84 SEKSENDÖRDÜNCÜ MEKTÛB

Bu mektûb, seyyid Ahmed-i Kâdirîye yazılmıştır. Şeriatin ve hakîkatin başka başka olmadıklarını ve hakk-ul-yakîne kavuşmanın alâmetlerini bildirmektedir:

Hak teâlâ, islâmiyet caddesinde ilerlememizi nasip eylesin. Bütün gücümüzle Onun mukaddes zâtına çevrilmemizi ve bizi bizden almasını ve Ondan başka herşeyden büsbütün yüz çevirmemizi ihsân eylesin. Mîraç gecesi, Ondan gözü hiç kaymayan, insanların en üstünü hurmetine, bu duâmızı kabûl buyursun! Âmîn. Fârisî mısra' tercümesi:

Ne olursa olsun, dosttan konuşmak daha tatlı!

Her ne kadar dosttan söylenilen şeylerin hiçbiri, Onun sözü değilse de, o sözün, herhangi bir bakımdan O mukaddes sevgili ile bir bağlılığı vardır. Bu bağlılığı da nîmet sayarak, bu yolda çabalamak ve birşeyler söylemek tatlı olmaktadır. İslâmiyet ve hakîkat birbirinden başka değildirler. Ayrılıkları yalnız, birinde bilgilerin topluca ve ötekinde geniş, açık olmalarında ve düşünce yolu, keşf yolu ile hâsıl olmalarında ve görmeden, anlamadan, görerek inanılmalarında ve uğraşarak ibâdet etmek yerine kendiliğinden ibâdete sarılmaktadır. Parlak olan islâmiyetin bildirdiği bilgiler ve hükmler, hakk-ul-yakîne kavuştuktan sonra, hiç değişiklik olmadan, keşf yolu ile geniş olarak anlaşılmaktadır. Görmeden inanılan şeyler, hiç değişiklik olmadan kalb gözü ile görülür. Sevap kazanmak, ibâdet yapmak için uğraşmak, didinmek arzusu, ortadan kalkar. (Hakk-ul-yakîn) makamına kavuşmanın alâmeti, o makamdaki bilgilerin ve marifetlerin, islâmiyetin bildirdiklerine tâm uygun olmasıdır. Kıl ucu kadar uygunsuzluk bulunursa, hakîkate kavuşulmadığı anlaşılır. Tarîkat büyüklerinden herhangi birinin bilgisinde ve işinde islâmiyete bir uygunsuzluk bulunması, sekrden, şü'ûrsuzluktan ileri gelir. Sekr, yolda ilerlerken hâsıl olmaktadır. Tasavvuf yolunun sonuna kavuşanlar, hep sahv, şü'ûr, uyanıklık hâlindedirler. Onlar vakte değil, vakit onlara uymaktadır. Hâl ve makam, onların yüksek derecelerine uymuştur. Fârisî beyt tercümesi:

Sôfî denince, ibn-ül vakit anlaşılır.

Fakat sâfî vakti ve hâli aşmıştır.

Görülüyor ki, islâmiyete uygunsuzluk hakîkate kavuşulamamış olduğunu gösterir. Tasavvuf büyüklerinden birkaçı, islâmiyet, hakîkatin kabuğudur, hakîkat, islâmiyetin özüdür, demiştir. Böyle sözler, her ne kadar, söz sahibinin doğru yoldan ayrıldığını göstermekte ise de, belki bu sözle, kısa ve toplu olan şey, açık ve geniş olan şeyin kabuğu gibidir ve düşünerek anlamak, kalb gözü ile görmek yanında, özün kabuğu gibidir demek istemişlerdir. Fakat, hâlleri doğru olan büyükler, böyle lâstikli kelimeleri söylemekten kaçınmışlar, kısa ile uzun ve düşünce ile keşf kelimelerinden başka birşey söylememişlerdir. Bir kimse, Hâce Nakşibend hazretlerinden sordu ki, (Tasavvuf yoluna girmek ve ilerlemek niçindir?). Cevap olarak buyurdu ki, (Kısa ve toplu olan bilgilerin genişlemesi için ve düşünerek anlaşılan bilgilerin keşf yolu ile bulunması içindir). Allahü teâlâ, bilgilerimizi ve işlerimizi islâmiyete uygun eylesin!

Ayrıca başınızı ağrıtalım: Duâcınızın mektûbunu getiren meyân şeyh Mustafâ Şüreyhî, Kâdı Şüreyh hazretlerinin soyundandır. Dedeleri hep büyük insanlar idi. Geçim için yardımcı olan vazîfeleri ve gelirleri çoktu. Kendisi şimdi geçim sıkıntısındadır. Senetlerini, fermanlarını yâni iyi hâl kâğıdlarını yanına alarak asker olmak için gelmiştir. Yakınlık göstermenizi, ihsân ederek, rahata kavuşmasına, sıkıntıdan kurtulmasına sebep olmanızı dilerim. Başınızı daha çok ağrıtmayayım.

Ne bahtiyâr, ol kişi kim,

okuduğu, Kur'an ola!

Ezan, ikâmet duyunca,

gönlü dolu, îman ola! 

geri    mektubat    ileri