Fahiş konuşmaktan sakının! Çünkü Allah Teâlâ ne fahiş konuşmayı ve ne de başkasına işittirmek için fahiş konuşmaya zorlanmayı sevmez.71
Hz. Peygamber (s.a) Bedir de öldürülen müşriklere küfretmeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur:
Onlara sövmeyin! Çünkü söylediklerinizden onlara herhangi birşey gitmez. Fakat dirileri (onların akrabalarını) üzmüş olursunuz. İyi bilin ki fahiş ve kötü konuşmak alçaklıktır.72
Dört kimsenin cehennemde çektikleri azaptan cehennemlikler bile üzülürler. Hamim ile Cahîm arasında koşar dururlar. 'Vay hâlimize, helâk olduk' derler. Bunlardan birinin ağzından irin ve kan akar. Ona denir ki: 'Şu uzaktaki adamın durumu nedir ki bizim içinde bulunduğumuz eziyete rağmen bizi rahatsız etmektedir?' O da cevap olarak Şunları söyler: 'O adam dünyada çirkin ve habis olan her sözü dinler, cinsî münasebetten (veya fâhiş konuşmaktan) zevk aldığı gibi, o sözlerden zevk alırdı'.75 (Diğer sınıflar zikredilmemiştir).
Hz. Peygamber (s.a) Hz. Âişe'ye şöyle buyurmuştur:
Ey Aişe! Eğer fâhiş konuşma bir insan olsaydı, muhakkak kötü bir insan olurdu.76
Fâhiş açıklama ve gevezelik, münafıklığın
şubelerinden iki şubedir.
İhtimaldir ki hadîs-i şerifte bahsi geçen açıklama'dan (beyan) gaye,
açıklanması caiz olmayan birşeyi açıklamak ve izah etmekte mübalâğalı
hareket etmektir. Çünkü tekellüf ve zorlamaya girmiş olur. Üçüncü bir
ihtimal daha vardır ki o da şudur: Bu açıklama'dan gaye, dinî emirler ve
Allah'ın sıfatlarındaki açıklamadır. Çünkü dinî emirler ve Allah'ın
sıfatlarını mücmel bir şekilde halk tabakasına söylemek, mübalâğalı bir
şekilde izahına girişmekten daha iyidir. Çünkü mübalâğalı bir şekilde
izahlara girişmekten bazı zaman birtakım şüphe ve vesveseler doğar. Bu
bakımdan bu emirler mücmel bir şekilde söylendiği zaman, kalpler vesveseye
düşmeden onları kabul etmeye yanaşırlar. Fakat Hz. Peygamber, hadîs-i
şerifteki açıklamayı, gevezelikle beraber zikrettiğine göre. oradaki
açıklamadan insanoğlunun açıklamasından utandığı şeylerin açıklaması olması
maksûd olsa gerektir. Çünkü insanoğlunun açıklamasından utandığı şeyleri
kapalı ve onları üstün körü geçiştirmek fazlasıyla izah ve beyandan daha
iyidir. Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Allah Teâlâ, fâhiş konuşan, fâhiş konuşmak için kendisini zorlayan ve çarşılarda bağıran bir kimseyi sevmez.77
Câbir b. Semûre78 şöyle demiştir: Ben Hz. Peygamberin yanında oturuyordum, babam da önümdeydi. Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
Fâhiş konuşmanın ve karşılıklı fâhiş hareketlerde bulunmanın İslâm'da yeri yoktur. İnsanların İslâm yönünden en güzelleri, ahlâken en güzel olanlarıdır.79
İbrahim b. Meysere şöyle demiştir: 'Kıyamet gününde, fâhiş konuşup gevezelik yapan bir kişi, bir köpek suretinde veya bir köpeğin içinde getirilir (haşrolunur!)'
Ahmed b. Kays şöyle demiştir: 'Size hastalığın en şiddetlisinden haber vereyim mi? O hastalık dilin gevezeliği ve ahlâkın düşüklüğüdür!
İşte bunlar, fâhiş konuşmanın ve hareket etmenin
aleyhine vârid olan hükümlerdir.
Fahiş konuşmanın tarifine ve hakikatine gelince, çirkin sayılan şeyleri açık
ibarelerle söylemekten ibarettir. Bu ise, çoğu zaman cinsî ilişki ve onunla
ilgili olan şeyleri ifade eden lâfızlarda cereyan eder. Çünkü fesâd ehlinin
birtakım açık-saçık ve müstehcen terimleri vardır. Onları cinsî ilişkiden
bahsederken kullanırlar. Salâh ehli ise, onlardan sakınır. O terimlerin
ifade ettiğini kinaye yoluyla zikrederler. Onları ifade etme zarureti hasıl
olduğunda işaretlerle onlara değinip, onlara yakın sözlerle ifade ederler.
İbn Abbas der ki: 'Muhakkak Allah, hayâ sahibi
ve kerîmdir. Affeder ve kinaye ile belirtir'. Lemis tabirini cima yerine
kullanmıştır. Bu bakımdan Mesis, Lemis, Duhul ve Sohbet terimleri cinsî
ilişkiden ibarettirler ve fâhiş terimler de değildirler. Fakat bu sahada
fâhiş terimler mevcuttur. Onları söylemek çirkin kaçar. Onların çoğu
küfretmekte ve ayıplamakta kullanılır. Bu terimlerin fâhişlik dereceleri
ayrı ayrıdır. Bazıları bazısından daha fahiştir. Bunlar çoğu zaman
memleketin âdetiyle de değişirler. Başlangıçları mekruh, sonları mahzurlu ve
haramdır. Bu iki taraf arasında birtakım dereceler vardır ki onlarda
tereddüt edilir. Bu sadece cinsî ilişkiye mahsus değildir. Hatta küçük ve
büyük abdesti de kinaye yoluyla ifade etmek, açık ve seçik bir şekilde ifade
etmekten daha güzeldir. Çünkü bunlar da gizlenen ve açık söylenmesinden
utanılan şeylerdendir. Bu bakımdan böyle şeyleri açık ibarelerle söylememek
daha uygundur. Çünkü açıkça söylemek fâhiş konuşmak demektir.
Kadınlardan kinaye yoluyla bahsetmek, âdeten güzel sayılır. Bu bakımdan 'Benim
karım şöyle dedi' denilmemelidir. 'Odada veya perdenin arkasında şöyle
denildi veya çocukların annesi şöyle dedi' denilmelidir. Çünkü bu lâfızlarda
incelik göstermek güzeldir.
Buralarda açık konuşmak, fâhiş konuşmaya sevkeder. Kendisinde alaca hastalığı, kellik ve basur gibi birtakım zahirî ayıplar bulunan ve o ayıplardan utanan bir kimseye hitap etmek de böyledir. Bu bakımdan onun o ayıplarının açıkça söylenmesi uygun değildir. 'Şikayet ettiği hastalık' ve benzeri tabirler kulanılmalıdır. Bu bakımdan bu hastalıkları açık ibarelerle belirtmek, fâhiş konuşmaya dahildir. Bütün bunlar dilin âfetlerindendir.
Alâ b. Hârûn şöyle demiştir: "Ömer b. Abdulaziz
konuşmasında çirkin kelimelerden çok saknırdı. Koltuğunun altında bir çıban
çıktı. Ona gittik 'Yara nerende?' diye sorduk. O da 'koltuğumun altında
çıktı' demeye utandığı için 'Elimin içinde çıktı' dedi".
İnsanı fâhiş konuşmaya teşvik eden iki sebep vardır. Ya muhataba eziyet
vermek kastıdır veya alçak ve fâsık kimselerle beraber bulunmaktan elde
edilen kötü alışkanlıktır, âdetleri küfürbazlık olan kimselerin
arkadaşlığından gelen çirkin huydur.
Bir bedevî Hz. Peygamber'e 'Bana nasihat et!' deyince Hz. Peygamber şöyle
buyurmuştur:
Takvadan ayrılma! Eğer bir kişi sende olan bir kusurunla seni kınarsa, sen onu onda bulunan bir kusurla kınama! Bu takdirde onun günahı ona olur, ecri de senin olur. Sakın hiçbir şeye küfretme!80
Bu bedevî der ki: 'Ben, Hz. Peygamberin
nasihatından sonra hiçbir şeye küfretmedim".
İyad b. Himar81 Hz. Peygamber'e 'Benim kavmimden bir kişi, şeref bakımından
benden eksik olduğu halde bana küfrederse, ben de ondan intikam alırsam bir
zararım var mıdır?' diye sorar. Hz. Peygamber şöyle cevap verir:
Sövüşen iki kişi, şeytan gibidir. Onlar köpek gibi hırlaşır, yalan söyler ve ayrılırlar.82
Mü'min bir kimseye sövmek fâsıklıktır. Mü'min bir kimseyi öldürmek küfürdür.83
Birbirine küfreden iki kişinin küfürlerinin mesuliyeti onlardan ilk başlayana aittir. Ta ki zâlimin dediklerinden fazlasını mazlum deyinceye kadar...84
Anne ve babasına küfreden bir kimse merundur!
Kişinin anne ve babasına küfretmesi, büyük
günahlarının en büyüğüdür!
Ashâb 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kişi nasıl anne ve babasına küfreder?' deyince,
Hz. Peygamber 'Karşıdaki kişinin babasına küfreder. O da onun babasına
küfreder. Dolayısıyla babasına küfretmiş olur!' dedi.85
71)Nesâî
72)İbn Ebî Dünya
73)Tirmizî
74)İbn Ebî Dünya, Ebû Nuaym
75)İbn Ebî Dünya
76)Tirmizî, Hâkim
77)İbn Ebî Dünya
78)Câbir, Günâde'nin torunudur. Sa'd b. Ebî Vakkas'm kardeşidir. Kûfe'ye
yerleşmiş, H. 76'da orada vefat atmiştir.
79)Ahmed, İbn Ebî Dünya
80)Ahmed? Taberânî
81)İbn Ebî Himar b. Naciye b. Akkal b. Muhammed b. Süfyan b. Meşâci'dir.
Teym soyundandır ve ashab'dandır
82)Tayâlisî, Ebû Dâvûd
83)Müslim, Buhârî
84)Müslim
85)İmam Ahmed, Ebû Yala, Taberânî