceleyin

sefere çıkmamasını şart koşabilir. Bu şarta ademi riâyet, âmilin aleyhin­de zamanı mucibdir. Meğer ki sefere çıkmasında zaruret görülsün, ve geceleyin bir kafile halinde sefere çıkılsın, bu halde zaman îâzım gelmez,

Bir de denize çıkılıp veya geceleyin sefer edilib de mal yağma edilse veya denizde gark olsa tazmini lâzım gelmez. Fakat yaş isabet etmekle veya karanlıkda bir ağaca çarpmakla ticaret malı telef olsa zaman lâzım gelir.

Kezaîik : Telef, muhalefet zamanında vuku bulmalıdır ki, zamanı mucib olsun. Deniz seferinden veya geceleyin müsaferetten sonra mal telef olsa zamanı lâzım gelmez.

(2) Rebbül'mâl, muayyen bir metam - Kârı az olduğundan veya arar edeceğinden dolayı - satın alınmamasını âmil üzerine şart koşabilir. Amil, buna muhalefet ederse malı zâmin olur.

(3) Rebbül'mâl, âm'l?  daha ticaret maliyle  iştigâle başlamamış oldu­ğu bir halde o mal ile sefere çıkmadan menedebilir.  Binaenaleyh âmil,

sefere çıkar da mal zayi olursa bunu tazmin etmesi lâzım gelir.

(4) Rebbül'mâi,  müzarebe malından bir şeyi değer fiatiyle nasm al­dığı gibi satın alabilir. Fakat bundan noksan bir fiatle satın alsa sahih olmaz, bunda âmil için zarar vardır.

(5) Rebbül'mâî.  müzarebe malına     başkasını     ortak etmekden âmili menedebilir. Binaenaleyh âmil, bilâ izin böyle bir harekkde hulumıb da mal zayi olsa bunu zâmin olur.

(6) Rebbül'mâl,  ticaret  malını  veresiye  satmakdan veya   re'sül'mâl-de başkasiyle müzarebe akd etmekden âmili menedebilir. Amil, rebbül'-mâlin izni olmaksızın böyle bir muamelede bulunsa müzarebe, fâsid, âmil de ecri misline müstahik olur.

(7) Rebbül'mâl, mali müzarebeyi değersiz,  nâbemehal bir yere  ekin. ekmek, ağaç dikmek için sarf etmekden âmili menedebilir. Amil, muha­lefet ederek böyle bir tasarrufda bulunursa.akd, fâsid olur. Ekinler yağ­ma edilse, çalmsa âmil üzerine zaman lâzım gelir.

(8) Rebbül'mâl,  kendi   maliyle  iştigaline  mani  olacağı  takdirde baş­kasının malını da müzarebe için almakdan âmili menedebilir. [36]

 basa dön

 

Müzarebede Amilin De Şu Gibi Hakları Vardır :

 

(1) Âmil, bir vakt ile mukayyed olmaksızın ameli ticaretde bulunur. Binaenaleyh rebbül'mâl, bu    amel zamanım tevkit    etse müzarebe

fâsid olur.

(2) Amil, çarşıda ve pazarda müstemirren mevcud olan şeyleri satın alabilir. Binaenaleyh rebbül'mâl, bazen bulunur, bazen bulunmaz bir şe­yin alınmasını şart koşsa müzarebe fâsid olur. '

(3) Amil, ticaret malını peşin para ile satın aîıb peşin para ile satar, rebbül'mâl, veresiye satmasını şart koşamaz, koşarsa akd-i müzarebe fâ­sid olur. Âmil. müzarebe için müeccel semen ile bir meta satın alamaz, yelevki rebbül'mâl iziir versin. Şâyed satın  alırsa semenini zâmin olur, aldığı malın kân da, zararı da kendisine teveccüh eder.

(4) Âmil, müzarebe malı ile ticaret eşyasını satın alıb satar, rebbül'­mâl, buna karışamaz,   Rebbül'mâl,  âmilin  izni 'olmaksızın    satacak olsa nafiz olmaz, âmil bunu red edebilir.

(5) Âmil, şirket sermayesini zâmin olmamak üzere ahz ve kabz eder. RebbüTmâl, sermayenin büâ tefrit helaki takdirinde âmilin zâmin olacağı şart etss akd, fâsid olur.    Fakat  âmilin ihmâl ve taaddisi halinde zayi olacak sermayenin tazmini için âmilden kefil, alınması,    akde zarar ver­mez.

Bu beş hakka muhalefet takdirinde akd, fâsıd . olacağından âmil, yalnız kraz-i misle, yani: Kâr mevcud ise ondan hisse-i misliyyesîne müs-tahik olur.

(6) Âmil, amelde münferid    bulunur.    Rebbül'mâlin bu ameîe vaz-î yedi meşrut olursa, akd. fâsid olur, âmil ecri mislini alır.

(7) Amil, ticaret muktezasmdan olmayan bir amel ile mükellef tu­tulamaz. Aksi takdirde akd, fâsid olur.    Ticaret kumaşını    elbise dikib satmayı şart koşmak gibi. Müzarebe maliyle ekin ekilmesini şart koşmak da böyledir. Çünkü ekin ekmek, ticaretten başkadır.

(8) Amil ile başkası müzarebe malında müşarik    olmaz. Mal sahibi böyle bir şart dermeyan ederse müzarebe fâsid olur.

(9) Âmil, müzarebe malım kendi maliyle    karışdırmaya mecbur de­ğildir. Rebbül'mâl, bunu şart koşsa kad, fâsid olur;

(10)  Amil, ticaret malım dilediği yerde ve zamanda  satabilir. Reb­bül'mâl, «Filân beldeye varınca» veya «Filân zamanda» satılmasını şart etse akd, fâsid olur.

(11) Âmil, ticaret    mr mı dilediği kimselere    satabilir.  Rebbül'mâl, muayyen bir şahsa satırdım veya ondan almasını şart etse akd, fâsid olur.

(12) Âmil, rebbül'm 1 ile müşavere etmeksizin tasarrufta bulunabilir.

Bu müşavere şart edilse  müzarebe fâsid olur.

Bu son yedi hakka muhalefet halinde, âmil, kâr veya zarar olsun olması lâzım geldiği halde onlardan böyle bir şey işidilmezse veya o mal,

Maliki'lere göre şeriklerden biri, şirket malının afeti semavlyye ve­ya ticaretteki hasar ile telef olduğunu iddia ettiği halde diğer şerik bunu inkâr ederek telef ve hasar vâki olmayıb o malın saklanıldığını derme­yan eyîese bakılır : Eğer telef ve hasar iddiasında bulunan şerikin kizbine karineler kaim bulunursa, meselâ: Telef hususuna bir cemaatin muttali olmasın ecri misline müstahik olur

daima râic, râcıh bulunursa ve yahud böyle bir karine mevcud olmazsa bu hallerin hepsinde de söz, münkirindir. Müddeinin kizbîne karineler kaim olunca malı zâmin olur. Karain kaim olmayınca, yani: Ne beyyine ve nede delil bulunmayınca telef ve hasar vukuuna dair müddei tahlif .olunur.  (Elmüdevvenetül'kübra,  Şerh-i Kebîr, Elfıkh fiîmezahibiTerbaa). [37]

 basa dön

 

Şafîîlere Göre Şirketler  :

 

(Şafiî'lere göre şirketi mülkden başka caiz olan yalnız şirketi inan ile şirketi müzarebedir, diğer şirketler bâtıldır. Meselâ: Şirketi müfaveze eaiz değildir. Kıyas müktezası da budur. Çünkü bu şirket meçhûîülcins şeyler hakkında vekâleti, kefaleti mütazammındır. Bunlar ise alelinfirad caiz değildir, binaenaleyh indeliçtima da evleviyyetle caiz olamaz.

Eimme-i Hanefîyyeye göre müfavezenin cevazı istihsan tarikiyle ka­bul edilmiştir. Bu cevaz, hadis-i şerifile sâbitdir, yani şirketi müfavezede bulununuz, çünkü onun bereketi pek çoktur. (Hi-daye).

Şafiî'lerce şirketi inanın sıhhati için şu gibi şartlar vardır:

(1) Akdi şirketde kullanılan îâfz, şeriklerden birinin veya her ikisi­nin tasarrufda bulunmasına izni müfid olmalıdır. Meselâ: her biri, şeriki­ne hitaben: «Bu maîı şirket kıldık, bununla alâsebiîitticare alış  verişde bulunmak için tasarrufa izin verdim.» demelidir. Diğeri de «Kabul etdim.» diye mukabelede bulunmalıdır.

(2) Şerikler; reşid, baliğ, hür, gayrı mükreh olmalıdır. Binaenaleyh sefih ile, mecnun ile, çocuk ile, mezun olmayan rakik

ile mükreh ile akdi şirket, sahih değildir.

(3) Re'sül'mâl,  nükuddan veya sair misilliyyatdan olmalıdır. Ticaret uruzu = Eşyası ise sermaye olamaz. Meğer ki bu uruza bitarikışşuyu bey' en temellük etsinler.

(4) Şeriklerin sermaye olan malları, kablelakd birbirinden ayrılmaya­cak suretde karışdınlmış bulunmalıdır. Bir kavle göre akdi şirketden son­ra birbirine kanşdirıldığı takdirde de şirket, sahih olur. Diğer bir kavle göre ise saîıih olmaz. Bu halde şeriklerin akdi şirketi iade etmeleri lâzım-

(5) Şeriklerin sermayeleri müttehid olmalıdır. Birinin koyduğu ser­maye altın, diğerinin ki gümüş olsa akd, sahih olmaz. Fakat re'sül'mâlde ve amelde tesavi şart değildir. Birinin re'süî'mâli, diğerinin re'sül'mâlin-den az olabilir, ameldeki ziyadelik ise teberru sayılır. Binaenaleyh kâr da, hasar da sermayelerin mikdarına göre taksim olunur.

Meselâ: Birinin sermayesi bin, diğerinin sermayesi de beş yüz lira oisa biri kârın üçde ikisini, diğeri de üçde birini alır. Bundan ziyade ve­ya noksan meşrut olsa akd, fâsid olur, her biri kendi sermayesindeki amelinin ecri misline müstahik olur.) [38]

 basa dön

 

Şeriklerin Ticaret Malında Ve Şaibede Tasarrufları   :

 

(Şafiî'lere göre şeriklerin tasarrufları hususunda şu gibi ahkâm ca­ridir  :

(1) Şeriklerden   her  birinin  ticaret  malında  tasarrufları,  maslahatla mukayyetidir, şöyleki: Şeriklerden her biri, ticaret malında maslahata uy­gun suretde tasarruf da. bulunabilir. Diğer şeriklere rnünir olacak suretde tasarrufda bulunamaz.

Meselâ: Şeriklerden hiç biri, ticaret malını veresiye veya beldesinde tedavül etmeyen bir nakd ile veya kendi beldesindeki nakidden kıymeti düşkün bir nakd ile satamaz. Çünkü bunda diğer şeriklerin maslahatına zarar vardır. Satarsa şeriklerinin hisselerinde beyi-muamelesi sahih ol-mr.7. Bunu müfteriye teslim etmiş olunca zâmin olur. Kendi hissesi hak­kında ise beyi muamelesi, bir kavle göre sahih olur, diğer bir kavle göre sahih olmaz.

(2) Şeriklerden biri. ticaret malını âdete  nazaran nas arasında  vâki chnayacak bir gabni kesir iie satamc7. Ve diğer şerikler izin vermedikçe t;caret maliyle  bir zaruret  olmaksızın   müsaferetde bulunamaz.' İzin  ver­medikleri takdirde o malı zâmin bulunur.

(3) Şeriklerden biri. elindeki ticaret malını  bir şahsa satmak için o pahs ile ittifak ettiği halde o malı semeni mislinden daha fazla bir bedel ile alan zuhur etse şeriklerinin maslahatına riayet için o ittifakı bozması icsb eder.                  

(4) Şeriklerden biri, ticaret malım şartı hiyar iîe saldığı halde daha müddeti hiyar. bitmeden o malı fazla bir fiatle alan zuhur etse  evvelki :?kdi bey'i fesh etmesi teâyyün eder. Çünkü şeriklerinin menfaatleri bun­dadır.                                                                                         

(5) Her şerik, şirketin malları hakkında emindir. Kâr ve zarar husu­sunda, bu malların bir kısmım şerikine red ettiğini iddia hususunda sözü tasdik olunur. Fakat ticaret malının telef olduğunu iddia etse bakılır: Eğer bir sebeb beyan etmeksizin veya sirkat gibi hafi bir sebeb beyan ederek iddiada bulunursa bilâ yemin tasdik olunur. Amma yangın gibi bir sebe­bi zahir iddia ederse yangının zuhuruna ve mal-i ticaretin bu yangın esna­sında yandığına beyyine ikame etmedikçe sözü tasdik olunmaz. Yangının zuhuru malum olduğu halde ticaret malının bu esnada yandığı malûm bu lunmazsa yeminiyle tasdik olunur.) [39]

 basa dön

 

Şafiî'lere Göre Şirketi  Müzarebe :

 

(Eimme-i Şafüyyeye göre müzarebe, bir akddir ki: Bir kimsenin bir şahsa ticaret için - ribhden her birinin muayyen bir hissesi olmak üze­re mal vermesini iktiza eder. Buna «Kiraz» da denir.

Müzarebenin Şafiî'lerce şu gibi şartlan vardır:

(1) Sermaye sahibi iie âmilin tasarrufa ehl olmaları şartdır. Binaenaleyh,   çocukların,  mecnunların,  mükrehlerin,  füzûlîlerin  mü­zarebe akdleri sahih değildir.

(2) Âmilin amelde müstakil, tasarrufda mün'ferid olması şartdır.

Binaenaleyh o-nunla beraber başkasının da çalışması şart edilse akd fâsid olur. Amil. rebbüTmâlin izniyle re'sül'mâli başka bir şahsa müzare-beye verib kendisi çekilse bu akd, sahih olub kendisi mün'azil bulunur KezaliK Âmil, başkasiyle amelde ve kârda şeriki olmak üzere akdi müza-rebede bulunsa râcih olan kavle göre bu akd, fâsid olub evvelki akd. sa­hih olarak kalır. İkinci müzarib, yalnızca amelde bulunsa kârın tamamıni rebbüTmâl alıb bu ikinci müzarib de ecri misline müstahik olur. Birinci müzarib ise kârdan bir şey alamaz. Her ikisi de amelde bulunsa birinci müzarib, ameli nisbetinde kârdan hisse alır, bakisi rebbül'mâle aid olur. İkinci müzarib de birinci müzaribden ecri mislini alabilir. İkinci müzarib, birincisine yalnız yardım maksadiyle çalışmış olursa bir şeye müstahik olmaz.

(3) Âmilin yapacağı işin alış veriş gibi ticaret umurundan olması şart­dır.

Binaenaleyh sınaî işler üzerine yapılan müzarebe fâsiddir. Dokuma­cının pamuk alıb onunla bez dokuyarak satması gibi. Bu, bir mahdud ameldir. Bu, ecir vasıtasiyle temin edilebilir.

(4) Âmilin amelinde !ıür olması şartdır.

Binaenaleyh rebbüFmâlin âmili tazyik etmesi sahih değildir. Muay­yen bir metanı alınmasını veya vücudu ender bulunan bir şeyin alınıb sa tılmasını veya muayyen bir şahısdan satın alınmasını ve yahud muayyen Mr şahısdan başkasına satılmamasmı şart koşmak gibi. Bu halde akd fâ­sid olur. Fakat ticaretin cinsini veya nev'ini tâyin, zarar vermez. «İpekli kumaş veya Bursa kumaşı al sat.» denilmesi gibi.

(5) Amelin malûm bir müddet ile mevakkat olmaması şartdır. Binaenaleyh bir sene müddetle müzarebe akd edilse fâsid olur. Çün­kü böyle tevkit, ticaret gayesine muhalifdir.

Fakat «Seninle müzarebede bulundum, br seneden sonra bir şey sa-tm alma.» denilse bu, sahih olur. Çünkü bu, müzarebeyi müddetle tak-yid değildir, belki bir seneden sonra satın almayı menidir.

(6)  Ribhin âkidlere muhtes olması şartdır.

Binaenaleyh ribhden başkalarına bir hisse verilmesi meşrut olsa mi-zarebe fâsid olur. Yalnız âkidlerin kölelerine bir hisse verilmesi meşn; olsa akde zarar vermez. Köleye meşrut olan bu hisse, efendisine veriİEE-si meşrut olan hisseye zam olunur.

(7) Kârdan âkidlere aid hisselerin nısıf, sülüs gibi bir eüz'i şayi ola­rak muayyen olması şartdır. Akidlerden birine kârdan muayyen mikria: bir şeyin verilmesini şart koşmak sahih değildir. Çünkü bundan 2iyade ki* hâsıl olmaması melhuzdur. O halde diğer taraf kârdan mahrum kalnui olur.

(8) Müzarebede sermayenin muayyen altın veya gümüş sikke ölme ve cinsiyle mikdarınm malûm bulunması şartdır.

Binaenaleyh altın ve gümüş parçalariyle veya ticaret eşyasiyle tî gayrı muayyen bir mal ile müzarebe akd edilmesi sahih değildir. (Tui-fetüTmuhtaç, Mezahibi'erbaa).

Hanbelî fukahasına göre şirketler iki kısımdır. Biri şirketi maldır Bu, İki veya daha ziyade kimsenin bir mala veya bir malın menfaatine 'm. hibe veya iştira gibi bir sebebîe müstahik olmalarından ibaretdir. Diğer­de şirketi ukuddur ki, bu da iki veya daha ziyade kimsenin tasarrufda k tima etmeleridir ki, şirketi inan, şirketi eb'dan, şirketi vücuh, şirketi mi faveze ve şirketi müzarebe namiyle beş kısma ayrılır. Şöyle ki:

(1) Şirketi inan, iki veya daha ziyade kimsenin vaz' ettikleri mallan: tenmîyesine beraberce çalişıb husule gelecek kârı aralarında şart koşdui-lah veçhile taksim etmek üzere iştirak etmeleridir.-

Bunların böyle vaz ettikleri mallan içlerinden birisi çalişıb teninim etmesi üzere iştirak etmeleri de bu kabildendir. Şu kadar var ki bu dirde bu çalışacak şerike vaz ettiği sermayeye aid kârdan fazla bir ;r verilmesi lâzım gelir ki bu fazla, çalışmasına mukabil olsun. Şayed  yalnız sermayesi mikdannca kâr verilmesi şart kılınsa bu, bir ibza me;r leşi olarak sahih olmaz. Çünkü bu, başkasının malında ücretsiz yere ça-Uşmakdır.

(2) Şirketi eb'dan, iki veya daha ziyade sanatkârın bedenleriyle çalı­şarak kazanacakları kârı aralarında şart etdikîeri veçhile taksim etme üzere iştirak etmeleridir. Bu da caizdir, sanatları gerek müttehid olsc ve gerek olmasın. îstiyad, ihütab gibi mübahati temellük hususunda işt: râk de şirketi eb'dan sayılır.

(3) Şirketi vücuh, iki veya daha ziyade kimsenin itibarlarına îtimden veresiye mal satın alıb satarak kârını aralarında şart koşmuş olduk­ları veçhile yan yarıya veya ikili birli nisbetinde taksim etmek üzere ak­di şirketde bulunmalarıdır. Bu da sahih bir şirketdir. Satın alacakları .şey­lerin cinslerini, mikdarlannı, kıymetlerini tâyin etmiş olsunlar olmasın­lar müsavidir.

(4) Şirketi müfaveze, malları istismar hususunda iştirâkdir ki, şerik­lerden her biri diğerini beyi ve şira, müzarebe hususlarına tevkil eder, ve her biri, diğerine bu mallar ile sefere çıkmak, bunları rehin vermek, bunların mukabilinde rehin almak, bunları veresiye satmak gibi husus­ları tefviz eyler. Ancak lukata bulmak, hazine keşfetmek gibi nadir ka­zançları bu şirkete idhâl etmeleri sahih olmaz.

(5) Şirketi müzarebe, bir kimsenin bir şahsa ticaret edib kân arala­rında nıüşaen taksim edilmek üzere muayyen bir mikdar madrub nükud vermesidir. Başkasının yanında vedia olan böyle bir mal da müzarebe için tahsis edilebilir.

Müzarebenin hükmü, ahvalin ihtilâfına göre tebeddül eder. Şöyle ki: Müzarebe, evvel emirde emanetdir, vekâîetdir. Çünkü âmil, rebbül'mâlin izniyle malında vekâleten tasarrufda bulunmuş olur. Bu halde mal elin­de emanet bulunur. Kâr hâsıl olunca da akdi müzarebe, bir şirket haline geîir, zira iki taraf bu kârda müşterek bulunur. Müzarebe fâsid olunca da icareye münkalib olur. Çünkü âmil bu halde ecri mislini alır. Amil, rebbül'mâlin emrine muhalefet edince ds gâsıb hükmünde bulunur. Bu halde rebbüi'mâle hem re'sül'mâli, hem de kârı red eder, kendisi ame­linden dolayı bir şeye müstahik olmaz. Çünkü gâsıbın hükmü böyledir.

Müzarebenin rüknü, müzarebeyi müş'ir olacak veçhile icab ve kabul­dür. Müzarebe, kiraz, muamele ve emsali tâbirler ile de yapılabilir. Bun­da teati de kâfidir. Şöyle ki: Âmil, kabul ettim demeksizin sermayeyi alıb amele başlasa müzarebe sahih olmuş olur,

Müzaribin haiz olduğu haklara gelince: Müzarib, ticaret malını mura­baha, müsaveme gibi muhtelif satış şekilleriyle alıb satabilir, bu mal hak-kmda iyda, terhin, irtihan, havale gibi muamelelerde bulunabilir. Bu mal ile yol emin olunca sefere çıkabilir. Bu ticaret malını veresiye satabilir, £âyi olunca zâmin olmaz. Meğer ki mevsuk olmayan veya kendisince mec-huî bulunan bir şahsa satmış olsun.

Amil, müzarebe malını müzarebe için başkasına verse bakılır: Eğer rebbül'mâün izni ile vermiş İse sahih olur, ve eğer izni olmaksızın vermiş ise fâsid olur. Maîikîlerce de böyledir.

Müzarih, müzarebe malını başkasına ikraz edemez, bu malı kendi ma­lına veya başkasının malına kanşdıramaz, bu mala başkasını müşarik kı­lamaz.

Müzarebede re'sül'mâle hasar âriz olsa, meselâ: Çalınsa veya bir âfeti semaviyye ile telef olsa bu hasar kârdan telâfi edilir. Bundan sonra bir şey kalırsa taksim olunur  Malikî'lerce de böyledir. [40]