Kişi dostunun dini üzerindedir. Bu bakımdan sizden her hangi biriniz kimle dostluk yaptığını iyice düşünüp tedkik etsin.45
Edinilecek dost, mutlaka birtakım haslet ve sıfatlarla do nanmış bir kimse olmalıdır ki, o sıfat ve hasletler sebebiyle onun arkadaşlığına özenilsin. O hasletler, arkadaşlıktan umulan fayda lara göre şart koşulurlar. Zira şartın mânâsı amaca varmak için gereken şey demektir. Bu bakımdan amaca nisbet edilmekle şartları meydana gelir. Sohbetten dînî ve dünyevî birçok faydalar beklenir.
Dünyevî faydalara gelince... Arkadaşının malından veya ma kamından istifade etmek veyahut da sadece onun yüzünü görme ve arkadaşı olmakla yakınlık kurmak gibi faydalardır. Bu ise, bizim gayelerimizden değildir. Dinî faydalara gelince, o faydalarda da çeşitli gayeler bir araya gelir. Zira ilminden ve amelinden istifade etmek o faydalardandır. Kalbi teşviş eden ve şüpheye sürükleyen bir kimsenin eziyyetinden korunmak için onun mertebesinden isti fade etmek o faydalardandır. Vakitlerini zaruri rızık yolunda har camaktan kurtulmak için malından istifade etmek o faydalar dandır. Önemli meselelerde yardım görmek de o faydalardandır. Bu bakımdan böyle bir arkadaş musibetlerde arkadaşı için bir des tek ve çeşitli durumlarda da bir kuvvettir. O faydalardan biri de sa dece onun duasıyla bereketlenmektir. Onların birisi de ahirette onun şefaatini talep etmektir. Çünkü seleften biri şöyle demiştir: 'Fazla ahiret kardeşi edininiz. Zira her nıü'min için bir şefaat vardır. Umulur ki sen de kardeşinin şefaatine nail olursun'. Garib'ut-Tefsîr'de 'Allah, iman edip de sâlih amel işleyenleri bağışlar. Fazlından onlara fazlasını verir. Kâfirlere gelince.... Onlara şiddetli bir azab vardır' (Şüra/36) ayetinin yorumunda, 'Fazlından onlara fazlasını verir' cümlesi, 'Onlar ahiret kardeşleri için şefaat ederler. Dolayısıyla Allah da o kardeşlerini onlarla beraber cennete gönderir' denilmiştir.
Deniliyor ki: 'Allah Teâlâ kulunu affettiği
zaman, onu din kardeşleri hakkında şefaatçı kılar'. İşte bu sırra binaen
seleften bir grup sohbet, ülfet, arkadaşlık ve kardeşliği teşvik etmişler,
uzlete ve köşeye çekilmeyi kerih görmüşlerdir. İşte bunlar kardeşliğin
faydalarıdır. Bu faydalardan herbiri birtakım şartları gerektirirler ki, o
fayda ancak o şartlarla elde edilir. Biz o şartların izahını ya palım.
Kısaca o şartlar şunlardır. Sohbet ve arkadaşlığını tercih ettiğin bir
kimsede beş haslet bulunmalıdır.
1. Akıllı olmak.
2. Güzel ahlâklı olmak.
3. Fasık olmamak.
4. Bid'atçı olmamak.
5. Dünyaya fazla düşkün olmamak.
1. Akıllı Olmak
Akıllı olmaya gelince, o sermayedir, asıldır. Ahmak bir kimse nin
arkadaşlığında hayır yoktur. Ahmak bir kimsenin arkadaşlığı, ne kadar uzun
olursa olsun, neticesi küskünlük ve vahşete gider. Hz. Ali (r.a) ne güzel
söylemiş: 'Câhille arkadaşlık yapma! Sen on dan uzak ol ve onu da kendinden
uzak tut. Zira nice cahiller vardır ki, halim bir kimsenin arkadaşı olduğu
zaman onu felâkete sürük lemiştir! Kişi arkadaşıyla kıyas edilir. Zira
birşey için diğer birşeyde kıyas ve ölçü vardır. Rastladığı zaman kalbin
kalp üze rinde delili vardır'.
Ahmak bir insanın arkadaşlığı nasıl böyle olmasın? Oysa ah mak senin faydanı istediği halde bazen sana zarar verir ve bil mediğinden ötürü yardım edeceği yerde kötülük yapmış olur. Bunun için şair şöyle demiştir: 'Ben akıllı bir düşmandan eminim, Fakat ahmak bir dosttan korkuyorum. Akıl tek çeşittir. Onun yo lunu biliyorum. Delilik ise çeşit çeşittir'.
Bu sırra binaen denilir ki: 'Ahmak bir kimseden
uzak olmak, Allah'a yakınlaşmak demektir'.
Süfyân es-Sevrî der ki: 'Ahmak bir kimsenin yüzüne bakmak yazılmış bir
hatadır.
Akıllıdan gayemiz, işleri olduğa gibi anlayan bir kimsedir. Bu işleri ya
kendiliğinden anlar veya kendisine anlatıldığı ve öğretildiği zaman anlar.
2. Güzel Ahlâk
Güzel ahlâk ise, elbette dost edinilen bir kimsede aranan bir vasıftır. Zira
nice akıllı kimseler vardır ki, şeyleri olduğu gibi idrâk etmektedir. Fakat
gazab ve şehvet kendisine galebe çaldığı, cimrilik ve korkaklık kendisine
galip geldiği zaman hevâsına tabi olur, ona itaat eder. Bildiği bir şeye
bile bile aykırı hareket eder. Çünkü sıfatlarını yenmekten ve ahlâkını
düzeltmekten acizdir. Bu bakımdan böyle bir kimsenin sohbetinde hiçbir hayır
yoktur.
3. Fasık Olmamak
Fıskına ısrar ile devam eden fâsık ise, onun sohbet ve ar kadaşlığında
hiçbir fayda yoktur. Zira Allah'tan korkan bir kimse, büyük bir günaha
ısrarla devam etmez. Allah'tan korkmayan bir kimsenin tehlikesinden hiçbir
zaman emin olunmaz. Dostluğuna güvenilmez. Bil ki, o gayelerine göre değişir.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Bizi anmak hususunda kalbine gaflet verdiğimiz bir kim seye itaat etme ki, o
keyfinin ardına düşmüş ve işi haddini aşmak olmuştur.(Kehf/28)
Onun için sen bizim Kur'an'ımızdan yüz çevirip de yalnız dünya hayatını isteyen kimselere bakma! (Tâhâ/16)
Anan ve baban bilmediğin birşeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa bu takdirde kendilerine itaat etme. Onlara dünyada iyi bir şekilde sahiplik et! (Necm/29)
Ve bana yönelenin yolunu tut! (Lokman/15)
Bu âyetin mefhumunda fâsık bir kimseden kaçmanın gerekli olduğu hususu
vardır.
4. Bid'at Sahibi Olmamak
Bid'atçıya gelince, onun sohbetinde ihdas ettiği bid'atının başkalarına
sirayet etmesi, o bid'atın kötülüğünün başkasına geçmesi tehlikesi verdir.
Bu bakımdan bid'atçı bir kimse terkedil meyi hak etmiştir. Nerede kaldı ki
onunla arkadaş olmayı tercih edip seçmek...
Hz. Ömer (r.a) arkadaşta dindarlığın aranmasına
teşvik ederek Said b. Müseyyeb'in rivayet ettiği bir eserde şöyle demiştir:
Doğruluk arkadaşlarını arkadaş edin! Böyle yaptığın tak dirde onların
himayesinde yaşarsın. Çünkü onlar genişlik zamanında süstürler. Belâlar
zamanında hazırlık ve zahiredirler. Kardeşinin işini, en iyi mânâ üzerine
hamlet. Seni ondan soğutucu bir iş görünceye kadar buna devam et.
Düşmanından (uzak dur). Emin kimse ancak Allah'tan korkan kimsedir. Sakın
fâcir ve fâsık bir kimse ile arkadaş olma ki, ondan sadece fısk ve fücur
öğrenirsin. Onu sırrına muttali kılma. İşlerinde ancak Allah'tan korkanlarla
istişare et!
Güzel ahlâka gelince...
Alkame46 vefat edeceği zaman oğluna hitaben
yazmış olduğu vasiyetnamesinde ne güzel dile getirmiştir.
Ey oğlum! Erkeklerin sohbetine muhtaç olduğunda öyle bir kimse ile musahhih
ve arkadaş ol ki, sen ona hizmet ettiğin zaman o seni korumuş olsun!...
Onunla arkadaşlık ettiğin takdirde seni süslendirsin! Eğer nafakanın derdi
seni oturttuğu zaman sana yardımda bulunsun! Öyle bir kimse ile arkadaşlık
yap ki, sen elini hayır ile uzattığın zaman o elinin uzanmasına yardımcı
olsun. Eğer senden bir iyilik görürse onu takdir etsin. Eğer bir kötülük
görürse onu ka patsın. Öyle bir kimse ile arkadaşlık yap ki, ondan istediğin
zaman sana versin. Sustuğun zaman seninle konuşsun. Başından bir belâ
geçtiği zaman derdini kaldırmaya çalışsm. Öyle bir kimse ile arkadaşlık yap
ki, söylediğin za man senin sözünü tasdik etsin. Eğer ikiniz aynı şeyi
isterseniz, sana öncelik tanısın. Eğer ikiniz bir hususta karşılıklı hak
iddiasında bulunursanız, seni nefsine tercih etsin.
Sanki bu vasiyetiyle sohbetin bütün haklarını bir araya ge tirmiş ve
arkadaşın bütün bu haklara riayet etmesini şart koşmuştur.
İbn Eksem şöyle anlatır:47 Halife Me'mun 'Bu sıfatlarla mut tasıf bulunan bir arkadaş nerede bulunur?' dedi. Bunun üzerine kendisine şöyle dendi: 'Ya emir'el-mü'minîn! Onun, oğluna neden bu şekilde vasiyyette bulunduğunu biliyor musun?' Me'mun 'Hayır!' deyince, kendisine 'Oğlunun hiç kimse ile arkadaş olmamasını istedi de ondan böyle söyledi' dendi.
Ediblerden birisi şöyle demiştir: Halktan sırrını saklayacak ve ayıbını örtecek bir kimse ile arkadaş ol! Böyle bir kimse felaketlerde yanında olur. Genişlikte de seni kendi nefsine tercih eder. İyiliğini yayar, kötülüğünü kapatır. Eğer sen böyle bir arkadaş bulamazsan kendi nefsinden başka bir kimse ile arkadaşlık etme!'
Hz. Ali şöyle demiştir: 'Senin hakikî kardeşin odur ki seninle beraber olur. Senin faydan için nefsine zarar vermeye razı olur. O öyle kimsedir ki, zamanın felaketleri kapını çaldığında o derli toplu olan durumunu dağıtır ki, senin dağınık durumunu toplamış olsun'.
Alimlerden biri şöyle demiştir: 'Sadece şu iki kişiden biriyle arkadaşlık yap: a) Kendisinden dinin hakkında birşey öğrenip faydalandığın kişi, b) Kendisine dini öğrettiğin ve senden öğrendiğinden faydalanan kişi... Bunların dışında üçüncü bir kişi görürsen uzaklaş!'
Demişlerdir ki; insanlar dört sınıftır:
1. Tamamen tatlıdır. Kendisine hiç doyum olmaz.
2. Acıdır. Hiç birşey yenilmez.
3. Kendisinde eksiklik vardır. Böyle bir kimse senden almadan önce sen ondan
al!
4. Kendisinde burukluk vardır. Sen bundan ancak ihtiyaç zamanında faydalan!
Câfer-i Sâdık (r.a) demiştir ki: Şu beş grupla
arkadaşlık yapma:
1. Yalancı ile arkadaşlık yapma! Çünkü sen daima aldana bilirsin. O serap
gibidir. Uzağı sana yaklaştırır. Yakını dasenden uzaklaştırır.
2. Ahmakla arkadaşlık yapma! Çünkü ahmakla hiçbir yere varamazsın. O sana
fayda vermeyi istediği halde zarar verir.
3. Cimri ile arkadaşlık yapma! Çünkü o, senin en fazla muhtaç olduğun şeyi
senden esirger.
4. Korkak ile arkadaşlık yapma! Çünkü o, seni ele verir ve şiddet anında
kaçar.
5. Fâsıkla arkadaşlık yapma! Zira o seni bir çiğnem yemek veya daha azma
fedâ edebilir!
Bunun üzerine Câfer-i Sâdık'a şöyle soruldu: 'Bir
lokma ek mekten daha azından neyi kasdediyorsun?' Şöyle cevap verdi: 'Yemeğe
tamah edip arkadaşını feda eder. Sonra onu da elde et mez!'
Cüneyd-i Bağdadî şöyle demiştir: 'Güzel ahlâklı bir fâsıkın bana arkadaşlık
yapması, kötü ahlâklı bir âlimin arkadaşlık yap masından daha sevimli gelir
bana...'
Ahmed b. Ebi'l-Havârî der ki: Hocam, Ebu
Süleyman ed-Dârânî bana şöyle dedi: 'Ya Ahmed! Sakın şu iki kişinin birinden
başka kimse ile arkadaşlık yapma.
a) Öyle bir kişi ile arkadaşlık yap ki dünyalığında ondan istifade
edebilesin.
b) Veya öyle bir kişi ile arkadaşlık yap ki onun sohbeti sayesinde gittikçe
gelişir ve ahiretin için ondan fayda görürsün. Bu ikisınıftan başkasıyla
arkadaşlık yapmak büyük bir ahmaklıktır'.
Ebu Muhammed Sehl b. Abdullah Tüsteri şöyle
demiştir: Üç sınıf insanın arkadaşlığından sakın:
1. Gaflette olan zâlimler.
2. Yağcı olan âlimler.
3. Cahil olan mutasavvıflar.
Bu kelimelerin çoğu, arkadaşlığın bütün gayelerini kapsamak tadır. Arkadaşlığın bütün gaye ve hedeflerini kapsayan şeyler, daha önce zikrettiğimiz maksadların mülâhazası ve o maksadlara göre şartların gözetilmesinden meydana gelendir. O halde dünya maksadlarında arkadaşlık için şart koşulan, ahiret arkadaşlığı için şart koşulmaz.
Nitekim Bişr el-Hafi der ki: Arkadaşlar üç
gruptur:
1. Ahiretin için arkadaş
2. Dünyan için arkadaş
3. Kendisiyle yakınlık kurman için arkadaş
Bu maksadlarm hepsinin bir kişide bulunması pek az olur. Bu maksadlar bir cemiyet arasında dağılır. Şüphesiz ki, o cemaat hakkında şartlar da dağılır.
Me'mûn b. Harun er-Reşid şöyle demiştir: Arkadaşlar üç grup tur. Onların birincisinin misali, gıdanın misaline benzer. İnsan onsuz yapamaz. Diğeri ilaca benzer. İnsan bazen ona muhtaç olur, bazen olmaz. Üçüncü grup ise, hastalığa benzer! İnsan hiçbir za man ona muhtaç değildir. Fakat bazen insan ona mübtela olur. Bu üçüncü arkadaş öyle bir arkadaştır ki, kendisinde hiçbir fayda yoktur.
Denildi ki, insanların misali, ağaç ve bitkilerin misali gibidir. Onların bir kısmının gölgesi vardır, fakat meyvesi yoktur. İşte bu dünyada fayda veren, fakat ahirette faydası olmayan bir kimsenin misalidir. Çünkü dünyanın faydası gölge gibidir. Çabuk kaybolup gider. Bir kısmı da vardır ki, meyvesi var, fakat gölgesi yoktur. Bu da ahiret için elverişli olan, fakat dünya için elverişli olmayan bir kimsenin misali gibidir. Bir kısmı da vardır ki, hem meyvesi, hem de gölgesi vardır. Biz kısmı da vardır ki, ne meyvesi, ne de gölgesi vardır. 'Urnmu Gilan ağacı gibi... Elbiseleri yırtar, kendisinde ne yiyecek ne de içecek vardır. Bunun hayvanlardan misali fare ve akreptir.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur.
(Hak dinden çıkan) insan, zararı faydasından daha yakın olana tapar. Taptığı
şey ne fena dosttur, ne kötü arkadaştır!(Hac/13)
Denilmiştir ki; insanlar çeşitlidir. Tıpkı ağaçların bir olmadığı gibi. Onların da bir olmadığını müşahede edersin, Birinin tatlı meyvesi vardır. Diğerinin ise ne tadı, ne de meyvesi. Kişi ahiret kardeşi edinip kendisinden istifade edecek birini bulmadığında tek başına kalması daha evlâdır.
Nitekim ashâb-ı kirâmın güzidele rinden olan Ebuzer Gıfâri (r.a) şöyle demiştir: Tek başına kalmak, kötü arkadaştan daha hayırlıdır. Salih arkadaş ise, tek başına kalmaktan hayırlıdır'. Ebuzer'in bu sözü, merfû olarak da rivayet edilmiştir.48
Dindarlığın olmasına ve fâsıklığın olmamasına gelince... Allah Teâlâ 'Bana dönüş yapanın yoluna tâbi ol' (Lokman/15) bu yurmuştur. Bir de fâsıklığı ve fâsıkları görmek günahı kalbe ko laylaştırır. Kalbin günahtan duyduğu nefreti dumura uğratır. Nitekim Said b. Müseyyeb şöyle demiştir: 'Bu tür kimselerin arkadaşlığında selâmet yoktur'. Selâmet ancak bunlardan uzak yaşamaktadır.
Ve boş söz konuşanlara rastgeldikleri zaman
bulaşmadan, iyi bir şekilde yüz çevirip geçerler.
(Furkan/63)
Ayet-i celiledeki 'selâm' kelimesi 'selâmet' mânâsına gelir. Kelimedeki 'elif selâmet kelimesinde 'he' harfinin karşılığıdır. Ayetin mânâsı 'Onlar derler ki; biz sizin günahınızdan selâmette kaldık. Siz de bizim şerrimizden selâmette kaldınız'.
İşte buraya kadar zikrettiğimiz hasletler, kardeşliğin mânâ, şart ve faydalarından belirtmek istediklerimizdi.
Biz şimdilik kardeşliğin hakları, gerekleri ve o
hakları yerine getirme yollarını açıklamaya dönelim.
Dünyaya haris olan bir kimsenin arkadaşlığı, öldürücü zehir dir. Zira
tabiatlar, kendisini başkasına benzetmek ve başkasına uymak üzere
yaratılmışlardır. Belki bir tabiat diğer tabiattan sahi binin haberi
olmaksızın çalar. Bu bakımdan dünyaya haris olan bir kimse ile oturmak
insanı hırsa sevkeder. Zâhid bir kimse ile oturmanın insanı dünyada zâhid
yapmaya sevkettiği gibi... İşte bundan dolayıdır ki, dünya peşinde
koşanların sohbeti mekruhtur. Ahirete teşvik edenlerin sohbeti de
müstehabtır.
Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: İbâdet ve tâatları, Allah'tan uta nan bir kimse ile oturmak suretiyle ihya ediniz'.
Ahmed b. Hanbel (r.a) şöyle der: 'Beni belâya
kendisinden utanmadığım bir kimsenin arkadaşlığı sürükler'.
Lokman Hekim, oğluna şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: 'Ey oğul! Alimlerle
beraber otur. Dizlerini onların dizlerine daya; zira kalpler hikmetle ölü
arazinin yağmur damlalarıyla dirilmesi gibi dirilirler'.
45) Ebu Dâvud, Tirmizî ve Hâkim, (Ebu
Hüreyre'den)
46) Alkame b. Amr b.Huseyn. Künyesi Ebu'l-fadl'dır. Kûfelidir. Güvenilir bir
insan olmakla beraber garib hadisler rivayet etmiştir. H. 56 senesinde vefat
etmiştir.
47) Eksem veya Ektem... Künyesi Ebu Muhammed Yahya b. Ektem b. Muhammed b.
Kutam'dır. Meşhur bir kadı ve fakihtir. H. 43 senesinde 83 yaşında vefat
etmiştir.
48) Hâkim, Menakıb) Beyhakî, Ebu Şeyh ve Ebu Hilâl el-Askerî, Emsâl, (Sadaka
b. Ebi İmran'dan)