1) Beraberinde, yaşlılığından veya faziletinden ötürü daha önce yemeye başlaması gereken birisi olduğu halde ondan önce yemeye başlamamalıdır. Ancak âmir ve önder ise, o zaman yemek için bir araya gelmiş ve hazırlanmış cemaati fazla bekletmemesi gerekir.
2) Yemek yerken sükût etmemelidir. Çünkü bu şekilde davranmak. Acemlerin âdetidir. Fakat, iyiliklerden konuşmalıdırlar. Salihlerin yemek ve başka şeyler hakkındaki hikâyelerini anlatmalıdır.
3) Yemek zamanında arkadaşını düşünmeli ve arkadaşından daha fazla yemeyi asla düşünmemelidir. Sofraya gelen yemeğin, sofrada bulunanların rızası olmadıkça fazla yenmesi haramdır. Aksine arkadaşının fazla yemesine imkân vermek suretiyle arkadaşını kendine tercih etmelidir.
İki hurmayı birden yememeli. Ancak sofrada oturanların hepsi öyle yerlerse veya ona o şekilde yemesine izin verirlerse, o zaman o şekilde yiyebilir. Eğer arkadaşı azar azar yerse onun iştahını açmaya gayret göstermeli ve yemeye teşvik etmeli ve arkadaşına 'ye' demelidir. Bunu üç defadan fazla tekrar etmemelidir. Zira üç defadan fazla 'ye' demek, fuzulî ve ifrat olur. Hz. Peygamber (s.a), herhangi birşeye üç defa muhatap olduğu zaman, üç defadan fazla ısrar etmediği gibi, üç defadan fazla ısrar edenin sözüne de iltifat etmezdi.26
Hz. Peygamber (s.a), konuşmayı üç defa tekrar
ederdi.27 O halde edepli kimse üçten fazla demeye meydan vermeyen kimsedir.
Israr edep dışı bir harekettir. Arkadaşına yemek hususunda yemin verdirmek
ise, dinen yasak ve çirkindir. Hasan b. Ali (r.a) şöyle demiştir: 'Yemek
için mü'mine, yemin teklif etmek gerekmez'.
4) Arkadaşını kendisine 'ye' demeye mecbur etmemelidir. Ediplerden biri
şöyle demiştir: 'Yemek yiyenlerin en iyisi, arkadaşını bu hususta kendisini
kontrol etmeye mecbur etmeyen ve arkadaşının 'ye' demesine meydan vermeyen
kimsedir'. Başkası kendisine bakıyor diye iştahı çektiği bir yemeği terk
etmek, uygun bir hareket değildir. Çünkü böyle yapmak, yapmacık bir
harekettir. Aksine âdeti üzerine devam etmeli ve tek başına olduğu zaman
nasıl yerse, arkadaşlarla beraber olduğunda da öyle hareket etmelidir. Ancak
tek başına olduğu zaman, kendini güzel edebe alıştırmalıdır ki, cemiyet
arasında yapmacık hareketlere muhtaç olmasın. Evet eğer arkadaşlarını
nefsine tercih ederek, onların ihtiyaçlarını dikkate alarak az yerse, bu
takdirde az yemesi güzeldir. Eğer sofradaki insanlara yardım niyetiyle ve
onları yemeye teşvik etmek kastıyla fazla yerse, bunda sakınca yoktur.
Aksine böyle davranmak güzeldir.
İbn Mübarek hurmaların en güzelini arkadaşlarına
takdim ederek şöyle demiştir: 'Kim fazla yerse herbir çekirdeğe karşılık ona
bir dirhem vereceğim'. Yedikten sonra çekirdekleri sayar kimin çekirdekleri
fazla ise, fazla olan her çekirdeğe karşılık bir dirhem verirdi. İbn
Mübarek'in böyle yapması iki sebebe dayanır: a) Yemek hususundaki haya ve
utangaçlığı kaldırmak, b) Arkadaşlarla sohbeti koyulaştırmaktır.
Câfer b. Muhammed (r.a) şöyle demiştir: 'Bence arkadaşların en iyisi, (sofrada)
en fazla yemeğimi yiyen ve lokmasını en büyük yapandır. Bence arkadaşlardan
derdi çekilmez ve en ağırı o arkadaştır ki, yemekte bile kendisini kontrole
mecbur eder'. Bütün bunlar normal âdet üzerinde yürümenin ve yapmacık
hareketlerden kaçınmanın gerekliliğine işarettir.
Yine İmam Câfer-i Sâdık şöyle demiştir: 'Kişinin
arkadaşına karşı olan muhabbetinin tatlılığı, onun evinde güzelce yemesinden
belli olur'.
5) Leğende elin yıkanması mahzurlu değildir. Eğer tek başına yerse, aynı
leğende dişlerini ve ağzını yıkayıp çalkalayabilir. Eğer başkasıyla beraber
yerse ağzını yıkayıp leğene boşaltması uygun değildir. Başkası kendisine
ikram olsun diye leğeni önce kendisine takdim ederse kabul etmelidir.
Enes b. Mâlik ve tâbiînden Sâbit el-Bennânî (r.a) bir sofrada bir araya geldiler. Bu arada Enes b. Mâlik leğeni Sabit'e takdim etti. Sabit ise, edebinden ötürü Enes'ten önce yıkamayı kabul etmedi. Bunun üzerine Enes (r.a) şöyle dedi: 'Kardeşin sana ikram ettiği zaman onun ikramını kabul et, reddetme. Zira o kimse gerçekte Allah Teâlâ'ya ikram ediyor'.
Rivayet ediliyor ki, Hârun Reşid âma olan Ebu
Muaviye Muhammed b. Hâzım'ı davet etti. Dâvet edilen zât leğende elini
yıkarken Hârun Reşid eline su döktü. Ebu Muaviye elini yıkadıktan sonra
Hârun kendisine şöyle sordu:
- Ey Ebu Muaviye! Senin eline su dökenin kim olduğunu biliyormusun?
- Hayır.
- O suyu emir'ul-mü'minîn döktü.
- Ey emir'ul-mü'minîn! Sen böyle yapmakla ancak ilme ikram etmişsin ve onu
yüceltmişsin. İlim ve onun ehlini yücelttiğin gibi, Allah da seni
yüceltsin.28
(Eğer leğen geniş ve ibrikler birkaç tane ise) aynı anda birkaç kişinin aynı leğende ellerini yıkamalarında hiçbir sakınca yoktur. Aksine, böyle yapmak tevâzua daha yakın ve beklemekten de daha iyidir. Hepsinin aynı anda yıkamayıp, ayrı ayrı yıkamaları halinde herbirinin suyunun dökülüp yeni leğenin getirilmesi uygun bir hareket değildir. Kullanılmış su leğende biriktirilir ve bir defada dökülür.
Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Abdest suyunuzu bir araya toplayınız. (Böyle yaptığınız takdirde; yani bir
kapta yıkadığınız takdirde) Allah Teâlâ sizin aranızdaki ihtilâfı giderip
birleşmenizi temin eder.
Denildi ki: Bu hadîs-i şerifteki abdest suyundan gaye; toplu halde yiyenlerin bir kapta yıkamalarıdır. Ömer b. Abdülâziz, İslâm diyarlarına şöyle bir ferman göndermiştir:
El yıkanan leğen dolduğu zaman, toplu halde yiyenlerin arasından kaldırılıp dökülsün. Sakın kendinizi Acemlere benzetmeyiniz.
İbn Mes'ud (r.a) şöyle demiştir: 'Ellerin
yıkanmasını bir leğende yapın. Sakın Acemlerin âdetine uymayın'.
Ele su döken hizmetçinin ayakta olmasını, bazı âlimler kerih görerek,
oturmasını daha uygun bulmuşlardır. Çünkü hizmetçinin oturarak su dökmesi
tevazûa daha yakındır.
Bazı âlimler de hizmetçinin oturmasını kerih görerek şunu anlatmışlardır: 'Hizmetçi oturduğu halde birisinin eline su döktü. Bu sırada eline su dökülen adam ayağa kalktı. Ayağa kalkana 'Neden kalktın?' diye sorulduğu zaman şu cevabı verdi: 'Birimiz muhakkak ayakta olmalıdır'.
Hizmetçinin ayakta olması daha evlâdır. Çünkü ayakta olması hem suyu dökmeye ve hem de yıkamaya daha uygun düşer ve bir de suyu ayakta dökmek tevazûa daha yakındır. Eğer hizmetçinin suyu ayakta dökmeye niyeti varsa, ona hizmet imkânını vermekte herhangi bir kibir yoktur; zira hizmetçinin suyu bu şekilde dökmesi normal bir âdettir.
Geçmiş izahtan anlaşıldı ki, leğende el
yıkamanın yedi âdabı vardır:
1. Leğene tükürmemek.
2. Baş ve reis olan kimseye herkesten önce leğeni takdim etmek.
3. Takdim etme ikrâmını kabul etmek.
4. Sağdan başlayarak gezdirmek.
5. Aynı leğende bütün cemaatin ellerini yıkaması.
6. Kullanılan suyun tamamının aynı leğende toplanması.
7. Yıkayanların eline su döken hizmetçinin ayakta olması. Edeplerden biri de ağzından ve elinden suyu leğene yavaşça bırakmak-tır ki arkadaşlarına ve üzerinde oturduğu sergiye bıraktığı su sıçramasın. Ev sahibi bizzat misafirin eline suyu dökmelidir.
Çünkü İmam Mâlik (r.a) kendisine misafir olarak
gelen (ve henüz yirmi yaşından daha küçük olan) İmam Şâfiî'nin eline su
dökmüştür. Bu manzara karşısında mahcup olan İmam Şafiî'ye şöyle demiştir: 'Sakın
benden gördüğün hareket seni utandırıp şaşırtmasın. Zira misafire hizmet
farzdır'.
6) Arkadaşlarına yemek yerken bakmamalı ve utandıracak derecede yemelerini
kontrol etmemelidir. Aksine onların yemesiyle ilgilenmemeli ve kendi
yemesiyle meşgul olmalıdır. Eğer kendisinden sonra arkadaşları yemekten
utanırlarsa, o zaman arkadaşlarından önce yemeği bırakmamalıdır. Onlar
doyasıya yeyinceye kadar o da yavaş yavaş yemekle kendini oyala-malıdır.
Eğer az yiyen bir kimse ise, yemeğin başlangıcında ağır ağır yemeli ve
yemeği onlarla beraber bitirmelidir. Çünkü ashab-ı kirâmın (r.a) çoğu böyle
yapmıştır. Eğer herhangi bir sebepten yemiyorsa, misafirlerden özür
dilemelidir ki, özür dilemekle onların mahcubiyetlerini kaldırmış olsun.
7) Başkasını tiksindirecek bir harekette bulunmamalıdır. Bu bakımdan elini
yemek kabına silkmemelidir. Lokmayı ağzına alırken başını yemek kabının
üzerine eğmemelidir. Ağzından
herhangi bir şeyi çıkardığı zaman yüzünü yemekten çevirerek o şeyi sol
eliyle tutmalıdır. Yağlı lokmayı sirkeye daldırmamalı, sirkeyi de yağlıya
karıştırmamalıdır. Çünkü başkasının bundan tiksinmesi mümkündür.
Dişiyle kesip parçaladığı lokmayı (müşterek) çorbanın ve sirkenin içine sokmamalı ve tiksindirici şeyleri hatırlatan sözleri söy-lememelidir.
26) İmam Ahmed
27) Buhârî, (Enes'ten)
28) Bu zat, dört yaşında iken gözlerini kaybetmiştir. Kûfelidir. Şâyân-ı
itimad bir zattır. H. 123 senesinde doğup, H. 194 senesinde vefat etmiştir.