Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Gerçekten ümmetim için en fazla korktuğum, riya
ve gizli şirktir. O şirk öyle bir şeydir ki siyah karıncanın karanlık gecede
siyah taşın üzerindeki izinden daha gizlidir.1
Bu sırra binaendir ki âbid ve muttakîler şöyle dursun, âlimlerin dâhileri
bile, bu şirkin tehlikelerine vâkıf olup onu sezmekten aciz kalmışlardır. Bu
tehlike, nefsin son tehlikelerinden ve hilelerin gizli kısımlarındandır. Bu
riya felaketine, âlimler, âbidler ve âhiret yolu için kollarını sıvayanlar
mübtelâ olurlar. Çünkü bunlar, ne zaman nefislerini kahredip, onunla
mücâhede ederlerse, onu şehvetlerden kesip, şüphelerden korunurlarsa ve
cebren onu ibâdet çeşitlerine zorlarlarsa, nefisleri âzaların yaptığı zâhirî
günahlara tamahkârlık etmek hususunda âciz olur. Bundan dolayı da hayır ve
hasenatı belirtmek, ilim ve ameli izhar etmek suretiyle istirahata çekilmeyi
ister. Böylece mücâhedenin zorluğundan halkın hoşuna giden, tâzim ve hürmet
etmelerini sağlayan bir yol bulur. Derhal ibâdet ve taatlerini anlatarak
halkı ibâdetine muttali kılar. Hâlık'ın bilmesiyle kanaat etmez. Yalnız
Allah'ın hamdine kanaat etmeyip insanların övmesiyle sevinir.
İnsanlar, şehvetleri terkettiğini, şüphelerden korunduğunu, ibâdetlerin zorluklarına katlandığını bildikleri takdirde kendisini överler. Mübalağalı bir şekilde takrizde bulunurlar. Ona tâzim ve ihtiram gösterirler. Onu görüp, konuşup duasını almak isterler. Görüşüne tâbi olmak hususunda harîs olurlar. Hizmet etmek ve selâm vermekle ona yaklaşmak isterler. Mahfellerde son derece ikramda bulunurlar. Alışveriş ve muamelelerde müsamaha ederler. Meclislerde öne geçirirler, yemek ve elbiselerde kendi nefislerine tercih ederler. Tevazu göstererek kendisine hürmet ederler. Hedeflerine hürmet ettikleri halde kendisine itaat ederler.
Bu bakımdan nefis, bu hususta her lezzetten daha
büyük bir lezzete sahip olur. Böylelikle şehvetlerin hepsinden daha büyük
bir şehvet elde eder. Dolayısıyla bunun yolunda günahları ve hataları
terketmeyi pek kolay birşey sanır. Bâtında lezzetlerin lezzetini ve
şehvetlerin şehvetini idrâk ettiğinden dolayı, ibâdetlere devamlılıktan
meydana gelen sertlik onun için yumuşar. Bu bakımdan insanoğlu zanneder ki
hayatı Allah iledir ve Allah'ın ibâdetiyle nefsi razı olmuştur. Oysa hayatı
ancak bu gizli şehvetle kaimdir. Öyle bir şehvet ki onun idrâkinden nâfiz ve
kuvvetli akıllar bile körleşir. İnsanoğlu kendisini Allah'ın ibâdetinde
muhlis ve haramlarından korunmuş olarak görür. Oysa nefis, kullara süslü
görünmek, halk için yapmacık hareketlerde bulunmak, halkın yanında elde
ettiği makam ve îtibara sevinmek hususunda bu şehveti içinde gizlemiştir.
Bunun vasıtasıyla ibadetlerin sevabını yakmış, amellerin en iyisini bile kül
haline getirmiştir. Kişinin ismini münafıkların listesine yazdırmıştır. Buna
rağmen kişi Allah'ın nezdinde makbul kullardan olduğunu zanneder.
İşte bu, nefsin bir hilesidir. Bu hileden ancak sıddîk olanlar kurtulurlar.
Bir düşüş yeridir ki ondan Allah'ın dergâhına yakın olanlar ancak çıkarlar.
Nitekim şöyle denilmiştir: 'Sıddîkların zihninden en son çıkacak şey riyaset
(reislik, baş olmak) sevgisidir'. Madem ki riya, gizli ve şeytanların en
büyük ağı olan bir hastalıktır. Öyle ise riyanın sebebini, hakikatini,
derecelerini, kısımlarını, tedavi yollarını ve kendisinden sakınma yolunu
izah etmek farz olmaktadır. Bu bölümü iki kısım üzere tertip etmekteki gaye,
böylelikle vuzuha kavuşmuş olmaktadır.