Öven Taraftaki Âfetler
Birincisi: Bazen ifrata kaçar ve ifrat onu yalana sürükler! Nitekim Hâlid b. Mikdad şöyle demiştir:275 'Kim bir sultanı veya herhangi bir kimseyi, kendisinde bulunmayan sıfatlarla şahidler huzurunda medhederse, Allah Teâlâ kıyamet gününde bu kimseyi dehşetten sarkmış diline basıp düştüğü halde haşreder!'
İkincisi: Bazen medhediciye riya galip gelir. Çünkü meddah, medihle sevgi gösterisinde bulunur. Oysa kalbinde sevgi yoktur ve söylediklerine inanmamaktadır. Bu bakımdan söyledikleriyle hem riyakâr, hem münafık olur.
Üçüncüsü: Meddah, bazen olmayan şeyleri söyler.
Hem de o şeylerden haberdar olma imkânı olmadığı halde söyler. Rivayet
ediliyor ki, bir kişi Hz. Peygamber'in yanında başka bir kişiyi medh u senâ
etti. Hz. Peygamber kendisine şöyle dedi:
Sana yazıklar olsun! Sen arkadaşının boynunu kopardın. Eğer arkadaşın bu
dediklerini işitseydi hiçbir zaman felaha kavuşamazdı!
Eğer biriniz, arkadaşını medhetmek mecburiyetinde ise, bari 'ben filan adamı
şöyle sanıyorum ve Allah nezdinde hiç kimseyi temize çıkarmıyorum, çünkü o
kimsenin kontrol edeni Allah'tır. Eğer onun öyle olduğunu görüyorsa öyledir'
desin.276
Bu âfet, mutlak vasıflarla medhetmekten meydana gelir. O vasıflar ancak
delillerle bilinir. Adamın 'O muttakîdir!', 'Verâ sahibidir', 'Zâhiddir', 'Hayırlıdır'
ve benzeri vasıfları söylemesi gibi... Ama kişi 'Ben onu geceleyin namaz
kılarken, sadaka verirken, haccederken gördüm' dediği zaman, bunlar kesin
şeyler olduğu için sakınca yoktur.
Kişinin 'o âdildir, rızâ (râzı)dır' demesi de o kabildendir; zira adil ve rızâ gizlidirler. Bu bakımdan burada kesin konuşmak uygun değildir. Ancak gizli bir denemeden sonra konuşabilir.
Hz. Ömer, bir kişiyi öven birini dinledi ve 'Sen
onunla yolculuğa çıktın mı?' diye sordu. Öven 'Hayır!' dedi. Ömer 'Sen
onunla alışveriş ettin mi?' dedi. Öven 'Hayır!' dedi. Ömer 'Sen onun komşusu
musun? Sabah ve akşamını biliyor musun?' dedi. Öven 'Hayır!' dedi. Ömer 'Kendisinden
başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki sen o adamı tanımıyorsun' dedi.
Dördüncüsü: Övülen adam zâlim veya fâsık olduğu halde ba-zen övülmekten
ötürü sevilir. Oysa böyle bir sevgiye meydan vermek caiz değildir. Nitekim
Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Fâsık bir kimse övüldüğü zaman Allah Teâlâ öfkelenir.277
Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Kim uzun yaşaması
için zâlime dua ederse, o kimse Allah'a, yaratmış olduğu arzda isyan etmeyi
sevmiş olur!'
Fâsık bir zâlimin üzülmesi için aleyhinde bulunmak, sevinmesin diye
kendisini övmemek en uygun harekettir.
Övülen Taraftaki Âfetler
Övgü kişiye iki yönden zarar verir:
Birincisi: Övgü onda kibir ve gurur meydana
getirir, kibir ve gurur ise helâk edicidirler.
Hasan Basrî (r.a) şöyle anlatır: Hz. Ömer, etrafında ashâb-ı kirâm ve elinde
kamçısı olduğu halde oturuyordu. O arada Cârut b. Münzir çıkageldi.
Oturanlardan biri Hz. Ömer'e 'Bu Rabia kabilesinin başıdır' dedi. Hz. Ömer
de, etrafında oturanlar da, gelen Cârut da bu sözü işitti. Cârut, Hz. Ömer'e
yaklaştığı zaman, Hz. Ömer onu kamçılamaya başladı. Bu manzara karşısında
kalan Cârut, Hz. Ömer'e 'Ey mü'minlerin emîri! Benimle ne alıp veremediğin
var?' diye sordu. Hz. Ömer 'Seninle aramızda geçen birşey yok! Fakat sen
söylenilen sözü işitmedin mi?' dedi. Cârut 'Evet, işittim!' dedi. Hz. Ömer 'İşte
o söylenilen sözden senin kalbine kibir ve gurur gelmesinden korktum. Bundan
dolayı seni alçaltacak bir harekette bulunmayı istedim' dedi.
İkincisi: Övüleni hayırla övdüğü zaman, bu
övmeden sevinir, hayır yönünden gevşer ve nefsinden razı olur. Oysa
nefsinden razı olan bir kimsenin çalışması azalır; zira nefsini kusurlu
gören bir kimse ciddiyetle çalışmaya koyulur. Ama diller, adamın lehinde
övgüler düzdükleri zaman, adam da hedefe vardığını zanneder (dolayısıyla
gevşer!) Bu sırra binaen Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Eğer arkadaşın senin yapmış olduğun övgüyü işitmiş olsaydı, sen onun boynunu
kesmiş olurdun.
Arkadaşını yüzüne karşı övdüğün zaman sanki sen onun gırtlağının üzerinde
pırıl pırıl parlayan keskin bir usturayı gezdirmiş olursun.278
Başka bir kişiyi öven bir zata da şöyle buyurmuştur: 'Allah seni kessin. Sen adamı kestin!'279
Mutarref280 diyor ki: 'Ben lehimde yapılan bir övgüyü işittiğim zaman, mutlaka nefsim bana zelil görünmüştür'.
Ziyad b. Ebî Müslim281 şöyle demiştir: 'Herhangi
bir kimse lehinde bir övgü işitirse, muhakkak şeytan ona görünür. Fakat
müslüman bir kimse derhal hatırlar, kendine gelir'.
İbn Mübarek şöyle demiştir: 'Bahsi geçen bu iki zat da doğru söylemişlerdir.
Ziyad'ın sözüne gelince, onun bahsettiği kalp, halk tabakasının kalbidir.
Mutarref in bahsettiğine gelince, onun söylediği kalp, havassın kalbidir'.
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Bir kişinin başka bir kişiye bilenmiş bir bıçakla saldırması, onu yüzüne karşı övmesinden daha hayırlıdır.282
Hz. Ömer şöyle demiştir: 'Medhetmek, kesmek demektir'. Bunun hikmeti şudur. Çünkü kesilen bir kimse çalışmaktan gevşer ve çalışamaz hale gelir. Bir insan övüldüğü zaman da gevşer veya ucûb ve gurura meyleder.
Ucûb ve gurur da, kesmek gibi helâk edici
sıfatlardır. İşte bunun için de Hz. Ömer, medhetmeyi kesmeye benzetmiştir.
Eğer medh, medheden ile medhi yapılanın hakkında bu âfetlerden uzak olursa,
o vakit medihte herhangi bir sakınca yoktur. Hatta böyle olduğundan övmek
çoğu zaman iyi olur ve bunun için de Hz. Peygamber (s.a), ashâb-ı kirâmı
överek şöyle buyurmuştur:
Eğer Ebubekir Sıddîk'ın imanı -peygamberler hariç- bütün insanların imanıyla
tartılsa muhakkak Ebubekir'in imanı ağır basar.283
Hz. Ömer hakkında da şöyle demiştir:
Eğer ben peygamber olarak gönderilmeseydim, Ömer peygamber olarak
gönderilirdi.284
Acaba bundan daha büyük bir övgü var mıdır? Fakat Hz. Peygamber, bu övgüyü
sadakat ve basiret sebebiyle söylemiştir. Ashâb-ı kirâm da övgünün onlarda
gurur, ucûb ve gevşeklik mey-dana getirmesinden uzak ve yücedirler. Hatta
kişinin kendi nefsini medhetmesi, içinde kibir ve gurur olduğu için
çirkindir; zira Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Ben âdemoğullarının efendisiyim ve bu sözde övünme yoktur!285
Yani 'Ben bu sözü söylemekle, halkın kendi nefsini övdüğü gibi bir övgüyü kasdetmiyorum' demek istemiştir.
Bunun hikmeti şudur: Çünkü Hz. Peygamber Allah'a yakınlığıyla övünüyordu, Âdem'in evladı olmakla ve onların önderi bulunmakla değil! Nitekim padişahın yanında büyük bir sevgi ile kabul edilen bir kimsenin, padişahın birtakım hizmetçilerinden daha önde ve gözde olmasıyla değil, nimetle sevindiği gibi. Bütün bu anlattıklarımızdan, övmenin zenımi ile övmeye teşvik etmenin arasını telif edebilirsin. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) ashâb-ı kirâmın bir kimseyi övdüklerim işittiğinde şöyle demiştir:
Cennet vâcib oldu!286
Mücahid diyor ki: ''Âdemoğulları için meleklerden arkadaşlar vardır. Onların meclislerinde otururlar. Müslüman kişi müslüman kardeşini hayırla andığı zaman, melekler 'sana da bunun benzeri olsun' diye dua ederler. Onu kötülükle andığında, melekler 'Ey ayıbı örtülü olan Âdemoğlu! Nefsine kolaylık yap! Senin ayıbını örten Allah'a hamd ve senâda bulun!' derler. İşte bunlar övmenin âfetleridir''.
275)Kılâbî boyuna mensuptur, Humusludur. Künyesi
Ebu Abdullah'tır.
Güvenilir, âbid ve zâhid bir kimse idi. H. 103 senesinde vefat etmiştir.
276)Müslim, Buhârî
277)İbn Ebî Dünya, Beyhakî
278)İbn Mübarek
279)Irâkî aslına rastlamadığını söylemektedir.
280)Adı Abdullah b. Şüheyr el-Âmiri el-Hareşi'dir. Künyesi Ebu Abdullah
olan bu zat, Basralı âbid ve güvenilir bir zattır.
281)Adı Ebu Ömer Ferrâ el-Basrî'dir.
282)Irâkî aslına rastlamadığını söylemektedir.
283)Kitab 'ul-İlim 'de geçmişti.
284)Deylemî
285)Tirmizî, İbn Mâce
286) Enes şöyle anlatır: Ashâbın yanından bir cenaze geçti. Onu övdüler. Hz.
Peygamber de Vâcib oldu' dedi. Biraz sonra başka bir cenaze geçti, onun
hakkında da kötü konuştular. Hz. Peygamber 'Vâcib oldu' buyurdu. Ashâb "Bu
nasıl olur, ikisi için de Vâcib oldu' dediniz'' dediler. Hz. Peygamber 'Övdüğünüze
cennet, kötülediğinize de cehennem vâcib oldu. Çünkü sizler yeryüzünde
Allah'ın şahidlerisiniz' diyerek, bu sözü üç defa tekrar etti. (Tayalîsî,
İmam Ahmed, Buhârî, Müslim ve Nesâî)